Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #95 — Hüküm Allah’ın: Cüz’i İrade ve Kanun

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #95 — Hüküm Allah’ın: Cüz’i İrade ve Kanun. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Niyâz, Tevhîd-Salavât, «Allah Gecenizi Hayırla Eylesin» Duâsı; «Cümlemizi ve Cümle Ümmet-i Muhammed’i Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’ye Sımsıkı Yapışmaya Nasîp Eylesin» Niyâzı; Genel Mü’min Topluluğu için Hidâyet ve Bereket İstirhâmı

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırla eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırla eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsık yapışmaya nasip eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e Hakk’ı, Hak’ı, Batılı, Batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı, Hak’ı bilip Hak yolunda mücadele eden, Batılı, Batılı, Batıl’a karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Cenab-ı Hakk’ın indirmiş olduğu dine iman edip anlayan, idrak eden ve yaşayanlardan eylesin. Bugün Âl-i İmrân Suresi 5. ve 6. ayetlerle alakalı, dilimizin döndüğünce küçük bir sohbet edeceğiz inşallah. Buyur Hafız. Âmîn. Cenâb-ı Hak, Âl-i İmrân Suresi 5. ve 6. ayetlerde diyor ki Me’alen, şüphesiz ki yerde ve gökte hiçbir şey Allâh’a gizli değildir.

Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. Ondan başka ilah yoktur. O her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. Geçen hafta hükümle alakalı biraz siyasi noktaya değinilmiştir. hükmeden Allâh’tır. Allâh her şeye hükmedecektir. Bu hafta da biraz varlıkla alakalı Cenâb-ı Hak’ın hükmetmesini anlatmaya, anlamaya çalışacağız. Cenâb-ı Hak bütün bu hükümlerden birbiriyle alakalı. Cenâb-ı Hak bütün varlığı yaratandır. Varlığı yarattığı gibi varlığı hükmün altında tutan da O’dur. Varlığın üzerinde başka bir hüküm koyan başka bir ilah yoktur. O yüzden varoluşun hangi tarafına, hangi perdesine giderseniz gidin. Orada hüküm sahibi sadece ve sadece Allâh’tır. Cenâb-ı Hak bütün her şeyde gökteki ve yerdeki ne var ise hiçbir şey O’na gizli değildir.

O’ndan saklı bir şey yoktur. O’nun bilmediği bir şey yoktur. Yerde ve gökte bütün varlıkta hükmünün geçmediği, hükmünün geçmediği hiçbir alan, hiçbir perde yoktur. O çünkü yaratmış olduğu, kün diyerekten O’l dediğinde oldurduğu bütün o varlık hâlemine hükmeder. Cenâb-ı Hak inkârcıların inkârını bilir, müşriklerin müşrikliğini bilir, münafıkların münafıklığını bilir, müminlerin müminliğini bilir. Kim hata yapıyorsa hatasını bilir. Kim günah istiyorsa günahını bilir. Kim yanlış yapıyorsa yanlışını bilir. Kim doğru yapıyorsa doğrusunu bilir. Kim sırat-ı müstakimde gidiyorsa sırat-ı müstakimini bilir. O’ndan saklı, gizli hiçbir şey yoktur. O aynı zamanda bilendir her şeyi. Ve bütün yaratmış olduğu varlıkların hem fiiliyatlarını bilir hem de fiiliyatlarının neticesini bilir.

Başlangıcını bildiği gibi o varlığın sonunu da bilir. Ve Cenâb-ı Hak bütün her şeyi bu manada yeniden yeniden yaratan ve yaratmaya devam eden bir Allâh’tır. Cenâb-ı Hak bütün varlığı bir anda yok eder, bir anda da var eder. Siz insanlar bunu anlayamayacak kadar hızda yapar. Bu hıza yetişmek mümkün değildir. Ve her an yeniden yaratırken daha fazlasını yaratır. İlave ederekten yaratır. O yüzden asla ve asla yaratırken onun için bir zorluk yoktur. Yaratırken herhangi bir alete, edevata, takım, taklavata ihtiyacı yoktur. Yaratırken herhangi bir nesneye ihtiyacı yoktur. Yaratırken herhangi bir maddeye ihtiyacı yoktur. O hiçbir şey yok iken bir şey yaratır. O bir şeyden de her şeyi yaratır. O yüzden onun yaratmasının akla, mantığa, sırra ermesi insanoğlunun mümkün değildir.

Onun yaratmasına hiçbir akıl, akıl erdiremez. Hiçbir kalp onun yaratmasına manevi olarak güç yetiremez. O öyle bir yaratıcıdır. Ve öyle bir bilicidir. Hiçbir şey ondan gizli kalmaz. Kim neyi gizlerse gizlesin, o gizlenilen şey ona ayağındır. Ve en am âyet 9, gaybın anahtarları Allâh’ın katındadır. Onları ancak O bilir. O karada ve denizde olanları bilir. Düşen hiçbir yaprak dahi yoktur ki Allâh onu bilmesin. Yerin karanlıklarında olan her tane kuru ve yaş her şey mutlaka apaçık bir kitapta kayıtlıdır. Ve O yarattığı ve yaratacağı her şey, her şey onun ilmi ilahisinde saklıdır. İlmi ilahisinde vardır. O ilmi ilahisinden vakti saati gelince her şeyi bir düzen üzerine, bir matematik üzerine, bir sistem üzerine yaratır.

İnsanlar O’nun yaratmış olduğu matematiği, O’nun yaratmış olduğu sistemi çözmeye çalışırlar. İnsanlar yeni bir keşif yapmazlar.


Keşfin ve Buluşun Sahibi Cenâb-ı Hak’tır — «İnsanların Keşfettikleri Şey, Kendilerine Gizli Olan Bir Şeyi Cenâb-ı Hak Onlara Buldurur»; «Buldurunca da Onlar Zannederler Ki Burayı Biz Bulduk, Biz Ettik, Biz Yaptık»; Modern Bilimsel Buluşların Bile Cenâb-ı Hak’ın Tasarrufu Olduğu Hatırlatması; «Allah Muhâfaza Eylesin» Niyâzı

İnsanlar sadece keşfettik dedikleri şey, keşfettikleri şey, kendilerine gizli olan bir şeyi insanlar onu Cenâb-ı Hak onlara buldurur. Ve Cenâb-ı Hak onları buldurunca da onlar da zannederler ki burayı biz bulduk, biz ettik, biz yaptık. Allâh muhâfaza eylesin. Bütün gaybın anahtarları ilmi ilahisi. Kendi zatının ilmi, kendi zatının ilmi kendisindedir. Hiçbir kimsenin kendi zatının ilmine ulaşması mümkün değildir. Ulaşılır. Lef-i mahfuzdan belki de bazı levhaları, bazı perdeleri insanlar görebilir. Lef-i mahfuz ayrıdır. Allâh’ın kendi zatının ilmi ilahi olarak nitelendirdim. Zatının direk, zatında saklı olan, zatında gizli olan ilmi kendisine aittir. Ve orası gaybdır. Oranın anahtarı da Allâh’ın kendisindedir.

Oradan sudur edip, oradan sudur edip lef-i mahfuz’a inen şeyleri ancak Cebrail bilebilir, ancak Hz. Muhammed Mustafa bildirildiği kadar bilebilir. Bakın, ilmi ilahiden kopup gelenleri diğer varlığın, diğer varlıkta nefes bulmuş, vücut bulmuş olan varlıklar, onları belki de bir kısmını bilebilir. Ama Allâh’ın zatında olan, zatında olan ilmi ilahisine hiç kimse ulaşamaz. Allâh’ın kendi katında olanı hiç kimse ulaşamaz. Cenâb-ı Hak oradan bir damla sudur ettirirse bir şeyi, o da matematikin üzerinedir, hesap kitabının üzerindedir. Onu normalde bir kimsenin onu bilebilmesi, kendince oraya vakıfım demesi, küstahlıktan ve cahillikten başka bir şey değildir. O ancak lef-i mahfuz’a damlar, lef-i mahfuz’a damlayınca o kimse ona aşina olabilir.

O da veliliğin en üst mertebeleridir. O yüzden o hale ulaşmayan bir kimsenin kendi kendisine o hal değilmiş gibi göstermesi de küstahlıktan başka bir şey değildir, kibirlilikten başka bir şey değildir. Onun helakı mutlaktır. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Onun helakı mutlaktır. Çünkü Allâh’ın lef-i mahfuzuna mahzar oldum demesi o kimsenin helakına sebebiyet verir. Çünkü görmediği, bilmediği bir şeyi görüyormuş, biliyormuş gibi söyler ki yalancıdır. Ortalıkta böyle yalancılarda çok olur. Kendi şehliklerini ispat etme noktasında, kendi şehliklerini meşhur etme, kendi şehliklerini böyle göz önünde tutma, şatahta şatafatta düşerler, bunu söylerler. Bunu söyleyenler hem bu dünyada da helak olurlar hem de öbür âlemde helak olurlar.

Çünkü görmediği bir şeyi gördüm demek onun helakına yeter. Bilmediği bir mânevî meseleyi, bildim demek de onun helakına yeter. Allâh’ıma fazayet eylesin. Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren odur, ondan başka ilah yoktur. Anne rahmindeki çocukları şekillendiren, onlara ağız, burun, göz, kulak, dil veren, onların vücutlarını şekillendiren, vücutlarını tamam eden, onların cinsiyetlerine hükmeden, kız mı olacak, erkek mi olacak, ona hükmeden ve onun gözünün renginden, teninin rengine kadar bütün her şeyini hükmeden, dizayn eden bir sistem üzerinde onu yaratan Allâh’tan başka bir şey değildir. O yüzden ana rahmine, ana rahmine hiç kimse bu mânâda hükmedemez. Ana rahmine hükmedecek olan sadece ve sadece Allâh’tır.

O yüzden dilediğini dilediği gibi şekillendirir, bundan da sorumlu değildir. Allâh yaptıklarından kullarına karşı sorumlu değildir. Allâh yaptıklarından varlığa karşı sorumlu değildir. Tabir-i caizse kudreti, kuvveti, ilmi, bilgiyi, hikmeti elinde tutan yegane güç Allâh odur. O yüzden o ana rahmine düşen bütün nüfteyi istediği gibi tecelli ettirir, istediği gibi ona şekil ve şemâl verir, onu istediği yöne çevirir. Ondan başka ilah yoktur. Evet, kıymetli dostlar, Allâh’tan başka ilah yoktur. Muhammed Mustafa, onun kulu ve elçisidir. İlah, sadece Allâh’tır. Tapılmaya layık olan, zikredilmeye layık olan, önünde secde edilmeye layık olan, önünde saygıyla eğilenecek olan yegane ilah Allâh’tır. O yüzden Allâh’tan başkasına secde etmez, Allâh’tan başkasının önünde eğilmeyiz.

Allâh’tan başkasından bir şey istemeyiz. Duamız Allâh’adır, zikrimiz Allâh’adır, ibadetimiz Allâh’ıdır. İstediğimizi Allâh’tan isteriz. Yaslanacağımız yer Allâh’tır, güveneceğimiz yer Allâh’tır. Allâh’tan başka ilah yoktur. Biz parayı ilah edinenlerden değilizdir. Biz gücü ilahlaştıranlardan değilizdir. Biz makamı ilahlaştıranlardan değilizdir. Biz dünyanın içerisindeki herhangi bir şeyi ilahlaştıranlardan değilizdir.


Heva ve Hevesin İlâhlaştırılma Yasağı — «Biz Dünyanın İçerisindeki Herhangi Bir Şeyi İlâhlaştıranlardan Değilizdir»; «Biz Heva ve Hevesimizi İlâh Edinmeyiz»; «Heva ve Heves Nedir? Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’nin Dışındaki Her Şey, Düşüncemiz, Fikrimiz»; Heva-Hevese Tâbi Olmanın Şirk Mertebesinde Mütaleası

Biz heva ve hevesimizi ilah edinmeyiz. Heva ve heves nedir? Kur’ân ve sünneti seneyenin dışındaki her şey, düşüncemiz, fikrimiz. Kur’ân ve sünnetin dışındaki algımız heva ve hevesten ibarettir. O yüzden Kur’ân ve sünnetin dışındaki bütün dinsel her şey heva hevesten ibarettir. Şeytaniyetten ibarettir. Biz her dem La ilâhe illallah der, Allâh’tan başka ilah tanımayız. Allâh’tan başka hükmedici tanımayız. Allâh’tan başka hiçbir şeyde kudret ve kuvvet aramayız. Biz Allâh’ın Allahlığına, Kur’ân’ın ve sünneti senin tarif ettiği o Allâh’ın Allahlığına iman ederiz. O yüzden iman ettiğimiz Allâh her şeye gücü yeten, her şeye kendi kudretiyle, kuvvetiyle, ilmiyle, hâkimiyetiyle elinin altında tutan Allâh’tır.

O her şeye galiptir. Allâh’ın galip gelmeyeceği hiçbir şey yoktur. O bütün her şeye galiptir. Bu manada insanlar kendi kendilerine eğer Allâh bu konuda galip gelmedi, güç yetirmedi, kuvvet yetirmedi, bu konuda Allâh’ın buna gücü yetmez. Allâh bunu serbest bıraktı, Allâh bunu gevşek bıraktı. Allâh ne yapacak ki? Dünya ile mi uğraşacaktı? Veya varlıkla mı uğraşacaktı? Allâh dünyayı yarattı bıraktı. Veya Allâh evreni yarattı bıraktı. Veya Allâh kozmoz diyorlar ya, kozmoz yarattı bıraktı. Öyle bir şey değil. Allâh yerinde, göğünde, Allâh’ın yaratmış olduğu her şeye Allâh’ın. Yaratmış olduğu her şeye Allâh’ın. Ve Allâh yaratmış olduğu her şeye galip gelen. Yaratmış olduğu her şeye galip gelen. Allâh Cebrail’in hükmünde değil, Allâh peygamberlerin hükmünde değil.

Allâh yeryüzündeki ilahların hükmünde değil. Allâh hiçbir şeyin hükmünde değildir. Her şey Allâh’ın hükmündedir. Her şey Allâh’ın hikmet dairesinde cerreyan eder. Bakın hükmündedir, hikmet dairesinde cerreyan eder. Ve olan ve yaratılan her şeyde bir hikmet muhakkak vardır. Biz onu görmemişizdir, biz onu duymamışızdır, biz onu hissetmemişizdir. O yüzden Cenâb-ı Hak’ın galip olmadığı, galip gelmediği, hiçbir şey yoktur. Hüküm ve hikmet sahibidir. Ayet-i Kerimesinin sonu budur. Çünkü önce galiptir, bütün her şeye galip gelmiştir. Ve her şeyi şekillendirmiştir. Ana rahmi de dahil. Bütün varlığı şekillendirmiştir. Bütün varlığı süslemiştir. Bütün varlığı nurlandırmıştır. Bütün varlığı nurlandırıp şekil verip onları ruh üfleyen, onları hayat veren, onları sevk ve idare eden, onları nerede ne zaman ne yapacaklarını kendi çiplerine hükmeden Allâh her şeye de galiptir.

Ve her şeye galip olan Allâh hükmü ve hikmeti kendi elinde tutar. Allâh varlığın üzerinde başka bir hüküm koyucu kabul etmez. Böyle bir şey de yoktur. Böyle bir şeyin olması da mümkün değildir. Bunun hilafına konuşanlar var, küfre düşüyorlar. Varlığın tamamıyla üzerinde hüküm sahip olan Allâh’tır. Allâh’tan başka varlık perdelerinde, varlıkta, varlığın tecelliyatında başka bir hüküm sahibi yoktur. Senin kaşını büyütmeyip saçını büyüten buna hükmeden Allâh’tır. Senin hücrene hükmeden Allâh’tır. Hücrenin içindeykenlere hükmeden Allâh’tır. Varlığın hangi perdesine giderseniz gidin, o perdede hükmeden Allâh’tır. Başka bir hükmedici yoktur. meşhurdur ya, benim Rabbim Güneş’i doğudan doğduruyor. Hadi sizin Rabbiniz de batıdan doğdursun.

Basittir ama çok hikmet vardır. Evet, eğer başka bir ilah olmuş olsaydı varlığın üzerinde, eğer varlığın üzerinde başka bir hakim, başka bir hükmeden olmuş olsaydı Allâh’ın düzenini bozacaktı. Allâh’ın kurgusunu bozacaktı. Ama Allâh’ın kurgusu varoluştan itibaren nice firavunlar gelip geçmiş, nice nemrutlar gelmiş geçmiş, nice kendisini ilim erbabı, hikmet erbabı görenler gelmiş geçmiş, hiçbirisi de Allâh’ın kurgusunu, Allâh’ın matematiğini, Allâh’ın yaratmasını bozamamış. Ve bozamayacaktı. Bakın bozamamış ve bozamayacaktı. Çünkü la ilâhe illallah. Allâh’tan başka ilah yoktur. Başka bir ilah olmuş olsaydı o varlığın düzenini bozardı. Bize bozukmuş gibi gelen şey dahi onun katında hikmet doludur.

Biz onu yanlış görürüz, biz onu eksik görürüz. Bizim görüşümüz yanlış ve eksiktir.


«Hüküm Allah’ındır» — Cenâb-ı Hak’ın Hikmet Sahibi Olması; «Cenâb-ı Hak Kesinlikle Hikmet Sahibidir, O Hikmet Doludur»; Hükmün Hikmete Mütaâlik-Tâbi Olması; Birçok Âyet-i Kerîme’nin «Hüküm Allah’ındır» Beyânı (En’âm 6/57, Yûsuf 12/40, 67); Mü’minin Hükmü Allah’a Bırakması

Ama onun katında o hikmete mütaliktir, hikmete tabidir. O hikmet doludur. Çünkü Cenâb-ı Hak kesinlikle ve kesinlikle aynı zamanda da hikmet sahibidir. Tabii hüküm denilince meşhurya çok âyet-i kerîme getirir. hüküm Allâh’ındır diye. Bir çok âyet-i kerîme okursunuz. Hüküm yalnızca Allâh’ındır. Allâh hüküm ve hikmet sahibidir. Allâh’ı hükmedince hiç kimse hiçbir şey yapamaz. Hükümle alakalı çok âyet-i kerîme görürsünüz Kur’ân-ı Kerîm’de. Burada hükmü ben böyle kendimce cahilane bir şekilde geçen hafta siyasi tarafına az bir şey değindim. Daha devam edeceğiz inşallah. Bu sefer de siyasetin dışında varlığın üzerinde hükmü anlatmaya çalıştık biraz daha. Varlığın üzerinde de hükmedenin Allâh olduğunu evren dediğimiz, kozmos dediğimiz şeyi Cenâb-ı Hak’ın boşu boş bırakmadığını.

Çünkü bunu söyleyen bir kısım inanç diyemeyeceğim ama onlara sapkın fikir ve düşünceler var. Allâh varlığı yarattı, boşu boş bıraktı. Ne yaparsanız yapın dedi. varlık da kendince kendi kafasına göre takılıyormuş gibi söylemler var. O yüzden biraz daha bu tarafa doğru eğilelim dedik.


Helâlleşme ve Şeyh-Mürid Edebine Giriş — «Hakkınızı Helâl Edin, Bizden Yana Helâl Olsun»; Sufî Yolda Hak-Hukuk Temizliği; Mustafa Efendi’nin Şeyh Efendi’sinden Aldığı Edebin Aktarılmasına Hazırlık; «Mustafa Efendi Sana Diyorum, Sen Niye Susuyorsun?» Sorularına İlk Yaklaşım

Hakkınızı helal edin inşallah. Tabii burada ben yazdıklarımı yine okuyamadım. Bütün gün uğraştım. Hakkınızı helal edin. Yazdıklarım da okumak biraz zor geliyor bana. Yazarken zor gelmiyor, okurken zor geliyor. Hakkınızı helal edin okuyamayacağım çünkü. Allâh muhâfaza eylesin inşallah. Peki, bu akşamlıkta sohbet bu kadarlık. Yetsin. İnşallah önümüzdeki hafta Perşembe’ye. Yine Allâh sağlık verirse, izin verirse, güç, kuvvet verirse önümüzdeki hafta başka bir konuyla inşallah devam ederiz. İlmi irade nedir? Külli irade nedir? Aralarındaki fark nedir? Bu iradelerin şuuru var mıdır? Var ise cüzi iradedeki tecellesi nasıldır? Allâh kulunun iradesine müdahale eder mi? Allâh müdahale ederse sürekli devam eder mi?

Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem sürekli Allâh’ın sıfatlarıyla mı yaşıyordu? İradesi Allâh’ın teslimiyetinde miydi? Ben ticaretle uğraşıyorum, yurt dışına mal satıyorum. Yahudi bir müşteriye parasını alıp mallarını göndermese mi olur mu? Olmaz. Uyanaya baksa. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e cehennem nerede diye sorduktan da, Subhanallah, gündüz geldiğinde gece nereye gidiyorsa buyurmuştur. Peygamberimiz buradan iyi kastetmiştir. Gündüz geldiğinde gece nereye gidiyor? Muhteşem bir cevap olmuş. Bu soru nerede geçtiyse, hadisi soru soran bayanın erkek mi? Hadisi buldun mu? bundan sıkıntılı şeyler. Bakayım, şimdi cevaplarım bunu da, hadise daha tefaratlı konuşuruz.

Yoksa gece ve gündüz izafidir. Geçicidir yani, kalıcı değildir. Hakikatte gece gece değildir, gündüz de gündüz değildir. Şimdi buradan girersem ben bu sıkıntılı bir yere gider. Biz gece olarak görürüz, biz gündüz olarak görürüz. Allâh katında geceyle gündüzünün arasında bir sıkıntı, bir fark yoktur. Aslında bizim için de öyledir, bir yanılsamadan ibarettir. Dünya güneşin etrafında döner, güneşin etrafında dönerken normalde güneşe doğru dünyanın yüzü ne tarafa değdiyse orası gündüz olur. İzafidir aslında. O zaman gece de izafidir. Böyle bakarsak bu sefer bu meseleyi buradan baktığımızda sıkıntılı bir durum çıkar. O yüzden hadîs-i şerife ben, sen bir bak nerede geçiyor, hadîs kitaplarından araştır tamam mı?

Geçen hafta derse başlarken konuştuğum için özür dilerim. Bu tarih boyunca bütün herkesin problemi olmuş. Çok konuşmak istiyor herkes. Öyle ki böyle normalde sufiler örnekliyorum. Bir büyüğünün yanında susarlar. Büyük ona bir şey sorarsa konuşur. Bir şey sormazsa konuşmaz. Bir şey sormadı. Hiç konuşmaz. Şimdi bazen ben Şeyh Efendi ile yolculuklarımızı anlatıyorum. Edeb olsun diye anlatıyorum. Gelir arabaya biner, selamünaleyküm, aleykümselam efendim. Hayırlı yolculuk Mustafa Efendi. Allâh razı olsun efendim. Bu kadar. Konuşmadı. Hiç konuşmazsın. Bir şey sorabilir miyim bile diyemezsin. Bu kadar. Sen şoförlüğüne bak. Hiç sormam, hiç konuşmam. Bir şey soralım, başlarız konuşmaya. Öbür türlü konuşmam.

Şeyh Efendi’nin yanında örnekliği var. Şeyh Efendi’nin yanında örnekliyorum bunu. Hacan ne bir şey söylerdi bana? Ben susardım, konuşmam. Ben cevap bile vermem.


Şeyhle Konuşma Edebi — «Mustafa Efendi Sana Diyorum» Sözüne Karşı Susup Şeyh’e Bakma; «İşaret Ederse Cevap Veririm, Etmezse Konuşmam»; «Hatırlamıyorum Konuştuğumu»; «Asla Doğru Bakmazsın Şeyhe» Tâlimi; «Gözün Ucundan Bakarsın»; Şeyhe Doğrudan Konuşma Hakkının Şeyh Tarafından Verilmesi Gerekliliği

Mustafa Efendi sana diyorum der. Ben susarım, ben Şeyh’ime bakarım. İşaret ederse cevap veririm. İşaret etmezse konuşmam. Hatırlamıyorum konuştuğumu. Dervişlik edeptir. Bir Üstad konuşurken lafı kesilmez. Sohbetin arasında öyle dedi de o da. Yapılmaz. Edeb lazımdır. Bilgisliği taslanmaz. Sufilik adabıdır bu. Bir nereye giderseniz gidin. Gittiğiniz yerde edebinizi gösterin. Bir yere gittiniz. Orada Üstad geldi, oturdu değil mi? Yanındakinden konuşmayı kesersin. Gelmiş oturmuş oraya. Asla konuşmaz. Yanındakine öte git bile demezsin. Geçen hafta dedim ya çayını karıştırırken daha iyi. Sufi edebe karıştırır, ses çıkarttırmaz. Bu terbiye dir, insanın nefsi patlar. Konuşacak ya illaki. Müdahale edecek ona.

Söyleyecek illaki. Başından geçen bir hadiseyi anlatacak o. O da anlatacak. O ne keramet görülmüş onun üzerinden. Onu anlatacak o. O konuda onun bir rüyası var muhakkak. Bir şey anlatıyor, Üstad. Bu konuda benim bir rüya gördüydüm. Benim bir rüyam da şöyle şöyle şöyleydi. Anlatacak onu. Onu durdurmak, o kimsenin kendisini durdurması cihâd durduramaz ki. Veya o konuda bir hal görmüştür o. Orta yerde herkes susarken o bir ben bu konuda bir hal gördüydüm hemen anlatır. Tabi ya o hal görmüş. Büyük mesele. O bu konuyla alakalı daha bu konu gündemde yokken rüya görmüş, hal görmüş, keramet yaşamış, başına bir şeyler gelmiş. Anlatacak onu. Bu sufilik değil. Bakın bu sufilik değil. Üstad dedi mi varsa sorusu olan sorsun.

Varsa rüyası anlatacak olan anlatsın. Varsa halini anlatacak olan anlatsın. Böyle bir şey dedi mi? Demedi. Sen ne ama ben bir rüya anlatabilir miyim diyorsun? Bir tek sen mi rüya gördün? Sen ne ama benim bir halim vardı anlatabilir miyim? Dedi mi anlatabilirsiniz diye? Demedi. Sen ne ama diyorsun? Sordun mu sana? Sordun mu sana? Sormadı. O yüzden dikkat etmek lazım edebe. Dikkat etmek lazım. Sufilik. Abdullah Gürbüz Efendi geldi gitti. Ondan önce Çorum Nacı Mustafa Efendi geldi gitti. Mustafa Yusuf’a da gelmiş gidiyor. Ardından birisi daha gelecek. Ardından birisi daha gelecek. Yol bu. Ama arkaya biz edep bırakalım. Allâh affetsin kendimi meth etmek için değil. Bir şeyhin huzuruna gittiğiminde o Şeyh Efendi’ye telefon açardı.

Telefonu bilmiyorsa derdi ki Abdullah Efendi’nin telefonu var mı sende? Var efendim. Ben verirdim hemen cep telefonunu. Benim arkamdan telefon açmış birisi. Abdullah Efendi’ye hayran kaldım demiş. Ne hedefli demiş. Şeyh Efendi beni aradı. Oğlum ne yaptın dedi. Bir şey yapmadın mı efendim dedi. Şeyhe yaklaşılırken üç adım yapılır ya. Ben üç adım yaptım. Bir şey sonuçta. Üç adım biliyor musunuz siz? Şeyh Efendi oturuyor diyelim değil mi? Alın bunu kenara. Şimdi Şeyh burada oturuyor diyelim. Ona gelecek ya, ona normalde bir şey söyleyecek. Bir şey konuşacak. Boynunu büktü. Boynunu büktü. Ondan sonra bir adım attı. Sol ayağını baş parmağının altına getirdi. Bir adım daha attı. Sol ayağını yine baş parmağının altına getirdi.

Bir adım daha attı. Sol ayağını yine baş parmağının altına gitti. Eğildi elini öpmek için. Çok özür dilerim. Şeyh Efendi orada oturuyor değil mi? Oturuyor orada. Sen sırasına geldi görüşsen değil mi? Bu yok. Nereden çıkardınız bunu? İsterse Şeyh Efendi yerde oturuyor olsun. Sen mesafeni ayarla üç adım da gel. Sonra sağ dizini çök. Elini öpcen diyorsan elini öp. Görüşecekse otur yavrum dedi. Oturdun. Hemen ayağını aldın altına oturdun. Öbür türlü sağ dizinin üzerinde. Sol ayağın kalkık. Arkadakiler anlıyor musunuz? Görüyorsunuz da değil mi? Evet sol diz kalkık. Sağa yan çökük. Geldin elini öpcen ve hatta bir şey soracaksın. Bir şey soracaktım. Otur sor. Tamam. Oturdun. Emekleyerekten Şeyhin önüne gidilmez.

Sürünerekten Şeyhin önüne gidilmez. Şeyhiye üç adım yapılır. Dergahda, tekkede, sohbet yerinde. Şeyhten başka hiç kimseye üç adım yapılmaz. Halifeye de yapılmaz üç adım. Ne zaman şeyh oldu o zaman üç adımı hak eder. Bu ama hangi şeyh olursa olsun. Gittiniz bir şeyhin yanına değil mi? Üç adım yapacaksınız. Boynunu bekle. Gözün böyle gözünün ucundan ona bak. Bir adım daha at gözünün ucundan bak. Böyle bakılmaz şeyhe. Gözünün ucundan bakarsın. Gözünün ucundan yaparsın. Konuşmazsın hiç. Asla.


İ’tikâfa Niyet ve Mahremiyet — «Büyüklerin İ’tikâfa Niyet Etmiş Halleri»; Mâ’nâ İ’tikâfı’nın Sufî Edebi; Halkadaki Sessizlik; Şeyh-Mürid İlişkisinde Sözün ve Sukûtun Yeri

O yüzden itikafa niyet etmişler büyüklerin büyük bir çoğunluğu. Ne zaman şeyh efendi serbestsiniz dedi. Ders bitti. Otur konuş sohbet et tanış. Eyvallâh çay iş, çorba iş ne yapıyorsan yap sıkıntı yok bunda. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Satranç oynamak caiz midir? Bunu normalde hanefilerin büyük bir kısmı cevaz vermişler, caizi görmüşler. O yüzden bir sıkıntı yok. Allâh’ı zikreden dervişe zulüm eden zalimin hali ise onun ne olur? Ne yapacaksın normalde hali perişan mı olsun istiyorsunuz? Kalp gözü nasıl açılır, açacak zikirler neler desin? Hep kalp gözünüzü açmak istiyorsunuz. Hiç kimse takvayla alakalı ne yapabilirim diye sormuyor. Evet kalp gözünüz açılır, 40 gün sabah namazına. Kalkın sabah namazından sonra 5000 tevhid okuyun.

Ama kalp gözünüzün açılması için değil. Allâh için yapın. Bu soru cevaplamayacaktım aslında. Kalp gözü açılması için ne yapalım? İyi ay açık. Kalp gözü açılması için ibadet mi eder insan? İbadet Allâh için olur. Hâl göreyim, kalp gözüm açılsın, yok keramet sahibi olayım bunun için ibadet edilmez. Bunlar doğru sorular bile değil. Yarı soyut, yarı somut âlemde var olduğu söylenen efsanele konulan Kaftan’ın gizemi hakkında bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız? Yarı soyut, yarı somut âlem bilmiyorum. İlk yaratılan Adem Hazreti Adem midir? Havva annemiz nasıl yaratılmıştır? Allâh ilk yaratılan o Adem, kastedilen Adem, ilk yaratılan Adem’dir. O ademde kastedilen adem, bu ademden bir adem. Bu ademden bir adem.

Bu ademden bir adem. Bu ademden bir adem, bu ademden bir adem. Bu adem, kastedilen adem, ilk yaratılan adem’dir. Sonra Cenâb-ı Hak ne kadar adem, ne kadar hava yarattı bilmiyoruz. Havva’nın yaratılmasıyla alakalı. bazı rivayetler var ya Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldı diye. Tabi bunlar müteşâbih hadisler. O yüzden bu müteşâbih hadîsleri insanlar diledikleri gibi yorum yapabilirler. Bunların üzerine fazla yorum yapmaya gerek yok. Ben şöyle düşünüyorum. Üç buçuk milyar yıl olmuş dünya var olalı. Üç buçuk milyar yıl içerisinde kim bilir kaç sefer bu dünya helak oldu, kaç sefer battı, kaç sefer çıktı. Kim bilir kaç sefer bir sürü Ademler yaratıldı. Evet ama ilk yaratılan Adem bu ayrı. Bunu muhakkak ayrı tutuyorum.

Ayetle sabit, hadislerle sabit, onun üzerinde herhangi bir soru işareti yok. Evet bu cehennemle alakalıydı. İki tane soru var bununla alakalı. Yine Peygamberimize cehennem nerede diye sorulduğunda, gündüz geldiğinde gece nereye gidiyorsa denmiştir. İki tane soru gelmiş. Geçen haftada o zaman. Tamam tamam. Eyvallâh. Evet. İlmi irade nedir? İlmi irade bir hücreye verilen Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu ilim. Onun kendi içerisinde bir irade var mı? Evet. Cenâb-ı Hak buğdaya ilmi iradesinden verdi. O buğdaya ilmi iradesinden verince o buğday tanesi havanın, toprağın durumuna konumuna göre ama patlayacak, filizlenecek ama patlamayacak. Bu bütün varlığın üzerinde bu ilmi irade vardır. Bütün varlık ne ardı ne zaman ne şekilde hareket edeceğini Cenab-ı Hakk’ın onu kendi ilminden oraya nakşetmiştir.

O yüzden o ilmi irade bütün varlığın bütün perdelerinde geçerli olur. Külli irade nedir? Cenâb-ı Hak bütün varlığın üzerinde varlığın üzerine bir külli iradesi vardır. Bu külli iradesini hiç kimseyle paylaşmaz. Bu irade bu hüküm az önce sohbet ettiğimiz nokta buydu. Allâh’a aittir. Aralarındaki fark nedir? Aralarında külli irade bütün tamamını kapsar. İlmi irade dediğimiz şey de normalde buğdayın kendi içerisindeki iradesini kapsar. Buğdayın kendi içindeki iradesi diğer buğday tanesini bağlamaz. Bu iradelerin şuuru var mıdır? Bu manada bütün iradeler bu manada kendilerince kendilerine ait bir şuurları vardır. Var ise cüzi iradedeki tecellisi nasıldır? İnsanlardaki cüzi irade ise farklıdır. Buğdaydaki ilmi irade ile insanlardaki cüzi irade farklı bir şeydir.

Biz cüzi irademizde hürüz. Ama buğday tanesi ilmi iradesinde hür değil. Arasındaki fark bu. Allâh kulunun iradesine müdahale eder mi? Allâh isterse her şeye müdahale eder.


Cüz’i İrade ve İmtihânın Sırrı — «Allah Kulunun İradesine Müdahale Eder mi? Allah İsterse Her Şeye Müdahale Eder»; «Ama Kulun Cüz’i İradesine Hür Bırakmış, Serbest Bırakmış — İmtihânın Sırrı Buradadır»; «Dileyen Cenâb-ı Hak’a Yönelir, Dileyen Yönelmez»; Mu’tezile-Eş’arî-Mâturîdî Tartışmalarının Genel Çerçevesi

Ama kulun cüzi iradesine hür bırakmış, serbest bırakmış imtihanın sırrı buradadır zaten. Dileyen Cenab-ı Hakk’ın çizmiş olduğu hidayet yolundan gider diyor. Dileyen kendi heva ve hevesinin duyurulmasını, Dileyen kendi heva ve hevesinin duyurulmasını, Dileyen kendi heva ve hevesinin duyurulmasını, Bu iradeyi Cenâb-ı Hak bize hür bırakmış. İmtihanın sırrı bu. Allâh müdahale ederse sürekli devam eder mi? Ben müdahale edeceğini söylemediğim için bu soruyu da es geçiyorum. Bakın velilerin, büyük mürşidlerin, Cenâb-ı Hak’ın onların kalplerine vermiş olduğu ilhamla, onlara yön çevirmesi, yön vermesiyle, Bizim gibi basit kullarının cüzi iradelerine uymaları veyahut da ona müdahale etmesi düşünülemez.

Allâh peygamberlerin iradesine müdahale eder. Allâh velilerinin, dostlarının iradelerine müdahale eder. Ama diğerlerinin iradelerine müdahale etmez. Birisi kalkıp da Allâh bunu böyle istedi, ben de bunu böyle yaptım derse, Bu sefer yapmış olduğu hatayı, günahı, kusuru yanlıştı. Allâh’ın üzerine atfediyor, iftira atıyor. Şirk. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh muhâfaza eylesin. Böyle şeyler çıkıyor şimdi. Allâh bunu böyle istedi. Sana beyan mı etti? Sana âyet mi geldi bu konuda? Kim tebliğ etti sana Allâh’ın öyle istediğini? Böyle sufiliye vurdurarak, dervişliye vurdurarak kendisi çok hikmet sahibi, o öyle istedi. İyi, senin cüz iradenin bir anlamı yok yani. Sen velilerden oldun, öyle mi? Allâh muhâfaza eylesin.

Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sürekli Allâh’ın sıfatlarıyla mı yaşıyordu? Hepimiz onun sıfatlarıyla yaşıyoruz. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de onun sıfatlarıyla yaşıyordu. Biz de sıfatlarıyla yaşıyoruz. İradesi Allâh’ın teslimiyetinde miydi? Evet. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin iradesi direkt Allâh’ın teslimiyetindeydi. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı. O benim emirlerimi yerine getirdi. Ayet-i kerimesi bu. Bir kişiye bir mal satıyoruz. Malın ücretini 6 ay sonraya verecek şekilde 10.000 TL olarak anlaşıyoruz. Alışverişi senet olarak yaptığımızda malı alan kişi 6 ay sonra ücretini ödemediğinde seneti mahkemeye verip o kişiden 15 TL aldığımızda bu faiz olur mu?

Olur. Senet yapılmadığında sadece söz olarak söylense alıcı da 6 ay sonra borcunu ödemediğinde, bir sene sonra ödediğinde gene 10.000 TL vereceğim dese satıcı da hayır 10.000 TL verdiğinde ben zarar ediyorum. 13.000 TL vermen lazım dese aradaki fark faiz olur mu? Evet. Bu durumda satıcının doğru yapması nasıl olur? Peşin sat. Peşin sat kardeşim. Peşin sat kardeşim. Şimdi 6 ay sonra 10 TL’yi ödemedi. Bir kimse gününde ödemediği zaman bir de işin bu tarafı var bakın. Çek verdi, senet verdi. Çek verdiğinde, senet verdiğinde onun hukukunu kabul etmiş oluyorsun. Çekin ve senetin hukukunu kabul ediyorsun. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Bir yerden bir ister senet verin, ister senet alın. Senet de verseniz, senet de alsanız içinde bulunduğunuz devletin ticaret yasasını kabul ettiniz.

Ticaret yasasını kabul ettiğiniz anda vermiş veya almış olduğunuz senet veya çek, mevcut içinde bulunduğunuz devletin yasaları neyi emrediyorsa onu yerine getireceksiniz. Bununla mükellefsiniz. Sistem İslami mi? Değil. biz Müslümanlar bunu kabullenmekte zorluk çekiyoruz. Ben ilk 35 yıl önce Darül Harp, Darül İslam meselesini okuduğumda ve bunu sohbetlerde söylemeye başladığımdan beri eleştiri yağmur altındayım ben. Ama bunu dünya üzerindeki İslam dünyası ya anlamak istemiyor ya da doğru anlatılmıyor. Bizde şöyle bir düşünce var. Ya bu kanunlar, bu hukuk sistemi komple İslami değil. Sen İslami olmayan bir hukuk sisteminin içerisinde yaşıyorsun. Ve sen burada ticaret yapıyorsan, memursan, işçisen, amirsen her neysen mevcut Türkiye Cumhuriyeti devletinin yasalarına uygun yapmakla mükellefsin.


Türkiye Cumhuriyeti’nin Ticaret Yasaları — Çek-Senet, İcra-İflas Kanunu; Mü’minin Mevcut Hukuk Sistemine Tâbi Olma Kabulü: «Türkiye Cumhuriyeti’nin Ticaret Yasalarına Uygun Hareket Edeceğimi Beyan Ederim» Sözleşmesi; Senedi Gününde Ödememe Halinde Karşı Tarafın Faiz Alma Hakkı; Mü’minin Bunu Kabul Etmesi

Bunu kabullenmiş oluyorsun zaten. E sen bir tane senet verdin şimdi karşıya, sen o karşıya o seneti verdiğin anda diyorsun ki ben Türkiye Cumhuriyeti’nin ticaret yasalarına, bu senetin yasasına ve icra iflas kanuna uygun hareket edeceğimi beyan ederim. o seneti sen gününde ödemezsen karşı taraf senden faiz alacak. Sen bangır bangır bağırmaya hakkın yok benden faiz aldı diye. Sebep, sen o seneti verirken zaten onu biliyorsun. Bilerekten o seneti veriyorsun. Ödemeyecek olan bir kimsenin senet vermesi de ödemeyeceğini bile bile borçlanması o da günah-i kebâir. O günah-i kebâir işliyor. Kendisi ödemeyecek. Ödemeyeceğini niyet ederekten birisinden çekle, senetle açık hesap mal aldı. Ama ödemeyecek gününde, geciktirecek.

O günah-i kebâir işledi. Haram işliyor o. Şimdi bizde şöyle bir şey var. Seneti veriyor, seneti verirken karşıdaki kimseye o senetin hukukunu, hükmünü kabul ettiğini ya bilmiyor ya da işine gelmiyor. 6 ay sonra ödemedi. Karşıdaki seni, karşıdaki seni, seneti ödemedi. O günah-i kebâir işledi. ve ikra ile senden ama mal aldı ama parayı aldı tabi arada da vaade farkı çıktı. Devletin koyduğu faiz çıktı. Şimdi diyor ki sen faiz alıyorsun. Sen ni ödemedin gününde? Arada da vade farkı çıktı. Devletin koyduğu faiz çıktı. Şimdi diyor ki, sen faiz alıyorsun. Sen ne ödemedin gününde? Sen gününde neden ödemedin? Ses yok. Başımdan geçen bir vakaya anlatayım. Adam imammış. İmam. Çeki ödememiş. İki yıl sonra, üç yıl sonra çıktı geldi.

Dedi ki, arkadaşlar sizin bize mal vardı. Evet. Benim borcum var. Evet. Dedim, bilmiyorum. Çekilerin hepsi Avukatta. Biliyorum dedi. E biliyorsan öde o zaman dedi. Faiz istiyor dedi. Ben ne güldüm? He istiyordur dedim. Siz nasıl Müslümansınız ya dedi. Faiz alıyorsunuz dedi. Sen ne iş yapıyorsun dedim ben. ne yapacağım benim ne iş yaptığımı dedi. Yok dedim senin yüzünde imam yüzü var dedim. İmam mısın sen dedim. Elhamdülillah dedi. Dedim sen nasıl imamsın? Ben şimdi buna. O öyle durdu. Dedim, üç yıl önceki parayla ödeyeceğim diye uğraşıyorsun dedim. Benim malımı sattın mı dedim ben? Sattım dedi. Benim malımı sattığın halde neden ödemedin benim paramı dedim. Benim hakkımı gasp ettin sen dedim.

Bu böyle baktı şimdi. Dedim sen benim hakkımı gasp ettin. Sen dedim benim hakkımı gasp ederekten bana zulmettin dedim. Senin dedim ödeme gücün olduğu halde ödemiyorsan dedim. Her geçen gün bana zulmetmiş oldun dedim. İmam Allâh’ına dinine imanına söyle dedim. Bu parayı ödeyecek para eline geçti mi geçmedi mi dedim. Sustu. Yalan söyleseydin dedim seni lanete çağıracaktım dedim lanetleşmeye. Sen şimdi hangi yüzle gelip de bana dedim ben. Faizcisin diyorsun bana dedim. Bu durdu şimdi. Çeki dedim kullanıyor musun? Otur dedim şuraya sana dedim yeni fetva öğreteyim ben dedim. Diyanet bunu öğretmez sana dedim. Bu çeki kullandığın anda dedim ben çekin hukukunu kabul ediyorsun sen dedim. Çekin hukukuyla beraber ticaret hukukunu da kabul ediyorsun.

Çekin hukukuyla beraber icra iflas hukukunu da kabul ediyorsun dedim. Bu çeki bana dedim verdin ödemedin değil mi dedim ödemedin. Devlet bir asa çıkardı dönen çeklerin hiçbirisi de ödenmeyecek deseydi dedim. Benim param yandıydı benim senden istemeye yüzüm yoktu dedim ben. İsteyemezdim çünkü devlet çekleri dedim ben fes etmiş. Senin kanına kalmıştı dedim. Bu kaldı imam şahı. Bu kaldı imam şimdi. Ya Mustafa bey siz bir iyilik yapsanız da ben sana iyilik yapmayacağım dedim. Benim iyilik yapacağım yer var dedim ben iyilik yapacaksam oraya yaparım senin gibi lira yapmam dedim. Sen git parayı öde dedim. Ya az bir şey indirseydin yok dedim az bir şey de indirmeyeceğim hiçbir şey yapmayacağım dedim sana.

Sen dedim gitcen ödüyorsan ödeyeceksin ödemiyorsan hiç ödeme dedim mahşer yakın insanlara dedim. Ben zaten dedim batmış iflas etmiş gitmişim dedim ben olanım olmuşum ben dedim. Habir fazla haber eksik dedim. İster öde ister ödeme dedim. Sonra gitti avukatla anlaştı. Mustafa aslanla artık neyi nasıl anlaştı bilmiyorum ondan sonra ödedi yalnız. Şimdi bir kimse ticaret yapıyor. Altı ay sonrasına senet mi verdin? Evet ya gününde ödeyeceksin ya da o senetin hukukunu kabul ettin. Altı ay sonrasına çek mi verdin?


Tansu Çiller Hükümeti’nin Çek Yasası Anekdotu — «Bu Tansu Çiller Hükümeti Beni İflâs Ettirdi, Çek Yasasını Bir Değiştirdi, Bizim Çeklerin Hiçbirisi de Ödenmedi»; Mustafa Efendi’nin Şahsî Tanıklığı; «Bangır Bangır Bağırmaya Hakkın Yok, Sen Yasayı Kabul Ettin»; Modern Hukukla Mü’minin İlişkisinin Edebli Sınırı

Evet ya o çeki ödeyeceksin ya da o çekin hukukunu kabul ettin ya sen. Benim öyle iflas ettim ben. Bu Tansu Çiller hükümeti beni iflas ettirdi. Çek yasasını bir değiştirdi. Bizim çeklerin hiçbirisi de ödenmedi. Bakın hiçbirisi ödenmedi. Çünkü çek yasasını değiştirdi çek de cezayı kaldırdı. Evet. Hiçbirisi de ödenmedi. Tamam. Kimsenin kapısını çıtlatmadım ben. Bak bir Allâh’ın kuluna demedim mi senin bu kadar borcun var diye. Mustafa Özbah dedim iflas et çekmişsin. Gitti çekler bizim. Veysel aşkına dedim Veysel ne olacak şimdi bu çekler dedim. Hepsi de öldü dedi kağıt hükmünde dedi. Hiçbir şey alamayacak mıyız dedim ben? Hiçbir şey alamazsınız dedi. Yok dedi. Vicdanına kalmış bir kimsenin gelir öderse öder dedi.

Bitti. Ben bir kişinin kapısını tıklamadım. Neden? O çeki aldın çekin hukukunu kabul ettin. Şimdi mesela 6 ay çek sorulmadı değil mi? Çeki verdin bir yere 6 ay geçti 6 ay sonra adam elinde çekle geldi. Yürü git kardeşim bak işine. Nasıl 6 ay içerisinde alsaydın paranı. Sordursaydın. Benim sende alacağım var. Çeki almışsın sen. Bu çek de kağıt hükmüne çıkmış şimdi. Ben ödeyip ödememekte hürüm. Nasıl yani? Basma ya. Sen bu çekin yasasını kabul ettin çünkü. Ya bu ayrı mesele. Hadi diyeceksiniz ki senin şahsi çekin oldu mu? Olmadı. Ama normalde mesela ticarette var adam alıyorsun müşteri çeki. Veriyorsun başka yere. Verdiğin yer götürüyor bankaya teminat olarak veriyor. Verdiğin yer bankaya teminat olarak verdin.

Adam bankaya ödeyemedi. Teminatı da normalde çekti orada döndü. Banka vermiyor o adamı çekiyor o adama. O adam problemlerini çözüyor geçiyor gidiyor. Bir sene sonra geliyor senin yanına. Diyor ki böyle bir tane müşteri çeki vardı. Bakıyorsun. Benim arkasında imzam var tamam. Kardeş bu çek kağıt olmuş git kendini bul adamın oradan al. Ya nasıl hukukunu kabul ettin? Evet bu ticarette bunun gibi bir şey. Çek ve senet verenler ve alanlar sonuç itibariyle çekin hukukunu. Dolayısıyla icra iflas hukukunu dolayısıyla ticaret hukuku. Hukukunu kabul ettin. Bankaya parayı yatırdın. Bankaya parayı yatırınca bankacılık yasasına bağlı oldun. Ne dolar? BDDK’ya tabi oldun. Ya bankada benim 500 milyarım vardı.

Devlet o gece açıkladı bankada hesap olanların hepsini el koydum dedi. Hiçbir şey yapamazsın. Sen gidiyorsun bankaya paranı yatırıyorsun. Diyorsun ki ben bu 100 milyarı 50 milyarı neyse çekmek istiyorum. Bir gün öncesinden haber vereceğimiz diyor. Ulan bu benim param değil mi? Senin paran. Ama diyor ödemiyoruz diyor. Bir gün sonra geleceksin. Ben şeye gittim. emekli etmedi ya beni edepsizin teki. Ben mahkemek arayalı. Arada günlerin o eski ödenmeyen şeyler bank hesabına yatırılmış. İyi. Biz şimdi… Gittim ben bankaya. Geçmiş gün şimdi ne kadarsa. Savaş geldi mi? Savaş da vardı. Savaşla beraber gittik. Peki. Dedim benim emeklilik param yatmış. Baktılar evet yatmış dediler. Verin paramı veremeyiz dediler.

Neden dedim ben? Yarına veririz dediler. Bu para benim mi dedim ben? Senin dediler. O zaman bir kağıt verin veremedinize de. O zaman bu para benim. Bu para benim. Bu para benim. Bu parayı verin dediler. Bu parayı verin dediler. Bu parayı verin dediler. O zaman bir kağıt verin veremedinize dair dedim. Niçin dedi? İcra edeceğim sizi dedim. Siz dedim bir gün vermenciyi icra ediyorsunuz ya ben dediğim dedim. Veremeyiz. Vermeniz lazımdı. Ben şimdi… Biz biraz böyle ses yükseldi. Arkadan bir müdür yardımcısıymış o. Bayan. Mustafa hocam dedi. Aha bitti lan dedim. Hiçbir şey kalmadı yine. Baktım nasılsınız? İyi misiniz? İyi izledim. Sen nasılsın? İyi misin? Tanımıyorum ben kendisini. Ben dedi tekenize geliyorum.

Her cumartesi dedi. Lokmayı yiyorum dedi. Aha dedim şu lokma dedim ya. Bütün dünyaya dedim. Bütün dünyaya duyuldu dedim. Hamdolsun dedim ben. Hocam ne oldu ya dedi. Dedim paramı vermiyorlar dedim ben. Tamam mı? Dedi ya böyle dedi. Kaydeler oluyor hocam. Kusura bakma dedi. Hemen kartını aldı. Arkaya bir kaşe vurdu. Hemen bir imzaladı. Yarın dedi istediğiniz saatte gelin. Hem dedi sıraya muraya da girmeyin dedi. Direkt benim yanıma gelin dedi.


Hâcı Ahmet’le Emeklilik Parası Anekdotu — «Direkt Benim Yanıma Gelin Dedi, Hambaladı Dedim Ya, Yapacak Bir Şey Yok»; Yargıtay’ın «Hiç Kimse Bir Şey Yapamaz» Cevabı; «Dedi Baba Hayırlı-Uğurlu Olsun»; Parayı Kasaya Koyma; «Üç Ay Dokunamadım Bir Şey Çıkacak Diye»

Hambaladı dedim ya. Yapacak bir şey yok dedim ben şimdi. Ondan sonra neyse. Gittim ertesi gün. Ondan sonra… Ölenden sonra gittim artık. Dedim işleri hafiflesin. Tabi canım bırakır mı şimdi beni? Bırakmıyor. İllaki çay kahve yapma etme falan. Hemen bir hesap açtı bana. Emeklilik hesabı açtı. Bilmem ne yaptı. Şunu yaptı. Bunu yaptı. İmzalattı bana evrakları. Parayı da saydı benim elime verdi. Dedi var mı bir emrin hocam dedi. Dedim Allâh razı olsun. Teşekkür ederim. Sen dedi hiç sıraya girme. Geldiğin zaman dedi. Kartı göster direkt benim yanıma gel dedi. Teşekkür ederim dedim. Allâh razı olsun çıktım. Tabi benim şimdi hayatım boyunca ilk defa ben böyle bir alışveriş yapmamışım. Bir şey etmemişim.

Bana böyle bir toplu para gelmiş. Ben bir paraya bakıyorum. Bir kendi kendime düşünüyorum. Ulan bunlar bir yanlışlık yaptım acaba diyorum. Ondan sonra Mustafa Özbağ’a affedersiniz. Yanlışlık olmuş. Verin parayı diyecekler. Onu bekliyorum ben şimdi. Ulan ömrümce öyle para almamışım ben. Biz hep böyle ha babam biz böyle tırmalıyoruz her şeyde. Parayı aldım böyle. Bir de çaldırmayayım diye iki tarafa ayırdım böyle. Ondan sonra. Gidiyorum arkaya arkaya bakıyorum buzalı inek gibi. Ondan sonra Orhan Camii’nin oraya geldim. Hala da arkaya arkaya bakıyorum. birisi koşarak gelecek. Gözümün önünde öyle bir şey var. Mustafa Bey dur. Dur yanlışlık yapmışız diyecek. Tamam ya ben bekliyordum zaten. muhakkak bir şey çıkacak.

Döneceğim geri parayı vereceğim geri. Yok ben iniyorum oradan aşağı doğru. Ahmet Hacer aradım. Ulan Ahmet Hacer dedim. Nasıl bir psikolojiyse bendeki yavrum dedim. Parayı aldım cebime koydum dedim.


Mustafa Efendi’nin Tedirginliği — «Buzalı İnek Gibi Arkaya Bakıyorum Boyuna, Çağıracaklar Alacaklar Diye»; «Ömrümce Böyle Bir Para Gelmedi Bana, İstedim»; Allah’ın Affı Niyâzı; «Muhakkak Bir Sıkıntı Yaşayacağız»; Üç Ay Boyunca Cebine Dokunmama Kararı

Buzalı inek gibi arkaya bakıyorum boyuna dedim. Çağıracaklar alacaklar diye dedim ben. Ömrümce böyle bir para gelmedi bana istedim. Ya ben dedim muhakkak bir de Allâh affetsin. Böyle bir zorlanacağız sıkıntı yaşayacağız. Öyle o para bize gelince kadar kaç dereden geçeceğiz biz. Ondan sonra Ahmet Hacer dedi baba ya dedi ya.


Ahmet Hâcer’in Müdahalesi — «Baba Ya, At Artık Şu Psikolojiyi»; «Sen At Deyince Atıldı Şimdi Dedim Gitti»; «Baba Hayırlı-Uğurlu Olsun, Mübarek Olsun»; Mustafa Efendi’nin Büroya Dönüp Parayı Kasaya Koyması

At artık şu psikolojisi. Hah sen at deyince atıldı şimdi dedim gitti. Dedi baba hayırlı uğurlu olsun dedi. Ondan sonra mübarek olsun şöyle böyle iyi. Neyse geldim ben büroya. Parayı kasaya koydum. Dedi oğlum üç ay dokunamadım bir şey çıkacak diye. Ama muhakkak bir şey çıkar. Ben paraya dokunmayayım. Paraya dokunursam şimdi ödemekte zorluk çekerim bir de geriye. Para durdu öyle üç ay.


Avukat Savaş’la İstişâre — «Yargıtay Sizi Emekli Etmiş, Hiç Kimse Bir Şey Yapamaz» Bürokratik Cevabı; «Bu Böyle Konuşuyor Ama Yine de Bir Şey Çıkar mı?»; «Sen Parayı Harca Diyor — O da Biliyor Para Duruyor Kenarda»; Üç Ay Sonra «Eminlik» Gelmesi

Ulan üç ay sonra savaşa tabi arada soruyorum. Savaş bu meselede bir şey çıkar mı? Savaşın bürokratik cevabı. Efendim Yargıtay sizi emekli etmiş hiç kimse bir şey yapamaz. Oğlum diyorum bu böyle konuşuyor ama diyorum yine de bir şey çıkar mı çıkmaz mı? Onu da bıktıramıyorum şimdi arada bir soruyorum gene ona. Savaş var mı bir sıkıntı bir şey çıkar mı? Çıkmaz efendim sen parayı harca diyor. O da biliyor para duruyor kenarda. Üç ay sonra bir eminlik geldi bana. Parayı öyle harcadık. Şimdi bir şey yapıyorsunuz ya çek senet neyse emeklilik neyse orada devletin kanunu geçerli. O yüzden onu kabul etmiş oluyorsunuz. Kısaca söyleyeceğim şey bu. Allâh bizi affetsin inşallah.


Hitâm — «Şimdi Bir Şey Yapıyorsunuz Ya Çek-Senet, Emeklilik, Orada Devletin Kanunu Geçerli, O Yüzden Onu Kabul Etmiş Oluyorsunuz»; Modern Hukuk Sistemine Tâbi Olmanın Edebli Kabulü; «Allah Bizi Affetsin İnşaAllah»; Eftal Zikir Tevhîd, El-Fâtihâ

Eftali zikir. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha. Âmîn.


KAYNAKÇA

  • «Hüküm Allah’ındır» Âyetleri — En’âm 6/57: «İni’l-hükmü illâ lillâh»; Yûsuf 12/40, 12/67: aynı tâbirin tekrarı; Kasas 28/70, 28/88; Mü’min 40/12 — Allah’ın hükmediciliğinin Kur’ânî beyânı; Râzî, Mefâtihu’l-Gayb; Tabarî, Câmi’u’l-Beyân: «hükm-i şer’î ve hükm-i kevnî» tasniifi; Mevdûdî, Tefhîm: hâkimiyetin sadece Allah’a ait olması.
  • Allah Hakîm-Hâkim İsimleri — Esmâ-i Hüsnâdan el-Hakîm (her şeyi yerli yerinde yapan, hikmet sahibi) ve el-Hâkim (mutlak hükmedici); Buhârî, Da’avât 68; Müslim, Zikr 5: 99 isim; İmâm Gazâlî, el-Maksadü’l-Esnâ; Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât: bu iki ismin etimolojik-kelâmî ayrımı; Aziz Mahmud Hudâyî Câmi’u’l-Fadâil: hâkimiyetin sufî yansıması.
  • Cüz’i İrade ve İmtihân Sırrı — Mâturîdî kelâm sisteminde: kulun cüz’i iradesi (efâl-i ihtiyâriyye) Allah’ın küllî iradesinin altında ama hakîkî bir tasarrufa sahip; Bakara 2/286 («Lâ tukellifullâhu nefsen illâ vüs’ahâ»); Necm 53/39 («Ve en leyse li’l-insâni illâ mâ se’â»); Ebû Mansûr el-Mâturîdî Kitâbu’t-Tevhîd; Sa’düddîn-i Taftazânî Şerhu’l-Akâ’id: cüz’i irade-küllî irade tartışması; Mu’tezile (mutlak cüz’i irade) ve Cebriyye (mutlak cebr) arasındaki orta yol.
  • Heva-Hevesin Yasaklanması — Câsiye 45/23 («Efe-raeyte men’i’ttehaze ilâhehû hevâhu» — heva’sını ilâh edinen); Furkân 25/43; Sâd 38/26 («heva’ya tâbi olma, seni Allah yolundan saptırır»); İmâm Birgivî, et-Tarîkatu’l-Muhammediyye: heva-hevesin nefsî sapmaların ana kaynağı; «Kur’an ve Sünnet’in dışındaki her şey heva» tarifi sufî yorum çerçevesinde.
  • Şeyh-Mürid Edebi: Asla Doğru Bakmamak — İmâm Kuşeyrî, er-Risâle (Bâbu’l-Edeb maa’l-Meşâyih); Sühreverdî, Avârif 27. bâb; Aziz Mahmud Hudâyî, Tezâkir: «şeyhin önünde gözlerini öne eğmek, gözünün ucundan bakmak»; Necmeddîn-i Kübrâ, Risâle-i Adâb; «Mürşid yanında konuşmaman, izinsiz cevap vermemen» — sufî gelenğeğin temel edebi; Mevlevî-Nakşbendî dergâhlarında uygulanan tatbîkat.
  • «İşaret Ederse Cevap Veririm» — Şeyhin İzni — Hücvîrî, Keşfu’l-Mahcûb: müridin sukûtu, şeyhin işaretine bağlı tepkisi; Hâce Ali Râmîtenî Risâle: Nakşbend silsilesinde «vukûf-i adedî» edebinin yan dalı olarak konuşma kontrolü; Cüneyd-i Bağdâdî’nin sözü: «Kayd-ı edeble bağlanmamış olan murîdin sülûku tamam değildir».
  • İ’tikâf Niyâzı ve Sufî Halvet — Bakara 2/187 (i’tikâf âyeti); Buhârî, İ’tikâf 1-15; Müslim, İ’tikâf 2-7: Hz. Peygamber’in Ramazan-ı Şerîf’in son 10 günü i’tikâfa girmesi; Sufî halvet — Necmeddîn-i Kübrâ Risâle; Aziz Mahmud Hudâyî, Câmi’u’l-Fadâil; Halvet kuralları (Erbain, Üç Halvet) Mevleviyye-Halveti-Celveti yollarındaki uygulama farkları.
  • Mâturîdî Kelâmda Kulun İradesi — Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed el-Mâturîdî (ö. 333/944), Kitâbu’t-Tevhîd; Hakîm es-Semerkandî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; Sa’düddîn-i Taftazânî, Şerhu’l-Mekâsıd: «Allah’ın küllî iradesi – kulun cüz’i iradesi» dengelemesi; Bediüzzaman Sözler 26. Söz: «Kader ile cüz’i ihtiyârî arasındaki incelik»; Nuh Erbakan, İmân-Küfür Sınırı: modern Türkçe kelâm yorumu.
  • Modern Türkiye Hukuk Sistemi: Çek-Senet-İcra — 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (1 Temmuz 2012); 5941 sayılı Çek Kanunu; 2004 sayılı İcra İflâs Kanunu; Tansu Çiller Hükümeti (1993-1996) döneminde Çek Kanunu değişiklikleri ve esnafa etkileri; Şükrü Sina Gürel Türkiye Ekonomi Politikası 1990-2000; Soner Yalçın Reis: Gladio’nun Türk Tetikçisi: Çiller dönemi ekonomik politikalar; Mustafa Efendi’nin şahsî tanıklığı.
  • Mü’minin Modern Hukukla İlişkisi — Müslüman’ın bulunduğu ülkenin yasalarına uyma cevazı: İmâm Şâfiî, er-Risâle; Hanefî mezhebinde «Dâru’l-Harb» ile «Dâru’l-İslâm» tasniifi; Bediüzzaman Mektûbât: gayri-müslim yönetimde dahi mü’minin yasalara tâbiyeti; Yusuf el-Karadâvî Müctehidu Asrinâ: modern devlet kanunlarına mü’minin uyma çerçevesi; Hayreddin Karaman İslâm Hukukunda İçtihâd: modern Türkiye’de uygulamaya katkı.
  • Yargıtay Emeklilik Kararının Hukukî Statüsü — 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu; Yargıtay 21. Hukuk Dairesi içtihâd kararları; emeklilik aylığının hak edilen ve geri alınamayan emek karşılığı olması (Anayasa 60. madde); Mustafa Efendi’nin avukatı «Savaş»la istişâresinin somut hukukî temeli; modern hukukta «kişisel tasarruf hakkı»nın ön plâna çıkması.
  • Faiz ve Sufî Yorumu — Bakara 2/275-279: faize ilân-ı harp; Buhârî, Buyû’ 24; Müslim, Müsâkât 81: «yedi büyük günah» arasında faiz; Mustafa Efendi’nin «modern devlet faiz hukuku – Müslüman’ın kabul ettiği taraflar» tahkîki; faizin sömürü aracı olarak teşhisi (k087 sohbetinde geniş tafsîlat); İmâm Birgivî et-Tarîkatu’l-Muhammediyye: «şubhe-i ribâ»nın çekilmesi gerekliliği.
  • Mü’minin Beklemesi ve Sabrı — Asr 103/3: «Tevâsav bi’l-hak ve tevâsav bi’s-sabr»; Bakara 2/153: «İste’înû bi’s-sabri ve’s-salât»; Buhârî, Cenâ’iz 32: «Es-Sabru inde’ş-Sadmati’l-ûlâ» (sabır ilk darbede gösterilen sabırdır); Mustafa Efendi’nin emeklilik parasını üç ay bekletmesinin sufî yorumu — «Allah’ın takdîrini bekleyiş»in tasdîki.
  • Hitâm: «Devletin Kanununa Tâbiyet» — Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâret 32-33: «İsma’ ve atı’ lima’l-emîr» (emîre işitin ve itaat edin); İbn Teymiyye es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye: meşru veya gayri-meşru yönetimde mü’minin sosyal düzene saygısı; Mustafa Efendi’nin «devletin kanunu geçerli, kabul etmiş oluyorsunuz» tâlimi — modern dünyada mü’minin somut hayatı.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sülûk, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı