Giriş: Nefs Mücâdelesi ve Tavşan
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Eftar-ı zikir, farib ennehu. La ilaha illallah. La ilaha illallah. Hak, Muhammeden, Resûlullah, cemiyye, nebiyye ve mürselin vel hamdülillahi rabbil alemin. Selâmün Aleyküm. Aleyküm selâm. Allah gecenizi hayırla eylesin inşâAllah. Âmin. Cenâb-ı Hak gününüzünü hayırla eylesin. Âmin. Cenâb-ı Hak her nefesinizi hayırla eylesin. Âmin. Rabbim cümlemizi Hakk’ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücâdele edenlerden eylesin. Âmin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihâd edenlerden eylesin. Âmin. Rabbim cümlemizi heva ve hevesine uymayan, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışan, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’yi yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin inşâAllah.
Ömer Hakkında
Âmin. Kaldığımız yerden Mesnevîmin okumalarına devam ediyoruz. Mâlum tavşan, aslanı mağlub etmişti. Aldı aslanı tuzak kurdu ve aslanı kuyunun içerisine tabir-i cehâsı gömdü. Tavşan neydi? Akil, kâmil, aklı simgeliyordu. Aslan da heva ve hevesine uymuş, nefsine uymuş bir kimseyi, nefsi, emmâreyi simgeliyordu. Ve bunu öldürdükten sonra, tavşan, etrafındaki diğer tavşanlar ve hayvanlar onun etrafında toplandılar, ondan hikmetli sözler dinliyorlardı. Ve o en son geçen hafta, ok gibi doğru oldu, yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yok diye nasihatlerine devam ediyordu. Aynı şekilde tavşan, etrafına olan nasihatlerine yine devam ediyor. Diyor ki, dış savaşından kurtulunca, iç savaşına yüz tuttum. o akil, o kâmil kimsenin yolunu söylüyor.
Diyor ki, dış savaştan kurtulunca, iç savaşa yüz tuttum. Biz şimdi küçük muharebeden döndük, Peygamberle beraber büyük muharebedeyiz. Demek ki o büyük muhârebe dediği, nefsiyle mücadeleden. o hadîs-i şerîfte, atıfta bulundu. Geçen hafta derste bahsetmiştik. Neydi? Nefisle olan mücâdele, dışarıdaki mücadeleden daha büyük. O nefisle olan mücadeleyi bir kimse halledemezse, nefsiyle olan mücadeleyi bitiremezse, dışarıdaki onun bahadırlığının, dışarıdaki onun savaşçılığının bir anlamı kalmıyor. Çünkü pehlivan odur ki, öfkesini yener diyor hadîs-i şerîfte. Demek ki eğer sen öfkeni yenemiyorsan, yerli yersin, öfkeleniyorsan, o zaman senin pehlivanlığının bir anlamı yok. sen öfkeni yenenlerden olacaksın.
Sen heva ve hevesine uyanlardan olmayacaksın. Nefisle mücadelede de, ne dedik siyasi bölümü var, ekonomik tarafı var. Biz nefisle olan mücadeleyi bugün, 40 yıl pekmez yiyememiş, ona 40 yıl canı pekmez istemiş, o 40 yıl pekmez yememiş, nefsiyle mücâdele etmiş. Evet, var, bunu inkar etmek mümkün değil. Ama bu o değil şimdi artık.
Nefsin Politik-Ekonomik Boyutu
Bunun politik boyutu var nefisle mücadelenin. Bunun ekonomik boyutu var nefisle mücadelenin. Bunun şöhretle alakalı boyutu var nefisle mücadelenin. O yüzden şu anda dünya insanlığının en büyük handikapı bu. Bu nefisle mücadelesini bitirememiş insanların bir makama gelmeleri, bir mevkiye gelmeleri, bir mevkiye gelmeleri, bir makama gelmeleri, bir mevkiye gelmeleri, belli bir yeri işgal etmeleri, gerçekten ümmet-i Muhammed için büyük problem, büyük sıkıntı. Bu nefisle mücadeleyi belli bir yere gelemeyen insanlar bir makama geldiklerinde ülkeyi de perişan ediyorlar, Müslümanları da perişan ediyorlar, dünyayı da perişan ediyorlar. Sebep, nefisle olan mücadeleri hallolmamış. Ekonomik boyutta hallolmamış.
Dünyaya tapıyor kimse, paraya tapıyor. Ekonomik olarak, eğer onu halledemediyse, ekonomik meselelerde nefsine uyup, sadece kendi cebini veya etrafındakilerin cebini düşünerekten bir ay içerisinde ülkenin %80 parasını iç ediyorlar. Dolar bir ay önce 10 liraydı, bir ay sonra 18 liraydı oldu. Sonra bir günde tekrar 10 liraya düştü. Bir kimse nefisle mücadelesini halledemediyse, iki şak şaka kurban gidiyor. Onu bir yere getiriyorlar, iki şak şaka duyunca ülkeyi satıyor, memleketi satıyor, ümmeti satıyor, kendi içindeki topluluğu satıyor. O bir makama gelince, nereden geldiydin sen? Sûfî bir topluluktan geldiydin. Hiç kimseyi tanımıyor orada. Bir makama geldi çünkü. Bir makama gelinceye kadar câmi câmi dolaşıyorlar.
Bir sabah namazı Ulu Câmi’de, bir sabah namazı Emîr Sultân’da, bir sabah namazı nerede, millet sabah namazına geliyor filanca yerde. Orada görülecek. Bizde eski, ben İzmir Bayındırlıyım, eski bir siyasetçi vardı bizde. pavyonu kapatır, sabah namazını kapatır, sabah namazını da pavyonu kapatır, sabah namazını Hacı Sinân Câmii’ne veya Hacı Mehmed Câmii’ne, sabah namazını oraya gelirdi. Pavyonu kapatıp gelirdi. Ama bu nefisle mücadelesi bitmediyse bir kimse, siz onu hangi makama getirirseniz getirin. O nefs-i emmâre arasına kul köle olmuş, nefs-i emmâre arasının emrinde olan insandan korktuğum ve çektiğim kadar hiçbir şeyden korkmam ve hiçbir şeyden çekmemişimdir. O yüzden insanların sakalı, tarikatı, cemaati, sizin gözünüzü bürümesin.
Kur’ân-ı Kerîm okuması, namazda bulunması, sizi aldatmasın. Müslümanların kandırıldığı yerler, aldatıldığı yerler, şeyhmiş, Allah mübarek etsin ya, yaptığına bakın, yaptığına bakın. Bir insanın muamelesine bakın, ne yapıyor ona bakın. Ümmet-i Muhammed’in en büyük sıkıntısı bu. Muamelesine bakmıyor. Neymiş? filanca yerde şöyle bir şey efendi imiş. Dervişleri kendi işinde çalıştırıyor mu? Çalıştırıyor. Ücretini veriyor mu? Vermiyor. At kenara. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin sünnetinin öyle bir şey yok. O nefs-i emmâre arasında da o. Ne şeyhi? Dervişlerden para topluyor mu? Topluyor. Dervişlerden para topluyor mu? Topluyor. Ne şeyhi kardeşim ya? Paranın kölesi olmuş o. Paranın kölesi olmuş.
Ne şeyhi ya? şeyhin bütün aile efradatlarına da, çoluğuna, çocuğuna, eşine, kardeşlerine hizmet etmek farzdır. Nereden çıkardın kardeşim size bunu ya? Bunlar nefs-i emmâre arasına köle olmuş.
Ehl-i Sûfî ve Sosyal Medyada Nefs
Ehli Sûfî’yi ilgilendiren konular bakın bunlar. Ehli Sûfî’yi ilgilendiren. Aldanmayın. Sosyal medyada nefis terbiyesi lazım. Sosyal medyada. Ailede nefis terbiyesi lazım. Çalışıyor. Nefis terbiyesi lazım iş yerinde. Tüccar, nefis terbiyesi lazım o kimseye. Siyasetçi, nefis terbiyesi lazım. Bürokrat, nefis terbiyesi lazım o insana. O insan o nefis terbiyesini yapmadıysa, başaramadıysa, beceremediyse, sadece kendini yakmakla kalmaz. Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Zetenni’nin sözüne göre o âlemi ateşe verir diyor. Edepsiz âlemi ateşe verir diyor. Neden? O çünkü nefis terbiyesi yapmadı, yaşamadı. Sûfîler için nefis terbiyesi o yüzden çok önemli. Müslüman için nefis terbiyesi kadar önemli bir şey yok.
Nefsini terbiye etmiyor ise o kimse, o yolda değil ise, yok, kurtulamaz. Allah muhâfaza eylesin. O yüzden diyor ki Tavşan, biz küçük muharebeden döndük. Tebük savaşıyla alakalı ya bu, küçük muharebeden döndük. Niye? İç savaş. içini tenvir etme, içini düzeltme, nefsinle mücâdele etme. zaman zaman zor gibi geliyor ya, diyorum ki, içinizden dahi kötülük düşünmeyin. İçinizden birisine kötülük düşünmeyin. Nefsinizi terbiye edin. Ve diyor ki, peygamberle beraber büyük muharebedeyiz. Demek ki, nefsinle mücâdele ederse o kimse, Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleriyle beraber. Eğer o Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellemle beraber olacaksa, nefsinle mücâdele edecek. Eğer nefsinle mücâdele etmiyorsa, o Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellemle beraber değil.
Çünkü onun meşhur hadisleri, ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Güzel ahlâk ne? Nefis terbiyesi. Nefsini terbiye edeceksin. Çok zikrettin, nefsini terbiye etmedin. Olmadı. Hem çok zikretceksin, hem nefsini terbiye edeceksin. Allah’tan denizleri yaran bir kuvvet isterim ki, bu kaf dağını iğne ile yerinden koparıp atayım. Tavşan diyor, Allah’tan denizleri yaran bir kuvvet isterim. Demek ki kuvvet isteyeceğimiz yer neresi? Allah Celle Celaluhu. Gücü elinde bulunduran, kuvveti elinde bulunduran, yarattığı varlık âlemi, mükemmelatı elinde bulunduran Allah. Biz güç isteyeceksek Allah’tan yardım dileyeceğiz. Nefsimizle olan mücadelede de Allah’tan yardım edelim. Nefsimizle de Allah’tan yardım dileyeceğiz.
Allah’ın yardımı olmaksızın bir insanın bir şeyde başarılı olması mümkün değildir. Muhakkak ki Cenâb-ı Hak yardım edecek. Allah kime yardım eder? Mücadeleden, çalışan, gayret edenlere yardım eder. Kim çalışıyorsa, gayret ediyorsa, Allah karşılığını verir. Sen çalış, gayret et. Cenâb-ı Hak sana karşılığını verir. Sen mücâdele et. Cenâb-ı Hak senin karşılığını verir. Gücü de Allah’tan iste. Allah’a duâ et, Allah’a yalvar. deriz ya, لَا اِلٰهِ لَا الَّهِ لَا الَّهُ وَاَتَهُ وَاَشَرِكَلَةِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُ وَاَلٰى كُلِّ شَيْنْ قَدْرِ Allah’a yalvarırız. Ne deriz? لَا اِلٰهِ لَا الَّهِ وَاَتَهُ وَاَشَرِكَلَةِ deriz ki Allah’tan başka ilah yok. Onun bir şeriki de yok. لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ Mülk onun, hant da ona. وَهُ عَلٰى كُلِّ شَيْنْ قَدْرِ O küllü şeye kadirdir.
Her şeye kudret yetiren O’dur. Her şeye kudret yetiren O’dur. Bunu kim yüz sefer bunu söylerse diye hadîs-i şerifler var ya, demek ki güç kime aitmiş, kuvvet kime aitmiş, şeriki ve naziri olmayan, benzeri olmayan, ortağı olmayan Allah’a aitmiş. Biz Allah’tan güç isteriz. Allah’tan kuvvet isteriz. Bizim güç ve kuvvet isteyeceğimiz yegane tek merci Allah’tır. Tavşan da onları diyor ki, ben Allah’tan güç kuvvet isterim.
İğne ile Kâf Dağını Devirmek
İğneyle Kâf Dağı yerinden koparılır mı? Yok. Kâf Dağı malum nedir? Mecazdır. İğne de mecazdır burada. insanın nefsiyle mücâdele etmesi, iğneyle kaf dağını devirmek gibi bir şeydir. Dünyanın en zor işidir. Ve senin bu zor işi halledebilmen için Allah’tan gayret kuvvet istemen lazım. Allah’tan yardım istemen lazım. Çünkü gerçekten nice bahâdir insanlar bu nefis mücadelesinde yıkılır gider. değişik hadîs-i şeriflerden cem edeyim ben. ümmeti üç şey helak eder. Para, şan, şöhret, harâm, kadın, veya kadın der orada da bu normalde helâl para insanı perişan etmez. Para bir taraftan iyidir. Dünya Hazret-i Pîr’in dediği gibi, bizi diyor dünya, dünyayı sevmek bize harâm kılındı. Yoksa diyor kumaş alıp satmak, ölçüp içmek bize harâm kılınmadı.
Dünyayı sevmek harâm kılındı. Başka bir hadîs-i şerifte de bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Gözümün nuru da namazdır. Ama birisine güzel koku, birisi de kadın. Demek ki kadın bir tarafta bakın bana dünyanızdan sevdirilen şey, bir tarafta diyor ki ümmetimi helak eden şey. Bu ne oluyor? Kadın helâl dairede o zaman sevdirilen bir şey. Ama harâm olursa huş girası işin içerisine bu ümmeti helak ediyor. Bir taraftan parasız bir kimsenin cihâd etmesi dahi mümkün değil. Hepsi de ticaret yaptı bütün peygamberler. Sahâbeler ticaret yaptılar. Ve cihattan para kazandılar ve ticaretten para kazandılar. Demek ki Hazret-i Pîr’in yine geçmiş derslerden örnek çıkarırsak, demek ki helâlinden kazanmak, para kazanmak ve onu helâl dairede çoluğuna, çocuğuna yedirmen içirmen, Allah yolunda harcamandan daha büyük bir mükafatlı bir iş yok.
Ama ne var burada? Harâm para sıkıntılı. Harâm para. Haramdan kazanmak yok. Sûfîler bunun üzerinde çok titiz dururlar. Harâm kazanca hayır. Rüşvettir, yolsuzluktur. Çalmaydı, çırpmaydı, hırsızlıktı, dolandırıcılıktı, üşkaççılıktı. Bunlar yok. Sûfîler buna dikkat ederler. Harâm para kazanmamaya, kazançlarına harâm katmamaya çalışırlar. Öbürkü ne? Huş, huştan uzak dururlar. Bütün kadınlar senin mi kardeşim ya? Ne bakıyorsun öküz gibi ortalığa? Ne sarkıyorsun? Senin annen yok mu? Senin bacın yok mu? Senin kız kardeşin yok mu? Senin torunun yok mu? Git evlen. Evlenmeye yasaklayan mı var? Git evlen. Ne fuuşa saldırıyorsun? Ne iş istemeye gelen kadına saldıracağım diye uğraşıyorsun? Ne naçar kalmış kadına, kıza saldıracağım diye uğraşıyorsun?
Ne muhtaç olan insanları siz sahip olacağım diye uğraşıyorsun? Yapma. Bu insanı helak eder. Şan, şöhret zaten malum. Allah muhâfaza eylesin. Bakın bunlar nefisle mücadelede dikkat edilmesi gereken şeyler. Allah muhâfaza eylesin. O yüzden nefisle mücâdele, Hazret-i Pîr’in deyimiyle, Kâf Dağını iğne ile yerinden oynatmak kadar zor. Allah’tan güç isteriz, kuvvet isteriz. O yüzden Fâtihâ’da deriz ya, bizi in’âm ettiğin, ihsan ettiğin kullarınla beraber eyle. Amin.
Safları Bozan Dış Aslan
Şunu bil ki, Şunu bil ki safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır. Asıl aslan, nefsini muhalup edendir. Bir kimse dışarıda gâvur, biliyoruz biz onun gavurunun gavurluğunu. Müşrik, müşriğin müşrikliğini biliyoruz. Munâfık, münafıklığın münafıklığını biliyoruz. Dışarıda, kovucu, laf getirici götürücü, gıybetçi, bunları biliyoruz biz. Bunlar safları dağıtır mı? Evet, safları dağıtan şeyler bunlardır. Birisi bir fitne çıkarır, fitne ortalığı dağıtır gider. Kimi dağıtır? Nefsini uyanlara dağıtır. Kâfir kimi dağıtır? Nefsine uyanlara dağıtır. Müşrik kimi dağıtır? Nefsine uyanların saflarını dağıtır. Sen nefsine uymazsan, Kur’ân Sünnete sımsık yapışırsan, kafiri de, müşri de, münafığı da, fâsığı da, hevâ ve heves tapınıcısı da, kim olursa olsun senin yerini ırgalamaz hiç.
Ama senin nefsine uyanların saflarını dağıtır. Nefsine uyanların saflarını dağıtır. Senin yerini ırgalamaz hiç. Ama senin nefsine uyduysan, sen hevâ hevesine uyduysan, birisinin gelip sana kulağına bir şey fısıldaması sana yeter. Kulağına bir şey fısıldar senin, tamam biter senin işin. Sebep, sen nefsine, hem nefse hem merhane zebin olmuş. Gelir senin kulağına, der ki, filancaböyleymiş, haberin varmı? A yok haberim. A öylemiş mi? Öylemiş. Tamam bitti. Hayır canım kardeşim biz onu sevdiğimiz kardeşimizdir. Kur’ân Sünneti sımsık yapışır. Düp düzgün insandır. Sana bunu kim söylediyse yalan söylemiş. Onu demiyorsan, o gıybetçiyi susturmuyorsan, sen de nefsine uydun.
Nefse Uyanın Gıybete Aldanışı
Kulağını şeytana dayadın. kalbini şeytana yastadın. Allah’a deyin. O zaman o dışarıdaki aslan safları dağıtıyor. Ama o dışarıdaki aslan safları dağıtırken, sen nefsine uydundan dolayı sen onun sözüne kulak verdin. Nefsine uymamış olsaydın, onun sözüne kulak vermeyecektin. Nefsine uymamış olsaydın, kafirin sözüne kulak vermeyecektin. Nefsine uydun için gittin kafire itaat etmeye. Nefsine uydun için gittin sen münafığa itaat ettin. Nefsine uydun için gittin müşrike itaat ettin. Sen nefsine uydun için harâm mı helâl mı bakmadın. Gittin nefsine hevanına hevesine itaat ettin. Kur’ân ve sünnete değil. Nefsine düşkün olduğun için Kur’ân ve sünnet ölçüsünde durmadın. E bilmiyordun. Ne gidip öğrenmedin?
Ne gidip sormadın? Nefsine tatlı geldi çünkü. Nefsine hoş geldi. Nefisle mücâdele etmek zor geldi. E duyduklarını anlatman sana harâm olarak yeter. Kim dedi? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi. Nefsine hoş geldi. Nefsine hoş geldi. Nefsine hoş geldi. Nefsine hoş geldi. Nefsine hoş geldi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi. sana yalan olarak yeter diyor ya. Yalandı harâm. E sen ne duydun baktın? Nefsine uydun. Gözünle gördün mü? Hayır. Gördün mü gözünle diyorum ben. Soruyorum bazen geliyorlar bana. Bir şey tanışmıyor. Gördün mü gözünle? Hayır. Kulağınla duydun mu? Hayır. E görmedin duymadın. E kim söyledi? E bir arkadaşım söyledi. E ne söylediğinden hareket ediyorsun?
Bu harâm, bu yalan. Yok. Öyle değil. Nefsine uymuş çünkü. Bakın ümmetin başına ne geliyorsa, nefsine uymaktan geliyor. Hırsından geliyor. Hevadan geliyor. Dünya hırsından geliyor. Allah muhâfaza eylesin. kim nefsine uymazsa, asıl aslan o. Nefsine uymayan, nefsini terbiye eden, aklını kemalen erdiren kimse asıl aslan. Allah biz onlardan eylesin.
Rum Kayseri ve Ömer’in Köşkü
Bunun hakkında sen bir hikâye dinle de, sözümden hisse al. Bu konu başlıyor. Rum Kayseri’sinin Emîru’l-Mü’minîn Ömer’e Allah onlara razı olsun gelip, Ömer’in kerametini görmesi. Konu başlığımız bu 1390’dan devam ediyoruz. Rum Kayseri’nden Medîne’de, Ömer’e uzak çölleri aşarak bir erçi geldi. Medîne halkına, buralara dikkat edin. Bakın buralara dikkat edin. Kimseye hiçbir şekilde bir atıfta bulunmak değil. Mesne okuyoruz burada. Medîne halkına halifenin köşkü nereliyle, halifenin köşkü nerededir ki, atımı, eşyamı oraya çekeyim dedi. Halk dedi ki, onun köşkü yok. Ömer’in köşkü ancak aydıncanıdır. Gerçi Emir diye adı sana duyulmuşsa da, onun yoksullar gibi ancak bir kulübeciği var. Evet. Ben şimdi size Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri’nin nasıl bir devlet reisi idi.
Hazret-i Ömer zamanında Mısır fethedildi. Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri zamanında Yemen fethedildi. Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri zamanında İrân’a kadar fethedildi. Anadolu’nun Diyârbakır filan oraları fethedildi. Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri zamanında oldu bu. kocaman bir ülkenin yönetimindeydi Hazret-i Ömer Efendimiz. Mısır’dan Şâm’a kadar, Şâm’dan Yemen’e kadar. Ve aynı zamanda da o şimdi küçücük küçücük küçücük küçük Arap emirlikleri kurdular ya İngiliz soytarıları. Arap emirlikler var. Onlar da dahil bunun içine. Kocaman bir bugünkü dilde imparatorluk diyelim. Böyle bir devlet kuruldu. Devlet zengin mi? Evet. Adâlet çatır çatır. Hukuk on numara.
Adâlet ve Beytülmâl Titizliği
Hani Ömer Efendimiz’in sözü var ya, diyor, Dicle’nin kenarında bir kuzuyu kurt kapsa hesabını Ömer’den sorarlan. O Ömer. Mısır’a tayin ettiği vâli kendisine bir bina yaptırmış da kapısına bir tane de nöbetçi koymuş ya, onlar randevaniyor, bir tane de bekçi koymuşlar önüne. Kapısı kapalı. Teklop yazıyor, oraya senin başına yıkarım diye. Önündeki nöbetçiyi de kaldıracaksın. Gelir, oraya senin başına yıkarım diyen Ömer. yine Mısır’a vâli atıyor ya, Mısır’a mı? Yemen’e mi? Şimdi karıştırmayayım. O vâli görevi son bulunca Medîne-i Münevvere’ye geliyor. Medîne-i Münevvere’ye gelince, aaa bakıyor bu zenginleşmiş. Bildiğiniz para pul sahip olmuş. Diyor seni vâli gönderirken neyin vardı? Bir deven vardı, bir de şuyun vardı.
Evet. Bunlar ne diyor? Ben kazandım, Beytülmâl vereceksin bu mallarının hepsini de diyor. Bunlar Beytülmâl’nın hakkı diyor. Bakın o Ömer. Öyle neden şimdi dört halife dönemini öğretmiyorlar hiç? Neden bunlar örneklenmiyor ümmet-i Muhammed’e? Siz hurma ağacının dibinde yatan bir devlet başkanı tanıyor musunuz? Siz teftişe gittiğinde bir valisini, vâli önüne bal şerbetiyle bal şerbetiyle buğday ekmeği getirmiş önüne koymuş. Hazret-i Ömer efendimizin. Demiş gel buraya gel. Koşmuş vâli gelmiş. Buyur demiş ya Emîru’l-Mü’minîn. Senin demiş en fakirin bu bal şerbetiyle buğday ekmeğini yiyor mu? Hayır ya Emîru’l-Mü’minîn demiş. Hayır. En fakirinin yediğini yemeyen, içtiğini içmeyen, giydiğini giymeyen bir devlet başkanı veya vâli yalancının tekidir demiş.
Kaldır bunu. Bu demiş yalancının tekidir kaldırın bunu. Size din olarak bunları öğretmezler. Size din olarak namazı nasıl kılacaksınız? Sakalınızın altını nasıl ovuşturacaksınız böyle su değsin diye? Yüsünüzün altına su değdirmek için böyle parmağınızı koparırcasına nasıl yüzünüzün altına su değdireceksiniz? Yok elleriniz kulak memelesinin önüne mi değecekti, ardına mı değecekti? Ortasına mı değecekti? Onu hesaplayacaksınız.
Öğretilmeyen Din ve Bal Şerbeti
Gez, göz, arpacık. Din olarak bunları öğretiyorlar topluma. Din olarak bunları öğretiyorlar. Bir devlet başkanının nasıl olacağını öğretmiyorlar. Hazret-i Ömer bu. Bakın Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh başkası değil. Ve Rum Kayseri. Ve Rum Kayseri. Rum Kayseri ne demek biliyor musunuz? Orada vâli veyahut orada bir devlet görevlisi. Bulunduğu yerde vâli veyahut bir devlet görevlisi. O geliyor. yine meşhur ya. Mısır fethedilmiş. Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh hazretleri Mısır’a gidiyor. Yanında hizmetine bakan bir kimse var. Deveye sırayla biniyorlar. Yaklaşınca hizmetkarı diyor ki, ”Ya Emîru’l-Mü’minîn, devenin üzerinde sen olsan ben fedakarlık edeyim, feragat edeyim.” Yok diyor, sıra kimiyse o binecek.
Devenin üzerinde hizmetkarı kendisi devenin çilbirini tutmuş çekiyor. Mısır halkı da bunu tanımıyor ya. Oraya Mısır’ı fetheden Amr ibn el-Âs’ta mektup yazmış. halk sizi bekliyor. Bir de yalvarırcasına demiş yani, muhakkak devenin üzerinde siz bulunun. Düştüğü derde bak. Sıra şeyde, köle de tabiri caizse. O devenin üstünde Hazret-i Ömer Efendimiz devenin çilbir elinde o da. Bakın dikkat edin. Kendisine hizmet edenle Emîru’l-Mü’minîn arasında kıyafet farkı yok. Kıyafet farkı yok. Ve Mısır halkı Ömer diye devenin başındaki Ömer’in hizmetçisine yönleniyor. Ama öyle Ömer işte. Öyle Ömer Nil geri akıyormuş gibi görünürmüş Kıptîlere her sene. Vâli mektup yazıyor ya diyor ki, ya Emîru’l-Mü’minîn burada Kıptîlere bir inancı var.
Nil diyor. Bunların o gününde geriye aktığı düşünülüyor. Nil geriye akıyor diye onlar öyle görüyorlar. Bir mektup yazıyor. Ey Nil! Ben ümmetin Emîru’l-Mü’minîn fakir Ömer. Bu mektubu sana geldiğinde ya dost doğru akarsın ya da ebediyen kurursun. Mektup bu kadar. Mektup geliyor. O hali okuyor mektubu götürüyor Nil’i atıyor. O gün geliyor, Kıptiler toplanıyorlar. Nil’de bir sıkıntı yok. Nil dost doğru akıyor. Öyle Ömer. Tevazuya bak. Yağmur duasına çıkıyor. Yanında Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin amcası Abbâs var.
Nil Mektubu ve Tevazû Dersi
Amcası Abbâs da çok samimiler. Tam Mekke’den itibaren. Hazret-i Ömer Efendimiz Mekke Devletinde, Müşrik Devletinde bugünkü Dışişleri Bakanı. Entelliyel bir kimse yani. Müşrik Kureyş Devletinin Dışişleri Bakanı. Abbâs da diyor ki, sen diyor. Peygamberin amcasısın. Sen diyor duâ et. O kadar da tevazu sahibi bir kimse. Hazret-i Ömer. Ve nerede yatıyormuş? Köşkü yokmuş. Bir evi varmış, aynı evde yatıyormuş. Evi değişmemiş. Bakın evi değiştirmemiş. Evi lüks oldu. Evi lüks oldu. Evi lüks oldu. Evi lüks olmamış. Evi lüks olmamış. Evi saraya dönmemiş. Evi saraya dönmemiş. O yine fukâra bir şekilde yaşıyor. Bakın yine fukâra bir şekilde yaşıyor. Gerçi emir diye adı sana duyulmasa da onun yoksullar gibi ancak bir kulübeci var.
Kulübesi var. Kardeş, onun köşkünü nasıl görebilirsin? Gönül gözünde kıl bitmiş. Gönül gözünde kıl bitmiş. O zaman onun köşkünü nasıl göreceksin? Gönül gözündeki kılları temizleyeceksin. Buradaki kıldan murat nedir? Benim anladığım. Kibirdir, enaniyettir. İnsanda kibir olursa, enaniyet olursa, bencillik olursa, benlik olursa o kimsenin gönül gözü açılmaz. O hakikati göremez. O hakikati duyamaz. Kibiri olan kimse asla ne hakikati görebilir ne de hakikati duyabilir. Asıl kibir nedir? Asıl kibir, hakkı kabul etmemektir. Hakkı kabul etmemek ne demektir? Kur’ân ve sünneti kabul etmemektir. Kur’ân ve sünnete tabi olmamaktır. Bu kibirin en âlâsı, dik âlâsı ve en büyüğüdür. Bir meselede Kur’ân’ın ve sünnetin hükmü varken o hükme karşı hareket ediyorsan ve onu doğru olarak görüyorsan heva hevesi asıl kibir budur.
Bir kimse size Kur’ân ve sünnetin emri bu dediği halde onu kabullenmiyorsa bir kimse onda kibir vardır. Ve onun gönül gözü asla açılmaz. Onun gönül kulağı asla duymaz. O bakar körlerden olur. O duyan sağırlardan olur. Onlar gözleri vardır görmezler dedi. Âyet-i Kerime odur. Onun kulakları vardır, işitmezler dedi. Âyet-i Kerime’deki odur. Sebep? Çünkü o kimsede kibir var. Hakkı kabul etmiyor. Oysa Hadîs-i Şerîfte, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hadetleri, Gönlünde zerrece kibir bulunan asla cennete giremez buyurdu. Tabi bu uzun bir Hadîs-i Şerîfte bu konuda Hadîs-i Kutsî’de var. Gönlünde zerrece kibir bulunan cennetin 40.000 yıllık mesafeden dahi kokusunu alamaz diye. o kimse bırakın cennete girmeyi, cennetin kokusunu dahi alamayacak.
Gönlünde zerrece kibir var ise. Kibrin en büyüğü nedir? Hakkı kabul etmemek. Kibrin en büyüğü Kur’ân’ı kabul etmemek. Hükümlerini, ayetlerini. Kibrin en büyüğü Hadîs-i şerîfleri reddetmek. Hadîs-i şerîfleri görmemezlikten gelmek. Şimdi Hadîs-i şerîfleri komple reddediyorlar ya, Kibrin büyüğü. Hadîsleri inkâr edenler, kibirli insanlar. Mes’hepleri inkâr edenler, kibirli insanlar. Peygamber, salûlullâhü aleyhi ve sellem hazretlerine böyle çok özür dilerim.
Yağmur Duâsı ve Kibrin Mâhiyeti
Hani böyle şahsiyetini, kimliğini, kişiliğini, peygamberliğini küçük görmeye çalışanlar. Küçültenler, sıradanlaştırmaya çalışanlar. Kibirlilerin en büyükleri. Bunların kitapları okunmaz, bunların sohbetleri dinlenilmez. Bunlara nasîhat edilir sadece. Tebliğ edilir. Eğer o tebliğ edildiğinde, nasîhat edildiğinde, geri dövbe eder, geri dönerlerse ne âlâ. Ama tebliğ ettiğin halde, onlara söylediğin halde, anlattığın halde geri dönmüyorlarsa, bunlarla sohbet edilmez, bunlarla konuşulmaz. Çünkü o kibir bulaşıcı bir hastalıktır. Ona ancak kibirlenirsin. O, Hazret-i Peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sıradanlaştırdı ya, sen onu göm. Lafınla göm, hareketinle göm. Sen insan mısın de çık.
Sebep? Çünkü o kibirli. Kibirlenene kibirleniniz. Bir kimse kibirlendi ya, ona kibirlen. Bu cihâd. Kibirlenene kibirlenmek cihattır. O kendini büyük görüyor. Çünkü sen ona Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ ediyorsun. O kendine ulaşılmaz görüyor, sen ona Kur’ân, Sünnet tebliğ ediyorsun. Yine o hâlâ da aynı noktada duruyor, kilon kaç para senin de. Bu kadar. Ederin ne de çıkışın içinden. Ümmet-i Muhammed, kibirlenene kibirlenmediğinden dolayı kibirlenenler kendilerini yarıdanru görüyorlar. Ümmet-i Muhammed, zengini görüyor, zenginin kibrini seslenmiyor. Zengin ya o, işim düşer diye düşünüyor. Îmânının yarısı gidiyor. Makam sahibini görüyor, makam sahibini görünce makam sahibinin kibrini çekiyor, imânının yarısı gidiyor.
Bürokratı görüyor, siyasetçiyi görüyor, zengini görüyor. onu görüyor, bunu görüyor, onların kibirliliklerini görüyor. Kibirliliklerini gördükleri hâlde onlara doğruyu nasîhat etmiyor. Kur’ân-ı Sünnet’i nasîhat etmiyor. Onların etrafında yalakalık yapacağız diye uğraşıyorlar. Dinlerini kaybediyorlar, şereflerini kaybediyorlar, haysiyetlerini kaybediyorlar. Ümmet-i Muhammed, denizin üstündeki köpük misali hiçbir kıymet harbiyesi kalmıyor. Ümmet-i Muhammed’den kaynaklanıyor. Bırak kardeşim, kibirlendiyse kendi kibrinde boğulsun. Kendi kibrinde boğulsun. Bir kimse dini hâkir görüyorsa, dindarları hâkir görüyorsa, mü’minleri hâkir görüyorsa, suhfîleri hâkir görüyorsa, sünneti hâkir görüyorsa, bırak kibrinde boğulsun ya.
Ne onun etrafında Ümmet-i Muhammed pervânî dönüyor ki? Ne onu bir şey zannediyor ki? Cehennem’nin teki. Tövbe etmezse. Cehennem’nin teki. Ama yok, ümmette bu bilinç yok. Ümmet böyle bir tuhaf. Adam yıllardır dine sövmüş hakaret etmiş, dindarları sövmüş hakaret etmiş, ölünce getiriyorlar Musallâ’a.
Hadîs İnkârcılığı ve Peygamber
Adam bangır bangır bağırmış sağlığında, beni cenazemi camiye götürmeyin diye gene camiye getiriyorlar. Orada millet de namazını kılıyor. Ümmet orsan dönse, yürüyse, kılmasa namazını, birbirlerine de söylese bu adam camiye karşıdır, cemaate karşıydı, Müslümanlara karşıydı, mü’minlere karşıydı, başörtüsüne karşıydı, sakala sarığa karşıydı, alay etti Müslümanlarla. Kur’ân’la alay etti, sünnet-i seniyyeyle alay etti. Bu böyle bir kimse. Kılınmaz cenaze namazı. Tövbe ettiğini gördün, duydun mu? Hayır. Tövbe etti mi? Hayır. Kılınmaz cenaze namazı. Orada bağırsa Müslümanın birisi, Müslümanlarda yürüsek ise, oğlu, kızı, damadı, bilmem nesi, siyah gözlükleri takmışlar caminin dışında. Nasıl olsa orada namaz kılacak olan saf Müslümanlar hazır.
Hazır. Adam Tiber deryasında yüzmüş sağlığı boyunca. Camiden içeri adım atmamış. Soruyorum camide gören var mı, yok. Cemaattan gören var mı, yok. Namaz kıldığına şehâdet edecek olan bir kimse var mı burada? Yok. Müslüman olduğuna şehâdet edecek bir kimse var mı? Yok. Ama herkes namazını kılıyor. Kibirli olan hakikati göremez. Kibirli olan hakikati duymaz. Kim olursan ol. Kim olursan ol. Kibir var ise senin hakikat gözün açılmaz. Kibir var ise senin hakikat kulağın açılmaz. Duymazsın, görmezsin. Tövbe et. Allah’a yalvar. Kime kibirlendiysen, bak mü’min kardeşine kibirlendiysen git onunla helallaş. Dervişlere kibirlendiysen git onunla helallaş. E dervişlerin topuna da sen kibir yaptın. Hangi birine helallaşacaksın?
Zor işin. Allah muhâfaza eylesin.
Cenâze Namâzı ve Dervişlere Laf
Hani bazen milletin ağzının kantarı kaçıyor ya. Dervişlerin hepsi böyle. Ya canım kardeşim, sen namaz böyle söz söyledin. Neden? Sen 1400 yıllık değil, Adem’den beri tasavvuf var, Adem’den beri dervişlik var. Adem’den beri gelen bütün dervişlerin hepsini de aynı kefeye koydun sen. Birisi bir hata yaptıysa yaptı, birisinin hatasından dolayı bütün dervişler böyle dedin. Sana Adem’den itibaren bütün ehl-i sufiye laf söyledin. Bütün zikredenlere laf söyledin. Nasıl helallaşacaksın? Bütün sakallılar böyle dedin. Bütün peygamberler de girdi işin içine. Adem aleyhisselâm’dan Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya kadar. Hepsi de sakallıydı sallallâhu aleyhi ve sellem’e kadar. Hepsi de sakallıydı. Sakalsız bir tane peygamber yok.
Sakal, sünnet ve fıtrat. Sen bütün sakallılar böyle dedin, gitti, yandı keten elva. Bütün dervişler böyle dedin, bütün zikredenler böyle dedin, bütün Müslümanlar böyle dedin, kötülüğüne söyledin, yandı keten elva. Allah muhâfaza eylesin. Gönül gözünü kıldan ve hastalıktan arıt, sonra köşkünü görmeyi gözet. O zaman o gönül gözünü hastalıktan arıtacaksın, heva hevesten, kibirden arıtacaksın. Gönül gözünü hastalıktan arıtacaksın, heva hevesten, kibirden arıtacaksın. Gönül gözünü normalde hastalıklardan arıtırsan, gönlünü temizlersen, o zaman senin gönül gözün açılacak. O zaman senin gönül kulağın açılacak. O zaman hak ve hakikati duyacaksın. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Haklarınızı helâl edin.
Bizden yana da helâl olsun inşallah. Birkaç hafta sorulara bakamadım. Sohbeti kısa keseyim dedim. Sorulara zaman kalsın diye. Bugün de soru yok. 1396’dan devam edeceğiz. Takip edenler var. O yüzden özellikle böyle söylüyorum. Hakkınızı helâl edin inşallah. Var mı soru? Yok. El-Fâtihâ. Amin. Ejmeyn. Allah razı olsun inşallah. Haklarını helâl edin. Geceniz hayır olsun inşallah.
Kaynakça ve Referanslar
- Nefsin Büyük Mücâdelesi: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf I. cilt, 1386-1396. beyitler (tavşan-aslan temsili); küçük cihâd-büyük cihâd hadîs-i şerîfi — Beyhakî, ez-Zühdu’l-Kebîr (“Küçük muhârebeden büyük muhârebeye döndük; büyük muhârebe nefs ile mücâdeledir”); “Pehlivan odur ki öfkesini yener” — Buhârî, Edeb 76; Müslim, Birr 107; “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” — Mâlik, Muvatta’ Hüsnü’l-huluk 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned
- Nefs-i Emmârenin Politik ve Ekonomik Boyutu: “Dünya sevgisi her hatânın başıdır” — Beyhakî, Şu’abu’l-îmân; ümmeti helak eden üç şey (parâ, kâdın, riya) — Ahmed b. Hanbel, Müsned; helal kazancın kutsiyeti — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt (“Dünyayı sevmek bize harâm kılındı, kumaş alıp satmak kılınmadı”); “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: kâdın, güzel koku ve gözümün nûru namâz” — Nesâî, İşretu’n-Nisâ 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned; makam sahiplerinin nefs terbiyesi gereği — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu ‘Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu Zâmmi’l-Câh
- Ehl-i Sûfî ve Sosyal Medyada Nefs Terbiyesi: Sûfî adâbı ve şeyh-mürîd ilişkisinde dikkat edilecek usulsüzlükler (para toplama, ücret vermeden çalıştırma) — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; Küşeyrî, er-Risâle; muamelenin önemi — “Müslüman odur ki elinden ve dilinden müslümanlar selamette kalır” — Buhârî, Îmân 4; Müslim, Îmân 64; sosyal medya ve iş hayatında nefs terbiyesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Riyâzeti’n-Nefs; “Edepsiz âlemi ateşe verir” — Mevlânâ aforizması
- İğne ile Kâf Dağını Devirmek: Allah’tan yardım dileme — Fâtiha 1/5 (“Yalnız sana ibâdet eder ve yalnız senden yardım dileriz”); “Lâ ilâhe illâllâhu vahdehu lâ şerîke leh…” zikri — Buhârî, Deavât 64; Müslim, Zikr 28; harâm kazancın tehlikesi — Bakara 2/188; Nisâ 4/29; “Şan, şöhret, harâm, kâdın” helak konuları — Tirmizî, Zühd 1; komşu kadınlara, ihtiyaç sahibi kadınlara saldırmanın vahameti — Nûr 24/30-31; “Kadir Gecesi’ni ihyâ edin” — Kadr 97/1-5
- Safları Bozan Dış Aslan ve İç Aslan: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt (“Safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır, asıl aslan nefsini mağlûb edendir”); mü’min gözlüğü ile bakmak — Hucurât 49/6 (“Ey îmân edenler, eğer fâsık bir kimse size bir haber getirirse onu araştırın”); fitneye karşı Kur’ân ve Sünnet ölçüsü — Haşr 59/7; Kehf 18/28 (Rab’lerine yalvaran kimselerle beraber olma); kalbe şeytânın fisıldısı — Nâs 114/1-6
- Nefse Uyanın Gıybete Aldanışı: “Kişiye yalan olarak her duyduğunu söylemesi yeter” — Müslim, Mukıddime 5; Ebû Dâvûd, Edeb 80; tecessüs ve gıybet yasağı — Hucurât 49/12 (“Bir kısmınız bir kısmını arkadan çekemesin… ölü kardeşinin etini yemek gibidir”); zann-ı sû’ — Hucurât 49/12 ilk cümlesi; gayrı mü’mine itâatten sakınma — Nisâ 4/144; “Ya hayrı konuş yahut sus” — Buhârî, Rıkık 23; Müslim, Îmân 74
- Rum Kayseri ve Ömer’in Köşkü: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt (“Rum Kayseri çölleri aşarak Medîne’ye halifenin köşkünü sormaya gelir”); Hazret-i Ömer’in külübesinde yalnız yaşaması — İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ III; hünerin gelip halkta olmadığı, aslına bakmak — “Gönül gözünde kıl bitmiş, onun köşkünü nasıl göreceksin?” temsili — Mevlânâ, Mesnevî I; Hazret-i Ömer döneminde fetihler (Mısır, Yemen, İrân, Diyârbakır, Şâm) — İbnülesir, el-Kâmil fi’t-Târîh II-III
- Adâlet ve Beytülmâl Titizliği: “Dicle kenarında bir kuzuyu kurt kapsa hesâbını Ömer’den sorarlar” — Hazret-i Ömer’e atfedilen söz — İbn Ebi’d-Dünyâ, Kitâbu’l-Ihve; Hazret-i Ömer’in Mısır vâlisine “kapıdaki nöbetçiyi kaldır yoksa başına yıkarım” tehdîdi — İbnu’l-Cevzî, Menâkıbu Ömer; vâli olarak giderken mülk ölçümü ve Beytülmâl hakkı — Taberî, Târîhu’r-Rusul ve’l-Mülûk; Kur’ân’da imâmet — Nisâ 4/58 (emânetleri ehline verme)
- Öğretilmeyen Din ve Bal Şerbeti Hikâyesi: Hazret-i Ömer’in bir vâliyi teftişi: en fakîrin yediğini yemeyen yalanı kim olduğu — İbn Sa’d, Tabakât III; sukut ederken teferruat ibadet tartışmaları yerine idare ve adâlet önceliği — İmâm-ı Gazzâlî, Nasîhatu’l-Mülûk; Hazret-i Ömer’in dört halife dönemi hakkında “benim sünnetim ve hidâyete erdirilmiş Ciharyar-ı Güzîn’in sünneti” — Tirmizî, İlim 16; Ebû Dâvûd, Sünnet 6; bir devület reisi’nin yemek ve giyim ölçüsü — Beyıhekî, Şu’abu’l-îmân
- Nil Mektubu ve Tevazû Dersi: Amr ibn el-Âs’ın Mısır fethi ve Nil’in geri akma inancı — İbn Abdi’l-Hakem, Futûhu Mısr; Hazret-i Ömer’in Nil nehrine mektubu (“Ey Nil, ben ümmet’in emîri fakîr Ömer…”) — Taberî, Târîh IV; deveye sırayla binme ve “Sıra kimdeyse o binecek” beyanı — İbnu’l-Cevzî, Menâkıb; hizmetkâr ile emîr arasında kıyâfet farkı yok — Hazret-i Ömer’in Kudüs’e girişi rıvâyetleri — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye VII
- Yağmur Duâsı ve Kibrin Mâhiyeti: Abbâs bin Abdülmuttalib ile yağmur istiskâ duâsı — Buhârî, İstiskâ 3; kibir hakkında “Gönlünde zerre miktarı kibir olan cennete giremez” — Müslim, Îmân 147; Ebû Dâvûd, Libas 26; “Zerrece kibir olanı cennetin kırk bin yıllık mesâfesinden koku alamaz” rıvâyeti — İbn Mâce, Zühd 16; kibrin en büyüğü Hakk’ı kabul etmemek — Müslim, Îmân 147 (şerhi); “Gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler” — A’râf 7/179; “İşitmemek ve görmemek” zahiri ile bâtını — Mevlânâ, Mesnevî I
- Hadîs İnkârcılığı ve Peygamberi Küçültme: Sünnetin hücciyyeti — Haşr 59/7 (“Peygamber size ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan sakının”); Nisâ 4/80 (“Kim Resûle itâat ederse Allah’a itâat etmiş olur”); Nahl 16/44; mezhep inkârı ve fakihlere saygısızlık — İmâm-ı Şâtibi, el-Muvâfafât; Hazret-i Peygamber’e saygısızlık — Hucurât 49/1-5 (“Peygamber’in yanında yavaşça konuşanlara kalpleri takvâ için imtîhân etmiştir”); “Kibirlenene kibirlenme cihâddır” — Haşrî-i altı büyük inkâr ve doslığına tepğkî
- Cenâze Namâzı ve Dervişlere Laf: Cenâze namâzının şartı — mü’minliğe şehâdet — Ebû Dâvûd, Cenâiz 56; “Nef’i, münker’e girmeyen kimse ona imtilâk eylemez” — Haşr 59/9; kâfir ve fâsıkın namâzı hakkında İmâm-ı A’zam âdâbı — Kudûrî, el-Muhtasar, Cenâiz; Dürer ve Gürer; bir kişinin bütün dervişlere, bütün sakallılara, bütün sûfîlere laf atmasının vebali — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; Hazret-i Âdem’den Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem’e kadar sakal fıtrat ve sünnet — Buhârî, Libas 64; Müslim, Tahâret 54; gönül gözünü temizlemek — Şems 91/7-10 (“Nefsini tezkiye eden kurtulmuş, kirleten zayi olmuştur”)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürîd, Zikir, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı