Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri zikrullâhın “yâr ile sohbet” olduğunu, Bakara sûresi 152. âyetteki “Siz Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim” sırrının ibadetin çok çok üstünde olduğunu; ibadet eden ile ibadet edilen arasında tek yönlü bir tevâzü ilişkisi varken, zikrullâhda iki yönlü bir mukabele olduğunu — kul Rabbi’ni zikredince Rabbi de kulunu zikrettiğini, bunun ibadet menzilesinden ülühiyyetin yakınlığına açılan büsbütün başka bir kapı olduğunu; yâr kelimesinin Hz. Pîr Mevlânâ, Hz. Yûnus, Hz. Hacî Bayrâmı Velî gibi velilerin lisânında doğrudan Cenâbı Hak mânâsında kullanıldığını, sohbetin ise kârîn iki dostun açıkı muhabbetidir — nitekim zikir de Hak ile sohbet, mutlak Yâr ile mülâkatın esrarı olduğunu tafsîl ile beyân etmektedir.
Yâr Kavramı: Sûfîlerin Lisânında Cenâbı Hak
Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete çok ezelî bir tasavvufî ifade ile başlar: “Benim için zikrullâh, yâr ile sohbettir.” Burada yâr kelimesi alelade bir “arkadaş, dost” mânâsının çok ötesindedir. Sûfîlerin dilinde yâr — rızâ ve aşkın merciyi, kalbin sevgilisi, Mutlak Mahbûb — doğrudan Cenâbı Hakk’a delâlet eder.
Hz. Yûnus Emre Dîvân’ında: “Yârin görüşürim deyu / Yârim Allah deyu deyu / Çekemem fakru kederini / Yârim Allah deyu deyu” — burada yâr doğrudan Allah’tır.
Hz. Mevlâna Celâleddîni Rûmî Dîvânı Şems’te: “Bî-yâr mesöy bir nefes” — “Yârsiz tek bir nefes durma!” — bu yâr ezeli aşkın merciidir, fânî bir kişi değildir.
Şeyh Gâlib Hüsn ü Aşk’ında, Hz. Hacî Bayrâmı Velî nefeslerinde, Niyâzî-i Mısrî Dîvân’ında, Sezâî Gülşenî Dîvân’ında yâr aynı mânâda kullanılır — Hak Teâlâ. Bu gelenek Sûfî edebiyatın temel bir kelimesidir; aşk dilinde Allah’ı seçip muhabbete düşmek “yâr” demektir.
Bu sebeple Efendi hazretlerinin “Benim için zikrullâh, yâr ile sohbettir” ifadesi: zikrullâhın bir ilâhî muhabbetin sohbeti, gizli bir mukabelenin türküsü olduğunu gösterir.
Bakara 152: “Siz Beni Zikredin, Ben De Sizi Zikredeyim” Sırrı
Efendi hazretleri sohbetin merkezine Bakara sûresi 152. âyeti kerîmeyi koyar: “Fezkürûnî ezkürküm” — “Siz Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim.” Bu âyeti kerîmenin sırrı tasavvufun en derin meselelerinden biridir. Efendi hazretleri tafsîli beyân eder: “Bir şeye ibadet edersiniz. O şey, sizin inancınızın gereği Allah’tır. Siz bir şeye ibadet edersiniz. Bir şeye ibadet ettiğinizde bir ibadet eden vardır, bir de ibadet edilen vardır. Ama siz bir şeyi zikrediyorsanız, o şey de sizi zikrediyorsa bu farklı bir şeydir.”
Bu farklılığı şöyle açabiliriz:
- İbadet: Tek yönlü bir muamele — abd ile Mabud arasındaki kul-Hâlik nispeti. Kul taat eder, hâlik kabul eder. Mukabelede açık bir karşılıklılık beyân edilmez.
- Zikrullâh: İki yönlü bir mukabele — abd Allah’ı zikretti mi, Allah da abdı zikreder. Bu, ibadetin ötesinde bir vukufi kalbî ilişkisidir.
Hz. Pîr Mevlâna’nın Mesnevî-i Şerîf’teki beyânı bunu izâh eder: “Vechi ki Allâh kulunu zikreder, kulun zikrini ihsân eder; abd zikretmese de Allah’ın zikri abda gelir; abd zikrederse zikri Allah’ın zikrini doğurur. Mukabele aşkı doğurur, aşk zikri doğurur, zikr de aşkı büyütür.”
Buhârî’deki hadîsi kudsîde Cenâbı Hak buyurur: “Kulum Beni içinden zikrederse Ben de onu içimden zikrederim. Bir cemâat içinde zikrederse Ben de onu kendi cemâatimden daha hayırlı bir cemâat içinde zikrederim.” (Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikr 21) İşte zikrullâhın “yâr ile sohbet” olmasının nebevî tasdîki.
Sohbet: Kârîn İki Dostun Açıkı Muhabbeti
Efendi hazretleri zikrullâhı “sohbet” kelimesi ile vasıflandırırken çok hususî bir tasavvufi kullanım yapar. Sohbet kelimesi sahib kelimesinden gelir; kârîn olmak, beraber olmak anlamını taşır. Sohbet bir tek yönlü konuşma değil, iki dostun karşılıklı mükâlemesidir.
Tasavvufî usûlde sohbet sadece kelime ile olmaz; kalp ile olur. Hz. Hâce Bahâeddîn Nakşbend hazretleri Risâlei Bahâiyye’de “Sohbet halidir, halden hale karşılıklı geçiştir; iki kalbin halinin birbirine akışıdır” der. Buna göre yâr ile sohbet ise kalbin Hakk’ın huzûruna açılması, oradan Hakk’ın beyândan kalbe ilhâm akışıdır.
Efendi hazretleri zikrullâhın bu hakîkatini şöyle açar: “Zikrullâh yapan kimsenin dilinde ‘Allah’ ismi vardır, kalbinde ‘Allah’ ismi vardır; o anda Allah da onunla beraberdir. Beraberlik sohbetin esasıdır. İşte zikrullâh o sohbeti yapan iki dostun — abd ile Hak’ın — karşılıklı muhabbetidir.”
Bu sebeple Hz. Pîr Mevlâna Celâleddîni Rûmî Mesnevî-i Şerîf’in başında: “Bişnev ez ney çun hikâyet mîküned / Ez cudâyihâ şikâyet mîküned” — “Dinle neyden, ne söyler — ayrılıklardan şikâyet eder” demiştir. Ney aslında ezel yârinden ayrı düşmüş rûhudur; her zikr “yârim hani” nidâ-sıdır; her vurulan nefes yâra açılan bir merdivendir.
İbadet İle Zikrin Mertebe Farkı
Efendi hazretleri ibadetin üstünlüğünü inkâr etmez; ibadet farzdır, ibadet kulluğun aslıdır. Ancak zikrullâhın bir mertebei hâs olduğunu vurgular. İbadet ile zikr arasındaki nispet şöyle geçer:
- İbadet: Hâlikin huzûrunda kullukla teslim olmak. Subhâneke, Allâhu Ekber, Sübhâne Rabbiye’lazîm — bunlar tâzimâttır.
- Zikrullâh: Hâlikin ismi ile mukabele kurmak; karşılıklı zikrolma sırrına dahil olmak.
- İbadet: Belirli vakitlerde kazâ olunur (5 vakit, oruç, hac mevsimî).
- Zikrullâh: “Kıyamen ve kuûden ve alâ cunûbihim” (Âli İmrân 191) — ayakta, otururken, yanüstü, her halükârda.
- İbadet: Zâhir azâlarla ödemli.
- Zikrullâh: Lisân, kalp, rûh ve sırr ile vukuf — tek başına azâ-i zâhirde tutuklı değildir.
İmâm Gazzâlî İhyâ-yı Ulûmi’d-Dîn’de bu mertebeyi şöyle koyar: “İbadetlerin en hayırlısı, kalp ile zikri dâ-imî olanıdır; çünkü zikri dâ-imî ibadetin rûhudur; rûhsuz beden çabuk ölür.” Yani ibadetin rûhu zikrullâhtır; zikrullâhsız ibadet kuru bir hareketi çenezedir.
Karşılıklı Zikrin Hâlleri: Tecellî, Muârife, Vahdetü’l-Vücûd
Efendi hazretleri yâr ile sohbetin tek bir hâli vâhidde durmadığını, mertebe mertebe açıldığını beyân eder:
- Lisân ile zikr: Dervîş “Allah” ismini cehrî olarak söyler. Bu zâhir makamdır.
- Kalp ile zikr: İsim dilden düşer, kalpte döner. Halkalar nefes ile koordine edilir; nefese göre zikr ile bir.
- Rûh ile zikr: İsim ötesi; rûh Hakk’ın ismini bî-vâsıta hatırlar. Burada zâkirmezkûr ayîniyeti tezhîb olur.
- Sırr ile zikr: Hak’ın kulunu zikretmesi açığa çıkar; abd Hakk’ın kendisini zikrettiğinin şuhûduna mazhar olur.
- Fâ-i Hak ile zikr: En son merhale — abd kendi varlığından fânî olur, sadece Hak kalır; “Ledeyne lecevmen mahdûr” sırrı zuhûra gelir.
Bu sebeple zikrullâha derinden tâbi olan ehlullah “yâr ile sohbet”de gerçek bir karşılıklılık tecrübesi yaşar — Hak’ı zikretmek ile Hak’ın zikrolması arasında perde kalkar; abdın zikri Hak’ın zikrinden, Hak’ın zikri abdın zikrinden gelir gibi olur. Buna sûfîler vukufi kalbî ve tevâtüri tecellî derler.
Yâr ile Sohbetin Ön-K-oşulu: Aşk
Efendi hazretleri zikrullâhyâr ile sohbet ilişkisinin temelinde ilâhî aşkın bulunduğunu vurgular. Sohbet ancak iki dost arasında olur; iki dostun arasındaki bağ ise aşktır, muhabbettir, sevgidir. Eğer kul Allah’ı sevmiyorsa onun zikri kuru bir tekrardır; eğer kul Allah’ı seviyorsa onun zikri yâr ile sohbettir.
Mâide sûresi 54. âyet bu mütekâbil muhabbetin temelidir: “O onları sever, onlar da O’nu severler.” Bu âyetin önündeki “O onları sever” ifadesi mukaddemdir; yani önce O sever, sonra onlar onu sever. Yâr’ın muhabbeti kulun muhabbetinden öncedir; kul O’nun çekmesiile O’na çekiler.
Hz. Pîr Mevlâna’nın beyânı: “Tu mîgûyî ‘Allâh’ / O deredî ki tu mîgûyî / O evvel şî-ri tu’st — şükrî.” — “Sen ‘Allah’ diyorsun; sen ‘Allah’ diyorken seni söylettiren O’dur; senin ‘Allah’ın O’nun zikrinin gölgesidir.” Demek ki kulun zikri Hak’ın zikrini doğurmuyor; Hak’ın zikri kulun zikrini doğuruyor. Burada yâr ile sohbetin bir başka derinliği görülüp.
Bibliyografya
- Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/152 — “Fezkürûnî ezkürküm” — karşılıklı zikrin ilâhî teklifi
- Kur’ânı Kerîm: Mâide 5/54 — “O onları sever, onlar da O’nu severler” mukaddem muhabbet
- Kur’ânı Kerîm: Âli İmrân 3/191 — ayaktaotururkenyanüstü zikreden ülü’lelbâb
- Kur’ânı Kerîm: Ahzâb 33/41-42 — “Allah’ı çokça zikredin”
- Kur’ânı Kerîm: Ra’d 13/28 — “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur”
- Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/186 — “Ben yakının kulumu yakınım” — karşılıklı yakınlık
- Kur’ânı Kerîm: Kâf 50/16 — “Şahar damarından daha yakınız”
- Hadîsi Kudsî: Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikr 21 — “Kulum Beni içinden zikrederse Ben de onu kendi nefsimde zikrederim”
- Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavât 66; Müslim, Zikr 79 — “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir”
- Hadîsi Şerîf: Tirmizî, Deavât 6 — Karşılıklı zikrin yedi semâya yükselmesi
- Hz. Mevlâna Celâleddîni Rûmî: Mesnevî-i Şerîf — “Sen Allah diyorken seni söyleten O’dur”; ney metaforu (Defter I, beyit 1)
- Hz. Mevlâna: Dîvânı Şemsi Tebrîzî — Yâr kavramı; “Bî-yâr mesöy bir nefes”
- Hz. Yûnus Emre: Dîvân — “Yârim Allah deyu deyu” nefesleri; yâr-Hak ayniyetiyle
- Şeyh Necmüddîni Kübrâ: Fevâtihu’l-Cemâl — Zikrin tecellî mertebeleri ve karşılıklılık
- Şeyh Şihâbüddîn Sühreverdî: Avârifu’l-Maârif — Zikri lisânî, kalbî, sırrî, rûhânî mertebeleri
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî: Fütûhâtı Mekkiyye — Mezkûrzâkir aynıyeti ve karşılıklı zikr
- İmam Gazzâlî: İhyâu Ulûmi’d-Dîn — Zikri dâ-imî ibadetin rûhudur
- Hâce Bahâeddîn Nakşbend: Risâlei Bahâ-iyye — Sohbet halden hale geçiştir
- İmam Ahmed Sirhindî: Mektûbât — Zikri kalbîde Hak’ın zikri ile abdın zikrinin ittihâdı
- Hz. Hacî Bayrâmı Velî: Nefesler — “Yâr”ın Hak mânâsında kullanımı
- Niyâzî-i Mısrî: Dîvân — “Yârim Allah” tekrarları ve aşkı ilâ-hî
- Tefsîr: Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb — Bakara 152 ve Mâide 54 tefsîri
- Tefsîr: İsmâîl Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân — Karşılıklı zikrin tasavvufî yorumu
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet bir zikrullâhın ibadet menzilesini aşan ilâhî muhabbet sohbeti olduğu sohbetidir. Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Bakara 152 ile karşılıklı zikrin sırrını merkeze koyarak; ibadet ile zikr arasındaki tek yönlülükiki yönlülük farkını açmış; yâr kelimesinin sûfî lisânında doğrudan Cenâbı Hak mânâsında kullanıldığını Hz. Mevlâna, Hz. Yûnus Emre, Hz. Hacî Bayrâm gibi velilerin nefesleriyle temellendirmiş; karşılıklı zikrin Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem efendimizin “Kulum Beni zikrederse Ben de onu zikrederim” hadîsi kudsîsi ile nebevî tasdîkini göstermiş; sohbetin kâ-rîn iki dostun açıkı muhabbeti olarak mânâsını açmış; zikrin lisânî-kalbî-rûhânî-sırrî-fenâ mertebelerini sıralayıp Mâide 54’deki mukaddem muhabbeti zikryâr ilişkisinin temeli olarak yerleştirmiştir. Sohbet baştan sona ibadet kuru bir tâzimât değil, zikrullâh ise sırrî bir karşılıklılığın muhabbet pınarı olduğunu istinbât etmektedir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı | Video: YouTube’da izle | Seri: Zikrullâh Sohbet Serisi