Soru — Zikir Nedir? Sûfîlerin Tanımı, Kur’ân-ı Kerîm’de Üç Yüze Yakın Zikir Geçişi ve Vakitsiz İbâdet
emen üç beş dakika bir sorusu olan varsa canını sorsun inşâallâh. Sor Salim. Zikir nedir? Zikir hakikati nedir? Allâh’ı çok zikredin, Allâh’ı sil sil zikredin, Allâh’ı çok zikredin. Veya ründeki âyetler bize ne yapsın? Allâh râzı olsun. Kıza bir soru sorun dedim. Salim bizim cidlik soru sordu. Evet. Zikir nedir? Sûfîlerin anladığı zikir, Cenâb-ı Hakk’ın esmâ ve sıfatlarının isimlerini devamlı olarak tekrar etmektir. Ama zikir denilince Kur’ânî deyimle kapsadığı alan çok geniştir. Yaklaşık dilin türevleriyle beraber üç yüze yakın yerde Kur’ân-ı Kerîm’de zikir kelimesi geçer. Üç yüze yakın. Tabi âlimler oturmuşlar. Bunun normalde nerede, hangi âyet-i kerimelerde geçiyor ve geçtiği âyet-i kerimelerde mânâ ne?
Bunların üzerinde çalışma yapmışlar. Tabi bu çalışmaların neticesinde, örneğin Kur’ân-ı Kerîm’de zikir. Kur’ân-ı okumak da zikir. Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine tâbi olmak da zikir. Duâ da zikir. Duâ, bildiğiniz duâ. Hatırlatma zikir. Anma zikir. Kur’ân-ı Kerîm’de geçen tabirler, ben çünkü bu konuda çok böyle tafsilatlı bu konuya ayrıyeten girilebilir ama böyle kısa kısa geçeyim. Bir de bizim bu iştigâl ettiğimiz Allâh’a zikir. Beni zikredeyim, ben de sizi zikredeyim. Allâh’ı sabah akşama çokça zikredin. Allâh’a az zikredenler münafıklardır. Ancak münâfıklar Allâh’ı az zikrederler. Bu âyet-i kerimeler ise bizim günlük virtlerimizle alakalı ve zikirlerimizle alakalı olan âyet-i kerimeler.
Tabi normalde bu böyle yaptığımız zikrullâh, fiiliyat olarak, eylem olarak yaptığımızı bir kısmı böyle sırf bundan uzaklaştırmak için, bunu kötülemek için işte öyle tüfelelerler. Kur’ân da zikir veya namaz da zikir örneğin derler. Oysa bunu böyle söyleyenler kasıtlı konuşuyorlar. sûfîlerin yapmış olduğu veya ta kadim bir ibadet olan Ahdem’den itibaren kadim bir ibadet olan Allâh’ı zikretmeyi. Ama Lâ ilâhe illâllâh de, ama Allâh de, ama Rahman de, ama Cenab-ı Hakk’ın normalde sıfatlarını, değişik esmâlarını söyle. Bu kadim olan bir ibadet, Muhammedilerle başlamış olan bir ibadet değil. Bu bütün inanışlarda kadim bir ibadet. Bugün gidin Tibet keşişlerine, onlar da Allâh’ı zikrederler kendilerince.
Hindlilere gidin onlar da Allâh’ı zikrederler. Tavvaya gidin onlar da Allâh’ı zikrederler. Kendilerince bir Rab inanışları var, o Rab’ı zikrederler. Hristiyanlar da Allâh’ı zikrederler. Yahudiler de Allâh’ı zikrederler. Allâh’ı zikretmeyen bir inanış, bir topluluk yok. Ama herkes kendince, kendi lisanınca, kendi dilince, kendi Rab anlayışınca Allâh’ı zikreder. E şimdi böyle olunca tabi zikrullâh dairesi çok kapsamlı Kur’ân-ı Tâbir ile baktığımızda. Bunların tafsilatlarını biz Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nden de görüyoruz. Mesela kim Subhânallâhi ve bi-hamdihî Subhânallâhi’l-Azîm der ise cennette onun adına bir hurma ağacı dikilir. Hadîs-i şerîf, eşinin Subhânallâhi ve bi-hamdihî Subhânallâhi’l-Azîm.
Bu normalde bir zikir. Kim La ilâhe illallah der ise benim kal’ama sığınır. O kal’a-i emniyetin kal’asıdır. Hadîs-i Kudsî. O zaman kim günde 70.000 tevhîd okursa şu kadar sevabı olur. Kim günde 100 def’a Lâ ilâhe illâllâh derse bu kadar sevabı olur diye birçok hadîs-i şerîf var. Böyle olunca demek ki bizim yaptığımız zikrullâh da ayrı bir ibadet. Ki normalde terk edilmesi mümkün olmayan ibadetlerden birisi. Çünkü İslâm dîninde bütün ibadetlerin vakti zamanı ve ibadetten öncesi belli ritüellere bağlıdır. siz namaz kılacağınız zaman abdest almak zorundasınız. Aynı zamanda hangi vaktin namazını kılacaksanız o vakti beklemeniz gerekir. Vakte bağlıdır. Örneğin siz öğlen kerâhet vaktinde, sabah kerâhet vaktinde, akşam kerâhet vaktinde siz normalde nafile namaz kılamazsınız.
Akşam kerâhet vaktinde evet, ikindinin farzını kılabilirsiniz. Öğlen kerâhet vaktinde namaz kılamazsınız. Sabah kerâhet vaktinde de namaz kılamazsınız. Ama zikrullâh yapabilirsiniz. Sünnet de sabit. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri sabah kerâhet vaktinde Allâh’ı zikrederdi. Öğlen kerâhet vaktinde Allâh’ı zikrederdi. Akşam kerâhet vaktinde Allâh’ı zikrederdi.
Tarîkat Kavramının Genişliği: Sûfî vs Mason-LGBT-Komünist-Lâik-Kemalist-Profesör-Asker Tarîkatları
Tabi Allâh’ı çokça zikredin. Âyet-i kerimelerin karşılığında da ulemanın, âlimlerin hepsinin de ortak bir tefsiri var. Bu da ne? Başka bir âyet-i kerîme de siz otururken, ayaktayken, yanınızın üzerine yatarken Allâh’ı çokça zikredin âyet-i kerimesini, bunu tefsir olarak kullanırlar. Derler ki bu Allâh’ı çokça zikretmenin, bu âyet-i keriminin tefsiri ancak bir kimse otururken, yanının üzerine yatarken, ayaktayken Allâh’ı zikrederse Allâh’ı çokça zikretmiş olur diye beyan ederler. Tabi bu Allâh’ı çokça zikredenin bir de şeyi yok, sınırı yok. Nasıl sınırı yok? Bir kimse bütün gününü zikrullâh ile geçirse, başka hiçbir şey yapmasa, namaz kılsa, zikir yapsa daha ileri konuşayım hatta o kimse dünya işini de bıraksa, çalışmasa.
Ama hiç kimseden hiçbir şey istememiş olsa, hadisi kutsinde diyor ki ben o kulumun bütün ihtiyaçlarını bizzat iyi karşılarım. Zikrullâh bu kadar ehemmiyetli bir ibadet. Bu kadar çünkü Allâh’ı zikir en büyük iştir. Ankebût 45. Demek ki Allâh’ı zikir en büyük iş. Tabi onu normalde namaza bağlamaya çalışıyorlar, yok. Âyet-i keriminin arkasından önünde namaz insanı kötülüklerden alıkoyar. Ama Allâh’ı zikir de en büyük iştir diye âyet-i kerîme devam eder. namazla zikrullâh’ı ayırır. Bakın namazla zikrullâh’ı ayırır. Tabi kasıtlı bu konuya değinmek isteyenler namazı en büyük ibadet der değil. Tabi bu son dönem çıktı bunlar, bu kasıtlı olanlar son dönem çıktı. normalde bir kimsenin sûfî yolunda gitmesini istemiyorlar.
Bakın tarîkat demiyorum, sûfî. Neden tarîkat kelimesini kullanmıyorum? Sûfîlik kadim bir yoldur, âdemden itibaren devam eder. Tarikat denilince işin içerisine çok tarikatlar giriyor. Musevîlerde tarikatları var, Îsevîlerde tarikatları var. Masonlar da bir tarîkat, Alevîler de bir tarîkat. Türkiye’deki Alevîler farklı biliyorsunuz. Onlar da kendilerini bir tarîkat olarak nitelendiriyorlar. Böylece çok tarîkat var. Ben hatta uyuşturucuları bir tarîkat, ondan sonra içki, kumar, fuhuş, LGBT’ciler bunların hepsi de ayrı ayrı bir tarîkat. Biz tarîkat denilince hemen dini bir oluşum gibi algılanıyor, değil. bir tarîkat illaki dini bir oluşum olacak diye bir kaide yok. Sabataistler var, onlar da bir tarîkat. masonlar var, ayrı bir tarîkat.
Kabbalacılar var, ayrı tarîkat. Örneğin Şîa’nın içerisinde farklı farklı fraksiyonlar var. Onlar da tarîkat, ayrı ayrı. öyle olunca mesela örneğin müstakil iş adamları, dernek diyoruz değil mi? Tarikat onlar da. Türkiye’de de öyle çok tarîkat var. Mesela içkiyle alakalı bir mesele oluyor. Bütün içkiciler ayağa kalkıyor değil mi? Tarikat, adamlar kendi tarikatlarını kendi yol, tarîkat yol demek çünkü. Tarik yol. Tarik demek yol. Lâiklik da bir tarîkat örneğin. Türkiye’deki Kemalistlik bir tarîkat. Hatta Kemalistliği daha önce din olarak da algılayan olmuş. Demişler ki Peygamber Mustafâ Kemâl mi? Atatürk. Onu da diyenler olmuş. O da bir tarîkat. aslında Türkiye tarikatlar bolluğu, zenginliği var.
Çok çeşidi var. Ben o yüzden tarîkat demekten uzaktırıyorum. Öyle dediğinde çünkü çok tarîkat var. Örneğin LGBT’ciler. Tarikat, bir parti tarîkat. Hatta partiler mevcut tarikatlardan daha şedîd, daha keskin, daha ceberût bir tarikatlar. siz bir partinin genel başkanına laf söyleyebilir misiniz? Eleştirebilir misiniz? Onun önünde tartışabilir misiniz? Onun önünde herhangi bir böyle partinin tüzüğüne, osuna busuna aykırı davranabilir misiniz? Veya o partinin genel başkanına rağmen bir şey yapabilir misiniz? Hayır. Onlar daha ceberuttur. Onlar da bir tarikattır. Hiçbir şey diyemezsiniz. Hiçbir şey söyleyemezsiniz. Adı tarîkat değil bunların. Ama işlevleri bir tarikattan daha şedîd. örneğin tıp fakültesine gidiyorsunuz.
Cerrahlar bir tarîkat, dahiliyeciler bir tarîkat. Örneğin ne bileyim, nöroloji, dâhiliye, dâhilî, dâhilî. Hepsi de bir tarîkat. Onların başında bir tane bölüm başkanı, dekan mı diyorsunuz ona? Ne diyorsunuz bölüm başkanlarına? Bölüm başkanı, profesör, hoca. Bir yürüyor arkasında kırk elli kişi birden yürüyor. Bir onun yanındaki doçenti olsun, asistanı olsun, ona hayır deme lüksü var mı? Yok. Perperijan ediyor. Çok yakından tanıdığım Yaman Tokat vardı. Bir yürüyordu arkasından kırk elli kişi yürüyordu. İzmir’de Ege Üniversitesi’ne dedim, hocam siz tarîkat şeyhleri böyle değil dedim. Sen dedi bir yürüyorsun arkandan alem yürüyor sanki. Hiç kimseye cevap vermiyor. Ağzına koyuyor bir tane çubuk bir şey.
Ne o çikolata? Çikolata yemiyor adam. Soruyorsun bir şey, öyle bakıyor. O sadece bakıyor sana. Bana öyle yapmadı da millet geliyor. hocam şöyle böyle bakıyor sadece. Bakışı yetiyor zaten. Bunların hepsi de tarîkat. Askeriye bir tarîkat. Sen Genel Kurmay Başkanı’na bilah söyleyebilir misin? Veya bir ordu komutanına veya bir kolordu komutanına veya bir albaya söyleyemezsin. Mümkün değil. Eleştiremezsin. Bunu neden yapıyorsun diyemezsin. Bakma bunların hepsi de Sünnî tarikatlara saldırır. Siz koyun gibisiniz. Yok siz kuzu gibisiniz. Yok siz şöyle. Bizim burada öyle değil. Bugün ben şeyhim diyen adamın esamesi okunmaz.
Sûfîlere Saldırı, Câmi-Tekke Zikir Tartışması, Müftünün Cuma Hutbesi ve Müslüman Prototipi Dayatması
Kimse dinlemez bile. Herkes dinliyormuş gibi yapar. Sen kalkacaksın şimdi bir profesörü dinliyormuş gibi yapacaksın. Sana bu dosyayı böyle yap diyecek. Sen onu yapmayacaksın. Bu mümkün değil. Veya hatta masonlar 33 derecedir. Üstadı azam olmuş. Sen onun sözünü yerine getirmeyeceksin. Sen onu yerine getirmeyeceksin. Lime lime seni kıyma makinesinden geçirir. Sen kalkacaksın. bir partinin genel başkanına bayrak açacaksın. Sen yeryüzünden silinirsin ya. Tabii bunların hepsi de topladığında hepsi de tarîkat. Hepsinin bir zikir sistemleri var. Bir disiplin sistemleri var. Ben o yüzden tarih biz tarikatız demiyorum. Böyle bir şeyden korktuğumdan filan değil. diyorum ki yok gerçekten Türkiye’de diyor bu manada dini ibadet açısından Sünnîlerin içerisinde tarîkat yok.
Kim varsa gelsin tartışalım. Yok. Biz o yüzden sûfî bir topluluğuz. Bizim yolumuz sûfî bir yol. o sûfîlerin normalde oturup Allâh’ı zikretmelerini istemiyorlar. Böyle olunca var güçleriyle onlara saldırıyorlar. Onların bu konuda zikir halakalarını bozmaya, onların zikirlerini fesada uğratmaya çalışıyorlar. Ama normalde biz buna sûfî bir topluluk demesek, diyelim ki Allâh dostları topluluğu desek, onlar gene saldıracaklar bize de. Ama onlar çünkü bu dediğim bu sünni sûfî toplulukların veyahut da sûfîlerin haricindeki bütün tarikatlar toplanmışlar. Bu sufilere saldırıyorlar. Bakın hepsi de bir tanesi iki tanesi değil. çarşı her şeye karşı bütün tarikatlar toplanmış. Böyle bir avuç sûfî toplulukla uğraşıyorlar.
Tabii bunların hepsi de bakın. Diyorlar ki siz oturup zikrullâh yapmayın. Siz toplanıp Allâh’ı zikretmeyin. Neden? Bunların hepsi de şeytânî çünkü. Çok mağır oldu ya. Hafif oldu. Bu sûfî tarikatların dışındaki saydığım tarikatların hepsi de şeytani, tâğûtî, küfrî. Hepsi de. Çünkü hiçbirisinin temelinde Kur’ân Sünnet yok. Saydıklarımın içinde. Hepsilerinin hepsinde kendilerine göre bir yolu var. Kendilerine göre bir kitapları var. Kendilerine göre bir peygamberleri var. Kendilerine göre bir üstatları var. Mesela üstat demek yasak değil mi? Yok değil. Kime yasak? Sufilere yasak. Mesela hazinede bir müfettişe üstat diyorlar mı? Diyorlar. Maliyede bir müfettişe üstat diyorlar mı? Diyorlar. Sağlıkçılar, hocam, üstat diyorlar mı?
Diyorlar. Bizim Doktor Abdullah bile diyor ki, ya Doktor Bey diyeceksiniz diyor ya hocam diyeceksiniz diyor. Haklı. Bizim Fatih Bey de veriyor gazı. Evet diyor, cerrahlar diyor, önemli diyor. Gürcan sana hiç üstat diyorlar mı, hoca diyorlar mı sana? Bak mesela adam şey ne o? Beden eğitimi öğretmenliğinden çıkma. Ama diyor ben kim, hocalık kim, üstatlık kim diyor. Bizim lakabımız yok. Senden aynıyız biz sıkıntı yok Gürcan. Allâh râzı olsun. Sen benden sin, ben de sendenim merak etme. Şimdi bakın bu sıraladığım bu tarikatlardan hiçbirisinin başındaki üstat de, hoca de, ondan sonra ne dersen de onları dinlememezlik edemezsiniz. O yüzden o tarikatları komple sıraladık, başka bir yere koyduk. Biz bir sûfî topluluğu.
Sûfî topluluklar Allâh’ı severler, Resulünü severler, Allâh’ı çok zikrederler. Kur’ân ve Sünnet’e tabi olup Allâh’a yakın olmayı isterler. Ama biz o az önce söylediğim âyet-i kerimeler ışığında Allâh’ı çok zikretmeye çalışırız. O yüzden günlük virtlerimiz vardır. Günlük virtlerimizin haricinde tevhid çekeriz. Değişik kardeşlerin görmüş olduğu rüyalara binaen onlara değişik esmâlar veririz. Onlar o esmaları çekerler, esmâsı olan esmâyı çeker, esmâsı olmayan tevhîde devam eder. Böylece Allâh’ı çok zikrederiz. Ama normalde sıraladım Kur’ân-ı Kerîm okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek, cihâd etmek. Bunların hepsi de zikrin içinde. Mesela öyle zikir yok diyenler evet cihâd da zikir desen hadi yürü cihada yok.
Sen buna karşı çıkıyorsun, ona da karşı çıkıyorsun. Öyle zikir yok namazdır zikir iyi. Hadi sabaha kadar namaz kıl öyle ya. Allâh’ı çokça zikredin demiş. Allâh’ı çokça zikredin, gece gündüz zikredin demiş âyet-i kerimede. Namaz zikir mi? Evet gece gündüz namaz kıl hadi. Hadi gece gündüz namaz kıl. Kur’ân-ı Kerîm okumak da zikir tamam. O zaman gece gündüz zikir demiş hadi otur. Gece gündüz Kur’ân-ı Kerîm oku. Sabah akşam dediğinde günü tamamlıyor. Sabah akşam 24 saat oluyor. Gün tamamlanıyor. Eee hadi gel sabah akşam Kur’ân-ı Kerîm oku. Hiç dilinden düşürme. O da zikir. Yok onların dertleri bu değil. Onların dertleri ne? Böyle toplanıyorsunuz Allâh’ı zikrediyorsunuz. Bunu istemiyor. Toplanmayacaksınız.
İslâm cem’ toplanma dini. Ama toplanmayacaksın. Sen alternatif bir toplantı oluşturuyorsun burada. Toplanacaksan camide toplanacaksın. E camide zikredelim hayır. Câmi namaz kılma yeri. Zikir tekkede olur diyor. Kim diyor bunu? Mühdü diyor. Ne zaman diyor? Mustafâ Özbağ ulu câmide zikrullâh alakası çevirip ulu câmide zikrullâh yaptığı zaman cuma hutbesinde diyor. Cuma vaktinde. Câmi cema olan yer bırakın müsaade edin. Biz namaz vakitlerinin haricinde orada Allâh’ı zikredelim. Kandilde mandilde biz orada gittik mübarek günde birkaç orada zikrullâh yaptık. Hemen çıktı vâiz vurmuş müftüsü o günün. Dedi ki zikir tekkede olur dedi. Câmi de olmaz dedi. Biz camiye gidiyoruz. Câmi zikr kabul etmiyorsunuz.
Kendi aramızda toplanıyoruz. Orada toplanmayın. Orada da toplanmayın. Ne yapacaksınız? Ne yapalım? Yok. mevcut sistemin istediği Müslüman prototipi olacaksın. Gideceksin beş vakit namaz kılacaksın. Uyuyacaksın orada çıkacaksın. Böyle bir Müslüman prototipi. Öyle kalkıp da böyle sistemle, onla, bunla, böyle oraya buraya sataşma olmayacak. Sen ne öyle Âyet-i Kerîme’ye, Sen ne öyle Âyet-i Kerîme’leri okuyorsun, Âyet-i Kerîme’leri anlatıyorsun, Sen ne öyle Hadîs-i Şerîf’leri okuyorsun, anlatıyorsun. Öyle şey söylemeyeceksin. sen, Sana ne ya? Sen otursan oturdun yerde. Neymiş de sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidinizmiş. Neymiş de hiçbir peygamber, hiçbir ümmetten din karşılığında ücret istememiş.
Eee siz namazı ücret istiyorsun diyorsun. Namazı diyorsun, milletin döner çarkına çomak sokuyorsun. Sen zikrini âdetâ doktor yapmıyorsun.
İmâm-ı A’zam Fıkhı: Namazdan Ücret Yasağı, Diyânet İlişkisi ve Serahsî’nin Kuyusunda Yazdığı Mebsût
Zikir ehli demek, onların anladığı o. Git evinin köşesinde et diye süt diye karışma. Millet malı hamudunla götürsün. Sen de sus. Sen orada normalde kendi kendine ört kafandan aşağıda bir tane battaniye. Dünyada ne oluyormuş? Fuhuş ne kadar artmış? Uyuşturucu ne kadar artmış? Zalimlik ne kadar artmış? Hukuksuzluk ne kadar artmış? Rüşvet ne kadar artmış? Bir Bursa’da uyuşturucu kullananlar 500 bini geçmiş. Fuhuş yapanlar 1 milyona geçmiş. 1.5 milyonu bulmuş. kumar oynayanlar devlet eliyle kumar oynanıyormuş. Ya bunları normalde ne amma dile getiriyorsun sen? Mustafâ Özbağ, sen bir garipsin ya. Bunlar ne amma dedi? Sûfîyeye yakışıyor mu bu? Allâh Allâh! Bırak millet rüşvedi hamuduyla yesin. Bırak ihalelerde yolsuzluk yapıyorsa yapsınlar.
Adaletsizlik diz boyumuş olsun. Sen ne onlara dil uzatıyorsun? Kıl beşi bitir işi. Siz de gelip Mustafâ Özbağ’ın rüyasında görüp ders alıyorsunuz. Tehlikeli mecralara giriyorsunuz. E biz normal bir sûfîlik yaşamıyoruz biz. Biz illaki Hallâc-ı Mansûr gibi gözümüz darağacında. Biz Nesîmî gibi bizim gözümüz başka yerde. Gelin derimi yüzün diye inadı ne gidiyormuşuz gibi. Bizim anladığımız sûfîlik o. Ama sen kalk yıllar sonra İmâm-ı A’zam’ın fetvasını söyle. Ya namaz kıldırmaktan dolayı ücret almak caiz değildir. sen namazını kalkıp da dillendiriyorsun. Yeni fıkıh kitaplarının o ilmahallilerde hiç böyle bir şey yok. E sen yeni ilmahalliler okusana. Gidiyorum dikine dikine inadı ne. İmâm-ı A’zam ne demiş el ihtiyara bak.
İmâm-ı A’zam ne demiş el-Hidâye’ye bak. İmâm-ı A’zam ne demiş git Dürer’e ve Gurer’e bak. Git İbn Âbidîn’e bak. E buraya baktığın zaman İmâm-ı A’zam’ın fıkıhı ayrı. Örneğin bugün günlere benzemiyor hiç. E biz de sûfîyiz ya hadîs-i şerifte var ya siz ilklerin yoluna uyun. İlklerin yoluna o zaman fıkıhta kime uyacağız ilklerin yolu daha geçen İmâm-ı A’zam’a uyan. Fıkıhta İmam’ın babası o. İmâm-ı Şâfiî de ondan sonra İmâm-ı Mâlik de ondan sonra İmâm-ı Hanbel de ondan sonra diğerleri ondan sonra. Fıkıhın babası kim? E İmâm-ı A’zam. Aa İmâm-ı A’zam’ın fetvası konuşuluyor. Kaç yıl sonra yüz yıllar sonra ne? bir iktidar zalimse o devrilebilir. Fetva kimden? İmâm-ı A’zam’dan. Allâh. Abbasilerden önceki neydi?
Emevîlerin yıkılmasına fetva veren koca imam. Bizzatî fetva vermekle de kalmamış. Yıkmak için mücadele etmiş parasını pulunu harcamış. İmâm-ı A’zam zengin. İmâm-ı A’zam tüccar imamlardan birisi. Tüccar tekstil işi yapıyor. Bez alıp satıyor. Ben imamım deyip de kenarda oturup fetva satmıyor. Dikkat edin. Ben imamım deyip kitap satmıyor. Dikkat edin. Kendisinin oturup yazdığı bir kitap yok. el-İhtiyâr talebelerinin notları. E sonradan İmâm Muhammed de öyle. Devlette bunlar bir de vazife almamış. O zaman için şey… Ya neden Abbasilerden önceki devleti hatırlatmak istemiyor ki Allâh bana? Emevvileri hatırlatmıyor bak bana ya. Enteresan bir şey. bir insan bir şeyi unutturunca unutturur. Enteresan bir şey. bir insan bir şeyi unutturunca unuttum demeyin.
Unutturuldu deyin diyor. Emevviydi deyi unutturuyor. Mesela Emevîler demişler ki gel bugünkü tabirle Diyânet Başkanı ol. Demiş ki yok. Ben olmam. Evet. Olmamış. Emevîlerin yıkılmasına fetva vermiş. Abbâsîler gelmiş. Abbâsîler demişler ki gel imam ol. Olmamış. Emevîlerin yıkılmasına fetva veren İmâm A’zam, Abbasilerin zulmüyle şehit olmuş. O şehit olduktan sonra İmâm Muhammed’e gelmişler Abbâsîler. Demişler ki gel. Senin de sonun böyle olmasın bak ondan sonra. Diyânet İşleri Başkanı ol. Olmamış İmâm Muhammed. Kim olmuş? Öbür talebesi İmâm Yûsuf olmuş. Ben İmâm Yûsuf’a çok katılmam ya bundan dolayı. Derim ki o İmâm A’zam’ın izinden gitmemiş. Kendince bir ictihâd yapmış. Gitmiş oraya oturmuş Diyânet İşleri Başkanı olarak.
Ondan sonra kime gitmişler? Serahsî’ye gitmişler. İmam Yusuf vefat ettikten sonra Serahsî demiş ki ben İmâm A’zam’ın yolundayım. Ben Diyânet İşleri Başkanı olmam. Kuyuya hapsetmişler. Kuyuya. Bildiğiniz kocaman bir çukur bir kuyu kazmışlar. Merdiven yok hiçbir şey yok. İçine hapsetmişler. İmam Serahsî. Mebsût’u 30 iş cilt. Mebsût’u imam Serahsî kuyunun içinden ezberinden talebelerine yazdırmış. Serahsî Mebsût’u oturup kenarda yazmamış. Sen şimdi kimin yolundan gidersin? İmâm Â’zam, İmâm Muhammed. Serahsî’nin yolundan mı gidersin? Yoksa gidip devlete yalakalık yapan, devletin yancısı yalakacası olmuş olanların peşinden mi gidersin? Benim şeyim ne o? Büyüyem onları kaldırmıyor. Kaldırmayınca ben gidiyorum İmâm Â’zam’a.
Oradan İmam Muhammed’e gidiyorum. Oradan Serahsî’ye gidiyorum. El-Hidayiye’ye gidiyorum. Dürer ve Gurer’e gidiyorum. İbn Âbidîn’e gidiyorum. Allâh’a hepsinde ortak şu. Namaz kıldıran bir kimse maaşta namaz kıldıramaz. Aldığı maaşça aiz değildir. E Diyânet beni sever mi şimdi? Böyle bir Sûfî topluluğu severler mi? Sevmezler. Bir de bangır bangır bağırıyorum. Diyenin geçim yapmayın. Diyenin geçim aracı yapmayın. Milletten para toplamayın. Milletten para istemeyin. Dilenmeyin. Mü’min dilenci değildir. Dilencilik. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yasaklamış. İslâm’da dilenmek yasak. Dilencilik yok İslâm’da. Çok naçar kalırsan diyor. Çok naçar kalırsan. Gidin bir temiz yüzünden, sâlih bir kimseden bir şey isteyin diyor.
Sûfîler de bunu nerede bu hadîs-i şerîf? Sûfîler de bu hadîs-i şerîfi nasıl yorumlamışlar? Açmış Sûfî büyüklerinden birisi. Baktım demiş. Cenâb-ı Hakk’a diyor. Senden daha temiz, senden daha güzel bir yüz görmedim ki. Bir başkasından isteyeyim. E bakın. Ondan daha temiz. Ondan daha güzel yüzlü birini bulduysanız, bana da söyleyin ben de gideyim ondan isteyeyim. Ben ondan daha temizliğini, daha güzelini görmedim. E şimdi öyle olunca, o da olmadı, uymadı. E tabii bu Sûfî toplulukları bir şekilde dığıtması lazım. Dığıtmamız lazım bunları. Bak bugün Türkiye Komünist Partisi’nin de açıklaması var. Yeni bir mail adresi kurmuşlar. Demişler ki, tarikatlar sizin ensenizdeyiz. Alkışladım, helal olsun dedim.
Birisi tarikatların ensesinde. Haydi hemen sıraladım. Alevi, Sünni tarikatlar, Masonlar, LGBT’ciler, şunlar, bunlar. Korkun dedim, geliyor TKP’liler. Ben tarîkat olmadığımdan ben rahatım, sıkıntım yok. Tarikatlar düşünsün, para toplayanlar düşünsün. Canvi inşaatları bitmeyen, tekke inşaatları bitmeyen, Kur’ân-ı Kerîm hafızlık kursları bitmeyen, o kurslara para toplayan, para dilenen, o kursların üzerinden geçinenler düşünsün. Bak ne kadar rahatım. Birisi desin ki, bugüne kadar sen bizden bir şey istedin. Elini kaldırsın. Bu kadar rahatım bak. 1990’da geldim buraya. 1991’de değil mi?
Dilencilik Yasağı, Sûfî’nin Yalnız Allâh’tan İsteyişi ve TKP’nin «Tarîkatlar Ensenizdeyiz» Açıklaması
Ne zaman ders aldın? 1991’de ders aldım. Hüseyin Aga ilk dervîşlerden. Bak Adnan Hoca da burada, o da ilk dervîşlerden. Desinler ki, sen de bir şey istedin. Desinler ki, sen bizden sohbet için, zikrullâh için bir şey istedin. Ne kadar rahatım değil mi? Ne kadar büyük özgürlük değil mi? Desinler ki bir tane CD sattın, sohbet CD’si. Desinler ki dergi çıkardın, dergi sattın. Desinler ki sen bir kitap çıkardın, kitap sattın. Ben ucuzdan bedavayım. Ya da tersinden bakın bedavadan daha ucuzum. E şimdi benim gibi bir insanı isterler mi? Sizin gibi bir insanı isterler mi? O yüzden bu sûfî topluluklarının, bizim gibi olanların, Nesîmî gibi ya derilerinin yüzülmesi lazım. Ya Hallâc gibi, önce çaprazlama kesip, ondan sonra asıp, yine hınçlarını alamayıp yakıp, külünü Dicle’ye atmaları lazım.
O yüzden bizim yaptığımız zikrullâh batar herkese. O yüzden bunun da herkes aleyhine konuşur. Aleyhine konuşur. Âyet-i kerimelerimi üç beş kuruşa paraya pahaya çarpıtmayın. Âyet-i kerimesini bildikleri halde heva ve heveslerinden dolayı âyet-i kerimeleri çarpıtırlar. Gerçek manasını söylemezler. Evet, o münâfıklar Allâh’ı az zikrederler. Ve Allâh’ı zikretmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Allâh’ın zikrine düşman olan kafirin ta kendisidir. İman ile bu dünyadan göçüp gitmez. Kafirin ta kendileridir. Bunu da söyleyince iyice tozutuyorlar. Evet, hatta ehl-i zikre laf söyleyen, ehl-i zikriyle alay eden, ehl-i zikrin yapmış olduğu zikrullâhı inkar eden, ehl-i zikri küçük gören, ehl-i zikriyle dalga geçen, küçümseyen bu dünyadan îmân ile göçemez.
Çünkü ehl-i zikrin hepsinden de helallaşması lazım. Tövbesi yetmez onun. Neden? Çünkü ehl-i zikir dediği zaman komple ehl-i zikrin hukuku girdi işin içine. Ehl-i zikrin hukuku girdi. Zina edersin, zina ettin kimseyle helallaşırsın. Veyahut da zina ettin kimseye verirsin parayı. Kaç para saattir? 500 lira. Verdin 500 liraya, zina ettin 500 liraya, onun hakkını verdin. Sakın böyle zina edin deme diye söylemiyorum. Zina büyük günâh-ı kebâirden birisi. Ama karşıdaki kimseye 500 lira verdin ya, onun sende hakkı yok. Sen bir tek günâh kebâreden sorumlusun. Kime? Allâh’a. E sebep? Ülkede İslâm hukûku yok, İslâm şerîatı yok. O yüzden evli olduğuna da zina edersen, evli olduğuna da zina edersen rejim yok, öldürülmüyorsun.
Dârü’l-harb. E onda ne oldu? Onda o zaman bir tek şeyle oldu. Ne oldu? Allâh’la kaldı hesabın. Tevbe edersin. Allâh senin tövbeni kabul eder. Eyvallâh bitti. Bitti, bir daha dönmedin geri. Tamam bitti, dönmedin geri bitti günahın senin. Ya döndün geri, tövbe ettin yine temizsin. Döndün geri, yine tövbe ettin yine temizsin. Sakın kendinizi buradan yol çıkarmayın. Nasıl olsa Perşembe zikrularına gidiyoruz. Hafta ortası bir uçuş yapalım, tövbe ederiz. Perşembe günü tertemiz kalkıyoruz. Yapmayın böyle uyanıklık. Olmaz yapmayın. biz size böyle dini apaçık anlatıyoruz size. Öyle başka yolları kullanın diye değil. Öyle değil. Allâh affetsin. Bazıları gevrek gevrek güldüler böyle. Aman dediler bir yol açıldı bize.
Hafta ortası uçuş, Perşembe günü. Allâh, bismillâh. En fazla o zikrular yapıyor. Sakın öyle bir şey olmasın ha. Murat Azar çok gevrek gülme. Sen tehlikeli adamsın. E şimdi normalde öbür türlü hak var, hukuk var, o var, bu var. Aslında şimdi oradan da sufilere bir iltimas daha geçeyim de. Temelli çatlasın millet. Bir kimse Halak-ı zikrullâh’a cemaatle otursa, Allâh’ı zikredse annesinden doğduğu günkü gibi olur. Hadîs-i şerîf benim sözüm değil, Mustafâ Özbağ’ın fetvâsı değil. Hadîs-i şerîf. Hatta oradan diyor affolmuş olarak kalkar herkes. Birisi diyor düşünse acaba affoldum mu dese diyor hemen günahına girer diyor. Düşünmeyeceksin öyle. kimisi der ya ya benim günahım çok fazla. Acaba affoldum mu?
Sakın öyle düşünme hemen günâh-ı kebar başladı. Hadis-i kutsu çünkü. Bir hadîs-i şerîf İmâm-ı Hanbel’de geçiyor. O kimisi diyor. Allâh’ı öyle zikretse zikrullâh halkasında mı? Tek başına değil, Halakaya geleceksin, Halakaya oturacaksın. Diyor ki geçmiş günâhları hayra çevrilir. Ya şimdi böyle bir topluluyor. Millet tiftiklemesin de neyi tiftiklemesin? O yüzden dağıtmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama Allâh Âdem’den beri, bu kaçıncı Âdem bilmiyoruz. İlk Âdem benim bahsettim. Âdem’den beri dediysem ilk Âdem’i bahsediyorum. İlk topraktan yarattı ya, dedi ya ellerimle yarattım. Ondan sonra kendi ruhumdan ve nurumdan üfledim ona. Benim dediğim Âdem o Âdem. Sonradan bir sürü Âdem gelmiştir muhakkak.
Bir sürü peygamber de gelmiştir muhakkak. Benim kastım ilk Âdem. O günden itibaren zikrullâh lakaları var. Daha geriye gideyim mi bu akşamlık ya, coştum ben. Zikrullâh, Âdem’den itibaren başlayan bir ibadet değil. Âdem’den itibaren zahiren başladı. Âdem’den önce sordu ya eleşti. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Ne dedi ruhlar? Vela. Evet, sen bizim Rabbimizsin. Zikrullâh ehli, ehl-i zikir. Orada başladı zikrullâh etmeye. Daha geriye gideyim mi biraz daha ya? Gideyim. Henüz daha ruhlar yaratılmadı. Her şey ilm-i ilâhîde mevcut. Henüz daha ruhlar yok. Henüz daha ruhlar yok. Ruhlar yoktan ilm-i ilâhîde, ilm-i ilâhîde aşıklar, ilm-i ilâhîde âşıklar Allâh’ı öyle tesbih ediyorlardı. Öyle zikrediyorlardı.
Öyle o Cenâb-ı Hakk’ı methediyorlardı, övüyorlardı, zikrediyorlardı. Bu Allâh’ın çok hoşuna gitti. Çok hoşuna gitti. İlm-i ilâhîde kendisini zikreden o âşıkları, o ehl-i zikri bir arada hemhal etti. Allâh’ın bu tanınmaklığı, bu hoşluğu ilm-i ilâhîde oldu. Ondan sonra Allâh o âşıkları, o zikrullâh yapanları ne yaptığı varlık alemine sürdü. Dedi ki sizler benim dostumsunuz. Sizler benim aşımsınız.
Aşıklar Topluluğu: İlm-i İlâhî’deki Belâ Cevâbından Âdem-Şît-İbrâhîm-Hasen-Hüseyin Tehlikeli Boyuna
Ben sizi ilm-i ilâhîde sevdim. Sizler de beni ilm-i ilâhîde sevdiniz. Benim sevgime mazhar olan, benim sıfatlarıma mazhar olan, benimle beraber beni zikreden, benimle beraber beni zikreden bu dostlara, bu aşıklar topluluğuna, bu zikrullâh topluluğunu varlık alemine sürüp komple varlığa onları ishar etti. Tâbiri câizse dedi ki, ey var ettiklerim, bunlar benim gerçek aşıklarım, bunlar benim gerçek kullarım, bunlar beni ta ilm-i ilâhîde zikreden, ilm-i ilâhîde zikrettim, ilm-i ilâhîde sohbet ettim, ilm-i ilâhîde kendime âşık ettiklerim. Vakti zamanı geldiğinde onları ne yaptı? Varlık alemine sürdü. O yüzden ehl-i zikir varlık aleminde birbirini tanıdı. Ruhlar da, ruhlar yaratılınca hızla, hiç zaman kaybetmeden ilm-i ilâhîde birbirlerine aşına olduklarından, arabice ayetini sabitede de birbirlerine aşına olup birbirlerini sevdiler, birbirlerine muhabbet beslediler.
Ve ben sizin Rabbiniz değil miyim dediğinde o âşıklar, o zâkirler, o bütün Allâh’ın dostları herkesten ve her şeyden önce belâ dediler. Onların evet demesiyle bütün ruhlar uyandı, onlar da o belâ sesine gelip evet belâ dediler. Allâh o alem. Ve Allâh o topluluğu varlık meydanına sürdü. Dedi ki bu topluluk benim âşıklar topluluğum, bu topluluk benim zâkirler topluluğum, bu topluluk annelerinden, babalarından, eşlerinden, mallarından, çocuklarından, makamlarından, mevkilerinden, dünyalarından, ahiretlerinden, gördüklerinden, görmediklerinden, cennetinden, cehenneminden, her şeylerinden geçip Allâh dediler. O topluluk dedi. Bu topluluk dünyanın başına bela. Bu yüzden bela. Bela. Aşıklar topluluğu, çileyi dondurma gibi yalayan, belâyı musîbeti taze hurma gibi yutan, hastalıkmış, sıkıntıymış, fıstıklı helva gibi katır kutur yiyen, başına bombalar yağdırsan, bombalara çıplak göğsünü siper eden, kimi asılmış, kimi kesilmiş, kimisinin derisi yüzülmüş, kimisini kör kuyulara atmışlar, kimisini ateşlere atmışlar, kimisini hendekler kazmışlar, ateşler yakmışlar, hendeklere atmışlar, kimisi sürgün yemiş, kimisi zehirlenmiş, kimisinin boynu kesilmiş, mızraklarının ucuna mübarek kafasını koyup Şam’da gezdirmişler.
Ama onlar âşıklıktan vazgeçmemiş. Kadınlarını câriye yapmışlar, kızlarını köle diye satmışlar. Onlar, Lâ ilâhe illâllâh Muhammedün Resûlullâh demekten vazgeçmeyip zalimlere boyun bükmemişler. Tehlikeli boydalar. Bu boy, Türkiye, Kürt’e, Laz’a, Çerkez’e bakmıyor. Bu boy özel bir boy. Bu Âdem’den Şît’e, Şît’ten İbrâhîm’e, İbrâhîm’den Muhammed Mustafâ’ya, ondan Hasan ile Hüseyin’e geçen boy kısa kestim. O yüzden bu boy tehlikeli bir boy. Kürt’müş, Türk’müş, Laz’mış, Çerkez’miş, Abaza’ymış, Gürcü’müş, Manav’mış, esmer’miş, beyaz’mış, Afrikalı’mış, Asyalı’mış, bakmıyor bu boy. Bu boy özel. Bu boy evet, Deccâl için, Firavun için, Nemrûd için tehlikeli bir boy. Utbe için, Şeybe için, Ebû Cehil için tehlikeli bir boy.
Kur’ân ve sünnete düşman olanlar için tehlikeli bir boy. O yüzden onların zikrine karşı dururlar. O yüzden o zikrullâhı yapanlara da karşı dururlar. O zikir topluluğunu dağıtmak isterler. Evet. O yüzden de o yaptığınız zikrullâhı o zikir noktasında görmek istemezler. Kısacası.
Kaynakça ve Referanslar
- Zikrullâh — Kur’ân’da Üç Yüze Yakın Geçiş: Ahzâb 33/41-42 («Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin, sabah-akşam O’nu tesbîh edin»); Bakara 2/152 («Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim»); Nisâ 4/103 («Namâzı bitirdiğinizde ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allâh’ı zikredin»); Âl-i İmrân 3/191; Ankebût 29/45 («Allâh’ın zikri en büyük iştir»); Ra’d 13/28 («Kalpler ancak Allâh’ı anmakla huzûr bulur»); Münâfıkûn 63/9 (münafıkların Allâh’ı az zikretmesi); Nisâ 4/142.
- Sûfîlerin Zikrullâh Anlayışı: Kuşeyrî, er-Risâle, zikir bâbı; Hâris el-Muhâsibî, er-Riâye li-Hukûkillâh; İmâm Gazâlî, İhyâ I, kitâbü’l-ezkâr ve’d-deavât; Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; Mustafa Özbağ Efendi, Vird-i Settâr; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Mecmûatü’l-Ahzâb.
- Zikir Hadîsleri (Subhânallâh-Tevhîd Sevâbı): Buhârî, De’avât 65 («Subhânallâhi ve bi-hamdihî, Subhânallâhi’l-Azîm — dile hafîf, mîzânda ağır»); Müslim, Zikr 31 (cennet hurması); Tirmizî, De’avât 9 (70.000 tevhîd); İbn Mâce, Edeb 56; Buhârî, Tevhîd 50 (kudsî hadîs: «Bana yaklaşana yaklaşırım»); İmâm Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, halaka-i zikr fazîleti.
- Zikrin Kerâhet Vakitlerinde de Mubâh Olması: Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât 30; Müslim, Müsâfirîn 286; Ebû Dâvûd, Salât 11 (kerâhet vakitlerinde nâfile namaz değil zikir); İbn Receb el-Hanbelî, Letâifu’l-Maârif; Nevevî, el-Ezkâr.
- İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin Hayatı ve Fıkhı: Muhammed Ebû Zehrâ, Ebû Hanîfe; Şiblî Numânî, Sîret-i Numân; Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe; Kerderî, Menâkıbu Ebî Hanîfe; Bezzâzî, Menâkıbu’l-İmâmi’l-A’zam; ticârî hayat (tekstil), Emevîlere fetvâ verişi ve Abbâsî zindânında şehâdeti.
- Hanefî Fıkıh Külliyâtı: Mevsılî, el-İhtiyâr li-Ta’lîli’l-Muhtâr; Merğînânî, el-Hidâye fî Şerhi Bidâyeti’l-Mübtedî; Kâdı Hân, Fetâvâ-yı Hâniyye; Molla Hüsrev, Dürer ve Gurer; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr; İmâm Muhammed eş-Şeybânî, el-Asl; Serahsî, el-Mebsût (otuz cilt — Özcend kuyusunda ezbere talebelerine yazdırılmıştır).
- Namâz Karşılığında Ücret Almama (Hanefî Aslı): İmâm-ı A’zam-İmâm Muhammed-İmâm Yûsuf üçlüsünün ittifâkı; Serahsî, el-Mebsût 1/137; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ 4/192; sonradan «zarûret» yoluyla teyâsür eden fetvâlar (Şeyh Şelebî, İbn Nüceym haşiyeleri); Ebû Dâvûd, Vasâyâ 17 («Kur’ân’dan ücret almayın»); Şuarâ 26/109 vd. («Sizden ücret istemiyorum»).
- Dilencilik Yasağı (İslâm’da Su’âl Tabusu): Buhârî, Zekât 50 («Mü’min, dilenmektense odun toplayıp satması daha hayırlıdır»); Müslim, Zekât 35; Ebû Dâvûd, Zekât 23-26; Nesâî, Zekât 85-95; Tirmizî, Zekât 38; Buhârî, Zekât 53 (sâlih kimseden istemenin sınırı); İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Zekât kitâbı.
- Halaka-i Zikr Hadîsleri ve «Annesinden Doğduğu Gün Gibi» Sırrı: Müslim, Zikr 39-40 (zikir meclisleri ve melekler); Buhârî, De’avât 66 («Allâh’ın zikr meclislerini arayan melekler»); Tirmizî, De’avât 7 (halakanın affı); Ebû Dâvûd, Vitr 14; İmâm Ahmed b. Hanbel, el-Müsned (zikr halakasına oturanın annesinden doğduğu günkü gibi temizlenmesi).
- Hallâc-ı Mansûr ve Nesîmî — Aşığın Bedeli: Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, Hallâc bâbı; Lewis Massignon, La Passion de Hallaj; Nesîmî, Dîvân (deri yüzülme menkîbesi); Hilmi Yavuz, Hallâc-ı Mansûr; Yûnus Emre, Dîvân (Mansûr hikâyesi).
- Belâ Hitâbı ve Kâlû Belâ (İlm-i İlâhî’deki Aşk): A’râf 7/172 («Ben sizin Rabbiniz değil miyim? — Belâ! dediler»); Ahzâb 33/72 (emânetin yüklenişi); Sebâ 34/3 (zerre miktarı dahi gizli kalmaz); İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye, a’yân-ı sâbite bahsi; Sadreddîn Konevî, Miftâhu’l-Gayb; Mevlânâ, Mesnevî, Belâ-Belâ ezel sözleşmesi.
- Tarîkat Kavramı’nın Tarihî Genişliği: Reşat Öngören, Tarîkat (DİA); Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; tarîk-yol etimolojisi; Sabataizm üzerine Cengiz Şişman, Sabatay Sevi’nin İzinden; Mason yapılanmaları üzerine John Robison, Proofs of a Conspiracy (eleştirel okuma).
- Aşıklar Topluluğu’nun Tehlikeli Boyu — Âdem’den Hasan-Hüseyin’e: Âdem aleyhisselâm’ın Şît’e vasıyeti — İbn Kesîr, Kasasu’l-Enbiyâ; Hz. İbrâhîm’in Hanîf hattı — Bakara 2/130-132; Hz. Hüseyin’in Kerbelâ kıyâmı — İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh; Mehmet Demirci, Kerbelâ ve Hz. Hüseyin; sürgün-katl-zindân hattı: Mâide 5/27-32, Burûc 85/4-10 (ashâb-ı uhdûd).
- Şehîd Ehl-i Beyt ve Sufî Direnişi: Tirmizî, Menâkıb 30-31 (Hasan-Hüseyin sevgisi); Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 60-61; Ahmed Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ; Hayreddîn Karaman, Hayatımız İçin Eserler, Ehl-i Beyt bahsi; Hâris el-Muhâsibî sürgünü, Cüneyd-i Bağdâdî muhâkemesi (Ferîdüddîn Attâr, Tezkire).
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesi: Çorumlu Hacı Mustafâ Anvârî Efendi; Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi; Hacı Haydar Baba; Hacı Bekîr Baba; Bayındırlı Hacı Mustafâ Özbağ Efendi (mürşid-i kâmil); Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, Halvetiyye-Karabâşiyye babı.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı