Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #54 — Mesnevî 1634. Beyit: Âdemoğlu Ağlamak İçin Yeryüzüne Geldi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #54 — Mesnevî 1634. Beyit: Âdemoğlu Ağlamak İçin…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış Soruları — İddet, Ders Alma ve Sufiliğin Uzun Yolu

Âmin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i, Hakk’ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmin. Âmîn. Birkaç soru var, onlarda başlayalım. Eşi vefat eden bir kadın nasıl iddet bekler? Eşi vefat eden kadınlar hanefiye göre dört ay iddet beklerler. Bu iddet esnasında genel olarak süslenmekten, dışarıya fazla çıkmaktan, eğlenmekten biraz böyle kendini korur muhafaza eder. Dört aylık iddedi bitirten sonra hür olur. Bundan sonra normal hayatına devam eder. Hanefiye göre böyle. Bugün sohbetinize ilk defa katılıyorum. Ders almak için ne yapmalıyım? Genel olarak biz rüyalarında gören kardeşlere ders vermeye gayret ediyoruz.

Ama öbür türlü de ders verdiğimiz teklik oluyor mu? Oluyor. Bu kişinin durumuna konumuna bağlı. Ama gönül arzu eder, bunu hep söylerim. Herkes rüyasında görsün dersini öyle alsın. Yol uzun. Benim şeyhimle beraber yolculuğum on sekiz yıl sürdü. İnişli çıkışlı, yokuşlu. Yollar bakarsın dikenli, taştı, düz. Yaz, kış, sonbahar, ilkbahar. Dört mevsim e dört ay. Dört mevsim e dört mevsim eklenir, sekiz mevsim olur. Sufilik yolu kolay bir yol değildir. Herkesin gideceği bir yol da değildir. Herkes sufi olmak zorunda da değildir. Herkesi sufi yapma gibi bir derdimiz de yok. Biz Kur’ân Sünnet dairesinde Allâh’a yakın olmanın yolunu anlatmaya gayret ediyoruz dilimiz döndüğünce. O yüzden yol uzun olduğundan dolayı ve öyle kolay bir yol değil.

Her nefis bunu kaldırmaz. Her nefis bunu kabul etmez. Tabi olacak. Söz dinleyecek. Yap denileni yapacak. Yapma denileni yapmayacak. Bu böyle herkesin götürebileceği bir şey değil. Sene uzun. sene kısa değil. Çünkü bir kimse bir yerden bir ders alınca o şeyhi vefat etse de gidecek yeni bir şeyhiye intisap edecek. O vefat etse gidecek yenisine intisap edecek. Daha normal ki yolu devam etsin. O yüzden ders alırken bunları göz ardı etmemek lazım. Kimisi hemen bir heyecan yapıyor. Ders alıyor. Bir müddet sonra yavaş yavaş böyle geri adım atmaya başlıyor. Yavaş yavaş gerisin geriye gidiyor.


Mesnevî 1634. Beyit — «Âdemoğlu Ağlamak İçin Yeryüzüne Geldi»

Bu da doğru değil. Çünkü ders almak, söz vermek, ahitleşmek. Ben bu yolda gideceğim demek. Ben bu yoldan kurallarına şartlarına uyacağım demek. Öyle olunca o ahidini bozarsa bu sefer Allâh da onun ahidini bozar. Allâh muhâfaza eylesin. Bu sebepten dolayı ders alırken bayanın kardeşler de, erkek kardeşler de bu konuda dikkatli olacaklar. böyle hemen ben nasıl olsa dersimi aldım böyle gitti gitti bu böyle biraz öyle değil. Ama alınır mı? Alınır. Verir miyiz? Veririz. Ama lakin manevi bir işaretle olursa onun için daha uygun olur. Ben böyle zaman zaman anlatıyorum. Ben ders aldım. Bayındırdığı derviş de yok o zaman için. Bir tek ben varım ders alan. Başka hiçbir derviş yok. Bir yaygara çıktı Abdullah Efendi Kızılbaş diye.

Bir alevi oluyor, bir Kızılbaş oluyor. Bir şöyle oluyor, bir böyle oluyor. Şimdi benim yüzüme bir şey söyleyen yok. Biraz da millet yüzüme söylemeyi de tırsıyor zaten. Bu dervişlik sonradan bozdu bize. Önceden kimse bir şey diyemez. Neyse böyle günler günleri geçti. Aa biz neyse Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin. Tabii gelip gidiyor biz çalışıyoruz yine. sohbetlere gidiyoruz filan. Derslere gidiyoruz. Beni davet etti Nevşehir’e. Neyse benle gittim tabii. eski dergah vardı. Çok eskiler biriler evinin başında içinden su çıkıyordu. Öyle rutubet vardı içeride. Neyse gittim oraya. Evinden içeri de girdim. Ama baktım hacı anne hiç öyle değil. evde gelin var öyle değil. Ondan sonra evin geliş hatı, gidiş hatı öyle değil.

Dedim bu millet ne kadar dedikoducu ya. Ben şüphe etmedim tabii hiç de. Dedikodular, laflar, iftiralar çok döner bu işlerde. O yüzden bir kimse rüyasında görürse sabit kalır. Allâh bizleri de sabitlerden eylesin. Âmîn. Kaldığımız yerden devam ediyoruz mesleğe okumalarına. Sesinden dolayı da özür dilerim ama yapacak bir şey yok. 1631, 1632, 1633, 1634’ten devam ediyoruz. Âdemli yeryüzünü ağlamak için daima feryat etmek, inlemek ve mahzun olmak için gelmiştir. Âdemli yeryüzüne ağlamak, inlemek, mahzun olmak için gönderilmiş.


Bakara 2/37 — «Âdem Rabb’inden Kelimeler Aldı»: Tevbe ve Piş-manlık Sırrı

Âdem öyle gönderildiyse biz haydi haydi ağlamaktan gözümüzden asla ve asla hiç yaş eksilmemesi lazım. Bakara âyet 37 derken Âdem Rabbinden bazı kelimeler belli aldı. O da tevbesini kabul etti çünkü o tevvab olandır, rahim olandır. Kelimelerden burada kasıt Âdem aleyhisselâmın ağlaması, utanması, dua edip yalvarması, pişmanlık duyması, muafiret dilenmesi ve bu mânâda kederlenmesi. Kelimelerden buradan kasıt bu Allâh’a yalvarış kelimeleri, Allâh’a dua kelimeleri, Allâh’a zikir kelimeleri. Bunları hepsini Cenâb-ı Hak Âdem’e öğretti. Âdem bunları aldığından dolayı ne yaptı? Ağladı, sızladı. Allâh bizi affetsinler. Demek ki yeryüzü öyle çok gülme yeri değilmiş, çok keyif yeri değilmiş. Yeryüzü ağlama yeriymiş, keder yeriymiş, yeryüzü mahzun olma yeriymiş.

Yine Tevbe Sûresi, âyet 82’de diyor ki, yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. Az gülsünler, çok ağlasınlar. Bunu kimin için söylüyor? meşhur bir Tebûk seferi oldu. Tebûk seferi olunca iki tane sahabe, iki tane sahabe hurmalarını, hurmalıklarını, ürün toplamalarını bahane ederekten cihada katılmadılar. Dediler ki, bu mevsim savaş mı olur? Biz hurmalıklarımız perişan olacak. Böyle tabiri caizse böyle geç davrandılar, ayak sürdüler. Ordu gitti tabi, ordu gittikten sonra da ne yaptılar? Bunlar kendi kendilerine savaşa gitmediler. Bir de o gidenleri de böyle akılsızlıkla itham ettiler. Dikkat edin. Cihada katılanları akılsızlıkla itham ettiler. İsaabetsizlikle itham ettiler. gitmemekle kalmadılar.

Bu öyle bir şeydir ki siz Allâh yolunda koştururken birileri sizi akılsızlıkla itham eder. Birileri sizi sizde akıl yok fikir yok siz ne yapıyorsunuz der. Arkanızdan gülerler, alay ederler. Evet. Onlar da Tebûk savaşına katılanlar için böyle düşündüler. Dediler ki, bunlar akılsız. Bunlar gittiler cihada. Şimdi değişmedi bir şey. Onlar normalde cihadı kötü gördüler. Münafıklar, münafıklar cihadı kötü görürler. Bakın net. Münafıklar Allâh yolunda koşturmayı, Allâh yolunda mücadele etmeyi horhakir görürler.


Tevbe 9/82 — Tebûk’e Katılmayan Sahabe ve Münâfıkların Cihâdı Gıybeti

Küçük görürler. Bunu yanlış görürler. Alay ederler. Allâh yolunda koşmayı, Allâh yolunda mücadele etmeyi horhakir gören münafıkın ta kendisidir. Münafıklar da ebedi cehennemliklerin ta kendileridir. Bir kimse Allâh yolunda koşturuyorsa, Allâh yolunda koşturan kimsenin arkasından gıybet edenler de münafığın kendisidir. Kim Allâh yolunda? O Allâh yolunda koşan bir kimsenin arkasından bir kimse dedikode diyorsa, yoluyla alakalı kendisiyle alakalı, ne bileyim onlar bir eksik kusur bulurlar ya, bunlarla alakalı gıybet ediyorsa o kimse münafığın ta kendisidir. Ve Allâh yolunda koşturan bir kimsenin gıybetini ettiği için tövbe etmezse, o kimseyle helallaşmazsa, Allâh onun kalbini mühürler. En büyük sıkıntı da bu.

Muhakkak o kimsenin tövbe edip gidip bir de ondan helallık alması lazım. Ondan helallık almazsa Allâh yolunda koşturan, Allâh’ı zikreden, Allâh’a hamd eden, Allâh’a şükreden, Allâh yolunda neyi varsa kendisini heba eden bir kimsenin arkasından gıybet edildi, dedikode edildi, iftira edildi. O kesinlikle onunla helallaşması lazım. Helallaşmazsa o kimse iman üzerine gidemez. Net. Bakın iman üzerine gidemez. Gidemez. Çünkü mesela dervişlerle alay ederler ya, Allâh’ı zikredenlerle alay ederler. Küçük görürler onları. Hor-hakir görürler. Bir sürü iftira atarlar üzerlerine. Onlar bu dünyadan tövbe edip helallık almazlarsa iman üzerine gidemezler. Bakın net söylüyorum. Çünkü bu konuda ayetler var, hadisler var.

O yüzden net söylüyorum. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden dilinizi, dilinizi ehli zikirden çek dilini. Dilini ehli zikirden çek. Dilini ehli cihattan çek. Dilini onlara uzatma. Bu ister eşin olsun, ister annen olsun, ister baban olsun, ister çocuğun olsun. Kim olursa olsun. Bir kimse ehli zikir mi? Evet. Bir yerde sohbete gidiyor, zikrullâh’a gidiyor, ders almış bir yerden yolunu düzeltmiş. Gidiyor mu? Evet. Ondan dilini çek. Ondan dilini çekmezsen senin dilini zebaniler çekecek. Senin dilin mahşere çıktığında taşıyamayacaksın dilini. Kendin iki metre olacaksın, dilin on sekiz metre olacak. Bütün mahşer halkı da bilecek. Dicek ki bu ehli zikre laf söylemiş. Bu ehli zikrin arkasından gıybet etmiş.

Ben o yüzden derim derviş kardeşlerinizin gıybetini etmeyin. Biz arada neden helallaştırıyoruz sizi? Gönlüm dayanmaz mahşerde bir derviş kardeşimizin öl olmasına. O yüzden dilinizi ehli zikirden, ehli cihattan çek çeksiniz. âyet-i kerimede o cihada katılmayan sahabeler için diyor ki onlar az gülsünler, çok ağlasınlar.


Ehl-i Zikri Gıybet Yasağı ve Küçük-Büyük Cihâd Hadîsi

Çünkü onlar cihattan geri döndüler. Onlar cihada gitmediler. Sen zikrullâh’tan geri döndün, zikrullâh’ı terk ettin. Cihattan geri dönülenden, zikrullâh’ı bırakıp terk eden daha şey edin. Neden? Cihattan dönmüşlerdi. Dedi ki küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. Büyük cihâd kim ya Resulallah nedir dediler. O da dedi ki nefisle mücadele. Nefisle mücadele. Sen zikrullâh’ı terk etmekle, sen üstadını terk etmekle, sen nefisle olan cihadı terk ettin. Senin tebuk savaşına katılmayan sahabeden durumun daha da ağır. Allâh muhâfaza eylesin. Demek ki Adem’in çocukları bu dünyada çok gülmeyecekler. Hadis-i şerifte de Hazreti Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ne buyurdu? Eğer benim bildiklerimi siz bilmiş olsaydınız, az güler çok ağlardınız dedi.

Demek ki o zaman az gülüp çok ağlayanlar normalde insanların bilmediklerini bilenler. Yine bakın cihâdla alakalı. Allâh müminlerden canlarını ve mallarını karşılığında cenneti onlara vermek suretiyle satın almıştır. o zaman bu ayete göre o kimse Allâh’a canını malını satamadıysa, Allâh yolunda koşturmadıysa, Allâh yolunda cihâd etmiyorsa, Allâh yolunda davranmıyorsa, koşmuyorsa o çok ağlayacak, az gülecek. Allâh bizi muhafaza eylesin. Adem, fir devsden yedi kat göklerin üstünden ayakları dolaşarak en adi yere ta kapı dibine özür dilemek için gitti. Eğer sen de Ademoğluysan onun gibi özür dile, onun yolunda yürü. Adem neredeydi? Cennetteydi havvayla beraber ve cennette havvayla beraber yiyip içip geziyorlardı.

Ama Cenâb-ı Hak onlara dedi ki ey Adem, hanımınla beraber havvayla beraber cennette otur. Dilediğinizden yiyin için. Ayeti kerime böyle, dilediğinizden yiyin için. Ama devam etti, şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz dedi. O ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz. Derken şeytan kapalı olan ayıp yerlerini birbirine göstermek için onları vesvese verdi. Rabbin size bu ağacı meleklerden olursunuz veya cennette ebedi kalanlardan olursunuz diye yasakladı dedi.


A’râf 7/20-21 — Şeytanın Allâh Adına Yemini ve Âdem’in Aldanışı

Ahraf 20 ve bunu söylerken de Ahraf 21’de ve onlara ben gerçekten size öğüt verenlerdenim diye yemin etti. Şeytan Allâh adına yemin etti dedi ki ben size gerçekten öğüt veriyorum, ben size doğru şey söylüyorum dedi. Öyle söyleyince normalde cennette onlar yiyip içerlerken hepsi de ondan sonra bu ne yaptı şeytan önce havvaya vesvese verdi. Havva bu sefer Adem’e yöneldi. İllâk bu meyvadan yiyeceksin dedi. Havva annemiz maşallah nasıl bir havva neyse Adem’e aleyhisselâm gel illâki bundan yiyeceksin demiş. Bizim erkeklerin genel yapıları bu. en erkek, en kocaman kabadayı olan bir dakika sürmez hanımına eyvallâh demesi. İsmail de kafasına eydi öyle bak. Bir dakika da sürmez diyor. Öyle normalde eğer onun üzerinde Ademiyet var ise Ademiyet var ya.

En çabuk aldanan Ademiyet olandır üzerinde. Bir de ben bunu sufilere olarak söyleyeyim genel olarak. En kolay kandırılan da sufilerdir. Bizi Allâh’la çok rahat kandırırlar. Birisi gelse bize dese ki Allâh’ı yemin tutsa biz kanarız. Hatta ben derim ya bir kimsenin söylediğini biz doğru kabul ederiz. Deriz ki tamam söyledi bunun söylediğini doğru kabul et. Çünkü bizim kandırılmamız kolay. Adem’in safiyeti var. Şimdi bazen herkes der ya peygamber. Peygamber Adem safiyyullah zaten. Safi demek. En kolay onu kandırmak. Sebeb Allâh adına yemin ediyor. Şeytan ne diyor? Ben diyor. Allâh için söylüyorum sana Allâh’a yemin ediyor. Allâh’a yemin edince Adem aleyhisselamın söyleyecek bir şey kalmıyor. Sesi kalmıyor.

Ve Adem aleyhisselâm tabi tıpış tıpış havvanın peşinden gidiyor. Havva yiyor diyor yiyor. Yedikten sonra kıyamet kopuyor zaten. Yiyor o güne kadar hiç bakmamış. kendi cinsel uzuvlarının birbirlerini hiç görmemişler. Bakmamışlar hiç. Hayâ perdesi, edep perdesi yırtılıyor. Ve Adem o esnada öyle bir utanma, öyle bir pişmanlık duyuyor. Cennette böyle tabiri caizse yönsüz, cihetsiz koşmaya başlıyor. Hatta Cenâb-ı Hak bir ağacın üzerinden tecelli ediyor. Diyor ki ya Adem nereye kaçıyorsun? Kimden kaçıyorsun? O da diyor ki ya Rabbi senden utandım. Senden utandım o yüzden kaçıyorum diyor. Bakın utanma duygusu, utanma duygusu. İnsanda çalışır hâldeyse o yapmış olduğu hatadan utanır. Yapmış olduğu yanlıştan utanır.

Onda daha âdemiyet var. Evet, âdemin aldandığı yer o kimsenin Allâh üzerinden, şeytanın Allâh üzerinden onu yemin etmesi. Yemin edince ne yapıyor? O zaman inanıyor ona. İnanınca da meyveden yiyor. Meyveden yiyince de edep yerleri görünüyor. Ve cennette koşmaya başlıyor oraya buraya.


«Ben Sizden Önce Yaratıldım» — Eski Derviş Fitnesi ve Tuğli-i Emel

Taha âyet 120’de diyor ki şeytan ey Adem sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi mümkün olmayan bir saltanatı göstereyim mi dedi. sonsuzlukla ve aynı zamanda büyük bir saltanatla Adem’i kandırdı. Bakın sonsuzluk ve saltanat. Müslümanları yakan yıkan şey saltanattır. İnsanoğlunun hep sonsuzluğu yakalaması, sonsuz bir şekilde biz ona Tuğli-i Emel diyoruz ya, sonsuz bir şekilde onun peşine düşmesi bununla alakalıdır. Ve insanın yenildiği yerlerdir bunlar. Ama tabi yemin ediyor şeytan, şeytan yemin edince artık onu kabul ediyor. Ve hatta başka bir ayeti kerimede ben diyor ikinizden de önce yaratıldım. Bakın aklı da burada mat ediyor. Ben sizden önce yaratılanlardanım diyor. O zaman diyor ben sizden daha çok bilenim.

Siz bana uyun ki sizi doğru yola ileteyim diyor. Bakın burada enteresan bir şey daha var. bazı dervişler ben senden eski dervişim, ben senden daha iyi bilirim der. İnsanı Allâh muhâfaza eylesin yolunda ne der? Dervişin hamı da aman bu eski dervişler o üstade gideceğine ona doğru mail eder. bir şey soracak ona sorar, bir şey öğrenecek ondan öğrenmeye çalışır. O da dervişin hamıdır. Orada üstad dururken ona sormaz gider bu eski derviş deyip ona sorar, ona anlatır, ona söyler filan fişman. O dervişin kendince istikametini kaybettirir. şeytan da Adem’e de havvaya dedi ki ben sizden önce yaratıldım. Ben bu konuları bilen bir insanım. Eee dedi ki bana uyun ben sizi hidayete götüreceğim delalete değil dedi.

Allâh adına da yemin ettiler. Ve ardından Adem ne yaptı? Dua etti.


A’râf 7/23, 40 Yıl Ağlama ve Arafat Cem’i — Gönül Ateşiyle Gözyaşı

Araf 23 havvayla beraber dediler ki ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi boğuşturmaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz. Ve bu tövbesini de Cenâb-ı Hak dünyaya gönderdikten sonra ne yaptı? Adem’le havvanın tövbelerini kabul etti. Bir rivayette 40 yıl. Dünya yılıyla mıdır? Neresi yılıdır bilemiyoruz. Ama dünya yılı olarak biz bunu kendimizce algılasak 40 yıl Adem ağladı. Ve bu tövbesinin kabulü için. Ve bu âyet-i kerimeden dediler ki çoğul ya havva annemizi de katıyor Cenâb-ı Hak. Demek Adem’le havva yapmış oldukları hatalardan dolayı 40 yıl ağladılar. 40 yıl ağladıktan gözyaşı döktükten sonra ne yaptı? Cenâb-ı Hak onları Arafat meydanında cem etti. Arafat meydanında bir araya getirdi.

Gönül ateşiyle gözyaşından çerezdüz. Bahçe bulutla güneş yüzünden yetişmiş. Yeşermiştir. Sen gözyaşı zevkini ne bilirsin? Demek ki gönül ateşiyle gözyaşından çerezdüz. Bahçe, bildiğiniz bahçe yağmur yağmazsa, güneş çıkmazsa, oradaki bitkiler, sebzeler, meyveler olgunlaşır mı? Olgunlaşmaz. Demek ki ateş ve su bahçeyi olgunlaştırıyor. İnsanı olgunlaştıran kemalı erdirende aşk ateşiyle gözyaşıdır. Eğer o kimsede aşk ateşi varsa, onda gözyaşı da vardır. Aşk ateşiyle gözyaşı birleştiğinde, evet, o olgunlaşır, o kemalâ erer. Eğer gözyaşı ve aşk ateşi yoksa, o kimsenin kemalâ ermesi biraz zor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bir insanın gözü yaşlı olacak. Gönlünde maşûun ateşi olacak. Eğer maşûun ateşi olmazsa, onun olgunlaşması, onun pişmesi mümkün değildir.

Rabbim, senin sırrını her gün sabah yeri yaydı. Benim aşkımı ise her an akan gözyaşım yaydı. Benim gibi âciz âşık da senin sırrını saklar maşûk da. Ey aşk! Bu meclisimizden geçerken zülfinin altından bak da gör. Sağımda, solumda, önümde, ardımda ne gamlar ne matemliler var. Seheryeli gibi gül bahçemize bir uğra da bak. Gözlerinin zulmünden ağlayıp inleyen ne âşıkların var. Dertlere düşüp, gözyaşıyla, ciğer kanıyla yıkanmış, temizlenmiş kişilerin namazı, niyazı ne hoş olur demedin mi benim kulağıma yıllar önce? Yüzümü yoluna koydum. Yüz türlü lütfunu gözetip durdum. Yağmur taneleri mermere tesir etmediği gibi gözyaşı sellerimiz gönlüne yol bulamadı mı? Vücut toprağımı gözyaşımla baltik hâline getir.

Yıkık gönül sarayım tamir etmek zamana gelip çattı. Hâlâ da öyle yıkık mı bırakıp gidersin her seher vaktinde? Bilirsin ki benim yıkık gönlümü tamir edecek bir tek sensin. Her seheryelinde kokunu bırakıp da giden sensin. Ve bilmem ki bu kaçıncı seheryelidir, bu kaçıncı gecedir. Sen yine her seheryeli kokunu bırakıp gideceksin. Ben yine gönül sarayımı tamir edemeden yıkık bir şekilde bu dünyada yaşamaya devam edeceğim. Ne zaman bitirirsin bu dünya sürgününü bilemem. Ama âşıkların mecliste toplanmış yüzlerini yoluna koymuşlar. Her biri senin kokuna müştak. Her biri senin nefesine muhtaç. 35 yıl önce demiştim gözyaşımdan istersen değirmen kur diye. Ne gözyaşım kurudu ne değirmen durdu. Bekleriz an be an gün be gün saat dakika.

Her esen yelde senin kokunu her zaman güneşte senin nurunu. Her öten kuşta senin namelerini dinleriz. Sen 35 yıl önce dedin kulağıma gözyaşın yoksa âşıklığın da yoktur diye. Hazreti Pir de diyor ki bize, gönül ateşiyle gözyaşından çerez düz.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1634. Beyit — Âdem ve Ağlama: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1630-1645 beyitler (Âdemoğlu’nun yeryüzüne ağlamak için gönderilişi); Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/312-316; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/425-440; «gözyaşı ve âşık» teması — Ahmed-i Gazâlî, Sevânihu’l-Uşşâk; Yûnus Emre, Dîvân; ten-bi-hi nûr — Nev’î Ef., Netâyicü’l-Funûn.
  • Bakara 2/37 — «Âdem Rabb’inden Kelimeler Aldı»: «Fe-telekkâ Âdemu min Rabbihî kelimâtin fe-tâbe aleyhi innehu Hüve’t-Tevvâbu’r-Rahîm» — Bakara 2/37; Taberî, Câmiu’l-Beyân 1/548; Kurtubî, el-Câmi’ 1/323; İbn Kesîr, Tefsîr; kelimelerin tefsiri («Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ…» — A’râf 7/23) — Fahruddîn er-Râzî, Mefâtihu’l-Gayb 3/22-25; tevbe âdâbı — Kuseyrî, er-Risâle, bâbu’t-tevbe; Gazzâlî, İhyâ 4. cilt Kitâbu’t-Tevbe; Muhâsibî, er-Ri’âye.
  • Tevbe 9/82 — Tebûk Seferi ve Münâfıklar: «Fe-l-yadhakû kalîlen ve’l-yebkû kesîran cezâen bimâ kânû yeksibûn» — Tevbe 9/82; Tebûk Seferi (9H/630M) — İbn Hişâm, es-Sîre 4/159-180; Vâkıdî, el-Megâzî 3/989; Buhârî, Megâzî 78-81; Müslim, Tevbe 53 (Ka’b b. Mâlik kıssası); ceyş’ul-usre (zorluk ordusu) — Tevbe 9/117; münâfıkların cihâda dil uzatması — Tevbe 9/79; «hafif ve ağır olarak sefere çıkın» — Tevbe 9/41; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtih 16/146.
  • Küçük-Büyük Cihâd Hadîsi: «Reca’nâ min’l-cihâdi’l-asgar ilâ’l-cihâdi’l-ekber» — Beyhakî, ez-Zühd 165; Hâtib-i Bağdâdî, Târihu Bağdâd 13/523; (senet zayıf, ancak mana İbn Teymiyye tarafından sahih sayılmıştır — Mecmûu 11/197); büyük cihâd tanımı — Ha-c 22/78 («Allah yolunda hakkıyla cihâd edin»); nefs mücâhedesi — Ankebût 29/69; Şems 91/7-10; Ibn Kayyim, Zadu’l-Me’âd, Fasl fi’l-Cihâd.
  • Ehl-i Zikri Gıybet Yasağı: «Velâ tegıt-eb ba’dukum ba’dâ eyuhibbu ehadukum en ye’kule lahme ehîhi meyten» — Hucurât 49/12; Buhârî, Edeb 76; Müslim, Birr 61; Ebû Dâvûd, Edeb 35; velîye hıyânetin zemmi (hadis-i kudsî) — Buhârî, Rikâk 38 («kim Benim velîme düşman olursa Bana harb ilan etmiş olur»); cemâat-i müminîne destek — Tevbe 9/71 («evliyâu ba’d»); İbn Teymiyye, Mecmuâ 11/262 (velîlere dil uzatmanın küfür sınırı).
  • A’râf 7/20-21 — Şeytânın Yemini ve Âdem’in Aldanışı: «Fe-vesvese lehüma’ş-şeytân… Mâ nehâkumâ Rabbuküma ’an hâzihi’ş-şeceraeti illâ en tekûnâ meleykâni ev tekûnâ mine’l-hâlidîn. Ve kâseme-humâ innî lekumâ le-mine’n-nâsihîn» — A’râf 7/20-21; Bakara 2/35-36; Tâhâ 20/115-121; Taberî, Tefsîr 8/130-140; Kurtubî, el-Câmi’; İbn Kesîr, Tefsîr 2/201; İbn-i Kayyim, İctimâ’u’l-Cuyûş (şeytânın aldatma tekniği).
  • Tuğlâ-yı Emel (Bit-meyen Ümit) ve Saltanat Fitnesi: Tâhâ 20/120 — «Yâ Âdemu hel edülluke ’alâ şecereti’l-huldi ve mülkin lâ yeblâ» («sonsuzluk ağacı ve çökmez saltanat»); Hadid 57/20 («dünya hayatı bir oyundur»); «Tûli’l-emel» hadîsi — Tirmizî, Zühd 25; Ibn Ebi’d-Dünyâ, Kısarı’l-Emel; Ibn Haldun, Mukaddime (saltanatın bozulma döngüsü); saltanat tuzağı — Ömer b. Abdülaziz hadîsi — Ebu Nu’aym, Hilye 5/257.
  • A’râf 7/23 ve 40 Yıl Ağlama: «Kâlâ Rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve il-lem tag-firlenâ ve terhamnâ le-nekûnenne mine’l-hâsirîn» — A’râf 7/23; Âdem ve Havvâ’nın Arafat’ta cem’i rivayeti — Hâkim, Müstedrek 2/544 (Ibn Abbas rivâ-yeti); İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 1/85; Taberî, Târih 1/120; 40 yıl ağlama — Sahihu’l-Buhârî yerine rivayet — Ibn Abî Hâtim, Tefsîr 1/145; Ebu Nu’aym, Hilye 1/16; Arafat’ın isim kökeni («teâruf» — tanışma) — Ibn Mânzûr, Lisanu’l-Arab 9/237.
  • Gönül Ateşiyle Gözyaşı — Âşıklığın Emâresi: Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr: «bahçe bulutla güneş yüzünden yeşermiştir» mazmûnu; Mesnevî 1. Defter 9-18 (ney kasîdesi); Aynû’l-Kudât Hemedânî, Temhîdât, fasl fi’l-uşşâk; Üftâde, Dîvân; Niyâzî Mısrî, Dîvân; «gözyaşı cehennem ateşini söndürür» — Tirmizî, Fezâilu’l-Cihâd 12; Nesâ’î, Cihâd 42; William Chittick, The Sufi Path of Love; Ann-em-arie Schimmel, Triumphal Sun.
  • Âdem’in Safiyyetullah Sifatı ve Saflik: Âdem safiyyullâh — Âl-i İmrân 3/33 («Inne’llâhe’stafâ Âdeme»); Buhârî, Enbiyâ 1; Ibn Sa’d, Tabakât 1/25; Hâkim, Müstedrek; «sufi en kolay aldatılır» teması — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-ittihâd; Ibn Ebî-Cemre, Behcetu’n-Nufûs; safiyyetin Allah için yemin karşısında savunmasızlığı — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Âfâti’l-Lisân (yalan yeminin hükmü).
  • Âdâbu’l-Mürîd — Eski Derviş Fitnesi ve Şeyhten Şüphelenmeme: Şeyhe karşı itirazın zemmi — Kehf 18/65-78 (Hz. Mûsâ ve Hızır a.s.); «Mürşidi bildiğin halde başkasına soran dervişin hamdır» — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu Âd-âbi’l-Mürîd ma’a’ş-Şeyh; Ibn Atâullâh, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, Usûlü’l-Aşere; «eski derviş fitnesi» — Imam Rabbânî, Mektûbât 1/291-292; teslim ilkesi — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Aşk, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı