Açılış Duâsı ve Kadir Gecesi Niyâzı — Geçen Sohbetten Mesnevî 1608. Beyitin Tekrar Girilişi
Lâ ilâhe illallah Hak Muhammedün ve Sûlullah cemiyye, nebiyye ve mürselin vel hamdülillahi rabbil âlemîn Selamun aleyküm Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı hayırlı eylesin inşaAllah Cenâb-ı Hak cümlemize ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakk’ı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim bu Ramazan’ın son on günlerinde Kadir gecesini ihya eden ve Ramazan’ın bitiminde geçmiş günahları affolmuş olan kullarından eylesin. Asıl affolmaktır bayram O bayramı cümlemize yaşatsın inşaAllah Âmîn Geçen haftadan kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah En son madem ki sen ne yüzgeçsin ne de denizci Aklını uyup kendini denize atma Burayı okuduyduk Buradan devam ediyoruz
Mesnevî 1608-1609: «Yüzgeç ve Denizci / Kâmil Toprağı Tutsa Altın, Nâkıs Altını Ele Alsa Toz Toprak» Beyitleri; Tasavvufta İşârî Tefsir ve Ruhu’l-Beyân
Yüzgeç ve denizci denizden inci çıkarır Ziyanlardan bile bir hayli fayda elde eder Kamil toprağı tutsa altın olur Nâkıs altını ele alsa toz toprak kesilir Yüzgeç dedi bu kendisini bu dalanlar var ya Denizin dibine dalıp da denizin dibinden değişik av hayvanları toplayanlar Veyahut da böyle denizden inci çıkaracak olan hayvanları toplayanlar Bu dalgıçlar eskiden yüzgeç bugünün dalgıçları dalıp denizin dibinden bir şeyler çıkarıyorlar Bu denizci de normalde bildiğimiz denizci. Tabii bunu normalde biz şimdi bu dalgıçı ve denizci biz mürşid-i kamiller veliler olarak nitelendirdik ya bunlar normalde o mana denizinden bunlar değişik cevherler çıkarırlar Kur’ân ve Sünnetin bir zahir manası var bir de batın manası var Biz bunu İslam dilinde işari tefsir derler ya İşari tefsir denilince şeyin İsmail Hakkı Bursa ve Hazretlerinin Ruhul Beyanı gibi İşari tefsir biraz dahi işin mana tarafına bakar, görünen yüzüne bakmaz Dinin bir görünen yüzü vardır bir de işin derindiğin vardır siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz bu işin derinliği tarafıdır İlmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın âyet de sabittir bunlar içe doğru derinliğe doğru yürütür İşin bir zahir tarafı vardır bu lazım mıdır?
Ceviz Metaforü — Şerî’at (Yeşil Kabuk), Tarîkat (Kalın Kabuk), Hakîkat (İnce Zar), Mârifet (Öz): Tört Kapı
Evet Sohbet edilirken umuma dinin dinin zahir tarafı anlatılır Ama Sufiliğin kendi iç dünyasında o karşıdaki Sufinin konumuna göre İlmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın noktası konuşulur o hal anlatılır. Şimdi o yüzden o dinin özü hükmündedir o bir kabuğu vardır bir de onun özü vardır Bunu Sufiler anlatırlarken ceviz metaforunu kullanırlar cevizin dışı vardır ondan sonra yeşildir, acıdır Ondan sonra içinde derin bir kabuğu vardır kalın orayı kırmak zordur orayı kırdıktan sonra içine ulaşırsın. Böylece o cevizin dışındaki o yeşil kabuğa derler ki Sufiler bu şeriattır İçindeki kalın kabuk tarikattır. Şimdi neden kalın kabuk tarikattır? Tarikatta biraz böyle usuller, kaideler, ritüeller orayı kırmak biraz zordur Oraya sabretmek zordur, edeptir, adaptır Böyle Sufiliğin kendine ait ahlakıdır, kurallarıdır O kurallar manzumesidir, o disiplin manzumesidir Oraya böyle oradan delip içeri girmek biraz zordur Haa içeri girdi tarikattan hakikate geçti O cevizin üzerinde bir ince daha zar var O ince zarı da geçeceksin, ne olacak bu sefer marifete geçeceksin.
Ben beyaz pırıl pırıl çıkar ya içindeki ince zar çıktıktan sonra Bazen bu bazı ehli tarikatın dilinde bazen hakikat önde marifet ardında Mâna olarak, şey olarak, hâl olarak değişmez bir şey Bu ne oldu?
Yüzgeç-Denizci’nin Mana Denizinden İnci-Mercan Çıkarması — «Ziyanlardan Fayda Eden Sufi»: Hz. Peygamber (sas)’in Ateşler İçinde Kıvranması ve Belâ-Musibet Sıralaması (Peygamberler → Veliler → Etrafları)
Dört kategori oldu o yüzgeç olan, o denizci olan işin ilmel yakin, aynel yakin noktasına doğru yürür İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasına doğru yürüyünce Sana dinle alakalı inci mercen çıkarır senin önüne koyar Dinle alakalı Duymadığını duyarsın, görmediğini görürsün. Bu senin önünde inci mercen çıkarmaktır Ve o diyor ya ziyanlardan bile bir hayrı fayda elde eder Sen dışarıdan ziyan görürsün onu ama o ziyandan fayda eder siz hastalığı ziyan görürsünüz ama o hastalıktan fayda elde eder Siz bir sıkıntıdan ziyan görürsünüz, o sıkıntıdan fayda elde eder Siz biz kendinizce imtihan oldum, şöyle oldum, böyle oldum dersiniz. Ama o ondan fayda elde eder O çünkü zorluklar, sıkıntılar, gam, kasevet, dert ona fayda olur.
Onun mânen daha da yükselmesine, mânen daha da derinleşmesine sebep olur Günahları affolur, günahları affolduktan sonra ne olur? Onun manevi derecesi artar Manevi derecesi arttıkça daha da derinleşir Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ateşlerin içerisinde kıvranıyordu Sahabe dedi ki ya Resûlallah sana da mı zorluk, sıkıntı? Bu sefer hadisi kudsî ihrat oldu Dedi ki belanın, müsibetin, sıkıntının büyüğü peygamberlere Ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere dedi. Bu imtihanın, belanın büyüğü dedi. Kimeymiş önce? Önce peygamberleriymiş onların başına gelen bu bela müsibet gibi gördüğümüz şeyler Onda ziyanmış gibi görünen şeyler Onlarda kâr olur Sufilikte ziyan gördüğün kârdır Sufi, şimdi insanlara böyle şey Kolay böyle, başına hiç bir şey gelmeyecek değil, aldatıyorsunuz O zaman gerçek sufi yolunda yürümüyor orası O topluluk gerçek bir sufi topluluğuysa Hem birey olarak hem topluluk olarak Onların başında imtihan eksik olmaz, sıkıntı eksik olmaz Hiçbir şey olmasa dahi O güne kadar hiçbir şey demeyen eşin evde der Bakarsın böyle Allâh Allâh dersin.
Bu nereden çıktı şimdi, bunu ne yapman söyledi dersin?
Sufilîk Yolu İmtıhansız Değildir — Dinî Taviz Vermeden Yaşayanın Eşi-Çocuğu-Akrabaları İmtıhan Olur; Kanser, Ayak Taşı ve Şehid Olmanın Kâra Dönüş Biqîmi
Olur Sufilik yolu sıkıntısız, imtansız olmaz Eşinden olursun, çocuklarından olursun, işinden olursun. Canından olursun, her şeyden olursun. Sen Allâh’a yaklaştıkça, yaklaştıkça senin başında imtihan eksik olmaz Sen Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uydukça Sende sıkıntı eksik olmaz Hele böyle bir zamanda Dinsizliğin, imansızlığın, ahlaksızlığın Her türlü, her türlü din dışılığın oluk oluk aktığı bir zamanda Sen ben Kur’ân sünnet yaşayacağım diyorsan Onu rahat yaşayamazsın, mümkün değil Sen ben dinden taviz vermeden, dinimden taviz vermeden yaşayacağım dediğin anda Bütün her yerde patlar, her yer patlar, her şeyin patlar Eşin, çocuğun, annen, baban, akrabaların geçmiş ümmetlerin başına gelenler Sizin başınıza gelmeden cennetlik olacağını mı düşünüyorsunuz?
Sen Kur’ân ve sünneti yaşayacağım dediğin anda Bütün Kur’ân ve sünnet dairesinde durmayan bütün herkes Etrafındaki herkes sana imtihan olur Onu yaşarsın. Allâh muhâfaza eylesin. Ama sufilik yolu o zararmış gibi görünen şeyi kâra çevirir Sen habire günahlarından arınır, dökülür Cenâb-ı Hak katında Allâh’a yaklaştıkça maneviyatın artar Derine doğru dalarsın, ziyan ne oldu sende? Kâra döndü Ziyan sende, dışarıdan ziyan görünen sende kâra göründü Devasız hastalık herkes feryat vigan ediyor. Bana telefon açıyorlar kanser teşhisi kondu Elhamdülillah diyor ben kanser teşhisi konduysa dervişlik hastalığı bu diyor nasıl basmaya? ona sabredecek, Allâh’ı zikredecek, sıratı müstakimde kendini tutacak Devasız hastalıktan vefat ettiğinde şeyh-i dükmünde olup ölecek gidecek Bu dünyadan geçip gidecek, kazık çakmayacak ki kimse bu dünyaya.
Bakın ne oldu? Ziyandı, kâra döndü Veya başı ağrıyarak da ölse bir kimse, bir hastalıktan ölse Şeyh-i dükmündedir diyor ya, ne oldu?
«Kâmil Toprağı Tutsa Altın Olur» — Sahabe Örnekleri: Köle Bilâl-i Habeşî’nin Komutan Oluşu, Müşriklerin Aşere-i Mübeşşere Oluşu, Bedir Ashaâbının Ebedi Kurtuluşu
Kâra döndü Ümmetin başına ayağını taş çalsa ona kardır diyor hadîs-i şerifte Ayağını taş alsa, sen ayağını taş edeydin, tökezledin ona kardır diyor. Ona rahmettir, sabrederse Dışarıdan ziyan görünen ona kâr oldu Kamil toprağı tutsa altın olur Kamil, mürşidi Kamil, değersizmiş gibi görünen bir kimseye elini alır O altın olur Önceden değeri yoktu O din bilmezdi, iman bilmezdi, yol bilmezdi, yordan bilmezdi Hiç kimse ona selam vermezdi Ailenin sülalenin ikinci sınıf vatandaşıydı Kimse onun yüzüne bakmazdı. Ama o bir mürşidi Kamil’e intisap etti Bir eli tuttu, bir eli tutunca kıymetlendi Dünün cehennemli, bugün cennetlik oldu Kıymetsizdi o, bugün cennetlik oldu O kıymetsizdi, bugün peygambere dost oldu O gün kıymetsizdi, bugün Allâh’a dost oldu Kamil toprağı tutsa altın oldu Bir Kamil bul, onun elinden tut, sen de altın olmanın yoluna bak Baktığınız zaman sahabelerde bunun örnekleri var mı?
Evet Köleydi, köleydi Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirmiş olduğu dine iman etti Komutan oldu Değersiz bir müşrikti, değersiz bir müşrikti, iman etti, Allâh ve Resulün yoluna girdi Ehli cennet oldu, aşere-i mübeşşere oldu Hayattayken cennetlik de müjdelendi E iman etmemişti, müşrikti, değersiz bir kimlikti Gittiler Bedir’e girdiler, Bedir ashabı oldu, ebediyen ebediyen kurtuluşa erdi. Bakın Kamil eline toprak alsa o altın oldu. Şimdi bir kısmı bunu kendisinden
«Nâkıs Altını Ele Alsa Toz Toprak Kesilir» — Kâmili Bırakıp Nâkısa İntisapın Faciaşı; Bediüzzaman’ın «Adi Ehl-i Tarîkat Zindıkaya Düşmez, Mütefennin Âlim Düşer» Sözü
bilir Sufi’nin, çok özür dilerim, hamı, körü kendisinden bilir Oysa o elden düştüğünde o, o elden düştüğünde yine eski haline gider Çünkü Cenâb-ı Hak o elin üzerinden ona fayda verir senin elini tutanlar gerçekten Allâh’ın elini tutmuşlardır Peygamberin elini tutmuştur o mürşidi Kamil Sen de onun elini tutmuşundur, gerçekte Allâh’ın elini tutmuşundur Bıraktığın anda sen zannetme ki eski haline dönmeyeceksin, dönersin. Bediüzzaman Sayyidi Nursi dedi ya Bir kimse adi, samimi bir ehli tarikat olsa Sisili meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla zındıkaya düşmez Ümidini kesmez, zındıkaya düşmez. Ama dedi mütefennin bir alim olsa bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruması müşkürleşmiştir İmanını koruyamaz dedi.
O yüzden sen bir mürşidi Kamil’in elini tut, altın ol Bıraktın o zaman yapacak bir şey yok Allâh yolunu açık etsin, sen tekrar eski haline geldin Bunu bu fakir 35-40 yıldan beri görür İnsanlar der ki ben böyle kendimi tutacağım muhafaza edeceğim Kendi başımdan yürüyeceğim, hep bunları biz dinledik Bir şey hey ihtiyac yok, boşu boşuna bağlanmışız İyi, fazla geçmez, 3 ay bile geçmez Bir bakmışsın o zaten namaz kılmıyormuş, kılmıyordu derviş olmazdan önce Gene namaz kılmamaya başlar Oruç tutmuyordu, yine oruç tutmamaya başlar Dağılmaya başlar, günden güne dağılmaya başlar Bunu bu fakir tespit etmiş, görmüş Ben o yüzden derim nereye intisap ettiyse etsin. Bir kimsenin intisabına karışma, oradan onu geri döndürme Sebep zayıf çünkü o kimse Bir mürşidi Kamil olmasa dahi bağlandığı şeyh Onda durduğu müddetçe o kendini disiplin eder Eğer oradan ayrılırsa başka bir şeyhi intisap etmezse o dağılır gider Kamil toprağı tutsa altın olur.
Ama nakıs altını el asıl toz toprak kesilir. Şimdi o bir mürşidi Kamil’e intisap etti Altın oldu ama o orayı bıraktı Gitti başka bir mürşidi Kamil olmayan şeyhin elini tuttu Gene ne oldu?
35-40 Yıllık Gözlem: Mürşid-i Kâmil’i Bırakanlar Namazı-Orucu Terk Ediyor; Altın Silsileye Vefasızlık ve Şeyh Efendi’ye Nankörlük
Toz toprak oldu. Şimdi bir kimse Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine iman etti Peygamberliğini kabul etti O Peygamber, onun Peygamber olarak ona iman ettikten sonra döndü Dinden toz toprak oldu Eski müşrik günlerine geldi Kendini necisleştirdi. Bakın kendisini necisleştirdi Dün namaz kılıyordu bugün kılmıyordu Bugün kılmıyor, kendi kendisini necisleştirdi O bir altın silsilenin elini bıraktı Kendi kendine toz toprak oldu Bu kim olursa olsun. Herkes bu konuda kibir deryasına dalar Ben işi götürürüm diye düşünür Ben sufilikle tanıştım Bayındır’da O gündür bugündür tecrübeyle sabit bu Hocasınınla tanıştık, alimiyle tanıştık Dervişiyle tanıştık, şeyhiyle tanıştık Bunlar heva heveslerine uyduklarında Adam hevâ-hevesine uyduğunda Beş vakit namaz kılan kimse namazı terk etti Orucu terk etti Kendilerini perişan ettiler Allâh muhâfaza eylesin.
O yüzden veya geçmiş dönemden söyleyeyim Şeyh Efendi’yi bıraktılar Kendilerince şeyh aramaya düştüler Gittiler kimisi orada burada ders aldılar Bağlandılar bir de çok methettiler Şöyle şey böyle şey Dört ay sonra o şeyhide bıraktılar Sebep sen altın silsileyi bıraktın ya Altın silsileyi bırakınca Sen hiçbir yerde artık dikiş tutturamazsın. Tost toprak olursun. Çünkü o altın silsileye vefasızlık ettin Sen o peygamberin elini tutmuş olan ele Vefasızlık ettin, ona nankörlük ettin Ona hainlik yaptın Senin iki yakın bir araya gelmez Bunu böyle ağır gelir Bazen ben derim Şeyh Efendi’ye nankörlük eden Mustafa Özbağ mı etmeyecek?
Sirius → Ay → Güneş Metaforü (İbrahim as); «Ashabım Yıldızlar Gibidir» Hadîsi ve Her Zamanın Mürşid-i Kâmilin Bilinmesi Gereği
Ya şeyh efendiye nankörlük etmişsin. Sen herkese edersin. Eder ve tost toprak olurlar Neden? O yola o silsiliye hainlik ettiler çünkü Ya hiç olmasa otur oturduğun yere Hainlik bari yapma Bir el tutmuşsun, vefalı ol. Bakın vefalı ol De ki ben burada kalacağım bu elde devam edeceğim de Sen ne alma oraya buraya çarpınıyorsun. Veya da ne alma sen kalkıp da Şeyh efendiye laf söylemeye kalkıyorsun. Vefat etmiş gitmiş hizmet etmiş Koşturmuş Beraber koşturduk zaten Sen beraber mi yaşadın ki? Ben beraber yaşadım Sen ne alma onu ağzına alıp da onun Gıyabında gıybetini ediyorsun iftira ediyorsun. Yapma E ne oldu? Böyle kaldın ortalıkta dımdızlak Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden altından sonra gümüşe intisap edilmez Güneş varken ayağı intisap edilmez Güneşi bırakıp ayağı intisap edemezsin.
İbrahim aleyhisselâm çıktı baktı Parlak bir yıldız Sirius yıldızı Yıldızların içerisinde en parla Sirius yıldızını gördü benim ilahım bu olmalı dedi. Sirius yıldızı Sirius yıldızını zamanın velileri Zamanın mürşidi kamilleri Ertesi gün ayı gördü Ayı görünce dedi ki ondan daha parlak bu Benim rabbim olsa olsa bu olur Aynı peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri Peygamberler E ardından sabahına güneş çıkınca Dedi ki Bu benim ilahım Sonra o da battı ben batanları sevmem dedi. Şimdi o zaman ne olmuş oldu. Evet sen ayın olmadığı yerde Sirius yıldızı sana yol gösterir Ay çıkınca Sirius’un hükmü biter Güneş çıkınca da ayın hükmü biter. Bakın o yüzden ashabım yıldızlar gibidir Hangisini yetişirseniz bulursanız Ona sarılırsanız beni bulursunuz O zaman bir mürşidi kamilin vazifesi Kendisine tabi olanları Kur’ân ve sünnet yolunda yürütmedir Ve onun vazifesi odur O kendisine başka bir anlam mana yüklemesin.
Müridler de üstadlarına başka
Mürşid-i Kâmilin Vazifesi: Sadece Kur’ân-Sünnet’i Yaşatmak (Yeni Din Değil, Şirk Değil); Fetih 48/10: «Sana Biat Edenler Allah’a Biat Etmiştir» ve Hudeybiye Biatı
bir mana anlam yüklemesin. Hiçbir mürşid-i kâmil Allâh değildir Hiçbir mürşid-i kâmil peygamber değildir Hiçbir mürşid-i kâmil yeni bir din getirmez Bu şirk olur Mürşidi kamillerin vazifeleri Kur’ân ve sünnet iseniyenin yaşanması ve yaşatılması ve öğretilmesi mücadelesidir Başka bir dertleri olmaz Olmamalı Olmamalı Derdi Kur’ân ve sünnet olmalı. Derdi din olmalı onun başka bir şey değil Allâh bizi onlardan eylesin cümlemize. O yüzden o mürşid-i kâmil alır nakısı kamil eder. Ama nakıs bir kimse kamili alır nakıs eder Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i kurtarsın inşallah O gerçek er Allâh’a makbul olmuştur Bütün işlerde onun eli Allâh elidir Fetih süresi âyet 10 var ya ey Muhammed Şüphesiz ki sana biat edenler ancak Allâh’a biat etmiştir Allâh’ın eli onların ellerinin üstündedir Sonrası çok muhteşem Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur Kim de Allâh’a olan ahdini yerine getirirse Allâh ona büyük bir mükafat verecektir O zaman bu malum Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin değişik zamanlarda biat almıştı Malum bu Hudeybiye’de de bir biatlaşma olmuştu Bu Hudeybiye biatıyla alakalı Sahabenin bir kısmı savaşalım Mekke’ye girelim diyorlardı Şahin kanadı.
Ama normalde Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri savaşarak Mekke’ye girmek istemiyordu Ve Hudeybiye’de tekrar biatlaşma oldu. Bakın tekrar biatlaşma oldu Onlar müslümandı Müslüman olmalarına rağmen Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri orada yeniden bir biatlaşma yaptı Ve o biatlaşmanın ardından Cenâb-ı Hak âyet-i kerîme Fetih Suresi âyet 10 Fetih Suresi orada inzal oldu Dedi ki ey Muhammed şüphesiz ki sana biat edenler ancak Allâh’a biat etmiştir Bununla alakalı bu benzer bu minval üzerine çok âyet-i kerîme vardır sana iman edenler Allâh’a iman etmiştir senin peygamberliğini kabul edenler Allâh’a iman etmiştir Allâh ve Resulüne itaat edin Sana itaat edenler Allâh’a itaat etmiş gibidir Çok âyet-i kerîme vardır burada da dedi ki ey Muhammed şüphesiz sana biat edenler ancak Allâh’a biat etmişlerdir Allâh’ın eli onların ellerinin üstündedir Görünüşte, zahirde peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine biat ettiler.
Ama manada Allâh’a biat ettiler Bütün biat manada Allâh’adır اِيَّا كَنَبُدُ وَاِيَّا كَنَاستَعِينَ Ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz Sufilerin de imanı
«Kim Ahdini Bozarsa Kendi Aleyhine Bozar» — Üstada veya Peygambere Zarar Gelmez; Şeyh’in Dünyadan Ayrılmasıyla Silsile Çökmez
Kur’ân ve sünnettir Allâh’adır Bizim biatımız da Allâh’adır Biz üstadımıza yolun, üstadımıza yolun gereklerini yerine getirme, disiplinlerini yerine getirme olarak biatlaşırız Bir veliden bir mürşid-i kâmine biat etmek demek yeni bir din değildir Kur’ân ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için biatlaşılmıştır Hem ayetle hem hadiste sabittir Bu biatlaşma gerçekte Allâh’adır Kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozar Kim bu biatlaşmayı bozarsa kendi aleyhine bozmuştur Üstada bir zarar gelmez, peygambere zarar gelmez Bir kimse dininden dönse peygambere zarar gelmez Bir kimse biatlaşmasını sona erdirse, dersini iade etse üstada bir zarar gelmez Herkes kendi aleyhine o biatlaşmayı bozmuştur Sen biatlaşırsın, biatını kendin bozduysan kendi aleyhine bozdun Bunda ne üstadın bu noktada zararı olur ne de peygamberin zararı olur.
Ama kendini bir şey zanneden sufi yolundaki kimseler sanki dersi bırakınca orası dağılacakmış gibi düşünürler O dersi bırakınca oradaki dağılacak Senin gibi kaç kişisi gelmiş geçmiş, Mustafa Özbağ gibi kaç kişisi gelmiş geçmiş 1400 yıldan beri dergahlar dolmuş taşmış hep Ölen olmuş yerisine gelmişler, giden olmuş yerisine gelmiş dünden kalanlar nerede? Herkes vakti saati geldiği zaman bu dünyadan göçüp gidiyor. Veya hatta o dönmüş gitmiş kimin umurunda orası gerçekten hakikat yolundaysa Allâh yenisini getirip koyuyor oraya Sen dışarıda kaldığınla kalıyorsun. Sonra uzaktan bakıyorsun, diyorsun ki ya ne dağıldılar ne perişan oldular aynı şekilde devam ediyorlardı Ya ne olacaktı? Sen toprağın altı vazgeçilmez insanlarla dolu Sen sımsıkı kendini tut, kendini koru, yolunda yürü, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı tutun Sen üstadın eline sımsıkı tutun, bıraktığın zaman üstadın zararı görmez Allâh senin yerine daha iyisini daha yenisini daha güzelini daha doğrusunu verir Zannetme ki yerinde olmaz nerede Abdülkadir Geylân Hazretleri?
Ebdâl Hadîsi — Hz. Abdullah b. Abbâs: «Veliler Dinin Direkleridir»; Üçler, Beşler, Yediler, Kırkların Eksik Olmaması; Abdülkâdir Geylânî, Rufai, Mevlânâ, Ali Haydar Efendi, Hacı Ebû Bekir Baba Örnekleri
Nerede Ahmet A. Rufa Hazretleri? Vefat edip göçtüler yolları sona mı erdi? Yolları inkıtaya mı uğradı? nerede Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rumi? Yolu sona mı erdi? Inkıtaya mı uğradı? nerede Abdullah Gürbüz Efendi Hazretleri? Vefat etti gitti yolu sona mı erdi? Çorumlaç Mustafa Efendi? Hacer Aydar Efendi? Hacı Ebu Bekir Baba? Ne oldu ki? Toprağın altındalar yolları sona mı erdi? Cenâb-ı Hak o yol açıksa birilerini aldı getirdi. Hacı Ebu Bekir Baba vefat edeceği zaman demişler ki kimi bırakıyorsun arkana? Demiş ki dergan sahibi çıkacak gelecek sabredin demiş. Dergan sahibi çıkacak gelecek nereden gelmiş? Ahiska’dan gelmiş. Ali Haydar Efendi Ahiska’dan gelme. Ahiska’dan vazifelendirilmiş gelmiş çorumda hazır dergan başına oturmuş.
Boş kalmaz. Bu manevi âlem boşluk kabul etmez. Her dönemin üçleri beşleri yedileri kırkları eksik olmaz. Eksik olmaz hadisle sabit. Açın Kütüb-i Siddede ebdal meselesini okuyun. Açın Kütüb-i Siddeden okuyun. Hadisleri okuyun. Hadislerin şertlerini okuyun. İmam-ı Hambel’den okuyun ebdal meselesini. Bu tevatür derecesinde hadislerle sabit. Allâh’ın velilleri eksik olmaz. Ayetle sabit. Onlara korku yoktur, mahsunluk yoktur. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. Sen ister kabul et ister kabul etme. Allâh’ın velileri eksik olmaz. Kırklar eksik olmaz. Vefat ettiğinde hemen yerine birisi atanır. Hadisle sabit. Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah diyor ki onlar dinin yeryüzündeki direkleri gibidir. Dağlar gibi.
Allâh diyor dünyayı nasıl dağlarla korur. Dağlar dünyanın direğiyse o veliler de diyor dinin direği gibidir. Peygamberlerden sonra dinin direği. Sen tükürmekle, laf söylemekle, hakaret etmekle kendine ziyan edersin. Sen onların elini bırakmakla kendine ziyan edersin. Sen onların yolunu bırakmakla kendine ziyan edersin. Kendini perişan edersin. Onlara bir zarar gelmez. Çünkü onlar Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in elini tutmuş. Sen Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in elini tutmuş bir kimseye nereden zarar vereceksin? Veremezsin. Kendi kendine kılıca vurur geçersin. Kendi kendine helak edersin. Kendi kendine perişan edersin. Sen edebini aşma. Haddini aşma. Şu mürşid-i kamil bu değil.
Bu veli bu değil. Sen bırak. Bu tartışmalara da girme. Sen manada sahip bir şekilde bir üstadı rüyanda gördüysen git ona intisap et. Yürü yoluna. O Kur’ân ve Sünnet dairesinde sana yanlış eksik bir şey söylerse yapma. Ama Kur’ân Sünnet dairesinde sana nasihat ediyorsa elini sımsıkı tut. Yoluna devam et. Çünkü bütün işlerde onların elleri Allâh’ın eli gibidir. Bütün işlerde. Sen o eli bırakma. O eli tutmuşsun, o ele nankörlük etme. Nankörlük edersen Allâh muhâfaza eylesin. Kalbin mühürleniverir. Sen nankörlük edersen vefasızlık edersen kalbin mühürleniverir. En büyük tehlikesi de budur. En büyük tehlikesi budur. Benim korktuğum en büyük tehlike budur. Ben derim ki Allâh muhâfaza eylesin. Kardeş sen başka bir yerden ders alacaksan al.
Ama dilini tut. Gel de ki efendim hakkınızı helal edin. Ben filancı yere gitmek istiyorum müsaadenizle.
Nâkısın Eli Şeytanın Elidir — Üfürükçü, Büyücü, Dilenci Şeyhlere Karşı İntisap Öncesi Sert Tetkik; Mürşid-i Kâmil Ahlâkı: Kendi Nefsine Bir Şey İstemez, Dervişlerinden Dilenmez
Allâh yolunu açık etsin git. Git ama laf konuşma. Çeneni tut, dilini tut. Allâh muhâfaza eylesin. Nâkız kimsenin eli ise şeytanın ifritin elidir. Çünkü şeytanın teklif ve hile tuzağına tutulmuştur. Şimdi nâkız kimse, bir kimse mürşid-i kâmil değil. Mürşid-i kâmil değil. Sen onun elini tutarsan şeytanın elini tutmuş gibi oldun. Nâkızlara yürüme. Bakın nâkızlara yürüme. Üstadının söz, üstadının nasihatine bak. Hiçbir halife, hiçbir nâgip, nügabba, hiçbir çavuş, hiçbir zâkir kâmil değildir. Onlar dergâhın içerisinde ders yaptırırlar üstadın adına. Sen onu şeyh gibi görme. Onu şeyh gibi görürsen şeytanın oyuncağı olursun. Sen bir mürşid-i kâmilin elinden tutmuşsun. Sen kalkıp da bir nâkızın elini tutma.
Veyahut da bir yere intisap edeceksin. Bir yere intisap edeceksen iyi incele. İyi düşün, iyi araştır. Üfürikçisi var, büyücüsü var, üfürikçisi var, büyücüsü var, cincisi var, dilencisi var. Milletin parasına, malına, ığrına, zıvırına göz dikeni var. Sen iyi araştır. Kur’ân ve sünnete uygun mu değil mi? İyi bak. İnsanlardan dileniyor mu? İyi bak. Geçimini dervişlerden mi sağlıyor? İyi bak. İyi araştır. Ne iş yapıyor? Geçimi nereden? Sufiliğin olmazsa olmazıdır. Herkesin bir işi olacak. İmam-ı Azam tüccardı. Kumaş tüccarı, tekstilciydi. Bütün pirefendilerin işleri vardı. Bütün pirefendilerin. Bütün velillerin iha-i şeysini sağlayacak bir işleri vardır. Mürşid-i Kamiller dervişlerinden dilenmezler.
Telefon kaldırıp ona beş bin lira getir. Telefon kaldırıp ona on bin lira getir. Telefon kaldırıp ondan iki bin lira al. Telefon kaldırıp bugün akşam yemek senden. Telefon kaldırıp sende misafir olacağım. Telefon kaldırıp hadi beni buradan alın. Telefon kaldırıp beni şuraya götürün, beni buraya götürün. Bunlar mürşid-i kamil ahlakı değildir. Kendi nefislerine bir şey istemezler. İntisap edecek olduğun eli, iyi tanı. Dervişlerine sor. Orada rüya görenler, hal görenler, orada… Esma alanlar, esma olarak yürüyenler, orada ilmel yakin, aynel yakin kalbi meratiplere gidenler var mı? İyi araştır. İyi sor, iyi soruştur. Çünkü sen bir nakısın eline tutarsan şeytanın oyuncağı olursun.
150 Bin Dolarlık Şeyhim Anekdotu + Mustafa Efendi’nin Tekstil İflâsı + Bursa’da Arsa-Üstü Ev Altı Dergâh Dolduran Nâkıs Zakir Hikayesi
Şeytanın oyuncağı olursun. Adamın 150 bin doları varmış, getir demiş, götürmüş o da 150 bin doları. Adam bana diyor ki, bana bir dua öğret, bir esma söyle de ben şeyhimden bu 150 bin doları alayım. Dedim nasıl verdin? Verirken bana mı sordun dedim? Böyle kaldı. Benim şeyhim dedi, mürşid-i kamil değil o zaman değil mi dedim? Bilemem dedim. 150 bin doları verirken mürşid-i kamildi dedim. Şimdi vermeyince dedim, mürşid-i kamil olmadı dedim değil mi? Git dedim, iste kendisinden. Adam ne, koskoca adam iki üniversite bitirmiş ya. Üniversite bitiriyorlar ama hayat tecrübeleri yok. Mustafa Özbühan’ın tedirizasına gelmeler lazım. Hayat tecrübeleri için. Dedim, git otur efendim hakkınızı helal edin. Ben size 150 bin dolar borç ver dedim.
Bana bunu nasıl ödeyeceksiniz, ne zaman ödeyeceksiniz diye sordum dedim. Borç istemiyorum senden çünkü dedim. O şöyle istiyor, bir esma söyleyeceğim ona, o parayı kendiliğinden verecek. Dedim öyle bir esma bilsem, benim sadece bu Tansi Çiller dönemindeki çek yasası çıkardılar ya, bir gecede iflas ettim ben. Dedim ki, olanca çek mahkemede öyle bir esma bilsem o esmayı kendim okurum, oradaki paraları tahsil ederim dedim. Böyle kaldı. Ardından dedim, ben dedim tekstili bıraktım, gene orada ağırlık bıraktım. O günün parası ile dünyanın parası öyle bir esma bilsem kendime okuyacağım. Böyle baktı bana. Dedim kardeş yok öyle bir şey. Git dedim, iste. Dedim intisap etmezden önce neden araştırmadın? Geçmiş dönemden birileri de geldi heyet halinde, selamünaleyküm, aleyküm selâm.
Mustafa abi sana bir şey danışacağız. Buyur danış kardeş. Biz sorduk, soruşturduk. Dedim sizin derga, evet sana bir ev yapmamış, bir tekke yapmamış, evet. Ama dedi biz filanca yere intisap ettik, evet. Zakirimize dediler bir arsa aldık, altını dergaya yaptık, üstünü ev yaptık. Güleceğim gülemiyorum. Ben öyle söyledi, şimdi o şeyhi bıraktı değil mi dedim ben? Vallahi bıraktı dedi. E dedim tamam arsayı almışsınız, tapusu onun üstüne mi? Evet, üstüne dergah yaptınız, üstüne de ev yaptınız. O adam yakında dedim, şehirliğini ilan eder şimdi. Şimdi şeyh efendi onları şeyhi oraya Bursa’ya bir zakir dağıtmış. Şimdi o da diyormuş ki bana da bir arsa alacaksınız. Dedim yavrum bunun sonu yok. Bu da yarın öbür gün dergah bırakırsa başka birisini atacak şeyh efendi.
Mecbur atacak ya ölüm olacak, ya birisi nefsine uyacak, ayağa kayacak. Ne yapacak şeyh efendi? Ölüm olursa yerine birisini atacak, ayağa kayarsa onun yerine birisini atacak. Veya da bakacak birisi zakir oldum diye etrafı kırıyor, döküyor, üzüyor. Öyle ya. Adı Aba Erkan’a riayet etmiyor, o zaman alacak onun zakirlini. Bu işin kaidesi bu. E dedim böyle olunca her gelene arsa ev dergah mı yapacaksınız dedim. Murtaza da bakıyor öyle, hiç bu işten bir hisse kapmıyor kendine. Böyle asıl kelam dedim olmaz.
Pazar Domates Metaforü — Şeyh Efendi’nin Tabiriyle: Çürük Domatesi Ayırdığın Gibi Şeyhin ve Arkadaşının Çürüğünü de Ayırmalısın
O yüzden intisap edecek olduğu yere insan dikkat edecek, inceleyecek, araştıracak. Evet. Şeyh efendi’nin tabiriyle söyleyeyim. Pazardan domates alırken eziğini çürüğünü ayırıyorsunuz. Bir şeyhe intisap ederken neden düzgünlüğü bulmuyorsunuz? Öyle derdi. Şeyh efendi Allâh rahmet eylesin. Eskiler hatırlarlar bu sohbete şimdi. Pazarda domatesin çürüğünü ayırıyor musun? Ayırıyorsun. Pazarıca arkadan çürükleri ezikleri koyunca canın sıkılıyor mu? Canın sıkılıyor, koyma onları diyorsun. Bana ön taraftan vitrine koyduklarından ver diyorsun. Doğru mu? Doğru. Doğru. Şimdi marketler onu kırdı tabi. Yığıyor domatesi, istediğini seç. Sonra pazarcılar diyorlar ki kimse gelmiyor. Sen arkadan çarını katıyorsun.
Neden gelsinler? Çürüğünü, çarığını almamak için pazarı terk edip markete gidiyor musunuz? Evet. Çürük çarık domates veren bir kimseyi kabul etmiyor musunuz? Evet. Ve kardeş, şeyhin çürüğünü, çarığını neden ayırmıyorsunuz? Dostun çürüğünü, çarığını neden ayırmıyorsunuz? Arkadaşınızın çürüğünü, çarığını neden ayırmıyorsunuz? E bizim akrabamız çürük kardeşim seni yanlış yollara götürüyor. Heva hevesi sürüklüyor seni. Neden ayırmıyorsun? Çürüğünü, çarığını ayır. Seni nereye götürüyor? Zikrullâh’a mı götürüyor, kafeye mi götürüyor? Seni nereye götürüyor? Seni namaza mı götürüyor, seni gecelere mi götürüyor? Nereye götürüyor seni? Senin arkadaşın sana ne tavsiye ediyor? Sana ne nasihat ediyor? Seni ne tarafa doğru yönlendiriyor?
Buna baksana. E çürük çarık, çürük çarıkta oturursan sen ne yapacaksın? Sen ne çürüceksin? O yüzden nakısın eli şeytanın elidir. Heva hevesine kul olmuş, heva ve hevesini ilah edinmiş bir kimsenin eli şeytanın elidir. Şeytanın yolundan yürüyen bir kimsenin eli, şeytanın yolundan yürüyen bir kimsenin eli, şeytanın elidir. Adam oturmuş hurufçu, hurufçuluk yapıyor.
Hurûfçu-Büyücü-Rüya Tevîl Etmeyen Şeyh Tipî; «İcazetin Var Mı, Şeyhin Senı İlân Etti Mi, Millet Rüya Gördü Mü?» Testi; Esma Alan, Aynü’l-Yakîn Kalbi Mertebelere Yürüyen Mürıtler Sorgusu
Büyücü, ne şey ki? Adamın Kur’ân sünnetten haberi yok. Adamın manevi ilimlerden haberi yok. Adamı bir rüya anlatıyor ona söylerlerse o da söylermiş. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri öyle demedi. Rüya gören gitti ona anlattı o da rüyasını tevil etti. O madem ki peygamberin elini tuttu, ona da rüya anlattığında bana söylerlerse söyleyeceğim demeyecek. O da rüyayı tevil edilmesi gereken rüyasa tevil edecek onu. Nasıl peygamberin elinden tuttun sen sallallâhu aleyhi ve sellemin? Sen peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinden tuttuysan, mürit sana gelip rüya anlattığında rüyası tevil edilecek bir rüyaysa onun rüyasını tevil edeceksin. Sen gideceksin oradaki topluluğu da tevil edeceksin.
Sen gideceksin oradaki topluluğa soracaksın rüyalarınızı kim tevil ediyor? Gideceksin orda soracaksın topluluğa burada içinizde kendisine özel husisi esma alan var mı? Soracaksın ona oraya. Rüya görüp de kendisine özel esma verdiklerimi elini kaldırsın. Kaldırın elinizi utanmayın. Demek ki bakın aranızda esma alanlar var. Evet, bunu soracak nakıs eli tutmayacak. Bir el nakıs, nakıs olduğunu gördü mü? Gördü gidecek ehil olanı bulacak, onunla mükellef. Çünkü nakısın eli şeytanın elidir. Sen ne yapıyorsun? Şeyh olmuş nereden kim verdi sana icazeti? Senin şeyhin ilan etti mi senin şeyhliğini? Hayır. Var mı elinde bir icazetin? Hayır. Millet senin rüyasında gördü mü? Hayır. Sen nereden çıktın kardeş?
Sen nerenin yolcususun? Sana kim söyledi? Kemdikümdükümdü değil öyle değil. Öyle değil bu yol. Bu yol öyle değil. O yüzden nakısın elini tutma. Bir nakıs eli tuttun. Baktın nakıs. Nakıs. Adamın Kur’ân’dan sünnetten haberi yok. Adamın sohbetten haberi yok. Ne yapıyorsunuz dedim gittiğinizde üstadınıza soru soruyor musunuz? Yok dedi. E dedim ne yapıyorsunuz? Bakirem. Ben bakirem o bakir. Fiyizini res… Huuu yaptı bu şimdi. Huuu dedim. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolu bu değil. Müşrikler geldi ona soru sordu âyet inzal oldu.
«Bugünün Nefesiyle Nefeslenmek» — Mürşid Kur’ân-Sunnet’i Bugünün Diliyle Tebliğ Eder; Fikıh Değişmez, Âyet Değişmez, Hadîs Her Coğrafyada Yaşanır; «Dışı Müslüman İçi Kâfir» Reformculara Reddiye
Ayet inzal oldu. Müslümanlar geldiler soru sordular hadîs inzal oldu. O Kur’ân ve sünneti teble edecek sana. Bugünün nefesiyle teble edecek. Bugünün nefesiyle. Dünün nefesi bayatladı. Bugünün nefesi lazım. Hazret-iPir diyor ya dün dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım. Ben bilemem mi mesnevi başka bir şey söylemek istedim. Mesnevi başka daha önce tefsir etmiş veyahut açıklamış kimselerin tefsirlerini burada okumayı. Bakın burada sadece 1610. beytin sadece altında konuyla alakalı sadece ayeti var. Allâh’ın eliyle alakalı. Mesnevi var mı aktarma dönderme? Yok. 150 yıl önce kim nasıl anladıysa bunu anladı. İnkar etmiyorum onları. Ama ona bugünün nefesi lazım. Ona bugünün nefesi lazım.
Fıkıh değişmez. İştahatler olur yeni ictihâdlar olur. Ana kaideleri değişmez. Ayetler değişmez. Yeniden o müteşâbih olanlar tefsir olunur. Hukukla alakalı değişmez. Şimdi bir kısım dışı Müslüman içi kafir olanlar hukuk âyetlerini değiştirmeye çalışıyorlar. Onların dışı Müslüman içi kafir. Onlar bizdenmiş gibi görünüyorlar. Bir kısmı bizdenmiş gibi görünüyorlar. Hadisleri inkar ediyorlar. Bir kısmı bizdenmiş gibi görünüyorlar. Fıkıhı inkar ediyorlar. Akaidi bozmaya çalışıyorlar. Bunların hepsinde dışı Müslüman içi kafir. Değişmez bunlar. Siz bir kısım ayetleri yok göremezsiniz. Bu zamanda bunlar yaşanmaz diyemezsiniz. Kur’ân bütün zamanlarda ve bütün mekanlarda bütün coğrafyada yaşanır. Hadis-i şerifler bütün zamanlarda, bütün mekanlarda, bütün coğrafyalarda yaşanır.
Din bütün coğrafyada yaşanır. Sen bu zamanda bu olmaz, şu zamanda şu olmaz diyen bir kimse kafirdir. Siz Kur’ân’ın ayetleriyle alay edemezsiniz. Yok göremezsiniz. Kim bunlarla alakalı bir yanlış kelime söylerse, nakıs elidir, şeytan elidir, şeytan dilidir o. Ama normalde evet, bugünün nefesiyle nefesleneceğiz. Eyvallâh. Mürşid-i kamil odur ki zamanın nefesiyle nefeslenir. Bu akçagavak yaprağı gibi dönmek, değişmek değildir. Bugünkü manada müteşâbih’e, bugünkü manada mana verir. Allâh bizi muhafaza eylesin. o kimse, nakıs bir kimsenin elini tutarsa şeytanın elini tutmuş. Olur. Bir kısım sufiler de kendi heva ve heveslerini ilahlaştırırlar ki onlar da şeytanın nefesi olur. Kendi heva ve heveslerini, kendi akıllarını ilahlaştırırlar.
Onlar da ne olur? Onlar da o zaman şeytanın eli, şeytanın nefesi olurlar.
Hitâm Duâsı ve Son On Gün/Arife/Kandil Programı — 25. Gece Rüya Halleri, Pazartesi Kandil, Cuma Bayramlâşma
Allâh bizleri muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun. Böyle beyitler olarak az bir beyit sohbet ediyoruz. Ramazan şimdi yaş 62. Beni de hoş görün. Haklarınızı helal edin. Allâh razı olsun. Bizden yana da helal olsun. Az kaldı. Ben böyle mutluluğumu her toplantıda söylüyorum. Diyor ki Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Bu sene benim kendime hiç güvenim yoktu. Ama Rabbim yardım etti. Şu ana kadar oruçlarını tutabildim. Dua edin inşallah. Ramazana kadar da oruçlarımızı tutalım inşallah. Malum bugün de 25. gece tek gecelerde arayınız demiş. Ama arkadaşların umumi rüyalarının hallerine bakacak olursak 23. gece güzel bir gece geçmiş gibi görünüyor. Ama biz bu noktada böyle bir iddiamız yok. İnşallah biz bu geceyi de tek gecelerden bir gece inşallah son 10 günü ibadete geçirmek sünnet seniyededir.
Biz yine inşallah bilhassa tek gecelerde ibadete geçirmeyi gayret edelim inşallah. Ramazanın sonunda 29’ul da perşembeye geliyor. Perşembe günde ders var inşallah. Pazartesi de kandil inşallah o da 27’sine geliyor. Böyle biz tek geceleri ihya ederekten inşallah Ramazanı sonlandıracağız. Pazartesi günde kandil programı yine aynı eski yerimizde devam edecek Allâh izin verirse. İnşallah perşembesine de son günü Arife, Arife günlerini ihya etmek de hadîs-i şerifle sabit. Çok böyle ehemmiyetli, önemli Arife günlerini ihya etmek. Hem Kurban Arifesi hem Ramazan Arifesi her iki Arife gününü, gecesini ihya etmek önemli. Mecburiyet yok. Biliyorsunuz bizde mecburiyet söz konusu değil. Gelebilen arkadaşlar inşallah bu günlerde de bu geceleri iştirak etmeyi gayret etsinler inşallah.
Allâh’tan bir şey gelmezse böylece cuma bayramlaşma da aynı yerde olacak inşallah. Cuma namazından önce inşallah orada toplanacağız. Orada yakın mescidde Lütfus’ta cami orada cuma kılarız değil mi? Açık oluyor orası. Evet, cuma’yı orada kılarız inşallah. Cumadan sonrada cumadan önce cumadan sonra mutat bir şekilde bayramlaşmamız yine Allâh’ın izniyle devam edecek inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz mübarek olsun. el-Fâtiha.
KAYNAKÇA
- Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt, 1608-1609. Beyitler — Mevlânâ Celâlüddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî (nitelik Reynold Nicholson 1925-40 Leiden); Ankaravî İsmâîl Rûsuhî Mecmûatu’l-Letayif; Tahiru’l-Mevlevî Şerhu Mesnevî I; Ömerti Efenelü İsmâîl Ankaravî’nin ışıklı şerhi. Yüzgeç (gavvâs) metaforu = şeyh-i kâmil; denizden inci-mercan = Kur’ân-Sünnet’in bâtınî mânenâ dünyası.
- İşârî Tefsir ve Ruhu’l-Beyân — İsmâîl Hakkı Bursevî (ö. 1137/1725), Rûhu’l-Beyân fî Tefsîru’l-Kur’ân 10 cilt. Tefsîrde şerî’î, rivayît, dirâyît ve işârî boyutların birleşimi. Aleyh Kuşayrî Letâifu’l-İşârât; İbn Arabî Tefsîru’l-Kur’âni’l-Kerim.
- Ceviz Metaforü (Şerî’at-Tarîkat-Hakîkat-Mârifet) — Hacı Bektaş-ı Velî Makâlât (Dört Kapı Kırk Makam); Mevlânâ Mesnevî III/4726-4735; Aşık Paşa Garib-nâme; Simâvî Şeyh Bedreddin. Tasavvufun büyük dört kapı tefrîki.
- «Nas Derecelendirilmiş Belâ Ölçeleri» Hadîsi — Tirmizî Zuhd 57; İbn Mâce Fiten 23; İbn Hibbân Sahîh: «Belânın en büyüğü peygamberlere, sonra velilere, sonra onlara benzeyenlere gelir» (Sa’d b. Ebî Vakkâs rivayeti).
- «Ayağına Taş Çalan Mü’minin Kârı» Hadîsi — Buhârî Marda 1; Müslim Birr 52: «Mü’mine hiçbir sıkıntı, keder, eza dokunmaz ki Allah onunla ya bir günâhını düshûrmsün». Sufinin ziyandan kâr etmesinin temeli.
- Bilâl-i Habeşî’nin Kölelikten Müezzinliğe — İbn Hişâm Sîre; İbn Sa’d et-Tabakât III; İbn Kesîr el-Bidâye ve’n-Nihâye. Kâmilin toprağı altına çevirmesine en veciz sahabî örneği.
- Aşere-i Mübeşşere — Tirmizî Menâkib 25; Ebû Dâvûd Sünne 9: Hz. Peygamber’in hayâtta iken cennetle müjdelediği on sahâbî (Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Ali, Talha, Zubeyr, Ebû Ubeyde, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Sa’îd b. Zeyd, Abdurrahmân b. Avf).
- Bedir Ashaâbının Ebedi Kurtuluşu — Buhârî Meğâzî 9; Müslim Fadâilu’s-Sahâbe 161: «Bedir’e katılanlara çalışma yaptığınızı yapın, sizi affettim» (Kıssâ Hâtıb b. Ebî Belte’a).
- Bediüzzaman’ın «Adi Ehl-i Tarîkat» Sözü — Bedî’üzzamân Saîd Nursî (ö. 1379/1960), Mektubât 29. Mektub, Dokuzuncu Nokta: «Hattâ adi, samimî bir ehl-i tarîkat… sör-i meşâhire duyduğu muhabbet cihetiyle asla zındıkaya düşmez… mütefennin bir âlim olsa, mükfur-i zındıkaya düşmek ihtimâli var».
- Sirius-Ay-Güneş Metaforü (İbrahim as) — En’âm 6/75-79: «Bu Rabbim deyip de batanlardan» âyetleri; Taberî Câmi’u’l-Beyân; İbn Kesîr Kasâsu’l-Enbiyâ. Her zamanın mürşid-i kâmilinin bilinmesi mecburiyetinin tasavvufî te’vîlı.
- «Ashabım Yıldızlar Gibidir» Hadîsi — Beyhakî el-Medhal; Deyılemî Müsnedu’l-Firdevs; İbn Hazm Zahiricişi’nin zayıf bulmasına rağmen tasavvuf geleneğinde meşhûr. Mana olarak sahîh olan: «Ashabımı sev, onları müntâkim etmeyin» (Buhârî Fadâilu’s-Sahâbe 5).
- Fetih 48/10 — «İnne’llezîne yübâyi’ûneke inneme yübâyi’ûnellâh… femen nekese feinnemâ yenkusu alâ nefsih». Hudeybiye’deki Rıdvân Biatı’nın âyetî (Buhârî Meğâzî 35; Müslim İmâre 67). Tasavvufta şeyhe biatın meşruiyetinin temel âyeti.
- Ebdâl Hadîsi — Ahmed b. Hanbel Müsned V/322; Hakim el-Müstedrek IV/553; Ebû Nuaym Hilyetu’l-Evliyâ I; Aclunî Keşfu’l-Hafâ I/24: «Ummetim içinde kırk kişi İbrahim’in kalbi üzeredir; onlar vesilesiyle yeryüzündekilerın işlerine devam edilir; biri vefat edince yerine bir başkası gelir».
- Abdullah b. Abbâs: Veliler Dinin Direkleridir — Ebû Nu’aym Hilyetu’l-Evliyâ; Kurtubî el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân. Yerine bir başka el, bir başka silsile-i altının getirilmesi bu hadisin mucibince.
- Mürşid-i Kâmil Ahlâkı — Kuşayrî er-Risâle (Mürşid Bâbı); İmâm Rıbbânî Mektûbât I (Sufinin Derviih Maddiyatını Nafaka Etmeme); Sühreverdî Avârif. Mürşid’in kendi maışını içi elıne bakmaması, dervişlerinden dilenmemesi, müstaki olması (İmâm-ı A’zam tekstilci, Hallâc-ı Mansûr kâtip).
- Şeyh Efendi’nin Pazar Domatesi Metaforü — Abdullah Gürbüz Efendi (Mustafa Özbağ Efendi’nin üstadı) tarafından sık tekrarlanan tasavvufî teşbîh; Fetevâ-yı Hindiyye Bey’ bâbı’nın maksat analizine benzer bir muakkaf.
- Hurûfîlik ve Büyücülük Haramlığı — İbn Teymiyye Mecmû’u’l-Fetâvâ XXXV (büyü, tevfik, el-işrâf); İbn Haldûn Mukaddime (Hurûfcüluğun tehlikeleri); İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr (Kitâbu’l-Hîsâr). Hakîkî mürşid üfürükçü, büyücü veya hurûfî olamaz.
- «Bugünün Nefesiyle Nefeslenen Mürşid» — Mevlânâ Mesnevî I/1259: «Dün dünde kaldı cancaağızım / Bu gün yeni şeyler söylemek lâzım». İmâm Şâfiî’nin İrâk-Mısır değişken fetâvâsı («kavl-i kadîm / kavl-i cedîd») örneğinde görüldüğü gibi hukuk sabit ama sunum bugüne çevrilır. Fikıh, âyet ve hadîs bütün zaman ve coğrafyalarda yaşanır.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Ruh, Mârifet, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı