Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #92 — Mesnevî: Tâcir ve Dudu Kuşu

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #92 — Mesnevî: Tâcir ve Dudu Kuşu. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Eûzü-Besmele, Eftalu’z-Zikr Tevhîd, «La İlâhe İllâ’llâh, Hak Muhammeden Resûlüllâh, Cemiyen Enbiyâi ve Mürselîn»; Kandil Niyâzları, Hayır-Bereket Duâsı; Sohbete Mesnevî Beyt-i Şerîfi Tilâvetiyle Başlama

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftanet zikreder ve falem ennehu. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyene, el-Miyahi vel-Mursalin vel-Hamdülillahi Rabbil Alemin. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gününüze hayırlı eylesin. Âmîn. Hayatını, yıldızı, yılınızı, ömrünüzü, her şeyinizi hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e, Hakk’ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Allâh hepinizden razı olsun inşaallah. Kaldığımız yerden devam edeceğiz.


Tâcir-Dudu Kuşu Hikâyesi’nin Açılışı — Tâcirin Hindistan’a Ticârî Sefere Çıkışı; Hane Halkına Tek Tek «Ne Armağan İstersin?» Sorusu; Hanımına, Çocuklarına, Hizmetkârlarına Sorduktan Sonra Evdeki Dudu Kuşu’na da Sorması; «Hane Halkından Ayırmıyor, Dudu da Konuşuyor Çünkü Taklît Ediyor»; Dudu’nun Düşünüp Cevabı

Konu başlı, bir tacirin ticaret için Hindistan’a gitmesi ve mahpus dudusunun onunla Hindistan dudularına haber yollaması. Bir tacirin bir dudusu vardı. Kafeste hapsedilmiş güzel bir duduydu. Dûdû, bu hatta bazı yerlerde tutti derler. Normalde papağan olarak bilinen, böyle etrafındaki sesleri taklit eden, etrafındaki sesleri çıkaran, papağan gillerden bir kuş. Tabii Mesnevi’de bunun ikinci hikayesi, bir hikaye daha vardı. Neydi? Bir bakkal vardı. Bakkalın içerisinde bakkalın bir yine dudu kuşu vardı. Gelenle gidenle sohbet eder, konuşur. Müşterinin artmasına sebep olurdu. Sonra malum geceleri serbest bırakıldı. Bir fare girdi içeri. Fare girince kedi fareyi tutacağım derken, bütün yağları döktü.

Yağları dökünce de bunu bakkal, bu kuşun yaptığını zannetti, onu cezalandırdı filan. Böyle tuğti kuşu veya dudu kuşu veya bununla alakalı, Hindistan’la bağlantılı başka hikayeler de görebilirsiniz. Bu sufiler, bu dudu kuşunu veya tuğti kuşunu çok kullanırlar bu manada. Genelde dudu kuşunu kullanırlarken kullanıldığı hikayeye göre, bazen ruhu onda andırırlar, ruh andırılır, bazen maneviyat andırılır gibi böyle, dudu kuşuyla alakalı hikaye çok okuyabilirsiniz eskilerden. Tacir Hindistan’a gitmek üzere yol hazırlığına başladı. Kerem ve ihsan dolayısıyla kölelerinin, cariyeciklerinin her birine çabuk söyle sana Hindistan’dan ne getireyim dedi. Bu da eski bir usuldür. İnsanlar önceden bir yere giderlerken gittikleri yerin bir istekleri var ise konuşurlar, sorarlar. ev halkına, hanesine söyler, oradan istediğiniz bir şey var mı, ne getireyim size diye.

Ev halkı da eşinin durumuna konumuna ekonomisine göre, şunu getirebilirsin, bunu getirebilirsin diye onlara bir şeyler söyler. Hele bu Hindistan olursa, Hindistan tarih boyunca baharat ticaretiyle uğraşmışlar. Hindistan’a gidenler hep oradan baharat alıp gelmişler. Baharatları normalde kendi ülkelerine getirip orada satmışlar. Hindistan’ın en meşhur ürünü baharatları. O yüzden bizim elimizdeki hemen hemen baharatların büyük bir çoğunluğu Hindistan’dan gelme, Hint kültürü. Tabi oradan bütün dünyaya yayılmış. E tacir de Hindistan’a gidiyor, soruyor ev halkına bir şeye ihtiyacınız var mı, size bir şey alıp geleyim mi diye. Her birisi ondan bir şey diledi. O iyi adam hepsine istediklerini getireceğini vaat etti.


Dudu Kuşu’nun Tâcire Tâlim Ettiği Selâm — «Sana Hindistan’daki Duduları Görür Görmez Beni Onlardan Selâm Söyleyiver Diye Söyle» Tâlimi; Tâcir Bu Selâm-Vazîfeyi Kabul Etmesi; Hindistan’a Vardığında Bir Dudu Kuşları Topluluğu Görmesi ve Selâmı İletmesi; Dudulardan Birinin Bu Selâmı İşitir İşitmez Sarsılıp Kafesinde Ölü Gibi Düşmesi

Dûdû’ya da, evde bir Dûdû kuşu var. Dûdû’ya da sen ne armağanı istersin, sana Hindistan elinden ne getireyim dedi. Tabi Dûdû da konuşuyor ya, taklit ediyor, Dûdû’ya da soruyor, sana da ne getireyim. Hane halkından ayırmıyor. Dûdû dedi ki, oradaki Duduları görünce benim halimi anlat. Dedi ki Dûdû, sizin müştakınız olan filan Dûdû, Allâh’ın takdiriyle bizim mahpusumuzdur. Size selam söyledi, yardım istedi. Sizden bir çare, bir kurtuluş yolu diledi. Dedi ki, reva mıdır? Ben iştiyakınızla gurbet elde can vereyim. Sıkı bir hapis içinde olayım da siz gâh yeşilliklerde, gâh ağaçlarda zevk ve sefâ edesiniz. Dostların vefası böyle mi olur? Ben şu hapis içindeyim. Siz gül bahçelerinde, ey ulular, bir seher çağı, şarap meclisinde, bu inleyen garibi de hatırlayın.

Dostların sevgiliyi anması sevgiliye ne mutludur. Hele anan ve anılanan bir Leyla, öbürü Mecnun olursa. Ey güzel en damlı sevgilinin mahremleri, kendi kanımla doldurduğum peymaneleri içmem reva mı? Sevgili bana da bir nasip vermek istersen beni anarak bir kadar iç. İçerken bu yerlere serilmiş düşkün ağaçı yad ederekten toprağa bürüdüm, şarap dök. Şaşılacak şey nerede o ahid, nerede o yemin, o şeker gibi dudağın verdiği vaatler hani? Bu kulun ayrı düşmesi fena kulluktansa, kötüye kötülükle mukabele edersen aramızda ne fark kalır? Fakat hiddetle, şiddetle senden gelen kötülük, semadan, çengin namelerinden daha zevkli, daha neşeli. Ey cefası devletten daha güzel, intikamı candan daha sevimli Dilber, ateşin bu acaba nurun nasıl?


Mesnevî 1570 Beyt-i Şerîfine İlk Yaklaşım — «Cevrinde Öyle Tatlılıklar Var Ki, Mâlik Olduğun Letâfet Yüzünden Kimse Seni Hakkıyla Anlayamaz»; «Hem İnerim Hem de Sevgili İnanır da Kereminden O Cevri Azaltır Diye Korkarım»; «Kahrına da Hakkıyla Aşığım, Lütfuna da; Ne Şaşılacak Şey Ki Ben Bu İki Zıdda da Gönül Vermişim»; «Mâ’nâ Bölünmesin Diye Hepsine Bir Okuyu Verdim»

Matem bu olunca düğünün nice, cevrinde öyle tatlılıklar var ki, malik olduğun letafet yüzünden kimse seni hakkıyla anlayamaz. Hem inlerim hem de sevgili inanır da kereminden o cevri azaltır diye korkarım. Kahrına da hakkıyla aşığım, lütfuna da ne şaşılacak şey ki ben bu iki zıttan da gönül vermişim. Allâh hakkı için bu dikenden kurtulur, gül bahçesine kavuşursam bu sebepten bülbül gibi feryat ederim. Bu ne şaşılacak şey bülbüldür ki ağzını açınca dikeni de gül bahçesiyle beraber yutar. İkisini de bir görür. Bu bülbül değil ateş canavarı. Onun aşkıyla bütün kötü şeyler kendisine hoş gelmekte. Gül’e aşık halbuki esasen kendisi gül, kendisine aşık kendi aşkını aramakta. Can dudusunun hikayesi de bu çeşitler.

Fakat nerede o kuşlara mahrem olan kişi? Nerede zayıf ve suçsuz bir kuş ki onun içine Süleyman askerleriyle ordu kurmuş olsun? Şükür yahut şikayetle feryat edince yere göğe zelzeler düşsün. Her demde ona Allâh’tan yüz mektup, yüz haberci erilsin. O bir kere Ya Rabbi deyince halktan altmış kere lebbeyk sesi gelsin. Hatası Allâh indinde ibadetten daha iyi olsun. Küfrüne nispetle bütün halkın imamı değersiz kılsın. Öyle kişiye her nefeste husisi, miraç vardır. Allâh onun tacının üstüne yüzlerce husisi taç koyar. Cismi topraktadır canı lahmekan aleminde. O lahmekan alemi saliklerin vehimlerinden üstündür. O vehimlere sığmaz. O lahmekan alemi vehmine gelen bir alem olmadığı gibi hayaline de doğmaz.

Ne idrak edebilirsin ne tahayyül. Dostlar biz yine kuş tacir ve Hindistan hikayesine dönelim.


Tâcir-Dudu Kuşu Hikâyesinin Yeniden Toplu Anlatımı — Hindistan’daki Dudulardan Birinin Bu Selâmı İşitir İşitmez Kafesinde Ölü Gibi Düşmesi; Tâcirin Şaşkınlığı; Selâm Sahibi Dudu’nun Akıbetini Öğrenip Geri Dönüşü; Tâcirin Eve Dönüşünde Evdeki Dudu Kuşu’na Hadiseyi Anlatması

Tacir Hindistan’daki dudulara dudusula selam götürmeyi kabul etti. Mâna bölünmesin diye hepsine bir okuyu verdim. Şimdi baştan tekrar yürüyeceğiz inşallah. Tabi Dûdû’ya soruyor ne istersin diye. Dûdû da oradaki Dûdû kuşlarına diyor ki benim halimi onlara anlat. Bir böyle başka bir Dûdû kuşu hikayesi kısacık özet anlatayım bu daha iyi anlaşılsın. Yine böyle bir tacir yine gidiyor. Hindistan’a. Diyor ki ne istersin? O da diyor ki git benim bu durumu mu anlat. Onlara selam söyle diyor. Neyse tacir Hindistan’a gidiyor işlerini bitiriyor işlerini bitirdikten sonra bu Dûdû kuşlarının hani hikaye ya akrabalarının olduğu yere gidiyor. Hepsini topluyor. Diyor ben Anadolu’dan geliyorum sizin diyor akrabanız bir Dûdû kuşu var. benim kafesimde benim evimde şöyledir böyledir hepinize selamı var diyor.

Dûdû kuşlarının hepsi dövüyor. Bir anda atıyorlar kendilerini. Bir üzülüyor tacir bir üzülüyor diyor ki ben ne yaptım böyle ki hepsi de öldüler diyor bir anda. O üzüntüyle dönüyor Anadolu’ya memleketine geliyor. Bir gün iki gün üç gün geçiyor. Herkese hoş sohbet ediyor bir türlü üzüntüsünden Dûdû’nun yanına gidemiyor. En sonunda tabii üzüle sıkılak Dûdû’nun yanına gidiyor. Diyor ki çok üzgünüm çok özür dilerim perişanım diyor sana anlatamıyorum. Dûdû diyor ki anladım diyor bir sıkıntı var sen birkaç gündür diyor benim yanıma da gelmiyorsun diyor. Ne olduğunu söyle bana diyor. Diyor ki senden senin durumunu anlattım senin akrabalarına senden selamı işitince hepsi bir anda öldü diyor. Tabii Dûdû kanat çırpıyor üzülüyor.

Neyse adam yatıyor gece ertesi sabah geliyor bir bakıyor ki erkenden namazdan sonra giriyor bakıyor Dûdû kafesinde ölmüş.


Evdeki Dudu Kuşu’nun da Aynı Şekilde Düşmesi ve Sırrın Çözümü — Tâcir Sırrı İlk Anlamadığı; Bilenler «Selâm Bir Şifre, Dudu’ya ’Bu Kafesten Nasıl Çıkacaksın’ Mâ’nâsında» Tâlimi; Dudu’nun Kafesini Açıp Uçuverdiği; Tâcirin «Beni Aldattılar» Düşüncesi Ama Sevgilinin Kurtuluşundan Mutluluk Duyması

Daha da üzülüyor adam Dûdû diyor akrabalarının ölümüne dayanamadı. Dûdû öldü diyor kahrından. Neyse diyor hanım çoluk çocuk görmesin ben bunu diyor pencereden dışarı atayım. pencereden dışarı atayım hiç olmazsa uçmuş kediler kapmış şu olmuş bu olmuş diyeyim diyor. Tacir Dûdû’yu alıyor ölü diye pencereden dışarı atıyor atmasıyla beraber Dûdû kanat çırpmaya başlıyor. Diyor ki Dûdû ne yaptım ki ben sana diyor böyle bir oyun oynadın. Dûdû geliyor yaklaşıyor tacirin yanına diyor sen gittin benim halimi anlattın ya diyor evet. Benim diyor akrabalarım buradan kurtuluşun yolunu bana diyor mesaj olarak gönderdiler. Ne dediler ancak ölümle kurtulursun kafesten dediler diyor. O yüzden diyor ben diyor öldüm onun nazarında sen de öldü bu deyip kafesten dışarı attın diyor.

Ama ben ölümle diyor kafesten kurtuldum. Sonuçta ecel geldiğinde ölecekti ecel geldiğinde ölseydi yine kafesten kurtulacaktı. Ama ölmeden önce ölünün sırrına erişti ölmeden önce ölünün sırrına erişince kafesten kurtuldu. Bu da ayrı bir Dûdû hikayesi. Bu Sufiler bu Dûdû hikayelerini böyle çeşitlendirirler renklendirirler. Bunları normalde belli yerlerde okuyabilirsiniz. Bu Şeyh Saadeden de olabilir başka birisinden de olabilir. Benim öyle hatırıma gelen bir Dûdû hikayesiydi. Evet Dûdû da diyor ki söyle onlara. Şimdi burada Dûdû’ya bir mana yüklememiz lazım. Dûdû’ya yükleyeceğimiz mana az önceki manaya göre ruh.


Sufî Yorum: Dudu = Ruh, Kafes = Beden — «Dudu’ya Yükleyeceğimiz Mâ’nâ: Ruh; Beden Kafesinde Hapsedilmiş Vaziyette»; «Ruhun Sevdikleri: Allah İçin Birbirini Sevenler, Peygamberler, Velîler, Evliyâlar, Allah Dostları»; Hindistan’daki Dudular = Aynı Asıldan Olan Diğer Ruhlar; Tâcirin Selâmı Götürmesi = Mü’minlerin Birbirine Selâm/Selâmet Götürmesi; «Bu Kafesten Nasıl Çıkacağına» Şifre = Ölüm Sırrının Yâ-Hayy Manâsı

Ruh nerede? Beden kafesinde hapsedilmiş vaziyette. Ama ruhun sevdikleri, ruhun sevdikleri Allâh için birbirlerini sevenler, peygamberler, veliler, evliyalar, Allâh dostları da hür onlar bedenden kurtulmuşlar. Ne diyor? Sizin müştakiniz olan filan Dûdû Allâh’ın takdiriyle bizim mahpusumuzdur. siz orada bedenden kurtulmuşsunuz, hürriyetinizi elinize almışsınız. Hürriyetinizi elinize aldığınız için o alemde siz hür bir şekilde dolaşıyorsunuz, geziyorsunuz. Ama diyor. Allâh’ın takdiriyle biz bu beden kafesinde mahpus bir şekilde duruyoruz. Size selam söyledi, yardım istedi, sizden bir çare, bir kurtuluş yolu diledi. Size de diyor bir selam söyledi, sizden bir kurtuluş istedi. Bu beden kafesinden nasıl kurtulurum?

Bu beden hapishanesinden nasıl kurtulur? Nasıl özgürlüğüme kavuşabilirim? Bunun yolunu soruyor. Dedi ki, revamıdır ben iştiyakınızda gurbet elde can vereyim? bu revamı hem ben sizinle beraberim. Biz ruhlar aleminde tanıştık, birbirimizi sevdik, birbirimizi aşına aldık. Revamıdır. Şimdi siz orada ruhlar aleminde özgür bir şekilde hayat sürün. E biz burada bedenin içerisinde hapsalalım. Sıkı bir hapis içinde olayım da siz gâh yeşilliklerde, gâh ağaçlarda zevk ve seva edesiniz. ben bedene kısmış kalmışım, bedenden dışarı bir adım atamıyorum. Ama siz ne yapıyorsunuz? Cennet bahçelerinde dolaşıyorsunuz. Gâh siz yeşilliklerin içerisindesiniz, gâh ağaçlıkların içindesiniz, gâh toplanıyorsunuz, bir güzel zikrullâh alakası kuruyorsunuz, birbirinizi ağırlıyorsunuz.

Gâh üyek kuşu gibi o köşk senin, bu köşk benim, haydi olmadı, o çadır senin, bu çadır senin, adı çadır. Adı çadır. Ne? filanca çadırmış. Çadırının atkısı çözgüsü altından. İpliği altın. Çadır, ipliği altın. Adı ne? Çadır. Devasa çadır. Dedim bu böyle nasıl acaba içimden geçirdim? Dedim bunun atkısı çözgüsü altından herhalde dedim. Evet dediler bunun atkısı çözgüsü altından. Atkısı çözgüsü altından devasa çadır. Hz. Muhammed Mustafa da çadırın baş köşesine oturmuş. Gelen yiyor, giden yiyor, herkes o sohbet içerisinde. Eee? Dûdû nerede? Dûdû kafesten. Dûdû uzaktan seyrediyor yiyenleri içenleri. Kafesten, kafesten kurtuluşun yolu. Diyor siz yeşilliklerde gâh ağaçların içerisinde dolaşıyorsunuz.

Zehk sefa ediyorsunuz. Dostların vefası böyle mi olur? Ben şu hapis içindeyim siz gül bahçelerinde. E dostuz ta ötelerden bir dostluk kurulmuş. E dostun vefası böyle mi? Birisi normalde hâlâ da buğday ekmeğine talim edeceğim diye uğraşıyor. Öbür köye cennet nimeti yiyor. Ya dostsa dostunu göstersin diyor. Dûdû. Diyor ki size nasıl cennet nimeti var ise bize de cennet nimeti gelsin. Siz orada zevki sefa ediyorsunuz diyor. Ey ulular! Bir seher çağı şarap meclisinde bu inleyen garibi de hatırlayın. Ey ulular dediği peygamberler, veliler, mürşidler. Onlar da diyor ki biz seher vaktinde o diyor aşk şarabı dağıtılırken bu fakiri de hatırlayın. Onu da bir anın orada. Deyin ki bu da filanca da vardı aramızda.

Ta ötelerden dostumuz vardı.


Dostların Sevgiliyi Anması — «Dostların Dostumuz Vardı, Sevgiliyi Anması Sevgiliye Ne Mutludur, Büyük Bir Lütuftur, İkrâmdır»; «Kurban Olduğumun Allah O Kimseyi (Sevgiliyi Anan’ı) Anacak»; Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hâtırlanması; Hadis-i Kudsî: «Beni Anan’ı Ben de Anarım, Bana Bir Karış Yaklaşana Bir Arşın Yaklaşırım, Bana Yürüyene Koşarak Gelirim»

Deyin dostların sevgiliyi anması sevgiliye ne mutludur. E dostlar sevgiliyi anarsa sevgili için büyük bir şeydir. Büyük bir lütuftur, ikramdır. o dostların dostu olan, kurban olduğumun Allâh o kimseyi anacak. Ve Hazreti Muhammed Mustafa’a sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dost meclisinde senin adını anacak. Ya bundan daha büyük bir lütuf, bundan daha büyük bir kerem olabilir mi? Hele anan ve anılanın biri Leyla, öbürü Mecnun olursa Allâh Allâh. birisi aşık, birisi maşık olursa artık hiç önemli değil kimin aşık kimin maşık olduğu. Orta yerde bir aşk var çünkü. Aşk olunca bir yüzünden baktın maşık, bir yüzünden baktın aşık. Bir tarafa geçtin aşık, bir tarafa geçtin maşık. O zaman ha aşık olmuş ha maşık olmuş.

Diyor ki o sevgiliyi anarsa anılanın birisi, birisi Leyla, birisi Mecnun ise oh deyme keyfine gitsin. yeter ki dost meclisinde anılsın, dost meclisinde ismi okunsun, dost meclisinde hatıra gelsin. Allâh hepinizi onlardan eylesin. Âmîn. Ey güzel endamlı sevgilinin mahremleri. Bu ne? O sevgili ki mahremlilerini toplamış. Aşıkların hepsi de onun mahremi. Mahremi dediğin ne? Korunan, muhafaza edinen, saklanan, kıymetli. önceden erkekler eşlerini mahremim olarak nitelendirirlerdi. Mahremim dediği zaman tabi şimdi öyle adam da kalmadı, öyle kadın da kalmadı. Hepsi Çanakkale’de kalmış onların. Mahremim, eşini koruyan, muhafaza eden, kadını baş tacı eden, onu her türlü kötülükten, yanlışlıktan, eksiklikten koruyan, onu her türlü tehlikeden koruyan, onu her türlü olumsuzluklardan koruyan kimse.

O evin adamı, o kadının kocası onu her şeyden koruyacak. Mahrem der eskiler. O eşine mahremim der. O mahrem kimseyle paylaşılmaz. Mahrem kimseye gösterilmez, kıymetlidir. Mahrem ulu orta serilmez, kıymetlidir. Mahremim dediğinde kıymetlidir. Mesela bir adam eşinin yanında kavga etmez.


Adamlık İlkeleri ve Aile Mahremiyeti — «Bir Başkasının Yanında Hanımı Var, Haklı Olsan Dahi Onunla Kavga Etme, Tartışma»; «Bir Başkasının Yanında Oğlu Var, Kızı Var, Çocuğu Var, Onunla Tartışma»; «Bunlar Adamlık İlkeleridir, Yapma»; «Ailenin Sırrı Ailenin İçinde Kalsın»; Mahremiyet Gözetilmesi

Eşinin yanında başkaları illa tartışmaz. Karşıdaki adam bunu anlamayacak, cahildir dese der yanımda mahremim var, konuşma, bunu tartışma şimdi. Mahremin yanında tartışılmaz, konuşulmaz. Bunu karşıya ikaz eder. Çünkü insanlar ar, edep yok, terbiye yok.


Sevgilinin Sözünün Aileyi Bağlaması — Bir Başkasının Yanında Aileye Söz Söylemenin Edebsizliği; «Adamın Bir Yanında Hanımı, Bir Yanında Çocuğu, Bir Yanında Sevgilinin Sözü»; Hâne’nin Manevî Atmosferinin Korunması; «Sen Erkeksen Hanımının Onurunu, Hanımsan Erkeğin Onurunu Bir Başkasının Önünde Çiğnetme», «Bu Onlara Düşen Mukaddes Borç»

Adamın yanında eşi varken, adama kabadiyelik yapılmaz. Adamın yanında eşi varken, adama laf söylenilmez. Bağırılmaz, çağrılılmaz. Senin oğlun olsa da iyi. Senin kızın olsa da iyi. Kızına nasihat edeceksen, bir laf söyleyeceksen, kocasının yanında söyleme. Oğluna bir laf söyleyeceksen, ona bir edep vereceksen, eşinin yanında söyleme. Eşine bir laf söyleyeceksen, ona bir şey nasihat edeceksen, insanların içerisinde söyleme. Bunlar senin birinci dairede mahremin. Bunların sırlarını bir başkasıyla paylaşma. Onların söylediklerini bir başkasına aktarma. Ona göre davran. Çocuğunun sıkıntısını, çocuğunun problemini ulu orta dökme. Çocuğun da senin mahremin. Kızın, oğlun önemli değil. Gelinin mahremini ulu orta dökme.

Damadın onun mahremini ulu orta dökme. Ailenin mahremin ulu orta dökülmez, konuşulmaz. Yanında çocuğun var, kavgaya girme. Yanında hanımın var, kavga etme kimseyle. Bir başkasının yanında hanımı var. Haklı olsan dahi onunla kavga etme, tartışma. Bir başkasının yanında oğlu var, kızı var, bir şey var, çocuğu var. Onunla tartışma. Bunlar adamlık ilkeleridir. Adamlık ilkesi. Yapma. Ailenin sırrı ailenin içinde kalsın. Mahremiyet gözet. Ulu orta, birini anlattın da ne oldu, bir şey mi oldu? Anlatma. Asla. O sende kalsın. O sende kalsın ki o mahreminin sırları başka bir yere dökülmesin. Yatak odanı anlatma. Erkekler, kadınlar. Bu en büyük günahı kebalilerden birisi. Yatak odasında ne yaşadın, yaşadın.

Orayla alakalı hiç kimseye hiçbir şey anlatma. Bu anlatırsan senin kanında, südünde sıkıntı var demektir. Kadın erkek anlatılmaz. Problem varsa, sıkıntı varsa problemi çözebilecek. Sıkıntıyı giderebilecek. Doktor mahiyetinde. Veyahut da Âyet-i Kerîme’de akrabalarınızdan bir hakem seçiniz diyor ya. Ya da o hakeme konuşulur. Başka hiç kimseye konuşulmaz. o sevgili de ne almış? Mahremlerini toplamış. Aşk sırdır. Aşk sırdır. Sen o sırrı ifşa edersen, sen o sırrı ifşa edersen, sevgilinin sofrasında oturamazsın. O sırrı kaldıracaksın. O sırrı sen kendinle beraber ne kadar ağır gelirse gelsin, yutup unutacaksın. Yoksa sevgilinin sofrasında oturamazsın.


Sevgilinin Sözleri ve Hâne’nin Sırrı — «Bir Başkasının Yanında Hanımının-Sevgilinin Sırrını Açma»; Sevgili’nin Sırrını Saklamak — Sufî Yolda Mahremiyetin Birinci Şartı; «Bunu Yapmak Erkeklik Sınavının En Ağır Sınavıdır»; «Sen Hanımına Verdiğin Sözle Bağlısın, Bir Başkası İçin Onu Çiğneme»

Sevgilinin sofrasında oturmak edep ister, ahlak ister, adap ister. Düzgün oturmak ister. Şarşur iş kaldırmaz orası. Bakın şarşur iş kaldırmaz. Edebinle, adabınla, erkanınla o sofra da oturacaksın. O nasıl bir sofra adabı var ya, o sofra adabını koracaksın. Nasıl sofra da önce yemeye büyük başlar. Başlamazdan önce eyüzü besmele çeker, sufi adabı tevhid çekilir, büyük başlar önce yemeye. Ondan sonra diğerleri yemeye başlar. Yemeye dalmaz hiç kimse. Aile toplanır, önce yemeye büyük başlar. Ya o çocuk daldı, çocuğuna öğret. Dalmamayı öğrensin öyle. Beklemeyi öğrensin. Yemekte sabır, onu daha ileriki dönemlerde sabretmeye öğretir. Yemek senin önündedir, sabredersin. Daldırırsın kaşığı, kaşığı olmadı.

Bazen böyle bizim gençliğimizde bazı aileler vardı. Kadında sofrasında yemeye başlarsın. Yemekten sabır verir. Bazen bazı aileler vardı. Kadında sofrayı kurarken adam yemeği bitiriyor. Adamın adam olmayışından kaynaklanıyor. Adam oturacak, sofra hazır mı? Hazır. En son adam veya ilk önce, önemli değil, oturacak. Herkes ondan sonra oturacak, herkes yemeye öyle başlayacak. Önce evin büyüğü. Dede ise dede, nene ise nene. Yoksa baba, o da yoksa evin erkeği var. Kur’ân ailenin reisi demiş erkeğe. Önce başlayacak. Bakın o sofra adabı der geçersin. O büyük edeplere, büyük adablara gebe bir yerdir. Dergahta, tekkelerde yemek yenir. Oradaki sen o yemeğin adabını es geçme. Orada es geçme. Orada yemek yeniliyor.

O yemek ibadettir orada. O adabı orada uyacaksın. Oradaki sofra adabına uyacaksın ki, sevgilinin sofrasına layık olasın. Eğer oradaki sofra adabına uymazsan, sevgilinin sofrasına layık olamazsın. Evindeki sofra adabına uymazsan, sevgilinin sofra adabına ayak uyduramazsın. Kadınlar eşleriniz öyle mutfakta hemen önüne bir tabak yemek koy, yedir. Öyle yemek yedirmeyin. Aile olamazsınız. Az çok, ne piştiyse pişti.


Sofra ve Akşam Yemeği Edebi — «Yemek Pişti mi Pişti, Sofrayı Kuracaksın, Bütün Aileyi Toplayacaksın»; «Sen Evin Kadınısın, Evin Anasısın, Sen Akşam Yemeğine Herkesi Toplayacaksın»; Bekleme ve Bekletme — Telefon Açma, Selâmun Aleyküm; Çocukların Sofrada Bekletilmesinin Edebi; Hâne Birliğinin Akşam Yemeğinde Tezâhürü

Sofrayı kuracaksın, bütün aileyi toplayacaksın. Sen evin kadınısın. Evin anasısın. Sen akşam yemeğine herkesi toplayacaksın. Bekleyeceksin. Bekleyeceksin ve bekleteceksin. Çocukları da bekleteceksin. Telefon açacaksın, selamünaleyküm. Aleyküm selâm. İşte, bey, aşkım, sevgilim, canım, cinim, aşkü tom ne diyorsan. O Dilberay diyordu bana aşkü tom derse ben boşarım o adamı diyordu. Yer değiştirmişler adamla. O boşuyor yani. Oradan kaldı bana aşkü tom lafa. Şimdi onu telefon açacaksın, ne zaman gelirsin? Sahi karşı te gelirsin. Biz çocuklarla beraber bekliyoruz. Bu işin en böyle damar noktası. çocuklarla beraber bekliyoruz. Bu ne demek biliyor musun? Çocuklar da aç, ince siyaset bu. Çocuklara da yedirmedim.

Çocuklar da yemeklerini yemediler, seni bekliyorlar. adamın yapacak bir şey yok. Yok iş toplantısıymış. Yok müşteriye gidecekmiş. Kendince, bir değil, iki değil, üç değil. Kadın bekliyor. Saat 10’da gidiyor adam, 10’a kadar kadın bekliyor. Yemeğini yemiyor. Aa, adam 10’da geldi. Bir sefer ben karnımı doyurdum dedi. Ee, ikinci sefer kadın yine aç. Yine yememiş, bekliyor. İkinci sefer ne yapacak? Adam, çok affedersiniz, dağdaki yamuk keresteyse yandı ketenelva. Ama adam kereste değilse, dağdaki yontulmamışlar vardır. E yontulmamışsa iş zor. Ama biraz yontulduysa kendi kendini düşünecek. Ulan kadın 2’dir, 11’e kadar aç duruyor. Beni bekliyor. E bir daha oldu, gene kadın duruyor. Yemiyor bir şey.

Bunlar kadınlara atıyor. Yoksa sen yedin, adam geldi 11’de. Onun sonunda adamın canını da yemek istemiyor. Yemiş zaten. E tamam. E tamam, bir sıkıntı yok. Kadınlar. Sonra adam başka şeyler de yer dışarıda. Sonra arıyor. Hocam, sizin telefonunuzu bir derviş kardeşlerden biri verdi. Buyurun kardeşim. Kocam beni aldatıyor. Başka şey yemiş adam dışarıda. Önce yemekle başlıyor zaten. Önce yemekle başlar. Yapma. Kadınlara söylüyorum. Bu, bunlar hayat dersi. Erkekler siz de evin adamısınız.


Akşam Yemeği Tatbîki — Hâne Reisi’nin Çağrısının Beklenmesi; Çocukların Anne’nin Çağrısına Cevâben Toplanmaları; Sofra’da Birinci Lokmaya Birlikte Başlama Edebi; Hâne’nin Hizalanmasının Yemek Sırasında Tezâhürü; «Bu Edeb Eskiler Tarafından Tâlim Edilmiş»

Akşam yemeğini git eve. Sonra çık gene evden. Gideceksen bir yere. Nereye gideceksin? Kahveye piş birik oynamaya. Git. Dervişler böyle değildir de. Varsa da yapmasın. O yüzden hususi söyledim. Sonra git yine. O sevgili ne yapıyormuş? Mahremlerini topluyormuş etrafına. Mahrem. Mahrem de mahremliğini bilecek. Allâh bizi mahremlerden eylesin. Tâbii. Kendi kanımla doldurduğum peymaneleri içmem reva mı? siz orada aş şarap içiyorsunuz. Ben de kanımı şarap ettim diyor. Ben de onu içiyorum. Sevgili bana da bir nasip vermek istersen beni anarak bir kadeh iç. Allâh Allâh. Bana da bir nasip vermek istersen beni anarak bir kadeh iç. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Diyor ki bir kadehi de benim şerefime kaldır.

Beni anarak da iç. Ben ona da razıyım diyor. İçerken bu yerlere serilmiş düşkün ağaçı yâd ederek toprağa böğrüdüm şarap dök. Yok bu Hz. Pir’le uğraşılmaz. Yok. Şaşılacak şey nerede o ahit nerede o yemin? Ruhlar âleminde söz aldı ya ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi. Bütün ruhlar da dedik evet sen bizim Rabbimizsin. Ahit aldı bizden. O tarafa dem vuruyor. Ruhlar âleminde ben bu ahidi yerine getirdim.


Bezm-i Elest’teki Ahd ve Aşk Şarabı — «Ruhlar Âleminde Ben Bu Ahdi Yerine Getirdim, Ayağımı Sabit Ettim, O Aşk Şarabından İçtim»; «Ben Seninle Alakalı Her Şeyimi Yerine Getirdim Diyor Ruhlar Âleminde»; «O Şeker Gibi Dudağının Verdiği Vaatler»; A’râf 7/172 Bezm-i Elest Mâ’nâsı: «Elestü Bi-Rabbiküm — Kâlû Belâ»; Hz. Peygamber’in Bu Misâkdaki Önderliği

Ayağını sabit ede o aşk şarabından içtim. Ben seninle alakalı her şeyimi yerine getirdim diyor ruhlar âleminde. O şeker gibi dudağının verdiği vaatler hani. Şimdi diyor ben bu bedenin içerisinde hapsoldum kaldım. Bu dünya zindanındayım. Sen beni bu dünya zindanında tutuyorsun. Dünya zindanında tutuyorsun. Ama o ruhlar âlemindeyken geçelim ruhlar âlemini. Daha öncesinde biz senin ilmi ilahindeyken ne güzel biz seninle göz göze dudak dudak idik. Orada sen anlatırdın ben dinlerdim ben anlatırdım sen dinlerdin. Ben senin göğsüne yaslanır ağlardım kim bilir kaç milyar yıl. Sen benim başımı okşardın gözümün yaşını silerdin ben ağladıkça. orada verdiğin o nameler o sözler o dudağıma dudağına eriştirdiğin yerler. o yanağının sıcaklığını bana verdiğin an var ya o yanağının sıcaklığı şimdi nerede.

Ben şimdi o yanağının sıcaklığını arıyorum hep hayal dünyamda. cemalini cemalime yanaştırdıydın da benim gözlerim kamaşmıştı bakamamıştım. O kadar çok istemiştim ki senin cemalini doya doya seyretmeye. Ama bir anda gözlerim kamaştı dilim lal oldu gözlerim kör oldu kulaklarım sağır. Bilmiyorum kaç milyar yıl kendimden geçtim sessiz sedasız kendime geldiğimde senin dizinde uyur gördüm kendimi. Ellerim ellerin değil başım dizine yaslanmıştı. O yanağının sıcaklığı beni benden geçirmiş cemalinin yakınlığı beni benden etmişti. O kulağıma fısıldaşım vardı ya o kulağıma fısıldaşını ben unutmadım. O bana nurdan kadehler içerisinde nurdan şaraplar getirir yudum yudum bana içirirdin ya. Ben tekrar o günleri özledim ben o günleri hiç aklımdan fikrimden kalbimden ruhumdan hiç çıkaramadım.

O yüzden nerede o yemin nerede o ahid biz oradan ahitleşmiştik. Sen benim aşıkımdın ben senin aşıkındım. Hiç bir zaman birbirimizden ayrılmamacasına sevmiştik. O ahidler nerede? Şimdi sen dostlarını almışsın yanına mahremlerini her an onlara sofra kurmuşsun. Kurduğun sofrada zevki sefa içinde, şevk içinde, perdeden perdeye onları geçirmektesin. Biz dünya zindanında bu beden kafesinin içerisinde kala kaldık. Bu kulun ayrı düşmesi fena kulluktansa kötüye kötülükle mukabele edersen aramızda ne fark var? Evet biz o ilmi ilahide verdiğimiz sözleri belki de yerine getiremedik. Dost doğru kulluk edemedik, sana dost doğru aşıklık edemedik. Hatalar ettik, kusurlar ettik, yanlışlıklar ettik, eksiklikler ettik.

Her türlü müsubeti üzerimizde tesis ettik. O bataklık senin bu bataklık benim dolaştık. Orada toza toprağa bulandık, burada toza toprağa bulandık. Bilemedik kıymetini, kadrini. Evet iyi bir kul olamadık sana, iyi bir dost olamadık. Ama kötüyü kötülükle muamele etmek kötülerin işi. Sen iyilerin iyisisin. Bizim kötülüğümüze bakma, yanlışlıklarımıza, eksikliklerimize, noksanlıklarımıza bakma. Bizim sana ve yaptığımız vefasızlığı sen bize yapma. Bizim seni unutmamızı sen bizi unutarak cevap verme. Sen kötülüğe kötülükle mukabele etme. Sen kötülüğe iyilikle mukabele edensin.


«Senden Gelen Kötülük Çengin Nâmelerinden Daha Zevkli» — Aşkın Sıradan Mantığı Bozması; «Senden Gelen Hiddet-Şiddet, Senden Gelen Her Şey Sana Olan Aşkımın Muhabbetinin Büyüklüğünden Dolayı Tatlı»; «Bana Daha Güzel Bir Şey Gelmez»; Mevlevî Çeng (Tanbur, Rebab) ve Kahır-Lütuf Aynı Tatlılıkta

Fakat hiddette şiddette senden gelen kötülük semadan, çengin namelerinden daha zevkli, daha neşeli. Ama senden gelen hiddette şiddette senden gelen her şey sana olan aşkımın muhabbetinin büyüklüğünden dolayı her şey bana daha tatlı, daha güzel bir şey. Bana daha güzel bir şey geliyor, daha neşeli geliyor, bana büyük bir mutluluk veriyor. Değil mi ki senden geliyor, dert senin, deva senin. Değil mi ki senden geliyor, çile senin, kurtuluş senin. Ey cefası devletten daha güzel, intikamı candan daha sevimli Dilber. Bana devlet bahşetmişsin ama cefa vermemişsin. Aşığa, cefa gerek. O yüzden devlet mi yoksa maşuhtan cefa mı? Maşuhtan cefa, intikamı candan sevgili olan Dilber. Ateşin bu, acaba nurun nasıl? ateşin bu, verecek oldun cefa, kahır, çile, dert, gam, kasavet.

Bu da bize neşe veriyor, bu da bize zevk veriyor. Bu böyleyken acaba nurun nasıl? Matem bu olunca düğünün nice, senin matem eğer dert, gam, çileyse düğününe akıl erdirmek mümkün değil. Cevrinde öyle tatlılıklar var ki, malik olduğun letafet yüzünden kimse seni hakkıyla anlayamaz. Senin cevrinde öyle tatlılıklar var ki, o tatlılıktan, o letafetten dolayı hiç kimse seni anlamakta akıl erdiremiyor. Seni anlamakta kalbi de yetmiyor, aklı da yetmiyor. Sen bütün akılların ve kalplerin üstündesin. O yüzden hiç kimsenin bu konuda akıl erdirmesi mümkün değil. Hem inlerim, hem de sevgili inanır da kereminden o cevri azaltır diye korkarım. Hem senin cevrinden inim inim inlerim. İnlemem şikayetimden değildir.

İnlemem zevkimdendir. Sen çünkü inlenilmekten hoşlanırsın. Sen derdim sensin denmekten hoşlanırsın. Sen çilem sensin denmekten hoşlanırsın. Sen acım sensin demekten hoşlanırsın. Ve sen aşığın yola çıksa, senin derdinle kumlara bulansa, bundan sen hoşlanırsın. Ve aşığın derdinden ağzından burnundan kanlar akıtsa sen bundan hoşlanırsın. O yüzden hem inleriz hem de cevrini azaltacaksın diye korkarız. Çünkü sen eğer bizden aşkını ve muhabbetini kestiysen bil ki cevrini de derdini de bizden kesmişindir. Eğer bizde bir dert gam kasvet yoksa senle alakalı, evet sen bizimle olan irtibatını kesmişindir ki en büyük acı budur. Allâh bizi affetsin. Kahrına da hakkıyla aşığım, lütfuna da.


Hitâm — Mesnevî 1570 Beyt-i Şerîfinin Tekrar Tilâveti: «Cevrinde Öyle Tatlılıklar Var Ki, Mâlik Olduğun Letâfet Yüzünden Kimse Seni Hakkıyla Anlayamaz»; «Sen Bütün Akılların ve Kalplerin Üstündesin»; «Hem İnlerim, Hem de Sevgili İnanır da Kereminden O Cevri Azaltır Diye Korkarım»; «İnlemem Şikayetimden Değil, Zevkimdendir; Sen İnlenilmekten Hoşlanırsın»; «Aşığın Derdinden Ağzından Burnundan Kanlar Akıtsa Sen Bundan Hoşlanırsın»; Önümüzdeki Cumartesi 1570’ten Devam İnşaAllah; Helâlleşme; El-Fâtihâ

1570 Allâh izin verirse, Cenâb-ı Hak nefes verirse, Allâh’tan bir şey gelmezse, önümüzdeki hafta Cumartesi inşallah 1570’ten devam edeceğiz. Sürçülisan ettiysek affola. Hakklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. el-Fâtiha. Âmîn.


KAYNAKÇA

  • Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt — Tâcir ve Dudu Kuşu Hikâyesi — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî I/1546-1840 dolayında «Hikâyetü’t-Tâciri ve’d-Dürreti’l-Mahbûseti’l-Hânesi» — sufî gelenekte en meşhur Mesnevî hikâyelerinden; Tâhir Olgun, Mesnevî Şerhi I/505-540; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî Tercüme ve Şerhi I/485-518; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi I/650-720; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jaláluddin Rumi: hikâyenin İngilizce yorumu.
  • Dudu Kuşu Sufî Sembolizmi — Tota (Hint Dudu Kuşu) — Doğu sembolizminde ruhun kafeste hapsedilmesinin tipi; Sühreverdî, Risâletü’t-Tayr (Kuşların Hikâyesi); Attâr-ı Nişâbûrî, Mantıku’t-Tayr: kuş sürüsü-sîmurg arayışı; Mevlânâ’nın bu hikâyede Hint geleneğinden Müslüman tasavvufuna teosofik köprü kurması (William Chittick, The Sufi Path of Knowledge).
  • Beden Kafesinde Hapsedilmiş Ruh — Eflâtun, Phaidon: ruhun bedenin zindânı; İhvân-ı Safâ, Resâ’il: aynı tasarım; İmâm Gazâlî, Mişkâtü’l-Envâr: «kalbu’l-müsteyhinâ» (titrek kalb) ruhun ulvî hâlinin bedendeki kayıt altına alınmışlığı; Mevlânâ Mesnevî I/1: Ney Şikâyeti — «Bişnev ez-Ney çün hikâyet mîküned, ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned» (Dinle, ney nasıl şikâyet ediyor — ayrılıklardan şikâyet ediyor).
  • «Dostların Sevgiliyi Anması» — Hadis-i Kudsî — Buhârî, Tevhîd 50; Müslim, Zikr 19, 21 (Ebû Hüreyre tarîkiyle): «Yekûlullâhu Te’âlâ: Ene ‘inde zann-i abdî bî, ve ene me’ahu hîne yezkurunî, fe-in zekeranî fî nefsihi zekertuhu fî nefsî, ve in zekeranî fî mele’in zekertuhu fî mele’in hayrun minhum»: «Allah Te’âlâ buyuruyor: Ben kulumun Beni hakkındaki zannının yanındayım, kulum Beni andığında Ben onunla beraberim. Beni nefsinde anarsa Ben de onu nefsimde anarım, bir cemâatte anarsa Ben de onu daha hayırlı bir cemâatte anarım».
  • Aile Mahremiyeti ve Sırrın Saklanması — Tahrîm 66/3 (Hz. Peygamber’in Hafsa annemize sırrını paylaşıp diğer hanımlarına anlatma izni vermemesi); Tirmizî, Birr 28; Ebû Dâvûd, Edeb 18: «Lâ tef’şi sırra ehîke fe-tülke’l-hıyâne» (Kardeşinin sırrını ifşâ etme, ihânet’tir); İmâm Birgivî, et-Tarîkatu’l-Muhammediyye: ailenin sırrı ailenin içinde kalsın; Aziz Mahmud Hudâyî, Tezâkir: «edebî bekçilik» tâlimi.
  • Sofra ve Akşam Yemeği Edebi — Buhârî, Et’ime 3; Müslim, Eşribe 174 (Câbir tarîkiyle): «Ahlu’l-beyti yedhulu’d-dâr fe-yedhulu’l-mü’min ke-ennehû dâhilun ileyhi’l-cenne» — «Hâne ehli eve girer, mü’min Cennet’e girer gibi girer»; İmâm Gazâlî, İhyâ II (Kitâbu Âdâbi’l-Ekl): hâne ehlinin ortak sofrada toplanması, edebli bekleyiş; Anadolu sufî gelenğeğinde «sofra erkânı» — Yûnus Emre, Hacı Bektâş Velî tâlimleri.
  • Bezm-i Elest ve Misâk — A’râf 7/172: «Ve iz ehazerabbukem in benî Âdeme min zuhûrihim zuriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim — elestü bi-Rabbiküm? Kâlû belâ»: «Rabbinin Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerine ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demesi, onların ‘Evet (Belâ)’ demesi»; İbn Arabî Fütûhât III/444; İmâm Rabbânî Mektûbât I/229: bezm-i elest’teki ahd-i misâkın sufî yorumu — «aşk şarabından içildi» tâbirinin Yûnus Emre, Mevlânâ, Niyâzî Mısrî dîvânlarındaki yeri.
  • «Senden Gelen Kötülük Çengin Nâmelerinden Daha Zevkli» — Mevlânâ, Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî: aşk-ı zatın izârı olarak kahır-cevr; «Çeng» = Mevlevî sema-meclisi’nin kanun veya ud benzeri çalgısı; «Cevrinden zevk» tâbiri Hallâc-ı Mansûr’un «el-cevre lezîz» (cevr lezzettir) sözüne bağlanır (Tâsîn’es-Sîrâcı); Aziz Mahmud Hudâyî Câmi’u’l-Fadâil: rıza-yı kâmile mertebesinde kahır-lütuf eşitliği.
  • Mesnevî 1570 Beytinin Tilâveti — «Cevrinde Öyle Tatlılıklar Var» — Bu beyt y090 sohbetinde tafsîlatlı şerh edildi (zâtî aşk vs sıfatî aşk faslı); k092’de aynı beytin önceden tilâveti — «Mâ’nâ bölünmesin diye hepsine bir okuyu verdim» Mustafa Efendi’nin şerh edebi; Erzurumlu İbrâhim Hakkı, Mârifetnâme: «Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler» — Türkçe edebî karşılığı.
  • Sevgilinin İnletilmesi ve Aşk-ı Hakîkî — Yûnus Emre, Dîvân: «Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni / Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni»; Mevlânâ, Dîvân-ı Şems: «Aşk-ı sahîh-i tâb âver / Şeb ne-mi pez muhabbet kemyâb»; Niyâzî Mısrî Dîvân-ı İlâhiyât: «Sevenler söyletilirler, söylenirler»; Hz. Yûsuf’un Mısır zindanı — Eyyûb A.S.’ın hastalığı — peygamberlerin imtihânının zevk-i hâli olarak kabulü.
  • «Adamlık İlkeleri» — Erkeklik Sınavının Edebi — Buhârî, Edeb 80; Müslim, Birr 145 (Ebû Hüreyre tarîkiyle): «Leyse’ş-şedîdü bi’s-sara’a, innema’ş-şedîdü’l-lezi yemlikü nefsehu inde’l-gadab» (Güçlü kuvvetli olan, başkasını yenebilen değil, gadab anında nefsine hâkim olabilendir); İmâm Birgivî et-Tarîkatu’l-Muhammediyye: erkeklik=mahremiyet+ahlâk+nefse hâkimiyet; Aziz Mahmud Hudâyî Câmi’u’l-Fadâil: anadan-babadan ailenin sırrını saklama tâlimi.
  • Hâne ve Aile Düzeni Üzerine Hadis-i Şerîf — Buhârî, Cum’a 11; Müslim, İmâret 20 (İbn Ömer tarîkiyle): «Küllüküm râ’in ve küllüküm mes’ûlün an raîyyetihi: el-recülü râ’in fî ehlihi ve hüve mes’ûlün an raîyyetihi, ve’l-mer’etu râ’iyetün fî beyti zevcihâ ve mes’ûletün an raîyyetihâ» (Hepiniz çobansınız, hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz: erkek ailesinin çobanıdır ve raîyyetinden mes’uldür, kadın kocasının evinin çobanıdır ve raîyyetinden mes’uldür).
  • «Allah’ın Mü’mini Anması» Hadîsi — Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikr 2: «Men teqarrebe ileyye şibren teqarrabtu ileyhi zırâ’an, ve men teqarrabe ileyye zırâ’an teqarrabtu ileyhi bâ’an, ve men etânî yemşî eteytuhu hervele» (Kim bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım, bir arşın yaklaşırsa Ben ona kulaç yaklaşırım, yürüyerek gelirse Ben ona koşarak gelirim); Mustafa Efendi’nin sohbetinde «kurban olduğumun Allah» tâbirinin bu hadîse istinadı.
  • Mesnevî’nin Hint-Tasavvuf Bağlantısı — Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam; Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi; Husain Ilahi-Bakhsh, Sufism and Hindu Mysticism: Mevlânâ’nın Hint motiflerini İslâmî teosofiye taşıması; «Tota» (Dudu Kuşu) Hint sembolizminden Mevlânâ-i Rûm sufîliğinin temellerine.
  • Mevlevîlikte Çeng ve Sema — Mevlânâ Müzesi (Konya) sema enstrümanları kataloğu; Sultan Veled, Maârif: çeng-rebâb-ney-ud Mevlevî meclisindeki yerleri; Annemarie Schimmel, I am Wind, You are Fire: Mevlânâ’nın müzik ve aşk arasındaki bağlantısı — «Çengin nâmelerinden bile daha zevkli kahır» tâbirinin sufî müzik felsefesindeki yeri.
  • Hitâm: «İnlemem Şikâyetimden Değildir, Zevkimdendir» — Mevlânâ Mesnevî VI/4090: aşk-ı sıdkın sıkıntıdan zevkalması; Eyyûb A.S.’ın imtihânı (Sâd 38/41-44); İmâm Rabbânî, Mektûbât III/64: «el-belâ-i li’l-velâyeti kemâ Salât-i li-edâ’i’l-fariza» (velîlere belâ, namaz kılmak için abdest gibidir); Sufî yolun en yüksek mertebesinin râzıye-marziyye safhası.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, İhsân, Velâyet, Kalb, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı