Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
zikrullah ·

Yedi yüz tane zikir ayetini örtmüşler Kur’an’da

Ancak tövbe eden, imanında samimi kalıp salih amel işleyen bunun dışındadır. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok affeden ve çok merhamet ederdir. Bu ayet-i kerimeyi buraya a...

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Furkân sûresi 70. âyeti kerîmeyi merkeze koyarak; samîmî tövbe edip iyi ameller işleyenlerin günåhlarının Cenâbı Hakk tarafından hayra çevrildiğini, halakai zikriyyeye katılan yeni dervîşlerin ilk halakalarda Hz. Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem efendimizi görebileceklerini, bunun samîmî tövbe ile manevî perdenin aralanmasının nimeti olduğunu beyån etmektedir. Sohbetin ana ekseninde Kur’anı Kerîm’deki 700 kadar zikir âyetinin tarihî olarak nasıl örtüldüğü mevzusu vardır: zikir kelimesinin “öğüt, kitap, nasîhat, hatırlatma” şeklinde tercüme edilerek âyetlerin asıl manasından nasıl uzaklaştırıldığı; ilahiyat ve diyanetin elbirlik ettiği; ücretli din adamlığının İmâmı A’zam, İmâm Muhammed, İmâm Serahsî, Hz. Mevlânâ Celåleddîni Rûmî gibi büyüklere muhålif olduğu; semanın da bürokratik bir para kapısına çevrildiği; kendi tekkesinin ücretsizlik sebebiyle hücumi şedîde maruz kaldığı (İran, Suudi Arabistan, hükümet arkasında diye iftiralar) tafsîl ile beyån edilmektedir.


Furkân 70: Günåhların Hayra Çevrilmesi

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete Furkân sûresi 70. âyetin sarih beyånını okuyarak başlar: “İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan feulâike yübeddilullâhu seyyiâtihim hasenât. Ve kånallâhu Gafûran Rahîm┓Ancak tövbe eden, imanında samîmî kalıp sålih amel işleyen bunun dışındadır. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok affeden ve çok merhamet edendir.”

Bu âyeti kerîmenin tåze bir müjde beyånı vardır: geçmişte ne kadar günåh işlenmiş olursa olsun, samîmî tövbe ile birlikte iman ve sålih amel devam ederse, Cenâbı Hak o günåhları sadece silmekle kalmaz, iyiliklere çevirir. Bu, rahmet sıfatının zirvesidir — günåh bir sebep iken, tövbe ile o sebep hasenât haline gelir.

Efendi hazretleri bu âyetin uygulamasını açar: “Bazen Allah’ı zikir meclislerinde, zikir halakalarında: ‘Kim cemaat hâlinde Allah’ı zikrederse Allah onun geçmiş günåhlarını hayra çevirir’ hadîsi şerîfini çokça söylerim. Bazı kimseler bu hadîsi şerîften rahatsız oluyorlar. ‘Biz Kur’an’a tâbiyiz’ diyenler var ya, işte Kur’an’a tâbi olanlar ve hadîsi şerîfleri inkâr eden zavallılar.”

Efendi hazretleri inkârcılara cevab olarak Furkân 70’i okumuştur. Hadîs Kur’an’la çelişmemekte, bilakis Kur’an’ı tafsîl etmektedir: tövbe ve sålih amel zikrullaha cemaatle iştiråk şeklinde tezahür ederse, âyetin hükmü tatbik bulur.


İlk Halakai Zikriyyede Hz. Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem’i Görmek

Efendi hazretleri tasavvufî hayatın muhteşem bir tezahürünü paylåşır: “Zaman zaman dervîşlik hayatım boyunca şunlara şâhit olmuşumdur: Yeni bir kimse ders alır, derse gelir, ilk zikrullaha katılır. Kendinden geçer böyle. Ve zikrullah bittiğinde hemen şunu söyler: ‘Ben Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem’i gördüm.’”

Bu, son derece önemli bir manevî müşâhededir. Tabiî bazı çevreler hemen şüpheye düşer: “Bir kısmı hemen ona defans yapar. Hani: ‘O bugün geldi, nasıl görür?’” Efendi hazretleri buna cevab olarak şu hakîkatı ortaya koyar: “Ben içimden derim ki: nasıl bir tövbe ettiyse Cenâbı Hak onun yıkadı içini dışını, ve o kimsenin gönül perdesini araladı, månå perdesini araladı, ve onu ilk zikrullah halakasında Peygamberi ile tanıştırdı. Bu muhteşem bir şeydir.”

Bu hâl şu hakîkati ortaya koyar:

  • Tövbenin samîmiyyeti — ne kadar derin yapıldı ki perde aralandı?
  • Allah’ın rahmeti — Furkân 70 âyetinin tatbiki, günåhların hayra çevrilmesi.
  • Halakai zikriyyenin nuru — halakaya inen sekîne ile manevî perdeler aralanır.
  • Hz. Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem’in vahdeti şuhûd — rûhâniyetinin halakai zikriyyeye teşrîfi.
  • Yeni gelene husûsî nimet — Cenâbı Hakk’ın hidâyete davet eden kimseye verdiği lutfu manevî.

Bu manevî müşâhededen şüphe etmek, Âyeti kerîmede zikredilen rahmetin sınırsızlığını inkâr etmektir. Cenâbı Hak “Ben kullarımın zanni üzereyim” (Buhârî, Tevhîd 35; Müslim, Zikr 21) buyurmuştur. Yeni dervîş Hak’tan hüsni zann ile bekledikleri ihsån ile karşılaşır.


700 Zikir Âyetinin Örtülmesi: Kur’an’ın Asıl Manasının Saklanması

Efendi hazretleri sohbetin ana mevzusunu açar: “Kur’an’da 700 tane zikirle alakalı âyeti kerîmeyi sakladılar. Şimdi ümmeti Muhammed’in önünde elinde birer tane meal. Meallerden Kur’an öğreneceğiz diye uğraşıyor.”

Efendi hazretleri yapılan çevirilerin çarpıklığını ortaya koyar: “O zikir âyetlerini Kur’anı Kerîm’in aslında zikir olarak geçiyor. Kimisi onu öğüt, kimisi onu kitap, kimisi nasîhat, kimisi orada bilmem ne. Nasıl bunu zikir kelimesinden uzaklaştırırız diye çırpınmışlar. Çırpınmışlar. 700 tane âyeti kerîmeyi örtmüşler Kur’an’da. 700 tane zikir âyetini örtmüşler. 6666’nın %10’u zikirle alakalı, örtmüşler.”

Bu, son derece önemli bir tahrîfi tercüme meselesidir. Asıl Arapça metinde zikr (ذكر) kökü geçtiğinde, çeviride bunun karşılığı:

  • Zikr — Allah’ı anma, hatırlama (asıl manası bu)
  • Öğüt — secondary anlam, ama dar (zikri ekberden uzak)
  • Kitap — Kur’an için kullanılır ama zikri ekberi gölgeler
  • Nasîhat — tavsiye manası, ama zikri kalbîyi siler
  • Hatırlatma — geç-er, ama tasavvufî derinliği yok
  • İbret — teleolojik, ama zikri dåimî manasından uzak

Çevirmen zikr kelimesini bilerek öğütnasîhat şekline çevirince, Allah’ı anma emrleri rasyonelpedagojik bir tavsiyeye dönüşür. Bu, ümmeti Muhammed’den zikrullah ihsâ-sının gizlenmesidir.

Efendi hazretleri suçluyu net olarak gösterir: “İlahiyatı, diyaneti, hıyaneti elbirlik etmiş. Hepsi de elbirlik etmiş. Zikirle alakalı 700 âyeti kerîmeyi örtmüşler. Ve Allah muhafaza eylesin, bu insanları Allah’ı zikirden uzaklaştırmışlar. Allah’tan da uzaklaştırmışlar.”

Burada söz konusu olan tarihî bir çarpıtma komplosudur. Kur’an’ın 700 zikir âyeti, sistematik şekilde modern çevirilerde örtülmüş; böylece müslümanlar zikrullaha karşı kayıtsız kalmıştır.


Ücretli Din Adamlığı: İmâmı A’zam ve Hz. Mevlânâ Modeli

Efendi hazretleri sohbette önemli bir tarihî kıyas yapar: “Benim suçladığım kimseler âlim sıfatıyla dolaşan ilahiyatçılar, diyanetçiler. ‘Biz âlimiz’ diyen din adamları. Ücretli ise din adamıdır o çünkü.”

Klasik İslâm tarihi ücretsiz dini hizmeti şehadet eder. Efendi hazretleri tarihî isimleri sıralar:

  • İmâmı A’zam Ebû Hanîfe (h. 80-150): Hanefî mezhebinin imâmı. Halife’den bir akçe almadı, bilakis Halife teklifini reddetti. Kumaş ticareti yapıp geçimini kendi sağladı.
  • İmâm Muhammed eş-Şeybânî (h. 132-189): İmâmı A’zam’ın talebesi. Ücret almadan ders verdi.
  • İmâm Serahsî (vef. h. 483): Hanefî fîkhı f-âkihi. Mebsût eserini hapiste yazdı, ücret almadı.
  • Hz. Mevlânâ Celåleddîni Rûmî (h. 604-672): Mevlevî tarîkatının pîri. Babasının hocalığı dışında resmî maaş almadı.

Efendi hazretleri keskin bir çizgi koyar: “İmâmı A’zam almadı, sen alıyorsun. Bir de Hanefî miyim diyorsun? İmâm Muhammed almadı, sen alıyorsun. Hanefî miyim diyorsun? İmâm Serahsî almadı, sen alıyorsun. Hanefî misin? Hazreti Mevlânâ ücret almadı. Sen nesin? Mevlevî miyim diyorsun? Kimden ücret alıyorsun? Kültür Bakanlığı’ndan.”

Burada keskin bir tasavvufi tesbît var: kültür bakanlığından maaş alarak Mevlevî olduğunu iddiå etmek, Hz. Mevlânâ’nın davasına aykırıdır. Hz. Pîr’in usulü: “Bî-yår mesöy bir nefes / Aşkı dervîş para gerekmez.”


Sema Kapısının Para Kapısına Dönüşü

Efendi hazretleri Mevlevî sema sünnetinin nasıl bürokratik bir para kapısına dönüştürüldüğünü eleştirir: “Yan Allah, dön Allah diyorsun. İki ilahi söylüyorsun. Paralar cıkka. Tabii. Bir de kanun çıkarıyorsun. Ee, semayı sadece onlar müsaade edecek. Yani sen kendi kendine sema edemezsin ya. Konya’dan müsaade alacaksın. Tabii ya, Konya’dan müsaaden, yoksa sema edemezsin.”

Semai serîf, Hz. Pîr’in vechi şerîfinden gelen tasavvufî bir hâldir. K-ulun Hak ile dönüp varlığı yok edercesine zikr edişidir. Ama günümüzde:

  • Sema, festival olmuştur — sahnede gösteri yapılır, seyirciye satılır.
  • Sema, ücretle bağlanır — bilet alınmadan girilemez.
  • Sema, monopolleşmiştir — sadece “resmî” gruplar yapabilir.
  • Sema, belirli mekanlarla mahdûd kılınmıştır — sema bir mekânın isteğine bağlanmıştır.

Efendi hazretleri Konya’dan sema ekibi getirmenin maliyetini şakacı bir üslûbla zikreder: “Sebep gideceksin onlara temanna edeceksin. ‘Semâya gelir misiniz?’ Tabii. Otel parası, yol parası, yemek parası, anasının gözü parası, gezme parası. Bir de yemek kirası, diş kirası. Ayrıca bir de harçlık vereceksin. Konya’dan şu anda buraya bir sema ekibinin gelmesi en aşağıdan 1 milyar.”

İşte bürokratik sema kapısı tarihî tasavvufi semadan ne kadar uzaklaşmıştır. Hz. Mevlânâ Konya’da iken sema yaptığında ne otel parası alıyordu, ne ücret. Bilakis Mevlânâ’ya sevdâlıler bütün ihtiyâ-cı kendi hesablarına görüyordu. Asıl sema bilet ile kapatılmış değil, gönülle açılan kapıdır.


Ücretsiz Tekkenin Mâruz Kaldığı Hücum: İftirâ Komplosları

Efendi hazretleri kendi tekkesinin niye sürekli iftiralarla muh-âtab kaldığını açar: “Neden bizim tekkeyi elimizden aldılar? Ücretsiz çünkü. Canları sıkıldı. Bize neden canları sıkılıyor? Ücretsiziz. Ücret yok. Buna çıldırıyor herkes zaten.”

Bu, tårihî bir hakîkattir. Para alan tekkeler ve tarîkatlar, ücretsiz hizmet eden tekkelere kıskanır-, tehlike olarak görür — çünkü alternatif modelin hepsini iflâ-s ettirir. “Eğer biri ücret almadan da yapabiliyorsa, neden biz alıyoruz?” sorusu kaçınılmazdır.

Bu sebepten ücretsiz tekke sürekli iftirâ komploslarına maruz kalır. Efendi hazretleri kendi başından geçenleri paylaşır:

  • İlk iftirâ — İran: “Bir ara benim arkamda İran vardı. Bunu annemin akrabaları söylediydi.” Tutmadı.
  • İkinci iftirâ — Suudi Arabistan: “Sonra başkaları da söyledi. Baktılar ki ben öyle değilim. Ardından Suudi Arabistan oldu.” O da tutmadı.
  • Üçüncü iftirâ — Hükümet: “Baktılar gene ben öyle değilim. Ardından dediler ki hükümet bunun arkasında. Ulan hükümet bizimizde boza pişiriyor.” O da tutmadı.
  • Dördüncü iftirâ — Belirsiz: “Baktılar o da öyle değil. Şimdi kim var arkamızda belli değil. Yakında onun da bir şey bulurlar.”

Bu iftiralar sırf ücretsizlik sebebiyle yağmur gibi yağmaktadır. “İllâ ki bir çıkarı vardır, illâ ki birinden destek alıyordur” çünkü iftirâ edicilerin kendileri öyledir, kendi gözleri ile gördüğünü herkesle aynı sanırlar.

Hz. Pîr Mevlânâ’nın tasvîri: “Karga gülü pis bilir; tavus altın atıklı zanneder. K-arihin niyeti, bakanın başında.”


Mü’mine Düşen: Allah’ın Rahmetine S-ığınmak ve Zikre Devam

Efendi hazretleri sohbetin dersini beyån eder: Allah’la kim yarışacak ki? Cenâbı Hakk samîmî tövbe eden kimsenin günåhlarını hayra çevirir; halakai zikriyyede bulunan dervîş Hz. Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem efendimizi görebilir; bu Cenâbı Hakk’ın mubâh kıldığı bir nimettir, kimsenin engellemeye yetkisi yoktur.

Mü’mine düşen şu üç vazifedir:

  • 1. Tövbe: Samîmî, kalpten, geri dönüşle. Furkân 70 emrinin tatbiki.
  • 2. Salih amel: Namazoruçzekâthac, ücretsiz hizmet, halkai zikriyyeye iştirak.
  • 3. Zikrullah: Çokça, hasnedirmiş bir tek emir gibi (Ahzâb 41).

Bu üç vazifeyi yapan dervîş, ne çevirilerde örtülü-len 700 zikir âyeti tehdîdi altında, ne de iftiralar tehdîdi altında geriletilmez. Bilakis Cenâbı Hakk’ın husûsî ihs-â-nına mazhar olur. Hz. Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem’in rûhâ-niyeti onu uyarır, sekîne iner, rahmet kuşatır, melei âl-â’da zikrolunur.


Bibliyografya

  • Kur’ânı Kerîm: Furkân 25/70 — Tövbe, iman ve sålih amel ile günåhların hayra çevrilmesi
  • Kur’ânı Kerîm: Zümer 39/53 — “Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin; Allah bütün günåhları affeder”
  • Kur’ânı Kerîm: Ahzâb 33/41-42 — “Allah’ı çokça zikredin”
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/152 — “Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim”
  • Kur’ânı Kerîm: Hicr 15/9 — “Bu Zikri Biz indirdik, Biz koruyacağız” (Kur’an = Zikr)
  • Kur’ânı Kerîm: Ankebût 29/45 — “Velezikru’llâhi ekber”
  • Kur’ânı Kerîm: Tâhâ 20/14 — “Beni zikretmek için namaz kıl”
  • Kur’ânı Kerîm: Niså 4/103 — Namazdan sonra ayaktaotururkenyanüstü zikr emri
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Tevhîd 35; Müslim, Zikr 21 — “Ben kullarımın zanni üzeriyim”
  • Hadîsi Şerîf: Müslim, Zikr 38 — Halakai zikriyye etrafında meleksekînerahmet ihâtâsı
  • Hadîsi Şerîf: Tirmizî, Da’avât 4 — Cemaatle zikrin günåhları silmesi
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavåt 66 — “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir”
  • Hz. Mevlânâ Celåleddîni Rûmî: Mesnevî-i Şerîf“Bî-yår mesöy bir nefes”; aşk dervîş para gerekmez
  • Hz. Mevlânâ: Dîvånı Şems — Semayı tasavvufî, gönülle açılan kapı
  • Hz. Yûnus Emre: Dîvån“İlim hakka davet içindir / Ücretle olmaz, ihsân olur”
  • Şeyh Necmüddîni Kübrâ: Risâletu’l-Hâim — Müridin halakai zikriyyede manevî müşâhedeleri
  • Şeyh Şihåbüddîn Sühreverdî: Avårifu’l-Maårif — Zikr meclislerinin tasavvufî hassası
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî: Fütûhâtı Mekkiyye — Hz. Peygamber’in rûhâniyetinin müşâhedesi
  • İmam Gazzålî: İhyåu Ulûmi’d-Dîn — Mü’minin tövbesinde Cenâbı Hakk’ın rahmeti
  • Hâce Bahåeddîn Nakşbend: Risâlei Bahâiyye — Halakai zikriyye âdâbı, ücretsiz tekke usûlü
  • İmâmı A’zam Ebû Hanîfe: Tarihî kayıtlar — Hilâfetin maaş teklifini reddi, ticaretle geçim
  • İmâm Serahsî: el-Mebsût — Hapiste yazılan eser, ücretsiz dini hizmet örneği
  • Tefsîr: Fahreddin Råzî, Mefâtîhu’l-Gayb — Furkân 70 tefsîri
  • Tefsîr: İsmâîl Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyån — Zikir âyetlerinin tasavvufî yorumu

Sohbetin Tasnîfi

Bu sohbet bir zikir âyetlerinin saklanması ve ücretsiz dini hizmetin hücûma maruz kalması sohbetidir. Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Furkân 70 ile başlayıp samîmî tövbe ile günåhların hayra çevrildiğini, halakai zikriyyede yeni dervîşlerin Hz. Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem efendimizi müşâhede edebileceklerini beyån etmiş; Kur’an’daki 700 zikir âyetinin “öğüt, kitap, nasîhat” diye tahrîfi tercüme ile örtüldüğünü, ilahiyatdiyanet elbirliği ile ümmetin zikrullahdan uzaklaştırıldığını ortaya koymuş; ücretli din adamlığını İmâmı A’zam, İmâm Muhammed, İmâm Serahsî, Hz. Mevlânâ örnekleriyle eleştirmiş; semai serîfin bürokratik para kapısına dönüştürüldüğünü vurgulamış; kendi ücretsiz tekkesine yöneltilen iftirâ komploslarını (İran, Suudi Arabistan, hükümet) zikretmiştir. Sohbet baştan sona Cenâbı Hakk’ın rahmetinin sınırsızlığı ile beşeri tahrîfiftirâ komploslarının yetersizliği ekseninde bir beyåni hak-îkattir.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı | Video: YouTube’da izle | Seri: Zikrullah Sohbet Serisi