Açılış Duâsı ve Kur’ân Ayı Muhasebesi
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışmayı nasîb eylesin. Cenâb-ı Hakk’ı Hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücâdele eden, ceht eden, gayret eden kullarından eylesin. Batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Her türlü batıla karşı çıkan kullarından eylesin. Rabbim oruçlarımızı makbul eylesin. Dualarımızı, zikirlerimizi, hayırlarımızı kabul eylesin. Rabbim iyiliklerini arttıran kullarından eylesin. İyiliklerini coşturturan kullarından eylesin. İyiliğini bütün dünyaya yaydıran, bütün dünyaya iyilik yapmaya çalışan kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i affetsin.
Cümle ümmet-i Muhammed’i Ramazân’ın hürmetine maddi manevi âfiyet versin. Cümle ümmet-i Muhammed’i Ramazân’ın hürmetine afv-ü mağfiret eylediği gibi cemaline de kavuşmayı nasîb eylesin. Ramazân’ın sonunda cemaliyle bayramlaşan kullarından eylesin. Selâmün aleyküm. Malum Ramazân hızla gidiyor koşa koşa. Koşa koşa. Cenâb-ı Hak Ramazân’ını en iyi, en derin, en güzel şekilde değerlendiren kullarından eylesin cümlemize inşâallâh. Hem çaylarınızı için beş on dakika hem de sularınız için arkadaşlar su devâm etsinler inşâallâh. O yüzden su ihtiyacınız da giderim. Ramazân oruç ayı olduğu kadar aynı zamanda da Kur’ân ayıdır. Geçen hafta biraz değinmiştik. Tabi ümmet-i Muhammed Kur’ân’ı sadece okumakla geçiriyor.
O yüzden Kur’ân ayıydı derken muhakkak okunması lazım. Ama Kur’ân’ı anlama, Kur’ân’ı dinleme, Kur’ân’a itaat etme, Kur’ân’a tabi olma bu konuda da bütün ümmet-i Muhammed kendisini analiz edip kendisinde ne kadar Kur’ân’ı tabi olduğunu, ne kadar Kur’ân’a uyduğunu, ne kadar Kur’ân dışı yaşadığını, ne kadar Kur’ân içi yaşadığını da dikkat etmesi lazım. O yüzden Kur’ân sadece okunacak bir kitap değil, Kur’ân yaşanacak bir kitap. Ümmet-i Muhammed’de eksik olan hadise bu. Biz Kur’ân’ı yaşamıyoruz. Kur’ân’ı yaşamadığımız için her ne şekilde sıkıntılara giriyoruz, her şekilde problemlerle boğuşuyoruz. Çünkü biz Kur’ân’ı yaşamaktan uzağız.
Kur’ân Hukuk Sisteminde Yok
Kur’ân’ı bireysel olarak yaşamıyoruz, âilesel olarak yaşamıyoruz, Kur’ân’ı hukuksal olarak yaşamıyoruz. Bu en büyük problemlerden birisi bu. Kur’ân’ın ahlaki ve hukuki olarak yaşanmaması. Ahlaki olarak evet bireyleri ilgilendiriyor ama hukuk devletleri, sistemleri ilgilendiriyor. Ne yazık ki Kur’ân hukuk sisteminde hakim olmadığından, hatta daha ilerisini söyleyeyim, Kur’ân sisteme inmediğinden, Kur’ân sisteme dokunmuyor daha. Kur’ân sadece bizim vicdanlarımızda. Kur’ân sistemde yok. Kur’ân sokakta yok. Kur’ân belediyelerde yok. Kur’ân devlet sisteminde yok. Kur’ân hukuk sisteminde yok. Böyle olunca biz Ramazân ayını sadece oruç ibadetiyle geçirenlerden oluyoruz. Ve mukâbelelerle geçiriyoruz.
Muhakkak mukâbelelerin olması lazım, orucun olması lazım, okunması lazım. Kabul ediyorum. Ama Kur’ân’ı nasıl yaşanması lazım? Ümmet-i Muhammed’teki eksiklik bu. Hepimizdeki eksiklik bu. Biz Kur’ân’ı yaşamıyoruz. Bu Ramazân ayının münâsebetiyle Kur’ân biraz konuşuluyor şimdi. Bu da okumakla alakalı konuşuluyor. Mukabelerle alakalı konuşuluyor. Kur’ân’ın ahlakıyla alakalı konuşulmuyor. Kur’ân’ın hükümleriyle alakalı konuşulmuyor. Zaten Kur’ân’ın hükümleriyle alakalı konuşulmaya başlayınca, siz anayasaya çarpıyorsunuz. Kur’ân’ın hukuku ile alakalı konuşunca siz anayasaya çarpıyorsunuz. Ve anayasa ve ceza yasaları sizin önünüzde duruyor. siz Kur’ân’ın hükmüyle hükmedilmesini isteyemezsiniz. O âyet-i kerîme orada durur.
Ama siz onunla isteyemezsiniz. Onu istediğiniz anda, bu laik demokratik hukuk devleti denilen devletin, kendi ince değiştirmeye, dönüştürmeye, teokratik düzene geçmeye, meyyâl ettiğinden, düşündüğünden, bunu istediğinden dolayı anayasaya aykırılıktan ceza kanununda yeri var. Çıkıyorsun savcının önüne. Ve böylece Kur’ân, böylece Kur’ân, sokakta değil, Kur’ân devlette değil, Kur’ân belediyelerde yok, devlet sisteminde yok, çarşıda yok, sokaklarda yok, Kur’ân aslında daha ileri, evlerde de yok. Kur’ân evlerde de yok. Kur’ân evlerde de yok derken, evin içerisi de Kur’ân ve sünnete uygun değil.
Evde-Câmide-İlâhiyatta Kur’ân’ın Yokluğu
Bireyler kendilerince, kendi dairesince yaşayabildiği kadar yaşıyor. Yaşayamadığı yerde bu konuda güçsüz kalıyor, kuvvetsiz kalıyor, kudretsiz kalıyor, yapamıyor. Hiçbir erkek, bir baba, bir koca, karısına ve çocuklarına Kur’ân ve sünnet dairesinde söz getirebilecek noktada değil. Bunu bir zayıflık olarak görmeyin. Bunu kesinlikle bir zayıflık olarak görmeyin. Bu ne yazık ki geldiğimiz nokta bu. Hiçbir kadın, çocuklarına ve kocasına karşı Kur’ân’ın yaşanması için bir yaptırım uygulayabilme noktasında değil. Bakın değil. Bu mesele herkesin vicdânına kalmış, herkesin îmânına kalmış, herkesin vicdânına kalmış, herkesin îmânına kalmış bir şey. anne tesettürlü, hatta çarşaflı, kızı çok açık, hatta anne çok açık, kız ama tesettürlü. baba namazında, abdestinde şalvarlı, sakallı, oğlan Kur’ân ve sünnetten veya kızın Kur’ân ve sünnetle alakası yok.
Veyahut da erkek, genç delikanlı veya o genç kız Kur’ân ve sünnetle tanışmış. Ama âile uçuk, âilede Kur’ân ve sünnet yok. Ne yazık ki âilelerde bu tip şeyler çok. Böyle olunca Kur’ân evde de değil. E şimdi canım kardeşlerim, Kur’ân evde değil, Kur’ân sokakta değil, Kur’ân okulda değil, eğitim sisteminde yok. Kur’ân belediyelerde yok, Kur’ân devlet sisteminde yok, Kur’ân hukuk sisteminde yok, hukuk sisteminde yok. Kur’ân’ın var olduğu yer neresi? Kur’ân câmilerde de Kur’ân yok. Bakın câmilerde de Kur’ân yok. Diyânet Teşkilâtı’nda da Kur’ân yok. İlâhiyatlarda da yok. Ama Ramazân biz kendimizce diyeceğiz ki, Kur’ân ayı. E canım kardeşim, Kur’ân hiçbir yerde yok. Biz nasıl Kur’ân ayı diyeceğiz buna?
Kur’ân bizim hayâtımızın hiçbir alanında yok. Eğitimde yok, sanatta yok, kültürde yok, sporda yok. Yok. Evde yok, çarşıda yok, bakkalda yok, AVM’de yok, câmide yok, hiçbir yerde yok. Bu resimle yüzleşmemiz lazım. Ümmet-i Muhammed’in bununla yüzleşmesi lazım. Bununla yüzleşmekten korkuyoruz biz. Ramazânlar yaşıyoruz, oruçlar tutuyoruz, terâvîler kılıyoruz, harika. ne yapıyoruz? Mukabeleler yapıyoruz, harika.
Üstünkörü Ramazân ve Haramlar Seli
Muhteşem şeyler. iftârları diyoruz, iftârları gidiyoruz, iftârları davet ediyoruz, harika. Ama Kur’ân nereye kadar yaşandı ya? Bu inandığımız kitap nereye kadar yaşandı? Sıkıntı burada. Ve bakıyorum böyle Ramazân sohbetlerine, üstünkörü, hiç kimse Kur’ân’ın bu manada yaşanmasıyla alakalı bir derdi yok. birisi bangır bangır bağırmıyor, Ramazân ayı geldi, Kur’ân sokakta yok, Ramazân ayı geldi, Kur’ân hayâtımızın hiçbir alanında yok. Hiçbir alanında yok. Bankada yok, alışveriş merkezlerinde yok, yok hiçbir yerde yok. Birisi şunu diyemez bana, Kur’ân şurada var. Diyemez. Diyeceksiniz ki câmilerde var, yok anayasa mahkemesinin kararı var, bizim Mehmet Emin Bey atmıştı bana, Diyânet Teşkilâtı layık bir teşkilattır diye.
Orada da yok. Orada da yok. Kur’ân layık değildir çünkü. Sahâbe, Peygambere Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine, şeytan nereden aldatır? Nefis bize nereden aldatır diye sorardı. Şeytan bizi nereden kandırır diye sorardı. Hevâ heves nereden bizi kandırır? Nefis bizi nereden kandırır diye sorardı. Biz bunu sormuyoruz. Biz nereden kandırılıyoruz? Evet biz buradan kandırılıyoruz. Böyle bize camilerden görüntüler, ondan sonra şeyler ne o? İftarlardan, halden, harika bir Ramazân yaşanıyor. Ne kadar muhteşem ya. Herkes birbirine tebrik ediyor, oruçlar tutuyor, mukâbeleler okuyor, tamam terâvîler kılıyor. Canım kardeşim her gün tecâvüz var, her gün uyuşturucu var, her gün oluk oluk fâiz var, her gün oluk oluk her türlü harâm akıyor, akıyor.
Sen ben oruç tutuyorum, sen ben oruç tutuyorum, ben oruç tutuyorum. Her gün eşcinsellik akıyor. Harıl harıl Ramazân orucu tutulan bu ülkede zannediyorum 10 yılı geçmiştir, 15 yılı bulmuştur. Eşcinsel ameliyâtları devlet parasını ödüyor. Diyor ki devlet kim eşcinsel olmak istiyorsa müracaat etsin bana, SSK’lıysa ve hatta devlet teşkilâtında görevliyse onun eşcinsel ameliyatını ben bedavadan yapacağım diyor. Yapıyor da biz mukâbele okuyoruz, Allâh kabûl etsin. Bunları görmüyoruz. Uyuşturucu oluk oluk burayı görmüyoruz. O uyuşturucu kullananlar Ramazân’da oruç tutuyor zannetmeyin. Harâm komple devam ediyor. Harâmlardan bir eksilme yok. Çünkü haramlar yasak değil, caydırıcı özelliği yok. Hırsızlıklar devam ediyor.
Bütün melânetler devam ediyor. Bunları caydırıcı olarak bunların bir hukuku yok çünkü. Böyle olunca Kur’ân ne yazık ki hayâtın her alanında değil. Yok. Ramazân ayı biz bireysel olarak harikayız. Ramazân ayı biz bireysel olarak harikayız. Elhamdülillâh. Ne güzel oruçlarımızı tutuyoruz, namazlarımızı kılıyoruz, hayır hasenâtımızı yapabilenler yapıyor. Harika. Muhteşem. Ama bu bizim gerçeğimiz. Kur’ân’ın hayâtta aktif olmaması, Kur’ân’ın hayât nizâmında rafta durması, işler halde olmaması sıkıntı bu. Sıkıntı bu. O yüzden ne yazık ki Ramazânlar sadece bireylerin kendilerince oruç ibadetine sadece ve Kur’ân okumasına Elhamdülillâh. Bu da bir fayda mı? Fayda. Ama Ramazânlar sadece bu. Bir de Ramazân eğlenceleri çıktı.
Ramazân bayramı gelince de bir de Ramazân bayram tatili. Tamam, harika.
Cömertlik Ayı ve İnfâk Âdâbı
Ne oldu? Harika bir Ramazân geçirdik biz. Ne yazık ki durumumuz bu. Bunun dışında bir şey görmüyorum. Herhalde göremediğimdendir, körlüğümdendir. Allâh beni affetsin. Ama böyle bir Ramazân geçiriyoruz. Ramazân geçiriyoruz. O yüzden Ramazân geçen hafta Kur’ân ayıdır dedik, ilavesini edelim dedik. Evet Ramazân Kur’ân ayı ama Kur’ân’ın hayâtın her alanında yaşanması ve yaşatılması gerekirken ne yazık ki bireylerin vicdânına hapsolmuş vaziyette. Ne yazık ki ya bazı evlerde rafta duruyor mushaf halinde ya da evlerdeki bireylerin kendi vicdânlarına hapsolmuş vaziyette. Ramazân’ın en önemli üçüncü pardon Kur’ân dedik üçüncüsü cömertlik ayı. İnfâk etme. Çünkü Ramazân’da infâk edilirse bire bin veriyor, bire sayısız veriyor.
Ramazân aynı zamanda cömertlik ayı. İnfâk ayı. İnfâk ederken de cömertlik ederken de kırmadan, incitmeden, üzmeden sağ elinin verdiğini, sola elinin haberi olmadan büyüklenmeden, kibirlenmeden, böbürlenmeden karşında infâk ettiğin kimseyi ezmeden karşında infâk ettiğin kimseyi utandırmadan infâk edilmesi gerekir. Müslüman gösterişten, şatahtan, şatafattan uzaktır. Müslüman kime infâk edildiğini bilmese daha iyidir. Sebep, ama o böyle onun karşısında ezilmesin, onun karşısında bükülmesin diye. Müslüman infâğını etrâfa aktarmaz, söylemez. Şu kadar zekât dağıttık, bu kadar infâk ettik, bu kadar sadaka dağıttık, birey bunu konuşmaz. Veyahut da bir gidip de birisine normalde infâk edecekse böyle gözüne, sokarcasına infâk etmez.
Bunu beyan etmez, bunu söylemez. Sûfî bu konuda ince davranır. Sûfî bu konuda yumuşak davranır. Sûfî bu konuda böyle aman incitmeyim, aman bir şey yapmayayım diye dikkatli davranır. O yüzden Cenâb-ı Hak’a hamdolsun biz bu konuda yapacak olduğumuz şeyleri gece dağıtıyoruz. Kimse görmesin, kimse duymasın diye. Bu da Hazret-i Hasan Efendimiz’in sünnetidir. O infâğını gece yapardı, gündüz hiçbir şey yapmazdı, hatta Medîne halkı hakkında dedikodu ederlerdi. Dedesi kadar cömert değil diye. Medîne halkı hakkında dedikodu ederlerdi, dedesi kadar cömert değil diye. Ne zaman ki vefat etti, öldü, cenazesini yıkarlarken sırtında küfe izleri, nasırları gördüler ve yıkayanlar dediler ki hizmetkârına bunlar ne?
Hizmetkarı dedi ki her gece sırtına küfeyi alır, Medîne’nin arka sokaklarında, varoşlarda, fakir fukarâya infâk ederdi dedi. Bundan kimse yoktu. Bundan kimsenin haberi yoktu dedi. Zaten ertesi gün cenazesi kaldırılacağı zaman Medîne’nin o varoşlarındaki mahallelerindeki kadınlar, erkekler velî nimetimiz gitti diye feryât ü figân etmeye başladılar ki Medîne’liler utandılar, bundan dolayı utandılarsa. biz bunu bilemedik, arkasından dedikodu yaptık diye.
Ehl-i Beyt’in Gizli İnfâk Sünneti
O yüzden bu Hazret-i Hasan Hazret-i Ali Efendimiz’in sünneti Hazret-i Ali Efendimiz de infâk ederken, gece infâk ederdi. Gider kapısını önüne bırakır, kapıyı tıklatır, yürür giderdi. Bu Ehl-i Beyt’in infâk sünnetidir. Ehl-i Beyt’in. Ehl-i Beyt, Ehl-i Beyt ise infakını gece yapar. Hiç kimseye göstermez. Hiç kimseye söylemez. Bu Ehl-i Beyt’in infâk sistemidir. Öyle kamyonun kenarına yazıp, bu tasavvuf vakfının zekatıdır, bu tasavvuf vakfının dağıttığı şudur. Böyle yoktur. İslâm bu değil. Veya da kamyonu bir yere dayayıp, oradan bir şey atmak. İslâm bu değil. İnfâk da bu değil. İnfâk da mümkünse, ne? Ne? Veren kime gittiğini bilir, ne de alan kimden aldığını bilir. İnfağın doğru şekli bu. Burada tabi güven söz konusu giriyor. o kimse, eğer bir eline bir adres geçtiyse, gidecek kapıya bırakacak, kapıyı tıklayacak, yürüyecek, gidecek.
Bu kadar. Yapabiliyorsanız. Ama bunu incitmeden, kırmadan, üzmeden, ezmeden, o kimse bu konuda rencide etmeden yapılması gerekir. Burada bireylerin önüne çıkması, şahısların önüne çıkması, onların nefisleri için tehlikelidir. Dikkat etmek lazım. Bu konuda o kimse o dikkatini bu meselenin üzerine toplayıp, ince hareket etmeli. Yarım hurmayla da olsa, cehennem ateşinizi sökülecek. Ateşinizi söndürünüz. Hadîs-i şerîf. İllaki zekât vermek zorunda değilsin, zekât verebilecek hâlin yok ise. İllaki devasa bir şeyler yapmak zorunda değilsin, eğer yok ise. Ama kendince, bir ekmek de mi alamazsın? Örneğin kendince, iki tane, üç tane, beş tane hurma da mı alamazsın? Örneğin, infâk etme ayı. Bu ay az da olsa infâk edin.
Bir lira olsun, beş lira olsun, on lira olsun, infâk edin. Bu sizi Allâh’a daha da yakınlaştıracaktır. O yüzden cömertlik, cömertlik Allâh’a en fazla yaklaşılan, Allâh’a yaklaşmaya sebebiyet veren en önemli ibadetlerden birisi. Bunu böyle konuşuyorum. Böyle konuşurken de dilim güdük çıkıyor. Sakın kendime bir şey istediğimi düşünmeyin. Ben tarîkat hayatım boyunca hiçbir zaman derviş kardeşlerinden bir şey istememişimdir.
Dervişten Para İstemeyen Kâmil Şeyh
Böyle bir şeyi kendime yasaklamış insanım ben. Ben hiç kimseden bir şey istemem. Dervişlikle alakalı. Daha hiç kimseye dememişimdir. Bana beş bin lira gönder. Dergâha lazım, bana dergâha lazım diye. Üç bin lira gönder dememişimdir. Ben sizin o bildiğiniz, duyduğunuz şeyhlerden değilim. Şeyh değilim zaten de. O gördüğünüz, bildiğiniz, duyduklarınızdan da değilim. Ben bir şeyhin, kamil bir şeyhin, dervişlerden para istememesi gerektiğine inananlardanım. Kâmil bir şeyh, dervişlerinden para istemez. Dervişlerinden dilenmez. Eğer kâmil bir şeyh ise, kâmil bir şeyh, dervişinden bir şey asla istemez. İstiyorsa, o ya istediği şeyin ücretini verir. Ne istedi? İşte, Adnan’dan koltuk istedi. Adnan’a koltuğunun parasını verecek.
Hüseyin’den halı istedi. Hüseyin’e koltuğunun parasını verecek. Barbarossa’nın züccâciye istedi. Barbarossa züccâciye parasını verecek. İstemiş çünkü o. İsmail’e dedi ki, İsmail bana 100 kişilik yemek yap. İsmail’e yemeğin parasını verecek. Bu aldatmaca, burada fukarâlılar var, bize 5 lira gönder. Kâmil şeyh bunu da söylemez. Bunlar aldatmacadır. Dergâh yapıyoruz, buraya para gönderin. Kâmil şeyh bunu da söylemez. Kamil bir şey. Dergâh yapıyorum, tekke yapıyorum, câmi yapıyorum, medrese yapıyorum. Yok şunu yapıyorum, bunu yapıyorum. Diyerekten de dervişlerden para istemez. İstiyorsa, o kâmil değildir. Şeyh midir? Şeyhtir. Şeyhtir, beni ilgilendirmez. Kâmil bir şeyh değildir. O yüzden, kendime bir şey düşünüyormuş gibi algılanmasın.
Benim hamdolsun, halim vaktim yerinde, kazancım yerinde, ticâret yapıyorum. Benim gelirim de var, Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Böyle bir şeye ihtiyacım yok benim. Hamdolsun. Cenâb-ı Hak’a sonsuz hamd-ü senâ diyorum, şükrediyorum. Beni bu halde tuttuğu için. Cenâb-ı Hak inşâallâh, muhtâc etmesin hiçbir şeye. Âmîn. Hiçbiriniz de muhtâc etmesin. Âmîn. Hiçbir sûfî muhtâc etmesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak tüm kardeşlerimizi zekât verenlerden eylesin. Âmîn. Tüm kardeşlerimizi kendi kendisinin yetmesinin üzerinde zekât veren, hayır hasenâtında bulunan cömert kullarından eylesin.
Babadan Diklik Mîrâsı ve İcâzet Aldatmacası
Âmîn. Cenâb-ı Hak bütün işlerinizi ahsen eylesin. Âmîn. Helâl dairede yaşatsın. Âmîn. Helâl kazandırsın. Âmîn. Helâla harcatsın. Âmîn. Cenâb-ı Hak kazançlarımıza bereket ihsân eylesin. Âmîn. O bereketle bizim her şeyimize ve kardeşlerimizin her şeyine yetiştirsin. Âmîn. Âmîn ecmain. Bizim derdimiz bu manada yanlış anlaşılmaktan korktuğumdan, bu açıklamayı yapmak zorunda kaldım. cömert olun derken, sakın Mustafa Özbağ bir şeye ihtiyacı var, bir şey isteyecek diye aklınızdan gelmesin. Cenâb-ı Hak hamd-ü senâ olsun ben 16 yaşında babasız kaldım, 16 yaşından beri Cenâb-ı Hak bizi ayakta tuttu, dimdik tuttu. Biz 16 yaşından beri dik bir şekilde yaşıyoruz hamdolsun. Babamız bize bir diklik mîrâsı koydu.
Babamız da hiç biz görmedik birisinde el avuç açsın istesin. Cenâb-ı Hak hamd-ü senâ ediyoruz bu konuda. Eksiğimiz vardır, kusurumuz vardır, hatamız vardır, vardır. Ama böyle bir konuda hainliğimiz yoktur. Böyle bu konuda derviş kardeşlerin parasını yiyelim, içelim, atalım, çarpalım böyle bir derdimiz yoktur. Birisine telefon açalım bize 5000 lira gönder, burada fakir fukarâ var. Böyle bir derdimiz yoktur. Böyle yapanları edebsiz görürüm. Böyle yapanları şeyhse kâmil bir şeyh olarak görmem. Böyle yapanları kâmil bir zâkir, bir nakîb, bir nukabâ olarak görmem. İcâzetli olmuş olsa dahi. İsterse onun icâzeti olsun. Onu kâmil görmem. Asla. İsterse onda bin bir tane icâzet olsun. O dervişlerden para topluyorsa, istiyorsa onu kâmil görmem.
O dervişlerden para topluyorsa, onu kâmil görmem. İstiyorsa onu kâmil bir şeyh olarak görmem. Dervişlerden para topluyorsa, tekke yapacağım, câmi yapacağım, medrese yapacağım diye o da kâmil değildir. İsteyen kâmil değildir. Kim istiyorsa, kim topluyorsa, hangi cemâat, hangi tarîkat, hangi mezheb, hangi meşreb, kim olursa olsun, o kimse para topluyorsa, bu benim kendime ictihâdım. O kâmil değildir. O cemâat de kâmil değildir. O birey de kâmil değildir. Kemâlât taslamasın kimse.
İhsan Eliaçık Fetvâsı ve Zekâtın Kırkta Biri
O yüzden cömertlikten bahsederken rahat bahsedeyim şimdi. Şimdi rahat bahsedeyim. Evet arkadaşlar, cömert olun. Sûfîlik cömertlikten geçer. Sûfîlik bağlılıktan geçer. Sûfîlik hizmet etmekten geçer. Sûfîlik kardeşinin koluna girmekten geçer. Sûfîlik açı doyurmaktan geçer. Sûfîlik çıplığa giydirmekten geçer. Sûfîlik yarasına merhem olmaktan geçer. Birisinin yarasına merhem olmaktan geçer. Sûfîlik tökezliğinin ayağını düzeltmekten geçer. Sûfîlik nerede bir eksiklik var, noksanlık var. Cûd ehli olup onu tamamlamaktan geçer. Cûd ehli olmak. O yüzden bu Ramazân ayı, Kur’ân ayı, cömertlik ayı, Af ayı, tövbe edin, Af ayı. Ama Kur’ân’ı yaşamak ve cömertliği kenarda tutmayın. Asla o neydi o? Bir… İhsan Eliaçık mıydı?
Adı neydi onun? Bir var ya bir tanesi. İhsan Şenocak değil ya, yok. Elaçık mıydı? İhsan Eliaçık mı? İhsan Eliaçık mı? Evet o. Onun bir sözüne, bir fetvâsına öyle söyleyeyim. Denk geldim de Âyet-i Kerîme’den sana ne vereceğini soruyorlar, ihtiyaçtan fazlasını diyor. zekâtın kırkta bir hükmünü kaldırıyor orta yerden. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini kaldırıyor orada. Ve ihtiyaçtan fazlasını diyor. Düşünebiliyor musunuz? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetini çiğnedi. Zekât kırkta biridir. Ticaret mallarında ve parada onu kaldırdı. Değil. Biz onlardan değiliz. Biz zekât verebilecek muktedir iseniz, biz zekâtımızı veririz. Hesaplar dürdürdüzgün, tertemiz bir şekilde veririz.
Zekât veremeyeceğiz. Biz nisâb miktarı elimizde para yok. Biz birisinin karnını doyurabiliriz. Birisine 5 kilo pirinç alabiliriz, 2 kilo şeker alabiliriz. Örneğin benim bahsettiğim şey bu. İnfâk etmek olarak. Allâh bizi infâk edenlerden eylesin. Âmîn. Kadınlar aralarında sürekli konuşuyorlar. Sohbet başlamamış gibi bir hal söz konusu. E geç kalındı. Ben bakamadım soruya daha doğrusu. Allâh iyileştirsin inşâallâh. Çalıştığım iş yerinde şefimiz herkesin içinde bizi rencide ediyor. Biz iki derviş beraber çalışıyoruz.
Soru-Cevap: Fidye Beldesi ve Kapanış
Kendi aramızda konuşmamıza dahil laf ediyor. İşimizi aksatmıyoruz, dikkat ediyoruz. Çalışma saatlerimize riayet ediyoruz. Bunun durumda nasıl davranabiliyoruz? Bunun durumda nasıl davranmalıyız? İşinize devam edin. Allâh yardımcınız olsun inşâallâh. Zekât ve fitre sadakası verirken öncelik kişinin bulunduğu beldedeki fakirlere vermesi olarak öğrendik. fidye verirken de öncelik böyle mi olmalı? Yoksa şehir dışındaki akrabalara gönderilebilir mi? İmâm-ı A’zam’ın fetvâsıdır. Bu tip hayır hasenâtların birinci derecede insanın yaşadığı şehirde olması gerekir ama bir kimseye yaşadığı şehirde böyle bir etrâfı yok. Tanıdığı kimse yok. Bir yerde tanıdığı bir kimse var. Belki de ona cevaz verilebilir.
Veyahut da şu anda Hollanda’da yaşıyorlar, Almanya’da yaşıyorlar. Orada kim ihtiyaç sahibi, kim ihtiyaç sahibi değil bilmiyorlar. Bunlar örneğin şehir dışına birilerine verebilirler. Bunun gibi. Ama bu biraz böyle Allâh muhâfaza eylesin. Bu tip işlerde gösteriş çok böyle ön safhaya çıkıyor. Ondan korunalım inşâallâh. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh El-Fâtiha Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Duâsı ve Kur’ân Ayı Muhasebesi: Sohbet açılışında okunan selâm ve duâ — Buhârî, Selâm 1; Müslim, Selâm 1; Hakk’ı Hak bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erine’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû, ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû”); Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışma — Âl-i İmrân 3/103 (“Hep birlikte Allâh’ın ipine sarılın ve ayrılmayın”); Nisâ 4/59 (“Allâh’a, Resûl’üne ve sizden olan emir sahiplerine itâat edin”); Ramazân’ın Kur’ân ayı oluşu — Bakara 2/185 (“Ramazân ayı, insânlara rehber olan Kur’ân’ın indirildiği aydır”); Kur’ân’ın sadece okunacak değil yaşanacak kitap oluşu — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu Âdâbi Tilâveti’l-Kur’ân; İbnü’l-Kayyım el-Cevziyye, el-Fevâid; ümmet-i Muhammed’in Kur’ân’a tâbi olma analizi — Muhammed 47/24 (“Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?”); Kur’ân’ı yaşamamanın doğurduğu fert-âile-toplum sıkıntısı — Tâhâ 20/124 (“Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun için sıkıntılı bir geçim vardır”); Ramazân’ın bireysel-âilevî-hukûkî üç boyutta muhasebesi — Muhammed Hamidullâh, İslâm Peygamberi; Sadreddîn Konevî, Miftâhu’l-Gayb
- Kur’ân Hukuk Sisteminde Yok: Kur’ân’ın ahlâkî ve hukûkî boyutunun ayrımı — Mâide 5/44-50 (“Kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir… zâlimlerin ta kendileridir… fâsıkların ta kendileridir”); hüküm âyeti — Yûsuf 12/40 (“Hüküm ancak Allâh’ındır”); laik-demokratik hukuk devletinin teokratik düzene geçmeye meyyal olmanın anayasaya aykırılığı — T.C. Anayasası mad. 2, 24; Türk Ceza Kânûnu mad. 216-219, 301; İslâm hukukunun devletten çekilmesi ve lâikleşme süreci — İsmâil Kara, Cumhuriyet Türkiyesinde Bir Mesele Olarak İslâm; Hasan el-Bennâ, Mecmûatü’r-Resâil (Kur’ân’ın bütün hayâtı kuşatması); Seyyid Kutub, Maâlim fî’t-Tarîk (Kur’ân’ın hâkimiyyeti); Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî, el-Hukûmetü’l-İslâmiyye; Kur’ân’ın sistemde değil sadece vicdânlarda oluşu sıkıntısı — İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye fi Islâhi’r-Râî ve’r-Ra’iyye; Mahmûd Şeltût, el-İslâm Akîde ve Şerîa; dînin sadece ibâdet boyutuyla sınırlandırılmasının eksikliği — Abdülazîz Bayındır, Süleymân Ateş ve diğer muâsır ilâhiyâtçı tahlîlleri; Hukûk-i İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu — Ömer Nasûhî Bilmen
- Evde-Câmide-İlâhiyatta Kur’ân’ın Yokluğu: Evde Kur’ân ve Sünnet dâiresinin yokluğu — Tahrîm 66/6 (“Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insânlar ve taşlar olan ateşten koruyun”); babanın âile reisi olarak Kur’ân’la yönetememesi — Buhârî, Nikâh 81; Ebû Dâvûd, Nikâh 40 (“Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüğünüzden mes’ûlsünüz”); âile içinde Kur’ân ve Sünnet’in yaptırım gücünün bulunmayışı — Lokmân 31/13-19 (Lokmân hakîmin evlâdına nasihâtı); baba-anne-çocuk arasında örtünme ve yaşayış uyumsuzluğu — Nûr 24/30-31; Ahzâb 33/59; Kur’ân kursları, câmiler, Diyânet Teşkilâtı, İlâhiyat Fakülteleri içinde Kur’ân’ın yaşanmayışı — Dücâne Cündioğlu, Sırrı Fecir Gülle ve benzeri muâsır tenkidleri; Anayasa Mahkemesi’nin Diyânet Teşkilâtı’nı “laik bir teşkilât” olarak tanımlaması — AYM 1971/76 K., 1979/46 E. kararları; eğitim-sanat-kültür-spor-ekonomi-çarşı-bakkal-AVM hiçbirinde Kur’ân’ın olmaması yüzleşmesi — İsmet Özel, Üç Mesele: Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma; Nurettin Topçu, Kültür ve Medeniyet; Kur’ân’ın vicdânlarda hapsolması — Cemil Meriç, Bu Ülke; “musaf halinde rafta durma” — Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/239 (“Kur’ân’ın raftaki mehcûriyeti”); Furkân 25/30 (“Resûl dedi ki: Rabbim! Muhakkak kavmim bu Kur’ân’ı mehcûr bıraktılar”)
- Üstünkörü Ramazân ve Haramlar Seli: Ramazân’ın sadece oruç-terâvîh-mukâbele-iftâr ile geçirilmesi — Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 30 (“Nice oruç tutan vardır ki orucundan kendisine kalan sadece açlık ve susuzluktur”); İbn Mâce, Sıyâm 21; Sahâbenin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e “Şeytân bizi nereden aldatır, nefis bizi nereden kandırır?” diye sorması — Ebû Dâvûd, Edeb 96; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/403 (Huzeyfe radıyallâhu anh’ın hayr-şer sorgulaması); hayr ve şerri sorma metodolojisi — Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, İmâre 51-52; haramların caydırıcı hukûkî yaptırımının bulunmayışı (“tecâvüz, uyuşturucu, fâiz, hırsızlık, eşcinsellik”) — T.C. Ceza Kânûnu mad. 102-105, 188-192; karşılaştırmalı İslâm ceza hukuku (hudûd) — Mevsûatü’l-Fıkhiyye (Kuveyt); Abdülkâdir Ûde, et-Teşrîu’l-Cinâî el-İslâmî; eşcinsellik ameliyâtlarının devlet tarafından finanse edilmesi — SGK Sağlık Uygulama Tebliğleri; fâizin mutlak haramlığı — Bakara 2/275-281; Âl-i İmrân 3/130; İslâm’ın zinâ ve lûtîliği reddi — A’râf 7/80-84; Şuarâ 26/160-175; Hûd 11/77-83 (Lût kavminin helâki); bireysel oruç ve toplum ahlâkı arasındaki kopukluk — Hasan el-Basrî, Mekhûl, Süfyân-ı Sevrî nakilleri; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Esrâri’s-Savm
- Cömertlik Ayı ve İnfâk Âdâbı: Ramazân’ın cömertlik ayı oluşu — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 5; Müslim, Fedâil 50 (“Resûlullâh insânların en cömerdi idi, Ramazân’da Cebrâil ile mukâbele ederken cömertliği daha da artardı”); Ramazân’da infâkın bire bin, bire sayısız veriş kapısı — Buhârî, Îmân 25; Müslim, Sıyâm 28; Bakara 2/261 (“Mallarını Allâh yolunda harcayanların misâli, yedi başak bitiren bir tohum gibidir; her başakta yüz tane vardır”); infâkın kırmadan-incitmeden-üzmedem âdâbı — Bakara 2/262-264 (“Mallarını Allâh yolunda harcayıp da infâklarının ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenler…”); “başa kakma”nın sadakayı iptal etmesi — Bakara 2/264 (“Malını insânlara gösteriş için harcayan, Allâh’a ve âhiret gününe inanmayan kimse gibi infâkınızı başa kakmayla ve eziyetle boşa çıkarmayın”); sağ el verdiğini sol ele bildirmeme — Buhârî, Zekât 16; Müslim, Zekât 91 (“Allâh’ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan biri: sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli tasadduk eden”); gösterişten (riyâ), şatahtan, şatafattan uzak olmak — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’r-Riyâ ve’l-Ucb (3. cilt, 3. rub’ün 7. kitâbı); riyânın gizli şirk oluşu — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/429 (“Sizin için korktuğum şeylerin en korkuncu küçük şirktir: Riyâ”); İbn-i Mâce, Zühd 21; İbn-i Ebi’d-Dünyâ, Kitâbü’l-İhlâs ve’n-Niyye; süm’a (duyurma) âfeti — Müslim, Zühd 45-48 (“Kim duyururca yaparsa Allâh da onun kusurlarını duyurur”); kibir, böbürlenme, tekebbür, ucb (kendini beğenme) nefs âfetleri — Ahmed Sirhindî, Mektûbât-ı Rabbânî, 1. cilt 44, 76, 113. mektûblar (riyâ ve ucbdan sakınma); Hâris el-Muhâsibî, er-Riâye li-Hukûkillâh (riyâ tahlîli); Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, Bâbü’l-İhlâs ve Bâbü’s-Sıdk
- Ehl-i Beyt’in Gizli İnfâk Sünneti: Hazret-i Hasan radıyallâhu anh’ın gece gizlice fukarâya infâkı ve sırtında küfe izleri — İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ 6/330; İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 8/37 (Hasan b. Ali menâkıbi); Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 2/35-47; Medîne halkının “dedesi kadar cömert değil” diye dedikodu etmesi ve vefâtında velî nîmetimiz gitti diye feryâd ü figân — İbn-i Hacer, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, Hasan b. Ali maddesi; İbn-i Hallikân, Vefeyâtü’l-A’yân; Hazret-i Ali radıyallâhu anh’ın gece fakire kapı önüne bırakıp tıklayıp gitmesi — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 1/76; Nehcü’l-Belâğa, Hutbe ve Mektûblar (gizli tasadduk bâbı); Hazret-i Ali’nin kör dilenciyi yediği rivâyeti — Nehcü’l-Belâğa; Ehl-i Beyt’in infâk sistemi olarak gizliliğin sünnet oluşu — İnsân 76/8-9 (“Yemeği, sevdikleri hâlde yoksula, yetîme ve esîre yedirirler; Sizi ancak Allâh rızâsı için doyurduk, sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz”); kamyonun kenarına vakıf adı yazdırıp reklâm yapmanın riyâya girmesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’r-Riyâ; “ne veren kime gittiğini bilir ne alan kimden aldığını bilir” mertebesi — Kuşeyrî, Risâle Bâbü’l-Fütüvve; Hâris el-Muhâsibî, er-Riâye; alma ve vermenin iki tarafını da mahremiyyete tâbi tutma — Gazzâlî, Minhâcü’l-Âbidîn; bireylerin önüne çıkmanın nefis için tehlike oluşu — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 2. cilt 53. mektûb; “Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden kurtulun” — Buhârî, Zekât 10; Müslim, Zekât 66; Nesâî, Zekât 50 (“Ey insânlar! Yarım hurma ile de olsa ateşten korunun”)
- Dervişten Para İstemeyen Kâmil Şeyh: Kâmil şeyhin dervişlerden para istemeyişi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbânî, 1. cilt 73. mektûb (şeyhin mürîdden beklentisi); Hâlidiyye âdâbı — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb, Bâbü âdâbi’l-mürîd (şeyhin istiğnâsı); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü Zemmi’l-Câh ve’r-Riyâ (câhin zemmi); Kuşeyrî, er-Risâle, Bâbü’s-Sohbe (mürşidin mürîdden bir beklentisi olamayacağı); kâmil şeyhin bir şey aldığında parasını vermesi — Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî, Mecmûatü’l-Ahzâb; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in sahâbeden bir şey alırken parasını ödeyişi — Buhârî, Büyû 1-3; Müslim, Büyû 1; “fukaralılar var, bize 5 lira gönder” söyleminin aldatmaca oluşu — muâsır tarîkat kuruluşlarının malî organizasyonu eleştirileri; tekke-dergâh-câmi-medrese inşâatı bahânesiyle derviş parası toplamanın kâmilliğe aykırılığı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1/78 (şeyhin tama’dan uzaklığı); Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, Kitâbü’l-Vera’ ve’z-Zühd; “Kim Allâh için istiğnâ ederse Allâh onu zengîn kılar” — Buhârî, Zekât 50; Müslim, Zekât 128 (“Kim Allâh’a tevekkül ederse Allâh ona yeter”); Talak 65/3; para toplayanın kâmil olmayışı ictihâdı — muâsır tarîkat âdâbı tartışmaları; Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ (Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr’ın tama’dan uzaklığı); Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, Bâbü’l-Fakr ve’l-Gına
- Babadan Diklik Mîrâsı ve İcâzet Aldatmacası: Mustafa Özbağ’ın 16 yaşında babasız kalması ve Cenâb-ı Hakk’ın kendisini dimdik tutması — Duhâ 93/6 (“Seni yetîm bulup da barındırmadı mı?”); Bakara 2/220 (yetîm hukuku); “el avuç açmama” mîrâsı — Buhârî, Zekât 50 (“Âdemoğlunun en hayırlı sadakası, birinin iâne elinden üstte olmasıdır”); istiğnâ-tama’ âdâbı — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zemmi’l-Buhl ve Hubbi’l-Mâl; icâzetli olup da derviş parası toplayanların kâmil sayılmayışı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. cilt 293. mektûb; Muhammed Nûru’l-Arabî, Sohbetler; icâzetin tek başına kemâli ispat etmeyişi — İbn Acîbe, Îkâzü’l-Himem fî Şerhi’l-Hikem; nakîb ve nukabâ (nâibler) makâmlarının hak-batıl muhtevâsı — Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil; kemâlât taslamanın nefis âfeti oluşu — İbnü’l-Kayyım el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn, Menzilü’l-İhlâs ve Menzilü’r-Riyâ; Ahmed Sirhindî, Mektûbât, 1. cilt 61. mektûb (icâzetin hakîkati ile zâhiri farkı); para toplayan cemâat-tarîkat-mezheb-meşreb ayırmaksızın ictihâd — Gazzâlî, Mîzânü’l-Amel; sûfîliğin cûd ehli olup eksikliği tamamlama tanımı — Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1-6. defterler (cûd ve îsâr bâbları); Sûfîliğin bağlılık-hizmet-karındaş koluna girme-aç doyurma-çıplak giydirme-yara merhem olma-tökezin ayağını düzeltme tarifi — Ebû Nasr es-Serrâc, el-Lüma’ fi’t-Tasavvuf; Kelâbâzî, et-Taarruf li-Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf; İbn-i Ârâbî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Bâbü’l-Fütüvve; Hucurât 49/13 (“Allâh katında en üstününüz en takvâlı olanınızdır”)
- İhsan Eliaçık Fetvâsı ve Zekâtın Kırkta Biri: Zekâtın kırkta bir (%2,5) hükmünün mütevâtir hadîslerle sâbitliği — Buhârî, Zekât 38; Müslim, Zekât 1-10; Ebû Dâvûd, Zekât 2; Nesâî, Zekât 2; Tirmizî, Zekât 3 (Hazret-i Peygamber’in Muâz b. Cebel’e Yemen’e vâlî göndermesi ve zekât nisâbları); Bakara 2/267; Tevbe 9/103; nisâb miktarları — Hanefî fıkhında 20 miskâl altın, 200 dirhem gümüş, 5 deve, 40 koyun — İmâm Muhammed, el-Asl; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’, Kitâbü’z-Zekât; İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbü’z-Zekât; İhsan Eliaçık’ın “Ayet-i Kerîme’de ihtiyaçtan fazlasını verin” dediği Bakara 2/219 yorumu (Yaşayan Kur’ân); kırkta bir hükmünü iptal ederek sünneti çiğneyen yorumun reddi — Diyânet İşleri Başkanlığı, Dîn İşleri Yüksek Kurulu zekât fetvâları; sünneti iptalin İslâm usûlündeki mevkii — Şâtıbî, el-Muvâfakât; İmâm Şâfiî, er-Risâle (sünnetin hüccetliği); İmâm-ı Serahsî, el-Usûl (sünnetin inkârı meselesi); nisâb altında ekmek-hurma-pirinç-şeker tasadduku — Buhârî, Zekât 10 (“Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korunun”); Müslim, Zekât 67 (Adiy b. Hâtem rivâyeti); bir lira-beş lira-on lira düzeyinde infâkın Allâh’a yakınlaştırması — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/331 (“Sadaka Rabbin gazabını söndürür”); Beyhakî, Şuabü’l-Îmân 7/479; cömertliğin Allâh’a kurbiyyet vesîlesi olması — Tirmizî, Birr 40 (“Cömert adam Allâh’a yakındır, cennete yakındır, insânlara yakındır; cimri adam Allâh’tan uzaktır, cennetten uzaktır”); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Esrâri’z-Zekât
- Soru-Cevap: Fidye Beldesi ve Kapanış: Çalışma yerinde şeflik tarafından rencide edilmenin sabırla karşılanması — Âl-i İmrân 3/200 (“Ey îmân edenler! Sabredin, sebât gösterin, cephede dayanın”); Şûrâ 42/43 (“Kim sabreder ve affederse, şüphesiz bu büyük işlerdendir”); iş yerine devâm emri — İmâm Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, Bâbü’s-Sabr; zekât ve fidye belde önceliği — İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin fetvâsı: “Zekât evvelâ bulunduğu beldedeki fakirlere verilir” — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ 2/42; İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 2/354; Merğînânî, el-Hidâye, Kitâbü’z-Zekât; zekâtın şehir dışı akrabaya gönderilmesi cevazı — Mâlikî fıkhında Karâfî, ez-Zahîra; Şâfiî fıkhında Nevevî, el-Mecmû’; fidye hükümleri — Bakara 2/184 (“Oruca gücü yetmeyenler üzerine bir yoksul doyumluğu fidyedir”); Hollanda-Almanya gibi gurbet memleketlerinde tanıdığın olmadığı yerde şehir dışı fakire gönderme — Diyânet İşleri Başkanlığı Dîn İşleri Yüksek Kurulu fetvâları; gösterişten (riyâdan) sakınmak duâsı — Mâûn 107/4-6 (“Gösteriş için ibâdet edip de en ufak yardımı esirgeyenlere yazıklar olsun”); kapanış — Tevhîd: “Efdalü’z-zikri Lâ ilâhe illallâh” — Tirmizî, Daavât 9; İbn Mâce, Edeb 55; meclis keffâreti ve El-Fâtiha ile mâhiyyetlenme âdâbı — Tirmizî, Daavât 39 (Sübhâneke’llâhümme ve bi-hamdike, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyke — meclis keffâreti); İmâm-ı Âzam meclis âdâbı tavsiyesi
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı