Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Ankebût sûresi 45. âyetin hükümlerini sıralayarak; “Namaz da zikirdir, ayrıca zikre ne gerek var?” diyen iddiacıların cahilliğini reddetmektedir. Âyetin oku, namazı dosdoğru kıl ve velezikru’llåhi ekber şeklindeki üçlü emrinin Kur’an okuma, namaz ve zikrullahı ayrı ayrı emir olarak geçirdiğini, münåfıkların hem zikre hem zikredene karşı olduğunu (Niså 142), zikrullaha düşman olarak ölenin kâfir olarak öldüğünü, Kur’an kurslarının ve medreselerin yasaklanması, 28 Şubat döneminde tekkelere el konulması gibi tarihî olayları, “Bakara takara tukara” şeklinde Kur’an âyetleriyle alay edenlerin imansız öldüğünü, hac ibadetinde semai şeytan taşlama ile alay edenlerin küfre düştüğünü ve “Velezikru’llåhi ekber” âyetinin nuska olarak boyna asılacak kadar mühim olduğunu tafsîl ile beyån etmektedir.
Ankebût 45: Oku, Namaz Kıl, Zikret
Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete Ankebût sûresi 45. âyetin tam metnini okuyarak başlar: “Utlu mâ ûhiye ileyke mine’l-Kitåb ve ekımi’s-Salâte; inne’s-Salâte tenhâ ani’lfahşå’i ve’lmünker. Velezikru’llâhi ekber. Vallåhu ya’lemu mâ tasna’ûn” — “Sana vahyolunan kitabı oku ve namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ın zikri en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir.”
Bu âyet çok önemli bir tertip yapısı taşır:
- Birinci emir — Oku: “Utlu mâ ûhiye ileyke mine’l-Kitåb” (Sana vahyolunan kitabı oku).
- İkinci emir — Namaz kıl: “Ekımi’s-Salât” (Namazı dosdoğru kıl). Yan tesbîti: namaz hayasızlık ve kötülükten alıkoyar.
- Üçüncü beyån — Zikrullah: “Velezikru’llâhi ekber” (Allah’ın zikri en büyüktür).
Üç ayrı ifade var; okuma, namaz ve zikrullah birbirinden ayrı tutulmuştur. Eğer namaz zaten zikrullah olsaydı, âyet ayrı emir olarak zikrullahı zikretmezdi.
Efendi hazretleri itirâz edenlere cevab verir: “Hani bazen derler ya böyle itiraz edecekler ya: ‘Namaz da zikirdir.’ Otur edepsizlik yapma. Cahil adam. Biz namazın zikir olduğunu bilmiyor muyuz? ‘Namaz da zikir.’ İyi kardeş, namaz da zikir. Kabul ettik. Bakın âyeti kerîme ne diyor: Küstahlık yapma, kendi kendine bilgi taslama. Otur oturduğun yere. Sen Allah’ı zikretmek istemiyorsun.”
İtirâzdaki niyeti Efendi hazretleri ifşa eder: “Münâfıklık alâmeti var senin üzerinde. Zaten münâfıklar Allah’ın zikrine karşı çıkar. Münâfıklar Allah’ı az zikreder.”
Niså 142: Münåfıklar Allah’ı Az Zikreder
Efendi hazretleri Niså sûresi 142. âyetin hükmünü münåfıkın al-âmeti olarak zikreder: “Velâ yezkürûnallåhe illâ kalîlâ” — “Onlar Allah’ı çok az zikrederler.” Yani münåfıkın temel al-âmetlerinden biri zikrullaha karşı kayıtsızlığıdır.
Efendi hazretleri bu âyetin tatbiki ahkamını beyån eder: “Münåfıklar hem zikre karşılardır hem de zikredene karşılardır. Onlar ‘müslümanız’ derler. Münåfıktır onlar. Düşman olan kâfirdir. Ve bir kimse zikre ve zikredene düşman olarak ölürse kâfir olarak ölür.”
Bu, çok önemli bir akaid beyånıdır. İki kategori vardır:
- Zikre karşılık olan: Zikrullahi ibadetin kendisinden rahatsız — halakai zikriyye, vird, tarîkat ehline karşı çıkıyor.
- Zikredene karşılık olan: Zikrullaha çalışan kişilere düşman — bütün bir tarîkatı âliyyi yargılıyor.
Eğer kişi sadece zikre karşı ise, bu münåfıklık alâmetidir; ama zikre düşman olarak ölürse, bu doğrudan kâfirlik hükmünü getirir. Niçin? Çünkü zikrullah Cenâbı Hakk’ın doğrudan emridir; emre düşmanlık emrediciye düşmanlık demektir; yaratıcısının emrine düşman olan ise küfre düşmüş demektir.
Kur’an Okuma ile Hayrını Anlamamak
Efendi hazretleri Kur’an okumayı küçümseyenleri eleştirir: “Buradan normalde okumayı da hafife alma. Hani çıkıyor bir kısım ilahiyat profesörleri. ‘Hani işte namazda siz bu âyeti kerîmeyi okuyorsunuz. İşte âyeti kerîme faizden bahsediyor. Orada hacı amca ağlıyor. Yâ, onun ağlaması…’”
Efendi hazretleri şöyle cevap verir: “Kur’an’dan ilahî bir kelâm. Anlamadan ağlıyor ya. Bırak anlamadan ağlasın. Sen anladın da ne oldu? Sen anladın küfre düştün. Sen anladın da ne oldu? Anlayıp akılsızlardan oldun. Anladın da ne oldu? Münåfıklardan oldun.”
Burada önemli bir tasavvufi hakîkat var: anlamak başlı başına nimet değildir; anlamakla beraber kalbin Hakk’a yönelişi gerekir. Bir hacı amca anlamadan ağlıyorsa, kalbi Hakk’a yönelmiştir; ilahiyat profesörü anladığı halde küfre düşmüşse, anlamak ona zarar getirmiştir.
Hz. Pîr Mevlânâ’nın beyånı: “Aklın yetişmediği yere muhabbet yetişir; muhabbetin yetişmediği yere ârifin håli yetişir.” Halkın safi kalbi ile Kur’an okurken ağlaması, ilahiyatçının kurui fikrî tahlilinden daha kıymetlidir.
Kur’an Kursu ve Medrese Yasakları: Tarihî Hücumlar
Efendi hazretleri Türkiye’de Kur’an kurslarına ve medreselere yapılan tarihî hücumları zikreder: “Bu Müslümanlar Kur’anı Kerîm ilmi vardı da öğretiliyordu da öğrenmediler mi? Daha düne kadar Kur’an kursları yasaktı bu ülkede. Hatta çıktı siyasetçinin birisi: ‘Bu Kur’an kurslarını kapatacaksın. Bu medreseleri kapatacaksın. Bir tane buldozer alacaksın. Hepsini de yıkacaksın’ dedi.”
Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde fiilî olarak yaşanan bir hâdisedir. Tekkeleri Kapatma Kanunu (1925), 28 Şubat postmodern darbe (1997), bunların hepsi tarihî vakıalardır. Efendi hazretleri 28 Şubat’ın hâlâ devam ettiğini vurgular: “28 Şubat’ta ne yaptılar? Gittiler el koydular. Herkes sustu. ‘28 Şubat biz devam ediyor’ dediğimizde kızdı herkes bize. İstediği zaman el koyar gene. Değişmez bir şey.”
Efendi hazretleri keskin bir kıyas yapar — eğer aynı siyasetçi şu cumleleri kursa ne olurdu:
- “Bu genel evlerini buldozerle yıkacaksın!”
- “Bu meyhaneleri buldozerle yıkacaksın!”
- “Bu kerhaneleri hep yıkacaksın!”
- “Manukyân’ın keranelerini yıkacaksın bir buldozer bulacaksın!”
Hiçbiri bunları diyemedi. Bilakis: “İmâm nikâhı kim kıydıysa atacağız içeri!” dediler. Yani din-î müesseseler hedef olurken, fıkırlıkfuhuşzina sektörleri korundu. Bu, Müslümanların şamaroğlanı gibi muh-âtab kalmasıdır.
Profesör Unvanlı Cahillere İhtâr
Efendi hazretleri ilahiyatçıdiyanetçi profesör tipini eleştirir: “Ey benim cahil Müslüman kardeşim. Ey profesör unvanlı cahil Müslüman kardeşim. Profesör unvanlı cahil Müslüman kardeşim. Okuduğunu anlayamayan profesör ilahiyatçı kardeşim. Okuduğunu anlamaktan uzak olan diyanetçi, ilahiyatçı profesör kardeşlerim, okuduğunuzu anlamak mı istemiyorsunuz, yoksa anlamıyor musunuz?”
Efendi hazretleri sebebini de kendisi açar: “Siz Allah’ı az zikrettiğinizden dolayı sizin kalbi aklınız zaten çalışmaz vaziyette. Aklınız da çalışmıyor. Normal aklınız da çalışmıyor. O da donmuş bu vaziyette. Çünkü akılsızsınız. Akıllı gibi görünseniz de.”
Burada tasavvufi bir hakikat var: akıl, kalbin nuruyla çalışır. Akıl tek başına çalışan bir makerhaline değildir; kalpteki manevî nurla beslendiği zaman gerçekten çalışır. Kalp ise zikrullah ile beslenir. Az zikr eden kişinin kalbi kuru olur, kuru kalp aklı beslemez, akıl da donar.
Hz. Mevlânâ’nın tesbîti: “Aklı satın al, kalp ile harekete geçir; kalp olmadan akıl bir hesap makinesidir, hayrını anlamaz.”
“Velezikru’llâhi Ekber”: Boyna Asılacak Nuska
Efendi hazretleri sohbeti güzel bir tavsiyeyle bağlar: “Âyeti kerîmenin sonunda diyor ki: ‘Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir.’ Alın bu âyeti kerîmeyi böyle kendinize bir nuska yapın. Nuska yapın. Bu cahil kısma söylüyorum. Asın boynunuza bunu. Bu âyeti kerîme boynunuza astınız mı, o muska sizin kurtuluşunuza sebep olur.”
Efendi hazretleri ekler: “Öyle kalkıp da televizyonlarda orada burada bunu söyleyenler deccalizme hizmet eden, emperyalizme hizmet eden, taguta hizmet eden kimseler. Başka bir şey değil. Bunlar direkt münâfık insanlar.”
Sohbetin nihayetinde Efendi hazretleri zikre karşı çıkanların kategorilerini sıralar:
- Zikrullaha düşman olan, savaş açan kimseler: Kâfirden başka bir şey değil.
- Zikredenleri horhakir görenler: Münåfıktan başka bir şey değil.
- Zikredenlerle alay edenler: İmansız bu dünyadan göçüp giderler.
Bu üç kategori sırf zikrullaha karşı tutum üzerinden tarihî olarak şekillenmiştir. Mü’mine düşen, bu kategorilerden hicbirine düşmemek; zikre devam etmek, zikredeni hormez, alay etmemektir.
Kur’an ve Hac İbadetiyle Alay Etmek: Küfre Y-ol
Efendi hazretleri sohbeti son bir keskin beyån ile bağlar: “Kur’an’la alay edenler, hani bir arada dedi ya: ‘Bakara takara tukara’ diye birisi, imansız göçer gider. Siz Kur’an’la alay edemezsiniz. Siz Hazreti Muhammed Mustafa sallallåhu aleyhi vesellem’le, ve onun sünneti seniyyesiyle alay edemezsiniz. Onun hadîsleriyle alâkalı alay edemezsiniz. Dinin herhangi bir rüknünü yaşayan bir kimseyle alay edemezsiniz.”
Hac ibadetiyle ilgili: “Gidip orada taşa atıyorlar. Şeytån taşlıyorlar. Ha ha. Sen o rükünle alay edemezsin. Bu senin münâfıklığını gösteriyor. Ne buluyorsunuz Beytullah’a gidip tavåf etmekte? ‘Taş işte’ — sen bunu küçümseyemezsin. Hac ibadetini küçümseyemezsin. Beytullah’ı tavåf etmeyi küçümsersen kâfir olarak bu dünyadan göçüp gidersin.”
Bu, fıkıhi akaid hükümlerine uygun bir beyåndır. Tevbe sûresi 65-66 âyetlerinde Cenâbı Hak münâfıkların alaylarını zikreder: “Allah’la, âyetleriyle ve Resulüyle mi alay ediyorsunuz? Mâzeret beyån etmeyin; iman ettikten sonra küfre düştünüz.” Ş-erîatın hükümlerine alay etmek (istihzâ’-bi’d-Dîn) doğrudan küfre sebep tutulmuştur.
Bibliyografya
- Kur’ânı Kerîm: Ankebût 29/45 — “Oku, namazı dosdoğru kıl, zikrullah en büyüktür”
- Kur’ânı Kerîm: Niså 4/142 — Münåfıkların alâmeti: Allah’ı az zikretmek
- Kur’ânı Kerîm: Tevbe 9/65-66 — Allah ve Resulüyle alay edenlerin küfre düşmesi
- Kur’ânı Kerîm: Ahzâb 33/41-42 — “Allah’ı çokça zikredin”
- Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/152 — “Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim”
- Kur’ânı Kerîm: Hicr 15/9 — “Bu Zikri biz indirdik, biz koruyacağız”
- Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/14-15 — Münåfıkların müslümanlarla alay etmesi
- Kur’ânı Kerîm: Hac 22/26-29 — Beytullah’ı tavåf, hac ibadetinin esasları
- Kur’ânı Kerîm: Hümeze 104/1-2 — “Veyl olsun her ayıplayana, çekiştirene”
- Hadîsi Şerîf: Tirmizî, Da’avât 4 — Cemaatle zikrin günåhları silmesi
- Hadîsi Şerîf: Müslim, Zikr 38 — Halakai zikriyye etrafında meleksekîne ihatası
- Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavåt 66 — “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir”
- Hadîsi Şerîf: Müslim, İmån 78 — Münåfıkın al-âmetleri (yalan, vâ-d’den dönmek, em-âneti zayi-â)
- Hz. Mevlânâ Celåleddîni Rûmî: Mesnevî-i Şerîf — “Aklı satın al, kalp ile harekete geçir”; aklkalp birliği
- Hz. Yûnus Emre: Dîvån — “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir”
- Şeyh Necmüddîni Kübrâ: Risâletu’l-Hâim — Münåfık ve mü’minin manevî alâmetleri
- Şeyh Şihåbüddîn Sühreverdî: Avårifu’l-Maårif — Zikrin azlığı münåfıklık alâmeti
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî: Fütûhâtı Mekkiyye — Münåfıkın kalbi ile mü’minin kalbinin farkı
- İmam Gazzålî: İhyåu Ulûmi’d-Dîn — Münåfıklığın hakikati ve istihzâ-bi’d-Dîn
- İmâmı Rabbånî Ahmed Sirhindî: Mektûbåt — Zikre düşmanlığın akaidi sahihte küfre yol açtığı
- Tefsîr: Fahreddin Råzî, Mefâtîhu’l-Gayb — Ankebût 45 ve Tevbe 65-66 tefsîri
- Fıkıh: M-ecelle — İstihzâ-bi’d-Dîn ve tecdidi iman hükümleri
- Tarihî Kayıt: Tekkeleri Kapatma Kanunu (1925); 28 Şubat postmodern darbesi (1997)
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet bir münåfıkın zikre ve zikredene düşmanlığı sohbetidir. Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Ankebût 45’teki okunamazzikrullah üçlü emrini merkeze alarak “namaz da zikirdir, zikre gerek yok” diyenlerin cahilliğini reddetmiş; Niså 142 ile münåfıkların Allah’ı az zikrettiğini, zikre ve zikredene düşman olarak ölenin kâfir olarak öldüğünü beyån etmiş; Kur’an okumayı küçümseyen ilahiyat profesörlerini, Türkiye’de Kur’an kurslarımedreselertekkelere yapılan tarihî hücumları (Tekkeleri Kapatma Kanunu, 28 Şubat) eleştirmiş; profesör unvanlı cahillerin az zikrolan kalpleriyle aklının da donduğunu vurgulamış; velezikru’llåhi ekberi nuska olarak boyna asılacak kadar mühim görmüş; Kur’an, Hz. Peygamber, sünnet, hadîs ve hac rükünleriyle alay etmenin Tevbe 65-66 mücibince küfre yol açtığını beyån etmiştir. Sohbet baştan sona zikrullah ile münåfıklıkküfür hattının imanın hudûduna nasıl çekildiği ekseninde keskin bir akaidi tasavvuf beyånıdır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı | Video: YouTube’da izle | Seri: Zikrullah Sohbet Serisi