Bu Akşamki Nasîhat: Dîni İstismâr — Sebe’ 34/47 Tefsîri ve Hz. Peygamberin Ücretsiz Tebliğ İlkesi
Bu akşamki nasîhat daha doğrusu böyle fırsat olur, sağlığım yerinde olursa birkaç ders buradan yürüyeceğiz. Dini istismar etmek, dini geçim kapısı yapmakla alakalı. Bu normalde tarih boyunca bu en büyük problemlerden birisi olmuş. İnşâallâh bununla alakalı sohbetimiz. Buyur Hafız. E’udhu billâhi mineş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ve huve ale kulli şey’in şehid. Sadakallahu’l-azim. Allâh razı olsun. Sebe âyet 47. Ey Muhammed, şöyle de. Sizden herhangi bir ücret istemişsem sizin olsun. Benim ücret ve mükafatım yalnız Allâh’a aittir. O her şeye şahittir. Bu tabi Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem dilinden müşriklere söylenmiş bir söz. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Âdem’den kendi zamanına gelince kadar bütün peygamberlerin yolundan gitmiş.
Onlar normalde çünkü başka âyet-i kerimelerde Hut’a olsun, diğer peygamberler olsun, onlar hep onların dilinden Kur’ân-ı Kerîm ücret istemeyeceklerini, ücret almayacaklarını beyan etmiş. Tabi önümüzdeki haftalarda o âyet-i kerimeleri de değineceğiz ama önce ben Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ağzından daha durursun. Cenâb-ı Hak’ın Hz. Muhammed’in Mustafâ’ya tavsiyesi üzerine bunu söyle, buradan giriş yapayım istedim. Çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, müşrikleri diyor ki, ben sizden ücret istemiyorum. Eğer bir ücret aldıysam o sizin olsun, bir herhangi bir tebliğden dolayı Allâh’ın varlığını, birliğini, kitabını ve kendisinin peygamber olduğunu tebliğ edince, bunun karşılığında sizden herhangi bir ücret beklemiyorum diye söylüyor.
Peygamberler malum hepsi de Cenâb-ı Hak’ın varlığına, birliğine tanınmasıyla alakalı tebliğ ile vazifelendirilmişler ve bütün peygamberler bu tebliğ vazifesini üzerine almışlar ve bu tebliğlerine karşılık herhangi bir kimseden ücret almamışlar, ücret istememişler, asla ücrete meyil etmemişler. Peygamberlerin bu mânâda en önemli özelliklerinden birisi bu. Hiçbirisi dini geçim kaynağı yapmamış. Dinden geçinmemişler, hiçbirisi de. Ama ne yazık ki tarih boyunca dinden geçinenler olmuş hep. Dini geçim kapısı yapanlar olmuş. Bu sadece geçim kapısı olmak. ben böyle tırnak içerisinde dini istismar etmek. Bu sadece ekonomik parasal bir mesele değil. Bunu normalde dini istismar eden siyasetçiler olmuş, bürokratlar olmuş, devlet adamlar olmuş, devlet başkanlar olmuş, âlim statüsünde olanlar olmuş, şeyh statüsünde olanlar olmuş ve bunlar ne yazık ki bu mânâda dini istismar meselesinde böyle güzel olmayan örnekler serbest olmuş.
Bu insanlar, bu insanların içerisinde büyüyor.
Anlayışta Büyümek — Âlim ve Şeyh Da’vâsı
Şimdi siyasette büyümesini anlayışta karşılayacağız, bürokraside büyümesini anlayışta karşılayacağız. Ama dini çerçevelerinin içerisinde büyümesini anlayışta karşılanmamız mümkün değil. Zaten sıkıntı da burada. âlimim diyenler, şeyhim diyenler, kendince bir cemaata sahibiz, bir cemâat ehliyiz veya bir cemâat olanlar ne yazık ki bu istismarın içerisine gömülmüş vaziyettiler. Bu böyle öyle bir pislik, öyle bir necaset ki bunun içerisine giren kimse kendisini normalde temizlemekte çok zorlanıyor, temizleyemiyor kendisini ve bu kar topu gibi büyüyor, istismar istismarı getiriyor. Bir bakıyorsunuz o dinden geçinmeyi bırakın dinden zengin olmuş. Devasa binalar, devasa dergâhlar, devasa arabalar, devasa bir hayat, şan şöhret içerisinde bir hayat.
Böyle ne yazık ki İslâm’ın peygamberi metoduna uymayan bir nokta. Şimdi bir sufinin, bir dervişin, bir müslümanın zengin olması gayet normal bir şeydir. Bunda bir sıkıntı yoktur. Çalışır, çabalar, gayret eder. Bir de bir gariyet eder. Belli bir maddi refaha ulaşabilir, belli bir dünyevi refaha ulaşabilir. Buna hiç kimsenin söyleyecek bir lafı olamaz, olmaz da zaten. Bunu ne Kur’ân müsaade eder ne de Sünnet-i Seneye müsaade eder ne de imamların fıkıhı buna müsaade eder. Bu normal değil. bir müslüman eşittir, böyle zenginlik düşmanı değildir. Eyvallâh! Bunda bir sıkıntımız yok. Ama eğer ki o kimsenin bir işi yoksa, herhangi bir ticaret yapmıyorsa, bir iş yeri yoksa, bir şey yapmıyorsa, bu nereden geliyor o zaman?
Bunu sorarlar insana. normalde bunun akarı ne, bunun gideri ne, bu nereden geldi, nereden binildi 40-50 trilyonluk arabalara, nereden bu devasa evler, şato gibi yerler oldu, bu para nereden geldi, bu nasıl bir dünya ki, hiçbir işi yok, çalışması yok, çabalaması yok, gayreti yok, fabrikası yok, iş yeri yok. bir vergi mükellefi bile değil ama altındaki araba 50 trilyon. Vergi mükellefi bile değil, herhangi bir yerde amir memur da değil ama oturduğu ev 100 trilyon. Örneğin, bu kim? Bunun adı şeyh. Bu kim? Bunun adı sadat, seyit, şerif. Bunun adı ne? Pir, gavs, neyse adı.
Dâvûd Aleyhisselâm — Kral Peygamberin Mütevâzılığı
Yani ona baktığımızda insanların şahsın üzerinde soru işareti değil, İslâm dininin üzerinde soru işareti sevk ediyor. Sebep? Çünkü o kimseyi İslâm’la bağdaştırıyor. En büyük problem bu. Nasıl bir siyasetçi İslâm’ı konuşursa, İslâm’ı o siyasetçiyle bağdaştırıyor ve dini bilmiyor çünkü toplum. Toplum dini bilse zaten diyecek ya Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle mi yaşadı? Basitten yürüyecek. Çünkü Cenâb-ı Hak Peygamberi ile alakalı sizin içinizden bir peygamber seçtim diyor. Sizin içinizden, bu ne demek sizin içinizden? Hayat standardı sizin gibi. Yemesi, içmesi, oturması, kalkması, maddi durumu, mali durumu sizin gibi. sizden yukarıda bir kimse değil, sizin içinizden. kalkıp da Mekke’nin en zengini değil, sizin içinizden eğer en zenginler seçmiş olsaydı, Mekke’nin içerisinde o kadar zenginler vardı ki Cenâb-ı Hak o zenginlerden birisini Peygamber olarak seçerdi.
Veya Mekke’nin içerisinde Ebû Cehl’in önceki mahlası Ebu Hikem’di. Eğer öyle bir şey olmuş olsaydı, Ebu’l-Hikemi o günün manada Ebu’l-Hikemi Peygamber seçerdi. Veyahut da hem bilgili hem böyle zengin hem kudretli bir kimse olmuş olsaydı, Mekke’nin içerisinde öyle kimseler vardı. Ama Allâh Celle Celaluhu hiçbir peygamberi buna göre görevlendirmedi. Hz. Davud Çoban’dı. Davud Çoban’dı. Koyun gidiyordu. Mûsâ Aleyhisselâm çoban’dı. Koyun gidiyordu. peygamberlerin baktığımızda hayat standartlarına yaşadıkları toplumun hayat standartından yukarıda değil. İman edenlerin hayat standartından yukarıda bir hayat standartı yok hiçbirisinin ve hiçbirisi olmadan göçüp gitmiş. Davud Aleyhisselâm kral peygamber ama Davud Aleyhisselâm kral peygamber olmasına rağmen hiçbir şatafatı şatıatı yok.
Süleyman Aleyhisselâm kral peygamber ama onun böyle bir şatafatı şatıatı yok. Enteresan bir şey ve bunlar bir de Beni İsrâil peygamberi. Baktığımız zaman peygamberlerin hayat standartlarına bakın peygamberlerin hayat standartlarına baktığımızda yaşamış oldukları toplumun veya topluluğun hayat standartından yukarıda bir hayat standartı yok. Ve onlar dini tebliğden dolayı etrafındaki insanlardan herhangi bir ücret karşılık almamışlar. Bu konuda da istememişler bakın istememişler. Ve Hz. Muhammed Mustafâ da Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine söz verene ben cenneti söz veririm diyor. İbare bu demek ki hiç kimseden hiçbir şekilde hiçbir şey istememişler.
Hatta Hz. Ebû Bekir Efendimiz de diyor ya hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine söz ver ben sana cenneti söz vereyim. O da söz veriyor Hz. Ebû Bekir Efendimiz Radıyallâhu anh Hazretleri. Sonra Emir el-Mü’minin iken devesinden kırbacı düşüyor elinden iniyor kendisi alıyor kırbacını diyorlar ki Ya Emir el-Mü’minin bize söyleseydin de biz verseydik. Hz. Ebû Bekir Efendimiz diyor ki ben hem arkadaşım olan hem peygamberim olan Muhammed’e söz verdim. Hiç kimseden hiçbir şey istememeye. Bakın hiç kimseden hiçbir şey istememeye. Hatta diyor ki düşen kırbacınız da başka bir hadîs-i şerifte de başka bir sahâbe diyor ki ayakkabının bağı dahi olsa.
İstemeyen Kim — Yolumuzun Dışındadır
Ayakkabının bağı düştü onu dahi istem ediyor. İslâm gerçek manada peygamberi metodun üzerinde dini tebliğ etmekten dini çalışmalardan dolayı ücret istemek yoktur. Bir kimse ücret istiyorsa yapmış olduğu dini tebliğlerden yapmış olduğu dini çalışmalardan ücret istiyorsa ve ücret alıyorsa o peygamberi bir metod üzerinde yürümüyor. Peygamberi değil. Çünkü Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dini tebliğden dolayı hiçbir ücret almadı. İstemedi yani. Gelen hediyeler oluyordu, Beytulmal’a veriyordu gelen hediyeleri. O gelen hediyeleri Beytulmal’a veriyordu. Beytulmal’da duruyordu. o kendi nefsine de hediye bu manada almadı. Hatta meşhurdur ya Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri de hediye kabul etmezmiş.
O yüzden birçok dostu kırılmış, incinmiş ona. Şimdi normalde böyle olunca o tebliğlerinden dolayı hiçbir şey kabul etmemişler. Eğer din salg bir şekilde Kur’ân Sünnet-i Seniyye dâiresinde duracaksa ve dini anlatan ve dini tebliğ eden kimse dini anlatan, dini tebliğ eden kimse veya sufili anlatan, dergâha anlatan, normalde dervişli anlatan bir kimse bunun karşılığında herhangi bir ücret istemeyecek, bunun karşılığında herhangi bir şeyi andırmayacak. Herhangi bir şeyi de andırmayacak, almayacak, istemeyecek, bir de andırmayacak. Bunu bu hale getirmeyecek. Bunu bu hale getirirse o kimse eğer bizim kardeşlerimizse bizim yolumuza leke getiriyor. Bizim kardeşlerimiz böyle bir şey yapmayacaklar. Böyle bir yola girmeyecekler.
Kendi kafalarından birilerinden bir şey istemeyecekler. Altını çizerekten söylüyorum. Kendi kafalarından dergahın herhangi bir bizim topluluğumuzun herhangi bir yeri için bir şey istemeyecekler. Bir toplu iğne dahi olsa, bir toplu iğne dahi olsa istemeyecekler. Bize bir tane toplu iğne lazım demeyecekler. Derlerse bizim çizdiğimiz Muhammadi yola leke getiriyorlar. Söylemeyecekler bunu. Bunu birisine andırmayacaklar. Bunu böyle birisine bizim kaşığımız yok demeyecekler. Bize bir kaşık gönderir misin demeyecekler. Diyen kimse bizim yolumuzun dışındadır. Diyen kimse bizim yolumuzun dışındadır. Eğer kaşık lazımsa, söyleyecek bize biz kaşığımızı alırız. Bardak lazımsa bardağımızı da alırız. Bir şey lazımsa alırız Allâh’ın izniyle.
Bunu isteyen, bunu dillendiren kimseler bizim yolumuza leke getiriyor bu kardeşler. Açık ve net söylüyorum. Açık ve net. İstemek yok. Eski arkadaşlar bilir ta yolun başında dedim. İstersem dilim kopsun dedim. Ben bu sözümü unutmadım. İstersem dilim kopsun. Net. İstersem dilim kopsun. Yine aynı noktadayım yıllar sonra da. Ben ölünceye kadar da aynı noktada olacağım. İnşâallâh. İstersem dilim kopsun. Ama bir arkadaşla bir kardeş de istemesin. Hiçbir kardeşin, hiçbir arkadaşın, hiçbir kimsenin bu yola küçücük bir minnacık bir şey için, herhangi bir uyduruptan bir şey için leke getirmeye hakkı yok. Bizim yolumuza bu manada leke getirmeye kimsenin hakkı yok. Bu yol Muhammedi bir yol. Yol Mustafâ Özman değil.
Bu yol Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin yolu.
Vücud Gibi Topluluk — Var-Yok Dayanışması
Ondan sonra bu yol Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in yolu. Ondan sonra bu yol Hz. Ali radıyallâhu anh Hazretlerinin yolu. Hz. Hasan Efendimiz’in, Hz. Hüseyin Efendimiz’in yolu. Hiç istememişler. Hz. Ali radıyallâhu anh Hazretleri hiçbir şey istememiş. Hz. Hasan radıyallâhu anh Hazretleri hiçbir şey istememiş. İnsanların elindeki mallara gözlerini dikmemişler. Hz. Hüseyin radıyallâhu anh Hazretleri hiçbir şey istememiş. Ehlibeyt istemez. Bir kimsenin ehlibeytten olup olmadığını buradan anlatmıyor. Ehlibeyt istemez. Bir kimsenin ehlibeytten olup olmadığını buradan anlayacaksınız. Bir kimse ehlibeytse istemez. Ehlibeytin yolu istemek değildir. Ehlibeytin yolu dervîşlerin üzerinden para kazanmak değildir.
Ehlibeytin yolu dervîşlerin cebindekine göz koymak değildir. Ehlibeytin yolu dervîşlerin malına, parasına, puluna, karısına, kızına göz dikmek değildir. Ehlibeytin yolu bu değildir. Sen çavuştuğunu, zakirliğini, dergahattaki hizmetini ne bileyim onu mu bunu mu bahan edip sen hiç kimsenin hiçbir şeyine göz dikemezsin, isteyemezsin de. Birileri istiyordur. Birimizdendir o. Bizim yolumuzla alakalı değildir. Bir iğne dahi istiyorlarsa bu toplulukla alakalı bu dergahla alakalı bizden değildir o. Bir iğne dahi istese bir iğne dergâha bu lazımdı. Dediği anda o bizim yolumuzdan değildir. Bakın tekrar söylüyorum. O bizim yolumuzdan değildir. Biz istemeyiz. Bu kadarız, bu kadar oluruz. İstemeyiz. Biz başaramayabiliriz bir şeyleri önemli değil istemeyiz ama.
Dilenmeyiz. Biz belediye başkanlarının önünde biz taklatmayız. Biz valilerin, bürokratlarının önünde taklatmayız. El oğuşturmayız biz. Bizim böyle bir derdimiz yok. Bizim böyle bir derdimiz yok. Bize araba ver, bize kat ver, bize yat ver, bize para ver, bize pul ver. Bizim böyle bir derdimiz yok. Birbirimizin arasında da derdimiz yok. İlk kimseye selamünaleyküm, aleykümselam. Ya böyle böyle bir şeye ihtiyacımız var dergâha bunu alabilir misin? Arkadaşlar, bu konuda çok hassasım. Ben 30 yılı geçtirdim, devirdim dergahın içinde. 35-36 yıl. Bu saatten sonra bu dergahı kimseye lekel etmem bir toplu yine dahi olsa. Bir toplu yine dahi olsa, Allâh rızası için. Bunun sonu gelmez sonra. Bakın bunun sonu gelmez.
Benim en çok canımı sıkan şeylerdir bunlar. Adamın dervişliyi istismar etmesi, dergahı istismar etmesi, şeyhi, çavuşu, zâkiri istismar etmesi, benim en çok canımı sıkan şey budur. Adam içkiyse vallâhi ağzını yüzünü temizlerim onun. Ama adam istismar ediyorsa onun ağzını yüzünü kırmak istiyorum. Dağıtmak istiyorum onu. Onu temizlemek istemiyorum. Bunu bile bile nasıl yaparsın ya? Evet, bir toplu yine dahi takılırım. Evet takılırım. İsteme kardeşim. İsteme. Ben bu topluluğu bir vücut gibi görüyorum. Vahdetleştiriyorum onu. Birisinin bir şey istemesi bütün komple topluluğun istemesidir. Birisi bir şey istemesi, bir şey istemesi, bir şey istemesi, bir şey istemesi, bir şey istemesi, bir şey istemesi, bir şey istemesi, bir şey istemesi, biz bu topluluğun istemesidir.
İsteme kardeşim. İsteceksen ben isterim. Sana düşmedi. Bir şey lazım mı?
Kitap, Tesbîh ve Mu’cize Satan Dergâhlar Tenkîdi
Lazım. Benim gücüm yetmedi mi? Ben isterim gerekirse. Bugüne kadar istemedim ama isterim. Olmazsa olmazdır. Eyvallâh. istismar etmeyecek. Bunu istemiyorum. Dervişliyi istismar etmeyecek. Bunu istemiyorum. Dün tanıştığı kimseyle böyle yaka paça olmayacak. Bunu istemiyorum. Dervişliyi istismar etmeyecek. Demeyecek. Kardeş hadi ya beni bir eve bırakır mısın? Demeyecek bunu ya. Demeyeceksin. Bu dergâhta demeyeceksin kardeşim. Bu dergâhta demeyeceksin. Yayan yürüceksin. Gideceksin otobüs bekleyeceksin. Gideceksin tren bekleyeceksin. Gideceksin dolmuş bekleyeceksin. İstemeyeceksin. Beni bir eve götürür müsün demeyeceksin. Bu yolda yürüyeceksen demeyeceksin. Oğluna söyle, kızına söyle, damadına söyle, gelinine söyle, kardeşine söyle.
Kime söyleyeceksen söyle. Bizi ilgilendirmez. Ama dervîşe söyleme. He oraya gidiyorsun beni de atar mısın? Deme bunu. Dervişliğini istismar ediyorsun. Yolunu istismar ediyorsun. Söyleme. Söyleme. Veya gittin bilmem hangi ile gittiyse gittin orada misafir olacağım diye bekleme. Sen ne işin var senin? Gidecek İzmit’te de İzmit’te misafir olacağım diye bekleyecek. Aracak ondan sonra. Diyecek ya böyle böyle Cemil kardeş ben İzmit’teydim de işim vardı da burada nerede kalabilirim? Veya Cemil’le daha dün tanışmış, yeni tanışmış. Gidecek çoluk çocuk, Cemil’in evinde kalacak. Üç gün beş gün on gün bir ay. Yok böyle bir dervîşlik. Böyle bir dervîşlik yok. Doğru değil. Bakın doğru değil. Tanışmış olabilirsin.
Samimi olmuş olabilirsin. Böyle bir dervîşlik doğru değil. Biz böyle bir dervîşlik öğretmiyoruz kimseye. Bunu istismar etmeyecek hiç kimse. Dervişliğini istismar etmeyecek. Yolunu istismar etmeyecek. Oradan kendine hayatı kolaylaştırmanın yoluna bakmayacak. Zorluğu çekecek. Nefis terbiyesi yeri burası. Burası nefsin rahat edeceği bir yer değil. Evet açık konuşuyorum. Ben ders verirken de söylüyorum. Kardeş başını yakma. Burası normal bir yer değil. Yakma başını. Uzak dur. Başını yakarsın burada. Sebep burada bir sürü Muhammadi kurallar var. Muhammadi kurallar var burada. O Muhammadi kurallara uyacaksın. Eğer bu dergahan müntesip olacaksan. Sufili’ni kullanıp evlenmeye kalkmak, sufili’ni kullanıp ticaret yapmaya kalkmak, sufili’ni kullanıp gidip orada burada misafir olmak, sufili’ni kullanıp onun bunun malına, mülküne, parasına, puluna sarkmak yok böyle bir şey.
Bakın yok böyle bir şey. Işin bir bu bizim kendi içimizin yönü. Bir de dışarısı var. Ya insanlar artık Müslüman görmekten tiksinecekler. Insanlar artık şeyh görmekten tiksinecekler. Müslümanlar artık şeyh görmekten tiksinecekler. Bir de tutturmuşlar. Ondan sonra Müslüman zengin olmalı mı? Ya olsun cânım kardeşim. Uçakla geçsin bize ne? Ama sen ben şeyhim diyorsan dergan içerisinde zekât toplama. Bir de zekât memuru tayin edip, zekât memuru tayin edip, kapı kapı dilendirme dervişlerini. Sen bir cemaatım, ben bir topluluğum diyorsan kendi topluluğunu dilendirme. Çıkar uyduruktan bir dergi, dergi sat. Çıkar uyduruktan bir CD, CD sat. Çıkar uyduruktan bilmem ne kitabı, kitabı sat.
Ortalığa Bir Şeyler İstemek Edebe Aykırıdır
Şeyh Efendi’nin kerametleri sat kitabı. Şeyh Efendi’nin mucizeleri sat kitabı. Şeyh Efendi’nin hatıraları sat kitabı. Şu kitap yeni çıktı bütün dergâh alınsın. Yok böyle bir İslâm. Böyle bir dergâh yok, böyle bir sûfîlik yok. Ama ne yazık ki Müslümanlar bunun farkında değil. Şeyh Efendi bir kitap hazırladılar. Dedim efendim biz bastıralım. Parasını biz verdik, biz bastırdık. Dağıtın dedik parasız. Daha öncesinden söylüyorum. Açık açık konuşuyorum. Dedik parasız dağıtın. Kaç para bastılar şu kadar? Al kardeşim parasını. Dağıt. Bir duyduk kitabı satıyor adam. Dedim efendim parasını biz ödedik bunun dedim. Bu adam satıyor tekrar dedim. Parasını ödediğimiz kitabın kitabı adam bir daha satıyor. Ödediniz mi Mustafâ Efendi siz mi?
Ödedik efendim dedim. Biz ödedik bunun parasını dedim. Şeyh Efendi demiş Mustafâ Efendi ödemiş oğlum o kitabın parasını demiş. Sen neden satıyorsun demiş. Bir dahaki baskıda kullanmak için satıyoruz demiş. Şeyh Efendi geldi bana söyledi. Oğlum bir dahaki baskıda kullanmak için veriyorlarmış. Efendim bizim dergamıza yakışmaz dedim. Bir dahaki baskıda dedim ben tekrar bastırırım. Almasın para dedim. Aldı adam. Sonra seri yaptı. Abdullah Efendi bir, Abdullah Efendi iki, Abdullah Efendi üç, Abdullah Efendi dört, beş, altı, yedi. Devam ediyor. Devam ediyor. Otur. Biliyorum. Takip ediyor lazım. Devam ediyor değil mi? Var mı bilen? Devam ediyor bildiğim kadarıyla. Evet. Bakın bizim daha önceki yaşadığımız bir şey Biz o kadar İrşat Dergisi bastırıyorduk.
Bir kuruş para istemiyorduk hiç kimseden. Niye hiç kimseden istemiyorduk? Bastırıyorduk, dağıtıyorduk. Gücümüz varsa bastırız, dağıtırız. Gücün varsa yap kardeşim. Gücün yoksa otur oturduğun yere. Allâh senin onun sorumluluğunu almayacak. Gücün yettiğinden sorumlusun. İslâm insanı gücünün yettiğinden sorumlu kılar. Gücünün yetmediğinden sorumlu kılmaz. Senin gücün yetiyorsa sorumlusun ondan. Senin gücün yetmiyorsa sorumlu değilsin. Veyahut da harcamak zorunda değilsin. İster harcarsın ister harcamazsın. İster harcarsın ister harcamazsın. Adam kazancının kırkta bir zekatını verirse adama hiçbir sorumluluk ve zorunluluk koyamazsın. Adam zekatını de istediğine verir. İstediğine verir. Kur’ân-ı Kerîm’de ayetle sabit kimlere verilecek?
Onların içerisinden istediğine verir. Bitti bu kadar basit. Bu kadar basit. Bizim topluluğumuz gönüllülük esasına dayalı. Gönüllülük esası. Bir adam bunu kaldıracak, gönüllü olarak kaldıracaksa kaldıracak. Ha gönüllülük hesabı, gönüllülükle alakalı. Evet. Bunu yapacağım dedin mi? Dedin. Bunu yapacaksın o zaman kardeşim. O zaman bunu yapacağım deyip de çıkmıyorlar. Bunu yapacağım diye çıkmıyorlar. O zaman onu yapacaksın gönüllülük esası. Bir şeye söz verdin. Dedin ki ben çay dağıtacağım, görevli olarak yazdırdım isim. Çayı dağıtacaksın. Ya gönüllülük var nasıl olsa. Ben bugün de gitmesem olmaz. Hayır olmadı işte. Hiç kimse seni bal mumundan davet etmedi. Gel burada çay dağıt demedi sana. Hiç kimse.
Kendin ismini yazdırdın.
Eksik Olsun Bizden — İhtiyâç-İsrâf Ayrımı
Kendin çayı dağıtacaksın nöbetli olduğun zaman. Dağıtmıyorsun. Diskarifi olursun. Çıkar listeden. Dağıtacak olanı koy oraya. Çalışacak olanı koy oraya. Gönüllülük esası. Bu disiplin. Ama biz biri sen kalkıp da ondan bir hizmet istemeyiz. Biz ondan şunu al demeyiz. Biz demeyiz. Demeyiz demeyeceğiz. O yüzden asla ve asla biz hiç kimseden hiçbir şey istememeye gayret edeceğiz. Dergâh adına beni özel hayatınız ilgilendirmez. Ben hiç kimseden özel hayatında da kimseden bir şey istemeyeceksin diye biatlaşma almam. Ama dergâh adına bir şey istemeyeceksiniz arkadaşlar. Kendi kendinize bir şey istiyorsunuz. Eyvallâh. Söyleyecek sözüm yok. Ama gidip de böyle ortalığa ondan sonra bir şeyler istetmek, bir şeyler aldırmak, bir şeyi andırmak dergâh adına yok.
Bunu istemiyorum. Bunu yapanlar tespit ettiklerim var. Bunu ciddi bir şekilde söylüyorum. Bir toplu inedayı olsa bunu yapanlara bir hafta müsaade perşembeye kadar. Benden helallık alsınlar. Yoksa derslerini alıp göndereceğim. Böyle bu da Şeba Ruz’un rahmetiyle alakalı. Kimseyi kırıp incitmek istemiyorum. Kimseyi de böyle bir şey yapmak istemiyorum. Bir de şu çok özür dilerim. Şu aymazlığı yapmayın. Allâh rızası için. Efendim size kim söyledi? Bu aymazlığı yapmayın. Bu aymazlık bu. Bu sufiliyi bilmemek. Bu sufiliyi bilmemekten öteye geç bu üstadı da tanımamak. Bu üstadının da ne olduğunu bilmemek bu. Bu daha büyük bir aymazlık. Bu daha büyük bir körlük. Bu daha büyük bir körlük. Bakın bu daha büyük bir körlük.
Bunu böyle konuşmak istemezdim ama diyorlar ya kırmızı çizgimiz diye evet kırmızı çizgimiz arkadaşlar. Hiç kimse kendi kafasından dergâh adına herhangi bir kimseden bir şey istemeyecek. Bizim dergamıza iğne lazım deyip de istemeyecek. Iğne lazımsa burada görevlisi var. Cafer burada. Iğne mi lazım? Cafer’e söyleyin. Bunu daha önce de ilan ettim mi? Ettim. Bunu daha önce de ilan ettim. Bir dergâhta yeraşik boşluk olmaz. Bir şey mi lazım? Bayanlardan Bursa’da bir şey lazımsa bayan zakiri belli. Ona söylenecek. Yemek dağıtımıyla alakalı bayanlarda görevli belli. Ona söylenecek. Matbahtla alakalı bayanlarda görevli belli. Ona söylenecek. Semazenlerle alakalı bay bayan semazen başları var. Onlara söylenecek.
Vazifeliler belli mi belli mı? Belli mi belli? O semazen başlarının üzerinde semazen, mıtırban hepsinin sorumlusu kim? Adnan. Ona söyleyecek. Birisi kendi kafasından bir iş yapmayacak. Birisinden bir şey istemeyecek. Bu keşmekeşliği istemiyorum. Biz mahçur değiliz. Kısıtlı değiliz. Cenâb-ı Hak hamdü sena olsun. Gücümüzün yettiğince hizmet etmeye memuruz. Tekrar söylüyorum. Biz mahçur ve kısıtı değiliz. Rabbim bizi cimrilerden eylemesin. Âmîn. Para ezmesini de bilirim elhamdülillah. Bilirim. Bilmeyecek kimse de değilim. Yolumun da farkındayım. Kendimin de farkındayım. Hedefimin de farkındayım. Evet. Zor zor biliyorum. Zorluğun da farkındayım. Ama ben Hz. Muhammed Mustafâ’nın ayak izini takip etmeye çalışan bir insanım.
Kendi gücümce. O yüzden hiç kimseye de bu konuda acımam yok. Hiç kimseye.
Allah Bizi Affetsin — Gocuntu ve Nefs-i Emmâre Tuzağı
Kolumsa koluma acımam yok. Keser atarım kolumu. Kolumsa koluma dahi acımam yok. Keser atarım kolumu. Allâh bizi affetsin. Bunu böyle söylüyorum. Bir şey umdumdan değil. Allâh rızası için. bunu söylememiz sebebi şu. Arkadaşlar bu ııı topluluğu yürütebilecek kadar hamdolsun gücümüz, kuvvetimiz var. O yüzden gerek yok. Topluluğun adını farklı bir noktaya çıkarmaya. Kendi şahsınız adına da gerek yok. Dimdik yaşayın. Dergahı, sufili istismar etmeyin. Yayan yürünecekse yayan yürüyün. Yayan yürüyün. Aç kalıncaksa aç kalın. Susuz kalıncaksa susuz kalın. Kalın susuz kardeşim. Sen Allâh yolcususun. Aç kalıncaksa aç kal. Yürü. Sen Allâh yolcususun. Yayan gidecekse yayan git. Yürü. Yürü. Gidemiyormuşsun.
Gideme. Otur oturduğun yerde Allâh’ı zikret. Gidemedin. Parasız kaldın, pulsuz kaldın, nacar kaldın. Zikrullâh alakasına gidemedin. Otur zikrullâh alakasındaymışsın gibi Allâh’ı zikret. Merak etme buradasın. Dilenmektense dilenmektense otur onurlu bir şekilde e de Allâh’ı zikret. Otur Allâh’ı zikret. Dilenmektense olmayı versin iğnemiz bizim. Dilenmektense olmayı versin bizim bir şeyimiz. Oramız eksik olsun bizim. Oramız eksik olsun. Bundan, gocundan. Neden eksik oldu? Gocundan bundan. Allâh bizi affetsin. Âmîn. O yüzden hiç kimseden hiçbir şey istemeyelim. Ve inşâallâh öylece hayatımızı son bulduralım. Bir hadîs şerif. Adamın birisi geldi dedi ki sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dedi. Ey Allâh’ın Rasûlü bana öyle bir amel göster ki onu yaptığım takdirde Allâh da beni sevsin, insanlar da beni sevsin.
Bakın bana öyle bir amel göster. Allâh da beni sevsin, insanlar da beni sevsin. Resûlullah Salallâhu aleyhi ve şöyle buyurdu. Dünyada zahid ol. Allâh seni sevecektir. İnsanların elinde bulunanlara karşı zahid ol. Insanlar seni sevecektir. O zaman dünyada zahid ol. Ne? Dünyada ne kadar varsa ihtiyacın, dünya ile alakalı ihtiyacını gör. Daha da fazlasını gözünü dikme. Filanca şöyle zengin olmuş ben de öyle zengin olacağım deme. Zahid ol. Allâh’ın verdiğine şükret, hamd et, çalış, çabala, gayret et, koştur. Dünyayı terk et demiyorum sana. Ama ben de şöyle olacağım, ben de böyle olacağım deyip de hataya düşme, yanlışa düşme, harama düşme, eksikliğe düşme. Ibadetlerden uzaklaşma. Allâh muhâfaza eylesin.
Âmîn. O mal varlığının hesabı var bir de. Bunu da düşün. Seni ahiret işlerinden uzaklaştırmasın. Senin manevi işlerinden uzaklaştırmasın. Seni namazdan, zikirden, sohbetten uzaklaştırmasın. Seni dergahından, tarikatından, şeyhinden uzaklaştırmasın. Sen dünya sarhoşu olma. İnşâallâh. Öbür öbür hadîs-i şerîfin geri kalan ne? Insanlara karşı elinde bulunan insanların elinde bulunanlara karşı zahid ol. Insanlar da seni sevecektir. Sen insanların elindekine gözünü dikme. İnsanların cebindekine gözünü dikme. İnsanların cebindekine gözünü dikersen hele bunlar dervişse senin gözünü çıkarır Cenâb-ı Hak. Sen insanların elindekine, cebindekine gözünü dikme. Sen dervîşlerin elindekini, cebindekini ütcem diye uğraşırsan sen ütülürsün.
Allâh seni üter. Ve insanların arasında hiçbir sevgin, hiçbir değerin kalmaz.
Nefsimizi Uydurmasın — Hevâ Hevesten Muhâfaza ve Dervîş Kardeşine Karşı Zühd Edebi
Hiçbir sevgin, hiçbir değerin kalmaz. Insanlara karşı zahid ol. Dostlarına karşı zahid ol. Dostlarına duâ et de. Ya Rabbi bunlara iyilik ver, güzellik ver, hoşluk ver, maddi manevi rahatlık ver, maddi manevi âfiyet ver diye etrafına duâ et. Deme ben bunun parasını nasıl alırım diye. Deme ben bu malı buna satıvereyim falan diye. Dervişlere karşı hukukunu belli bir düzeyde tut. Dervişlere zarar vermek noktasında durma. Sizin en hayırlığınız etrafına zarar vermeyenizdir. Bizim etrafımız dervîşlerden kurulu. Etrafı dediğin senin dışarıdaki insanlar değil. Sebep? He o seni tanımaz, sen onu tanımazsın. Etrafın dediğin dervîşler. Sen dervîş kardeşlerine zarar vermemeyi kendine ölçe edin. Derviş kardeşlerine zarar verme.
Onlara maddi manevi onlardan menfaatlenmeye çalışma. Birinin ekmeğini yiyeceğim, yemeğini yiyeceğim, öğlen yemeğini ona denk getireyim, akşam yemeğini buna denk getireyim diye ucuzlaşma. Ucuzlaşma. Onun parası var, ben bu bunu ona satarım, onun pulu var, ben bunu ona ondan sonra veririm, ucuzlaşma. Onun hesabı ağır. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Insanlara karşı zahid ol. insanların parasına, puluna, malına, mülküne, katına, yatına, arabasına evine, barkına, gözüne dikme. Aman gel buraya kefil oluver deme. Aman gel buraya imzaatı ver deme. Yapma dervîş kardeşlerine. Ve insanlara karşı zahid olmanın yolunu bul. dervîşlere karşı zahid olmanın yolunu bul. Aldatma, kandırma. Aldatma, kandırma. Allâh muhâfaza eylesin.
Rabbim cümlemizi Kur’ân ve sünnet yolunda eylesin. Rabbim cümlemizi dini istismar eden dergânı, yolunu istismar edenlerden eylemesin. Âmîn. Nefsimizi uydurmasın. Heva ve hevesimizi uydurmasın. Âmîn. Rabbim cümlemizi muhâfaza eylesin. Âmîn. Bununla alakalı birkaç hafta inşâallâh sohbete devam edebiliriz. Rabbim yardım eylesin inşâallâh. Âmîn.
Şeb-i Arûs Programı, Gelibolu Çağrısı ve Hizmet Düzenlemeleri
Malum önümüzdeki pazar günü Şeb-i Arûs yapacağız inşâallâh. Yine Vahçe Dâvet olacak Şeb-i Arûs. O yüzden bir küçük bir yürüyüş yapalım diye müsaade istedik. O da olmadı. Rica etmişler Cafer kardeşe. Demişler ki trafiği çok aksatırız. Rica etsek demişler. İptal eder misiniz? O da küçük bir istişare ettik. Dedik tamam, ricalarını kabul edelim. Iptal edelim dedik. O yüzden yoksa bir mevlevi alayım şu yürüyüşü Bunu da paylaşmadık. Baştan ne olup ne gideceği belli değildi. Böyle tatlılıkla, yumuşaklıkla, Cafer’e rica edince biz de ricalarını kırmak istemedik. Kabul ettik. Dedik tamam sıkıntı yok. Allâh izin verirsen inşâallâh pazar günü Bahçe Dâvet Şeb-i Arûs yapacağız. İnşâallâh bütün kardeşleri, arkadaşları özellikle gelmelerini istirham ediyoruz.
Özellikle istiyoruz. İkinci istirhamımız Gelibolu’yla alakalı. O yüzden bir dahaki pazarına da Gelibolu’da var. O yüzden arkadaşlarla özellikle de istirham ediyoruz. Gelibolu’da öyle olacak. İnşâallâh. Allâh’ın izniyle orada da hazırlıklar bütün her şey hazır. Ve burada da hazırlıklar hazır. Her şey normalde pazar günü kalabalık olacağı için dağıtım problemi yaşarız diye pilav yok. Şimdiden söyleyelim. Ondan sonra ama lokma iki makineyi birden kuracağız oraya. İnşâallâh ama kalabalığa dağıtamayız. Masaları da kaldıracağız. Çünkü düğün salonunda masalarını da ortadan kaldıracağız. Normal sandalye sistemine geçeceğiz. Çünkü böyle herkes biraz böyle yarı değil üçteki mecbur gibi öyle düşündük. hatta içimdekini söyleyeyim.
Herkes gelebilirler, mecbur gelecekler. Ben en iyisi böyle içimdekini atayım, geçeyim böyle. Anlatsana. Herkes eşiyle, çoluğuyla, çocuğuyla şey boruza gelecek. Bu benim için önemli. O yüzden ikinci önemli olan yer de Gelibolu. Orası da benim için önemli. Gelibolu’ya da arkadaşlar inşâallâh önümüzdeki hafta tam tekmil bir şekilde Gelibolu’ya gidecekler. Hem semâzen, mutrıbân olarak hem de eee katılımcı olarak bütün arkadaşlar mümkün olduğunca herkes gitmeye gayret edecek inşâallâh. Hakkınızı helal edin. Allâh razı olsun. Buradalarda sorular var. Ama ııı saat de on oldu. Bunlar ııı inşâallâh bir daha önümüzdeki haftaya kalırsa inşâallâh ııı devam ederiz.
Hâtime Duâsı: Resûlullâh ve Çihâr-i Yâr-i Güzîn Hediye Niyâzı, Pîr-i Pîrân Silsilesi ve Estağfirullâh-Salavât-ı Şerîfe
Üç Ehlâs bir Fâtihâ şerife. Âmîn. Sebeb-i Mevcûdât. Sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin azîz, pâk rûh-i şerîflerine hediye edin. Kabûl ve vâsıl eyle yâ Rabbî. Âmîn. Âdem aleyhisselamla her ikisi arasına gelmiş, geçmiş Peygamberân-ı Zîşân efendimizin rûh-i şerîflerine. Cihari, Yârigüz’ün efendilerimize Hz. Ebû Bekir Sıddîk, Hz. Ömer’ül-Fârûk, Hz. Osmân Zinnûreyn, Hz. Ali el-Murtezâ, Keremallah vecefendere’mizin evladı Resûlullâh, zevcâtı Resûlullâh, ashabı Resûlullâh’ın rûh-i şerîflerine. Aşere-i Mübeşşere efendilerimizin rûh-i şerîflerine İmâm-ı Hasan, İmâm-ı Hüseyin yetmiş bin Şühedâ-yı Kerbelâ’nın rûh-i şerîflerine. İmamız İmâm-ı Hasan, İmâm-ı Hüseyin yetmiş bin Şühedâ-yı Kerbelâ’nın rûh-i şerîflerine.
İmamız İmâm-ı A’zam Ebu Hanifi, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Hanbelî radıyallâhü anh hazretleri mezheb imamlarımızın rûh-i şerîflerine hediye edip kabul ve vasıl eyle ya Rabbi. Şefaatlerini, himmetlerini, dualarını, güzelerini eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ şerife. Âmîn. Ya Rabbi hasıl olan sevabı imamız İmâm-ı A’zam Ebu Hanifi, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Hanbelî radıyallâhü anh hazretleri mezheb imamlarımızın o şeriflerine. Pirimiz Seyyid Abul Kadir Geylânî, Seyyid Ahmed er-Rıfâî, Seyyid Ahmed el-Bedevî, Seyyid İbrâhîm-i Düssûkî, Şeyh Ebû’l-Hasan Şâzelî, Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddîn’i, Şahı Mevlânâ Celalettin Rumi, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayrâm-ı Velî, Mehmed Muhyiddîn Üftâde Hazretleri, Veysel Karânî Hazretleri, İbn Arabî Hazretleri, Niyâzî-i Mısrî Hazretleri, Pir-i Pir’an efendimizin o şeriflerine hediye edip kabul ve vasıl eyle ya Rabbi.
Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ şerife. Âmîn. Büyük Şeyh Efendilerimizden Abdürrahîm Neşâbî, El Hac, El Hafız, Ebu Bekir Sıddık’ı, Çorumlu Ali Haydar Efendi, Çorumla, Hacı Mustafâ Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz efendimizin rûh-i şerîflerine, Karabaş dergâhının, Karabaşî dergâhının geçmişlerin ruhlarına, geçmiş müşri kâmillerin, velilerin, evliyâların, mü’minlerin, dervîşlerin rûh-i şerîflerine, üstadımız, sultanımız, bayın nırlı Hacı Mustafâ efendimizin rûhâniyet-i kudsîlerine hediye edip kabul ve vasıl eyle ya Rabbi. Âmîn. Yaşayan müşri kâmillerin, velilerin, evliyâların, mü’minlerin, dervîşlerin rûhâniyet-i kudsîlerine, tarîkât-ı âliyyemizden ve krabay talikatımızdan gelmiş, geçmişlerimizin ruhlarına ve ruhaniyetlerine hediye edip kabul ve vasıl eyle ya Rabbi.
Âmîn. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allâh’a yuhibbu tevvabine ve yuhibbul mutahharin. Estağfirullâhe’l-azîm. Estağfirullâhe’l-azîm. Estağfirullâhe’l-azîm. Estağfirullâh, amân yâ Rabbî. Min külli zenbin tübtü ileyke yâ Rabbî. Estağfirullâh, amân yâ Rabbî. Min külli zenbin tübtü ileyke yâ Rabbî. Estağfirullâh, amân yâ Rabbî. Min külli zenbin tübtü ileyke yâ Rabbî. Estağfirullah tübtil Allâh. ve nüheytü kalbî ammâ sivâllâh. Estağfirullah tübtil Allâh. ve nüheytü kalbî ammâ sivâllâh. Estağfirullah tübtil Allâh. ve nüheytü kalbî ammâ sivâllâh. Estağfirullah tübtil Allâh. ve nüheytü kalbî ammâ sivâllâh. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.
İnnehû min Süleymâne ve innehû bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh. Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh. Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Deyyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Hanan, Ya Mannan, Ya Allâh Ya hennan ya mannan ya Allâh. Ya seddar ya gaffar ya Allâh. Ya Rabbi Gaffâr ismi şerîfine inanıyoruz. Günahlarımızı Ümmet-i Muhammed’in günahlarını Settâr ismi şerîfine setreyle.
Ya Rabbi Gaffâr ismi şerîfine inanıyoruz. Bizlerin Ümmet-i Muhammed’in günahlarını affeyle. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allâh’a ve melaiketehu yusalluna ala el-nebi. Ya eyyuhel-lezîn’e amenu ve amelûs-sâlihâti. Allâh’a ve melaiketehu yusalluna ala el-nebi. Ya eyyuhel-lezîn’e amenu, sallu alayh, sallu alayhü ve sellimû teslimâ. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim.
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm, Efdalü’z-zikr, fa’lem ennehû. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Duâsı: Gece ve gündüzün hayırlı geçmesi duâsı — Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Da’avât 14 («Amsaytü ke-mâ amsâ»); ömür ve ayın hayırla geçmesi — Buhârî, De’avât 16; Müslim, Zikr 60; senelik bereket isteği — Nevevî, el-Ezkâr, bâbü’t-takvîm; düşmanlara karşı kahriperîşân duâsı — Bakara 2/286; Mü’min 40/44; Buhârî, Cihâd 98 (Hendek’te kahir duâsı).
- Sebe’ 34/47 — Hz. Peygamberin Ücretsiz Tebliğ İlkesi: Sebe’ 34/47 («De ki: Sizden hiçbir ücret istemiyorum, mükâfâtım Allâh’a aittir»); diğer peygamberlerin aynı ilkesi — Hûd 11/29 (Nûh), Hûd 11/51 (Hûd), Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, 180 (Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, Şuayb); Yûnus 10/72; Furkân 25/57; Sâd 38/86; tebliğ-i din ücret almama — Taberî, Câmi’u’l-Beyân Sebe’ tefsîri; İbn Kesîr, Tefsîr Sebe’ 34/47.
- Anlayışta Büyümek — Âlim ve Şeyh Da’vâsı: «Allâh kime hayır murâd ederse onu dinde fakîh eyler» — Buhârî, İlim 10; Müslim, Zekât 100; Tirmizî, İlim 1; ilim-amel ayrımı — Tevbe 9/122 («Tefakkuh»); ihlâsın lüzûmu — Beyyine 98/5; âlim-i sû’un tenkîdi — İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’l-İlim.
- Dâvûd Aleyhisselâm — Kral Peygamberin Mütevâzılığı: Dâvûd aleyhisselâm’ın demir örgüleyişi — Enbiyâ 21/80; Sebe’ 34/10-11; Sâd 38/17-29; Bakara 2/251 (Câlût ile mücâdeleye giriş); Taberî, Târîh; İbn Kesîr, Kıs-asu’l-Enbiyâ; hüküm ve sabrı — Sâd 38/26 («Ey Dâvûd, biz seni yeryüzünde halîfe kıldık»); Buhârî, Savm 59 («Allâh’a en sevgili oruc Dâvûd orucu: bir gün oruç bir gün iftâr»); Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi.
- İstemeyen Yolumuzun Dışındadır: Yâ Rabb, bize lâzım olanı istemeyi öğret — Furkân 25/77 («duânız olmazsa Rabbim size kıymet vermez»); dervîşin temel ihtiyâçlarını şeyhten isteme âdâbı — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmi’u’l-Usûl; tevhîd-i niyyet şartı — Beyyine 98/5.
- Vücud Gibi Topluluk: «Mü’minler sevgi, merhamet ve şefkatte bir vücud gibidir» — Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66; Âl-i İmrân 3/103-104 («Allâh’ın ipine sarılın»); dayanışmanın sünneti — Tirmizî, Birr 18; ümmetin bedeni olma kavrayışı — İbnü’l-Cevzî, Telbîsu İblîs; Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu’l-ithâl.
- Kitap, Tesbîh ve Mu’cize Satan Dergâhlar: Dinin maddîleştirilmesinin yasağı — Tevbe 9/34; Bakara 2/174-175; Müslim, Îmân 164 («aldatan bizden değildir»); «Şeyh Efendi’nin mu’cizelerini satan» istismârın zemmi — Gazâlî, İhyâ, Kitâbü Zemmi’l-Kesb; sahte şeyhlerin para ve şöhret yolu — Bâyezîd-i Bistâmî’nin «Şeyhim diyenden kaçın» uyarısı — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; İbn-i Cevzî, Telbîsu İblîs, bâbu Telbîsi İblîs ‘ale’s-sûfiyye.
- İstemeye Ortalığa Koyma Edebe Aykırı: Edeb âbzârı — Nûr 24/27 (ev girişinde izin); Buhârî, İsti’zân 13; Müslim, Zühd 74 («Kim hayâ etmezse dilediğini yapsın»); İbn-i Mâce, Zühd 17; özel meseleleri açıkça dile getirmeme âdâbı — Hucurât 49/12 («zan, tecessüs, gıybet yasağı»); Kâşânî, Istılâhât, bâbü’l-edeb; dergâhın mâlî sıhhati için düzenlenen usûl — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb.
- Eksik Olsun Bizden — İhtiyâç-İsrâf: İsrâfın yasaklığı — A’râf 7/31 («yiyin, için, isrâf etmeyin, Allâh müsrifleri sevmez»); Furkân 25/67; İsrâ 17/26-27; Nahl 16/90; Buhârî, Libâs 22; kanâatin define oluşu — İbn Mâce, Zühd 24; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme 36; eksik ile yetinme sünneti — Hicr 15/20-21 («hesaplı taksim»); ihtiyâç sınırı — Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu’l-kesb.
- Gocuntu ve Nefs-i Emmâre Tuzağı: Nefs-i emmârenin fısıltısı — Yûsuf 12/53 («nefs kötülüğü sıkça emreder»); Şems 91/8-10; Bakara 2/208; kalbin gocuntu oluşumu — Muhâsibî, Kitâbü’l-Makâsıd; Gazâlî, İhyâ, Kitâbu Riyâdati’n-Nefs; kardeşe karşı hüsn-ü zan — Hucurât 49/12; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/261.
- Nefsi Uydurmamak — Hevâ Hevesten Muhâfaza ve Dervîş Kardeşine Karşı Zühd: Hevâ-heves peşinde olmak yasağı — Sâd 38/26; Câsiye 45/23 («hevâ-hevesini ilâh edineni gördün mü?»); Mâide 5/77; Bakara 2/120; Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu Muhârebeti’l-Hevâ; İbn Kayyim, Ravzatü’l-Muhibbîn; dervîşler arası zühd ve hesab edebi — Sülemî, Âdâbu’s-Sohbe; Suhreverdî, Avârifu’l-Ma’ârif, bâbu adabi’l-fukarâ.
- Şeb-i Arûs Geleneği ve Mevlevî Hizmeti: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin vuslât gecesi — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf; Sultân Veled, İbtidâ-nâme; Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; Şeb-i Arûs târihçesi — Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddîn; semâ-mukabele ve mutrıb heyeti — Süleyman Uludağ, Mevlevîlikte Mûsikî; Gelibolu Mevlevîhânesi — M. Baha Tanman, İstanbul Tekkeleri.
- Hâtime Duâsı — Resûlullâh ve Çihâr-i Yâr-i Güzîn Hediye Niyâzı: Sebeb-i Mevcûdât Hz. Muhammed Mustafâ’nın (sas) rûh-i şerîflerine hediye — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Mecmû’atü’l-Ahzâb; Çihâr-i Yâr-i Güzîn (Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Ali) — Buhârî, Fedâilü’l-Ashâb; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe; Aşere-i Mübeşşere — Tirmizî, Menâkıb 4 (Cennetle müjdelenen on sahâbî); İmâm-ı Hasan, İmâm-ı Hüseyin ve Şühedâ-yı Kerbelâ — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ.
- Pîr-i Pîrân Silsilesi: Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (470-561H) — el-Gunye, Fütûhu’l-Gayb, el-Fethu’r-Rabbânî; Seyyid Ahmed er-Rıfâî (512-578H) — el-Hikem, el-Bürhânu’l-Mü’eyyed; Seyyid Ahmed el-Bedevî (596-675H, Tanta-Mısır) — Mahmûd Ebû’l-Feyz el-Menûfî, Cemheretü’l-Evliyâ; Seyyid İbrâhîm Düssûkî (633-676H); Şeyh Ebû’l-Hasan Şâzelî (593-656H); Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddîn (717-791H); Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (604-672H); Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayrâm-ı Velî, Mehmed Muhyiddîn Üftâde, Veysel Karânî, İbn Arabî, Niyâzî-i Mısrî — silsile-i şerîfe terkibi — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmi’u’l-Usûl fi’l-Evliyâ; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesi: Abdürrahîm Neşâbî; Ebû Bekir Sıddık-ı Çorumî; Çorumlu Ali Haydar Efendi; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvârî Efendi; Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi; Hacı Haydar Baba; Hacı Bekîr Baba; Bayındırlı Hacı Mustafâ Özbağ Efendi (mürşid-i kâmil); Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, Halvetiyye-Karabâşiyye babı.
- Estağfirullâh ve İnnallâhe Yuhibbüt-Tevvâbîn: Bakara 2/222 («İnnallâhe yuhibbüt-tevvâbîne ve yuhibbu’l-mütatahhirîn»); tövbe-istiğfâr — Tahrîm 66/8 («Tevbeten nasûhâ»); Müslim, Zikr 41 (günde 70/100 kez istiğfâr); Hûd 11/3, Nûh 71/10-12; «Estağfirullâhe tübtü ilallâh ve nüheytü kalbî ammâ sivâllâh» kalıbı — Karabaşî evrâdı; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Râmûzu’l-Ehâdîs.
- Salavât-ı Şerîfe (Ahzâb 33/56): «İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne ale’n-nebî, yâ eyyühe’llezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ» — Ahzâb 33/56; salavât fazîleti — Müslim, Salât 70 (bir salavâta on rahmet); Ebû Dâvûd, Vitr 26; Nesâî, Sehv 55; «Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sellim» — Yûsuf en-Nebhânî, Sa’âdetü’d-Dâreyn; «Efdalü’z-zikr fa’lem ennehû lâ ilâhe illallâh» — Tirmizî, De’avât 9.
- Kapanış Duâsı ve Âmîn: «Allâhümme ihdinâ» (bizi hidâyete erdir) duâsı — Fâtiha 1/6-7; Âl-i İmrân 3/8; topluluk duâsında «âmîn» demenin fazîleti — Buhârî, Ezân 111; Müslim, Salât 72 («İmâm âmîn dediğinde siz de âmîn deyin»); cemâat duâsında icâbet — Ebû Dâvûd, Vitr 28.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Sünnet, Şeyh, Halife. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı