1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin. Selamun aleyküm. Allâh gününüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cünüp iken bir şey yenir veya içilir mi? Zaruret olmadığı müddetçe bir şey yenilip içilmemesi evladır. Ama bir şey yenilip içilecekse en azından abdest alır gibi yapmak. Üzerindeki necasetleri temizleyip var ise ondan sonra abdest alır gibi yapmak. O da mümkün değil ise eğer hiç olmasa ağzını çalkalayarak yemeyi öngörmüş sûfîler. Mutlu kılınanlar ise cennettedir. Rabbinin dilediği hariç gökler ve yer durdukça orada sürekli kalacaklardır. Bu kesintisiz bir ikramdır. Bu ayete göre cennetin üstünde makamlar var. Bunlar nelerdir? Normalde sonuçta buradaki söz konusu olan âyet-i kerime cennetin sonsuz olduğu ve cennete girecek olanların da sonsuz olduğu oradaki ikramların da sonsuz olduğuna dair Cennetin üstünde bir makam var mı dediğimizde bu farklı bir şey. cennetin üzerinde bir cennet gibi algılanır.
Cennetin üzerinde farklı bir olgulmuş gibi algılanır. Bu sıkıntılı olur. Cennetin içerisinde kendine göre cennetliklerin dereceleri vardır. Bu cennetliklerin derecelerinin en üst katında olanlar 8. katta olanlar veya öbür katlarda da olanlar kendi katlarında sonsuz nimetlere gark olunurlar. Orada nimet sonu yoktur. 5. kat cennette olan 5. katta sonsuz nimetlenir. 6. katta olan 6. katta sonsuz nimetlenir. 7. katta olan 7. katta sonsuz nimetlenir. 8. katta olan 8. katta sonsuz nimetlenir. normalde o kimse cennetin hangi katına gittiyse orada sonsuz bir nimet ile karşılaşır. Cennetin üzerinde bir makam dediğimizde bu o zaman âyet ve hadisin dışına doğru insanı taşırır ki bu bizim işimiz değil. Bir kısım ehli tasavvuf kendi zevkiinden cennetin üstünde bir makama ulaştığını düşünebilir.
Zevki sahip hoşluğudur o. Zevki hakikide olanlar Kur’ân ve sünnetin dışına taşmazlar. Onlar böyle genç çocuklar vardır masada içerler üç dubla içince başlarlar ya allof deyip bağırmaya gençtir daha çünkü. Ama böyle oturaklı agalar vardır ağalar vardır. Onlar içtikçe içerler onların gözleri raftadır. Arkası yok mu daha derler onlar allof dey demezler. O yüzden tırnağında bir damla su gören allof diye bağırır. Su filik başlangıçta böyle bir şeydir. Önemli olan allof diye bağırmadan o yaşadığın zevki yaşadığın hali kendi içinde tutaraktan onun devamlı bir nur haline gelmesine vesile olmaktır. O yüzden cennetin üstünde bir makam dendiği anda bu noktada sıkıntı çıkar. O bütün sonsuz nimetler cennetin içindedir.
Çünkü Cenâb-ı Hak’ın cemalullahı da cennet ehli nedir. Buradaki sonsuz nimetten benim anladım yiyeceğiniz elma armut muz deyip buradaki sonsuz nimetten anlayacağınız Cenâb-ı Hak’ın cemalullahında sonsuz tecelliyetlere ram olmak. Onun sonsuz cemal tecellilerini, sonsuz celal tecellilerini, sonsuz ehadiyet noktasındaki tecellilerini seyran etmektir ve o haliyle halletmektir. O sonsuz nimet asıl benim anladığım odur. Allâh bizi o sonsuz nimetle nimetlenenlerden eylesin. Âmîn. İçki içen kimseler Abdullah bin Amr şöyle diyor. İçki içen kimseler hasta oldukları zaman onları ziyaret etmeyin. Edeb-ül Müfre 539. hadîs. Bu hadisi anlayamadık açıklar mısınız? Fasıklar, Müslüman değiller mi? Hadisler kendi içerisinde sınıf sınıftır, derece derecedir.
2. Bölüm
Bunların en önemli derecesi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından çıkan kutsi hadislerdir. İkincisi, direkt Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği sözlerdir. Üçüncüsü, birisi yanında bir şey söylemiş ona seslenmemiş. Onu duymuş ama. Onu duymuş, ona müdahale etmemiş. Onu seslenmemiş. Dördüncüsü, ashabın büyüklerinin söylediği sözlerdir. Edeb-ül Müfret’te edeble alakalı meseleler olduğundan ashabın büyüklerinin sözleri de vardır. Bu hadîs kitaplarında geçer bunlar ama bunlar üzerinde hükmedilecek bütün hepsiyle Veyahut da üzerinde kesinlikle kati bir şekilde bununla amel edilecek noktası çıkmaz. Çünkü ameli söz konusu ise birinci derecede âyet-i kerime.
Ondan sonra hadîs-i kutsi ve hadîs-i şeriflerdir. Eğer biz bunlarda bir şey bulamazsak ashabın sözlerine bakarız. Ashabın sözlerinde bir şey bulamazsak o zaman tabiine, tebaet tabiine bakarız. Bu yol silsile böyledir. O yüzden buradaki içki içen kimseler hasta oldukları zaman ziyaret etmeyin. Abdullah bin Amr’ın sözüdür. Normalde bununla bir kimse amel etse bir şey kaybeder mi kaybetmez. Ama diyeceksiniz ki oradaki o kimsenin niyeti, o içki içenin normalde tebliğ etmekse, ona oradan nasihat etmekse, bak bu içkiden dolayı sen hasta oldun. Bu hastalıktan bir ders al. Artık bundan tövbe et. Artık bundan tövbe et deyip de ona bir nasihatta bulunmaktansa bu nuru ala nurdu. Çünkü o zaman her günah-i kebair işleyen hasta olduğunda, ama o günah-i kebair’e bağlı olsun ama bağlı olmasın, buradan birisi çıkarıp da günah-i kebair işleyen bir kimsenin hasta olduysa ziyaretine gidilmez hükmü çıkarılabilir.
Bu tehlikeli bir şey olur o zaman. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu tip hadisleri sormanız çok hoş. Harika bir şey. Bu umuma ölçü olacak bir noktaya getirilmez. Ama bir kimse o zaman içkiliydi, trafik kazası geçirdi, onun da ziyaretine gitme. Ne bileyim kumar oynuyordu, orada kalp krizi geçirdi, ziyaretine gitme. Ve hatta yalan söylüyordu. Yalan söyleyen bir kimsenin o esnanda yalan söylerken hasta oldu, ziyaretine gitme. Ve kimin üzerinde günah-i kebair yok ki? Bir tek Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada hatasız kusursuzdur. Ben böyle söyleyince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde illa hata arayanlar, onun da hatası vardır, o da bir insandır, o da bir kuldur diyenler çatlayacak yer arıyorlar.
Halbuki nerelerinden çatlayacaklarını biliyorlar onlar. Oradan çatlayabilirler rahat bir şekilde. Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde zelle dahi yok. Tertemiz, pırıl pırıl, bembeyaz, lekenin, leesinin noktası bile yok. Bunu hayal bile etmeyin, bunu düşünmeyin bile. Kim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde hata vardı derse, teclid, iman, teclid, nikah gerekli ona. Bakın, kim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde hata vardı diyen kimse ona teclid, iman, teclid, nikah gerekli. O bu âleme sudur ettiğinde, annesinden doğduğundan itibaren, çocukluğu dahil zerrece hiç hatası olmadı. Zerrece hiç hatası olmadı.
3. Bölüm
Diğer peygamberlerin içerisinde küçük hatalar oldu. Zelle, hata da değil onlar. Onu İslam fıkıhçıları zelle olarak tavir etmişler. Hatanın da küçük. Yûnus aleyhisselamın kendi kavminden ümidini kesip, bunlar hidayete ermeyecekler herhalde deyip kendi kafasından hicret etmesi. Küçük zelle. Bunun gibi. Ama Hz. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde bu dahil olmadı. Ümmetinde, evet ümmetiyle alakalı hadîs-i şerif net. Hiçbiriniz yoktur ki bir günah onu pençesinin altına almamış olsun. Sakın o yüzden sûfîler birisinin günahına bakmazlar. Sebep? Kendisinin üzerinde muhakkak bir günah dolaşıyordur çünkü. Kendisinin üzerine muhakkak bir günah bulaşmıştır. O kimse ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü, beşincisi bulaşmasın diye her an tövbe eder.
Hadîs-i şerifin devamında Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki hata yapanların en hayırlısı tövbe edenlerdir. Günah işleyenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir. Devam ediyor. Tövbe edenler hiç günah işlememiş gibidir. Bakın tekrar söylüyorum. Tövbe edenler hiç günah işlememiş gibidir. O yüzden sûfîler muhakkak her günün bitiminde akşam namazında gün biter. Bakın akşam namazında gün biter. İslami olarak günün bitimi akşam namazıdır. Akşam namazından sonra yatmazdan önce muhakkak en az 70 kez hadîs-i şerifte 100 kez ben günde Allâh’a tövbe ederim diyen Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden yürür. Allâh tövbe edip temizlenenleri sever.
Allâh tövbe edenlerin tövbelerini kabul edendir. Kim tövbesinden geri dönerse onu affedecek olan bir Rab bulur. Bu âyet-i kerimelerin ışığında Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ben günde en az 70 kez bir rivayette 100 kez Allâh’a tövbe ederim der. Tövbenin de avamı vardır, hascası vardır, hasül hascası vardır. Ama suhiler her akşam namazından sonra muhakkak ne yaparlar? Günlük tövbelerini, virtlerini, zikirlerini yaparlar. Onu telefonda açarlar, etraftan sorarlar. otobüste giderken yapabilir miyiz? Yaparsınız. Yolda giderken yapabilir miyiz? Yaparsınız. o dersi gündüz çekebilir miyiz? Çekersiniz. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Hadîs-i şerifin emrince kardeşlerin derslerine böyle bir kolaylık, yelpazayı geniş tutmak.
Akşam namazından sonra bir dakika akşam namazına kadar günün herhangi bir zamanında virdini çek, günde bir virde olanlar. İki virde olanlar var sabahlı akşamını çekenler. Onlarda ne yapacaklar? Sabah namazından akşam namazına kadar gündüz virdi, akşam namazından sabah namazı vaktine kadar da gece virdini çekecekler, bitirecekler. Ama günlük bir virt çekenler ne yapacaklar? Akşam namazından sonra, mümkün ise akşam namazından sonra virdini çekecekler. Cenâb-ı Hak hadîs-i şerifte buyurdu ki Allâh’ın meleklerine, Cenâb-ı Hak meleklerine emreder. Der ki bekleyin, sabredin. Kulum günah işledi ama onu asıl deftere geçirmeyin daha. Asıl onu deftere geçirmezden önce mühlet tanır. O mühlette o kul tövbe ederse, Cenâb-ı Hak onun o gününü günah işlememiş olarak yazar.
4. Bölüm
Tövbe etti çünkü. Tövbe etti. Günlük bu. Perşembeden perşembeye haftanın bir günü zikrullah alakasına oturacak derviş. Bu da ne? O halakadan af olmuş olarak kalkınız diyor. O halakadan af olmuş olarak kalkınız. Şeytanlaşmış, şeytana kulağını dayamış olanlara kulağınızı dayamayın. Şeytana ve şeytana kulağını dayamış olanlara inanmayın. Onların peşinden gitmeyin. Halakayı zikrullah’a oturun. Kim halakayı zikrullah’a oturursa, bir rivayette annesinden doğduğu gün gibi, bir rivayette af olmuş olarak kalksın. Muhakkak sûfîler, kardeşler en az haftanın bir günü halakayı zikrullah’a oturacaklar. Ve böylece o kimse ne yapacak? Temiz bir şekilde durmaya gayret edecek. Ve tövbesine devam edecek. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir.
O yüzden hepimizin hatası kusuru olur, herkesin hatası kusuru olur. Dervişin de, zakirin de, çavuşun da, nakibin de, nugabbanın da, halifenin de, şeyhin de hatası kusuru yanlışı günahı olur. Bunu bir kısım sûfîler, şeyhlerinin hatasız, kusursuz, günahsız olduğunu söylerler. Bu da yanlıştır. Bu da Şia’dan gelen, oradaki o Şia düşüncesinde imanların masumiyet karinesi vardır. Şia düşüncesidir bu. Bizim yolumuzda asla böyle bir şey düşünmek, böyle bir şey söylemek caiz değildir. Asla! Biz Şia’nın masumiyet karinesine peşinden gitmeyiz. Üstadımızı öveceğiz, Üstadımızı met edeceğiz, Üstadımızı belli bir noktada göreceğiz, belli bir noktaya getireceğiz. İnsanların gözünde ona belli bir nokta, belli bir kisve, belli bir makam peyda etmek için, Kur’ân ve Sünnet’in dışında düşünmek, Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey söylemek caiz değil.
Bizim yolumuz Kur’ân’a, Sünnet’e, imamların iştahatlerine uyacak. Bizim yolumuz temelinde söylemiş olduğumuz şeylerin temelinde hadîs-i şerif olacak. Eğer temelinde hadîs-i şerif var ise, eğer temelinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü var ise, alırız başımızın üzerine tac ederiz. Gönlümüzü sultan ederiz onun sözünü. Bir kimse şu hakkıdır, bana da soruyorlar, Abdullah Efendi’nin hiç hatasının kusurunu görmedi mi? Kardeş benim yanımda denk gelmedi. Sen git araştır, bul hatasını kusurun arayıp bulacaksan. Biz görmedik, bizim yanımızda olmadı. Başka bir yerde olmuştur, olmuştur. Ya hatası kusuru var mıydı yani? Vardır kardeşim. Sen şimdi Abdullah Efendi’ye hatası kusuru var mı dedin?
İllaki oradan anlayacak ya, kardeş hatası kusuru vardır. Bitti. Bana denk gelmemiş olabilir, sana denk gelmemiş olabilir. Birisinin yanında denk gelmiştir. O da her gün virt çekerdi, o da her gün tövbe ederdi. Cenâb-ı Hak da her gün onu temizlemiştir, muhakkak. Cenâb-ı Hak katına, huzuruna temiz almıştır. Ben her sûfî kardeş için, Cenâb-ı Hak kendi katına temiz almıştır diye düşünüyorum. Her gün tövbeden, her gün virt çeken, her gün zikreden, haftanın bir günü dersi takip eden, kendince Kur’ân ve Sünnet’i yaşamaya çalışan bir kimsenin üzerinde hüsnü zan beslerim. Her sûfî vefat ettiğinde derim ki kendimce o sûfîlik yolundaydı, gözüm gördü her perşembe onu derste. Sûfîlik yolundaydı, beraber koşturduk yıllardır.
5. Bölüm
Ben onun üzerini hüsnü zan besliyorum, muhakkak Cenâb-ı Hak onu huzuruna temiz olarak almıştır diye. O yüzden insanların hataları vardır, insanların hataları, günahları var diye, onları kakıp da hastalandıklarında ziyaret etmemek gibi bizim bir şiarımız olmaz. Hadîs-i Kutsi’yi de unutmayın. Hz. Musa’ya diyor, ne diyor? Hastalandım, beni ziyarete gelmedin. Karnım acıktı, açtım, beni doyurmadın. Hastalandım, beni ziyarete gelmedin. Açtım, beni doyurmadın. Çıplaktım, beni giydirmedin. Devam ediyor Hadîs-i Kutsi. Eğer bir hastayı ziyarete gitmiş olsaydın, yanında beni görürdün. Eğer bir açı doyurmuş olsaydın, beni doyurmuş gibi olurdun. Eğer bir çıplığa giydirmiş olsaydın, beni giydirmiş gibi olurdun.
O zaman dikkat edin. Allâh’ın hoşuna giden şeyler, etrafındaki insanların eksiğini, gediğini gideren, etrafındaki insanların açsa doyuran, çıplaksa giydiren, hastaysa ziyaret eden, onların sıkıntılarını kendisine sıkıntı eden, onların dertlerini kendine dert eden, etrafındaki insanların mutlu olması için mücadele eden, çaba gösteren, bunlar Allâh’ın hoşuna çok gider. Sizin namazınız sizi kurtarmaz. Sizin orucunuz sizi kurtarmaz. Muhakkak ki namaz, muhakkak ki insanı kötülüklerden alıkor. Muhakkak ki dinin direğidir. Bunu eksik görme noktasında görmeyin meseleyi. Burada en önemli şey insanın en güzel ahlaklığa alaklanması. Yaşlı babasını bırakmış, yaşlı annesini bırakmış, onlarla ilgi alakayı kesmiş, oturmuş dervişlik yapacağım diye uğraşıyor.
Annesinin babasının kalbini kırmış, annesini babasını üzmüş, annesinin babasının lanetini almış, annesinin babasının her türlü üzerinde kötü düşüncesini, kötü sözünü, kötü fikrini almış, oturmuş dervişlik yapacağım diye uğraşıyor. Yok. Ne dedi Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem? Cihada gidecek gibi kimse. Dedi ki arkanda senin yaşlı annen baban var mı? Var ya Resulallah. Senin dedi yaşlı annene babana bakman, bu yapacağımız cihattan daha evladır. Dikkat edin. Dikkat edin. Bir kimsenin yaşlı annesine babasına hürmet etmesi, hizmet etmesi, yaşlı annesine babasına bakması, düşmanla yakapaça olup, can alıp, can vermekten kıymetli adletti Hz. Peygamber Efendimiz. Sebep? Din insanı yaşatır.
Din toplumu yaşatır. Din etrafına faydalı olmayı emreder. İslam dini toplumla yaşanan bir dindir. Sen tek başına dervişlik yapmanın bir anlamı yok. Senin eşin senden razı olacak. Eğer kadınsan, kocan razı olacak senden. Hadîs-i şerifte Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem haddettir buyurdu ki, hangi kadın kocasının rızalığını alır ölürse, cennet ona vaciptir. Hangi erkek eşinin razılığını alır da ölürse, cennet ona vaciptir. Hangi komşu komşularından razı olarak ölürse, komşuları ondan razı. Hz. Allâh hadisi kutsi cennet ona vacip olur diyor. Onu cennetime alırız. Dikkat edin, arkadaşlarınız sizden razı olmalı. Eğer etrafınızdaki arkadaşlarınız sizden razı değilse dervişliğinizi sorgulayın.
6. Bölüm
Eğer etrafınızdaki kardeşleriniz sizin iyiliğinizi etrafta konuşmuyorlarsa, dervişliğinizi sorgulayınız. Ümmet-i Muhammed’in en büyük problemlerinden birisi bu. Kabe’ye gidiyorsun, Kabe dolu. Medine-i Münevvere’ye gidiyorsun, Medine-i Münevvere dolu. Kabe’de adım atacak yer yok. Kabe’de tavaf edecek yer yok. Öylesine dolu. Hınca hınç dolu. Sefa merve dolu. Remel yapacak, koşacak alan yok. Dolu. Ama güzel ahlaklı olan çok az. Namaza ne kadar ehemmiyet veriyorlar, harika. Ama gayri ihtiyari orada olmayacak bir yerde namaza duran kimseye o kadar sert davranıyorlar ki. O kadar yanlış davranıyorlar ki. Namaza o kadar itina eden bir kimse Kabe’nin içerisinde tükürüyor. Güzel ahlak terk edilmiş, unutulmuş, bırakılmış.
Güzel ahlakın umdeleri terk edilmiş. Birisinin hatası var, kesiyoruz, biçiyoruz, kıyma yapıyoruz, olmuyor. Sanki biz İbrahim gibi emir aldık. Yakıyoruz, kurutuyoruz, kavuruyoruz onun, küllerini savuruyoruz. Küllerini savuruyoruz onun. Bu kim olursa olsun. Şeyh’e de aynısını yapıyoruz, halifeye de, nakibine de, nugabbasına da, dervişine de, sufisine de, eşimize de, çocuklarımıza da, anne babalarımıza, akrabalarımıza, komşularımıza, hayatımızı ilgilendiren etrafımızda ne varsa hepsini aynı şekilde yapıyoruz. Evet. Bu bizim ne yazık ki Müslümanlığımızın surette olduğunu gösteriyor. Hadîs-i şerif Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden emindir. Biz emin mi? Birisi beş lira para getirmiş, beş lira parayı muhafaza ettik mi etmedik mi?
Ona bakıyoruz biz. Biz eminlik olarak bunu almışız. Birisi bir emanet para vermiş. Hay ya, tamam. O emanet parayı tuttu o, emin insan. Yok kardeş, bakın, emin ne? Dilinden emin olacak insanlar senin. Dilinden emin olacak. E bunun birincisi de gıybet etme, dedikodu etme, iftira etme. Kırma ya, kırma. İncitme. Ya yanlış yaptı, yanlış yaptı, sert davranma. Yanlış yaptı ya. Eksik yaptı, yaptı ya. Sen ne yapma sert konuşuyorsun? Sana yaptı, insana yaptı. affetmektir özelliğimiz? özelliğimiz affetmektir? suhinin en önemli erdemliliği oydu ya. Sana hata yaptım, harika ya. Affettim diyemiyor musun? Hatasını anladı, geldi. Kardeşim özür dilerim. Bitti. Orada bitecek. Allâh bizi muhafaza eylesin. O yüzden, evet, birisi günahı kebaire girdi diye, günah işledi diye onun hastasına ziyaret etmemek biri yanlışlık yaptı, hata yaptı diye onunla ilgi ve alakayı kesmek İslam’ın şiarı değil.
Sufilin şiarı hiç değil. Allâh bizi iyi etsin inşâAllah. Yeni eğitim, öğretim açılıyor. Üniversitelerde FETÖ’ye üye olan öğrencilere nasıl davranmalıyız arkadaş gruplarımız da hala muhatap alınmaktalar. Şimdi iğneyi kendimize çuvalınızı da başkalarına batıralım. İnsanlar Cumhurbaşkanı kendi dedi ya, tabanı neydi? İbadet. Ortası neydi? Ticaret. Üstü neydi? Tavanı da neydi? İhanet. Şu anda tavanı bıraktılar madem bunu sordunuz şimdi siz Tavanı bıraktılar. İhanet eden tavan var ya Tavanı. İhanet. Kabul ediyorum. Söz çok doğru. Tavanı ihanet. İyi. Belediye başkanları, milletvekilleri, bakanlar. Tavan ya bunlar. Yüksek bürokratlar. Tavan ya bunlar. İl başkanları, ilçe başkanları. Tavan ya bunlar.
7. Bölüm
Bursa’da ne yapılmışlardı onlar ııı Türkçe olimpiyatlarını yaptılar. Parasını biz mi verdik ya? Büyük şehirlerde Türkçe olimpiyatları yaptılar. Paralarını kim verdi? Kim gitti konuştu oralarda? He oraya bir sendika kurmuşlar. Memurların o sendike üyü olan memurların hepsini al aç ya. İyi aldı tamam. İyi. Gitmiş al barakaya adam para yatırmış. Tamam. Cemaatin adamı tamam. Al içerisinde. Aldı. Hepsinin işine son ver. Verdin. Iyi. Ya bu Albaraka’yı açmaya müsaade eden banka denetleme kurulumundaki adamları ne almadın? Okullarda öğretmenlik yapanları, öğretmenliklerini hepsinde ne yaptın? Iptal ettin. Iyi. O okulları açıkta tutan milli eğitim müdürlerini ne almıyor? Il milli eğitim müdürlerini, ilçe milli eğitim müdürlerini.
Al. Madem tavanı ihanet bunun. Değil mi? Öyleydi. Bekliyorum ben darbeden beri ulan tavanı ihanet eden şu tavandaki kimler bir kim alınacak? Ya adam neydi o? Adil. Adil öksüzü al ya. Adil öksüz buharlaştı. Başkaları buharlaştı. Suriye üzerinden, Lübnan üzerinden nereye gidiyorlar? Suriye üzerinden, Ürdün üzerinden nereye saklanıyor bunlar? Suriye üzerinden, Suriye’deki kargaşanın bir sebebi bu mu yoksa? Suriye üzerinden, Lübnan üzerinden, Ürdün üzerinden gidenler var. Kuzisi yol mu açılıyor oradan gitmek için? nerede bu tavandan kim aldılar? Söyleyin bana. Madem ki bunun tavanı ihanet katılıyorum. Katılıyorum. Yerden göğe kadar katılıyorum. kimi aldılar? Siz şimdi yarın öbür gün geldi topluyor.
Sizin hepiniz de topluyor. E ben meydandayım, ortalıktayım. Neden? E siz toplandınız, zikir yaptınız. O bu adamlar toplandı zikir yaptı. Kendi kafasından mı yaptı? Kendi kendine böyle bir gün kalkıp hadi ya bu gece toplanalım zikir mi yapalım dediler? Ya önce beni götürecek adam mı? Yirmi sekiz Şubat’ta beni götürüyordu adam. Başka kimseyi götürmüyordu. Sebep? E götürüyordu beni. Sen irticacısın, sen Atatürk düşmanısın. Sen irticanın yeşil sermayenin başısın. İyi. Haydi bakalım, incele bakalım, soruştur bakalım. Bak bakalım. Milletin içerisine girip şey yapıyorlar. En sonunda benim borç senetlerimi getirdiler. Birine bir borç senetim var, birine bir borç senetim var, birine bir borç senetim var.
Fotokopilerini getirdi. Hatta böyle yaptı. Bunlara ne diyeceksin dedi. Baktım. Benim senetlerim dedim. Ne bunlar dedim borcum var dedim. Bu arkadaşa dedim elden borcum var. Parayı dedim salona attı da gitti bu dedim. Helalı olsun dedi bana dedim. Ben de olmaz ben böyle para kabul etmem. Gel sana bir tane senet vereyim dedim. Zorla senet verdim buna dedim. Bu dedim benim bana parasını helalı hoş eden adama verdiğim senet dedim. Isterseniz alın getirin dedim. Benim karşımda konuşsun burada dedim. Onlar zaten konuşmuşlar. Dedim bu adamdan kumaş aldım dedim. Bu da dedim zorla kumaş sattı bana. Ben dervişlerle alışveriş etmek istemiyorum. Bana kumaş satma dedim dedim. O abi sen batacaksa sende batsın dedi sattı bana dedi.
8. Bölüm
Şimdi de battı dedi. Batacaksa sende batsın dedi bana dedim ben. Batmayacak zannettim battı dedim ben. Tamam bu dolar borcu benim ona dedim. Borcum benim imzam. Bu da dedim bu adamdan da kumaş aldım dedim. Bu da dedim bu veriyor diye verdi bana dedim. Ben de verme dedim dedim. Ben batarım. O dedi ki dedim ben batacaksa ben sende batsın dedim. Bununki de öyle battı dedim. Bu üç tane senet üçü de benim borcum dedim. Senet var ellerimde dedi. Böyle durdu. Ne oldu dedim dolandırıcılıktan dava açmış dava mı açmışlar yoksa bana dedim. Tık yok. Şunu diyemedi bana. Filancanın parasını yemişsin. Ne yapıyor? Tavandaki adamı alıyor. Yetti Şehir Efendi’ye çağırdı Nevşehir’den. Şey Efendi aradı Allâh rahmet eylesin.
Mustafa Efendi beni çağırıyorlar oğlum dedi. Siyasi şubeden dedi. Efendim gitmeyin dedim. Bekleyin. Benden haber bekleyin dedi. Allâh rahmet eylesin. Muhsin Yazıcıoğlu’na kadar ulaşıldı. Muhsin Yazıcıoğlu’ndan referans aldık dedik. Kime gidelim oraya? O da dedi ki terörle mücadelenin başındaki amir bizim kardeşlerimizden onunla görüşüldü. Onun yanına gitsin. Siyasi şube müdürü de onun arkadaşıymış. Oraya gelecek ifadesi alınacak dendi. Şey Efendi gitti terörle mücadelenin şeyine ne o? Şey Efendi cumadan sonra aradım. Dedim efendim siyasi şubeye değil. Direkt terörle mücadelenin odasına gidin. Haberi var. Sizi bekliyorlar. Ifadenizi de orada alacaklar. Siyasi şube müdürünü de oraya çağıracaklar dedi.
Allâh rahmet eylesin. Gitti oraya. Sormuşlar bu Mustafa Özbağ ne diye? Dergahın şeyhi demiş. Demiş hacı baba sen nesin? Ben de Nevşehir’in zakiriyim demiş. Demiş her yerde bu Mustafa Özbağ konuşuluyor. Kim bu demişler? Demiş dergahın şeyhi o demiş. İzmir’den aldım Bursa’ya gelirken bana dedi ki hakkın helal et. Helal olsun efendim dedim. Oğlum hakkın helal et. Helal olsun efendim. Oğlum ben bir şey dedim. O yüzden hakkın helal et. Efendim ne dediyseniz dedim. Hakkım helal olsun dedim. Gene sormuyorum ne dedin diye. dedi ki çağırdılar ya dedi evniyete. Evet efendim dedim ha. O zaman dedi iki de bir de seni sordular. Bu kim Mustafa Özbağ diye dedi. Ben de dedim ki dedi dergahın şeyhi. O yüzden dedi.
Senin bir de biraz dedi. Şimdi dedi sıkıştırırlar. Senin üstüne gelirler. Haberin olsun dedi. Helal olsun efendim dedi. Biz gider yatarız. Genç adam sıkıntı yok. Siz ümmeti Muhammed’e lazımsınız efendim dedi. Şimdi dedi Bursa’ya gideceğim dedi. Bursa dedi. Buna benzer söyleyeceğim dedi. Iki tarafta dedi. Arkadaşlar seni biraz tiftikler. Buna da haberin olsun. Bunu söyleme. İyi mi dedi. Söylemem efendim dedi. Siz biliyorsunuz malum kimlere söylediğini oğlum. Ondan sonra bir fırtına koptu. Şeyhlik yapıyor zaten niye? Ondan sonra bir curcınadır koptu. Şeyhlik yapıyor diye. Şükür hamdolsun. Şikayet yok. Şimdi ne yaptı? Yirmi sekiz Şubat’ta tavana aldı. Tabanla işi yok. Ha o zaman tabanla da işi vardı.
9. Bölüm
Dersleri de basıyorlardı. Herkesten ne oldu? Çimlik. Mustafa Özba adres bu. Kameraya çekiliyordu. Oh elhamdülillah. Siz bununla gurur duyun. Kameraya çekilenler. Eee taban taban bu. E şimdi ne yapıyorlar? Tavan duruyor. Millet vekilleri duruyor. Belediye başkanları duruyor. Yüksek bürokratlar duruyor. Duruyor. Bir de ne diyorlar şimdi? Eee memurlar. Aa bir kalemde hepsini de ne o? Il işini kestin, kestin. Ne oldu memur zaten? Öğretmen memur neyse işçi neyse. Eee kardeş bürokratlar, genel müdürler, genel müdür yardımcıları, personel daire başkanları nerede? emniyetteki müdürler nerede? nerede? Eee biz de şimdi kalkacağız üniversitede okuyan çocuklarla kavga edeceğiz şimdi. Biz de kalkacağız şimdi bakacağız bu öğretmana FET Hocu mu değil mi?
Seni gidip FET Hocu seni. Eee yarın öbür gün bu hükümet gitti başka hükümet geldi. Bütün Suviler devlet hainidir dedi. O da dönecek bize diyecek sizi gidiyor devlet hainleri sizi. Sizi gidiyor millet hainleri. Ya ne yaptık? Darbe mi yaptık biz? Milleti mi öldürdük? Bu ayrı mesele. Eee tavana dokunulmuyor. Tavana dokunulmuyor. Ne varsa tavan öyle duruyor. Üniversitede FETÖ’ye mensup kişilerle muhatablığımız nasıl olmalıdır? Bak bir tane daha soru aynı şekilde. Allâh bizi yiyesin inşâAllah. Kişi kendi cinsel organına eli değdiğinde abdesti bozulur mu? Abdesti bozan hallerin içerisinde değil hanefilerçe bu. Ama Türkiye’de böyle bir öyle fetvalar duyuyoruz ki biz. bir kimse gitse çok basit bir İslam ilmihali alsa orada abdesti bozan şeyler okusa mesele bitecek.
Ama onunla bitmiyor. Neden? bir kimse filancı hazretleri böyle fetva verdi. Allâh’ım bakıyorsun ya işin içinden çıkmak mümkün değil. haçtan geliyoruz. Haçtan gelirken bilmem hangi Seyda hazretleri fetva verdi. Sabah namazı kılacak millet. Abdestsiz olanlar var. Herkes uçağın şeyinde ne olur? Tuvaletinde abdest alacağım diye uğraşıyor. Fetva birinci fetva. Eee ne o? Uçağın tuvaletinde abdest almayın, yangın çıkar. Ikinci fetva. Üzerinizde muhakkak tozlar vardır. Üzerinizdeki muhakkak tozlu olduğunuzdan dolayı üzerinizde böyle teyemüm edip veyahut da bir tane de secdade çıkardılar orta yere. Birisi de secdade tuttu. uçakta sağda git, sola git, üfle, yeligey gibisinden bir tane secdade secdadan üzerine böyle teyemüm edecek.
Ama Seyda hazretleri böyle bir hangi Seyda’sa fetva vermiş. Allâh’ım diyorum kendi kendime. diyorum yeni bir teyemüm çıktı orta yere. üzerin tozludur. Üzerindeki toza ondan sonra teyemüm edeceksin. Veya secdadenin üzerindeki toza teyemüm edeceksin. Öyle namaz kılacağım. Bir de diyor ki sonra da diyor eve gittiniz de abdestinizi yeniden alıp namazlarınızı iade edin. Dedim ya önce dedi ki namazınız namazdır dedi. Namazı namazdır dedi. Ondan sonra dedi ki eve gittiniz diye ya dedim. Ya dedim namazı namazsa neden iade ediyor? Madem namazı namaz neden iade ediyor? Ne tedbir amaçlıymış. Bir de tedbir amaçlı. Şimdi bu fetvayı duyduktan sonra her türlü fetva duyabilirim ben. Bakın bu fetvayı duyduktan sonra her türlü fetvayı duymak mümkün.
10. Bölüm
Oysa bir küçücük ilmi hal. Aşçak teyemümün farzı iki hanefiye göre farzını söylüyorum. Niye? Bir de toprak ve toprak cinsi bir şeye darp etmek. Toprak ve toprak cinsi. Kiremit olabilir, taş olabilir, alça olabilir, fayans olabilir. Toprak ve toprak cinsi. Yanımdaki muhterem Hacı Efendi de bilmiyorsa biz onun ben ilk etapta onun ne olduğunu onu Yûnus yerini değiştirdi ben benim yerim pencere dibiymiş. Adam kalkmak istemedi. Yûnus böyle durdu, ısrar etti kalkın diye. Neyse böyle bekleyince, hareket etmeyince adam böyle kaldı. Neyse çekildi. Bir önce bir selam sabah vermedi. Sonradan açıldı bu fetvadan sonra adam. Aklına geldikçe üzerinde vuruyor. Ben sabah giydim bunları. Üzerinde toz yok gidiyor.
Nasıl bundan teyemüm alacaksın diyor. Ben önce sustum. Sustum. En sonunda dayanamadım. Dedim ha. Hacı Efendi sen dedim üzerinde zaten toz yok. Böyle de dedim. Teyemüm yok. Dedim teyemüm. Farzı iki. Birisi dedim normalde niyet etmek. Öbürkü dedim toprağa darp etmek. Bu kadar dedim. Farzı iki. Tabii bazıları farzı dört söylemişler. Niyet edecek, darp edecek. Birinci darpta ııı yüzünü bir ikinci darpta da kollarını bitecek. şimdi bu burasını ııı es geçmiş olmuyor. Her neyse bu fetvayı duydum ya ben. Bir adam üstüne de darp ederekten teyemüm edebilir diye bilmem hangisi Eda Efendi Hazretleri fetva verdikten sonra şimdi de bir kimsenin cinsel organına dokununca kendi cinsel organına abdesti bozulacağını hükmedebilir insanlar.
Evet. Hanefi’ye göre söylüyorum. Hanefi’ye göre söylüyorum. Türkiye’de insanlar erkeklik organının ucuna çöp batıracağım diye pamuk tıkacağım diye uğraşıyorsa iş çığrından çıkıyor. Adam diyor ki ucuna ne o? Bir şey tıkacak. Dedim arkandan çıkanı ne yapacaksın? Ben ciddiyim bu konuda. Bir fetva veriyorsun. Adamın normalde küçük abdest yeri var, büyük abdest yeri var. Adamın küçük abdest yerini tıkamaya fetva verince büyük abdest yerini de tıkamaya fetva verecek. Böyle çarpık bir şey olur mu? Dedim iyi. Hadi dedim küçük abdest yerini kibrit çöpünden pamukla hallettim. Büyük abdest yerini ne yapacaksın dedim. Bakıyor benim yüzüme adam ciddi ciddi. Ben de ciddiyim o da bakıyor şimdi. Dedim git sor hocalarına.
Oraya ne tıkacaksın? Sinirlenmişim. Dedim git sor bakalım. Bizim oralarda dedim. Bir şey tıkamak için söğüt ağacını kullanırlar. Söğüt ağacı dedim. Islaplığı görünce şişer dedim. Tıba gibi mi tutacak adam? Böyle bir mantık var mı? Bakma bak. Bak. E bizde de var. Biz bir tane ilmal kitap alıp okumuyoruz ki. Hala da soruyorlar saç boyası caiz mi? Hala da soruyorlar tırnaklarımızı oca sürdüğümüzde abdestimiz olur mu? Bizim toplumumuz bir tane İslam bil çok basit ya Ömer nasıl bilmem bir İslam ilmali. Kudurinin muhtasırı tek ciltlik. Ilmali. Git iki ciltlik emanet ehliyet al. Eyvallâh. Adili ağır geliyor. El hidayel dört ciltlik. Teharika. Karşılaştırmalı. Takım elbiseye altı yüz lira veriyorsun.
11. Bölüm
Yedi yüz lira veriyorsun. Sekiz yüz lira veriyorsun. En takımı üç yüz lira. Ayakkabıya üç yüz lira veriyorsun. Beş yüz lira veriyorsun. Veriyorsun. Bir kadın ete kalacak yüz elli lira, iki yüz lira gezmediği çarşı mağaza kalmıyor. Ve bir pantolon alacaklar kadın erkek yüz lira, yüz elli lira, iki yüz lira. Çarşı mağaza kalmıyor. El hidayet dört cilt. Evine al. Almakla yetmedi. Oku ya. Iki sayfa oku. Üç sayfa oku. Ondan sonra adamın birisi çıkıyor, plastikten sana teemmüm ettiriyor. Koltuğun üzerine de vurabilirsiniz. Adamın demek ki üzerinde hiç yıkanmamış, hiç temizlenmemiş üzerinde tost tabakası oluşmuş. Adamın kumaşın üzerinde tost tabakası varsa ve kumaş görünmüyorsa onun üzerinde evet darbe edilip teemmüm edilebilir.
Ama kumaş görmeyeceğim. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Bir sohbetinizde hiçbir şeyin bana gerekli olduğunu, ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum demiştiniz. Bu konu hakkında bize aydınlatır mısınız? Şatıat etmişim. Aklım yokmuş o esnada. Insanlar bir tek Allâh’a muhtaç ve ihtiyaçları vardır. Bir kimse sadece kendini Allâh’a ve Allâh’a muhtaç. Sadece ona ihtiyacı olduğunu düşünürse imanı kemale erer. Ve her istediğini ondan isterse her isteyeceğini imanı kemale erer. Her isteyeceğini her ne ihtiyacı varsa ihtiyacını ona söylerse imanı kemale erer. Bir şeye ihtiyacın olduğunu düşünürsen onun kölesi olursun. Oğunsuz hareket edemez hale gelirsin. Bu sende bağ bağ üstüne attırır. Ama ihtiyaç olarak sadece Allâh’a ihtiyacın olduğunu sadece ona muhtaç olduğunu varlığın yaratılmışın hepsinin de fakir olduğunu gerçek zenginin ganinin Allâh olduğunu düşünür iman edip ve o ganiler ganisinden ister ona dayanırsan her şeyin zengin olursun.
Her şeyin zengini olursun. Her şeyin zengini olursun. Her şeyin. Ona yaslananlar, ona dayananlar. Bakın ne diyor hadisi kutsi de birinin zenginliğinden dolayı ona itibar edersen dininin yarısı gider. İman tehlikede neden? Sen onun zenginliğinden dolayı hürmet ettin, hizmet ettin ona. Onun zenginliğinden dolayı sustun. Onu zengin gördün. Zengin göreceğin şey Allâh. O esnada gaflete düştün. Asıl ganiyi unuttun. Asıl zengini unuttun. Asıl âlimi unuttun. Asıl mürşidi unuttun. Asıl rezak olanı unuttun. Asıl kuvvet ve kudreti elinde tutanı unuttun. Asıl hakimiyeti elinde tutanı unuttun. Asıl adaleti elinde tutanı unuttun. Onu unuttuğun için zaten dininin yarısı gitti. Bu sadece zenginlikle alakalı değil.
El âlim olan Allâh, el mürşid olan Allâh, Kerim olan Allâh, latif olan Allâh, kudret ve kuvvet ayakta tutan Allâh, tevvab olan, tövbeleri kabul eden Allâh, affeden, gafur olan Allâh, seni yüceltecek olan Allâh, seni aziz edecek olan Allâh, seni kendine dost edecek olan Allâh, Allâh. Onu unuttun, imanın gitti. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Ozan kardeşimiz hasta evet. Ozan kardeş hasta, doktor biraz daha yatacaksın demiş. Allâh hayırlı şifalar versin inşâAllah. Kardeşimizle ilgilenin inşâAllah. Allâh bütün sınava girecek olanların sınavlarına yardım etsin inşâAllah. Bir hatim varmış. Dua devşirecek olan inşâAllah o hatim dua hatim bir de Allâh izin verse inşâAllah hediye etsin inşâAllah. Bu vardı ya ııı hadislerle tasavvuf ondan birkaç tane hadîs okumaya başlamıştık ya yine inşâAllah çok eleştiri almamıza rağmen çok hadîs okuyoruz diye biz yine hadislere devam edelim.
12. Bölüm
Üçüncü hadîs herhalde iki hadisi okuduk galiba. Evet üçüncü hadîs. Ebu Hureyre radıyallâhu anh hazretlerinden Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ashabından bazı kimseler ona gelerekten gönüllerimizden öyle şeyler geçiyor ki herhangi birimiz onları söylemeyi bile büyük bir suç sayıyoruz diye sordular. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hakikaten böyle bir şey hissettiniz mi diye sordu. Ashab evet bazen böyle duygulara kapılıyoruz dediler. Bunun üzerine Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu imanın ta kendisidir dedi. Bu imanın ta kendisidir. Bizim gönlümüze dilimize getiremeyeceğimiz vesveseler gelir. Namaz kılarken gönlünden bir ses yükselir.
Allâh yok. Allâh’ı zikrederken içinden bir ses yükselir. Ne işin var burada? Ne bu? Zikrullah mı var ki zaten? Bak geçenlerde filanca profesör de böyle bir toplanıp Allâh demek yok. Ne işin var ki burada? Vesvese insanın bunu diline düşmesi mümkün değil. Peygamber hatasız olur mu öyle bir şey ya? Bak üç tane dört tane profesör toplandılar televizyonda dediler ki onun da hatası vardır. Ne şimdi Mustafa Özbağı hatası yoktur diyor. Bir insanın hatası olmaz mı? Bak o da bir beşer sonuçta. Onun da hatası vardır. Gönlünden geçiyor ya. Bunu dile getiremiyor. Dile gelme işi imanından, dile gelme işi edebinden, ahlakından, terbiyesinden dile gelmiyor. Dile gelmeyecek vesveseler. Bakın dile gelmeyecek vesveseler.
Ben en büyüğünden aşağı doğru geliyorum şimdi. Allâh’ı inkar etmek. Melekleri inkar etmek. Peygamberleri inkar etmek. Kitabını inkar etmek. birisi de çıkıyor ya Hz. diyor ki Hz. Muhammed de demiyor. Diyor ki Muhammed Mustafa kafası çalışan bir adammış. Bir kitap yazmış. Arapları böylece o kitabın etrafında toplamış. Çok zeki bir kimseymiş diyor. Haşa. Böyle ayaklı şeytanlar var ya. Onların sözleri de var. E kalbe geliyor. Peygamberin peygamberliğiyle Cenabı Hak’ın göndermiş olduğu kitapların üzerinde vesvese. Veyahut da normalde aşağı doğru iniyoruz ya. Ya neymiş şeyhmiş ulan adamın teki ya. Ya Mustafa abi ne anlıyorsun sen ya? Ya sen akıllı bir adamsın. Ağabey misin sen bizim ağabey ya? senin kalkıp da bu Neyşehir’den gelen bu adamın peşinden gideceğini düşünemiyorum ağabey ya.
Bana söylüyorlar. Vesvese ulan doğru ya. bu adam ne ki yani? Hatta birisi öyle dedi bana. Ben onun konuştuklarını konuşurum dedi. E dedim hadi konuş sana şey olarak fiyat edeyim ben dedim. Nasıl yan dedim? Bas be dedim. Hadi konuş. Sohbet et. Ben sana biat edeceğim. Çok basit. Dile getiremez ya. Bunlar o kimsenin iman yolunda olduğunu. Imanının olduğuna işaret. Ve şeytan başka badişevde diyor ki şeytan iman olan kimseye vesvese verir. Bir evde bir hazine olacak. Bir mal olacak ki şeytan oraya hırsız diye hırsız oraya girsin. Cibulu insanın evine ne hırsız girsin? Hoş tabii hırsızlar da arsız şimdi de. Geçen gün adam yazmış sayın hırsız kardeş. Buradan alacak olduğun kabloların parası yirmi lira.
13. Bölüm
Ben buraya elli lira bıraktım. Bu parayla al, yiyin iç, helalı hoş olsun. Kabloları elleme. Hırsız cevap yazmış. Bu elli liraya al. Benim alacağım kabloları sen tamir et yerine taktı. Bu benim zevkim demiş. Adam mesleğine saygılı. Adamın işi mesleği bu. Sen ona hazır ol, oraya bir trilyon koysan, desen ki bu kabloyu dokunma. burada bak kablonun on katı fiyatı var burada. Bunu al. Adam mesleğine saygılı. Diyecek ki sen bu parayı al. Benden sonra yaptığım hatta demiş ki bu yirmi lirayla sen demiş. Şey yap, ne o? Burayı harca, üstün de ye sen demiş. Ha elli lirayı kendisi koymuş. Ha bu ben yine de bunu alacağım diyor yani. Demek ki hırsız olan yere geliyor. Şeytan da iman olan kimseye gelecek. Şimdi bazen arkadaşlar diyor ki ya şeytan sufiye musallat olacak. şeytan yutmuş içine onlar ne uğraşsın?
Şeytan kolunu takmış onlarla ne uğraşsın? Zaten onlar arkadaş. Onlar dost zaten bir sıkıntı yok. Dost dostla dostluk eder, düşmanlık eder mi? Etmez. Birisi anlattı o şeytanı taş atarken dahi öyle atıyormuş. Şeytan kardeş prosedür gereği atıyorum diyormuş. Döndüğümde beraberiz gene diyormuş. Döndüğümüzde beraberiz gene. Prosedür gereği hacı olacak ya. E şeytan taşlamakta şart, vacip. E ne yapsın? Adam diyor çok affedersiniz şeyci, gıgıcı. düğünlere gider, ondan sonra millete eğlendirilmiş. Hasbel kader hacca gitmiş. Yanındaki nereden duyuyormuş? Şeytan atıyor ya diyormuş ki şeytan kardeş prosedür gereği atıyorum. Döndüğümüzde beraberiz gene. E şimdi dostsa onunla söyleyecek bir laf yok. Zaten dost.
Ama öbür türlü iman eden şeytanın düşmanı. E o ne yapacak? Ona vesvese verecek. Namazda, abdestte, oruçta, zikirde, salih insanlarla beraber olmakta, dervişlerle beraber olmakta yanındakine bakıyor. Bununla beraber mi olacağım şimdi? He he. Nesi var onun? E onun kariyeri düşük ya. Tüccar değil, doktor değil, mühendis değil, zengin değil. Hele Çanakkale’ye gider, Halit’in etrafını görürse adam kafayı kırar gider. Uçar adam. Bozar kendini. Veya böyle kenarda böyle mahallelerde dersler olur böyle. Evler gösterisi değildir böyle şeydir. ne diyorlar ona şimdi? Kenar mahalleleri. Varoş. şimdi burada da rutubet var ya birkaç kişi böyle üzülerek söylüyoruz ama hakkınızı helal edin. Başka bir yeriniz yok mu?
Çok rutubetli. Ben de cevap yazıyorum. Ömrüm rutubetten kurtulmadı diyorum. Dergaha girdim rutubetin içindeyim. Öleceğim gideceğim rutubetin içindeyiz. Rutubet olmasa da rutubet peyda oluyor orada zaten. Ama öyle bekliyor öyle o. Nereye gidecek bunlar diye? bir yere gidiyoruz biz. Aa bir ders, iki ders, üçüncü ders, duvarlardan geliyor. Diyor mu? Buraya da geldi. Ben böyle bakıyorum. İstanbul bildiğiniz dükkan ya. altı boş, bodrum var altında mı? Böyle derli toplu. hiçbir şey yok. Oh dedim ha içimden. Nereden dedim? Dedim ki ya harika ne güzeldi dedim. Rutubetsiz bir yer oldu dedim içimden. Allâh’ım üç ay sonra bir baktım rutubet. Şimdi burada hasta olmuyorum İstanbul’da hasta oluyorum rutubetten.
14. Bölüm
Sen misin diyen? Ya burada rutubet yok herhalde de. Lan sana ne işte? Otur. Allâh’ı zikret. Ne işin var senin rutubetle? Yo bizde de dil durmuyor. Dedim iyi rutubetsiz bir yer bulmuşlar dedim ben. Ilk defa dergâh hayatımızda dedim rutubetsiz bir yer olacak. Yok nerede şimdi nasıl rutubet var? Buranın rutubetini öper başınıza korsunuz. Bak buranın rutubetini öper başınıza korsunuz. Şikayetim yok ha. Sakın İstanbullular duymasın desem duyacaklar da. Şikayetim yok ama mübarek yerden akıyor sanki. Ya da beni bekliyor. Böyle ne zaman gelecek? Bir gel. Gidiyorum rutubetin içindeyim elhamdülillah. Şimdi kimisi de öyle ya. Bana yazmışlar. rutubetsiz bir yeriniz yok mu? Oraya geliyoruz zekullaha. Ondan sonra ama rutubetten perişan oluyoruz.
Ben de yazdım. dedim ben kurtulamadım yirmi dokuz yıldır. Beni takip ediyor dedim. O yüzden söyleyecek bir lafım yok dedim. Heptir rutubetle elhamdülillah. Kurtulamıyoruz ne evde ne dergahda. Ha diyeceksin ki ya evde var elhamdülillah. Var hamdolsun. Bakıyorum tavanından akıyor. Bak diyorsun ya nereden akıyor? Nafız koş koşuyor şimdi nafız geliyor. Oğlum bak diyorum lan orta yerden akıyor. Nerede nafız? O da benim bakıyor. Ondan sonra ben oraya diyor tamir edeyim diyor. İyi nafız ne yapacaksan yap oğlum diyorum. Orta yerden akıyor bak diyorum ben tamam mı? Nafız her sene tamir ediyor. Gene akıyor. Gene rutubet var. He? Var değil mi? Var. Aşağıdan da var. Sanki aşağıdan yukarı donduruyor sanki.
Demek o kol geziyor öyle değil mi? Rutubet evet. Kol geziyor. Ben artık şey mi? Ne oldu? Mücadele etmiyorum. diyor ya ııı tabiinden bir kimse ben diyor yıllardır demirciliği bırakmak için uğraştım bir türlü diyor bırakamadım. En sonunda demircilik beni bıraktı diyor. O zaman kurtuldum demircilikten. Biz de herhalde rutubetten ne zaman kurtulacağımızı bilmiyoruz. En son bizi terk ederse rutubet bizi terk ederse o zaman rutubetten kurtulacağız. O bir türlü rutubetten kurtulmamız mümkün değil. Ama şeytan vesvese veriyor. Adama diyor ki gideceksin orada zikrullah da rutubet var. Bir de biraz da şimdi olacak ya zikrullah başlayınca rutubet, ter, hararet e sucuk gibi oluyorsun. Bir de ne güzel kokuyor mübarek ya değil mi sonra?
Bize mübarek geliyor da vesvese girdi mi kalbe mübarek gelmiyor. Diyor ki çok kötü kokuyor. Ulan diyor kendi kendine. Ben diyorum ya kardeş kusura bakma ama ilk defa sizden böyle bir kötü kokuyor diye şikayet geldi. Hiç bize diyorum kötü kokuyor diye herhalde biz bana söylemediler size söyleyememişlerdir diyor. Ben bir dost olarak size söylüyorum. Şimdi desem ki buradakilerin burası kötü kokuyor mu? Hiç kimse diyecek ki hayır, kokmuyor. Zaten kokuyor diyen Ali öyle dikecek kafasını. Sonra sorarım gibisinden. Öyle içinden kol gezdiriyor şimdi. Birisi acaba korkacak der mi diyor. Desen ne yapacaksın? Allâh muhafaza eylesin. O yüzden vesvese imanla alakalı meselelerde gelir. Salih amel işlerken gelir.
Salihlerle beraberken gelir. Salihlerin yolunda giderken gelir. Peygamberlerin yolunda giderken gelir. Dile gelmeyecek sözler o zaman gelir. Bu da sizdeki imandandır. Allâh bizi o iman ehlinden eylesin inşâAllah. Lâ ilâhe illâllah. Habib Muhammeden Resûlullâh cemiyenin biayir ve’l-mürselîn. Elhamdülillahi Rabbil alemin. el-Fâtiha maal salawat. Âmîn. Destûr.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Sünnet, Şeyh, Silsile, Şükür, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı