Cemâlinde Dâim Eyle — Hazret-i Pîr’in Dîvân Edebiyatına Tesîri
Kimsenin haddine değil O istediğine istediği gibi tecelli eder İstediğine istediği gibi kendisine yakın eder İstediğine istediği anda kendisine alır O kendi seçtiğini kendisine alır O kendi seçtiğini sufi yoluna koyar O kendi seçtiğini bir mürşid-i kamile rahmetler O seçer İnsanlar perde önünde kendi seçmiş gibi görünür Değil O seçer Rabbim bahaneler üretenlerden biz bahaneler üretenlerden olmayalım inşallah Âmîn Ey eski cihane taze can olan Cansız ve gönülsüz bir hale gelmiş olan Tenden çıkan feryat ve figanı işit Ey eski cihane taze can olan bütün her şeyi yaratan Ve eski cihanı yeniden halkeden yeniden var eden Ahl-ı yoktan yaratan var edendir Ve varlıktan varlığın geçeceği yolu da, halleri de yaratandır bir şeyi suyu yaratır Suyun geçecek olduğu perdeleri Suyun geçecek olduğu merhaleleri de yaratır Her şeyi yaratan odur El-muhid O da yarattıklarını yok edip Sonra tekrar diriltecek olandır El-muhid Allâh halk eder Halk ettiğiyle el-murid ismi şerifiyle yok eder Yine el-murid şerifiyle ne yapar Yine var eder Aynı zamanda da el-muhyi ismi şerifi vardır El-muhyi de ihya eden Yaratıklarına can verendir.
O yüzden öyle olunca Hazret-iPir diyor ki Ey eski gibi görünen bu cihanı taze can olan bütün varlığa can olan Bütün varlık Allâh’ın nurunun içindedir Yerinde göğünde nuru Allâh’tır Ne tarafa dönerseniz dönün Varlık Allâh’ın nurunun içindedir Bütün varlık O zaman senin altını da üstünü de Sağını da solunu da İçini de dışını da kaplar Allâh’ın nuru Sen Allâh’ın nurunun içinde yaşarsın. Bütün varlık Allâh’ın nurunun içindedir Varlık Allâh’ın nurunun dışında değildir Varlık tamamiyetle Allâh’ın nur ismi şerifinin içindedir Ve bu nur ismi şerifi de Hazret-iMuhammed Mustafa’nın Ruhaniyeti ve nuraniyetiyle Tecelli eder onun üzerinden tecelli eder. O yüzden her ne tarafa bakarsanız bakın Aynı zamanda da Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Ruhaniyetini ve nuraniyetini görürsünüz Hazret-iPir burada diyor ki Eski varlığa bir an önce Çünkü Bir anda o vardı Eskidi, yok etti.
Bakın bir anda Eskidi, yok etti Hiçbir şeyi o Aynısıyla yaratmaz Benzerini yaratır Aynısı değildir O her an her şeyi yeniler Seni de beni de Her şeyi bütün varlığı yeniler. Ama bizim gözümüzün tembelliğinden Kalbimizin tembelliğinden Biz onu anlayamayız O her an her şeyi Yenilemektedir O yüzden Alemi bütün varlığı
İlâhî Kudret — Bir Anda Yok Eder Var Eder
Öyle bir kudret Öyle bir kuvvet vardır ki Bütün varlığı bir an içinde Hem yok eder Hem de var eder Bütün varlığı Bu Allâh için kolaydır Biz baktığımızda bize zor gelir. Ama bu Allâh için kolaydır. O yüzden bu köhne alemi Komple varlık Köhne alemi Hem yeniden vücuda getiren Hem yeniden yok eden Ve tekrar onu vücuda getiren Bu saniyelerle Öğütülemeyecek kadar Kısa mesafede yapılan bir şeydir Öyle olunca Her daim Cenâb-ı Hak Var ve yok eder Cenâb-ı Hak var ve yok eder Hem var eder hem de yok eder Eski cihana can olmuştur Cenâb-ı Hak Eğer ki o bu bütün varlıktan Kudretini kuvvetini çekmiş olsa Bütün varlığı tabir icaisi Kuvvetini kudretini çektiği anda Varlığın kıyameti olur Yok eder Bir daha var etmezse Bir daha yok eder Kuvvetini kudretini çektiği anda Varlığın kıyameti olur sizin saniyelerle ölçemeyeceğiniz Zaman miktarında yok olur O ardından diyor ki Hem böyle Cenâb-ı Hak’ı Tartif ediyor, övüyor, met ediyor.
Arkasından diyor ki Cansız ve gönülsüz bir hale gelmiş olan Tenden çıkan feryat figanı eşit ben de Canı kalmadı Gönül kalmadı Canı kalmadı, gönül kalmadı Can ve gönül benim değil Cansız ve gönülsüz deyince Canı ve gönlü kendisinin olarak görmedi Bu tenden çıkan feryatı Ne diyor. Feryatı figanı eşit O zaman o tenden çıkan Feryat figan O yüzden Demişti Hazreti Pir Hamdım, yandım, piştim diye Ben de ona ilave ettim Feryat ya, hamdım, yandım Piştim bu ayrılıktan Cemalin için Her an çırpınıp durmadayım Ne bu Canı alıyorsun. Ne de vuslatı Veriyorsun Feryadım, figanım Gülün vuslatına erişmek İçindir Allâh aşkına olsun. Hazreti Pir’de söz Allâh aşkına olsun artık gülü anlatmayı bırak da Gülden ayrılan Bülbülün halini anlat Burada Hazreti Pir, Allâh hâlim Gül olarak Cenab-ı Hakk’ı Kast ediyor.
Çünkü Allâh aşkına olsun artık gülü Anlatmayı bırak Gülden ayrılan Bülbülün halini anlat Gül Allâh olunca Ondan ayrılanda Bülbül. Onun halini anlat deyince Herisi ile alakalık Allâh’a aşık olanlarla alakalı söylüyor Diyor ki Gülü anlatma Asıl acıyı çeken asıl sancıyı çeken kim Gülden ayrılan Bülbül. Çünkü ayağını sabitede Hepsi beraberdir Ayağını sabitede Beraberken diyordu ya Hazreti Pir Henüz daha diyor. Üzüm bağı Yaratılmazdan önce Biz sarhoştuk diyor üzüm bağı henüz daha Yaratılmazdan önce Yine Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti diyor ya Hiçbir şey yok iken Biz peygamber idik gülden ayrıldı ya Bütün her şey ve herkes. O yüzden diyor ki Gülün bülbülün halini anlat Ve Gülden kasıt Varlığı İlgilendiren tarafı ayağını Sabite ayağını sabiteden Gülden ayrılan aşıklar ayağını sabiteden ayrılan aşıklar Hazreti Pir Ayrılığın verdiği feryada anlatmakta Aşık bülbülün Bülbülün feryat ve figanı Ayrıldığı gülün Vuslatına erişmek içindir Ey gül olan Sevgili Bülbülün her gece Gözünün önünde ağlayıp Feryadına feryat eklemesini gör Ey gül Canı kulağını başka Tarafa çevirme Bülbülün namelerini Bir dinle Ey gül Cemalinden perdeni kaldır bak Bülbül hü diyerek Ortalığı verveleyi
Feryat Üzerine Feryat — Coşkun Gam-Neşeden Değildir
vermiş Feryat üzerine Feryat eklemekte Yine Hazreti Pir’den Bizim coşkunumuz Gamdan neşeden değildir Aklımız İrfanımız Hayal ve vehimden meydana gelmemiştir Nadir bulunur Bir hallettendir İnkar etme ki Hakkın kudreti pek büyüktür Bizim bu coşkun hallerimiz Bu bir kaideye Uymayan sözlerimiz Dünyaya ait geçici olan Gamdan ve neşeden değildir Bizim aklımız Yine geçici olan Vehim ve hayallerden de değildir Bizim aklımız Normal akıllardan değil Bizim aklımız Ötelere bağlı Ötelerden gelmekte Biz aklımızı Aklı kule bağlamışız Vehim ve hayallerin Bizim aklımıza yetişmesi Mümkün değil Bizim aşağılığın Aklı ile de işimiz yok. Onun aşkına dalmış Cemalinde fâni olmuş olan biri için Aklının elinde Ne ihtiyarı olabilir?
Allâh-u Alem Hz. İpir böyle demek istedi Şerhi bu Allâh-u Alem. Ama tabi Burada Hz. İpir Kalbi aklı söylüyor bizim diyor irfanımız Hayal ve vehimden gelme değil İnsanların genel olarak Bilgileri Hayal ve vehimden oluşur Eğer kalbi akılları Çalışmadıysa O kimsenin bilgisi Hayalden ve vehimden öte geçemez Sufi Dili ile Veya sufi anlayışıyla İnsanlar genel olarak Okuduklarının bilgisini alırlar Ne kadar okuduysa Neyi okuduysa onun bilgisi vardır O marifetullah değildir O Allâh bilgisi değildir Allâh bilgisi çünkü Normal akılların bilgisi ile Normal hayallerin vehimlerin Üstünde bir şeydir. O yüzden Genel olarak bugün Dünya üzerindeki Alimleri, şeyhlerin Dünya üzerindeki Kendince sufim, şeyhim Diyenlerin bilgisi Kitabidir Bir kısmının da hayal ve vehimden Oluşur bir makam ehli değildir Kendi hayallerini Kendi vehimlerini İlahi bilgi, ilahi hikmet Olarak görür O yüzden Hazret-iPir diyor ki Benim aklım Vehimlerden dolu, vehimler de değildir Benim aklım hayallerle de değildir Bende kalbi akıl var Ben marifetullah’a ulaşmışım Ben marifetullah İlmi ile konuşuyorum Marifetullah Kalbi ile konuşuyorum.
O yüzden benim durumum Nadir bulunanlardandır Ben pir seviyesindeyim Pir seviyesinde olan bir zat Nadir bulunanlardandır. Hatta o pir seviyesinde Zat Bir de aşk yoluyla Yürüyorsa O zaman o bulunmayan bir şeydir Aslında Okyanusun içerisinde bir inci gibidir Tek inci gibi o mürşidi Kamillerin içerisinde Aşk yoluyla giden enderdir. Çünkü ender Olduğu için okyanus da bir inci Gibidir Herkes bir veli bulabilir Bir veliye intisap edebilir. Ama aşk yolundan Giden bir mürşidi kamili bulmak Ona intisap etmek. Onun yolundan gitmek Seçilmişlik gerekir Hazreti Pir de diyor ki Benim hayalden ve vehimden Uzağız biz Hayalden ve vehimden O zaman bu nedir Bunun olacak bir şey değildir Sen bir de diyor. Bunu sakın inkar etme Böyle bir şey de inkar etme Hakkın kudreti çok büyüktür Cenâb-ı Hak bir kimseyi Bir mürşidi bir veli Kendi özel hususi Dairesine çeker Ve hususi dairesine çekince Ona akla hayale Gelmeyecek Asavur edilemeyecek olan Hazinelerini açar Bu Allâh’ın tanınmaklı Ve bilinmeklidir Onu kendisine çeker Onu kendisine çekerekten Kendi cemaline vuslat eder Bu ancak Allâh’ın lütfu İkramı iledir Çalışman ile değil Çalışmak gerekir mi?
Lütf, Çalışma ve İlâhî Seçim
Evet. Ama bu Allâh’ın lütfu ikramıdır İhsanıdır Allâh dilediğini kendisine Dilediğini cemalinde fena eder Dilediğini kendi sıfatında fena eder Dilediğini Allâh kendisi diler bunu Ve Allâh yaptıklarından sorunu değildir. O yüzden dikkat et Cenab-ı Hakkın Kudreti kuvveti Sonsuzdur Dilediğini Dilediği zaman Kendisine yakın eder Kendisine çeker Dilediğine Bir elbiseyi giydirir Pirlik elbisesini Hiç kimse ona bir şey diyemez Sen beğenmeyebilirsin. Sen istemeyebilirsin. Veya kendince Bundan mı olur diyebilirsin. Kendince diyebilirsin. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine de öyle dedi. Allâh onu kendine seçti Allâh onu kendine seçince Ona peygamberlik Hilkatı giydirdi Müşrikler diyorlardı ki Bu mu peygamber olacak Bundan mı peygamber olacak Madem ki Allâh bir Melek gönderseydi diyordu Veya hatta bazı müşrikler diyorlardı ki zenginlikse ben ondan Zenginim Hikmetse kendilerince Ben ondan daha fazla hikmet sahibiyim Ben daha fazla ilim sahibiyim Aristokratlıksa Mekke’de aristokratlar vardı Kendilerince Felsefeyle uğraşanlar vardı Diyorlardı ki Peygamber bunlardan neden bundan olsun.
Çoban çobandan peygamber mi olur Benden olur diyordu Oysa Allâh kendine seçtiyse Onu hiç kimsenin ona Söyleyecek bir lafı yok Bu Allâh’ın herhangi bir Sıfatta Bir sufi Bir veli veya o yolda Olan bir kimseyi Fena etmesi Cezbenin hakikatidir Cezbe titremek değildir Cezbe sahiha Atmak değildir Cezbe Cenâb-ı Hak’ın bir sıfatında Fena olmaktır Tekrar söylüyorum bunu Cezbe Allâh’ın Bir sıfatında fena olmaktır Öyle iki titremeyle İki sahiha atmakla cezbe olmaz Cezbenin hakikisi budur Ve o cezbe. Bakın o cezbe Bütün insanların Buraya dikkat edin Allâh bir sufi Bir kulunu bir velisini Bir mürşidini Kendi sıfatında fena ederse Bu sıfatında fena etmenin Zirvesi cemal sıfatıdır Zirvesi. Çünkü cemal sıfatında O kimse Hiçliği yakalar Cemalinde yok olur Cemalinde yok olunca Kendisinden bir eser kalmaz Asıl cezbenin Hakikatinin Hakikatinin hakikati budur.
Bakın hakikatinin hakikatinin Hakikati budur Bunları açık açık Konuşmamın sebebi şu Yarın öbür gün birisi Sizin önünüze ben şeyh oldum Diye gelmesin. Bu cezbeye gelen bir kimse Tekrar bunun altını çiziyorum Bu hal ile halleden Bu makama ile Bu cezbe ile Bu makama erişen Bir kimsenin böyle bir Cezbesi cemalinde Cemalinde fena olması Bunun altını çizin Hadis-i şerif bu Bunun altını çizin Bütün insanların ve cinnilerin Yaptığı ibadetten Evla bir hal yaşar Bütün insanların Bütün cinni taifesinin Yaptığı ibadetten Evla bir ibadettir Bu cezbe. Çünkü bu cezbe halidir. Ama bu cezbe Haktan Halkadır Halktan hakka değildir Bu cezbe Direkt Cenâb-ı Hak’tan Kulunadır Tekrar söylüyorum Kulunadır Bu kul artık Emare levvame mülhüme mutmenne Radiyye mardiyeye geçmiş Safiyededir Her safiyeye gelen de Bu cezbeye ulaşamaz Bunun da altını çizeyim Öyle o kimse safiye makamına geldi Bu cezbeye ulaşamaz Bu cezbe Özel seçilmişlerin Cezbesidir Cemalullah’da olan cezbe Ve bu o kimsenin Her
Hayretten Hayrete — Kulun Her Anı Cezbe
an hayretten Hayrete geçmesini Her an Cezbede durmasını. Onun her anı cezbedir Her anı O artık o Cezbe anında yaşar. Onun namazı Cezbedir, zikrullahı Cezbedir, orucu cezbedir İbadeti cezbedir, nefes alması Cezbedir, yürümesi cezbedir Sohbeti cezbedir O perdeden perdeye geçer O cezbeden kendisini Zaten kurtaramaz Kurtarması da mümkün değildir Yaşayan ölü gibi olur o Yaşayan ölü gibidir Kendini fark ettirmemeye çalışır Herkes gibi durur. Ama o cezbe bitmez Cema Allâh’ın cemalindeki Cezbesi Cema cemalindeki cezbesine ulaşan Bir kimse artık Elini avucunu yuvar Kenar atar Bitmiştir onun için. O yüzden o cezbeye ulaşan Bir kimsenin o cezbe anı Veyahutta Cezbedeki sehri Bütün insanların ve cinlilerin Yaptığı ibadetten Daha evla bir ibadet haline Gelmiş olur.
Bakın burada namazı Küçültmek, orucu küçültmek İbadetleri küçültmek değil. Onun namazı da Orucu da. Onun hayatı da o cezbenin içerisinde Yürür O cezbede gider. Çünkü gözünü, gönlünü, ağzını, yüzünü Burnunu oradan çekemez bir türlü Sen bu hali Hazreti Pir diyor ki Bak dikkat edin Sen bu hali insanların Ahvaline kıyas etme Sen bu cezbe halini Sen bu normalde Nadir bulunan Allâh’ın Kudretiyle tecelli eden Bu hali İnsanların ahvaliyle Kıyas etme insanların arasında dolaşan Hukuk ile İnsanların arasında dolaşan dini Bilgi ile Annesinden babasından aldığı Âmîn hocasından, diyanetten, hıyanetten Aldığı bilgi ile Kıyaslama Bu bilgi avam bilgisi değil Bu bilgi hasül hasın. Üstünde bir bilgi Bu bilgiye, bu marifetullah’a Ulaşmak herkesin.
Harcı değil Ancak Cenab-ı Hakk’ın seçtikleri bu halde Hallenebilir Eğer sen insanların Bu hal ile düşünürsen Kendince şöyle dersin ya bunda cebir var Bunda cevir var Ya bu böyledir filan dersin. Bu öyle bir şey değil Bu çünkü insanların menziliyle Kıyaslanacak İnsanların kendince Kendi avamlarıyla kıyaslanacak Bir şey değil Bu öyle bir şey değil Devam ediyor, cevir, ihsan, mihnet ve neşe Gelip geçicidir Gelip geçerlerse Ölürler, hak onlara varistir Bütün bu ihsan mertebesi Bütün mihnet, neşe Kaum, keder Hepsi de gelip geçicidir. Ama o hal gelip geçici değildir. Çünkü o hal değildir artık O makamdır. O yüzden Hz. Pir Bu manada Bizlere dediği şey şu Bizim halimizi Bizim halimiz Bizim halimizin Bizim halimizi Bizim coşkunluğumuzu Bizim durgunluğumuzu Bu sufilik yoluyla alakası Olmayan insanlara kıyas etme O bizim coşkunluğumuzu anlamaz O bizim durgunluğumuzu anlamaz O bizim halimizi anlamaz O bizim hayatımızı anlamaz O bizim yolumuzu da bilmez Bizim yolumuz Allâh’a aşık olma yolu Bizim yolumuz Allâh’ı sevme yolu Bizim yolumuz Her şeyinden geçip Allâh’a teslim olma yolu Bu yol böyle gevşekliye de gelmez Bu yol böyle gülmeye de gelmez Bu yolu anlatana da gülmeye gelmez Bu yol öyle ince bir yol ki Aslında belki de sizler belki de bizler Bu yola layık değiliz Ama Allâh lütfetmiş, ikram etmiş, ince bir yol ki Aslında belki de sizler belki de bizler Bu yola layık değiliz Ama Allâh lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş O yolun içine koymuş O yolun içinde durmanın ehemmiyetinin
Yolu Bizi Tutanın Farkında Olmamak
de farkında değiliz Yolda bizi tutanın da ehemmiyetinin farkında değiliz lâ ilâhe illâllâh gelmişiz lâ ilâhe illâllâh gidiyoruz Biz küçük işlerle uğraşıyoruz O ona bunu dedi bu bunu şunu dedi. O onu öyle yaptı bu bunu böyle yaptı Meselenin özünden uzağız Ben inanıyorum Hazreti Pir’i de zamanında böyle maval dinler gibi dinlediler. O yüzden Hazreti Pir kendini kapattı Oturdu Hüsâmeddîn Çelebi’ye anlattı Dervişlerin hepsini anlatmadı Oturdu Hüsamettin’e anlattı Hüsamettin’e yazdırdı Hüsamettin diyorum onun tabiriyle söylüyorum Hüsâmeddîn Çelebi Hazretlerine. Çünkü hem dervişi hem halifesiydi Kendisinden sonra da 7-8 yıl Hüsâmeddîn Çelebi Hazretleri posta oturdu Düşünebiliyor musunuz? O kadar dervişi varken Hüsâmeddîn Çelebi Hazretlerine yazdırdı Mesnevi’yi Yazdırırken de kitap mithap yok Neden?
Avam çünkü Sohbet ederken de herkes kendine haşır neşir oluyordu çünkü Onu dinlemiyorlardı Dinleselerdi zaten hakkında dedikodu yapmazlardı Dinleselerdi hakkında dedikodu yapanları da dinlemezlerdi Düşünün Hazreti Mevlânâ gibi koca pir Oturuyor Hüsâmeddîn Çelebi’ye Yazdırıyor bütün Mesnevi’yi Bütün Mesnevi’yi Sebep? Çünkü insanlar gelip geçici şeylerle uğraşıyor. Çünkü insanlar hevâ-hevesine zibun olmuş. Çünkü insanlar dünya perest olmuş Hak perest olacaklarına dünya perest olmuşlar Nefisleriyle mücadele edeceklerine heva ve heveslerine uymuşlar. O yüzden koca pir Hüsâmeddîn Çelebi’yi anlatmış Hayalden ve vehimden kurtulamamışlar İnsanlığın en büyük problemi bu. O yüzden diyor sufilik yoluyla alakası olmayan insanlara kıyas etme Sen varlığını hakkın cemalinde fani kılan Ve vehim ve hayalden kurtulan Mürşid-i Kamil’in hâlini hakkın cemalinden uzak kendi varlığında ne olduğunun farkında olmayan Kendi heva ve hevesinin nefsinin icat ettiği Enaniyete, kibre, gevşekliğe Enaniyete, kibre, gevşekliğe Düşünün Enaniyete, kibre, gevşekliğe Düşmüş maneviyattan haberi olmayan Nâkıs insanların görüşleriyle kıyas etme Bu kıyas ve boş akılla bir mürşid-i kamil’in menzilini makamını hâlini ahvalini durduğu manevi perdeyi Kendi dünyevi perden gibi düşünme Diyor Hazret-i bir Allâh-u Alem İbrahim Aleyhisselâm ne demişti?
Demişti ki Ben kaybolup gidenleri sevmem Neden demişti? Neden dedi? Yıldızları gördü Yıldızları görünce benim Rabbim budur dedi. Ama yıldızlar kaybolunca dedi ki Ben kaybolup gidenleri sevmem dedi. Bu derdleri bütün haller Bütün sufilik yolundaki menziller gelip geçicidir çünkü Kalıcı olan cemâlullah da fena olmaktır Bu hâliyle hallenmeyen bir kimsenin hâlini bir başkasının anlaması da mümkün değildir Çok zordur Anlamadığını ona anlatsan dahi ona ağır gelir Ağır gelince de atar rolandiye Edeble oturayım dinleyin de demez Edeble oturayım anlamadığım halde ben itaat edeyim demez Edeble de dinlemez Bir de kendini yakın görür üstada O çok yakın ya o yüzden yanındakıyla da görüşse bir şey olmaz Pirdikkat dinleyin diye düşünmez O çünkü üstada çok yakın Hâlini anlamaz Allâh bizi affetsin.
Hazreti Pirdiyor ki Bu diyor hevâ-hevesine gidenler Veya bu gelip geçici hallere
Cemâlullâh’ta Fenâ Olan Mürşid-i Kâmiller — Peygamber Vârisi
takılanlarla bunu kıyas etme. Çünkü o cemâlullâh da fena olan mürşid-i kamiller gerçek manada hakkın varisleridir Peygamberler hakkın varisleridir Peygamberlerden sonra o cemâlullâh da fena olana gerçek manada hakkın varisleridir Gerçek manada. O yüzden var ya Allâh’ın velileriyle alakalı korku yoktur onlar üzülmeyecekler Onlar iman edip takvaya erişmişlerdir Onlarda dünyada da ahirette de müjdeler vardır dediği şey Allâh-u Alem O velinin dünyadaki müjdesidir Cemalullah da fena olmak O veli için o mürşid için daha büyük bir müjde bunun üstünde bir müjde düşünülemez Bunun alt versiyonları vardır nedir? O velinin o mürşidin kendi görmüş olduğu rüyalar Veya o mürşidi o veliyi görenlerin rüyaları eyvallâh Bunlar alt kademedeki müjdelerdir Asıl müjde Allâh’ın cemâlullâh cemal sıfatında fena olmadır.
O yüzden başka bir hadîs-i şerifte de bu Allâh’ın dostları nasıl tanınır denildiğinde diyor ya Siz onların yüzlerine baktığınızda aklınıza Allâh gelir. Bakın yüzlerine baktığınızda aklınıza Allâh gelir. Çünkü o kimse cemalinde fena olmuştur Fena olunca onun yüzüne bakınca eğer mümin ise o kimse aklına Allâh gelir Allâh cümlemizi onlardan eylesin. Sabah oldu Sabahın penahı Allâh Ben özür serdetmiyorum Bize hizmet eden Hüsamettin’den sen özür dile Bu artık böyle çağlar aşan söz Sabah oldu sabaha kadar Hüsâmeddîn Çelebi yazdı Hazreti Mevlânâ söyledi Hazreti Mevlânâ’nın hizmetiyle birbirine bir şey söyleyelim Hazreti Mevlânâ söyledi Hazreti Mevlânâ’nın yazdığını sabaha kadar da Hüsâmeddîn Çelebi yazdı Sabah oldu gün ışıdı diyor ki sabah oldu ey sabahın penahı sabahın yaratıcısı olan Allâh Bize hizmet eden Hüsamettin’den özür dile Hadi çıkın işin içinden Hadi çıkın işin içinden diyor ki kime diyor?
Sabahın sahibi olan Allâh’a diyor. Sabahın sahibi olan Allâh diyor ki sabahın sahibi sensin eyvallâh Sabah oldu ve sabah olunca da biz sabaha kadar burada durduk sabaha kadar yazdık Bu Hüsâmeddîn Çelebi uykusuz kaldı yorgun kaldı Bundan özür dile Musa aleyhisselamın kavmininden birisi var ya diyor ya Ben Musa’nın Rabbine şöyle dedim Musa ne kızdı diyor. Bu da onun gibi bir şey diyor ki sabah oldu sabahın sahibi sensin. Hüsâmeddîn Çelebi ile beraber biz de sabahladık yazdık Bundan diyor özür dile. Şimdi tabi Hüsâmeddîn Çelebi Hazreti Mevlânâ Celalettin Rumu Hazretlerinin en sadık bir dervişi En sadık bir halifesi Hüsâmeddîn Çelebi ile arasında öyle ki baba oğul olsa bu kadar olmaz An geliyor sabahlara kadar sabahlayıp mesnevi yazıyorlar.
Çünkü bu böyle aşkınlık öyle bir şeydir ki başlayınca sonu gelmez Bu aşkınlığın sahibi de Allâh’tır Şimdi Hazreti Pir diyor ki bu aşkınlığın veren sensin. Bu coşkunluğun veren de sensin. Bunları da yazdıran da sensin. O zaman Hüsâmeddîn Çelebi yoran da sensin. Aslında burada ondan özür dile derken Allâh’u alem onun hayrını arttır. Onun sevabını arttır Ona gerekli olan ne varsa onu ver diyor herhalde Bunlarda soba mı var?
Hazret-i Hüsameddîn Çelebi — Zâkir, Halîfe, Nakîb
Kapat bizim hararetimiz yerinde Gürkan Eyvallâh Diyor ki onun sevabını sen ver Ona normalde bu noktada lütfedecek ikram edecek olan sensin. Tabi Hazreti Hüsâmeddîn Çelebi böyle bir zâkir, bir halife, bir nakîb, bir nukabba dervişleri yetiştirmekle sorumludur Aslında bir mürşid ilk etapta dervişlerle uğraşmaz Dervişlerle uğraşan zâkirler, nâkipler, nukabbalar, çavuşlardır Onları eğitir, onları öğretir, edefa adabı bildirir Her an için dervişlerinin arasındadır o Onlar dervişleri eğitirler Bir zâkir dervişleri eğitir Bir nakîb, bir nukabba, bir halife derviş eğitir Derviş yetiştirir O dervişleri yetiştiren onlardır Hüsâmeddîn Çelebi de halife O zaman oradaki dergahın en üst makamında duran bir kimse O hem dervişleri eğitiyor, hem dergahı yönetiyor Hem de gece olunca ne yapıyor?
Mesnevi katipliği yapıyor Gece olunca mesnevi katipliği yapıyor Gecesi gündüsü yok, hatta rivayet edilir Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri Yine böyle coşkun bir anında Hüsâmeddîn Çelebi’ye bakıyor dergahta yok Evine gidiyor, kar yağıyormuş Evinin kapısının önüne kadar gidiyor, edeb ediyor. Kapıya uğramıyor Seslenemiyor da Kapıda boynunu büküyor, bekliyor Ne zamana kadar? Sabah namazı vaktine kadar Kar yağıyor, her tarafı kar oluyor, kımıldamıyor hiç Bir adım dahi bir tarafa dönüp bakmıyor Bir adım dahi atmıyor Artık kaç saat orada durduysa kardan adam gibi olmuş Sabah namazına kalkanlar görüyorlar ev halkından Ve Hüsâmeddîn Çelebi utancından yerin dibine giriyor Bundan haberi olmadığı için.
Demek ki halife de olsa Mürşidin hallerinden haberleri olamıyor Allâh haber verirse haberler olacak Hazret-iPir Coşkunlukla Artık sabah olmuş ya O coşkunlukla diyor ki Bunların hepsinin sebebi Allâh Aslında burada biraz vahdedi vücut noktası da var Bunların hepsinin de sahibi Hepsi de vahdedi vücut düşüncesine göre. Onun sıfatsal tecelliyatı Öyle olunca sen onun özür dileyecekse de Sen dile onun sevabını onun hayrını Sen ver manasından diyor. Allâh bizi iyi eylesin. Allâh bizi anlattırsın inşallah Âmîn Aklı külün ve canın özür dileyeni sensin. Tel yakan yer burası Aklı külün ve canın özür dileyeni sensin. Canların canı, mercanın pırıltısı sensin. Aklı külün Akl-ı Küll dediği neresi? Ayağını sabit eden önce Daha da derinleşti Az önce ayağını sabitleyip anlattıydık oradan dedik Bir çift daha ileri gitti Hazret-iPir Dedi ki Aklı külün canının özür dileyeni sensin.
Birinci taayyün La taayyün, taayyünsüzlük Allâh bilinmezdi öyle değil mi? Birinci taayün neydi? Geçen haftalardan hatırlayın Cenâb-ı Hak tanınmaklı istedi Birinci taayün Burası aynı zamanda ne? Akl-ı Küll Aynı zamanda burasının adı neydi? İyi hatırlayın Hakikati Muhammediye Allâh’ın Allâh olarak tecelli ettiği Ve bütün sıfatlarıyla tecelli ettiği Birinci tecelliyat birinci taayün Bunun bir ismi neydi? Aklı küldü Bir ismi neydi? Burası Hakikati Muhammediyediydi Bir ismi de Hakikati Muhammediyediydi Veya Arabi birinci taayyün der ya Arabi ne diyordu buraya?
Zühûr Etmiş Hâl — Algı-Hakîkat Ayrımı
Birinci taayyündü Veya Vahdet Veya az önceki dediğimiz gibi Hakikati Muhammediyye hali normalde bu mertebede Hakkın bütün sıfatları Bilinen bilinmeyen zuhur etmiş hal bu hal O zaman öyle deyince Burada yine Ben Allâh affetsin bu benim kendi algım Hazreti Perin Arabiden daha ileri ve derin konuştuğunu. Ama bunu konuşurken Arabi gibi keskin değil Daha anlaşılır Hikayelerle olaylarla Bunun anlaşılır bir halde anlattığına inanırım Muhyiddin ibn Arabi Hazretlerinin Tabir caizse bilmece bulmaca gibi konuştuklarını Daha anlaşılır bir halde anlatmıştır gibi gelir bana Hazreti Perin Mesnevisi veya Divanı Kebiri aklı külün ve canın özür dileyeni sensin. Kula teşekkür Kime teşekkür etti Allâh’a teşekkür etti O zaman bir kimse teşekkür etti Kime teşekkür etti Allâh’a teşekkür etti O zaman bir kimse nimete nankörlük yaptı Kime etti Allâh’a yaptı yine.
Bakın teşekkür etti Allâh’a teşekkür oldu Tersi olursa nankörlük etti Allâh’a nankörlük etti o zaman Tersiyle bakacak olursak O zaman madem ki kula teşekkür Allâh’a teşekkür O zaman kuldan özür dilemekte Kimden özür dilemek Allâh’tan yine onun sıfatının tecelliyatı. Bakın yine onun sıfatının tecelliyatı Bu sıfatlar cem olarak neredeydi? Aklı küldeydi Hazreti Pir diyor ki Bu hal diyor aklı külle alakalı ben Hüsâmeddîn Çelebi’den özür dile derken Aklı küle atıfta bulundum Orada özür dileyen de, dilenen de sendin Orada özür dileyen de, dilenen de sendin Sebep çünkü bütün sıfatlar orada cem olmuştu. O yüzden diyor ki Canın özür dileyeni de sensin. Canların canı normalde bütün ne kadar can varsa Bütün canlarını veren sensin.
Bütün canları can olarak üfleyen, yaratan, halkeden de sensin. O zaman canların canı da sensin. O zaman mercanın pırıltısı da sensin. Mercan Allâh alemde az önce anlattığım Cemaline gark olmuş olan Mürşid-i Kamil O zaman onun üzerinden çıkan hakikat ilmi. Onun üzerinden çıkan marifetullah ilmi de senin O kimsenin üzerinde de bir şey yok. Çünkü mercanın pırıltısı da sensin. Mercan nerede bulunur? Denizde O zaman mercan denizde bulunursa Ve denizin kıymetli bir taşıdır O zaman ondan akseden ilahi ilim Ondan akseden marifetullah ilmi denilen ilim Marifetullah ilmi de sana aittir Canların canı sana ait olduğu gibi Mercanın pırıltısı da sana ait bütün her şeyi nerede cemetti Allâh ve sıfatlarını da cemetti Allâh ve sıfatlarını da cemetti.
O yüzden aslında bir çıt daha ileri Cenab-ı pir bu sözüyle haddimi açtıysam Allâh beni affetsin. Bu benim kendi şahsi tefekkürüm Cenab-ı pir aklı kule vakıf olduğunu Beyan ediyor örtülü bir şekilde Bu normal bir tevil olmadı benim için. Ama bunu söyleyip söylememekte tereddüt etmiştim Hazreti pir o güne kadar gelen pirlerin dillendirmediği O güne kadar gelen pirlerin dillendirmediği bir şeyi dillendirdi Aklı külün ve canın özür dileyeni sensin. Canların canı, mercanın pırıltısı da sensin derken Aklı kule atıfta bulundu Akl-ı Küll ki henüz daha hiçbir şey yaratılmadan Birinci tayyün hali, mertebesi Hazreti pir öyle bir söz söyleyerekten Tabiri caizse çağlar üstü Tabiri caizse akıllar üstü Tabiri caizse bilgiler üstü Tabiri caizse
Akl-ı Küll ve Cânın Özür Dileyene Cevabı
hikmetler üstü Tabiri caizse hakikatin hakikatin hakikatini söylüyor bize Diyor ki Aklı külün ve canın özür dileyeni sensin. Canların canı da sensin. Mercanın pırıltısı da sensin benden çıkan sözün de sahibi sensin. Mercanın pırıltısı kendisi çünkü cemâlullâh da gark olmuş Cemalullah da gark olan bir pirin üzerindeki pırıltısı da ona aittir pirin üzerinde de bir şey bırakmadı Kendi üzerinde de bir şey bırakmadı Dikkat edin Kendi üzerinde de bir şey bırakmadı Dedi ki bütün her şey sensin dedi. Senin demedi sensin dedi. Direkt Zat’a mütalik konuştu Bak senin dediğinde bu mal senin bu insan senin bu senin dedi. Böyle değil sensin diyor. Sensin deyince varlık velattalina amin oldu Sensin diyor. Bu hazmedilecek bir şey değil Bu işin içinden çıkılacak bir şey değil Bu böyle lafla olacak edebiyatla olacak bir şey değil Değil Bu direk sufiler üstü makamlar üstü bir hal Bu direk tarikatlar üstü direk bak tarikatlar üstü makamlar üstü bir hal bu Bu böyle kısa akıllıların Kulak duymayanların anlayacağı bir mesele değil Bu benim diyen şeyhlerin dahi anlayabileceği bir şey değil Benim diyen mürşid-i kamillerin dahi anlayabileceği bir şey değil İddia ediyorum Bunu Türkiye’de anlayabilecek anlatabilecek bir şey yok Hazret-iPir öyle bir yerden konuşmuş ki ancak naklederler Okurlar Onda okuyamazlar da okurlar diyelim Bu çünkü Allâh affetsin.
Bu Pir’ler üstü bir söz Pir’ler üstü Hiç kimseyi küçücüklemek değil derdim. Ama söz çok yukarıdan Diyor ya Mercan’ın pırıltısı da sensin kendini de ortadan atmış Bu diyor bu sözün sahibi de sensin. Bu sözün sahibi de kendisini görmüyor kendisi değil Rabbim makamını ale eylesin. Hakikati Muhammediye vasıl olan zamanın kutbul azamıdır Hazret-iPir oradan konuşmuş Sabahın nuru parladı Artık bunu söyledi ya Sabahın nuru parladı Biz de bu sabah çağında senin Mansur şarabını içmekteyiz Keyif 100.500 Sabahın nuru parladı Nou de ki sabah kasıt artık normal günün ış relieve Bunu böyle tefsir ederler herkes Ve böyle tefsir etmişlerdir Allâh’a alem Okumadım bakmadım kim ne demiş Baktım zaman negatif etkileniyorum çünkü.
Evet negatif etkileniyorum bunu tevhile edenler öyle tevhil etmişlerdir sabahın nuru parladı sabahın nuru parladı, sabah oldu, gün aydınlandı. Yok. Bu sözün üstüne bu değil bu. Bu sözün üstüne öyle anlamak mümkün değil, aşağı çekmek çünkü bu. Sabahın nuru parladı artık o manevi tecelliyat, o cemaluhta fena olma zirveye ulaştı. Zirveye ulaşınca artık hiçbir şey kendi varlığında görünmez oldu. Artık bütün varlık veya varlığın üzerinde okulan hal Allâh’ın nuru ile nurlandı. O nur ile gözler ve kalpler kamaştı. Artık o hiçbir şey göremez oldu. Artık o hiçbir şey düşünemez oldu. O cemal, cemal perdesinde kendisi ile alakalı hiçbir şey kalmadı. Kendisi ile alakalı. Artık o işin cilve-i rabbaniyesine girdi.
Diyor ki biz Mansur şarabı içmekteyiz. Bir de kimin? Senin diyor. Mansur şarabını içmekteyiz. Arkadaşlar bu söz bütün sufilik edebiyatını yeniden yazdıracak bir söz.
Hallâc-ı Mansûr ve Şarab-ı Ene’l-Hak
Biz Mansur şarabını içmekteyiz dediğinde siz Mansur’u tanımaz çünkü İslam toplumu. Mansur şarabı dediğinizde Hallâc-ı Mansûr’un durduğu nokta şudur. Bakın ümmeti Muhammed bunu anlamakta sufiler bunu anlamakta güçlük çekerler. Hallâc-ı Mansûr’un vahdet duruşu, Hallâc-ı Mansûr’un birlik duruşu, Hallâc-ı Mansûr’un en az hak demesini anlayabilecek çok az insandır. Çünkü Hallâc-ı Mansûr hakkın varlığından başka her şeyi reddeder. Tenzih eder ve Hallâc-ı Mansûr Allâh’ı akılla bilmenin mümkün olmadığını söyler. Bütün teşbihleri hepsini de tenzih eder. Hepsini de ve hiçbir şekilde Allâh’ı siz mevcut aklınızda, fikrinizde, bilginizde tanıyamazsınız. Tanımaya kalkarsanız küfre düşersiniz, şirke düşersiniz.
Çünkü akıl, akıl sınırlandırır. Bunlar konuşulacak mesele değildir. Ama bunları konuşamayacak olanlar da ne yazık ki konuşamayız biz burada deyip de kendilerini irfan mektebinin sahibi gibi görüyorlar. Anlat neden konuşamıyorsun? Birlikten bahset bana, vahdetten bahset bana. Hallâc-ı Mansûr’un en az hak demesinin arkasındaki vahdetten bahset, birlikten bahset. Yok hayır. Kimsenin bunu kaldıracak gücü de yok. Anlayacak gücü de yok. O hiçbir şeye benzemez çünkü. Sen onu aklınla bir şeye benzetmeye çalışırsın o zaman şirke düşersin, o zaman küfre düşersin. Hallâc-ı Mansûr’un durmuş olduğu vahdet perdesi Allâh’ı hiçbir şekilde, hiçbir şekilde normal aklınızda bilemezsiniz. Tanıyamazsınız. Hazreti Pir Mansur şarabını içmekteyiz derken derken o vahdet perdesini söylüyor.
Gerçek manada. O böyle toplantılarda hocam Hallâc-ı Mansûr en az hak demekle ne kastetti? Otur oturduğun yere bilgisiz cahil. Atlatsalmasını bilmiyorsun, Hallâc-ı Mansûr’u ne kastettiğini soruyorsun. Nereden bileceksin? Nereden anlayacaksın? Anlayamazsın. Anlayabilmen için yedinci makama gelmen lazım. Anlayabilmen için o hal ile Cemalullah ile Cem olman lazım. Anlayamazsın. O vahdetin zirvesindedir. O vahdetin zirvesinde, bırak, ayağızına bile basamazsın. Bırak anlamayı. Ayağızına bile basamazsın. Bırak anlamayı bıraktık, ayağızına basamazsın. Çünkü onun vahdet anlayışı, onun enel hak demesi, onun enel hak demesi. Tamamiyetle Allâh’tan başka bir varlık düşüncesinin olmayışıdır. O yüzden enel hak demek ona yakışır.
Bir başkasına değil. O yüzden bir başkası da kalkıp taklit edip enel hak demesin. Konuşmasın bile. Sussun, haddini bilsin, terbiyesizlik yapmasın. Haddini bilsin, terbiyesizlik yapmasın. Hz. Epir, Hz. Epir, aklı küle vakıf olduğu gibi, aynı zamanda Hallacı mensurun vahdet perdesine de vakıf. Ve tabiri caizse vahdet deryasında dolaşmakta. Ve sabah oldu. biz Hakk’ın, biz Hakk’ın cemalinde aydınlandık. Onun cemalinde fena olduk. Bizden bir eser kalmadı. Bizden bir eser kalmadı. Bizden bir şey, noktayı zerre bile kalmadı. Ve mansur şarabı içmekteyiz deyince bizden bir eser kalmadı. Biz vahdet perdesinde, vahdet perdesinde birlik şarabı içmekteyiz. Ama vahdet peryasından. Senin feyzin bizi böyle mes’ ettikçe şarap ne oluyor ki bize neşe versin?
Sen, biz Hakk’ın cemalinde fena olmuşuz.
Dünyâ Şarapları Ne Olabilir ki Biz-e Neşe Versin?
Biz onun cemalinde fena olduktan sonra şarap ne ki bize neşe versin? Sen dünyanın bütün şaraplarını üst üste koysan, bütün viskilerini üst üste koysan, bütün rakılarını, insanı sarhoş edecek ne varsa her şeyi üst üste koyup katlasan, sen bu halin zerresini tatsan ebediyen kendine gelemezsin. Şarap ne oluyor ki? Şarap, coşkunlukta bizim yoksulumuzdur. Felek, dönüşte aklımızın fakiridir. Şarap bizden sarhoş oldu, biz ondan değil. Beden bizden var oldu, biz ondan değil. Yürü be! Şarap neymiş ki? Şarap bir aşığı gördün de kendinden geçer, şaraplığından utanır. Bütün şarapları üst üste koysanız, Allâh aşığını görünce, düğmesini dil iliklemeyi unutur da, debelenir kafası kesilmiş kuş gibi misali. Şarap neymiş?
Felek dediği dünyanın döndüğü yörüngesi, diyor ki o dünya dönsün, bütün felekler dönsün, onlar bizim aklımızın fakiridir diyor. bizim kalbi aklımızın fakiridir onlar. Onlarda kalbi akıl yoktur, onlarda manevi aşk yoktur, onlarda manevi ilim yoktur, onlarda marifetullah yoktur, onlar boş sazan gibi dolaşırlar, Allâh’ın ilminde. Bir aşığın önünde, bir pirin önünde, onların ne kıymeti var? Bütün varlığı kıymet süsledirdi. Çok kıymet verdiğiniz bütün varlık, Hz. Pir’in önünde çerçöp bile olmadı. Şarap bizden sarhoş oldu. Şarap gördü o aşkın aşkınlığını kendinden geçti. Biz ondan değil, bizim o sarhoşluğumuz ondan değil ki, sen iki kadeh içtin kendince sarhoş oldun. O sabahlar olmasın dedi, Mansur Şarap’ını dipledi boyuna.
Ondan sonra dedi ki, sen nerede sarhoşsun? Beden bizden var oldu, biz ondan değil. Burada da öyle bir füze atmış, kime? Materyalistlere. Kime? Ruh sonradan yaratıldı diyenlere. Bir füze atmış, öyle bir füze ki, 750 yıldan beri füzeye cevap verebilen yok. Sebep? diyorlar ya kimisi, Allâh önce bedeni yaratıyorsa onun ruhu üflüyor. Ahmak! E böyle, onlar da ilim ehliyiz diye bizim önümüzde çıkıp konuşuyorlar işte. Konuşma, sus bari. Allâh önce ruhları yarattı. Ne yaptı? Birinci ta’iyyün. Allâh’ın Allâh olarak anılması. Ondan sonra ne? Ayet-i sabite. Ondan sonra ne? Ruhlar alemi. Ondan sonra şehadet alemi, ondan sonra dünya. E, o daha beden yokken Cenâb-ı Hak ne yaptı? Ruhları yarattı. Beden bizden var olmadı.
Beden yoktu. Ruhlar vardı. Az önce ne denemiştim? Dedim ki hani, ayağını sabite, ruhlar alemin bir öncesi. E ondan önce ne? Ruhlar alemi. Ruhlar aleminde birbirlerini tanıyanlar, birbirlerini sevenler, bu dünyada da birbirlerini tanırlar ve severler. Demek ki ruhlar alemi ve ruhlar önce yaratılmış. Ayağını sabit eden sonraki tecelliyat. O zaman Hz. Bir diyor ki, beden bizden sonra yaratıldı diyor. E kendisinin de bir sözü var ya. Yani, şöyle diyeyim. O yüzden o ruhlar alemi, bunlar seyri sülükte tanıtılır. Bir sufinin seyri sülükünde tanıtılır. O kimse seyri sülük yapıyorsa, ruhlar aleminde tanır. Ruhlar alemini bilir. Bazen diyorum ya, böyle petek gibidir. Arı petey gibi. Herkesin sureti orada küçücük küçücük görünür.
Herkesin sureti daha ileri. Sen eğer zamanın kutbu velisi olacaksan, sana derviş olanların da ruhlarını görürsün peteğin içerisinde.
Hepsi Sana Selâm Verir — Kadın-Erkek Ayrımı ve Kapanış
Hepsi sana selam verir. Bilin diye söylüyor. Hepsi de sana selam verir. Kadınlar bir tarafta, erkekler bir tarafta. Hepsi de sana selam verir, selama dururlar. Ruhlar alemi. O zaman bedenden çok çok önce yaratıldı. Ne zaman yaratıldığını bilmiyoruz. Zamansal olarak. Dünya zamanı açında. O yüzden mesela Hazret-i Peygamber de der ya, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Âdem, ruh ile ceset arasındayken ben peygamberdim der. Hatta başka bir hadîs-i şerifte Âdem çamur ile, çamur halindeyken ben peygamberdim der. Veya Hiç bir şey yaratılmamışken Allâh önce benim ruhaniyetimi yarattı der. Başka bir hadîs-i şerifte Biz arı gibiyiz. Bedenler mum gibi. Allâh bedenleri bal mumu gibi göz göz ev ev yapmıştır. son kelam Hz.
Piri’nin bir sözü var. Bunu böyle Ben o sözü aklımda kaldığı ile aldım buraya. Onu da söyleyin bu geceyi bitireyim. Aklımda kaldığı kadarını yazdım buraya. Cihanda bağ ve mey ve üzüm yaratılmazdan önce bizim canımız sarhoştu. Bu çok güzel benim hoşuma gidiyor. Ben bunu aklımda böyle kalmış benim. Belki de tam Beyit nasıl bunu bilemeyebilirim. Aklımda kaldığı gibi yazdım buraya. Bu çok hoş benim. cihanda bağ üzüm mey şarap yaratılmazdan önce bizim canımız sarhoştu. Sarhoş geldi, sarhoş gitti, sarhoş yaşıyor. Sevemedim kara gözlüm. Evet bu bahis bitti burada. Hz. Piri diyor ki bu bahis çok uzundur. buraya almış bu kadarını. Bir de diyor ki bu bahis çok uzundur. Tacir bu bahis çok uzundur. Bu bahis çok uzundur.
Bu bahis çok uzundur. Bu bahis çok uzundur. Bu bahis çok uzundur. Tacir’in hikayesini anlat ki o iyi adamın ne hale geldiğini ne olduğu anlaşılsın. Bu da ne zaman?
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Duâsı — Ebûze, Besmele ve Efdalü’z-Zikr: «Eû-b-ezü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm» — Nahl 16/98 («Kur’ân okuduğun zaman kovulmuş şeytândan Allâh’a sığın»); Efdalü’z-zikr hadîsi — Müslim, Zikr 5; Tirmizî, Da’avât 9; Mesnevî 1800. beyit başlangıcı — Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter 1790-1810 arası beyitler; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî.
- «Cemâlinde Dâim Eyle» ve Dîvân Edebiyatı Tesîri: Kul’un her an cemâlullâh’ta kalması duâsı — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân, bâbü’l-hübb; Hâlid Bağdâdî, Risâle-i Hâlidiyye; Mevlânâ’nın Osmanlı Dîvân Edebiyâtı’na ştesiri — Gölpınarlı, Mevlânâ ve Mevlevîlik Sonrası; Ömer Özbağcı, Türk Şiirinde Mevlânâ’nın İzi; Fuzûlî, Bâkî, Nâilî’nin Mevlâna’ya dayanması — Mine Mengi, Dîvân Şiirinde Tasavvuf.
- İlâhî Kudret — Yok Eder Var Eder: «Kudret, irâde, kelâm» — Kasas 28/88 («Her şey helâk olacaktır, ancak O’nun vechi hâriç»); Âl-i İmrân 3/27 («diriyi ölüden, ölüyü diriden çıkarır»); Yâsîn 36/82 («bir şey dilediğinde ıona ‘ol’ demesi yeter»); Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, bâbü’l-kudret; Sa’duddîn Teftâzâ-nî, Şerhü’l-Akâid; İmâm Gazâlî, el-Iktisâd fî’l-İ’tikâd; her an yaratma ve yok etmenin yenilenmesi — «halk-ı cedîd» — Kâf 50/15; Rahmân 55/29 («he-r gün yeni bir iştedir»).
- Feryad Üzerine Feryad — Coşkun Gamdan-Neşeden Değil: Mevlânâ’nın «bizim coşkunumuz ne gamdan ne neşedendir» mısra’ı — Dîvân-ı Kebîr, Gazel 1335; Mesnevî 1. Defter 1. beyit («Bişnev ez ney çûn hikâyet mî kuned / ez cüdâyîhâ şikâyet mî kuned»); coşkunun akıl-irfân-hikmetten kaynaklanması — Mesnevî 2. Defter 3207 («Akıl-ı kül ve can-ı cihân»); Franklin Lewis, Rumi; Annemarie Schimmel, Triumphal Sun.
- Lütuf ve Çalışma Dengesi: Necm 53/39 («İnsan için çalıştığının karşılığı vardır»); Ra’d 13/11 («kendileri değiştirmedikçe Allâh onların hâlini değiştirmez»); fakat «lütuf» yalnız Hakk’tır — Bakara 2/105 («Allâh rahmetini dilediğine hâs kılar»); Âl-i İmrân 3/73-74; «hidâyet vermek Allâh’a ait» — Kasas 28/56; Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu’s-şeb’at; kesb-tev-ekkül dengesi — Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’t-Tevekkül; tevekkülün dokuz derecesi — Ebû Nas-r Serrâc, el-Lüma’.
- Hayretten Hayrete — Her An Cezbe: Hayret makâmı — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye 2/250-251 (bâbu’l-hayret); Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn 2/155 («M-urşidi kâmilin halinde hayret ardı ardına gelir»); Kuşeyrî, er-Risâle, bâbü’l-hayret; cezbe-i rahmânî — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; hadîs-i kudsî «kulum bana nâfilelerle yaklaşır» — Buhârî, Rikâk 38; «zikirin cezbesi bin mücâhededen üstündür» — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 41. Mektûb.
- Yolu Tutanın Farkında Olmamak: «nisyân» (unutma) ve gafletin insan fıtratındaki yeri — Tâhâ 20/115; Yûnus 10/12; Kehf 18/24; Câsiye 45/23 (heva-sını İlâh-laştıran); Şems 91/8 («Nefs-e fücûr ve takvâyı ilhâm ettiği»); gafletten korunma duâsı — Tirmizî, Da’avât 30; mürşid-i kâmilin zarûretli oluşu — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/31. Mektûb; «Lâ ilâhe illâllâh» zikrinin unutkanlığa karşı ilacı — Müslim, Zikr 5.
- Cemâlullâh’ta Fenâ Olan Mürşidler — Peygamber Varisleri: «Âlimler peygamberler varisidir» — Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19; İbn Mâce, Mukaddime 17; Ahmed, Müsned 5/196 («el-ulemâ’u veresetü’l-enbiyâ»); mürşid-i kâmilin peygamber vârisi olması — İmâm Şârânî, et-Tabakâtü’l-Kübrâ; fenâ fi’l-cemâl makâmı — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, bâb-ı Fenâ-i Mutlak; Abdülkâdir Geylânî, Sırru’l-Esrâr; Muh-ammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbü’l-fenâ.
- Hüsâmeddîn Çelebi — Zâkir, Halîfe, Nakîb: Hüsâmeddîn Hasan Çelebi (622H/1225M-683H/1284M) — Mevlânâ’nın vârisi, Mesnevî’nin mücerrid kâtibi; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn 2/760-800; Sultan Veled, İbtidâ-nâme, beyitler 6000-6200; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik; Mesnevî’deki çağrı — Mesnevî 1. Defter 19-20. beyit («Ziyâ-ül-Hakk Hüsâmeddîn»); zâkir-halife-nakîb sıralaması — Mustafa Özbağ Efendi geleneği — M. Baha Tanman, İstanbul Tekkeleri; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatler Tarihi.
- Zuhûr Etmiş Hâl — Algı-Hakîkat Ayrımı: Hâl ile hakîkat ayrımı — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-ahvâl ve’l-makâmât; «algı yalnız vâsıtadır, hakîkat Allâh’ın kendisindedir» — Gazâlî, Mişkâtu’l-Envâr; Ibn Atâ-ullâh, el-Hikem, hikmet 109; Necm-üd-dîn Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl, bâbü’l-mü-şâ-hede; şatahât sorumluluğu — İmâm Rab-bânî, Mektûbât 1/220 ve 266.
- Akl-ı Küll ve Cânın Özür Dileyene Cevabı: «akl-ı kül» (evrensel akıl) kavramı — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, bâbü’l-akl’ül-evvel; Fârâbî, el-Medînetü’l-Fâdıla; Ibn Sînâ, eş-Şifâ: el-İlâhiyyât; Mevlânâ’da «akl-ı külli» — Mesnevî 1. Defter 1930 («Akl-ı kül hâlin durur dîvâna»); Fîhi Mâ Fîh, 6. meclis; Muhyiddîn-i Arabî’nin nefs-i külliyye v-e akl-ı külliyye ay-rımı — Fütûhât, bâ-bu’n-n-efs; Ibn-i Sînâ’nın akl-ı fa’âl nazariyesi.
- Hallâc-ı Mansûr ve Şarab-ı Ene’l-Hak: H-üseyin b. Mansûr el-Hallâc (244H/858M-309H/922M) — Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, Hallâc bölümü; Louis Massignon, La Passion de Hussayn ibn Mansûr Hallâj (4 cilt, 1922/1975); Hallâc, Kitâbü’t-Tavâsîn; İmâmı Gaz-zâlî, Mişkâtü’l-Envâr, Hallâc’a atıflar; «ene’l-hak» sözü ve sekr hali — Kuşeyrî, er-Risâle; Ebû Nasr es-Serrâc, el-Lüma’, şatahât bâbı; Mansûr’un idâmı (26 Mart 922 Bağdad) — tarihî kaynaklar; Mesnevî’de Hallâc — Mesnevî 3. Defter 2103-2108 («Mansûr’un Ene’l-Hak derken Hakk’ı birlemesi»).
- Dünyâ Şarapları — İlâhî Neşe Karşısında Degerli Degil: İçkinin mutlak yasakı — Bakara 2/219; Mâide 5/90-91; Müslim, Eşribe 67; Tirmizî, Eşribe 1 («Her sarhoş eden harâmdır»); Buhârî, Eşribe 1; tasavvufta «şarap» mecâzî kullanımı — İbn Fârız, Hamriyye Kasîdesi; Attâr, Dîvân; «zikrullâh ile gelen neşe» — Ra’d 13/28 («kalpler ancak Allâh’ın zikri ile mutma’in olur»); Âl-i İmrân 3/200 (sabır ve ribâtın hazzı); Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Mevlânâ, Mesnevî 3. Defter 4251 («bir cür’a aşk şarabı bütün şaraplardan üstün»).
- Hepsi Sana Selam Verir — Kadın-Erkek Ayrımı ve Kapanış: Selâm ile tanışıklık ve kardeşlik — Hucurât 49/13 («sizi kavimler, kabîleler yaptığı tanışasınız diyedir»); Buhârî, İsti’zân 1; Müslim, Îmân 63; kadın-erkek ayrı oturması tecrübesi — Ahzâb 33/53 («Zev-celerinden bir şey isteyeceğiniz zaman perde arkasından isteyin»); Nûr 24/30-31 (göz ve zînet muhâfazası); tasavvuf mec-lislerinde kız ve oğlanların ayrı oturtulması — klasik dergâh âdâbı — Muh-ammed Emîn el-Kürdî, Ten-vîrü’l-Kulûb; Celvîtî, Cerrâhî tarîkatlarının tekke usûlü — M. Baha Tan-man, İstan-bul Tekkeleri; kapanış selâmı — Ah-med Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Mecmû-‘atü’l-Ahzâb.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Fenâ, Mürşid, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı