Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

146. Dergah Sohbeti — Miraç Kandili: Resulullah’ın Allah ile Görüşmesi, Namaz Hediyesi ve Ümmetin Uyanışı

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 146. Dergah Sohbeti — Miraç Kandili: Resulullah'ın Allah…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Miraç: Miraç Kandili ve Miraç Hadisesinin Mahiyeti

Bugün Miraç Kandili. Miraç-ı Nebî, Miraç-ı Muhammedî… Değişik isimler altında tarih boyunca anılmış; fakat hadisenin özü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah Celle Celâluhû ile görüşmesidir. Allah’ın —tabiri caizse— yücelik mânâsında katına çıkıp O’nunla hemhâl olması… “Yücelik mânâsında katına çıkıp” derken bir mekân gibi değil. “Kat” derken Allah buranın dördüncü katında değil, beşinci katta değil, semâvâtın bir katında değil. Allah Arş’a istivâ eder ama “Allah Arş’tadır” diyemeyiz. Allah zamandan ve mekândan münezzehtir.

Bu mânâda her ne kadar bir kısım ehl-i tasavvuf “Resulullah Allah’ın katına çıktı, Allah’ın katında görüştü” dese de burada bir mekân izâfe etmekten dolayı değil, Allah’ın yüceliğini göstermek içindir. O yüzden Miraç hadisesi de imanı gerektiren bir hadisedir.

Miraç’ın Arka Planı: Hüzün Yılı

Allah Celle Celâluhû… Resulullah’ın amcası Ebû Tâlib vefat ediyor, ardından Hazreti Hatice validemiz vefat ediyor. O arada yeni iman edenler çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar. O sıkıntının, o üzüntünün içinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çok üzülüyor. Çok üzülmesinin neticesinde Cenâb-ı Hak ona bir nefes aldırma bâbında, ayetlerini gösterme bâbında onu bu mânevî yolculuğa çıkarıp bir nebze olsun rahatlatmıştır.

Âyet-i kerîmede: “Biz ona bir kısım âyetlerimizi göstermek için onu Kâbe’den aldık, Mescid-i Aksâ’ya götürdük ve o bölgede etrafını da gezdirerek oradan onu katımıza yücelttik” buyuruyor Cenâb-ı Hak. Bu, o sıkıntının içerisinde Resulullah’ı o mânevî yolculuğa çıkarıp rahatlatmaktır. Yoksa Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu mânevî yolculuklara çıkmamış bir kimse değildir. Çünkü O, İlm-i Ledün Sultanı’dır; o katlardan, olan bitenden, her şeyden Allah’ın izniyle haberi vardır.

Gök Katlarında Yolculuk: “Muhammed” İsmiyle Tanıtılma

Burada maksat yalnızca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine o katlarda olup bitenleri göstermek değildir. Allah —tabiri caizse— Miraç meselesinde dahî meydan okuyor: hem kâfirlere, hem müşriklere, hem mürtetlere, hem Yahudilere, hem Hristiyanlara… “Ben öyle bir peygamber yarattım ki, öyle bir Muhammed ki, işte O Muhammed’i bu şâşayla, bu şatafatla sizlere tanıtıyorum” buyuruyor.

Birinci gökteki semâvâtın kapısını çaldığında Cebrâîl aleyhisselâm içeriden ses geliyor: “Yanındaki kimdir?” — “Muhammed’dir.” — “Ona tebliğ vazifesi verildi mi?” — “Evet verildi.” Ve göklerin kapısı açılıyor. Allah Celle Celâluhû peygamberini gök halkına ilân ediyor, tanıtıyor.

“Ey Habîbim, bak sen burada yeryüzünde bu kadar üzülüyorsun, seni üzüyorlar, seni sıkıntıya koyuyorlar, seni tanımıyorlar… Hepsini yapan benim, o sıkıntıları da senin başına saran benim. Ama ben öyle bir Allah’ım ki sana öyle bir yücelik verdim ki, işte birinci gök halkı seni tanıyor, ikinci gök halkı seni tanıyor…”

“Muhammed” İsmi Üzerine

Göğe çıkarken her gök kapısında rumuz isim: Muhammed. “Yanındaki kimdir?” — “Muhammed.” Neden Mustafa demedi? Neden Habîbim demedi? Neden Peygamber demedi? Neden Resûl demedi? Her gök kapısında tek isim: Muhammed. Muhammed Mustafa her çıktığı gökte kendi nurunu görmüştür. Bakmıştır ki her meleğin üzerinde, her peygamberin üzerinde, her yaratılışın üzerinde Muhammed Mustafa’nın mührü vardır. Allah Celle Celâluhû kâinâtı yaratırken Muhammed Mustafa’nın mührünü her şeye vurmuştur: insanlara, hayvanlara, böceklere, nebâtâta, göğe, cennete, cehenneme, Arş-ı Âlâ’ya, Levh-i Mahfûz’a, Kürsî’ye…

Mânevî olarak hangi kapıyı çalarsanız çalın, hangi mânevî hâl üzerine giderseniz gidin — mutlaka Muhammed Mustafa’nın nuruna, şefaatine, sâyesine muhtaçsınız. Gök halkı muhtaç. Âdem aleyhisselâm dahî: “Yâ Rabbi, sen beni yarattığında gözümü açtığımda, bana ruh üflediğinde Arş-ı Âlâ’da ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh’ yazılıydı; o Muhammed Mustafa’nın yüzü suyu hürmetine beni affet” demiş ve Allah onu affetmiştir.

İbrahim Makamı ve Teslimiyet

Yedinci katta İbrahim aleyhisselâm makamı — ateşe atılma makamı. Bir kimse ateşe atılmadan olgunlaşmaz, kemâle ermez. Maksat ateşe atılmak değildir; amaç tevhiddir. İbrahim aleyhisselâm’ı ateşe atarlarken Cebrâîl aleyhisselâm gelir: “Yâ İbrahim, seni bu ateşten kurtarayım.” İbrahim aleyhisselâm cevap verir: “Yâ Cebrâîl, sen de mahlûksun, ben de mahlûkum. Sen de Allah’ın emrindesin, ben de Allah’ın emrindeyim. Biz ona teslim olmuşuz. O beni ister ateşine atar, ister nuruna atar.”

Cebrâîl diyor ki: “Hiç olmazsa Allah’a dua et, seni kurtarsın.” İbrahim aleyhisselâm: “O benim hâlime vâkıf değil mi?” İşte teslimiyet budur. Bu avam Müslüman için geçerli bir yer değil — biz kendi hâlimizde Allah’a niyaz ederiz, dua ederiz. Ama orada öyle bir şey yoktur; orada insan der ki: “Yâ Rabbi, sen hâlime vâkıfsın. Sana kalkıp da bu noktada bir şey söylemeye gücüm yok.”

Allah’tan Razı Olmak

Ehl-i tasavvuf Allah’ı razı etmek için uğraşmaz; ehl-i tasavvuf kendisi Allah’tan razı olmaya çalışır. Allah’ı razı etmek farklı bir şeydir, Allah’tan razı olmak farklı bir şeydir. Allah’tan razı olmak nedir? İnsanın başına gelen her türlü şeye ses çıkarmamak, isyan etmemek, itiraz etmemektir. İflas edersin, çocuğun ölür, dükkanın yanar, araban devrilir — hangi hâl içerisinde bulunursan bulun, itiraz etmek, isyan etmek yok.

Allah bu noktada kullarının tövbe etmesini bekliyor. Hadîs-i kudsîde: “Bana kim bir adım gelirse ben ona on adım gelirim. Bana kim on adım gelirse ben ona yüz adım gelirim. Bana kim yüz adım gelirse ben ona koşarım. O beni farzlarla memnun eder, nâfilelerle muhabbetimi kazanır. Ben onu severim, o da beni sever. Ben onu sevince gören gücü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.”

Miraç’ın En Büyük Hediyesi: La İlahe İllallah

Miraç’ta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine verilen en büyük müjdelerden biri şudur: “Yâ Muhammed, senin ümmetinden birisi şirk üzere olmadığı müddetçe, ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh’ deyip ölürse, o kimseye cennet vâcip olur.” Günahkâr olabilir, her türlü fısk u fücûru işlemiş olabilir — ama eğer o kelime-i tayyibe ile öldüyse ona cennet vâcip olur.

O zaman Allah Celle Celâluhû bizden razı olmak için —tabiri caizse— kollarını açmış bizi bekliyor: “Ey kullarım gelin, ben sizi affedeceğim. Benden tövbe isteyin, tövbelerinizi kabul edeyim. Benden rızık isteyin, rızıklarınızı artırayım. Benden af isteyin, sizi affedeceğim. Benden cennet isteyin, size cennetimi koyayım. Benden cehennemden uzaklaşmak istediğinizi söyleyin, sizi cehennemden uzaklaştırayım.”


Cebrâîl’in Durduğu Nokta ve Refref

Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İbrahim makamından geçtikten sonra Cebrâîl diyor ki: “Benim işim buraya kadardı. Bundan sonrasına benim işim yok. Bundan sonra ben bir adım daha gidersem yanarım yâ Muhammed. Sen bundan sonra yalnız gideceksin.” Ve ondan sonra Resulullah’a Refref adında mânevî bir binek verilmiş ve onunla Allah’la görüşmüştür.

Bazı müfessirler çeşitli tartışmalar yapmıştır: kalp gözüyle mi gitti, ruhu ile mi gitti, bedeniyle mi gitti? Biz inanıyoruz ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem vücutla Miraç etmiştir, hem vücut gözüyle Allah’ı görmüş, hem ruh gözüyle görmüş, hem kalp gözüyle görmüştür, hem sır gözüyle görmüş, hem mârifet gözüyle görmüş — bütün o gözlerin bütün isimleriyle Allah’ı Celle Celâluhû görmüştür ve Allah’la konuşmuştur.

Hz. Ebû Bekir’in Tasdiki: Sıddîk Makamı

Resulullah sabahleyin yaşadığı hadiseyi anlatmaya başlayınca müşrikler: “Yakaladık şimdi onun bir tarafından; bu mecnun oldu, bu deli oldu” dediler. Koşturdular, yolda Hz. Ebû Bekir Efendimize denk geldiler: “Yâ Ebû Bekir, senin arkadaşın ne söyledi biliyor musun?” Hz. Ebû Bekir: “Ne söyledi?” — “Gece Miraç’a gitti dedi.” — “O dediyse doğru söylemiştir. O ne dediyse doğru söylemiştir. O yalan söylemez, yanlış söylemez, eksik söylemez. Onun söylediğini ben tasdik ediyorum.” — “Ne dediğini biliyor musun?” — “Ne dediği önemli değil. Ben onun söylediğini tasdik ediyorum.” İşte bu tasdik, ona Sıddîk makamını kazandırmıştır.

Müşrikler Resulullah’ı çıkıştırıp Mescid-i Aksâ’nın çeşitli yerlerini sorduklarında, Resulullah: “Bana sordurulduğunda gözümün önüne Mescid-i Aksâ getirildi. Adım adım, santimetre santimetre, milim milim onlara söyledim” buyurmuştur. Ayrıca kervanı gördüğünü, filanca beldede olduğunu, ertesi gün filanca saatte Mekke’ye gireceğini haber vermiş — ve o kervan o saatte Mekke’ye girmiştir.

Beş Vakit Namaz: Müminin Miracı

Miraç’ta ümmet-i Muhammed’e bir hediye daha verildi: beş vakit namaz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Miraç’a çıkmadan önce de namazını kılıyordu; kendini bildi bileli namaz kılıyordu. Gece namazını hiç bırakmadı. Her gece mutlaka teheccüd namazı kılıyordu. O yüzden namaz bize hediye — Muhammed Mustafa’ya uyanlara hediye.

“Namaz müminin miracıdır.” Namaz urûc eder, yükselir — nereye? Allah’ın katına. O yüzden namazı olmayanın dini yoktur. Resulullah: “Müslümanlarla bizimle kâfirlerin arasında namaz vardır” buyurmuştur. Eğer bir kimse namazı kasten terk ediyorsa, İmam-ı Şâfiî’ye göre küfür ehlidir. Kim ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh’ derse o kimse Müslim’dir; ama müminlik ayrı bir sıfattır. Müminlik Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle hemhâl olmaktır. Müminliğin birinci derecesi: o kimse mutlaka namaz kılacak ki mümin olduğu tasdiklensin. Namazsız bir mümin asla düşünülemez.

Resulullah’ın Son Namazı

Ölüm döşeğindeyken dahî üç-dört sefer bayıldı. Her uyanışında: “Yâ Âişe, namazı?” diyordu. En sonunda bir tarafına Hz. Ebû Bekir, bir tarafına Hz. Ali girdi. Ayakları oynamıyordu, süreye süreye götürdüler. Minberin yanına oturdu kaldı. “Yâ Ebû Bekir, geç, namazı kıldır” dedi. Son namazı oturduğu yerden kıldı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.


Din Temizliktir: Zâhirî ve Bâtınî Temizlik

Miraç’tan önce Resulullah’ın kalbi yeniden temizlendi, ameliyat edildi. Çünkü Allah’ın katına herhangi bir pas ile, herhangi bir kir ile gidilmesi mümkün değildir. Din temizliktir, din temizliğin üzerine kurulmuştur, Allah’la dostluk temizliğin üzerine kurulmuştur — hem zâhirî hem bâtınî.

Zâhirî temizlik: evimiz, dükkânımız, arabamız, sokaklarımız, vücudumuzun dışı temiz olacak. Abdestimizi devamlı alacağız. Kesilmesi gereken kıllarımızı keseceğiz; üç-dört günden fazla büyümeyecek. Müslüman her gün ne yapacak? Banyo yapacak, gusül edecek, abdestini alacak, ter kokmayacak. İç çamaşırımızda bir tek leke olmayacak.

Bâtınî temizlik: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: “Eğer bir evde kelp (köpek) varsa oraya melekler tecellî etmez” buyurmuştur. Acaba içimizdeki köpekleri temizlemezsek Allah’ın melekleri bizim kalbimize gelir mi? Kalbimizdeki köpek nedir? Kin, haset, kibir, iftira, gıybet, dedikodu, yalan, haram, şehvet hırsı, zenginlik sevdası, makam-mansıp duygusu… Bunlar kalbin köpekleri, kalbin kirlileridir. Bunlar temizlenmedikçe gönlümüze tecellî olmaz, bir melek gelmez.

Tövbe: Temizliğin Baş İlacı

Temizliğin baş ilacı tövbedir. Allah’a tövbe etmek, günahlardan dönmek. Nereye kadar tövbe? O günahı terk edinceye kadar! Yalan söylüyorsan, her söylediğinde tövbe edeceksin — ne zamana kadar? Yalanı terk edinceye kadar. Gıybet ediyorsan — gıybeti terk edinceye kadar. İftira ediyorsan — iftira etmeyinceye kadar.

Gençlere Nasihat: Haramlara Karşı Dimdik Duruş

Gençler, sakın ha! İşiniz çok zor. Sizin bir genç kıza bakmamanız, vallahi savaşta cihat etmek kadar önemli. Sizin genç bir kızla tokalaşmamanız, etrafınızda koşturan biriyle “Ben Allah’tan korkarım, ben seninle konuşamam” demeniz — vallahi savaşta cihat etmekten daha önemli, daha etkili.

Eğer içinizi temizlerseniz, tövbe ederseniz, zâhirî âfatlardan kendinizi muhafaza ederseniz — Muhammed Mustafa’nın yüzü suyu hürmetine, onun nuruyla, onun aşkıyla size mutlaka mânevî bir kapı açılacaktır. Hadîs-i şerif aklıma gelirdi: “Yâ Rabbi, sen dönmeyeni Arş-ı Âlâ’nın gölgesinde gölgelendireceğini sözerdin.” Arkamdan koşturulurdu, dönüp bakmazdım. Ve arkamdan koştururlardı — “Bu adam neden bakmıyor bana” diye. Dönüp baktığımda ise o gece mânevî hâl olmazdı. Kendi kendime derdim ki: “Kaybettin Mustafa Özbağ.” O sizin bakmamanız, günahlara karşı dimdik duruşunuz — vallahi gökteki melekler dahî birbirine bağırışır: “Yâ Rabbi, öyle bir kul var ki bütün hatunlar onun peşinde, ama o senin rızan için dönüp bakmıyor.” Melekler dua edecek. Günahsız oldukları için duaları keskin kılıç gibidir.


Mescid-i Aksâ Meselesi ve Selâhaddin Eyyûbî

Ümmet-i Muhammed gaflette… Biz bugün Miraç’ı nasıl kutlarız ki? Resulullah’ın mânen ayak bastığı yer Siyonistlerin, zâlimlerin işgali altında. Biz nasıl Miraç’ı coşku ve hürmet içinde kutladık diyebiliriz? O Resulullah’ın Mescid-i Aksâ’sı şu anda zulüm görürken bizde hayır yok. Bizde o aşk yok, o muhabbet yok, o iman yok, o birlik-beraberlik yok, o kaygı yok, o dava düşüncesi yok.

Hey Selâhaddin Eyyûbî, neredesin? Yüzü bir kez olsun tebessüm etmemiş. Hep Mescid-i Aksâ’yı düşünmüş. Müftüsü demiş ki: “Hasmetli padişahım, yüzünüz çok asık, tebessüm sünnettir.” Selâhaddin Eyyûbî cevap vermiş: “Ey müftü efendi, ben tebessümün sünnet olduğunu bilirim. Ama sünneti Resulullah’ın sahibi olan Muhammed Mustafa’nın Miraç ettiği yer işgal altındayken, zâlimlerin elindeyken ben nasıl tebessüm ederim?” deyince müftü kürsüden düşmüştür.

Hz. Hanzala Kıssası

Hanzala’yı bilir misiniz? Evlendiği gece cihat var deyip de yıkanmayı unutan kimse. Evlendiği gece cihat var diye münâdîler nidâ ediyorlar; yıkanmayı unutuyor, kılıcını kaptığı gibi savaş meydanına gidiyor. Şehit olduğunda Resulullah bakıyor ki melekler yıkıyor onu. “Kim bu genç?” diye soruyor. “Yâ Resulallah, bu dün akşam evlenmiş. Savaş var denilince yıkanmayı unutmuş, kılıcını boynuna asıp gitmiş.” İşte Mehdî’nin Resûl’ün arkasından gitmek için Hz. Hanzala gibi iman, Hz. Hanzala gibi yüreklilik lâzım.

Kur’an ve Sünnet Çizgisi: Tasavvufta Doğru Yol

Sırât-ı müstakîm kılıcın keskin ince kenarı gibidir. Sağ tarafta ateş, sol tarafta cehennem. O kılıcın üzerinde yürürken sağ tarafa düşerse aşk ateşine düşer — yine yanar. Sol tarafa düşerse cehenneme düşer. Normal bir kimse Kur’an ve Sünnet çizgisini yürüyecek ki her iki tarafa da düşmeden belli bir noktaya kadar gidecek.

Tarih boyunca bazı kimseler aşk ateşinin içinde yanıp kavrulup piştiğini zannetmiş; hayal, başka hiçbir şey değil. Namazı bırakmış, orucu bırakmış. Adamın namazı yok, “Biz Allah’a vuslat olduk” demiş; “Devamlı Resulullah’la görüşüyoruz” demiş. Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’nin emretmediği bir hayat yaşamış. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerifte: “Bizimle kâfirlerin arasında namaz vardır” buyuruyor. Adam namazı bırakacak da ilâhî aşka ulaşmış olacak — böyle bir din yok, böyle bir anlayış da yok.

Eski âlimler, tabîînden sonra gelenler, selef dediğimiz âlimler, hadis-fıkıh ilmi olmayan bir kimsenin tasavvuf yolunda ilerlemesini mahzurlu görmüşlerdir. Çünkü hadis bilgisi olmayan kimse her an hata yapabilir, yanlışlığa düşebilir. Tasavvufu bilen kimse ile tasavvufu yaşayan kimse aynı mânâda değildir. Tasavvufu yaşamak demek takvâdır. Bilip de yaşamayan — Allah muhafaza eylesin — büyük tehlikededir. Yaşayıp da teknik bilgiye sahip olmayan ama ihlâslı ve samimi olan kimse ise kendini kurtarabilir.


Miraç Gecesini İhyâ Etmek

Bu gece bir sürü ibadet şekilleri anlatılmıştır kitaplarda; ama tek ibadet vardır: niyetin temiz olsun, hâlis olsun, Allah’a ibadet etmek olsun. Ne namaz olursa olsun, kıl namaz bu gece. Otur ne zikrullah edersen et, Allah’ı zikret. Allah’a tövbe et, nasıl tövbe ediyorsan et. Estağfirullâh de, Subhâneke ve bi-hamdik de, “Yâ Rabbi beni affeyle” de — ne dersen de. O affu büyük olan Allah’tan bu gece affımızı dileyelim.

Osmanlı ne güzel bir âdet üretmiş: Miraç’ın ertesi günü bütün insanlara süt ikram etmiş. Süt: ilim demek, berraklık demek, tatlılık demek, Allah’a giden kutlu yol mânâsında… Hem vücuda sıfâ, hem ruha sıfâ, hem kalbe sıfâ. O saflığın simgesi. Bütün dergâhlarda, bütün mahallelerde Miraç’ın ertesi günü hep süt ikram etmişler.

“Rabbim Allah De ve Dosdoğru Ol”

Sahâbeden birisi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruyor: “Yâ Resulallah, bana öyle bir şey öğret ki ben bununla amel edeyim, bununla cennete gireyim.” Peygamberimiz: “Rabbim Allah de ve dosdoğru ol” buyurmuştur. “Rabbim Allah” demekle Kur’ân-ı Kerîm’in tamamı giriyor, Sünnet-i Resulullah da giriyor. Ardından özel bir menfez açılıyor: “Dosdoğru ol.” Bu, bütün ümmet-i Muhammed’e şâmil bir öğretiyken, o sahâbîye husûsî bir ders de verilmektedir.

Peygamber Sayısı Meselesi

Kur’ân-ı Kerîm’de geçen peygamberlerin isimlerini biliriz; kimisi 25, kimisi 28-29 der. Ama peygamberlerin sayısını bir adete koymak doğru mudur? Allah: “Her topluluğa bir peygamber gönderdim” buyuruyor. O zaman peygamberin sayısını bir rakama koymak mümkün müdür? Eski tasavvufî eserlerde “124.000 peygamber” denir ama ben hadislerde bunu okumadığım için kendi nefsim adına bu sayıyı kabul etmiyorum. Allah kaç tane peygamber gönderdiyse bize ismini bildirdikleri bunlardır; ismi tespit edilmeyenler ise sayısızdır.

Ye’cüc ve Me’cüc Meselesi

Kıyametin alâmetlerinden biri de Ye’cüc ve Me’cüc’ün zuhûr etmesidir. Miraç hadisesinde de kıyamet alâmetleri anlatılıyor. Kur’ân-ı Kerîm’de de var, hadîs-i şeriflerde de var. Zülkarneyn aleyhisselâm onları demirden hapsetmiş; Hz. Âişe validemiz anlatıyor: “Bir gün Resulullah ter içinde uyandı, ‘Bugün Me’cüc’den delik açıldı’ dedi.” Me’cüc bir kavim olarak nitelendirilmiştir; tarih boyunca çeşitli teviller yapılmıştır: kimi Çin seddi, kimi Himalayalar, kimi Ural dağları demiştir. Doğrusunu Allah bilir.


İlim Öğrenmek ve Kendimize Gelmek

Oturacağız kalkacağız hadîs-i şerif okuyacağız; oturacağız kalkacağız meâl okuyacağız; oturacağız kalkacağız Kur’ân-ı Kerîm okuyacağız, Arapça Kur’ân-ı Kerîm okuyacağız — devamlı. O’nun fehmini açar, anlayışını açar. Oturacak adam bol bol Allah’ı zikredecek — zikrullâh anlayışını açar. Bol bol hadîs-i şerif okuyacak — o hadîs-i şeriflerle insanın fehmi açılır, içi açılır, görüşü açılır. Böylece kendisine doğru bir istikâmet oturtur: Kur’an, Sünnet ve imamların fetvası. Bitti. Kendisinin bulandırmasına gerek yok.

Miracı Muhammedî bu akşam bizim için bir sebep olsun. Diyelim ki: “Yâ Rabbi, bundan öncesini kestik attık. Biz bugün yeniden mümin olmuş gibi, yeniden ‘Muhammedün Resûlullâh’ demiş gibi dînimize sımsıkı sarıldık.” Namazı sımsıkı kılacağız, orucu sımsıkı tutacağız, tövbeyi sımsıkı yapacağız, haramı terk edeceğiz. En büyük hicret: günahlardan sevaba kaçmaktır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sordular: “Yâ Resulallah, hicret nedir?” — “Sizin günahlardan sevaba dönmenizdir.”

“Yemin ediyorum, eğer siz bunu 40 gün böyle yaşarsanız Muhammed Mustafa size teşrif edecek, size bir nefes verecek, size bir gayret verecek Allah’ın izniyle.”


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • İsrâ Sûresi 17:1 — “Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götüren (Allah) münezzehtir…” (Miraç hadisesinin Kur’ânî temeli)
  • Necm Sûresi 53:8-9 — “Sonra yaklaştı, sarktı. İki yay aralığı kadar, ya da daha da yakın oldu.” (Allah’a yakınlık, Miraç’taki görüşme)
  • Necm Sûresi 53:18 — “Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.” (Miraç’ta gösterilen âyetler)
  • Ra’d Sûresi 13:11 — “Bir kavim kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Kendimizi değiştirme gerekliliği)
  • Bakara Sûresi 2:7 — “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir…” (Kâfirlerin kalp mühürlenmesi)
  • Kehf Sûresi 18:94-97 — Zülkarneyn kıssası ve Ye’cüc-Me’cüc seddi
  • Enbiyâ Sûresi 21:96 — “Ye’cüc ve Me’cüc (seddi) açıldığında onlar her tepeden akın ederler.”
  • Fâtır Sûresi 35:5 — “Şeytan sizi Allah’ın rahmetiyle kandırmasın.” (Günahta ısrar etme tehlikesi)
  • Lokman Sûresi 31:33 — “Şeytan sizi Allah’ın affıyla aldatmasın.”

Hadîs-i Şerifler ve Hadîs-i Kudsîler

  • Buhârî, Salât 1; Müslim, Îmân 263 — “Bizimle kâfirlerin arasındaki fark namazdır.” (Namazın farziyeti)
  • Buhârî, Rikāk 38; Müslim, Zikir 2 — Hadîs-i kudsî: “Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım…” (Allah’ın kuluna yakınlığı)
  • Buhârî, Rikāk 38 — “Kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devam eder… Ben onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli olurum.” (Nâfile ibadetlerin fazileti)
  • Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6; Müslim, Libâs 104 — “İçinde köpek olan eve rahmet melekleri girmez.” (Zâhirî ve bâtınî temizlik)
  • Müslim, Tahâret 1 — “Temizlik îmânın yarısıdır.” (Din temizliktir)
  • Buhârî, Miraç bahsi; Müslim, Îmân 259 — Miraç hadisesi tafsilâtı, gök katlarında yolculuk, beş vakit namazın farz kılınması
  • Tirmizî, Zühd 2 — “Namaz müminin miracıdır.” (Namazın mânevî yükselişi)
  • Buhârî, Cenâiz 80 — Hz. Ebû Bekir’in Miraç’ı tasdik etmesi ve “Sıddîk” lakabını alması
  • Buhârî, Fiten 26; Müslim, Fiten 1 — Hz. Âişe rivâyeti: “Bugün Me’cüc seddinden delik açıldı” (Ye’cüc-Me’cüc alâmeti)
  • Müslim, Birr 69 — “Kalbinde zerre miktarı kibir olan cennete giremez.” (Kalbî temizlik)
  • Nesâî, Cenâiz 116 — “Arş-ı Âlâ’nın gölgesinde gölgelenecek yedi kişi” — güzel bir kadının dâvetini reddeden genç (Gençlere nasihat)
  • Müslim, Îmân 275 — “Rabbim Allah de ve dosdoğru ol” tavsiyesi (Süfyân b. Abdullah rivâyeti)

Tarihî Kaynaklar ve Şahsiyetler

  • Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) — Miraç hadisesini tereddütsüz tasdik eden ilk sahâbî
  • Hz. Hanzala b. Ebî Âmir (r.a.) — Düğün gecesi cihâda koşan ve meleklerin yıkadığı şehit (İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye; İbn Sa’d, et-Tabakāt)
  • Hz. Bilâl-i Habeşî (r.a.) — Resulullah’ın vefatından sonra ezan okuyamayan müezzin (İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk)
  • Selâhaddin Eyyûbî (ö. 1193) — Mescid-i Aksâ işgal altındayken tebessüm etmeyen komutan
  • İmam-ı Şâfiî (ö. 204/820) — Namazı kasten terk edenin hükmü hakkındaki görüşü (el-Ümm)
  • İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî — Miraç hadislerinin şerhi
  • İmam Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim — Miraç ve namaz hadislerinin şerhi
  • İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye — Hüzün yılı ve Miraç hadisesinin sîret kaynağı

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Mârifet, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Aşk, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı