Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

479. Dergah Sohbeti — Zikrullahın Dereceleri, Allah’a Yaklaşmanın Üç Adımı ve Sünnete Tâbi Olma

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 479. Dergah Sohbeti — Zikrullahın Dereceleri, Allah’a…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenize eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Yakın bir zamanda 25-30 milyarlık sıfır kilometre Lada Vesta diye bir araba çıkacağı söyleniyor. Ama bu araba Rus markası. Rusların da Müslüman ülkelerinde ne kina eder işlediği bilmiyor. Sorum, biz 3-5 milyar fazla verip başka bir araba mı alalım? Yoksa bu Rus arabasını almamız günah olur mu? Günah olmasa da maniyatımıza zarar verir mi? Söyleyeceğinizi nefsime zor gelse de yapacağım inşâAllah. Sizin ve özellikle dergâh arkadaşlarımızın bir sonraki sohbete kadar günlerin hoş ve hayırlı geçmesini dilerim inşâAllah. Âmîn. Türkiye’de normalde yetişmiş yapılmış olan yerli her şeyle yerli bir araba olmuş olsa, o zaman bütün insanların kendilerinin güçleri nispetinde onu almaları uygun olur.

Ama velakin sonuçta dünya kapitalist sistemin pençesinin altında bundan önce bankalar var, bundan önce bir sürü günah kebaliler var. Ticaret, bu noktada bir kimse bir marka tercih edebilir mi? Evet. Dinen bir sakıncası var mı? Yok. Bir kimse istediği ülkenin ürünü alıp satabilir mi? Evet. Alışverişte haram olan şeyler belli. tartıda, ölçüde, metrede, faizle alakalı meseleler belli. Öbür türlü ticarette şu ülkeye kota koymak, bu ülkeye kota koymak yok. İstanbul hukukunda. Ama bir kimse kendince bunu da bir mücadelenin içerisine koyup bazı markaları almama, bazı ticari ürünlerden vazgeçme, bazı ülkelerle ticareti yapmama gibi böyle bir mücadele noktasında kendince bir ölçü çıkarabilir mi? Evet.

Devletler arasında böyle bir ölçü çıkabilir mi? Evet. Bunlara uymak gerekir mi? Evet. Buna eyvallâh. Ama öbür türlü bu noktada buna haram diyecek bir kimse herhalde yok. Allâh Resulü şöyle buyurdu. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurur. Ben kulumun bana olan zannı yanındayım. Beni zikrederken onunla beraberim. Beni nefsinde zikrederse ben de onun nefsinde zikrederim. Kulun beni cemaat içinde zikrederse ben de onu cemaatin daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Bana bir karış yaklaşırsa ben de ona bir zira yaklaşırım. Bana bir zira yaklaşırsa ben de ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben de ona koşarak gelirim. Bu hadisi kudside Allâh’ın nefsinde zikretmesinden ne anlamalıyız?

Ve Allâh kuluna şah damarından daha yakınım demekte bu hadisi şerif kudsideki yaklaşma nedir? Noktada bir şey var ise her var olan şeyin kendine ait bir nefsi de vardır. O yüzden Allâh’ın nefsinin olması da mutlaktır. Ama Cenab-ı Hakk’ın burada nefsinden kasıt bildiğimiz kötülükleri veya iyilikleri emreden nefis olarak değil, zat-ı uluhiyetinin varlığıyla alakalı. Cenab-ı Hakk’ın nefsi dediğimizde Allâh’ın zat-ı uluhiyetiyle alakalı. Burada o kimse kim beni nefsinde zikrederse dedi, o nefsinde zikretti kendi benliğinde, kendi kişiliğiyle, kendi kimliğiyle, bir bütün halinde. Kim beni nefsinde zikrederse, bir bütün halinde bu zikir. O kimsenin bütün diliyle, kalbiyle, aklıyla, azalarıyla, yüzeyleriyle bir bütünlük arz ederek de zikretmesi.


2. Bölüm

Bu sufinin geleceği çok önemli noktalardan birisidir. Bu o sufinin Hakk’a yakın noktasında Allâh’ı zikretmesidir. İlmel-yakin noktasında bütün nefisler, bütün her şey Allâh’ı zikreder. Taş, toprak, mörtü, böcek, hayvan, senin hücrelerin, senin ruhun, senin nefsin, senin için dışın. İlmel-yakin noktasında zikretmeyen kendi hali, lisanıyla zikretmeyen hiçbir şey yoktur. Yerlerinde, göğünde nuru Allâh’tır. Allâh bütün her şeyi kudretiyle, kuvvetiyle sarıp sarmalamıştır çöpe çevre. Bütün var olan her şey kendi hali, lisanıyla Allâh’ı zikreder. Bu zikrullahın ilmel-yakin noktasıdır. Bir kimse bu zikrullahdan sevap alamaz yalnız. Sizin hücreleriniz Allâh’ı zikreder ama bu Allâh’ı zikretmekten dolayı size sevap yazılmaz.

Bu o hücrenin kendi içerisinde varlığına sebep teşkil eder. Sizin bütün bütünlüğünüz, bütün halinde Allâh’ı zikreder. Bunda irade yoktur. Bu varlığın kendi içerisindeki hukukudur, sünnetullahıdır. Biz buna bir pencereden baktığımızda, ilmel-yakin noktada Cenâb-ı Hak’ın her şeye, her şeye kendi istidadınca ve kendisine gerektirdiği, varlığın gerektirdiği kadar yakin olması. Allâh her şeye yakındır. Cenâb-ı Hak şah damarızdan yakınım der ya, bu Allâh’ın kendi cüzi irade, kendi külli iradesi ve kendi hakimetiyle alakalıdır. Bu seninle alakalı bir şey değildir. Bu taşın, toprağın özelliğiyle alakalı bir şey değildir. Bu varlığın kendi içerisindeki dereceatta, varlığın kendi içerisindeki yaratılış hikmetine uygundur.

Bunda varlığın herhangi bir şeyinin, bu Cenâb-ı Hak’ın ilmel-yakin noktasında ve ilmel-yakin noktasındaki bir zikrullah da varlıklarının herhangi bir tasarrufları yoktur. Bu tabiri caizse cebridir biraz. Burası cebridir. Bütün varlık Allâh’ı zikreder, cebridir burada. Ruhların ilk yaratıldığında gibi, cebridir. Ruhlara sordu, ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bütün ruhlar cevap verdi. Bela, evet. Cebridir burası. Bütün varlığı yarattı, varlığı, bütün varlık kendi dairesinde Allâh’ı zikrediyor. Cebridir. Bu ilmel-yakin noktasıdır. Bir kimse husisi manada, bir kulun kendisi, bu buradaki durum farklı. Bir kul oturdu, husisi manada Allâh’ı zikretti. Bu aynel-yakin noktası oldu. Ilmel-yakinden aynel-yakine döndü.

İçeri bir adım attı. Kul kendi iradesiyle Allâh’ı zikrediyor. Kul kendi iradesiyle Allâh’a yaklaşıyor. Kul kendi iradesiyle bu manada husisi bir yakınlık beydah ediyor. Bizim bugün yaptığımız şey, husisi bir yakınlık beydah etmek. Bir mekanda toplanıp Allâh’ı husisi bir şekilde zikretme. Bunun için zorlukları aşma. Bunun için engelleri aşma. Bunun için nefisle yakapaça olma. Bunun için şeytanla yakapaça olma. Bunun için nefsine zebun olmuş, şeytana köle olmuş, akıllarla, kimliklerle, kişiliklerle, protiplerle yakapaça olup husisi bir şekilde Allâh’ı zikretmeye çalışmak. Husisi bir şekilde bu konuda gayret göstermek. Husisi bir şekilde bu noktada çalışma göstermek. O kimse Allâh’a husisi bir yakınlık beydah etmek istiyor.


3. Bölüm

Cenâb-ı Hak İlmel yakın noktasında her şeye yakın. Ama bizde cüzi irade var. Bu cüzi irade noktasında biz daha da yakınlık istiyoruz. Bu cüzi irade noktasında biz ona doğru koşmak istiyoruz. Ona doğru yürümek istiyoruz. Bu yürüyüş farklı bir yürüyüş. Biz bunu yapabilmek için kendi nefsimizde onu zikrediyoruz. Kendi nefsimizde onu zikrederken nefsimizin hangi derecesinde, hangi noktasında, ne kadarında onu zikrettiğimiz kendi manevi halimizle belli. Bu bizim içsel dünyamız. Biz zikrullah da kendimizi ne kadar verebildik? Bütün her şeyimizde biz Allâh’ın zikrine ne kadar teslim olabildik? Biz zikrullahı yaparken biz ne kadar bu manada Allâh’a yaklaşmada aklımızı geriye atıp ne kadar yakın bir Allâh’ı zikrettik kendimizce?

Ne kadar yakın zikrettik? Bu nefsimizde zikretme hangi derecede oldu? Hangi barende oldu? Ve biz hangi derecede, hangi barende Allâh’ı zikrettiysek Cenâb-ı Hak da bizi o derecede, o barende bizi zikretti. Kim Allâh’ın kendisine ne kadar yakın olduğunu merak ediyorsa kendisinin Allâh’a ne kadar yakın olduğuna baksın. Senin Allâh’ın ne kadar kendine dost olduğunu görmek istiyorsan senin Allâh’a ne kadar dost olduğuna bak. Senin Allâh’ın Allâh’la irtibatının ne derecede olduğunu görmek istiyorsan Allâh’ın senin Allâh’la irtibatına bak. Buradaki kul kendi nefsinde Allâh’ı zikrederse Allâh da kendi nefsinde zikreder. Biz Allâh’ın nefsini kelama dökebilecek noktada değiliz. O’nun bu nefsinden akıl olarak bunu çözümleyebilecek noktada da değiliz.

Çünkü Cenâb-ı Hak’ın zatullahı tefekkürden uzaktır. Cenâb-ı Hak’ın zatullahı tefekkürden uzaktır. O hiçbir şeye benzemez ya. O yüzden Cenâb-ı Hak’ın kendi nefsinde zikretmesinde bir şeye benzetmemiz mümkün değil. âyet-i kerimede kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Bir kimse Allâh’ı zikretti Allâh da onu zikretti. Allâh’ın onu zikretmesinin keyfiyetine den vurmak, Allâh’ın bir kulunu zikretmesinin derecatına den vurmak akıl işi değildir. Bir kısım ulema, bir kısım âlimler, bir kısım tefsirciler, bir kısım tefsirciler kendilerince bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken demişler ki ya Allâh’ın bir kulu zikretmesinin en aşağı hali onu affetmesidir. En aşağı hali. Bakın Allâh’ın bir kulunu zikretmesinin ne manaya geldiğiyle alakalı müfessirlerin bu noktada bir toplandığı yer var.

Herkes bir şeyler söylemişler sonunda taberi tefsirinde de vardır bu diğer tefsirlerde de vardır okuyabilirsiniz. Hepsinde en alttan demişler ki Allâh’ın onu affetmesidir. Zaten normalde hadisi kutsirlerde ve hadîs-i şeriflerde zikrullahın en az sevabının aff olmuş olarak kalkınız der ya bu en aşağısıdır. Cenab-ı Hakk’ın bir kulunu zikretmesinin keyfiyetini, bir kulunu zikretmesinin derecatını, bir kulunu zikretmesinin hal ve ahvalini anlatabilecek bir müfessir yoktur. Anlatamamışlar. Bakın tam buna anlatamamışlar. Neden? Bunun içerisinden akılla çıkmak mümkün değil çünkü. Buna akıl yetmez. Akılını ilahlaştıranların akıllarının battığı yerlerdir bunlar. Kendilerince kendi akıllarınca tevil etmeye çalışırlar ve kendi tevil etmeye çalıştıkları şeyleri kendilerinde reddederler.


4. Bölüm

Neden? Kalpler mutmain değildir çünkü. O kalbe kalıyor ya, o yüzden bir kimse de zaten biz zikredenler olarak, biz zikredenler olarak her zikrettiğimizde Allâh’ın bizi zikrettiğini tefekkür etmiş olsak, biz o kanala girsek biz de kendimizden geçeriz. Ama biz zekrederken bu haliyle hallenemeyiz. Yanımızdakinin sarıklığı, sarıksızlığı, hangi renk sardı? Bu da mı zikrullah’a geldi? Bunun ne işi vardı burada? Bu ne yapmaya geliyor? Bir de geldi benim yanımda durdu. Hiç sevmediğim adam. Ya bunu göreceğimen keşke zikrullah’a gelmeseydim. Biz, içimiz rahat durmaz bize. Oysa o gelen burada Allâh’ı zikredecek, keyfiyeti meçhul. Kendine münhasır Allâh da onu zikredecek. Bakın bu zikrullahı keyfiyetten bilmiyoruz çünkü.

Biz ne anlatsak burada şimdi kal olarak kalır orada o. O sadece bizim yaşadığımız halin kale dönmesidir. Yaşadığımız hali anlatmamış sizde de saplantı olur. Anlatanda da saplantı olur. Çünkü bu keyfiyetten uzak bir şeydir. Bu akıldan uzak bir şeydir. O hiçbir şeye benzemezse onun zikretmekliğini bir şeye benzetmek mümkün değildir. Onun zikretmekliğini bir şeye benzetmek mümkün değildir. O yüzden bu hamur çok su götürür. Fırat ve Dicle ikisini birleştirip bu hamura sürseniz yetmez. Dünyanın bütün nehirlerini toplasanız bu hamura sürseniz bu tekneye yetmez. Bu hamur çok su kaldırır. Yetmez. Cenab-ı Hakk’ın bir kulunu nefsinde zikretmesinin keyfiyetini anlatmamız mümkün değil. Ama bir kimse kendi halince kendi dairesinde ne kadar zikrettiğine kendisi baksın.

Bunu açıklama babında kendini ne kadar zikrettiysen Cenab-ı Hakk’ın 100 mislisini, 1000 mislisini, 1 trilyon mislisini vermiş olabilir. Verebilir. Onun fazla geniştir. Bire 700 verebilir. Bire 1000, bire 1500, bire 5000 verebilir. Bire 10000 verebilir. Bu kendine aittir. Bunun keyfiyetini bir başkasının koyması mümkün değil. O yüzden Cenab-ı Hakk’ın nefsinde, nefsinde zikretmesini nasıl anlamalıyız dediğimizde müteşabi. Her anladığını tenzih et. Her anladığını tenzih et, yol yürü. Burada Allâh kuluna şah damarından daha yakın, evet onu da az bir şey belirtmiştim. İlmel Yakin noktasında herkese çok yakın, her şeyden yakın. Ama kim bana bir adım gelirse ben ona on adım gelirim. Cenab-ı Hakk’ın rahmeti geniş.

Allâh’a yaklaşmak ne o zaman? Bir kulun farzlarını yerine getirmesi. Başka bir adisi Kutsi’de yaklaşmayı öyle tarif ediyor. Kul farzları yerine getirmek Allâh’a en sevimli, en sevgili işi yerine getirir. Bakın yaklaşmanın tecelliyatı bu. Bunu kendi kafasından bir kimsenin kendi kendine tefsir etmesi yok. Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunu tefsir ediyor kendi içerisinde. Allâh’a yaklaşmak deyince öyle kendi kafandan yaklaşmak koyma. Kendi kendine öyle ben bir horoz keserim kurban ederim düşüncesi. Aklıyla bu iş olmaz. Balıktan da kurban olur düşüncesiyle bu iş olmaz. Öyle hadislerini reddederekten bu iş olmaz. Nasıl yaklaşılacağını Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri başka bir hadisi Kutsi’de bize anlatıyor.


5. Bölüm

Bizi anlatıyor. Diyor ki farzları yerine getirmek de kul Allâh’a en sevimli, en sevgili işi yapar. Nafilelerle ona yaklaşır. Nafilelerle ona yaklaşır. Bunun içerisinde ibadet var, bunun içerisinde güzel ahlak var, bunun içerisinde İslam’ın bütün güzellikleri var. Nafilelerle yaklaşmak. Öyle kendi kafandan ben dört rekat farzı kılarım bakarım işime yok. Allâh’a yaklaşma davası güden, Allâh’a yaklaşma yoluna giren bir kimsenin nafileleri olacak. Sen sabah namazının sünnetini terk edemezsin. Sen öğlen namazının ilk sünnetiyle son sünnetini terk edemezsin. Kafandan uyduruk şeyler çıkar mı öyle? Sen kendi kafandan ikindi namazının sünnetini taca atamazsın her seferinde. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri birkaç sefer ikindinin sünnetini terk etmiş.

Sen her gün taca atamazsın onu. Yasrının ilk sünnetini son sünnetini bazen terk ettiği olmuş. Sakın sen onu terk etme, onu taca atma sen. Kendi kafandan bir hüküm verme. Sen namazın nafilelerine dikkat et. O televizyona çıkıp da hadisleri inkar eden soytarılara bakmasa onlar şeytanın borazanı. Onlara kanma. Sakın onlar seni aldatmasın. Onlar Adem’den beri var. Onlar dindenmiş gibi görünürler. Onlar dinin içindenmiş gibi görünürler. Onlar şeytanın borazanıdır. Kim peygamberlerin sünnetini reddediyorsa o çizgiden dışarı çıkıyorsa o kendisini şeytana doğru yol aldatırıyor. Nefsine ağır geliyor onun sünneti Resûlullâh’a tabi olmayın. İnsanların zaten en önemli kaydıkları yer bir peygambere Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olmak.

Bütün 1400 yıldan beri herkesin ayağının kaydığı yer burası. Adem’den itibaren herkesin ayağının kaydığı yer burası. Bunu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri nübüvvet nübüvvet haliyle nübüvvet ilmiyle söyledi. Ne dedi? Öyle bir zaman gelecek ki rahat koltuklarında bacak bacak üstüne atmış sizinle bizim aramızda Allâh’ın kitabı vardır diyenler çıkacak. Onlar benden değil ben de onlardan değilim. Hadisleri reddedenler dikkat edin. Bir kimse hadisleri reddediyorsa o Hz. Peygamber’den değil Hz. Peygamber de sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onlardan değil. O şaklabanlara, o din bozgunlarına, o nefis ve hevasına uyanlara, o şeytana kendisini satanlara, o deccaliste kul köle olanlara sapma, onlara kanma.

Yolunu onlara doğru çevirme. Ya onlar seni sapıttırabilir. Sen sünnet-i Resûlullâh’a tabi ol. Nafileler Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri. Bunun kendi içerisinde o sünnetlerin yaşamanın halleri var. Bu sünnetleri de imel yakin, aynel yakin, akdel yakin noktasında derecelendirebiliriz, o halde bakabiliriz. Bu sohbeti daha da uzatır bu konuda. Allâh’a yaklaşmanın üçüncü adımı. Ne? Allâh’ı sevmek. Allâh’ı sevmek. Âyet-i Kerime ne dedi bize? Ey Habibim de ki eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun. De ki eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun. sen Hz. Muhammed Mustafa’ya uymadan, sallallâhu aleyhi ve sellem’e uymadan Allâh’ı sevme, Allâh’a yaklaşma davası gütme.


6. Bölüm

Asla. E o zaman burada Allâh’a yaklaşma ne? Yol bu. Farzları yerine getir, nafilelerle ona doğru yaklaş ve nafileyle ona yaklaştıkça, bir adım gittikçe o sana on adım gelecek. On adım gittiğinde o sana yüz adım gelecek. On adım gittiğinde o sana yüz adım gelecek. Sakın! Nefsine ve şeytana uyanlara uyma. Allâh’ın zikrullahından kopma. En büyük iş dedi Cenâb-ı Hak. En büyük işle hemhal ol. Nefsine uyma. Nefsine de uyma. Bu böyle olduğu için bu fakir 28 yıldır zikrullah kapısını hep açık tutmuştur. Hangi dergahtan hangi tekkeden olursa olsun. İster ders alsın, ister ders almasın. İster sevsin bizi, ister sevmesin. Ne olursa olsun. Kim olursa olsun. Gelsin Allâh’ı zikretsin. Yok sen bizden dersli değilsin.

Çıkıver dışarı. Benim söylediğim laftır. O kimse o zikrullah alakasında bir Allâh deyip her şeyini bitirecekti. Sen ne yapma kovdun onu? Sen ne yapma onu ittin? Buranın düzenini komple bozuyor, komple buraya ifsat edecek. Eyvallâh. Bu ayrı bir şey. Ama öbür türlü. Sen nereden derslisin? İkisinin. Bizim dersimize katılamazsın. Bu zalimlik. Ayeti kerime kim Allâh’ın mescidlerinde Allâh’ın zikrini yasaklarsa, ondan daha zalim kim olabilir? Zikrullah yapılan yer hiç kimsenin şahsı malı değildir. Burası şimdi Allâh’ı zikredenlere ait. Buradan birisini çıkarmak kimsenin haddine değil. Ancak belli şartlar olursa, o zaman söyleyecek bir laf yok. Allâh bizi devamlı zikredenlerden ayırmasın. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellemin günlük yaşamında uyuma şekli, ayaklarını uzatma şekli söz söyleme hitabeti nasıldı?

Sağına yatardı. Mümkün olduğunca ayaklarını göbeğine doğru, karnına doğru çekerdi. Öyle ayaklarını up uzun uzatmazdı. Bir tane çocuğumuz var ikinciye hamileyim ama eşime güvenemedim için çocuk sahibi olmak istemiyorum, aldırmak istiyorum. Sizce ne yapmalıyım? Bundan dolayı çocuk aldırılması hoş değil. Bu eşime güvenmek istemiyorum. Aldıracağım bu yeterli bir gerekçe değil. Şüpheli ve kimyasallı yiyeceklerden kaçınmaya çalışıyoruz. Aynı durum çocuklarımız için de geçerli midir? Evet. Yoksa şeker çikolata gibi yemesine ne demeliyiz, ne yapmalıyız? Mümkün olduğunca aşağılıkla yiyin. Mehir kadına ne zaman verilir? Mehir kadının hakkıdır. Kadın isterse kendisini teslim etmezden önce alır. İsterse sonra alır.

Yok boşandıktan sonra mı diye bir şey var burada. Hayır alakası yok. Kadın istediği zaman mehrini alabilir. Mehrini istedikten sonra alır. Bu yolda yürümeye çalışan bir kimsenin, rüyadan düşmesi, halden düşmesinin sebebi nedir, ne yapmıştır veya neleri yapmamıştır ki bu durum devam etmektedir. Biz bu yollarda insanın özellikle, ne yapmakś수를 soruyoruz. rüyadan düşmesi, halden düşmesinin sebebi nedir, ne yapmıştır veya neleri yapmamıştır ki bu durum devam etmektedir. Biz bu yolda hal ve rüya görmek için durmuyoruz ki. Cenâb-ı Hak gösterir, göstermez. Bu ayrı bir şey. Biz Kur’ân ve Sünnet’e düp düzgün yapışalım. Biz yapmamız gerekenleri yapalım. Cenâb-ı Hak ne takdir eder, ona bir şey diyemeyiz.


7. Bölüm

Ben ticaret yapıyorum. Bir ürünü 20 TL’ye müşteriye satıyorum. Başka bir müşteriye 15 TL’ye satıyorum. Hakka girmiş oluyor muyum? Hayır. İslam’da kâr haddi diye bir şey yok. Serbest. Ama bu ticareten sana zararlı. Birine 20 liraya, birine 15 liraya verdiğini duyulursa piyasada, müşteri sana güven söz konusu. Müşteri sana güvenmez. O yüzden normalde bu tip şeylerin müşteriye tek fiyat yapmakta fayda vardır ama olur mu, ticaret alanla satıcının arasındadır. Bir indirim yapabilir mi? Yapabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Kız kardeşimin dini mikanında şahitlik yapabilir miyim? Evet. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost ediyorsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.

Tövbe yürümüş. Rica etsem bu hadîs-i şerifi açıklayabilir misiniz? Bu âyet-i kerime, kardeşi Müslüman olmayan birinin kardeşleriyle münasaveti nasıl olmalı? Akrabalık bağı nasıl olmalı? Bu noktada din tartışması yapıyorsa, din tartışması yapıyorsa, onlarla din tartışması yapmayacak bu kimse. Ve kardeşlik hukukunu bozmamaya gayret edecek. Ama onu kendisinin dost olarak görmeyecek. Bu normalde Medine-i Münevvere’ye hicret edildiğinde bununla alakalı çok sıkıntılar yaşandı. Hatta bir kısım sahâbeler kendi babalarıyla, kendi kardeşleriyle savaşmak zorunda kaldılar. Hatta bir kısmı da mecbur kaldı, öldürdü. Bunun, buna normalde Hz. Peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri çok üzüldü, çok üzülünce, bu âyet-i kerime inzal oldu.

Bunun normalde..sebebi nüzulü bu. Nüzul sebebi bu. Şimdi öyle bir hale geldik ki, toplumun içerisinde anne baba Müslümanmış gibi görünüyor. Fakat dinin kendi içerisindeki belirli olmazsa, olmazları red ediyor. Red edince küfre düşüyor. Küfre düşünce çocuklar, anne babalarına bunu tebliğ ediyorlar, anne babalar çocuklarını red ediyor. Veya hatta dindar diye kızını bir oğlana vermiyor. Veya dindar diye oğluna bir kızı almıyor. O çocuk dinini yaşıyor diye, o çocuğu evde görmek istemiyor. Sen böyle yaşayacaksan eve girip çıkmam. Benim evimde durma diyor anne baba. Kadın namaza başlıyor, adam evden kovuyor kadını. Namaza başladın sen diye. Adam namaza başlıyor, kadın kocasından boşanacağım diye uğraşıyor. 50 yaşında kızını sokağa atan var.

Kendi çoluğunu, çocuğunu bir çare bırakan var. Hatta bir kısmı okuyor, benim bildiklerim var. Anne baba gidiyor, diyor ki, istersen fuhuş yap, okumanı öyle karşıma. Anne baba gidiyor, diyor ki, istersen fuhuş yap, okumanı öyle karşıma. Bu da çok kötü bir şey. Bize demokrasi dediler, dinsizliği dayattılar. Bize demokrasi dediler, her türlü Kur’ân ve Sünnet’in dışında ne varsa bize dayattılar. Hâlâ da demokrasi, herkesin fikir hürriyeti var, diyorlar. Her türlü dinsizliği, her türlü çarpıklığı bizlere dayattılar. Hâlâ da demokrasi, herkesin fikir hürriyeti var, diyorlar. Her türlü dinsizliği, her türlü çarpıklığı bize dayatıyorlar. Türkiye’de fuhuş yaşı 14’e indi. Uyuşturucu yaşı 8’e indi. Her gün iki üç tane kumar var, devlet eliyle. uçcusu, potcusu insanlar hızla dinsizleşti kadın evli, kocası var, kocası her gün dinden çıkan işlerle iştigal ediyor, sözler söylüyor inanmıyorum diyor, çıkıyor işin içinden, inanmıyorum deyince otomatikman nikah düşüyor, otomatikman düşüyor buna daha artı ilaveler var Mustafa İstanoğlu kadere imran inanmıyorum ben diyor arkasından giden bir sürü insan var imani meseleleri reddedenler var bilir bilmez bunları dinleyen avam, cahil insanlar onları bir şey zannederekten o da reddediyor otomatikman nikahları düşüyor reddedince otomatikman dinden çıkıyor, reddediyor ben tesettürün farz olduğunu inanmıyorum diyor, reddediyor adam bunu söyleyince otomatikman dinden çıkıyor kadın onun nikahında anne baba çocuğun tesettürünü reddediyor ben böyle olduğunu inanmıyorum diyor, örtünmüş kız örtünceğine dua etceğine daha onun elini ayağını öpceğine reddediyor ben böyle istemiyorum diyor inanmıyorum ben diyor örtünmeye diyor, anne baba diyor bunu dinden çıkıyor bir müslümanın, bir müminin inanmayanları kendine dost tutması cahil değil, akrabası olsa dahi reddetti mi din ve dinden olan bir şey, evet senin akraban olmasının bir anlamı yok, kardeşin olmasının bir anlamı yok anne babanmış anlamı yok, acı bir şey acı ondan sonra geliyor bana siz diyor, anne baba çocuk arasına giriyorsunuz ya ben girmiyorum ben ne gireceğim, ben dinin rükmünü söylüyorum bırak çocuğun dini yaşasın, inkar etme hayır onun kızı öcüler gibi örtünemezmiş onun karısı örtünemezmiş, yaz geldiğinde mini ne diyorlar ona bikinisini giyip denize gidecekmiş böyle bir kadın hayatını devam ettiremezmiş adam evet kadın yalvarıyor adama yapma etme, bak dinin farzı yok adam dinlemiyor çok büyük bir sıkıntı var türkiye’de biz kendi aramızda kaldığımızdan kendi kendimize bu sıkıntının farkında değiliz biz kendi dünyamızda yaşadığımızda bunun farkında değiliz gerçekten çok büyük bir problem var hatta dindarız diye geçinenlerde dahi problem var dindar olarak gördüğünüz kimselerde dahi problem var herkes kendi kafasından bir din oluşturuyor herkes kendi hevasına kendi hevesine uygun kendi nefsine uygun bir din oluşturmaya çalışıyor farkında değil ilahlaşıyor herkes adam kendince ben böyle bir şey kabul etmem diyor ya kardeşim sen böyle bir şey kabul edip etmemen sana sunulmadı ki bu din bu kur’an bu sünnet bu kur’an bu sünnet bu sen kendi aklına göre yoracaksan bakacaksın şimdi Yahudilere cumartesi gün balık tutulmak caiz görülmemiş haram görülmüş kendi kendine aklından düşünürsen dersin ki ya cumartesinin ne anlamı var ki balık tutmak neden yasaklansın ki öyle düşünürsün aklı mart ediyor Cenâb-ı Hak imanın imtihanı cumartesi gün balık tutmayacaksın diyor sana sen iman edip kabul edeceksin bunu Yahudiler bunu iman edip kabul etmediklerinden dolayı şirke düştüler küfre düştüler e senin ne farkın kaldı Yahudilerden sana da başını örtcen dedi Yahudiden ne farkın kaldı aklına göre yüzüyle omuzunun arasında ne fark var diyor aklı öyle vuruyor onu ben de diyorum o ha omuz ha o zaman diyorum kadının başka bir uzu ne fark var o zaman öyle dolaş diyorum ben dolaşılsa ne olacak diyorum evet neden Adnan oradan söylüyor çünkü diyor ki tesettür yok kadın ne zaman kendini tehlikede görürse o zaman tesettür olur diyor o zaman da diyor çarşafa girmesi lazım diyor tatlı geliyor insanlara o yüzden sıkıntı büyük dindar görünen kesimde de sıkıntı büyük böyle arada canım içilebilir dindar olan bunu söylüyor neden sufileri sevmiyorlar sûfîler bu konuda kendi işlerini bir disiplin oluşturuyorlar haramlardan uzak duracağız sûfî bütün gün kendi mekanizmasını bunun üzerine kuruyor haramlardan uzak duracaksın farzları yerine getireceksin nafilelerle Allâh’a yaklaşacaksın bu mekanizma sufilerin üzerinde çalıştığı müddetçe hep sufilere deli gözüyle bakıyor hep sufilere eksik bakıyor hep sûfîler ana esıl tehlikeli olan bunlar sebep çünkü kuran ve sünnete çok bağlılar hedefte sûfîler var neden aynak çünkü bakıyor canı sıkılıyor o kendince kendi kafasındaki literatöründeki din sufilerde uymuyor o zaman ne oluyor sufileri görünce birisi bazen söylüyor mu ya biri gelip bize kuran ve sünnet tarihinde şurada eksiğiniz var demiyor gelin kardeş kuran ve sünnet tarihinde bir eksikimizi söyleyin nasihat edin bize biz kendimizi düzeltelim ama sen ottan çöpten meselelerle laf söylüyorsan bil ki sen de şeytanın borazınısın gel söyle bize de ki bu sizin bu haliniz sünnete resûlullâh’a uymadı din olarak söylüyorsanız bunu de eyvallâh biz de diyelim ki aaa buramız uymamış orayı düzeltelim uyduralım ama yok laf atıyorlar karşı çıkıyorlar sebe sûfîler onları bozuyor sûfîler bozuyor onları adam yazmış bir kitap yarısında öğrencilere yazdırmış ders kitabı diye satıyor ben de diyorum ki dini kitap mı evet satmayın para kazanmayın bundan diyor adamın canı sıkılıyor bu ne hadîs nasıl sattın bunu adam kitap satacak satacak oradan para kazanacak oradan ne mal alacak adam sema edecek para kazanacak oradan ne mal alacak Kaça dönüyor dervişler diyorum ben bakıyor gözümün içine bana inceden soruyor ondan sonra hocam siz kaça gidiyorsunuz diyor.


8. Bölüm

Diyor mu? Bizimkinler çok pahalı diyor ben. Yok biz o kadar pahalı değiliz diyor. Aa iyiymiş diyorum ya ama size yazık değil mi diyorum ben. Kaça diyor mu sema diyorsunuz bir sema şimdi bizim dervişler de duyacak bozulacaklar şimdi. Hocam duruma göre diyor yüz elli iki yüz elli alıyoruz diyor bir sema dan diyor. Hocam sizinkiler kaça gidiyorlar diyor. Ben diyorum Allâh razı olsun da gidiyor bizimkinden dedi. Kaldı. Neden bangır bangır bağırıyorlar? Onlar mevlevi değil. Doğru söylüyorsunuz diyorum ben. Biz sizin bildiğiniz mevlevilerden değiliz diyorum bakıyor şimdi. Biz onların bildiği mevlevilerden değiliz. Akçe kesemiz yok. Akçe kesemiz yok. Bizim semanız enler kaç para diye sema etmiyor. Bozuluyor adam.

Hocam bunu sohbetlerinizde söylemeseniz bir de mail atıyorlar bana. Hocam kaç para diye söyleyince bizim içimiz buna çok böyle üzülüyoruz. Bunu sohbetlerinizde böyle söylemeseniz. Biz sırf para için sema etmiyoruz. Alma. Alma. Ben de yazıyorum para için sema etmiyorsan gel karabaş veli tekkesine. Sırf sema etmek için sema ediyorsan gel kardeş. Kapı açık bizim. Yok. Kaç para diye sema edecek? E bozuluyorlar bize. o zaman kardeşlik hukuku da kalmıyor. Bunun bir üst çıtı din, din. İman ateşten kor gibi oldu. Ateşten kor. Atıyor elinden. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Evimize yakın sağlık ocağı akşam kapalı olduğu için iğnemi evimize yakın oturan erkek Tıp Fakültesi öğrencisine yaptırmamda sıkıntı olur mu?

Olmaz. Eğer etrafta böyle bir şey yok ise sıkıntı olmaz. Trafikte küçük çocuklar hamile kadınlar ya da küçük çocuğu olan kadınlar para istiyorlar. Işıklarda beklerken özellikle büyük şehirlerde karşılaşıyoruz. Bu kişilere para vermeli miyiz? Diye sormuş. Ankara’dan bir kardeş. Bunları normalde bir hadîs-i şerif var isteyene verin diye. Kimseyi kapınızdan geri çevirmeyin diye. Ama bir daha bir normalde Hazret-i Ömer Hazreti Peygamber salallahu ve sellem hazretlerinin günlük ihtiyacını karşılayan bir kimsenin dilenmesi caiz değildir de. Bir kimse çok naçar kaldı. Günlük ihtiyacının dilenebilir. Ama günlük ihtiyacının dışında bir şey dilenmesi mümkün değil. Hatta bu manada Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin deyince bakıyor ki onun çuvalında heybesinde buğday var.

Arpa var, bişeler var. Alıyor onu kendi devesinin önüne atıyor. Cebinden çıkarıyor bir akçe veriyor. Şimdi senin dilenmen caiz oldu diyor. Şimdi ne yapacağız bu noktada? Öyle iki tane elimizde vaka var. Iki tane de adı Şerif var. Bir diyor ki geri çevirmeyin. Eyvallâh. Birisi sizin kapınıza gelmiş açım demiş geri çevirme, doyur. Birisi açım diyorsa doyur. Hiç açım diyene denk gelmiyorum ben. Düzücacıya dükkanı varken geliyorlardı. Açım diyorlardı. Yan tarafta bir lokantamsı bir yer var. Bütün herkes de oradan yemek yiyor. Ara sıra ben de yiyorum. Diyorum otur ye burada. Orayı da bir bayan çalıştırıyordu. Bu diyorum arkadaşa ne istiyorsa ver. Gidiyormuş ona diyormuş ki. Ben yemesem bana yirmi lira versen.


9. Bölüm

O kadında diyormuş ki ya diyormuş bu adam öyle bir iyi bir adam ki diyormuş ben açım diyeni doyuruyor burada. Sen açsan otur yemeğini ye. Yok aç değilsen neden dileniyorsun diyormuş. Kızıyormuş bir de kadına. Diyormuş o zaman ver oradan işte. Ne şey? En pahalı olan ne? köfte vardı orada. Köfte söylüyor. Orada. Kadın diyor ki Hacı abi vallahi diyor sen iyilik yapmaya çalışıyorsun diyor. Böyle böyle ye diyorsun diyor. O parayı istiyor diyor. Veyahut da birisi gene öyle bir şey oldu. ben memleketime döneceğim dönüş parası yok. Yirmi milyar etti. Kimi gönderdim yarabbi? Birini gönderdim yine de şimdi. Sayın sen mi gittin? Kim gittiydik ya? Sen sen gitmedin mi? Bir işini gönderdim o esnada. Dedim götür buna bilet al.

Buna gidecekmiş madem. Götür bilet al. Yolda yalvarıyormuş. Ben gitmeyeceğim. Bilet parasını bana ver. Şimdi işsizdin diye gelen yok. Burada da duyuyorlar ya. Dervişlerden de gelen yok. Adres belli. Git Cevdet Usta’nın oraya diyorum. Hem diyor ki ben iş bulamadım. Ne? Iş bulamadın. Cevdet Usta da adam bulamıyor. Nasıl bir sistem Cevdet Usta lazım mı daha eleman? O da hep lazım diyor zaten. Benim kurtarıcım gibi. Varsa işsiz olanı göndereceğim hemen. Iş yok diye bir şey yok. Nasıl olsa o da kabul zaten. Gönder diyor bana. Zaten adam iki çekil çekil tane de Cevdet Usta’nın orada anahtar git. Git on on iki getir. Al bunu götür. On dört on altı getir. Al bunu on sekiz on al. Adam diyor ki lan ben bunu mu yapacağım ya?

Ha o kendine göre kafasına göre bir iş istiyor. Biz hepimiz aynıyız. Kafamıza göre bir eş. Kafamıza göre bir iş. Kafamıza göre bir şey. Kafamıza göre bir peygamber. Kafamıza göre bir Kur’ân. Kafamıza göre de bir Allâh oldu mu? Bizden iyi kul yok. Bu ayeti kerime böyle olmamalı. Çiz altını. Kafana göre bir Kur’ân olsun. E kafana göre de bir peygamber kafana göre hadîs-i şeriflerin altını çiz. Onlar da bu sahih değildir canım kesin. Hazreti Peygamber böyle söylemez. Revedenler öyle de diyorlar ya. Ya ben peygamberim böyle söyleyeceğini düşünmüyorum. Neden? Faiz yiyeceksin çünkü daha. annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibidir. Hadîs-i şerif ağır geliyor ona. Böyle mümin bir kimseden çatır çatır faiz alacak ya.

Gene içinde bir iman var. Vicdanen rahatsız. Ya bu böyle böyle demez ya Hazreti Peygamber diyor. Neden? Nefsine ağır geliyor. Yeme kardeşim. Mümin bir insana kalkıp da borcunu ödemedi diye altı lirayı yedi lira yapma. Yedi lirayı on lira yapma. On liraya on üç lira yapma. Yapma. Bu hadîs-i şerif var. Yapma. Ama yiyecek ya. Yiyecek. Adam diyor sen ne yaptın? Battım ben bir sefer diyorum. Nasıl diyor? Vallahi diyor biz gaflete düştük. Almadık. Almayınca millet bize ödemedi. Ödemeyince de biz diyorum battık bir sefer. Sonra diyor bir daha diyorum ben vadeli mal satmadım diyor. Bir dakika ticarette. Vermedim fazla diyorum. Satmadım. Zaten diyorum verdiysek de gene sıkıntı yaşadık diyorum. Verme diyorum.


10. Bölüm

Bildin bir kimseyi sever. Eyvallâh. Geri kalanı verme. Çok satmaya ver. Çok satmaya ver. Ama yok yiyecek onu. Ondan sonra kendi kafasına göre bir peygamber oluşturacak. Bunu o öyle söylememiştir. Bunları söyleyen de sanki zannedersin hadîs halimi her biri. Geçenlerde birisine dedim böyle gene kendisi kendince. Dedim nereye kadar gideceksin? Daha önceki hadîs kritercilerine gideceksin. Öyle değil mi? Evet. Yaptığınız da bu değil mi? Evet. E ne anlamı kaldı gene? Sen bin iki yüz yıl önceki adamı getirip konuşturabilecek misin dedim ben. Hayır dedi. Bunu konuşturan var mı dedim. Var dedim ben. Kimler dedi? Sufiler dedim ben. Sufiler dedim. O hadîs-i şerif Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onu söyledi mi söylemedi mi diye dedim.

Direk ona bile sorarlar dedi. E siz de bu ilmi reddediyorsunuz. Ben ne yapayım şimdi dedi. Buna da inanmıyorsunuz zaten dedi. Inanmıyorlar. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki bir gün önce Miraç’ta alakalı. Bana diyor bütün gittiğim yol gözümün önünde gösterildi. Mescidi Aksa da gözümün önünde gösterildi diyor. Ama ona inanıyor. Bir kısmı. Bir kısmı ona da inanmıyor. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Bebeklerin saçı yeni doğduğunda veya sonraları kesilmeli tamamen doğduğu saçı kesilmeli mi yani? Ağırlınca para mı verilmeli? Evet. Yedi günlük olunca ismini koyacaksınız. Ismini koyarken de saçlarını komple sıfıra vuracaksınız. Saçlarının ağırlığı miktarınca da para karşılığında altın tasa tüketeceğiz.

Saçı kaç gram geldi? Beş gram. Beş gram altın tasa tüketecek. Kaç gram geldi? On gram. On gram altın tasa tüketecek. Sünneti bu. Ya çocuğun kafasını tıraş etmesek, öyle doğursak? Yok kardeşim, sünneti bu, tıraş edeceksin. Bakın sünneti bu, tıraş edeceksin. Ya parasını da tıraş edeceksin kardeş, tıraş. Çocuğu tıraş edeceksin. Çocuk doğduktan sonra yedi gün içerisinde tıraş edilip ağırlığı miktarınca altın tasa tüketeceksin. Sünnet bu. Bakın sünnet bu. Ya bana atıyorlar sünneti. biz takriben beş gram gelecekse de biz on gram dağıtalım. Ya keseceksin? Tıraş edeceksin çocuğu. Öyle uyurken karnını çekmek daha yetmiyor işte. Onu herkes çekiyor. Uyurken karnını çekiyor. Ve çocuk daha yedi günlük, gaz kapak olacak, kız erkek ve gelene yakışıklı bir çocuk olmayacak ya.

Nefse ne ağır geliyor? Bir de bilmeyenler gelecek, aa çocuğu gaz kapak etmişler. Bu da olur mu canım bu zamanda, değil mi? Sen bir de diyeceksin, sünnet, hadi böyle sünnet mi olur? Diyeceksin, küfre düşecek. Bir de bu var. Bir de doğduğunda çocuğun anneannesi veya babaannesi gördü. ne bileyim, teyzesi, halası gördü. Vah ne çocuk, ne çocuk, ne çocuk. Hep doğan çocuk çok kıymetlidir ya. Bir de saçları güzel böyle. Vay ne, lüle lüle saçları. Üç gün sonra çocuk cız çıplak kafası. Çocuğun kafası çıplak, çocuğun kafasının çıplaklığını görenin saçları dikiliyor. Ne ağır bir şey ya, değil mi? Vay ne, Yahudilerin cımartası balık yasağı gibi bir şey bu. Evet. Nereden çıktı bu? Yeni adetimi. Bunları mı öğreniyorsunuz siz?

Siz kafayı kırmışsınız. Sizin gitmiş kafa. Benim nenem hiç böyle şey anlatmadı bize. Bizim dedemiz de çok dindardı, dervişti. Benim dedemin amcasının dedesinin oğlan kardeşi Şeyh’ti. Ve bizim benim babamın şeyhinin şeyhi vardı. Hiç öyle böyle bir şey söylememişti. Bizim dedelerimiz şeyh sülalesinden şeyh zaten. Böyle bir şey yoktu. Vardır ya sülalede bir pir vardır muhakkak. Eksik değildir bizde deyil hamdülillah. Ama onların onu din anlatmasına da aykırı bu. Onlar böyle bir şey söylememişler hiç. Nereden çıktı şimdi? Işim koyarken nereden çıktı? Sağ kulağına ezan oku, sol kulağına kahmet getir. Beytullah’a doğru dön. Git nüfus cüzdanını. Git kardeşim nüfus tarihini yazdır. Ne alakası var böyle bir şeyin ya?

Yok diyorsun ya bu sünnet böyle, isim böyle konulur. Ne alakası var ya? Git nüfus tarihi sen onu yazdır diyor. Nereden çıkardınız bunları diyor. Hele bir kısmı daha da millete patinaş çektiriyor. Çocuk oluyor ya, efendime koyduracağım. Bütün sülalenin salatası çıkıyor. Bu nereden çıktı şimdi diyor. Işim o koysa ne olacak, koymasa ne olacak? O isim koyduracağım diye uğraşıyor, akrabalarından birisi telefon açıyor. sizin telefonunuzu aldık, kocam size geleceklermiş illaki isim koydurmak için. Bunları bir koysan al milletin işi gücü yok. Ben geleni kovacağım bir de. Ciddi ciddi telefon açıyorlar böyle. Sana isim koydurmaya geleceklermiş hocam bunları bir kovsan böyle bir şey mi olur? Diyorum nasıl kovayım ben?

Sen diyorum evine gelen bir kimseye kovar mısın? Susuyor şimdi. Kovuyor demek ki bana bir kovsan diyor. Hepsi var. Şükür hamd olsun. Eksik değil. Toprak mündit. Elhamdulillah. Elhamdulillah. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Şükür, Hamd, Kâbe, Mîrâc. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı