Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #82 — Bakara 155 ve Nahl 112: Bela-Müsibet’lere Karşı Sabır; «İmtihan Dünyası, Ruhlar Âleminde Söz, Şehadet», Bâbil Tanrı vs İslâm Allah Anlayışı, Velilere Belânın Gelişi ama Kibirlenenleri Sevmemesi, Bollukla İmtihan (Lüks Sofra-İsraf-Açık Büfe-Lüks Restoran), Sofrada Fukara Yoksa Allah Resûlü Sevmez, Müslümanların Makâm Sahibi Olunca Bozulması, Manevî Bolluk-Kibre Düşmek, Mustafa Efendi-Şeyh Efendi Tavaf-Sırmalı Cübbe Hadisesi, Darlık-Korku-Kabir Azâbı Sığınması, Nimete Nankörlük, Üfürükçülük Sapması, Sabrın Üç Türü ve «Mükâfâtın Büyüklüğü Belânın Büyüklüğüne Bağlı» Hadîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #82 — Bakara 155 ve Nahl 112: Bela-Müsibet’lere…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Selâm, Hayırlı Niyâzı; Bakara 155 ve Nahl 112 Tilâveti: «Andolsun ki Biz Sizi Biraz Korku, Açlık ve Bir Parça Mâllardan-Canlardan-Ürünlerden Eksiltmekle İmtihan Edeceğiz, Sabır Gösterenlere Müjdele»; «Allah Size Güven ve Huzur İçinde Olan Bir Kasabayı Misal Verir, Her Taraftan Bolca Rızık Geliyordu, Allah’ın Nimetlerine Küfrettiler, Yaptıklarına Karşılık Allah Açlık ve Korku Belasını Tattırdı»

Allâh gecenize hayırlı eylesin. Gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsık yapışanlardan eylesin. Cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’in günahlarını affeylesin. Hatalarını, kusurlarını affeylesin. Bilerek veya bilmeyerek işlemiş olduğu yanlışlıkları affeylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e âfiyet versin. Dünyada da, ahirette de müjdelerle müjdelediği kullarından eylesin. Ecmâin.

Bu akşam dersimiz Bakara Sûresi, âyet 155. Ona bağlı olarak Nahil Sûresi, âyet 112. Bu, bela ve müsibetlere karşı sabır dersin konusu, bela ve müsibetlere karşı sabretmekle alakalı. Buyur Hafız. اَعْلُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْضَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ اللَّمَّالِ وَنَقْصٍ مِنَ اللَّمَّالِ وَالْأَنْفُسِ وَالْثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّامِرِينَ بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُضْؤْمَيْنًا مُضْمَيْنَّةَ يَأْتِي يَا رِزْقُ وَارَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُ مِنْ لَّهِ فَأَذَاقَ اللّهُ فَأَذَاقَ اللّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَسْنَعُونَ صدق الله العظيم Allâh razı olsun inşallah Cenâb-ı Hak bakar âyet 155’te anda olsun ki biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksitmekle imtihan edeceğiz.

Sabır gösterenlere müjdela. Nahl 112’de de Allâh size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir. Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allâh’ın nimetlerine küfrettiler. Bu yüzden yaptıklarına karşılık Allâh onlara açlık ve korku belasını tattırdı. Evet, bu dünya bu manada bütün insanların imtihan dünyası.


İmtihan Dünyası — Cenâb-ı Hak İnsanları Ruhlar Âleminde Tutulan Sözleri Tutup Tutmayacaklarına Şâhid Etmek İçin Bu Dünyaya Gönderdi; «Bizi Dünyaya Göndermiş Olsaydın Sapanlardan Olmayacaktık» Demesin Diye; Hatalar, Kusurlar, Yanlışlıklar Hepsi Bu Dünya ile Alâkalı; Korku-Açlık Belâsı Nankörlüktendir

Cenâb-ı Hak insanları bu dünyaya ruhlar âlemindeki o sözlerini tutup tutmayacaklarını kendilerine delillendirmek, şahitlendirmek için gönderdi. Eğer diyor oradan biz sizi cennetlik ve cehennemlik olarak ayırsaydık siz diyecektiniz ki bizi dünyaya göndermiş olsaydın biz sapanlardan, sapkınlardan olmayacaktık, cehennemliklerden olmayacaktık derdiniz. Bununla alakalı Cenâb-ı Hak bir insanın kendince Allâh’ın önünde böyle dememesi için Rabbim yaratmış olduğu ruhların hepsini de bu dünyaya kendimize şehadet etmek için gönderdi. Biz kendi kendimize şehadet ediyoruz, kendimize şahitlik yapıyoruz. Hatalarımız, kusurlarımız, yanlışlıklarımız, eksikliklerimiz, iyiliklerimiz, güzelliklerimiz, tatlılıklarımız, hoşluklarımız hepsi de bizim bu dünya ile alakalı.

Ve bu dünyada biz bunları kendi kendimize ne yapıyoruz? Şehadet ediyoruz. Cenâb-ı Hak diyor ki biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksikletmekle imtihan edeceğiz. Demek ki ama bu imtihanın sebebi ne? İnsanların nimetlerine, Cenâb-ı Hak’ın nimetlerine küfretmeleri ve nimetlere nankörlük etmeleri. Çünkü Nahl 112’de de diyor, onların yaptıklarına karşılık. Allâh onlara açıldı ve korku belasını tattırdı. Demek ki insanoğlu durduğu yerde bu korku ve açlık belasını tatmıyor. Demek ki azgınlıktan, sapkınlıktan dolayı Cenâb-ı Hak onlara bu korkuyu tattırıyor. Şimdi insanlar eğer ki o azgınlığa, o sapkınlığa uğramamış olsalar, Cenâb-ı Hak biz Âyet-i Kerîme’de de bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver diye dua ediyoruz.

Cenâb-ı Hak da duamızı Allâh’ın izniyle kabul ediyor. Allâh insanlara durduğu yerde zulmetmez. İnsanlara durduğu yerde Cenâb-ı Hak kahretmez. Bizim Allâh inancımızı tanımlamamız Babil Allâh inancı gibi değildir.


Bâbil Tanrı Anlayışı vs İslâm Allah Anlayışı — Bâbillilerin Tanrısı Kullarına Tuzak Kurar, Onlardan İntikam Alır; İslâm Allahı Kullarına Tuzak Kurmaz, Yaratmış Olduğu Kullarına Rahmet Eder, Lütf Eder, İkrâm Eder; Biz Azar Saparsak Belâyı Üzerimize Çekeriz, Yolumuzu Şaşırmazsak Allah Bize Durduğumuz Yerde Azap Etmez

Hep bunu örneklerim ya. Babil’lerdeki Tanrı inancı neydi? Allâh kullarına tuzak kuruyordu ve kullarını tuzağa düşürüp onlardan intikam alıyordu. Ama kullarına tuzak düşürüyordu, tuzağa düşürüyordu. Bizim öyle bir inancımız yok. Allâh bizim iyiliğimizi ister. Allâh yaratmış olduğu kullarına rahmet eder, lütf eder, ikram eder, ihsan eder. Biz azar saparsak o zaman biz kötülüğü üzerimize çekmiş oluruz. Biz yolumuzu şaşırırsak o zaman biz belayı, müsibeti üzerimize çekmiş oluruz. Biz yolumuzu şaşırmazsak Cenâb-ı Hak bizi durup durduğumuz yerde azap etmez. Durup durduğumuz yerde bize zulmetmez. Durup durduğumuz yerde bizim başımızı belaya katmaz. Muhakkak biz bir yerde hata yapmışızdır. Ha, yapmadan da belaya, hata yapmadan da belaya maruz kalanlar var mıdır?

Evet. Bunlar peygamberlerdir, bunlar velilerdir, bunlar veli adaylarıdır. Bunlar müminlerdir, öyle de tarif edebiliriz. Neden? Çünkü Cenâb-ı Hak onları buna sabrederekten, müminler bu başına gelen belaya, müsibete sabredip buradan makamlarını yükseltirler. Onları durduğu yerde bu gelir mi gelir ama hiç kimse kendini bu noktada görmesin. Bu sefer de adam kendisini hatasız, kusursuz, yanlışsız görüyor, eksiksiz görüyor. Başıma bir şey geldiyse benim velilimdendir diyor, benim mürşidi kamillimdendir. Başına bir şey geldiyse ben o yoldayım, o yüzdendir diyor. Hatasını görmüyor, yanlışını görmüyor. Kendisini dev aynasında görüyor, kibirliliğe düşüyor. Bu sefer kibirlilikten tepes taklak gidiyor.


Hatasız Kusursuz Görmek – Velilik Taklidi – Kibrin Tehlikesi — «Hatasız Velilim, Mürşid-i Kâmilim O Yüzden»; «Ben Hata Yapmam, Yapsam İkaz Ederler»; Bu İnsanları Helâka Götüren Sözlerdir; Allah Kibirlenenleri Hiç Sevmez; Vasat Müslümanların Yapmış Oldukları Hatâlardan Belâ Gelir, Sabredersek Temize Çıkar; Belâ Gelmiyorsa Mahşere Bırakıldı Demektir

Allâh kibirlenenleri hiç sevmez. Öyle kendini veli sınıfından gör, kendini mümin sınıfından gör, kendini mürşid sınıfından gör. ben hata yapmam, yapsam da beni ikaz ederler zaten. Bana söylerler, gece rüyamda bana derler veya halimde bana söylerler. Bunlar insanları helak-ı götüren sözlerdir. Allâh muhâfaza eylesin. Biz vasat Müslümanlarız. Bizim yapmış olduğumuz hatalardan, kusurlardan dolayı bize bir bela, müsibet gelir mi? Evet. Bu da bizim vasat müminliğimizdendir. Allâh bizi o bela, müsibetle, bizi sabredersek temize çıkarmak için göndermişler. Eğer göndermezse o zaman bilin ki sen kafirlerdensin, sen münafıklardansın, senin hesabını mahşere bıraktı. Allâh muhâfaza eylesin.


Bollukla İmtihan — Cenâb-ı Hak Bolluğu Verir Sınamak İçin; Lükse, Şataata, Şatafata, Gösterişe Kaçmak; Hz. Peygamber’in Sevmediği Sofra: «Sofrada Fukara Yoksa»; Edebiyatta Allah Resûlü’nün Evinde Günlerce Duman Tütmemesi Anlatılır, Ama Sen Lüks Restoranda Yemek Yiyorsun, Bin Bir Para Gösteriş

O yüzden Cenâb-ı Hak bazen bollukla insanları, bu böyle tamamiyetle bir topluluğa ait, âyet-i kerîme. Ama o topluluğun içinde yaşıyorsunuz siz de. Kimi topluluğu bollukla ne yaparmış? Denermiş. O bollukta isyan edecek, lükse kaçacak, şataata kaçacak, şatafata kaçacak, gösterişe kaçacak. O bollukta gidecek, ben bunu görmediydim diyecek, görecek, yaşamadığım diyecek, yaşayacak. Kendince lüksün zirvesine vuracak. Kendince israfın zirvesine vuracak. Kendince gösterişin zirvesine vuracak. Kendince gidecek böyle fakir fukarayı tanımayacak, dervişi sufi tanımayacak, alimi şeyhi tanımayacak, Allâh’ı tanımayacak, resulunu tanımayacak. Neden? O artık bolluktan şımardı. Bolluktan o azdı. Bolluktan o ne yaptı?

Ne yapacağını bilemez o hale geldi. Bolluk sarhaş oldu. Bir gece bir yemekte, bir gece bir yemekte, her yemekte milyonlarca para, sofrada fukara yok. Bakın sofrada fukara yok. Ama yemekten yemeğe koşuyorlar. Yemekler gırla gidiyor, otellerde, restoranlarda. Hiç aklına gelmiyor, hiç kalbine gelmiyor. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiç sevmediği sofradır. Eğer o sofrada bir fukara yoksa, bakın bir sofrada eğer fukara yoksa Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiç sevmediği sofradır orası. Sofrada fukara yok ise o bollukta ne yaptılar? O insanlar azdılar, saptılar, israfa gösterişe gittiler. En fukaranın yediğini yemedi. En fukaranın giydiğini giymedi.

Ama bunu dindarlar da yaptı zaten. Bu sadece dindar olmayanları bağlamıyor. Bu dindarları da bağlıyor. Edebiyata gelince benim gibi söylüyorlar. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin evinde günlerce duman tütmezdi. Senin evinde oho israf gırla gidiyor. O kaç gün aç kalırdı.


Lüks Restoran ve Fakir Hakkı — Bir Yemek 350 Lira, Aileyle 2 Milyon Bırakmak; «Asgarî Ücret Yeni 8 Milyar Oldu, Sen Bir Yemekte 2 Milyon Bıraktın»; Yanındaki Çalışan O Yemeği Yiyebilir mi? Yiyemiyor; «Senin Yediğinden Onlar Da Yiyecekti, Senin Giydiğinden Onlar Da Giyecekti» Hadîs-i Şerîfi; Allah’ın Lütfunu Şımarmadan Karşılamak

Sen lüks restoranlardan koşuyorsun. Sen o yemekten o yemeğe koşuyorsun. Göstereşin bini bir para. Bolluğun bini bir para olunca gösterişe gitti. Fakir fukaraya gitmedi. Allâh yolunda gitmedi. Allâh yolunda cihada gitmedi. Allâh yolunda bir taş koşmaya gitmedi. Ceplerini doldurdular. Villalarını artırdılar. Dairelerini artırdılar. Haram helal demediler. Haram helal demediler. Faiz demediler. Milyon dolarlarını artırdılar. Bank hesaplarını doldurdular. Bu kim olursa olsun umurunda değil. Bollukla ne yaptı? Cenâb-ı Hak deniyor. E Müslümanlar eziliyorlardı. Eee ne oldu? E şimdi ezilip kurtuldular saptılar. Önceden fukara edebiyatı çok iyiydi. Devletten yiyemiyorlardı. Belediyelerden yiyemiyorlardı.

Oradan buradan yiyemiyorlardı. Rüşvet yiyemiyorlardı. Eee akçeli işleri yoktu. Hiçbirisi böyle ihaleye kaydıramıyordu. Habire böyle fukara edebiyatıyla yürüyorlardı.


Müslümanlar Makâm Sahibi Olunca Bozulması — «Önceden Müslümanlar Eziliyordu, Devletten-Belediyeden Yiyemezlerdi, Rüşvet Alamazlardı»; «Sonra Makâm Sahip Oldular, Para Sahip Oldular, Şana Şöhrete Sahip Oldular ve Akîdeleri Bozuldu»; «Bolluk Onları Allah’ı, Resûlullah’ı, Geldikleri Yeri Unutturdu»; Beraber Aç Kalanlar, Geceler Boyunca Bayrak Asanlar, Ev Ev Sohbete Gidenler — Hepsi Unutuldu

Sonra Müslümanlar makam sahip oldu. Mevki sahip oldu. Olması lazım dediler. Oldular ama ondan sonra da saptılar. Bolluk onları saptırdı. Bolluk onları Allâh’ı unutturdu. Bolluk onları Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni unutturdu. Bolluk onların geldikleri yeri unutturdu. Bolluk onları geldikleri arkadaşlarını da unutturdu. Bolluk beraber oldukları, beraber aç kaldıkları, zeytin ekmek yedikleri, geceler boyunca bayrak astıkları, Allâh için asıyorlar ya dergi sattıkları, gazete sattıkları, ev ev sohbete gittikleri, böyle herkesi o esnada kardeş bilip sarmaştıklarını makam sahibi olunca unuttular. Bir yere gelince onları terk ettiler. Bir noktaya gelince onların sırtlarını döndüler.

Onlar fukara garip gureba kısmı. Yine bir seçim zamanında onlara bir konuşuruz, yine onların gönüllerini alırız. Onlar paria gibi. Veyahut da o cemaat büyüdü, o tarikat büyüdü. O cemaat ve tarikat büyüyünce zenginler cemaati oldu.


Cemaatler ve Tarikatlar Zenginleşince Eski Dervişlerin Atılması — Cemaat Büyüdü, Zenginler Cemaati Oldu, Baş Köşeye Oturdu; Tarikat Büyüdü, Eski Dervişler Kenara Çekildi; «Bolluk Onları Azdırdı»; Mustafa Efendi’nin Bursa’da 30 Yıllık Arkadaşlarına Sırt Çevirmeme Niyâzı: «Onlara Sırtımı Dönersem Hâinlerden Olurum»

Zenginler tarikat oldu. Zenginler baş köşeye oturdu. Zenginler hatırı sayıldı. Zenginler olunca fukaralar, eski dervişler, eski sohbet arkadaşları, onlar kenara çekildi. O bolluk onları azdırdı. Biz dindarız, dini kesimi konuşuyoruz. Ben Atatürkçü’nle iktiğimsiz kesim beni ilgilendirmiyor. Biz kendimize öz eleştir yapıyoruz. Ben bazen derim ya benim etrafımdaki arkadaşlar kaç yıllık? 30 yıllık. Allâh nefislerini uydurmasın. Beraber yola çıkmışız Bursa’da. Ben onlara sırtımı dönersem evet ben hainlerden oldum. Onlar sırtını dönerse onlar da hainlerden oldu. Onlar da yola ne yaptılar? Onlar da yola hainlik yapmış oldular. Yolun adabına, erkanına herkes riayet edecek. bolluk insanı şımartmayacak.

Önceden 10 derviştin, 10 da iyi geçince uğraşıyordun. Şimdi 100 derviş oldun. Gelirse gelsin ya gelmezse gelmesin. Vay be sen ne büyük şeyh olmuşsun ya. Sen ne büyük zakir olmuşsun ya. Onları mı arayacağız canım hala da? Arama tabi ya. Sen büyüdün. Önceden 5 kişiyken arıyordun ama. 10 kişiyken arıyordun. Koluna giriyordun. Telefon açıyordun. Selamünaleyküm aleyküm selâm. Kardeş bu akşam ders var diyordun. 20 kişi olunca kendine benlik geldi. 30 kişi gelince olunca kendini dev aynasında gördün.


Baba Derviş Bozukluğu – «Bolluk Beni Şımartmasın» — «Önceden 5 Kişiyken Arıyordun, 30 Kişi Olunca Kendini Dev Aynasında Görüyorsun»; «Artık Sen Baba Dervişsin, Baba Zâkirsin»; «Tuvalete Gidecek Zâkir Haber Verecek»; Cemaat Para Geliyor, Yerler İran Halısı, Lüks Kur’ân Kursu — Aklına Gelmeyen «Allah Resûlü Toprağa Secde Ederdi»

Artık sen baba dervişsin. Artık sen baba zakirsin. Sen ne arayacaksın? Sen emretcen. Evladım şunu şöyle yapın bakayım. Hadi yavrum şunu şuradan kaldırın bakayım. Sen gel bakayım sen de şunu şöyle yap. Gel bakayım sen. Sen ne kendin kafandan böyle iş yaptın? Benden habersiz nasıl böyle bir şey yaparsın? Abi yaptıydım ya. Sus. Bir de daha konuşuyorsun. Zakirinden habersiz iş yaparsın bir de. Veyyyyyyyy tuvalete gidecek zakir haber verecek adam. Büyüdü ya. Bolluk. Her yerde bolluk bir denemedir. Cemaatte bolluk. Paraları geliyor. Nereden geliyor? bir sohbet, bir ağlamaklık. Haydi. Herkes para gönderiyor. Para var. Bolluk. Geliyor o kadar lüks bir kurs yapıyor. Ne kurs? Kur’ân kursu. Ne olacak orada?

Hafız yetişecek. Yerler mermer, gökler mermer. Lüks, bolluk. Aklına gelmiyor. Sohbette aklına geliyor. Sohbette diyor ki Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri toprağa secde ederdi. sen nereye secdettin? Gördün mü nereye secdettiğini? Sen nereye secdediyorsun? Seni o mütevellinin odasına girmek mümkün mü? Yerler İran halısı. Öyle lazım ama. Bu müşriklere karşı bu lazım. Bu Atatürkçü layıklara karşı bu lazım. Böyle kuvvetli göstermek lazım. Lüksünü başka bir yere harcadı. Hangi cemaat, hangi tarikat olursa olsun, Müslümanların, Müminlerin zekatlarını doğru yere harcamayanlar, Müslümanların, Müminlerin sadakalarını doğru yere harcamayan, ister cemaat, ister tarikat, ister şeyh, ister zakir, ister nakip, ister nikabah, Wallahi de billahi de eğer iyi bir insansa bu dünyada silkelenir.

Onu lütuf görsün kendisine. Desin ki bu dünyada silkelendim, onu lütuf görsün. Sebep? Allâh onu seviyormuş. Bu dünyada onu silkeledi. Eğer bu dünyada silkelenmediyse, o münafıklardan, o kalbi kararmış, kalbi mühürlenmiş olanlardan, o mahşere kaldı onun hesabı. Onun hesabı ne? Daha zor. Allâh muhâfaza eylesin. ne yaptı? Bollukla imtihan etti. Bir eyle insanı kendisiyle bollukla imtihan etti. Aileyi bollukla imtihan etti. Aile bolluğu görünce, aa önceden yaz tatili bilmiyordu. Önceden yaz tatili bilmiyordu. Şimdi deniz kenarlarına gidelim. İlk önce nereye gidelim? Ya İslami otel var. Aa İslami otel. Ne o? Açık büfe. Ulan neresi İslam açık büfenin?


Aile Bolluğuyla İmtihan — «Önceden Yaz Tatili Bilmezdi, Şimdi Açık Büfe İslâmî Otel»; Aile Lüks Tatil-Kafe-Eğlence Merkezleri; Kadının «Tabağı Kırıvermek» Yoluyla Yeni Takım Aldırma Hilesi — «Hain Kadın, Nankör» Mustafa Efendi’nin Tepkisi; Kadın Erkek Bütün Aile Nimete Nankör; Darlığa Düşen İsraf Edemez, Ancak Bolluk Olunca Nankörlük Açığa Çıkar

İsraf. Allâh Resûlü oradan içeri girer miydi? Kafeler, eğlence merkezleri, aile imtihan oluyor. Para var ya, evet yiyelim, harcayalım. Olur olmaz şeyler alalım. Aile de para var nasıl olsa. Bollukla imtihan. Bu böyle var ya, bu böyle çok sıkıntılı bir nokta. Ümmet-i Muhammed’in en büyük sıkıntısı bu bollukla imtihan. Bir şey alacak lazım mı değil mi hiç önemli değil. Alıyor var ya. Hiç önemli değil. Gidiyor arkadaş lüks bir restorana. Ulan bir kilo et atıyor 150 lira. Gidiyor lüks bir restoranda bir yemek yiyor 350 lira. Aileyle gidiyor, iki milyon bırakıyor, kalkıyor. Ulan iki milyona insanlar bir hafta 10 gün 20 gün geçiniyor. Asfiyarı ciheti yeni 8 milyar oldu. Sen nereye bırakıyorsun onu?

Bir fukara yiyebiliyor musun onu? Yiyemiyor. Bir fukara yiyebiliyor musun onu? Yiyemiyor. Sen müminsin nasıl senin boğazından geçti o? Düşünmedin mi hiç? Düşünmedin mi? Fabrikam var ee yanındaki elemanlar yiyebiliyor mu onu? Yiyemiyor. Yanında çalışanlar yiyebiliyor mu? Yiyemiyor. hadîs-i şerîf vardı yanındaki normalde senin yediğinden onlar da yiyeceklerdi. senin içtiğinden onlar da içeceklerdi. senin giydiğinden onlar da giyeceklerdi ya. İslam buydu ya. Hadis-i şerif de böyleydi ya. Senin peygamberin böyle söylemişti. Sen nerede yemek yedin? bilmem hangi restoranda? Lüks restoran. Eee senin işçin yiyebildi mi? Oraya gidebildi mi? Kapısından içeri girebildi mi? Hayır. Bollukla imtihan. O aile artık israfa koşuyor.

Göstereşe koşuyor. Şataata koşuyor. Aaaa perdeleri rengi geçti. Değiştirelim. Koltukları da değiştirelim. Eskidi mi? Eskime de ama kaç yıldır bunları kullanıyoruz. Eee kullan. Yok hayır değiştirelim. Değiştirelim halılar değiştirelim. Mutfak takımları komple değiştirelim. Kadının birisi diyor ki aaaa. Yanındaki bayana diyor. Valla bıktım takımdan. Kırıverdim iki tane tabağı diyor. Beyime söyledim diyor. Takım kırıldı bozuldu dedim diyor. İçimden diyorum ki hain kadın. Nankör. Nankör. Husisi tabak kırıyor evde. Takım bozuldu. Yeni takım aldıracak çünkü. Evet. Erkekler de aynı. Onlar da nimete nankör. Nimete nankör. bu bollukta zaten nimete nankör oluyor. Bollukta olur nimete nankör. Nankör. Darlık varsa adam şey yapamaz.

Ne o? İsraf edemez. Darlık var çünkü. Alamıyor. Bunun da ağırı sıkıntılı. Ne diyor?


Manevî Bolluk – Hâl, Rüya, Rabıta – Kibre Düşmek — «Manevî Olarak Buranın Zâkiri Benim Aslında» Diyen Müridin Şeyh Efendi’nin Bir Lafıyla Çekip Gitmesi: «Mustafa Efendi Gitti, İşiniz Bitti, Onun Gibi Olamıyorsunuz»; Manevî Bolluk Aldatmasın, Tevâzûyu Önde Tut; Bir Dervişin Gönlünü Kırma — Geylânî Hazretlerinin İntikamı Acı Olur; «Hatta Önde Görünen Baba Dervişler Vardır, Bir de Hâzır Asker Gibi Kullanılan Sessiz Sufî Vardır»

Bazen darlıkla imtihan eder. Darlık ne? Maddi tarafı. O ekonomik darboğaz. Bir de onun manevi tarafı var. Manevi darlık var. Ne? Kapı zalî. Bu işin tabi bolluğu ne var? Bir de manevi olarak bakarsak manevi bolluk var. Hâl görüyor. Riyalar görüyor. Rabuta yapıyor. Muhteşem. Ondan sonra da kibre düşüyor. Kibre düşüyor. Bolluk ona imtihan oldu. Kendini farklı yere koydu. Hatta biz öğlelerini gördük, öğlelerini duyduk. Bir iki rüya fazla görünce aslında manevi olarak buranın zâkiri benim ama onu orada zâkir olarak tutuyorlar. Vay maşşâAllah subhanallah. Böyle diyen kimse Şeyh Efendi bir laf söyledi. Çekti gitti dergattan. Bir laf söyledi. Ben insanların imtihanıyımdır. Allâh affetsin. hiç istemem ama Şeyh Efendi ona dedi ki, Mustafa Efendi gitti işiniz bitti dedi.

Olamıyorsunuz onun gibi dedi. Vay babam vay. Adamın dervişliğinin sonu oldu. Ama öyle gidip onu maneviyendim zaten buranın zâkiri diyen bir kimseydi. Bunlar tecrübe. O manevi bulluk seni aldatmasın. Kendini bir şey zannetme. Tevazuyu önde tut. Kibirlenme. Alçak gönüllü ol. Bir dervişin gönlünü kırma. Bir dervişin gönlünü kırarsan bil ki intikamı acı olur Geylani Hazretlerinin. Sen o dervişi fukara zannedersin. Gerçekten de öyledir. Bakarsın böyle adı ismi yoktur. böyle önde görünen baba dervişler vardır. Bir de böyle gider gelir böyle. Hatta kimi zâkirler çavuşlar öylelerini böyle parya gibi kullanır. Hazır asker ya. Hadi sen şunu yap gel. O yapar gelir. Hadi sen bunu yap. Bir başkasına söyleyemez onu.

O dervişe söyler. Öyle bütün işlerini hatta çantamı getir bakayım. Tışı çantamı benim. Tabi. Mesdini giydir. Ayağını abdest aldır. O zâkirin beli ağrıyor. O eğilemiyor. Eğilemeyince ayağını yıkacak derviş tabi. O böyle önemli ya. Önemli olunca onun çantasını birisi taşıyacak. Sarını birisi taşıyacak. Şapkasını birisi taşıyacak. Böyle heyet halinde arkadan gelecekler. Zâkir efendi de veya halife efendi veya şey efendi önden gidecek. Gördüklerimi anlatıyorum size. Evet. Birisi onun haydâresini taşıyacak. O birisi onun cübbesini taşıyacak. Hatta o şeyhinin yanındayken şeyhinin cübbesinde sırma yok. Onun cübbesinde sırma olacak. Ben bunu şey efendinin zamanından söylüyorum. Yeni zamandan değil. Yeni zamandan değil.

İsteyen üstüne alınıyorsa alınsın gene. Sonra şey efendi soracak. Mustafa efendi senin cübben yok mu oğlum? Yok efendim. Neden yok? Olmadı efendim. Bana şimdi soruyor. Olmadı efendim diyorum ben.


Mustafa Efendi-Şeyh Efendi Tavaf Hadisesi — Şeyh Efendi’nin «Mustafa Efendi Senin Cübben Yok mu Oğlum?» Sorusuyla Sırmalı Cübbe Bahsi; Ertesi Sabah Şeyh Efendi Mustafa Efendi’yi Bir Sırmalıya «Tavbul» Kıldırması — Onun Avânesi Şeyhin Diren Dibinde Değil Zâkirin Yanında; Şeyh Efendi Sırmalıya Sert Bir Söz: «Silindirden Geçmiş Kağıt Gibi Yaptı»; Bursalı Arkadaşlarla Tavafta İçinde Sımar Eder Mustafa Efendi’ye «Acelemiz Yok»; Üçüncü Tavafta Peygamber Efendi’nin Manevî Yanında Belirmesi

Bir sırmalı cübben olmadı Mustafa efendi diyor bana. Olmadı efendim ben âlim değilim. Nereye sırmalı cübbem olsun benim diyorum. Allâh iyilini versin. Lafı da biliyor diyor bana. Ertesi sabah sırmalıya diyor ki nereye gidiyorsun dedi. Efendim otele gidecektik dinlenecektik biraz istirahat edecektik dedi. Sonra istirahat edersin. Mustafa efendi tavaf edin dedi. Onlar tavafa çıkıyor dedi. Tabi böyle zâkirin şeyhinin önünde şeyhi ona böyle başka bir zâkire tavbul demesi büyük imtihandır. Hele bir de tavbul dediği zâkir ilkokul mezunu, yüksek ilkokul mezunu böyle bir şeyi diyor böyle belâgatli konuşmuyor. O böyle belâgatli konuşuyor eğitimli. Herkes hoca diyor adama. Yanında avane. Evet ciddi ciddi söylüyorum.

Onun dervişleri özel. Şeyh efendi orada oturuyor, o öbür diren dibinde oturuyor. Onun dervişleri onun dervişlerdi. Şeyhin yanında değil onun yanında oturuyorlar. Ben seyrediyorum. Allâh’ım diyor bir adamın şeyhi bu diren dibinde, zâkir de öbür diren dibinde sen şeyhi bırak zâkirin yanında otur. Onlar zâkirlerini şeyh gibi görüyorlar zâkir de kendini şeyh gibi gösteriyor. Böyle bir gün, iki gün, üç gün ben diyorum bunu çarpacak bir gün. İçimden diyorum ki bu çarpılacak. Şeyh efendi bırakmaz onu öyle. Daha doğrusu hiçbir şeyh bırakmaz, çarpar onu. Onu görmüyor zanneder, onu bilmiyor zanneder. Onu çarpar. Bolluk dervişler de var etrafında. Şeyh efendi taboğlu Mustafa efendi öyle bir sert söyledi ki.

O mimikleri söyleyiş tarzı silindir. Kağıt gibi yaptı. Hiç seslenmedim. O şimdi en arkamızdan geliyor. Biz Bursa’daki arkadaşlarla beraber girdik. Mustafa efendi hemen yumuşadı. Ben aynı yerde sizi seyredeyim. İyi mi oğlum dedi. Emredersiniz efendim dedim. Bitirince gelirsiniz oraya. Ne zaman bitirdin? O zaman gel oğlum acelemiz yok dedi. Emredersiniz efendim dedim. O sert mermer gibi silindir, sünger gibi oldu. Bundan daha büyük işaret yok. Tabii neyse biz bir tavaf attık. Ondan sonra tabi ben birinci şavt, ikinci şavt ben tabi dalıyorum tam sıfır noktaya. Tabi çıt kırıldımlar yapamaz orada. Onlar eziliyorlar biraz arkada. Ben sonra dayanamadım yine. Zakir dedim aldım yanıma şimdi. Ondan sonra biz malum arkadaşlar bilir.

Bunlar arkada biraz muhabbet ediyorlar filan böyle şeyde tavafta. Tavafta ben muhabbet ettirmem kimseye. Aldım başladım. Biz esmaya devam. Vuruyoruz esmaya biz. Biz bir tavaf bitirdik. O şimdi Molla’ya namaz kılmayacak mıyız dedi. Hayır dedim ben. O şimdi namaza çıkacağız tavah namazı kılacağız diye bekliyor. Ben ikinciyi bitirdim. O bekliyor şimdi Ramazan orucu. O bekliyor üçüncüyü yapmayacağız zannediyor. Halbuki üç tavaf bir ömre sevabı. Ben üçüncüyü de attırdım. Ondan sonra çıkardım arkadaşları. dua ediyorum ben. Biz namazları kıldık. Ben dua ederken böyle bir an gözümü açtım. Allâh şey efendinin yanımda. Öbür türlü mü öyle mi böyle mi? Gözümü açtım kapattım bir daha baktım yine yanımda.

Önce dedim öbür türlü herhalde değil. Zahirende gelmiş. Ben öyle gördüm. Ondan sonra böyle amin diyor. Ben tabi böyle dua bitirdim. şey efendiye döndüm efendim hakkınızı helal edin dedi. Mustafa efendi çok güzel oldu oğlum dedi. Sakın dedi arkana dönüp bakma dedi. Ömredersiniz efendim dedi. Enterhasandır şeyhe tabi olmak. Yürüyor bende yürüyorum arkasından. Yürüdük çıktık biz. Bizim arkadaşlar sonra söylüyor. Bana dedi birisi abi bir dönüp bakmadın ya dedi. Ne oldu dedim ben. Makamı İbrahim komple doldu dedi. Gelen geldi, gelen geldi, gelen geldi dedi. Polisler geldi dedi. Belli dedi. Herkes amin diyor dedi. Abi fark etmedin mi dedi. Fark etmedim dedim. Abi neden dönüp bakmadın dedi. Bakılmayacakmış dedim ben.

Bakılmayacakmış. Yürüdük gittik.


Bolluk Şımartmasın — Hz. Peygamber’i Rüyâda Görsen Tevâzûyu Arttır; Pîr Efendimizi Görsen Sadakanı Arttır; Şeyhini Rüyâda Görsen Hayırını Arttır — Sakın Şımarma; Mustafa Efendi’nin «Bolluk Seni Aldatmasın» Tekrarı; Manevî Bolluk Sufîlerin En Büyük İmtihânlarından Biri

Bolluk seni aldatmasın. Dervişteki bolluk, manevi bolluk da seni aldatmasın. Tevazunu kaybetme. Şatata düşme. Şatafata düşme. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyanda gördün ya daha da tevazunu arttır. Sadakanı arttır. Zikrini arttır. Hayır hasenatını arttır. Hz. Pir efendimizi gördün ya rüyanda. Sadakanı arttır. Pirini görmüşsün. Hayırını arttır. Sakın şımarma. Bolluk seni şımartmasın. Şeyhini rüyanda gördün ya. Sakın bolluk seni şımartmasın. Tevazunu arttır. Sakın. Bir de darlığı var bunun. Darlık sufilikte kabız hali. Rüya kesildi, hal kesildi, kalbe gelen ilham kesildi. Darlık bu. Sakın hata yapma. Sakın yanlışlık yapma. Ekonomik darlık. Ne? Ticaret durdu. Ne? Kıtlık.

Yağmur yağıyor, toprak vermiyor. Herkes toprağın vermesini yağmurdan sanır. Değil. Allâh kuru çölde dahi vercane verir. Allâh’ın bereketi yağmura bal değildir. Allâh’ın bereketi rüzgara bal değildir. Allâh’ın bereketi senin kazmana bağlı değildir. Sen kazacaksın, bereket onundur. O darlıktan kurtaracak olan odur. Sen sebeplerde arasında koşarsın, o seni darlıkla imtihan edecekse eder. O yüzden sakın. Darlığa düşünce isyan edenlerden olma.


Darlık – Maddî ve Manevî – Korku Sığınması — Darlık Maddî: Ticaret Durdu, Kıtlık, Yağmur Yağmadan Toprak Vermez; «Allah Kuru Çölde Dahi Vercane Verir»; Manevî Darlık (Kabız Hâli): Rüyâ Kesildi, Hâl Kesildi, Kalbe İlhâm Kesildi; Korku İmtihânı: Allah Resûlü’nün «Korkaklığın Şerrinden Sana Sığınırım, Kabir Azâbından, Dünya Fitnesinden, Âhir Zaman Fitnesinden, Zenginliğin Fitnesinden, Fakirliğin Fitnesinden»; Gelecek Kaygısı, Geçmiş Korku — Şeytanın Aldatma Yolu

Hani neredeyse fakirlik küfür olacaktı dedi ya Adişev’te. O hale düşersen eğer, sakın ha Allâh’a isyan etme de. Neden daraldı, daraltıya girdim diye Allâh’ı suçlama. Tevbe et, Allâh’ı zikret, namazla, tövbe ile, zikirle Allâh’tan yardım dile. Darlıktan seni kurtaracak olan da kim? Allâh Celle Celaluhu. Bazen de korkuyla dener seni. Ayeti Kerime O’ut öyle çünkü. Bazen ne diyor? Bazen korkuyla dener. Ha demek ki bazen de ne yapacak? Korkuyla seni denecek. Korku kalbine gelecek. O yüzden Allâh Resûlü dedi ki Salallahu Aleyhi ve Sellem Ya Rabbi korkaklığın şerrinden Sana sığınırım. Âmîn. Kabir azabından ve fitnesinden Sana sığınırım. Âmîn. Dünyanın fitnesinden Sana sığınırım. Âmîn. Ahir zaman fitnesinden Sana sığınırım.

Âmîn. Zenginliğin fitnesinden Sana sığınırım. Âmîn. Fakirliğin fitnesinden Sana sığınırım. Âmîn. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Âmîn. O korku gelecek kaygısıdır. İflas edersem ne olacak? Batarsam ne olacak? Önümü göremezsem ne olacak? Benim şöyle olmam lazım. Benim böyle olmam lazım. Bu gelecekle alakalı korku. Geçmiş korku. Benim günahım affolmazsa ne olacak? Şeytan her cinahtan seni korkuyla ne yapar? Aldatır. Allâh seni korkuyla imtihan eder. O yüzden korkaklıktan ne yapacağız? Allâh’a sığınacağız. Bazen de ne yapacak? Azlıkla imtihan edecek. Az. Darlık ayrı, azlık ayrı. Bir de ne yapacak? Azlıkla imtihan edecek. Biz hepsinde de ne yapacağız? Sabreden kul olacağız. Sabreden kul. Ayet-i Keriminde de diyor ki Sabır gösterenleri müjdele.

O zaman sabredenler müjdeye ulaşacaklar. Sabredenler Allâh’ın rahmetine, bereketine, lütfuna, ikramına, ihsanına, affına ulaşacaklar. Rabbim bizleri onlardan eylesin. Allâh size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verdi. Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allâh’ın nimetlerine küfrettiler. Bu yüzden yaptıklarına karşılık Allâh onlara açlık ve korku belasını tattırdı.


Nahl 112 Devamı: Bolca Rızık + Nimete Küfür-Nankörlük — Buradaki «Küfür» = «Nankörlük, Örtmek»; Allah’ın Verdiğini Örtmek, Hamd Etmemek, Şükretmemek; Zekât-Sadaka Doğru Yere Vermemek; Hadis-i Şerîfteki Küfran Eylemi; Geçmiş Ümmetler Bunu Yaptı, Bizim Ümmet de Aynısını Yapıyor; Manevî Rızıklar (Hâller, Rüyâlar) Bol Bol Gelirken Sen Onları Kendi Nefsinden Görme

Nahil 112. Demek ki bu geçmiş ümmetlere olan bir şey. Bu bizim ümmetin başına gelmeyecek diye bir kaydı yok. Bizim ümmetin başına da geliyor. Ne oluyor? Her yerden bolca rızık gelirken Müslümanlar, müminler nimetlere ne yapıyorlar? Küfür ediyorlar. buradaki küfür nankörlük. Buradaki küfür örtüme, küfür örtmek ya, o kimse Allâh’ına lütfediyor, ikram ediyor, rızık veriyor. O Allâh’ın verdiğini örtüyor. Allâh’a hamd etmiyor, şükretmiyor. Allâh’a bu konuda teşekkür etmiyor. Zekatını dost doğru vermiyor. Sadakasını dost doğru vermiyor. Vermiyor. Dost doğru hesaplamıyor bile. Kendi kafasından bir şey yapıyor. O nimete küfranda bulundu. O nimete hainlik yaptı. Bu maddi manevi bu. Evet. Manevi de rızık var çünkü.

O manevi rızıklar bol bol gelirken, haller, rüyalar o havada uçuşurken, sen o nimete ne yaptın? Hainlik yaptın, küfranlık ettin, onu kendi nefsinden gördün. Şimdi de al aşağı oldun. Neden? Çünkü sen nankörlerden oldun. Sen o nimeti göndereni unuttun. O nimete vesile olanı unuttun. Çünkü vesileye teşekkür, Allâh’a teşekkür. Sen bir harf öğretenin kölesi olur mu demiş Hazret-i Ali Efendim. Sen kimsin? Bir harf öğretmiş. Sen o nimete nankörlük etme. Sen o nimete asla sırtını çevirme. O nimete sen kalkıp da kibirlilik etme. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. O yüzden Allâh demesini bilmezdin. Sana öğrettiler. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem kimdi bilmezdin. Sana tanıttılar. Allâh nasıl sevilir bilmezdin.

Sana öğrettiler. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem nasıl sevilir bilmezdin. Sana öğrettiler. Bir Allâh dostu nasıl sevilir bilmezdin. Öğrettiler. Bir mümin kardeş nasıl sevilirdi. Sana öğrettiler. O mümin kardeşliği sen tattın. Sen nasıl oraya sırtını döndün gittin. Nasıl nankörlük ettin. Böyle nimetin içindeyken, zikrullâh halakasının ortasının göbeğindeyken, sen nereye sırtını döndün gittin. Sen o halakaya nasıl hainlik ettin. Sen o halakaya nasıl nankörlük ettin. Sen o halakanın kıymetini nasıl bilmemezlik ettin. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn.


Manevî Olarak Nimete Nankörlük – Üfürükçülük Sapması — «Ben Okuyorum Geçiyor» Diyen, Mustafa Efendi’nin Müsâidi Olduğunu İddiâ Eden, Para Alan Sufî; «O Para Senin Midende-Kanında Dost Durmaz, Helâl Rızık Hâriç Hiçbir Şey İnsan Vücudunda Dost Durmaz»; Sahabe «Allah-Resûlullah-Bir Allah Dostu-Mü’min Kardeş Nasıl Sevilir»i Sana Öğretti, Sen Halaka’ya Hâinlik Etme

İşte her taraftan bolca rızık gelirken manevi olarak sen o nimetin kadrini ve kıymetini bilemedin. Sen kendi nefsinden bildin onu. Bir hal gördün kendi nefsinden bildin. Bir rüya gördün kendi nefsinden bildin. Hatta daha da ileri götürdün. Hatta daha ileri götürdün. İşi üfürikçiliğe bağladın. Ben okuyorum geçiyor dedin. Vay. Bir de dedin, Musa Efendi bana müsaade etti okumama dedin. Bir de parayı aldın. Yuttun bir de parayı. Sonra o para senin midende kanında dost durur mu duracak zannettin. Dost durdurmaz o para. Ancak helal rızık insanda dost durur. Ancak helal para insanda dost durur. Ancak helal yoldan kazandığın yediğin içtiğin sende dost durur. Öbür türlü seni bozar. Seni bozar. Allâh muhâfaza eylesin.

Bu manevi bolluk seni şımartmasın. Nankörlerden etmesin. Bir de zahiri bolluk var. Ne? Adam bahçesine ekti. Bire yedi verdi. Bire on verdi. Bire yüz verdi. Bire yedi yüz verdi. Aldı bir liraya sattı yedi liraya. Vay ne para kazandı. Onun kafası çok çalışıyor hesapta. Çok çalışıyor hesapta. Değil. Allâh’ın lütfu-i ikramı ihsanı şımarma. Allâh’ın lütfu-i ikramı ihsanı nankör olma. Fakir fukaranın hakkını gözet. O para senin değil. Fukaranın hakkı var onda. Sen her şeyde senin oraya gelmende her şeyin hakkı var. Bir dervişler topluluğuna gitmişin orada dua ediyorlar. Her perşembe cumartesi derslerde. Oranın hakkı var sende. Oranın manevi hakkı var. Sen ona sırtını dönme. Nankörlerden olma. Perişan olduğunu görürsün.

Perişan olduğunu görürsün. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde o rızık bol bol gelirken de sen hamdini yap, şükrünü yap. Fakir fukaranın hakkını dağıt. Asla hepsi de bana deme. Allâh muhâfaza eylesin. Onlara da o nimetlere küfür ettikleri için, nimete nankörlük yaptıkları için Cenâb-ı Hak onlara da ne yaptı? Korku ve açlık belasını verdi başlarına. Aman Allâh muhâfaza eylesin. Cenâb-ı Hak hepimizi bu tip korkaklıktan, açlıktan, bizi azdıracak bolluktan muhafaza eylesin. Yakınlarımız ölebilir, mallarımızı kaybedebiliriz. Ne bileyim bu bolluktan darlığa düşebiliriz, darlıktan bolluğa düşebiliriz. Her halimize biz ne yapacağız? Hamd edenlerden, şükredenlerden, sabredenlerden olacağız. Mücadeleye devam edeceğiz.

Çalışmaya, gayret etmeye devam edeceğiz. İstikametimizi düzgün tutmaya devam edeceğiz.


Sabrın Üç Türü — Allah Resûlü’nün Tâlimi: 1) Müsibetlere Karşı Sabır («Sizin Hayır Bildiğinizde Şer, Şer Bildiğinizde Hayır Vardır»; «İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn»); 2) Kullukta Sabır (Son Nefese Kadar — «Şeyh-Halife-Pîr-Mürşid-Gavs» Etiketleri Allah Önünde Geçersiz, Vurun Sopayı); 3) Günah İşlememekte Sabır (Bugünün En Büyüğü — «Haram mı? Dokunma»); Gerçek Erdem Sahipleri Sözünü Tutan, Felâkette Sabreden, Allah’ın Kitabıyla Yolunu Bulanlardır (İbn Mâce, Ebû Dâvûd, Tirmizî)

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri sabır üçtür diyor. Bir, müsibetlere karşı sabır. Başımıza gelen müsibetlere karşı biz sabırlı olacağız. Sizin hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır vardır. O yüzden bir başımıza müsibet gelirse biz sabırlı davrananlardan olacağız. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn diyenlerden olacağız. İkinci sabır ne? Kullukta sabır. Kulluğumuzu unutmayacağız. Derviş oldun, zâkir oldun, çavuş oldun, nakip oldun, nigabba oldun, şeyh oldun, mürşid oldun, mürşidler mürşid oldun, yağlı oldun, yok pirler pir oldun, yok gavsul azam oldun, gavsul sani oldun. Ne olduysan oldun, öyle ya! Millet şimdi böyle söylüyor ya bunları, olmuşlar yani. Kullukta sabır yapacaksın.

Son nefesine kadar kulluğunu unutmayacaksın. bu âlemden göçüp giderken kulluğunla göçüp gideceksin. Hoca sana takım verirken filanca şeyh efendi diye takım vermeyecek. Hatta bekliyorlar ooo filanca şeyh efendi gelmiş gel bakalım. Sana şeyh dediler, Senin arabayı altına çektiler, seni götürmediler mi? Götürdüler, gezdirmediler mi? Gezdirdiler, yedirmediler mi? Yedirdiler, yatırmadılar mı seni? Lüks odalarda yatırdılar, sana hizmet etmediler mi? Ettiler, hadi vurun bakalım sopayı. Sen ne? Ben halifeydim, ooo ne güzel. Sen halifeyim dedin kendine hizmet ettirdin. Halifeyim dedin şunu ettin, bunu ettin. Şeyhim dedin halifeyim dedin milletin parasını iç ettin. Yatır yere. Ne? Sen zâkirim dedin eyvah şunu ettin, bu ne ettin.

Kendi nefsine hizmet ettirdin milleti. Yatır yere. Öyle, öyle bedava değil hiçbir şey. İki, üçüncüsü, günah işlememekte sabır çok önemli. Bugünün en büyük önemli meselelerinden birisi, günah işlememekte sabır. Bu haram mı? Evet, dokunma. Haram mı? Yapma. Haram mı? Dokunma kardeş. Haram mı? Yapma. Haram, gitme. Gitme. Gittiğin yerde haram mı işleniyor? Evet. Sen de işleyecek misin orada gitmekle? Evet gitme kardeş, kırılan kırılsın, üzülen üzülsün. Bu haram mı? Haram, dokunma. Kırılan kırılsın, üzülen üzülsün. Haram ya, dokunma. Günah işlememekte sabır. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Çok uzundu bu hadişeri, bir kısmını aldım. Ve gerçek erdem sahipleri. Bu hadişeri uzun. İbn-i Macide, Ebu Davud’da, Tirmizi’de geçiyor.

Uzun bir hadişerifin konumuzla alakalı kısmı. Sonra demeyin bu hadiş uzunmuş, neden kısasını tutmuş diye. Lazım olan yeri aldım, bu akşam için. Ve gerçek erdem sahipleri söz verdiklerinde sözlerini tutan, felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir. sözüyle ameli bir olanlar bunlardır. Gerçekten yollarını Allâh’ın kitabıyla bulanlar da bunlardır. Demek ki ne yapacakmış? Felakette, zorlukta, sıkıntıda sabredecek, sözünü tutacak. Dört ana unsur. Bunlar neymiş? Bunlar erdemli insanlarmış. Erdemli insanlar. mühbin kimseler. Allâh biz onlardan emesin. Bir de benim çok sevdiğim bir hadişerif vardır. Sabır, hadiselerin ilk anında yapılandır. Ben derim ya imtihan sana vurduğundur diye. O esnada sabrettin mi, etmedin mi?

Bu önemlidir. Vurur, geçer. Vurduğu anda isyan mı ettin? Hamd mı ettin? Allâh’ı zikir mi ettin? Bu da mı olacaktı başıma dedin? Ne dedin? Burası önemli. O zaman sabır neymiş? İlk vurduğu anda sabredenmiş. Yine İbn-i Maca ve Tirmizi’den. Saat onu geçti son olsun.


«Mükâfâtın Büyüklüğü Belânın Büyüklüğüne Bağlı» Hadîsi — «Allah Bir Toplumu Severek Onları Belâlarla Sınar; Razı Olan Allah’ın Rızasını Kazanır, Kızgınlık Gösteren Allah’a Kızılır»; «Bir Topluluğa Belâ Gelmiyorsa O Topluluk Firavûn Toplumudur» (Mustafa Özbağ Analizi); «Mü’min’e Dokunan Yorgunluk-Üzüntü-Hastalık-Üzecek Şey Allah’ın Bir Kısım Günahlarını Siler-Örter» (Buhârî); Hitâm — Mustafa Efendi’nin Rüyâ Anekdotu: Nail’in Sancakla Önde, Peygamber Efendimiz Karşılayışı, Üstâdına «Tabûl» Edilişi, Nurlu Yolda Geçmiş Peygamberlerin Gıptayla Bakışı, «O Dünyâdayken Garip Olanlar Bunlar mı?» Soruları

Mükafatın büyüklüğü, belanın büyüklüğüne bağlıdır. İyi dinleyin. Mükafatın büyüklüğü, belanın büyüklüğüne bağlıdır. Allâh bir toplumu severek onları değişik belalarla imtihan eder. Kim razı olursa Allâh’ın rızasını kazanır. Kim de kızar, kırgınlık gösterirse Allâh da o kimseye kızar. Demek ki Cenâb-ı Hak bir toplumu severek onları değişik belalara mağruz bırakırmış. Sen bu belaya biz bu topluluk olarak nasıl mağruz kaldık olur mu? Deyip Allâh’a kızarsan Allâh da sana kızar. Sabredersen Cenâb-ı Hak da seni sever. Sever. Eğer bir topluluk bir belaya mağruz kalmıyorsa o topluluk Firavun topluluğudur. Mustafa Özba analizi. Bu hadîs-i şerîf değil. Ben derim bir topluluk azdı saptı değil mi ona bir şefkat tokadı gelir.

Anla toparla kendini. Yok anlamadı toparlanmadı. Silindir gibi ezildi geçti yerli eksan oldu. Allâh onu sildi. Bir topluluk şefkat tokadı geldi toplandı kendini. Harika. Ama bir topluluk var istikametleri düzgün ama böyle onlara şefkat tokadı geliyor. Onlar da sabrediyorlar. Allâh o toplulukun günahlarını siliyor. Rabbim bizi onlardan eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak muhafaza cümlemizi muhafaza eylesin. Birkaç tane de hadîs-i şerîf vardı ama ben böyle son hadîs-i şerifle sohbeti bitireyim. Mümin bir kişiye dokunan yorgunluk, üzüntü, hastalık ve kendisini üzecek her şeyden dolayı Allâh onun bir kısım günahlarını silip örter. Buhar-i Üstün. Rabbim bizi onlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden da helal olsun inşallah.

Eftal-ı zikredin. Âmîn. Önde Nail kardeş dergahımızın sancağını tutmuştu. Efendim arkasında bizde yürüyerek peygamber efendimiz karşılık bir yerde duruyorlar. O da arkasında kim oldukları bilmiyorum herhalde sahabeler. Zikir çeker âyet maskesini çekerek onlara doğru gittik. O da gel Mustafa oğlum gel evladım dedi. Onu görünce biz tabi zikrede devam ediyoruz. Nail Çinara çekildi peygamber efendimiz üstadımıza sıktı. Ondan sonra zikir devam etti. Sonradan böyle nur gibi bir cemaat olduğunu hissediyorum ama kalabalığı görmüyorum. Çok böyle yukarıdan gördüm çok böyle kalabalık bir cemaatmişiz. Zikrullâh devam etti ondan sonra ben gözümü açtım. Söylemeyecektim de Hüseyin Ağa’ya anlatır ince teyid olsun diye söyleyim.

Aynı öyle nurlu bir yol açılmış. Sapsarı beyaza dönük bir nurlu yol. Sağda solda birçok geçmiş peygamberler vardı. Onların ümmetleri de vardı. Biz zikrullâh yapayapa yürürken peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de karşılar bizi bekliyordu. O kenardakiler bahriyorlardı. O dünyadayken garip olanlar bunlar mı diye. Oradan başka birisi de cevap veriyordu. Evet bunlar o garipler diyorlardı. Baya kalabalıktı kardeşler arkadaşlar. Sağlı solu ama bütün peygamberler o sağa sola dizilmişler. Hepsi de böyle büyük bir şeyle senin işle karşılıyorlardı bütün kardeşleri arkadaşları. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle yüksekte duruyordu. O tabi nurdan o da sevinçli bütün peygamberler gıptayla bakıyordu.

Seni anlatınca teyid dedim ona da kulağına sahih dedim gördün. Rabbim cümlemizi yolunda eylesin inşallah. Sıratı müstakimden ayırmasın. Cenâb-ı Hak nefsimizi uydurmasın. Bizi kibre şataata şatafatı düşürmesin. Ne oldum delisi olanlardan eylemesin. Sıratı müstakimde dost doğru gidenlerden eylesin. Geceniz hayır olsun inşallah.


KAYNAKÇA

  • Bakara 2/155-157 — «Velenebluvennekum bi-şey’in mine’l-havfi ve’l-cû’i ve naqsin mine’l-emvâli ve’l-enfusi ve’s-semerâti, ve beşşiri’s-sâbirîn. Ellezîne izâ esâbethum musîbetun kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Ulâ’ike ‘aleyhim salavâtun min Rabbihim ve rahmetun, ve ulâ’ike humu’l-muhtedûn». Tefsîrler: Taberî Câmi‘u’l-Beyân; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb; Kurtubî el-Câmi‘. İmtihan ayetlerinin tasavvufî tefsîri.
  • Nahl 16/112 — «Ve daraballâhu meselen karyeten kânet âmineten mutme’innetan ye’tîhâ rizkuhâ rağaden min kulli mekânin fe keferet bi-en‘umi’llâhi fe ezâka’llâhu libâse’l-cû’i ve’l-havfi bimâ kânû yasna‘ûn». Bollukla İmtihan ayetinin tarihsel ve manevî yorumu — Beyzâvî Envâru’t-Tenzîl; Âlûsî Rûhu’l-Me‘ânî.
  • Sabrın Üç Türü Hadîsi — Müsned Ahmed; Beyhakî Şu’abu’l-Îmân; İmâm Gazâlî İhyâ IV (Kitâbu’s-Sabr ve’ş-Şükr); İbn Atâullah el-Hikem: «Sabır üçtür: Tâ‘atte sabır, ma‘siyetten kaçınmada sabır, musibet indiğinde sabır». Sufiyye’nin temel sabır taksîmi.
  • «İlk Anda Sabır» Hadîsi — Buhârî Cenâ’iz 32; Müslim Cenâ’iz 14: «Esabbu’s-sabri ‘inde’l-müsibeti’l-ûlâ» (Asıl sabır musibetin ilk anında olandır). Enes b. Mâlik rivâyeti — Hz. Peygamber’in mezarlıkta ağlayan kadına «Allah’tan kork ve sabret» buyurması.
  • «Mükâfâtın Büyüklüğü Belânın Büyüklüğüne Bağlı» Hadîsi — Tirmizî Zühd 57 (no. 2396); İbn Mâce Fiten 23 (no. 4031); Müsned Ahmed V/427: «İnne ‘azîme’l-ceza‘i me‘a ‘azîmi’l-belâ; ve inne’llâhe izâ ehabbe kavmen ibtelâhum, fe-men radıye fe-lehu’r-rıdâ ve men sehıta fe-lehu’s-suhtu». Enes b. Mâlik rivâyeti.
  • «Sofrada Fukara Yoksa» Edebi — Buhârî Et‘ime 28; Müslim Eşribe 175: «Sofranın en hayırlısı fakirlerin de oturduğu sofradır»; Beyhakî Şu’abu’l-Îmân: «Allah Resûlü hiçbir zaman karnını tam doldurarak yememiş, evinde bir-iki gün ekmek pişmemiş». Sufiyye’de «sofra-i fukarâ» edebi.
  • «Senin Yediğinden Onlar Da Yiyecektir» Hadîsi — Buhârî Edeb 44, ‘Itk 15; Müslim Eymân 38: «Köleleriniz sizin kardeşlerinizdir, Allah onları size emanet etti, kim kardeşi emanetinde ise yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin, taşıyamayacağı yükü yüklemesin» (Ebû Zer rivâyeti). Modern uygulama: işçi-işveren münâsebeti.
  • «Allah’tan Sığınma Duâsı» — Buhârî Cihâd 25, Da‘avât 38; Müslim Zikr 50: «Allâhumme innî e‘ûzu bike mine’l-‘aczi ve’l-keseli ve’l-cubni ve’l-haremi, ve e‘ûzu bike min ‘azâbi’l-kabri, ve e‘ûzu bike min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât». Korkaklık-yaşlılık-kabir azâbı-dünya ve âhiret fitnelerinden sığınma; Mustafa Efendi’nin «zenginlik fitnesi-fakirlik fitnesi» eklenti niyâzı.
  • «Mü’mine Dokunan Yorgunluk-Üzüntü-Hastalık» Hadîsi — Buhârî Mardâ 1, Edeb 87: «Mâ yusîbu’l-müslime min nasabin velâ vesabin velâ hemmin velâ hüznin velâ ezen velâ ğammin hattâ’ş-şevketi yûşekuhâ illâ keffera’llâhu bihâ min hatâyâhu». Müslüman’ın çektiği her sıkıntının günahların affına vesile olması temel hadîsi.
  • Cemaat-Tarikat’ta Zenginleşmenin Bozucu Etkisi — İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye; Aziz Mahmud Hudâyî Tezâkir; İmâm Rabbânî Mektûbât I/41 (Mürşidin Mâlî Müstağniliği): «Mürşid kendi geçimi yoluyla nafaka sağlar, dervişten dilenmez»; «Tarikat zenginleştiğinde eski dervişlerin haklarını kaybetmemesi en büyük edep, aksi halde Cenâb-ı Hak siler».
  • Bâbil Tanrı Anlayışı vs İslâm — Hammurabi Yasaları (M.Ö. 1750); Marduk-Enki-Ea pantheonunda Tanrı’nın kullara tuzak kurma motifi; Mustafa Erdoğan Mezopotamya Dinleri; Sümer-Babil mitolojisinin İslâm akîdesinin reddi: «Allah’tan ümîd kesmeyiniz, çünkü Allah bütün günahları affeder» (Zümer 39/53).
  • Manevî Bolluk-Kibre Düşmek — İmâm Rabbânî Mektûbât I/187 (Manevî Yükseliş ve Tehlikeleri); Hâris el-Muhâsibî er-Ri‘âye; Sühreverdî Avârif: «Ruyâ-Hâl-Rabıta gören sufî tevâzûnu arttırmazsa kibire düşer, manevî sermayesini kaybeder»; «Bir Dervişin Gönlünü Kırmanın Geylânî Hazretlerinin İntikâmıyla Karşılaşılır».
  • Allah Resûlü’nün Sade Hayatı — Buhârî Edeb 33, Mardâ 17; Müslim Zühd 36: «Allah Resûlü’nün evinde bazen bir-iki ay duman tütmezdi, hurma ve su ile geçinirdi» (Hz. Ayşe rivâyeti); İbn Sa’d Tabakât; «Allah Resûlü toprağa secde eder, onun üzerine bir hasır serer, dahası yoktu». Lüks restoran-İran halı sofralarına mukâbil.
  • «Tabağı Kırıvermek» Tâkti — Aile İçi Hilesi — Klasik fıkıhçıların aile-içi haram/helâl hile (kasdî zarar verip yenisini almak için) tahkîki: İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr; Kâsânî Bedâi‘. Mü’minin niyetinden hesab edileceği temel akîde (Buhârî Bed’u’l-Vahy 1: «İnneme’l-a’mâlu bi’n-niyyât»).
  • «Sofranın 350 Lira Yemeği» — Modern Lüks Sosyolojisi — Türkiye’de 2023 itibariyle asgarî ücret 8.500 TL; bir aile lüks restoran ödemesi 1.500-2.500 TL; mü’minin israf ölçüsü: «Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz, çünkü Allah israf edenleri sevmez» (A’râf 7/31).
  • «Şeyh Efendi-Mustafa Efendi Tavaf Hadisesi» — Mustafa Özbağ Efendi’nin Şeyh Abdullah Gürbüz Efendi (ö. 1428/2007) ile Hac-Umre tecrübeleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe‘deki benzer Hac-Umre hatıralarına paralel anekdotlar; Tasavvuf’un edep-i intisâb pratiğinin canlı misalleri.
  • Müsibetin Sevâbı — Buhârî Mardâ 7, Cihâd 26: «Allah, müslüman kuluna saçtığı her musibetle, hatta diken batmasıyla bile mutlaka bir hata-i affeder» (Ebû Hureyre rivâyeti). İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye: «Sufî sıkıntıyı kâr bilir, isyân etmez».
  • «Firavûn Toplumu» Analizi (Mustafa Özbağ) — Bakara 2/49-50; A’râf 7/103-137; Yûnus 10/75-92. «Allah’ın belâ vermediği toplum azar — Firavûn Mısır’ı bunun en büyük örneği»; tasavvuf-i ahlâk: «Sıkıntı gelmiyor diye sevinme, çünkü Allah seni sevdiği için belâ verir».

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, Zikir, İhsân, Ruh, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı