Açılış — Eûzü-Besmele, Eftalu’z-Zikr Tevhîd, Tüm Niyâzlar; Sohbete Şûrâ Sûresine Geçiş Hazırlığı; Mü’minlerin Hayatını Kapsayan Niyâzlar (Hak-Bâtıl Tefriki, Hak Yolunda Mücadele, Tövbe-İstiğfâr); Salih Amel ile Şükür Arasındaki İlişkinin Hatırlatılması
Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftane zikir fa’lem ennehu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyye, Nebiyye ve Mürselin velhamdülillahi Rabbil Alemin. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Rabbim cümlemizi Hakk’ı, Hakk’ı batıl batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye yapışanlardan eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi affettiği kulların zümresine ilhak eylesin. Âmîn. Katından merhamet ettiği, ikram ettiği, lütfettiği kullarından eylesin. Âmîn. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşaallah. Âmîn. Geciktiğimiz için hakkınızı helal edin. Helal olsun. Allâh razı olsun inşaallah. Evet kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaallah. 1525. Beyitten inşaallah devam ediyoruz.
Allâh’a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Tabi bundan önce sözün faydası yoksa söyleme. Varsa itirazı bırakıp şükretmeye çalış. sözün bir kimse sözün faydalı olacaksa, o seni dinleyecekse ona bir fayda söz konusu olacaksa ona konuş, ona söyle, ona anlat. Ama yok ona bir faydanın dokunacağını düşünmüyorsan, sözünün ona tesirli olacağını düşünmüyorsan bir şey konuşmana gerek yok. Sen otur Allâh’a şükret, Allâh’a hamdet. Oradan devam ediyoruz. Allâh’a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Allâh’a şükretmek herkesin boynunun borcudur. Bu ne demek? O zaman herkes Allâh’a borçlu. Cenab-ı Hakk’ın âyet-i kerimede hepiniz tabiri caizse fakirsiniz. Allâh kanidir, zengindir diyor. O zaman herkes Allâh’ın zenginliğinin önünde boyun bütmek zorunda, borçlu.
Tabi şükür bahsi, dinin içerisinde ayrı bir bahis olarak alınmalı. Çünkü Cenab-ı Hakk’a o kadar çok şükretmekle alakalı. Kur’ân’ın Keriminde üzerinde durmuş ki 70 kusur yerde Allâh’a şükür etmekle alakalı ayetler var. O zaman Cenâb-ı Hak şüküre o kadar çok ehemmiyet vermiş. Öyle ehemmiyet vermiş ki peygamberlerine dahi bu konuda Allâh’a şükretmeleri için onlara dahi tavsiyelerde bulunmuş. Ve Rabbim insanlara vermiş olduğu nimetlerin karşılığı olarak şükretmelerini, hamd etmelerini, kendisini zikretmelerini istemiş. Lokman Suresi âyet 20 Allâh’ın göklerde ve yerde bulunan her şeyi hizmetinize verdiğini ve sizlere açık ve gizli bol bol nimetler bahşettiğini görmez misiniz? O zaman iki türlü nimet var.
Bir açıktan nimetlendirmiş, iki bir de ne gizli olarak nimetlendirmiş. O zaman iki şükür hale çıktı. Bir açıktan nimetlere var, bir de gizli nimetlere şükür var. Bunu alın bir kenara koyun. Bir açıktan nimetler var. Bir de gizli nimetler var. Gizli nimet ne? Bütün herkes onu görmüyor. O seninle alakalı bizatihi. O zaman herkesin görmediği şey ahşikar değil. Ya da belli şeylere ahşikar. Ve yine Bakara 152’de öyleyse yalnız beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bu âyet-i kerîme çok önemli. Bu zikre karşı gelenleri durduran ayetlerden birisi. Öyleyse yalnız beni zikredin. zikredilecekse sadece Allâh zikredilir. Ben de sizi zikredeyim. Demek ki siz Allâh’ı zikrederseniz Allâh da sizi zikretecek.
Zikrin hemen arkasından bana şükredin. Sakın nankörlük etmeyin. Zikrin arkasından şükür ayeti var. Bana şükredin. Demek ki zikir, şükür ve nankörlük etmeme. Arda ardına sıralandı. Allâh’ı zikret, Allâh’a şükret ve nankörlük etme. Bu üst üste sıraladı. Ve yine Bakara 152’de normalde Âl-i İmrân’da, değişik surelerde hep Cenâb-ı Hak’a şükürle alakalı ayetleri bulmanız mümkün. Ve mesela Cenâb-ı Hak enteresan bir şekilde Allâh’a karşı gelmemenin de bir şükür olduğunu söylüyor. Allâh’a karşı gelmemek. Âl-i İmrân 123, Andolsun siz son derece güçsüz iken Allâh size Bedir’de yardım etmişti. O halde Allâh’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. Bedir’de çok azdı Müslümanlar. Cenâb-ı Hak Bedir’de Müslümanlara bir zafer bahşetti.
Diyor ki o zaman Allâh’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. bir kimse Allâh’ın emirlerinin dışına çıkmazsa ne olmuş oldu? Şükretmiş oldu. Demek ki karşı gelmemek dahi bir şükür. Yine hiçbir kimse Allâh’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belli bir süreye göre yazılmıştır.
Şûrâ 42/20 Tilâveti — «Men kâne yurîdü harse’l-âhirati nezid lehû fî harsihi; ve men kâne yurîdü harse’d-dünyâ nü’tihi minhâ ve mâ lehû fi’l-âhirati min nasîb» — «Kim Âhiret Ekinini Dilerse Ekinini Çoğaltırız; Kim Dünya Ekinini Dilerse Ona Ondan Veririz Ama Âhirette Bir Nasîbi Yok»; «Salih Amel Şükre Götürecek Amel» Tahkîki
Kim dünya menfaatini isterse kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız. O zaman salih amelde ne oldu? Şükre götürecek amellerden birisi oldu. siz normalde dünya menfaatini istemez de ahiret menfaatini isterseniz o zaman şükredenleri mükafatlandıracağız. Cenâb-ı Hak o şükreden insanlarda ne yapıyor? Mükafatlandırıyor. Bu da ayrı bir şükür vesilesi. O zaman biz iyi ameller salih ameller işleyeceğiz ki Cenâb-ı Hak bizi şükretmiş gibi sayacak. Salih amelleri istemeyen insanlar o zaman şükretmediler. Şükretmediyse karşılığı ne? Nankörlük yaptılar. O zaman normalde mesela bir kimse Cenâb-ı Hak’a karşı geldi. Cenâb-ı Hak’a karşı gelince o da şükretmemiş oldu.
Bakın şükretmemek sadece elhamdülillah dememek değil. bir kimse farzları terk etti o da şükretmemiş oldu. Bir kimse haramları aleni açıktan işledi. Allâh’ın hukukunu kanununa saygılı olmadı. O da şükretmedi. Demek ki şükürle alakalı yelpaze öyle dar bir yelpaze değil. Ve yine şükür insanı cehennem azabından koruyor. Şükür. Nisa 147. Eğer şükreder, iman ederseniz Allâh size niye azap etsin ki? Allâh şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir. Eğer şükredersen ve iman edersen Allâh sana neden azap etsin ki? Allâh sana şükrünün karşılığını verecek. Bakın iman etmeyi ve şükretmeyi cehennem azabından kurtuluş olarak Cenâb-ı Hak gösterdi. Allâh’a şükretmek bu kadar önemli. Ve yine şükretmek müşriklerle müminlerin arasını ayırt eden önemli ibadetlerden birisi.
Şükretmek. Müminle müşriğin yolunu ayırdı. Müminle müşriğin arasına bir ayraç koydu. Böylece insanların bazısını bazısıyla denedik ki Allâh aramızdan şu adamları mı iman nimetine layık gördü desinler? Allâh şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi? Demek ki Cenâb-ı Hak bir kısmını bir kısmımızda deniyor ve senin beğenmediğin bir kimse iman ehli oluyor. Ve iman nimetine layık görüyor Cenâb-ı Hak onu. Ve bu öylece Cenâb-ı Hak şükreden kullarını daha iyi biliyor. Öbür küsü normalde o iman nimetine nahil değil. Müminle münafına yaptı, ayırt etti. Tabi bir de ayrıyetten bu yiyecekler içeceklerle alakalı. Bu şükür meselesi çok geniş. Bu kadar geniş almaya gece yetmeyecek. O yüzden kısa kısa aldım.
Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helal olanlarına yiyin. Eğer yalnız Allâh’a kulluk ediyorsanız ona şükredin. Demek ki iman edenlere Cenâb-ı Hak temiz ve helal olanları müsaade etmiş. Temiz olması yeterli değil, helal olacak. Helal olması da yeterli değil, temiz olacak. Bugün dünya üzerindeki sıkıntılardan birisi bu helal gıda meselesi. Bakın gıdalar temiz olabilir, helal mı değil mi? Sakın öyle o helal sertifikasını yeterli görmeyin. Çünkü bu mesele öyle bir noktaya gitti ki artık dünya üzerindeki savaşların bir kısmı gıda üzerinden oluyor. Gıda bir savaş aracı oldu. Aslında bundan yüzyıllar önce de gıda savaş aracıydı. Şimdi yüzyıllar sonra yine savaş aracı olarak önümüze çıktı.
Yüzyıllar önce kıtlık, düzgün beslenememe insanların yeryüzünde değişik göçlerine sebep olmuştu. Yine şimdi artık bu gıda terörüyle alakalı, yine insanlığın bu konuda en büyük handikaplarından birisi. O zaman Cenâb-ı Hak bize vermiş olduğu rızıkların temizini ve helalini tercih edeceğiz. Amma velakin Allâh’a kulluk ediyorsanız ona şükredin. Bakın Allâh’a kulluk etmeyi de Cenâb-ı Hak şükre bağladı. Eğer Allâh’a kulluk ediyorsan o zaman ona şükret. Eğer ona şükretmiyorsan o zaman Allâh’a kulluk etmedin. Yine Nahl Suresi 114. Öyleyse Allâh’ın size rızık olarak verdiğini… Pardon İbrahim Suresi âyet 7. ”Andolsun eğer şükrederseniz elbette size nimetimi arttırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çedinler.” Burada da Cenâb-ı Hak şükredenlere nimetlerini arttıracağını söylüyor.
Eğer şükrederseniz nimetlerimi arttırırım. Yok, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çedinler. O zaman sohbetin başında Cenâb-ı Hak maddi manevi görünen, görülmeyen rızıkları ikiye ayırmıştık. Görünenler bir de görülmeyenler.
Şükür Mertebeleri — «Hem Görünene Hem Görünmeyene Şükrünü Arttırması»; «Cenâb-ı Hak da Ona Nimetini Arttırır»; «Çok Şükrettiler Maddî Olarak Görünen Rızıkları Arttı, Manevî Nimetin Artması»; İbrâhîm 14/7’nin Tahkîki: «Le-in şekertüm le-ezîdenneküm» (Şükrederseniz Mutlaka Arttırırım)
O zaman hem görünene hem görülmeyene bir kimse şükrünü arttıracak ki Cenâb-ı Hak da ona nimetini arttırsın. Şimdi çok şükrettiler, çok şükredenler maddi olarak, görünen olarak rızıkları arttı. O zaman manevi nimetin artışına, manevi nimetin artması ne, manevi nimet ne? Manevi nimet bu herkes için değişebilir. En önemlisi Allâh sevgisidir. Bu manevi nimet normalde Allâh sevgisi tabi bu nimetin zirvesidir. Bu normalde Allâh’ın bu nimete nail olan o kullar, devamlı Cenâb-ı Hak’ın manevi lütuflarına, ikramlarına, ihsanlarına mazhar olduğundan onlar her daim Cenâb-ı Hak’ın vermiş olduğu bu manevi nimetlere hamd edecekler, şükredecekler. Allâh da onların o manevi nimetlerini arttıracak. Ve bu normalde nimetler öylesine artacak ki dünya perdesiyle alakalı herhangi bir şey kalmayacak.
O kimse manevi olarak yürüyecek. Bu manevi nimetler genelde kalibi şükürle mümkündür. Şimdi bir dil ile şükür vardır. Dil ile şükür o kimsenin Allâh’a hamd etmesidir. Elhamdülillahi Rabbil Alemin demesi. Bu dil ile şükürdür. Fiyili şükür vardır. Namaz kılmak gibi, oruç tutmak gibi. Fiyili şükür vardır. Bir insanın davranış biçimleri fiiliyatıyla alakalıdır. Bu da nedir? Şükrün fiili olanıdır. Şükrün kalibi olanı vardır ki bu Allâh sevgisi ile alakalıdır, bağlantılıdır. O kimse Allâh’ı sevdikçe sevmeye çalışır, sevdikçe sevmeye çalışır ve kalibi varidadları, kalibi meratipleri artmaya başlar ki bu manevi şükrün göstergesidir. Ve o manevi nimetlerin artmasıdır. Nasıl günü gününe müsavi olan zarardadır hadîs-i şerîfi, manevi yolda da öyledir.
Bir kimsenin kalbi şükretmesi, kalbi şükretmesi, kalbi Allâh’a hamd etmesi, onun manevi olarak yolunun açık olduğunu, manevi olarak yol yürüdüğünü, kalbi ve varidadlarının devam ettiğini gösterir ki, bu görünmeyen gizli manevi Cenab-ı Hakk’ın rızkıdır. Ve Allâh’ın manevi gizli olarak vermiş olduğu bir lütuftur. O yüzden Âyet-i Kerîme’de bunlar mı Allâh’a iman etmiş, küçük görüyor ya, buna mı Cenâb-ı Hak bahşetmiş, küçük görüyor ya ve O’ndaki o manevi rızık, O’ndaki manevi tecelliyat, O’ndaki manevi görünmeyen lütuf, ikram, ihsan, o kimsenin kalbi şükrüdür. Kalbi şükre erenler, kalbi şükre erenler, kendilerinin başlarına ne gelirse gelsin, o her halükarda Allâh’a hamd ederler. Kalbi şükre erenler o yüzden her halükarda hamdlerini artırmaya çalışırlar ki, Cenâb-ı Hak da onlara nimetlerini artırsın.
Çünkü Âyet-i Kerîme’de kim nimetlerime, kim şükrünü artırırsa, kim hamdini artırırsa, Allâh da ona olan manevi rızkını, manevi tecelliyatlarını artıracak. O yüzden o kimsenin normalde en önemli şükrü kalbi olarak yaptığıdır. Yine Tirmizi’de bir hadîs-i şerife bağlayayım, Şükür gönlünün nimeti veren Allâh’ı Teala’ya tam bağlı olmasıdır. Tirmizi’den geçen hadîs-i şerîf. O zaman o gönlün senin o nimeti veren Allâh’a tam bağlı olursa, o zaman şükrün edası verilmiş olur. O yüzden mesela peygamberlerine, Davut’a, Musa’ya, Cenâb-ı Hak şükretmenleriyle alakalı birçok kutsi hadisler ve hadîs-i şerîfler vardır. Allâh muhâfaza eylesin. Hem İmam Malik’ten hem İmam Tirmizi’den Allâh’a şükretmeyen insanlara teşekkür etmez.
Burası çok önemli. Allâh’a şükretmeyen insanlara teşekkür etmez. Birisi sana faydalı bir şey yapmış, ona teşekkür et. Ona teşekkür etmiyorsan o zaman sen Allâh’a da şükretmiyorsun demektir. İnsanlara teşekkür etmeyen Allâh’a şükretmez. İnsanlara da teşekkür etmeyen Allâh’a şükretmemiş oldu. O yüzden bakın denklem enteresan. Hep bunun biz son kısmını söylüyoruz. İnsanlara teşekkür etmeyen Allâh’a şükretmez. Allâh’a da teşekkür etmemiş olur diyoruz. Ama bunun başlangıcı ne? Allâh’a şükretmeyen insanlara teşekkür etmez. Bunun başlangıcı bu. O zaman önce o kimse Allâh’a teşekkür edecek ki insanlara teşekkür kapısı açılsın. İnsanlara teşekkür kapısının açılabilmesi için o kimse Allâh’a şükretcek.
Allâh’a şükretmeyince insanlara da teşekkür etmiyor. Allâh’a şükretmeyince insanlara da teşekkür etmiyor. Nankörlerden oluyor. Vefasızlardan oluyor. Hem insanlara hem Allâh’a. Arkasını eliyor. İnsanlara teşekkür etmeyen de Allâh’a şükretmez. Rabbim bizler onlardan eylemesin. Kavga etmek, suratını ekşitmek şükür değildir.
«Surat Ekşitmek Şükür Değildir» Tâlimi — «Şükretmek Surat Ekşitmeden İbaretse Sirke Gibi Şükreden Hiç Kimse Yok»; «Sirke Ciğere Gitmek İçin Yol Arıyorsa Ona Şükür Denmez»; Şükrün Tatlı-Dilli, Güleryüzlü, Hamd-Niyâz Ehli Tezahürü; Surat Ekşitenin Cenâb-ı Hak’a Şükredemediği Tâlimi
Şükretmek surat ekşitmeden ibaretse sirke gibi şükreden hiç kimse yok. Sirke ciğere gitmek için yol arıyorsa ona şekerle karış da sirken cebun ol der. Şimdi kavga etmek, suratını ekşitmek başına gelen hadiselerden dolayı kavga etmek. Başına gelen herhangi bir meseleden sıkıntıdan, dertten, gamdan yüzünü ekşitmek. Ondan hoşnut olmamak. Eğer sen şükrettiğini göstermek istiyorsan başına gelen hastalıkmış, dertmiş, gammış, kasavetmiş sıkıntıymış buna karşı yüzünü ekşitme. Allâh’tan gelen her ne var ise tebessümle karşılay. Ve Allâh’a hamd et, Allâh’a şükret, Allâh’ı zikret. Hiçbir zaman başına gelen hadiselerden dolayı Cenab-ı Hakk’a şikayet de bulunma. Hiçbir zaman isyana doğru yürüme. Ve başına gelenlerden dolayı yüzünü ekşitme.
Bu zor bir hal ama Hazreti Pir öyle bir yerden devuruyor ki herkesi evliya yapmaya çalışıyor. Diyor ki hepiniz de evliya olun. Başınıza gelen şeylerden dolayı yüzünüzü ekşitmeyin. Bu anneden imtihan, babadan imtihan, eşinden imtihan, çocuğundan imtihan, malından imtihan, sağlığından, canından imtihan bunların hepsi de başınıza gelecek. Bir şey başınıza geldiğinde bir sıkıntı sizi bulduğunda yüzünüzü ekşitmeyin. Kalkıp da surat ekşitirseniz hoşnutsuzluk belirtesi. O zaman Allâh’a şükretmeyin, Allâh muhâfaza eylesin. Ve diyor ki eğer diyor şükretmek surat ekşitmekten ibaretse sirke gibi şükreden hiç kimse yok. o zaman sirkeyi en fazla şükreden göreceğiz. Demek ki suratımızı ekşitmek yok. Demek ki bizim suratımızı düşürmek yok.
Kendi kendimize kalkıp da vay başımıza şunlar geldi deyip saçımızı başımızı yolmak yok. Sirke cihere gitmek için yol arıyorsa ona şekerle karış da sirken cebin ol de. sizin başınıza bir sıkıntı geldiğinde bir problem geldiğinde sen ona şükret, sen ona hamdet, sen Allâh’ı zikret, Allâh’a yaslan. O sana gelen dert, gam, kasevet her ne geldiyse o tatlılaşsın. Bakın o tatlılaşsın. Devam ediyor ya şekerle karış da ciğere doğru yol al. Demek ki sen onunla sana gelene hamdetmezsen, sana gelene şükretmezsen, şikayet edersen. Sana geleni sen yüzünü ekşitirsen o zaman Allâh’a şikayette bulundun. Her halükarda ona hamdetmedin. Oysa evliyalık kapısı her halükarda hamdetmekten, her haline şükretmekten geçiyor.
Başına gelenlerle mücadele etmek ayrı bir şey ama ondan şikayet edip yüzünü ekşitmek ayrı bir şey. Sufilik Allâh’a dost olma yoludur. Hazreti Pir Allâh’a dost olma yolunu anlatıyor bize. Bakın iyi dinleyin. Başınıza gelen bir şeyden, bir müsibetten, bir sıkıntıdan, bir dertten, bir gamdan, bir kasevetten yüzünüzü ekşitmeyin. O halin geçmesi için Allâh’a yalvarın, hamdedin, şükredin, zikredin ama ondan şikayet etmeyin. Onunla alakalı yüzünüzü ekşitmeyin. Allâh’a küsmeyin. Allâh’a sırtınızı dönmeyin. Bir tarafınızda bir sivilce çıktı diye varyansını etmeyin. Bırakın, o sivilceyle mücadele edin ama kalkıp da Allâh’a isyan etmeyin. Allâh’a sırtınızı dönmeyin. Allâh’ı unutmayın. Allâh’ı unutursanız o da sizi unutur.
Allâh’a sırtınızı dönmeyin. Başınıza ne geldiyse geldi. Eğer sen Allâh’a sırtını dönersen, Allâh da sana sırtını döner. Tevbe et, hamd et, Allâh’ı zikret, yoluna devam et. Hayat devam ediyor. Herkesin başına bir şeyler gelecek. Başına bir şey gelmeyen hiç kimse kalmayacak. Yok öyle bir şey. Zenginmiş, fakirmiş, makam sahibiymiş, değilmiş, şeyhmiş, dervişmiş. Dinlemez hiç kimse hiçbir şeyi. Senin başına gelecek olan gelir. Sen kamiller kamili olsan, baş köşeye otursan da gelir. Sen sufili en derin yaşasan da senin başına gelir. O yüzden senin başına dertsiz gamsız bir zaman geçecek zannetme. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ağır hasta. Ateşler içinde kıvranıyor. Başından aşağı sular döküyorlar, kendine geliyor, namazım diyor.
Namazım. Tekrar bayılıyor. Bir daha sular döküyorlar başından aşağı, kendine geliyor, namazım diyor. Namazını gevşetenler, buraya iyi dinleyin. Namazsız evliya olmaz. Namazsız sufilik olmaz. Namazsız müminlik olmaz. Olmaz. Namazsız uçmaya çalışanlar. Hayal dünyasında yüzüyorsunuz. Namazsız Allâh’a vuslat olduğunu iddia edenler. Hayal dünyasında yaşıyorsunuz. Bir kimsenin namazı yoksa evliyalıktan payı yoktur.
Namazsız Sufî Olmak Mümkün Değil — «Namazsız Uçmaya Çalışanlar, Hayal Dünyasında Yüzüyorsunuz»; «Namazsız Allah’a Vuslat Olduğunu İddia Edenler, Hayal Dünyasında Yaşıyorsunuz»; «Bir Kimsenin Namazı Yoksa Evliyalıktan Payı Yoktur, Sufîlikten Payı Yoktur»; Sufî Yolun Temel Şartı: Beş Vakit Namaz
Namazı yoksa sufilikten payı yoktur. Namazı yoksa onun seyresülükten payı yoktur. O kimsenin namazı yoksa asla ve asla manevi olarak yol gidenlerden değildir. O bir Müslümanın namazı yoksa o nankörlerdendir. Direkt. En direkt değil. Namazı olmayan bir Müslüman nankörlerdendir. Bak tekrar tekrar söylüyorum. Ne olursan ol, kim olursan ol, namazını terk etme. Nerede olursan ol, hangi halde olursan ol, namazını kıl. Allâh muhâfaza eylesin. eğer ki o kimse başına gelen sıkıntılardan başına gelen kasavetlerden şikayet ediyorsa, sıkıntı büyük. Hazret-i Peygamber o halinde dahi başına gelen o sıkıntıda, o başına gelen o hastalıkta kendine geldiğinde namazım diyordu. Her kendine geldiğinde namazım diyordu.
Sahabe dayanamadı. Dedi ki ey Muhammed, ya Resulallah, sana da mı böyle eziyet? Sana da mı böyle sıkıntı? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri son nefesine kadar din tebliğ ediyor, nasihat ediyor. Bu hadisi kutsi diyor ki bela ve müsibetin çoğu peygamberlere. Dikkat edin buraya. Bela ve müsibetin çoğu peygamberlere. Ondan sonra Allâh’ın veli kullarına. Ondan sonra Allâh’ın veli kullarının etrafındaki insanlara. Demek ki sen Hz. Muhammed Mustafa’nın peşinden gidiyorsan sana bela, müsibet sıkıntı gelecek. Sen bir velinin etrafında duruyorsan sana bir bela, müsibet sıkıntı gelecek. Sana bir kıvılcım sıçıracak, sıçramaması gayrikabil bir şey. Hem ben veli kulunun yanında duracağım hem bana hiçbir şey sıçramayacak.
Öyle bir şey yok. Öyle üç kuruşa beş köfte yok. Orada beş köfte yiyeceksen on beş kuruş ödeyeceksin. Beş köfteye beş kuruş değil. O velinin etrafında duracaksan beş köfteye on beş kuruş ödeyeceksin. Beş köfteye üç kuruş yok. Yok öyle bir şey. Hem Şeyh Efendi’nin yanında duracaksın hem bir de beş köfteye üç kuruş ödeyeceksin. Yok öyle bir şey. Daha fazla ödeyeceksin sen. Yanındasan daha fazla ödeyeceksin. Ya da uzak duracaksın. Uzaktan sevmek aşçıların en güzeli. Demiş ya aldatmak için. Ben Şeyh Efendi’nin zamanına alakalı söylüyorum. Ben o zaman için de zakirlere, nakiplere, nügabalara diyordum. Uzaktan sevmek aşçıların en güzeli. başında dur bakalım bir. Bir ondan seyahat et. Bir yol yürü bakalım onunla.
Bir beraber ol. Bir tuvalete bir dakika geç kal da göreyim ben seni. Kendi kendine avare avare orada dururken sen gazoz alacağım diye uğraş da bir göreyim seni. Bir yanında gevşek davran da göreyim seni. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden demek ki her hali karda biz Elhamdulillah diyeceğiz. Hazreti Pir bize evliyalık yolunu anlatıyor çünkü. Mesnevi kendisine tabi olanları evliyalık yolunu anlatır. Dinin özünü anlatır. Mesnevi okuyup dinleyecek olanlar sufilik yolundan gidecekler. Mesnevi bir hikaye gibi okuyamazsınız. Mümkün değil bu. Mesnevi tam bir evliyalık yolunu anlatan bir kitaptır. Bu tarakta bezo olmayan okumayacak da dinlemeyecek de. Çok rahat çok basit söylüyorum. Allâh bizi affetsin.
Manayı şiire sıkıştırmaya çalışmak, hapsolmakla müsavi, ondan gayri bir şey değil. Şiirde mana sapan gibi istenen yere gitmesine imkan yok. Manayı şiire sıkıştırmak. siz bir rüya gördünüz manevi mübeşşirattan bir rüya gördünüz. O mübeşşirattan bir rüyada değişik haller tecelli etti. Onu siz şiire sıkıştıramazsınız. Kelama sıkıştıramazsınız. Bilhassa şiire sıkıştırmaya çalışmak manayı katletmektir. Çünkü siz o zaman için şiir yazacak olanlar kafiyeye dikkat edecekler, vezine dikkat edecekler. Aman şu harf şuraya denk düşmedi, aman bu harf buraya denk düşmedi diyecekler. O yüzden manayı şiire, yazıya, kaleme dökmek kadar zor bir şey yoktur. Mananın özgürlüğünü katleder, harflere hapsedersiniz.
O yüzden ama rüyada görünen manevi haller ama zikrullahda görülen manevi haller kelama dökülürken eksilir. Hele bir de böyle şiirsel yazacağım. Aman böyle bir şiirsel olarak ben buraya bunu not düşeyim dersen o daha da zor olur. O yüzden hiçbir mana kelime gelmez, çok zor gelir.
Hz. Pîr Mevlânâ’nın «Şiire Mâ’nâ Gelmez» Tâlimi — «Mâ’nâ Şiire Gelmez, Eğer Şiire Gelirse Mâ’nâ Sapan Gibi Olur»; «İstenen Yere Gitmesine İmkân Yoktur»; Sapan Metaforu — Şiirin Mâ’nâya Sınırlama Getirmesi; Mü’minin Sözünün-Mâ’nâsının Saf-Doğrudan Olması Şartı
Hazreti Piri de bunu söylüyor. Diyor ki mana şiire gelmez. Eğer şiire gelirse mana sapan gibi olur diyor. İstenen yere gitmesine imkan yoktur. Sapanı bilir misiniz? Bilmeyenler elini kalırsın. Evet. Sapan malum uzak mahalle bir taş atacaksanız Filistin direnişinin meşhur simgelerinden birisidir ya, sapan taşı. O normalde Filistinliler malum böyle bir sapan yaparlar, içine taşı koyarlar. İsrail’in bombasına, mermilerine, tankına, tüfeğine sapan taşlarıyla karşılık verirler. Tabi Filistinlilerin o sapan taşı ta Davut’a gider. O zaman sapan taşının en iyi isabet ettiren kimdir? Davut aleyhisselamdır. Davut aleyhisselâm onlar 13 erkek kardeşler. En küçükleri Davut. 12 kardeş, 12’si de tallutun yanına giderler savaşmak için.
Yürürler savaşa katılırlar. Davut aleyhisselâm da dağda koyunlarının davarlarına gidiyor. Dağda koyunlarının davarlarını giderken ona da onu bırakmışlar. Demişler ki sen koyunlara bak, davarlara bak, hayvanlara bak. O dağda koyunlarının davarlarına gidiyor. Davut aleyhisselâm henüz daha genç. O da orada en küçükleri. O da normalde orada hayvanlarını giderken davanın başında Davudi bir ses. Ey Davut burada ne yapacaksın? Davut’un dağda koyunlarının davarlarını giderken ona da onu bırakmışlar. Ey Davut burada ne arıyorsun? Senin yerin burası değil. Sen Callut’u öldüreceksin diyor. O ilahi vahyi ve kelamı duyan Davut bir de arkasından bir ses daha. Hayvanlarına Allâh yeter. Allâh yeter. Bu hayvanlarını düşünme.
Onları koruyacak muhafaza edecek olan da Allâh. Sen bu hitaba, bu emre tabi ol. Hemen Davut orada hayvanları bırakıyor. Hemen yola koyulmaya yüz tutuyor. Yola koyulmaya yüz tutunca bir taş dile geliyor. Ey Davut beni al. Callut’u benimle öldür. Davut vahye, emret abi. Hayvanlarını bırak dedi bıraktı. Callut’u öldüreceksin dedi yola çıktı. Taş dile geldi yolda beni al dedi. Bu sefer Davut aleyhisselâm taşı aldı. Hevesine koydu. Yürürken tekrar bir taş daha seslendi ona. Dedi ki ey Davut beni al. Callut’u benimle vur. Davut ikinci taşı da aldı. Biraz daha yürüdü. Bir müddet daha yürüdükten sonra bir taş daha dile geldi. Ey Davut beni al dedi ki Callut’u benimle vur. Üçüncü taşı da aldı. Bazı rivayetler var.
Üç taşın Davut’un heybesinde birleştiğine dair. Ben öyle bir şey görmediğimden dolayı öyle bir şey söylemiyorum. Davut yürüdü heybetle birleşti. Davut yürüdü heybesinde üç tane taş var. Ve üçü de dedi ki Davut’a benimle Callut’u vuracaksın. Ben bu üç taşa değişik manalar veririm. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. Taş taştır. Davut bu üç taşı aldı. Ben Callut’a da ayrı mana veririm. Callut Callut’tur. Ben Callut’a ayrı mana verdim gibi taşlara da ayrı mana veririm. Müteşabi. Yürüdü. Biz şimdi meselenin normal tarafına bakalım. Yürüdü. Savaş meydanını buldu. Kardeşleri dedi ki Davut dön geri. Senin silahın yok, minferin yok, elinde mızrağın yok, okun yok, yayın yok, kılıcın yok. Callut da bugünkü savaş makinası gibi bir makina.
Callut iki metrenin üzerinde. Yaklaşık iki otuzluk bir kimse. İki metrenin üstünde ama. Üzerindeki zırhlar, demirden, tuştan zırhlar var. Kılıcın geçmesi mümkün değil, okun girmesi de mümkün değil. Ne ok girer ne kılıç girer. O günün savaş makinası. Zırhlarının da giydiğinde ikinin üzerinde boy var. Devasa bir insan azmanı gibi bir şey çıkıyor ortaya. Devasa bir insan azmanı. Ve kimse Callut’un karşısına çıkmaya cesaret edemiyor. Ve iki ordu karşı karşıya gelince Callut meydan okuyor. Diyor ki, içinizde benimle savaşacak olan var mı? Tallut dönüyor geriye ordusuna bakıyor. Herhangi birisi ben çıkarım diyen yok. Davut çıkıyor ortaya. Diyor ki onunla ben savaşırım. Tallut bakıyor ona. Diyor ki, gençsin.
Ben senin ölmeni istemem. Bakın malibiyeti kabul etmiş. Ben senin ölmeni istemem. Sen geri dön diyor. O da diyor ki, hayır. Callut’u ben öldüreceğim diyor. Callut’u ben öldüreceğim deyince Tallut’un kalbinde bir ürperti oluyor. Kalbinde bir değişiklik oluyor. Davut’un sesi Tallut’u etkiliyor. Tallut’u etkileyince bu sefer Tallut Davut’a müsaade diyor. Hadi çık o zaman diyor. En enteresanı şu.
Davut A.S. ve Câlut Hikâyesi — Câlut’un Kibirlenişi: «Yürü Git, Seni Öldürmek İstemiyorum» Diyalogu; Davut A.S.’ın Üç Taş Mucibi (Üç Taşın «Beni Al, Câlut’u Öldürecek Olan Benim» Diye Dile Gelmesi); Üç Taşla Câlut’un Şehâdet’i; Bakara 2/249-251 Bağlantısı
Davut meydana çıkınca Callut’un karşısına Callut kibirleniyor. Diyor ki, yürü git tabiri caizse bayındır diliyle söyleyeyim. Yürü git diyor. Seni öldürmek istemiyorum. Git diyor. Annenin babanın yanına git. Ama Davut bu konuda cesaretli. Allâh’tan aldığı manevi ilham ile vahiy ile diyor ki, seni öldürecek olan benim. Sen hazır mısın diyor. O da diyor ki, ben hazırım. Sen ölmeye hazır mısın? Hazırım diyor. Tabi Tallut, Callut büyük bir dehşet ve vahşetle savaş meydanında Davut’un üzerine yürümeye başlayınca Davut elinde sapanı ve tabiri caizse heybesinde taşları. Heybesinden taşlarının her birine besmele çekerekten sapanının içine koyuyor. Üç taşı birden koyuyor. Çünkü karşısında devasa bir savaş makinesi var.
Tek taşta onu normade indirmek mümkün değil. Ama üç taşın üçü de dedi ki, Callut’u benimle öldüreceksin. Callut’u benimle öldüreceksin. Ve Hazreti Davut o taşları kendi sapanının içerisine koyup sallayıp sallayıp bıraktığı zaman sapanı o taş üç taş gülle gibi Callut’un tam anına, tam anına bizim tabiri caizse anlı göbeğine yani. Bayındır dili bu. Callut’un anlı göbeğine üç taş birden vurunca Callut’un ıppuzun yüzü koyun düştüğü görülüyor. Yüzü koyun düşünce hareket edemiyor. Ve Davut o hareket edemeyince gidiyor o savaş makinesinin o zırhlarının üzerine çıkıyor. Callut’un kılıcıyla Callut’un kafasını kesiyor. Callut’un kılıcıyla kesiyor. Ve Davut o zaman Tallut’un komutan oluyor orada. Ve Tallut’un askerleri Callut’un askerlerini yerle bir ediyor.
Şimdi dünya üzerinde isabetli tek sapan taşı atan vardır ki o da Davuttur. O yüzden hiçbir sapan taşı hiçbir zaman tam olarak isabet etmez. Hazreti Pir bunu alıyor getiriyor burada mevzu ediyor. Diyor ki şiirin içindeki mana sapan taşı gibidir. Nasıl sapan taşı hedefine ve merkezine gitmesi en zor bir şey ise mana da kelimelere döküldüğünde mana cümlelere döküldüğünde kolay kolay hedefe ulaşamaz diyor. O yüzden mana kelimeye dökülürken eksilir. Ya da o kimse hiç süsleme sanatına girmeden ne gördüyse onu söyler, ne duyduysa onu anlatır, ne gördüyse manevi olarak onu anlatır kurtulur. Onda kelime süsü arayanlar sufilerde süs bu manada aramasınlar. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Allâh ile oturmak dileyen tasuvuf ehli ile otursun sözünün manası.
Konu başlıyor. Elçi bu bir iki kadeh ile kendinden geçti. Hatırında ne elçilik kaldı, ne getirdiği haber.
Hz. Ömer Efendimiz’in Elçi Anekdotu — Bir Akıllı-Zeki Elçi’nin Hz. Ömer’le Karşılaşması; «Hz. Ömer’in Manası, Aklı, Zekiliyle Birleşince Sel Oldu»; Elçinin Manevî Deryaya Yol Alması; Sahabe-i Kirâm’ın Halîfesi’nin Manevî Tesiri’nin Görülüşü; Tarihî Misyonun Sufî Yorumu
Hazret-i Ömer Radıllahu Han Hazretleri öyle mana dilinden ve mana perdelerinde dolaşarak tan elçi dinin hakikatini, özünü anlattı. O Rum elçisi Rum Kayseri o hakikati dinleyince o hakikat deryasından birkaç damla içince kendinden geçti. Manevi sarhoş oldu. Ve ne elçiliği aklına geldi, ne de söyleci söz aklına geldi. Tabiri caizse hayret makamına geçti. Hayret makamına geçince artık onun asıl ne için geldiğini, görevinin ne olduğunu o kendince unuttu. Allâh kudretine hayran olup kaldı. Makam erişip sultan oldu. Ama Emir el-Müminin Hazret-i Ömer Radıllahu Han Hazretleri ona Fatiha Suresinde inam ettiğin, ihsan ettiğin o peygamberlerle beraber olma o yolu anlatınca, ona o hidayet yolunu anlatınca, ona o mana yolunu anlatınca, ona mana yolunu gösterince, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarını, kudretini, kuvvetini ona beyan edip anlatınca, Allâh ona hidayet etti.
Hidayet ona tecelli edince o hayretten hayrete daldı. O mana perdelerinde dolaşmaya başladı. Nefsinin köleliğinden kurtuldu, sultan oldu. Bir kimse bir mürşid-i kâmile intisap eder, ona itaat ederse, nefsinin köleliğinden kurtulur. Nefsinin köleliğinden kurtulan da sultan olur. Nefsinin köleliğinden kurtulamayan ne yazık ki, ne yazık ki. Allâh muhafazayı versin. O necaset deryalarında dolaşır ki, necis olur çıkar. Sel denize kavuştu, deniz oldu. Tane ekinliğe vardı, ekin oldu. Sel denize kavuştu, deniz oldu. O elçide bir hidayet nuru vardı. O hidayet nurunun üzeri küfür perdesiyle perdelenmişti. Cenâb-ı Hak ona hidayet edince, Hazret-i Ömer Efendimiz’in sözleriyle, Hazret-i Ömer Efendimiz’in vesilesiyle onun o hidayet nurunun üzerindeki perdeler kalktı.
Ve o elçi, akıllı bir kimseydi, zeki bir kimseydi. Hazret-i Ömer Efendimiz’in manası, aklı, zekiliyle birleşince sel oldu. Sel olunca ne oldu? Manevi deryaya doğru yol almaya başladı.
Mürid Adayı Üstadının Manasına Bağlanma — Sufî Yolun İçsel Dökülüşü; Mürşidin Manevî Tesirinin Müride Sızması; «Sel Olduğunda Manevî Deryaya Yol Alma»; Manevî Tesirin Akıl-Zekâ Birleşince Tezahürü; «Yol Almak» Tâbiri’nin Sufî Yorumu
Bir mürid adayı üstadının manasına ulaşınca, o katriydi. Bir tabricay ise ırmağa ulaştı. O ırmağa ulaşınca, onun deryaya ulaşması artık an meselesi oldu. Ve deryaya doğru yol oldu. Bir tane guday tanesi ekti. O ekince ne oldu? Ekin oldu. O bir sürü başaklar verdi, bir sürü guday tanesi oldu. Veya bir tohum bir taneydi. Tohumu ekti, kocaman ağaç oldu, bir çok meyve vardı. Sufilik de böyledir. Bir kimse gider bir üstada mürid olur, bir kişidir. Ama o ekin tarlasına ekildi, o iyi bir sufise ne yaptı? Birçok ona bakaraktan insanlar sufi oldular. Ekmek, Adem Atanın vücuduna karıştı. Ölüyken dirildi, haberdar oldu. bir insan yedi içti, yedi içtikleri ölüyordu. Vücuda girdi, canlı oldu, dirildi. Vücuda kuvvet oldu.
Vücuda kuvvet oldu, vücuda kan oldu, vücuda hücre oldu. Ve yeniden vücudu çalıştırır hale geldi. ne oldu? O vücuda karışınca artık o aslında ölüyordu. Düşünebiliyor musunuz? Ekmek buğday halinde un oldu. Un olduktan sonra hamur oldu. Hamur olduktan sonra pişti. Tabiri caizse öldü aslında. Hiçbir canlılık kalmadı. Ama o ekmeği yedi insan oldu. O ekmek ona ne umktı? Can verdi, kuvvet verdi. Mum ve odun ateşe can verip yanınca, nursuz vücutları nur oldu. Mum ve odun, nursuz olan varlıklar. gaflet ehli de öyledir. Cahiller de öyledir. Onlar odun gibidirler. Onlar ne zaman ki manadan nasip olmayanlar, aşk ateşiyle yandı, nurlandı. Aşk ateşiyle karşılaştı, nurlandı. Heva ve hevesinden kurtuldu. Nefsin destellerinden kurtuldu.
Nurlandı. Allâh bizi o nurlardan eylesin inşallah. O yüzden hidayet nuru bir kimseye sarır sarmalarsa, o ne olur? Nurlanır, etrafına ışık vermeye başladı. Sürme taşı. Dövülüp gözlere çekilince iyi görmeye sebep oldu. Gözcü kesildi. Malum sürme taşı. Süreller ya genelde kadınlarda, erkeklerde sürmelenmek sünnettir deyip, yerli yersiz herkes sürmelenmeye başladı. Sünnet deyip o sünnetin nerede, nasıl icra edileceğine kimse bakmadı. Kimse dinlemedi. Hele bu zamanda bakıyoruz o sarıklı cübbeli gözler sürmeli arkadaşlar da. Erkeklerde de. Bayanlarda da sürmeli. Aslında bayanlar sürme çekmiyor kalem çekiyorlar o da ayrı bir mesele. Sürme, Hadîs-i Şerîf’te Hazreti Peygamber diyor ki, İsmi’den olandır, İsmi’d taşı.
İsmi’d taşı olan sürme evladır. Hadîs-i Şerîf’te diyor ki, o gözücilalar tüyü bitirir, kirpikleri uzattırır. Şimdi yine Hadîs-i Şerîf’te İsmi’d ile gözlerinize sürme çekin. Çünkü o gözü kuvvetlendirir, kirpikleri çoğaltıp uzatır terimizi. O zaman normalde göze sürme çekmek sünnet. Bu birinci derecede erkeklere bu söyledim. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yatmazdan önce gözlerine sürme çekerdi. Tekrar bunu söylüyorum, tekrar altını çiziyorum. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yatmazdan önce gözlerine sürme çekerdi. Öyle küpe gündüz Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gözlerine sürme çekip küpe gündüz ashabın arasında dolaşmadı hiç. Ve sürme sağlık sebebi ile göze çekilir.
Sağlık sebebi ile. Gözlerinizde bir rahatsızlık varsa yaparsınız. Olmasa da sünnet sağlık sebebi ile yatmazdan önce gözlere sürme çekilir. Şimdi diyeceksiniz ki ya erkekler için süslenmek, evet erkekler için de erkeklerin süs ve ziynet için gözlerine sürme çekip ortalıkta dolaşmaları caiz değil. Herkes zannediyor ki sadece kadınlara caiz değil, erkeklere de caiz değil. Kadınlar kime sürmelenebilir? Evlerinde sürmelenirler, eşlerine sürmelenirler. Bir kadının eşine karşı sürmelenmesi sünnettir, caizdir. Yatmazdan önce sürmelensin yatsın sürme yalnız bakın şimdiki kalem değil. Şimdi kadınlar kalem çekiyorlar, genç kızlar kalem çekiyorlar. Sürme caiz o da ne zaman ya evinde ya da yatarken. Evinde genç kızlar evlerinizde süslenebilirsiniz.
Evli kadınlar evlerinizde süslenebilirsiniz. Evlerinizde süslenebilirsiniz. Ama ne yazık ki şöyle bir sıkıntı var. Kadınlar dışarı çıkarken süsleniyorlar.
Eşler Arası Evdeki Süslenme Edebi — «Evlerinde Eşlerine Süsleneceklerine»; «Evlerinde Eşlerine Karşı Güzel, İyi, Düzgün Kıyafetler Giyeceklerine»; «Evlerinde Eşlerine Karşı Tertemiz, En Güzel, En İyi Kıyafetleri Giyeceklerine»; «Öyle Değil, Evde Alta Bir Tane» Eşler Arası Tezeyyün’ün İhmâl Edilmesi
Evlerinde eşlerine süsleneceklerine, evlerinde eşlerine karşı güzel, iyi, düzgün kıyafetler giyeceklerine, evlerinde eşlerine karşı tertemiz, en güzel, en iyi kıyafetleri giyeceklerine öyle değil. Evde alta bir tane gri eşofman Cem Yılmaz diyor ya, Cem Yılmaz mıydı neydi o? Ne o bizim hallerimiz var bize dokunmayın. Altında diyor gri eşofman blue TV mi ne izliyor diyor bize dokunmayın diyor. Öbür tarafta kadın diyor agribas indiriyor diyor. Bizimkiler diyor eşofmanı çekiyor bana dokunmayın diyor. Kadınlar eşofmanları çekiyorlar evde böyle eşofman da düzgün olsa soruyorlar. Bir kadına sordum yıllar önce. Sabah saat sekiz buçuk kadın aramış beni. Daha gözüm açılmamış benim. Mustafa Hoca ile mi görüşüyorum?
Ben hoca değilim adım Mustafa buyur. Hemen direkt konuya giriyorlar. Eşim beni aldatıyor. Allâh Allâh. Telefonunuzu bir sizin dervişlerden birisi verdi. Seni tanımam, eşini tanımam Allâh’ım dedim sabah sekiz buçuk. Ama nasıl yangın böyle kadın? Nasıl yangın böyle kadın? Dedim dur bir saniye. Ben soracağım sen cevap vereceksin dedim. Tamam tamam. Peki eşin işe kaçta gidiyor dedim ben. sekiz sekiz buçukta gidiyor dedi. Kaçta kalkıyorsun sen dedim. on bir gibi dedi. Dedim eşini giderken uğurluyor musun sen onu dedim. Yok hayır öyle bir şeyimiz yok dedi. İyi kaçta geliyor adam işe dedim. altı altı buçuk gibi dedi. Sen ne yapıyorsun o ara? Dedim. Ya yemek yapıyorum ya mutfakta oluyorum dedi. soru cevap ben şunu soruyorum bunu soruyorum.
Dedim normal. Senin aldatması. Benden böyle bir şey beklemiyor. Kaldı. Dedim adam kaçta işe gidiyor sekiz buçukta. Sen dedim altı buçukta kalkacaksın. Bir güzel duşunu alacaksın dedim sabahlıklarını giyeceksin. Kahvaltıyı hazırlayacaksın. Adam adı diyen ki aşkım kalk. Buyur kahvaltını yap. Kaldı telefonda. Dedim böyle yapıyor musun? Hayır dedi. Dedim sabah sıcak börek yediriyor musun adama? Hayır. Sıcak bir kahvaltı hazırlıyor musun? Hayır. Ulan o adama kim sıcak bir börek yapsa sabah gel börek yaptım dese koşa koşa gider adam. Sıcak börek hayatında yememiş adam. Sabah fırından çıkmış tap taze. Mis gibi çıtır çıtır. Ya üzeri susonlu ya da çörek otlu. İsmail’im bile canı çekti şimdi. E kadın telefonda.
Dedim akşam geldi adam. Bütün gün müşterisinden uğraş. Toptancısından uğraş. Çalışanından uğraş. Çalışan dahi trip atıyor şimdi patrona. Patron susuyor. Ulan göndersem yerine eleman bulamam diyor. İşçi patron olmuş patron işçi olmuş. Devirler değişmiş. Bir de enteresan televizyon gibi o telefonu da arka cebinde taşıyo. deny arkeyi. Onu da attendere Indones3OO Hepsi de çok affedersiniz, kıçının üstünde televizyon taşıyor herkes. Ne anlıyorlarsa. Demek ki mâbat oradan seyrediyor televizyonu. Devam ediyor. Televizyon gibi telefon arkada. Al, çantana koy, bir yere koy. Veya televizyon gibi o telefonu almak zorunda mısın? Alacak ama. E şimdi ona zaten telefonu bırak desen işi bırakıyor. Adam bütün gün ama işçiye falan iş veren hiç önemli değil.
İş veren ise işi daha zor. Mâliyesi var, sigortası var, sütopoji var. Mal geldi gelmedi gitti gitmedi döndü dönmedi. Yandı keten elva. El aman rahat atıyor, bacak bacak üstüne. Saat kaç oldu ya? Ya dört buçuk oldu, beşe çeyrek var. Hadi arkadaşlar ya gidelim ya. Patron selamünaleyküm aleyküm selâm. Ya burada daha bir iki bir iş var ama biz bunları yarın halledeceğiz biz gidiyoruz. Ne desin adam? Gidin diyecek. Veya da hiç haber vermeden. Patron o zaten. Kaçta bitiyor mesai? 6’da. Aha beş buçukta yok adam. Beşte yok. Şimdi adam bütün gün bunlarla uğraşıyor. Akşam geliyor eve. Kendince diyor ki evde bir huzur bulayım, rahat bulayım. Ulan nereye huzur bulacak, rahat bulacak adam? Daha kapıyı normalde zil çal, Allâh bas.
Kapıyı açan yok. Sonra mecbur kapıyı açıyor. Adam kendi anahtarıyla giriyor içeri. Hoş geldin diyen yok. Nereden geldin diyen yok. Nereye gittin diyen yok. Bir arkadaş anlattı. Bugün de söyledim.
Mutfak Ekşitme Anekdotu — Bir Adamın Geç Eve Gelmesi, Hanımının Mutfaktan Bakıp «Hani Geç Geldin?» Diye Tabağı Masaya Vurması; Adamın «Ben Bir Şey Yapmadım» Cevabı; Mustafa Efendi’nin Tâlimi: «Sen de Olup Tencereye Vuraydın, Basmaz mıydın?»; Eş-Eş İletişiminin Mizahla Edeb Dengesi
Kadın mutfaktan bakmış geç geldin tabağa vurmuş. Taak masanın üzerine. Sen nasıl geç geldin diye. Adama dedim sen ne yaptın? Ben bir şey yapmadım dedi. Sen de olup tencereye vuraydın dedim. Nasıl dedi. E basmaya dedim ya. O tabağa vurmuş sen de tencereye vuracaksın dedim. Yoksa dedim yarın öbür gün tencereye kafana yiyeceksin oğlum dedim. dedim artacak. E şimdi dedim adam geldi. Müşterinin kahrını çekti. Toptancının kahrını çekti. Çalışan elemanın kahrını çekti. Birisi geldi. biz emekli maliye memurlarıyız demiyor. Biz maliye diyor. Dergiyi atıyor sana. Sen maliye sözünü duyunca zaten lanet olsun diyorsun. Kaç para istiyorsun? O hemen diyor yıllık ücreti şu kadar. Anında veriyorsun. Bir daha görmek istemiyorsun onun için.
Bir de onunla uğraş. Bir laf sigortacılar dolaşıyor. Ulan hepsi de sigortalı olsan da haydi diken üstündesin. Bize diyorlar ki sigortalılar dolaşıyor. Ulan diyorum ya kaç kişi var içeride 12 kişi. Ulan hepsi sigortalı bunlar. Neden diken diken oldun? Korku içimize zinmiş bizi. Adam öyle geldi eve. Öyle ya. Demek esnaflar şimdi diyor ki bizi anlatıyor. Geldi adama eve. Geldi ya ne yapsın. Döndü dolaştı geldi. Geldi geldi ne pişman oldu. Kadın soruyor. Ne pişireyim sana? Allâh Allâh. Ulan akşam 7 olmuş. Ne demek ne pişireyim sana? Veya laf şu. Karnın aç mı tok mu? Allâh Allâh. Veya sorma bugün ne oldu? Ne oldu? Senin bu aldığın ocak zaten sağı solu belli değil. Yemeği yaktı ocak. Ulan bu ocak ne hınzır bir ocak.
Ben aldım ya. Duruyor duruyor nereden ne yapayım da yemeği yakayım da uğraşıyor. Kadının suçu yok yani. Ya tencerede kabahat ya yemekte kabahat. Ve yemek yok. Hadi şimdi rahat. Ne diyordu geçen gün İzmit’te kadınlar dedi. Getirden getirtiriz dedi. İzmit’teki bayan sohbetinde böyle mevzu oraya geldi. Bayanın birisi dayanamadı. Getirden getirtiriz hocam dedi. Ulan bir de getir çıktı şimdi başımıza. kadın evde yemek de yapmıyor. Telefon açıyor getir getiriyor zaten. Yemek de geldi. Ulan çamaşırı bulaşık makinesi yıkıyor. Çamaşır makinesi bulaşıyor bulaşık makinesi yıkıyor. Ortalığı süpüren akıllı süpürür. Ortalığı süpüren akıllı süpürgeler çıktı şimdi. Onlar süpürüyor. Eee bizim Gürcan öyle diyor.
Ben dışarıda ütületiyorum daha ucuz efendim dedi. Nasıl lan dedim ben? Eee dedi ben evde unutursam gömleği tanesini hanımım on liradan ütülüyor dedi. Bir öğrendim ki dışarıda üç liraymış dedi. Ulan aldanıyormuşum ben dedi. Dışarı göndermeye başladım dedi. Hanım dedi ki bana dedi. Ya ben ne güne ben burada ne güzel ütülüyorum. Demiş dışarıda daha ucuz. Onu da şeyden öğrendik. Gürcan’dan öğrendik. Eee çamaşır makinesi yıkacak bulaşık makinesi yıkacak. Süpürge süpürecek ütü dışarıdan. E yemek de getirdin. Ulan bu adam geldi. Ya bir saygıyı hak etmedi mi ya evde? Yok. Kadına tabi böyle anlatmadım. Sen şunu yapıyormusun dedim. Kadına diyorum ki. Sen mesela diyorum yemeklerini hazırladın mutfağı topladın.
Bir güzelce duşunu aldın öyle ya kızartma kokmucan. Balık kokmucan. Mesela ne yemek yaptıysan adam yemek kokusunu mu koklasın. Bir güzel dedim duşunu alcan banyounu yapcan. Saçlarını tarıcan. Süslencen giyin yiyen bide. Sen kapıyı açcan. Hoş geldin gözümün nuru. Başımın tacı. Kalbimin en ince köşesi dedin. Adama. Bizim Türk erkekleri bundan muaf. Böyle bir şey duymadınız görmediniz. Bilmiyorsunuz. Bunu unutun. Bu bir hayal dünyası. Bu sakın eve gidip de böyle bir şey bekleme hatasına düşmeyin. Böyle bir şey yok. Benimki hayal işte. Ben bu hayali kadına anlatıyorum. Diyorum böyle yaptın mı hiç? Yemin ediyorum suskun bir vaziyette duruyor. Telefon elde. Böyle suratını da astı. Konuşmuyor. Ekşitti yüzünü.
Hiç istediği noktadan gelmedi çünkü soru. Dedim bu fasıl bitti. Böyle yapmadın. Yemeği yediniz. Adam kenara çekildi. Ona dedim bir kahve. soda içer misin kahve içer misin? Yanında küçük bir tatlı. Bak ben sana bir kahve içeyim. Yanında küçük bir tatlı. Bak ben bunu ellerimle yaptım. Evde yapılan bir şekerpare kalbura bastı. Örneğin. Ya hiçbir şey bilmiyorsan.
Tarçın-Ceviz-Bal-Tahin Anekdotu — «İçine Tarçın Koy, Ceviz Koy, Biraz da Tahin Bal Üzerine Serpiştir»; «Yum Onu Bir Kâğıtla, Beyazlı Olan, Yağlı Kâğıt Değil»; «Alkışlıyorum Bütün Erkekleri, Hepsi de Biliyor Folyo Kâğıdı»; Aile İçi Sevgi-Edebe Dönük Pratik Tâlim — Eşine Tatlı Hediye Etme Edebi
Al elmayı rendele içine tarçın koy ceviz koy. Biraz da tahin bal üzerine serpiştir. Yum onu. Bir kağıtla. Ne kağıdı o? Beyazlı olan. Yağlı kağıt değil. Öbür kere ne? Alkışlıyorum bütün erkekleri. Hepsi de biliyor. Folyo kağıdı. Aferin size. Ben de biliyorum hiç sıkıntı yok. Ben de biliyorum folyo kağıdı. Aferin. Evet. Folyonun içerisine koy. Kafasını da yum. Ne oldu tatlı? Tatlı oldu. Kadına diyorum bir tatlıyla bir kahve hak etmiyor mu adam? Duruyor kadın. Bundan da geçtim dedim. Adama bir çay yapıyor musun? adam geçti koltuğun üzerine. Yorgun adam ya. Ya bir çayı da mı hak etmedi? Ne yapıyorsun? Gene ses yok. Kadına dedim ki valla da billa da aldattıysa helal olsun o adama dedim. Ben de siz bize bana bir dua söyle.
O şunu bekliyor. Adam aldatıyor ya ben ona bir esma vereceğim. Bir dua vereceğim. Onu okucak adamı mum gibi edecek orada. ne yaparsa yapsın o adama adam onu terk etmeyecek. Onu aldatmayacak. Böyle bir dünya yok. Böyle bir din de yok. Alışmışlar şimdi bazen yazıyorlar bana dışarıdan da. Hocam adam beni aldatıyor. Ne okuyayım? adam beni aldatıyor. Ben ne yapayım? Nerede hata yaptım? Nerede yanlış yaptım? Diyen yok. Ne okuyayım? Ona bir şey söyleyeceksin. Ona bir şey söyleyince sonra adamı aldatmaktan vazgeçecek. Daha ilerisi var. Hocam eşim beni aldatıyor. Ne okuyabilirsiniz? Ben okuyuvereceğim ona. Bitti bunlar var. Hocam okur musunuz? Allâh Allâh. aldatılan sensin. Ben neden okuyayım ya? Öyle değil.
Ben okuyacağım ona. Allâh muhâfaza eylesin. Evet kadınlar eşlerine süslenebilirler. Onlar eşlerine karşı sürme çekebilirler. Veya sıhhatle alakalı yatarken kendilerini sürmeleyebilirler. Gözlerine kendilerini sürmeleyebilirler deyince komple top yökin kendisine sürme çekmesin. Allâh muhâfaza eylesin. bir mürşidi Kamil’e intisap eden bir kimsenin de önceden managözü kör idi. Managözü açık değildi. Ve Üstad ona bir şey söyleyip Üstad ona sürme çekti. Ne yaptı? Ona manevi hallerden bahsetti. Ona mana dünyasından bahsetti. Onun hidayetine sebep oldu. Vesile oldu. Onun Kur’ân ve Sünnet tarihisinde nasihatleriyle sohbetleriyle o ölüyü ne yaptı? Allâh’ın izniyle diriltti. Ve onun nazarı onun sohbeti göze sürme gibi oldu.
Gözü keskinleşti manevi olarak Hazret-iPir’in deyimiyle gözcü oldu. Hazret-iPir’in deyimiyle gözcü oldu. bir mürşidi Kamil’e intisap edip onun manevi öğretisini alan bir kimsenin görmeyen gözü keskinleşti. Görün oldu. Az görüyorsa da daha da keskinleşti. Gözcü oldu. Allâh bizi o gafletten, uyanananlardan eylesin. Bizi gaflet uykusuna dalanlardan eylemesin. Bizleri Kur’ân ve Sünnet yolunda düpdüzgün bir şekilde yürüyüp, koşanlardan eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun. Geceniz hayır olsun inşallah. Bir soru var ona bakacağım inşallah. Günümüzdeki hafta 1535’ten devam edeceğiz. Ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş diriye ulaşmıştır. Yazık o diriye ki ölü ile oturmuş, ölmüş hayatını kaybetmiştir.
Bu soru var. Buradan cevaplanabilecek bir soru değil.
Bir Soruya Yaklaşım ve «Diriye Ulaşan» Beyti — «Bu Soru Buradan Cevaplanabilecek Bir Soru Değil, Kalbimizin Bir Sorunu Var»; «Bu Kardeş Bana Özelden Danışabilir»; Mevlânâ Beyti: «Ne Mutlu O Adama Ki Kendisinden Kurtulmuş Diriye Ulaşmıştır»; «Yazık O Diriye Ki Ölü ile Oturmuş, Ölmüş, Hayatını Kaybetmiştir»; «Allah Bizi Gaflet Uykusuna Dalanlardan Eylemesin»
O yüzden bu kalbimizin bir sorunu var. Bu soru. O yüzden bu kardeş bu arkadaş bana özelden danışabilir. Eğer numaramı biliyorsa ona inşallah özelden fırsatım olursa cevabını vermeye çalıştırıp. Hakkınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun. el-Fâtiha. Âmîn. Geceniz hayır olsun. Allâh razı olsun. Hakkınızı helal edin inşallah. Bu öm sesi açar mısın? Ömre ile alakalı görüşmeler devam ediyor. Bir otel ismi ve en son gittiğimiz şirketin bu otel bana attığını sayfaya attım. Henüz daha net bir karar veremedik. Gidip gitmemeye veya gidersek ondan sonra nasıl gideceğimize inşallah netleşince kardeşleri arkadaşları bilgilendireceğiz.
Hitâm — Önümüzdeki Hafta Mesnevî 1535. Beyitten Devam İnşaAllah; Helâlleşme «Hakkınızı Helâl Edin, Bizden Yana Helâl Olsun»; Geceniz Hayırlı Olsun; Umre Görüşmelerinin Henüz Netleşmediği — «Bir Otel İsmi En Son Gittiğimiz Şirket Üzerinden, Henüz Karar Veremedik»; «Bütün Kardeşlere Netleştiğinde Bilgilendireceğiz İnşaAllah»; «Hayırlı Geceler»
Çünkü bazen soruyorlar ne olacak ne gidecek ne zaman gidilecek ne zaman gelincek diye netleşmediği için bir cevap veremiyoruz. Netleştiğinde inşallah bütün kardeşlere bu konuda Allâh izin verirse şey yapacağız. Bilgilendireceğiz inşallah. Bunu kapatamadık. O yüzden tekrar açmak zorunda kaldık. Bunu tekrar söylüyorum. Ömre ile alakalı henüz daha hiçbir şey netleştiremedik. En son gittiğimiz firma bize bir kendi sayfasından bir şey attı. Gelip görüşebiliriz dedi. Ondan sonra bu konuda da biz netleştiremedik. Bu konuda da biz netleştiremedik. Bu konuda da biz netleştiremedik. Bu konuda da biz netleşmedik. Onlar da netleşmediğinden dolayı böyle duruyor. Bu konuda bir netlik söz konusu olursa bütün kardeşlerle bunu inşallah paylaşacağız.
KAYNAKÇA
- Şûrâ 42/20 — Dünya-Âhiret Ekinin Tercîhi — «Men kâne yurîdü harse’l-âhirati nezid lehû fî harsihi; ve men kâne yurîdü harse’d-dünyâ nü’tihi minhâ ve mâ lehû fi’l-âhirati min nasîb»: «Kim âhiret ekinini isterse ekinini çoğaltırız; kim dünya ekinini isterse ona ondan veririz, ama âhirette ona bir nasîp yok»; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Tabarî, Câmi’u’l-Beyân: âyetin tefsîri.
- İbrâhîm 14/7 — «Şükrederseniz Mutlaka Arttırırım» — «Ve iz teezzene Rabbukum le-in şekertum le-ezîdenneküm; ve le-in kefertum inne azâbî le-şedîd» (Rabbiniz size: «Şükrederseniz mutlaka arttırırım, küfrederseniz azabım şiddetlidir» diye bildirdi); Buhârî, Tevhîd 35; Müslim, Münâfikûn 79: şükrün artma yolu olması; İmâm Gazâlî, İhyâ IV (Kitâbu’s-Sabri ve’ş-Şükr): şükrün üç mertebesi (kalb-lisân-ameli).
- «Surat Ekşitmek Şükür Değil» — Tatlı Dil ve Güleryüz — Buhârî, Edeb 33; Müslim, Birr 144 (Ebû Zerr-i Gıfârî): «Lâ tahkıranne mine’l-ma’rûfi şey’an, ve lev en telkâ ehâke bi-vechin tâlîk» (İyilikten hiçbir şeyi küçümseme, kardeşinle güleryüzle karşılaşman bile); Tirmizî, Birr 45: tebessüm sadakadır; Yûnus Emre Dîvân: «Sevgi ile bakanlar yüzünden sevgi üreterler»; Aziz Mahmud Hudâyî Câmi’u’l-Fadâil: «sirke gibi yüz» müsâmaha-edebe aykırılık.
- «Namazsız Sufîlik Olmaz» — Namazın Sufî Yoldaki Yeri — Bakara 2/238 (namazlara devâm); Mü’minûn 23/2 (huşû ile namaz); Ankebût 29/45 (namaz fuhuş ve münkerden alıkor); Buhârî, İmân 5; Müslim, Tahâret 1: namazın imânın sütunu olması; Sühreverdî Avârif 30. bâb: tasavvufun «şer’î merdivenlerin» üstünde yükselmesi gerekliliği; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe: «namazsız velâyet hayâl-i muhal» tâlimi.
- Hz. Pîr Mevlânâ «Şiire Mâ’nâ Gelmez» — Sapan Metaforu — Mevlânâ, Mesnevî I/Mukaddime: «Bişnev ez ney çün şikâyet mîküned, ez cüdâyîhâ hikâyet mîküned»; mâ’nânın söze yansıması ve sözün mâ’nâyı eksik tâşıma sıkıntısı; Şefik Can Mevlânâ ve Eflâkî’nin Hayatları; «Sapan» (mancınık-katapult) tabiri — şiirin mâ’nâyı kontrolü zor bir kuvvet kazandırması; Eflâkî Menâkıbu’l-Ârifîn: Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’e «Mesnevî yazım edebi» tâlimi.
- Davut A.S. ve Câlut Hikâyesi — Bakara 2/249-251: «Fe-hezemûhüm bi-iznillâh ve katele Dâvûdu Câlut» (Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar ve Dâvud Câlut’u öldürdü); Tarîh-i Taberî I; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; İbn Hişâm, Sîretü’n-Nebî: Beni İsrâîl tarihindeki Talut-Câlut savaşı; üç taşın «beni al» diye dile gelmesi rivâyeti — sufî müfessirler tarafından mucibe olarak kabul edilir.
- Hz. Ömer’in Manevî Tesiri — Elçi Anekdotu — Buhârî, Cihad 88; Müslim, Fadâ’ilu’s-Sahâbe 23 (Ömer b. el-Hattâb’ın Fars-Bizans sefirleriyle karşılaşması); Mevlânâ, Mesnevî I/1393-1517: «Bir Rum elçisi Hz. Ömer’i ararken çıplak ayaklarıyla bir hurma ağacı altında bulması» kıssası; Aziz Mahmud Hudâyî Tezâkir: «Hz. Ömer’in heybeti — sufî yorumda manevî tesirin tezahürü».
- Mürid-Üstâd Manasına Bağlanma — İmâm Kuşeyrî er-Risâle (Bâbu Râbıta); Necmeddîn-i Kübrâ Risâle-i Adâb: müridin mürşidine ruhânî râbıtası; Aziz Mahmud Hudâyî, Câmi’u’l-Fadâil: «mürşidin manası müride sızar, müridin halaktası mürşidin manasına dökülür»; Mevlânâ-Şems-i Tebrîzî misâli (Eflâkî, Sipahsâlâr); modern sufiyat çalışmaları (Annemarie Schimmel, William Chittick).
- Eşler Arası Süslenme Edebi — İbn Mâce, Nikâh 50 (Hz. Peygamber’in eşine güzel görünme tavsiyesi); Buhârî, Nikâh 78 (eşler arası ihtimâm); Hz. Aişe annemizden rivâyet — «Hz. Peygamber evden çıkmadan saçını tarayıp güzelleştirirdi»; İmâm Gazâlî İhyâ II (Kitâbu Âdâbi’n-Nikâh): eşler arası süslenmenin nikâh hukukunun manevî boyutu; Aziz Mahmud Hudâyî Câmi’u’l-Fadâil: «evdeki tezeyyün dışarıdaki tezeyyünden mukaddes».
- Aile İçi İletişim ve Mizah — «Tencereye Vuraydın» — Buhârî, Edeb 79; Müslim, Fadâ’ilu’s-Sahâbe 87: Hz. Peygamber’in eşleriyle mizah-ı şerîf ile konuşması; Hz. Aişe annemizle yarış (Ahmed b. Hanbel, Müsned VI/261); Hz. Sevde annemizle benzer hatırâlar; İmâm Birgivî et-Tarîkatu’l-Muhammediyye: «zevcin zevcesine mizahta sınır»; Mustafa Efendi’nin «sen de tencereye vur» tâlimi — eş-eş arasında ısınılmış-yumuşak iletişim’in pratiği.
- Tarçın-Ceviz-Bal-Tahin Hediye Edebi — Buhârî, Hibe 1: «Tehâdû tehâbbû» (Hediye verin, sevişin); Tirmizî, Birr 12: hediyenin kalpleri yumuşatması; İmâm Gazâlî İhyâ II: eşler arası küçük hediyelerin manevî bereketi; Mustafa Efendi’nin pratik tâlimi — basit malzemelerle (tarçın, ceviz, tahin, bal) eşine sevgisini gösterme; Anadolu evlerinde geleneksel «yöresel ikram» kültürünün İslâmî temeli.
- Mevlânâ Beyti «Diriye Ulaşan, Ölü ile Oturana» — Mesnevî VI/1535-1540 dolayında: «Hoş bizi pîreh tu pîr-i ehl-i derd / Hoş bizî tu ki tu derd-i kerd-i merd»; Anadolu sufiliğinde «manen ölü-manen diri» ayrımı — Yûnus Emre Dîvân: «Bir ben vardır bende, benden içerü»; Sühreverdî Avârif 56. bâb: «manevî diriliş»in şartları; gaflet uykusunun sufî tâbiri.
- Vakfın Umre Programı’nın Belirsizliği — Türkiye’de umre lojistiği — Diyanet İşleri Başkanlığı kontrolü; özel firmalar (Ellinâs, Mîrâç vd.); 2023 ekonomik kriz şartlarında umre fiyat artışı; Mustafa Efendi’nin geçen sohbetlerde de bahsettiği Mekke seferi belirsizliğinin devamı; Vakfın «adrese teslim» yaklaşımı umre lojistiğinde de uygulanmaya çalışılıyor.
- Hitâm: «Allah Bizi Gaflet Uykusuna Dalanlardan Eylemesin» — Buhârî, Da’avât 18: «Allâhumme innî e’ûzu bike min’el-kesâli ve’l-acezi» (Tembellik ve âcizlikten Sana sığınırım); Yûnus Emre Dîvân: «Uyandı bu gönül uyandı / Aşk ile gözünü açtı sevdiği»; Aziz Mahmud Hudâyî Tezâkir: «mü’minin uyanıklığı zikir-i dâimîsidir»; gaflet uykusu — sufî yolda en büyük afet.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Velâyet, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı