Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

543. Dergâh Sohbeti – Faiz ve Dârülharp, Mevlânâ Sözleri, Nefis Terbiyesi ve Zikrullahsız Meclis

Bankalardaki faiz meselesi ve dârülharp hukuku, "en hakiki mürşid ilimdir" sözü, mü'min için sıkıntı ve imtihan, Mevlânâ'nın ayrılık-nefis-kadın sözleri, yemin ve lânetleşme fıkhı, dergâhta eleştiri yerine hizmet, aşırı vird yükü eleştirisi ve zikrullahsız meclisten dağılma.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bankalardaki altın hesabı caiz midir? Bunu defalarca söyledim, yine söyleyeceğim. Bir yaşadığınız ülkenin yaşadığınız bir ülke var. Bu ülkenin mevcut ceza hukuku, ticaret hukuku onun olsun da eşler arasındaki evlilik hukuku gibi ekonominin durduğu ticaret hukuku gibi bütün hepsi de Kur’ân ve Sünnet’e Kur’ân ve Sünnet’ten çıkarılan kaidelere, kurallara uygun değilse uymuyorsa ya da o devlet kendisini Kur’ân ve Sünnet’e bağlamadıysa orada bireyin kendi şahsi dini kalır. Bireyin şahsi dinidir o. O birey dini kendi şahsında yaşamak zorunda kalır. Geri kalan dışarıdaki hiçbir şey İslami değil çünkü İslam olmayabileceğinde, İslam olmayabileceğinde bankada şu caiz midir?

Banka bankadır. Bu caiz midir diye sormanın bir anlamı yok. Almanya’da yaşıyorsunuz, örneğin Almanya’da yaşarken banka caiz midir diye soracak mısınız? Sormayacaksınız. İngiltere’de yaşıyorsunuz banka caiz diye soracak mısınız? Sormayacaksınız. Neden sormayacaksınız? Çünkü orada İslam’ı bir düzen, İslam’ı bir sistem yok değil mi? Türkiye’de de İslam’ı bir düzen, İslam’ı bir sistem yok. O yüzden normalde kamu kurum ve kuruluşları bu ne olursa olsun devleti ilgilendiren bütün her şey dahil buna. Bunlarla alakalı bu caiz mi değil mi diye sormanın bir anlamı yok. Bakın sormanın bir anlamı yok. Bireyin kendi hukuku vardır. Örneğin ben Halit Hoca’dan elli bin lira borç para alırım. Veya Halit Hoca benden alır.

Ben derim ki aylık beş bin lira faiz alacağım. Bu faiz olur. Bu annesiyle Kabe duvarın dibinde zina etmiş gibi o kimse günaha girer. Veya Halit Hoca’yla bir ticaret yapmışızdır. Halit Hoca ödeyememiştir veya ben ödeyememişimdir. Buna bir fark alır. Ama o ama ben almış olduğu fark otomatikman faiz olur iki kişinin arasında. Iki mü’minin arasında o da. O zaman yine caiz olması. Ama bir kimse mü’min değil. Mü’min ne? Mü’min olmayanın arasında faiz yoktur. Bu hadiste sabittir. Mü’min ne? Mü’min olmayanın arasında faiz yoktur. Bankaları mü’min diyebilir mi? Mısınız? Diyemezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mü’min diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık demokratik insan haklarına saygılı bir hukuk devleti.

Öyle değil mi? Tanımlaması bildiğim kadarıyla öyle. Ilk kurulurken yalnız Türkiye Cumhuriyeti bir İslam Cumhuriyeti’dir diye ııı dini İslam’dır diye şey vardı, ibare vardı. Ondan sonra bu ibareyi kaldırdılar dini İslam ibaresini. Ama devlet kurulurken önce dini İslam olarak kuruldu. Sonradan dini İslam ibaresini kaldırdılar. Dinsiz oldu. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dini yok. Bu ayrı bir tartışma konusu. O yüzden bankada altın hesabı açtırabilir misin? Açtırılsın. Darül harf hukukuna göre bir Müslümanın bankayla olan alışverişinde faiz olmaz. Örnek. Evet. Örnek, Diyanet’in şimdi kendi bütçesi var. Nerede? Bankada. Diyanete bağlı Diyanet Vakıfı var. Hemen hemen Türkiye’deki vakıfların içerisinde en zengin birinci sırada.


2. Bölüm

Mal varlıkları ve nakit cash para. Çünkü bütün haç ömre şeyini ne o? Eee organizasyonlarını Diyanet Vakfı üzerinden yapılıyor. Diyanet Vakfı. O yüzden giden her ömreciden giden her hacıdan parasını alıyor. siz ömreye de gitseniz özel şirketle Diyanet’e bir para ödeniyor. Diyanet Vakfı’na daha doğrusu. Diyanet’e de değil. Diyanet Vakfı’na. Mesela hiçbir vakıf öyle haç ömre işi yapamaz. Diyanet Vakıfı yapar. Tek yetkili. Bizim Diyanet Vakfı elhamdülillah iyi bir şey. Turizm şirketi aynı zamanda. Her hacıdan, her ömreciden ister kendisiyle gitsin, gitmesin. Parasını alır. Ve işin enteresan noktası onun mührü olmadan da sen Mekke’ye, Medine’ye gidemezsin. Amerika’ya gidersin. Amerika’ya giderken Diyanet’e başvurmana gerek yok. ne bileyim herhangi bir Avrupa ülkesine gidersin.

Herhangi bir seyahat herhangi bir yere gidersin. Diyanet’e para ödemezsin. Ama Mekke’ye, Medine’ye gideceksen Diyanet’e para ödeyeceğim. Allâh selametle karsın. Allâh’ım. Cenâb-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. Estağfirullâh. En hakiki mürşid ilimdir. Bu söz hakkında ne düşünüyorsunuz? Söz her doğruysa bütün herkes için doğrudur. Ama ilim gerçekten müminin yitik malıdır hadîs-i şerifte. Ilim Çin’de de olsa gidin alınız demiş. O yüzden normalde ilim gerçekten insanı bu noktada kemale erdirir, erdirmez diyemeyiz. Çünkü ilim olunca zahiri, batını hepsi de girer. Ilim delilince ilmin bütün kategorileri girer. bu böyle bütün ilim sözü ııı normalde kocaman bir şemşiye. O yüzden o şemşinin içerisinde bütün ilimler girdi.

Tasavvuf ilmi de girer. Tarikat ilmi girer, tefsir ilmi girer. Ne bileyim hadîs ilmi girer, fıkıh ilmi girer, astrofizik girer, kimya, matematik falan hepsi de girer işin içerisine. Ve varlık tamamiyetle varlık bu ilim üzerine yürür. O ilmin altına girer. O yüzden söz doğru. Söze kalkıp da söyleyecek bir laf yok. Ayeti kerimede de hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu demiş. O yüzden ilim ehli ve bu noktada ilimle iştigal etmek büyük sevap. Bir Müslümanın hayatında bir sıkıntı ve dert yok. Her şey yolunda ise bir sıkıntı var mıdır? Derviş dertsiz olur mu? Zaten bir kimse mümin ise mümin bir kimse muhakkak başında bir sıkıntı bir dert vardır. Eğer mümin ise o kimse sıkıntısı dertsiz değildir.

Ama o kimsenin üzerinde bir sıkıntı bir dert yoksa otursun ağlasın kendine. Cenâb-ı Hak ayeti kerimede çünkü anne babalarınızla, eşlerinizle, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz demiş. O yüzden bir kimsenin üzerinde muhakkak bunlardan bir sıkıntı, bunlardan bir problem olacak. Üzerinde muhakkak bunlarla alakalı bir derdi, bir gamı, bir kasaveti, bir problemi olur. Muhakkak olur. Ve bir kimse mümin ise muhakkak bir sıkıntısı olur. Eğer yoksa bol bol tövbe etsin. Cenâb-ı Hak onu bu noktada demek ki sahabenin sözü bu. Allâh bizi unutmuş derlerdi. Bu gamlarla dolu olan bu canın aslı o alemdir. Her ayrılığın aslı buluşmadır. Hazreti mevlana. Ayrılık dediği dünya zevklerinden ilahi aşkı yöneliş mıdır?


3. Bölüm

Ayrılığa herkes bir mana verir. Hazreti Pir’in ayrılığı, Hazreti Pir’e sormak lazım. Ne manavra denir? Biz şimdi Hazreti Pir’in sözlerini kendi veçemizden, kendi kabımızda, kendi anladığımızdan şerh etmeye çalışıyoruz. Ama normalde sözün sahibine gidip bulmak lazım bu sözden ne diye. O yüzden Hazreti Pir ayrılıktan neyi kastetmiş? Ona gidip sormak lazım. Sen ayrılıktan neyi kastettin diye. E tabii kimisi bunu dünya ayrılığı olarak da nitelendirebilir. Kimisi bunu ahiret ayrılığı olarak da nitelendirebilir. Kimisi bunu Cenâb-ı Hak’ın kendi kün lafzıyla insanların ilmi ilahiyesinden sudur etmesini de onu da bir ayrılık olarak nitelendirebilir. Vücudunda nefsi ölen kişinin fermanını güneşe güneşte güneşte tabidir, bulutta.

Normalde bir kimsenin vücudunda nefsi ölen demek, nefsini terbiye etmek manasında her halde. Çünkü bir kimsenin nefsi ölmez hiçbir zaman. Nefsi ölürse mesela o su içmeye ihtiyacı duymaz, yemek yeme ihtiyacı duymaz, uyku ihtiyacı duymaz, dinlenme ihtiyacı duymaz. O normalde bir kimsenin bedeninin ayakta durması için nefis denilen oğluya ihtiyacı vardır. Cenâb-ı Hak bizim onunla beraber yaratmıştır. O yüzden buradaki nefsin ölmesi demek, nefsin ölmesi demek, nefsin terbiye olması demek. Bu manada o kimsenin bütün fiil ve sıfatlarının Allâh’ın fiil ve sıfatlarında yok olması demek. O yüzden eğer bir kimse nefsini terbiye eder, bütün fiil ve sıfatlarını Cenâb-ı Hak’ın fiil ve sıfatında hiçlik noktasına getirir, orada yok ederse kendi üzerinde sudur edecek olan bütün fiil ve sıfatları Cenâb-ı Hak’ın fiil ve sıfatlarına addederse bütün kendi üzerinden sudur edecek olan bütün her şey.

Cenab-ı Hakk’a zapturap ederse o kimse nefis terbiyesinde çok önemli bir noktaya gelmiş demektir ki o zaman varlık onun emrine girer. O zaman güneş de ona tabi olur. Evet, bulut da ona tabi olur. Ay da ona tabi olur. Yıldız da ona tabi olur. Ama burada güneşi ve bulutu buradaki güneş ve bulutu siz zahir manada güneş olarak ve zahir manada bulut olarak nitelendirirseniz gene yayan kalır. Normalde bir kimse nefsini o noktaya getirirse nefsini o noktaya getirirse bütün manevi alem o kimseyi alkışlar, o kimseye ayakta karşılar. Bulutu da biz mecaz olarak görelim. Mecaz da ona tabi olur. Mecaz da ona tabi olur. Hakikat de ne yapar? Ona tabi olur. Sorunun devamı varmış. Nefis ölür mü yoksa bilinir mi demiş.

Nefis önce terbiye olunur. Terbiye olmazsa o kimse hiçbir şey olmaz. Orada nefsini bilmek demek, nefsini terbiye etmek demek. Nefsini bilmek demek senden istediklerinin, senden istediklerinin, senin yaptıklarının hangi vetçeye doğru, ner tarafa yol aldığını bilmek demek. Kötü ve rüsva şeytan ömrünü yok ettikten sonra ev zübe çekmek, Fatiha okmak, beyhudedir. Ama yine de gaflete düşmek feryat etmekten daha kötüdür ya. Hazreti Mevlânâ tövbe etmek faydasız mıdır bu noktaya gelince? Hayır normalde ııı bir kimse ömrünü şeytanın yoluna vakfetmiş, şeytana vermiş. Ondan sonra o şeytana verdikten sonra iş işten geçmiş, ecel gelmiş ona, o tövbe edeceğim diyor. Bu onunla alakalı mı? Bu kardeş mâşâAllah bugün mesnevi dersi yaptık dedi bize.


4. Bölüm

Yıldızlarımızı gizlemedikçe can güneşi bil ki gizlidir. Buradaki yıldızlar nelerdir? Normalde bir kimse kendi üzerindeki kendi enesine ve nefsine ait olan şeyleri geriye çekmedikçe o zaman o o kimsenin üzerinde Cenabı Hak’ın fiil ve sıfatları tecelli etmez. Görünüşte su nasıl ateşten üstünse sen de kadından üstünsün. Fakat hakikatta ona mağlupsun. Onu istemedesin. Hazreti Mevlânâ. Mağlup olduğunuz hakikat nedir? Kadındır. Hepimiz kadınlarımıza karşı mağlubuzdur. Atamız Adem aleyhisselâm’a Havva Hanım’ız gel dedi. O da arkasından tıpış tıpış gitti. Ye dedi, ye dedi. Erkekler kendilerince erkeklik yaparlar ama kadına mağlup dururlar. Bakarsın o oyun ne erkek. Eğer kadın havvaysa senin erkeklerinin bir anlamı yok.

Gel dedin de gidersin peşinden. Allâh’tan başka herkes düşmandır. Dost odur. Şu halde dosttan düşmana şikayet etmek olur mu? O noktada başıma şunu geldi, bunu geldi, bundan sıkıntı oldum, bundan dert gördüm derseniz o zaman Allâh’ı Allâh’ın kullarına şikayet etmiş olursunuz. Bir kişi bir konu için yemin ediyorsa karşısındaki buna ısrarla inanmamakta diretiyorsa her türlü yemin ediyor, inanmıyorsa ne yapmak gerekir? Bir insan bir sefer yemin eder, biter. Karşıdaki kimse o yeminden sonra hala da inanmıyorsa onun üzerine gitmenin bir anlamı yok. Yemin etti. Başka söyleyecek laf yok. Yeminin arkasından gelecek olan şey lanetleşme. Bu var, tavsiye edilmemiş çok. Bir kimse yemin etti, vallahi de billahi de, tillahi de ben böyle bir şey yapmadım dedi.

Öbürü ki diyor ki yaptın. Öyle denilince o zaman o kimse yeminine inanılmayan kimse yalancı hükmüne çıktı. İnanmıyorum diyen kimse ona yalancısın sen dedi. Ben senin yeminine inanmıyorum deyince sen yalan söylüyorsun dedi. Ve o kimse de yalan yere yemin etmiş oldu. Fıkıh açısından. Eee bunun bir daha yemin etmene gerek yok. Bunun bir çıtüstü lanetleşmek o zaman. O zaman yeminine inanmayan kimse şunu diyecek o zaman. Sen ben yemin ettim, yeminime de inanmadın. Hadi gel lanetleşelim o zaman. Bu tavsiye edilmemiş ama bu da bir yol. Lanetleşelim. Allâh’ın, meleklerin, lanetecilerin bütün laneti üzerim olsun, üzerine olsun. Ben bunu normalde yapmadım. Ben yapmadım derken yaptıysam benim üzerim olsun.

Sen sen yaptın diyorsun, yapmadım halde yaptın diyen sensin, ben yapmadıysam senin üzerine olsun. Lanetleşme bu. Fakat bu lanetleşme olduktan sonra bir kimse yalan yere lanetleşirse o kimse imansız öleceğine dair hadîs şerif var. Geriye dönüşü yok. Lanetleşmenin geriye dönüşü yok. O yüzden lanetleşme sıkılı, sıkıntılı. Vefa nedir? Vefasız kendileri denir. Vefa Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından bir sıfattır. Vefa bir kimsenin unutmamasıdır. Nankörlük etmemesidir. Size bir iyilik yapılmış, siz o iyiliği unutmazsınız. Size bir iyilik yapılmış, o iyiliğe siz nankörlük yapmazsınız. O zaman vefa ehli bir kimsesiniz. Vefasız kimlere denir? E bunun karşılığı da nankör olanlara, unutanlara, gaflete düşenlere de ne olur?


5. Bölüm

Vefasız denir. Allâh muhafaza eder. Yine uzun mâşâAllah ama okuyayım. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. Ona Hazreti Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem’e anlatmayı unuttu. Eğer o rüyayı peygamberle söyleseydi asla o evden dışarı çıkamazdı. Sema’dan beş yüz kere vahiy gelse bile bütün peygamberlerin ve velilerin özlediği bir sevgili konuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. Bu yüce olan Allâh peygamberi öyle ulu biri olduğu halde böyle zatların niçin özlüyordu? Ah kardeşler Ah kardeşlerime bir kavuşabilseydim diye hep oyunu sayıklardı. Bu birkaç meseleden ancak ev kudreti peygamberlerin haberi oldu. Bir gün onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberi olmadı.

Bir kısmı da onları görüp görüşmek mutluluğuna eremediler. Şemsettin’in tebrizi makalat soru bir. Bu açıklamaya katılıyor musunuz? Ve Şemsettin’in tebrizinin bir sözü ise bu noktada Şemsettin’in tebrizi hazretlerinin sözüne katılıp veya katılmamına normalde bakın şunu Hazreti Peygamber efendimizin sözü Şemsettin’in tebrizinin sözü Abdülkadir Geylan hazretlerinin sözü, Hazreti Mevlânâ’nın sözü Muhyiddin İbn Arabi hazretlerinin sözü. Bunlara böyle katılıyor musunuz? Katılmıyor musunuz? Sözü çok hoş bir söz değil. Şimdi katılmıyoruz desek onlardan daha yüksek bir idrak söz konusu olacak. Katılıyoruz desek o idrakı kabul edeceğiz. E daha ötesine gidemeyecek miyiz? Burada. Burada normalde katılıp katılmama ayrı bir söz. desek ki bunu şerh eder misiniz?

Burada ne demek istedi? Eyvallâh. Tamam. Katılır mısınız, katılmaz mısınız? Bu sıkıntılı. Burada Şemsettin Tebriz hazretlerinin sözünden ziyade çeviren çevirdiğini anladığı gibi aktardığından çok problem yaşanıyor. O da olabilir. aslında birçok ailenin sözünü onu çevirenin anladığı şekilde anlıyoruz. O da tefsirde sıkıntı var. Çok sıkıntılar var yani. Bu da olabilir. Ama normalde şimdi buradaki sonuçta Şemsettin’i Tebriz hazretleri Mevlânâ Canatır Numan hazretleri Mesnevî Şemsettin’in Tebriz’inin makalatı kendi el yazmaları değil. Makalatı Fısamet’in Çelebiye’ye yazdırdı. Pardon Mesnevî Fısamet’in Çelebiye’ye yazdırdı. Makalatı da sohbete katılan dervişler yazdı. E bunu da tabii bir normalde çeviren de var.

Bu noktada ben bunları inkar etmem hiç. bu bunları hiç inkar etmem var. Söylenmiştir. Söylemişlerdir. Öyledir. Ben bununla memur değilim. Cenâb-ı Hak bu sözden beni hesaba çekmeyecek. Bunu anladın mı anlamadın mı bundan hesaba çekmeyecek beni. Bunu bir kere yerli yerine yerleştirir. Ben derim ya biz yapmak zorunda olduğumuz işleri yapalım. Biz neyle mükellefiz ona bakalım. Eyvallâh ama bunları da okuyacağız mı okuyacağız. Bunları da anlamayı idrak etmeye çalışacağız. Eyvallâh. Ama bu soruyu soranla alakalı değil. Genel olarak sufilerde şöyle bir duruş noktası var. Bu genel olarak bütün herkes için geçerli. Bütün herkes bir şeyin en zirvesine ulaşmaya çalışıyor. Anında. Bütün bu normalde biraz acelecilik var ya.


6. Bölüm

Insanoğlu acelecidir. Bir an önce her şeye kavuşacak. Bitirecek her şeyi. Bu tüketim toplumu olmamızdan bütün ümmeti Muhammed’in tüketim toplumu olmasından kaynaklanıyor. Biz anında hazır gıda atacağız mikrodalgıya hemen o kimse orada mı kalsın? Şeytana yem mi olsun? Bana zaman zaman bu bununla alakalı değil de dergâh attan bunları neden atmıyorsun? Eee dedim gel sen otur at. Sen bir dergâh Allâh’ın izniyle Cenâb-ı Hak sana bahşetsin. Çalış çabala. Rabbim sana bir dergâh nasip etsin. Böyle de kardeşler nasip etsin. Sen at. küfür ettin de at. Hanımına hakaret ettin de at. Iki kişinin arasını bozdun de at. Yağın yattın at. Çamura battın de at. At herkesi sen. Senin dergan kalem gibi olsun. Harika.

Seviniriz. Mutluluk duyarız. Aç evini diyorum ben. Başla hemen çalışmaya. Nasıl yani? Evet. Evini aç, milleti davet et. Artık nasıl yapacaksan başla koşmaya. Eee ben öyle bir kimse değilim. Aha ben sana diyorum bak bütün diyorum dergaha ben bir anda çavuşluk veren insan. Sohbet ediliyordu. Şeyde sohbet ediyordu. Burada bulunan bütün kardeşler dergan çavuşu dedim. Hadi çalışın, koşturun. Zaman zaman burada da söylüyorum. Koşun. Sizin önünüze duran mı var? Kadını erkeği. Sen evinizi kullaha açtığında yasaklayan mı var? Aç evini. Ha örneğin atıyorum. Dik kaldırım da ders. Ne gün? Salı günü. Salı gün evine ders koyma. Perşembe de burada ders var. Perşembe günü de koyma. Kazartesi mi koyacaksın? çarşamba mı koyacaksın?

Cuma mı koyacaksın? Cumartesi de olmaz. Pekke var. Bursa için. Pazar günü mü koyacaksın? Koy bir ders ya. Toplayın. Ama sen ben bizim oğlan yapmayın öyle. Apartmanında kınları topla, arkadaşlarını topla, komşularını topla. Hadi sen ben bizim oğlan da yapın. Birbirinizi davet edin, oturun, yapın, ders. Herkes yapsın. Kadını erkeği. Bütün Türkiye’de. Engelleyen yok ki. Bir laf söyleyen de yok. İp gibi yap. Sen kalem gibi yap arkadaşlarına. Seviniriz. Ama sen oturduğun yerden şehlik yapmaya kalkma. Bu adamı dergahtan neden atmıyorsun? Bu filanca kimseyi dergahta neden tutuyorsan olsun. Bana özelden yazanlar var. Filanca yerdeki zakirin zakirlini neden almıyorsunuz? E çarpılınca da özür dileriz. ne özür diliyorum ki o zaman?

Akıl vermeyin. Biz akıldan kurtulmaya çalışıyoruz, millet bize akıl vermeye çalışıyor. Çalışın, koşturun. Herkes için geçerli bu. Yürüyün. Allâh yolunuzu açık etsin. Durmayın. Duruyorsunuz. Kadınlarda erkeklerde duruyorlar. Ondan sonra oturdukları yerden yazıyorlar. Filanca at filancayı tut. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap. Yürü kardeşim, bakın işinize. Önünüz açık. Çalışın, koşturun, gayret edin. Açın, şöyle bir duyayım, evleriniz de güldür güldür zikrullah oluyormuş. Bir gelsin o küçücük çocuklar bir evlerinize, halılarınıza, kilimlerinize bir koltuklarınızı bir altını üstünü getirsinler. Bir göreyim sizi. Oturduğunuz yerden klavyonun başında, millet ne o? böyle böyle yapanlar hizmette çalışır mı?


7. Bölüm

Çalışıyor kardeşim. Böyle böyle yapanlar ilahi söylüyor mu? Söylüyor biz de. Böyle böyle yapanlar semazenlik yapıyor mu? Yapıyor biz de. Böyle böyle edenler çavuştuk, zakirlik yapıyor mu? Yapıyor kardeşim. Sen bir dergâh kur, yaptırma. Yola çık. Beğenmiyorsan dersini ver, yürü git, bak işine. Lan burası nasıl bir dergahmış ya de. Eyvallâh. Biz öyle çok iddiasa bir bir kimse değiliz. Çok on numara düzgünüz de demiyorum. Değiliz kardeşim. Var mı aranızda yamuk olmayan? Herkes yamuk bak burada. Ben dahi. Öyle düzgün bir kimse ol, varsa gelsin aramıza katılsın, ona bakalım biz de kendimizi düzeltelim, hizaya geçelim. Ne güzel demiş değil mi? İsa aleyhisselâm ilk taşı demiş. Günahsız olan atsın. Insanlar alem ya.

Buradan şu çıkmasın arkadaşlar muhakkak ki en güzel ahlakla kendilerini ahlaklandırmak için uğraşsınlar. Haramlarını aşağı çekmeye gayret etsinler. Gerçekten eşlerinizi dövmeyin, sövmeyin, hakaret etmeyin, yapmayın. Eee kadınlar da serkeşlik etmesinler. Adamı zivaneden çıkarınca kadar uğraşmasınlar. Onlar da usturu bunu bilsinler. Onlar da yollarını düzelsinler. Onlar da adamları sık boğaz etmesinler. Herkesin bir istihabati var. Herkes kim kiminle istihabatinin üstüne yürürse bir yerden patlayacak ya. John teyze fazla sıkınca yalama oluyor, çıkıyor. Onu usdurunca sıkacağım. Fazla sıkarsan yalama yapar. Hepten bozulur. Hiç dikiş tutmaz. Bakın yalama yapar, hepten bozulur, hiç dikiş tutmaz. Bir derviş de aynıdır.

Sen onu çok sıkarsan birden yalama yapar. Adama sen gecede elli rekat namazı emret anında. Ya dur ya hoş geldin yirmi üç Nisan. Lan adam beş vakit namazı kılmıyor. Gece elli vakit namazı nasıl kılsın? Adama demişler ki gecede elli vakit namaz kılacaksın, otuz bin ya Allâh çekeceksin günlük. Bilmem kaç bin tane tövbe çekeceksin. Adam Mustafa Efendi’yi arıyorsun filan bir onun önünde. Hayırdır dedim. Tamam mı? Bir şey danışmam lazım dedi. Buyur dedim. Siz misiniz dedi. Estağfirullâh dedim. Benim adım Mustafa’yız. Söyle. Ben filan cezaatı intisap ettim. Allâh mübarek etsin kardeşim. Bana dedi otuz bin laf sayı celal verdi. Bilmem kaç bin tane tövbe verdi. Gecede elli bin e ne o? Elli rekat namaz kılacağım. bilmem ne.

Böyle bir sıraladı. Benim hayatımda olmayan şeyler. MâşâAllah subhanAllah. Dedim valla sen bunları yap. Ondan sonra siyah bir tane bizim İsa bir takke. Nerede İsa? İsa bir böyle takke dikmiş. O da oradan. Sen bunları yap dedim. Ben bunu sana hediye edeceğim bak dedim. sen dedim bunları yap. Gel dedim ben. Böyle devam et. Bunu ben sana hediye edeceğim dedim. Böyle baktı. Ha on iki dilimli dedim. Şeyh takkesi. Ben şimdi böyle baktı. Tebessüm ettim. Bu dedim derviş takkesi. Şeyh takkesi dedim. On iki dilimli olmaz. Kaç tane dedim şey pirden ders aldıysa o kadar dedim dilim olur. On iki dilim olunca dedim ben derviş takkesi olur. Bu derviş takkesi dedi. Gel sana dedim hediye edeyim. Yok dedi ben bunları yapamayacağımdan dolayı buraya gelse.


8. Bölüm

O zaman dedim gideceksin, helallık isteyeceksin. Diyeceksin ki dedim ben aşağıya indireyim. Olur mu ki dedi? Dedim olur, ne olmasın? Git dedim. De ki ben yapamayacağım bu kadarını. Lütfen benim dersimi aşağıya indirir misiniz? De dedim. Tamam mı? Bu gitmiş koşa koşa halife mi vekil mi neyse onunla görüşmüş ertesi gün gene yakaladı beni. Dedi ki olmuyormuş. Aa neden dedim ben? O dedi o dediler ki olmaz. Allâh Allâh dedim ya. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve selam hazretleri iyin hazreti demek ki dedim. Ona da dedim namaz fazlaydı. Musa aleyhisselâm dedi ki dedim ümmetin bunu yapamaz. Git Rabbine danış. Bu namazı aşağıya indirsin. O bir gitti dedim ha. Bir indirtti. Musa aleyhisselâm gene Rabbin Rabbine danış.

Senin ümmetin bunu kaldıramaz dedi. Gitti bir daha danıştı. Bir daha indirdiler. Üçüncüsünde beş vakti indi. Gene kaldıramaz bunu ümmetin senin. Git şunu bir daha indirt. Dedi ama utandım bir daha artık gidemem dedi. Hazreti Muhammed Mustafa dedim. Salallahu aleyhi ve selam. Ha demek ki dedim sizinki böyle değilmiş demek ki dedim. Bu durdu. Ya sen öyle bir şey söyledin ki şimdi dedi. Ortalık karman çorman oldu dedi. Benim işim o dedim. Hep karıştırıyorum ben mikser gibi dedim. Ama dedim bu sünneti Resûlullâh’ta var. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve selam hazreti dedi. Müracaat etti. Bunu ümmetim yapamaz dedi. Aşağı indirdi dedim ben. Sen bir daha danış onlara dedim. Ev var böyleleri de. şimdi bizde yok elhamdülillah.

Bizimkinler yamuk hep düzelteceğiz diye uğraşıyoruz. Düzelteceğiz diye uğraşıyoruz. Hep beraber düzelteceğiz inşâAllah. İsa Ebu Hureyre o hadîs inkarcılarının hiç sevmediği anam. Bu hadîs inkarcıları Ebu Hureyre deyince şeytan onları neresinden dürtüklüyorsa onlar hop oturup hop kalkıyorlar böyle. Bizde böyle Hazreti Mevlânâ’nın bir şey var ya, deyimi var ya diyor ki eşeğin kuyruğunun altına bir diken batarsa diyor eşek onu çıkarmak için diyor ha böyle tepinir koşar o diyor bununla uğraşırken diyor o daha da içeri girer huysuzlandırır diyor ya o tabir tam hadîs inkarcılarına uyuyor. Bu hadîs inkarcıları da böyle şeytan nasıl bir diken koyuyorsa onlara Ebu Hureyre deyince ipini koparmış eşekler gibi oluyorlar her biri.

Ipini koparmış bir eşek oluyorlar. Hatta böyle hadîs inkarcılarının huysusu böyle şeytan azapta gerek gibi tamam mı? Diyeceksin ki Ebu Hureyre’den bir hadîs var, tamam bitti. kafirlere bu kadar kızmıyorlar. Ya müşriklere, gavurları bu kadar kızmıyorlar. Masonlara bu kadar kızmıyorlar. Onların zaten eniştelleri oluyor da Mason. Kızmıyorlar. Hiç. Ebu Hureyre kızdıkları kadar. Bu hadisin karcıları çünkü böyle enteresan. Tövbe Erap’im. Bir taraflarına diken batmış eşek gibiler. Herhangi bir kavim bir mecliste Ebu Hureyre’den naklediliyor. Herhangi bir kavim bir mecliste bulunur. Orada Allâh’ı zikretmezlerse mutlaka eşek leşi gibi kalkarlar. Ve kıyamet gününde üzerlerine pişmanlık çöker. Ebu Davut’a hakim ve Müslüm rivayet etmiş.

Demek ki insanlar bir yerde bir mecliste bulundular. O mecliste bulunduklarında muhakkak Allâh’ı zikrederekten dağılacaklar. Allâh’ı zikretmezler ise ne oluyormuş? Eşek leşi gibi kalkıyorlar. Eşek leşi. Eşek de değil. Ölü. Eşek leşi gibi kalkarlar. Demek ki bir toplandık. Toplandığımız zaman ne yapacağız? Muhakkak Allâh’ı zikredeceğiz. Allâh’ı zikrettikten sonra dağılacağız. Allâh’ı zikretmezsek en kısa üç tevhid okuyacağız. Allâh’ı zikretmezsek eşek leşi gibi kalkarlar ve kıyamet gününde üzerlerine pişmanlık çöker. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu tip pişmanlıklar yaşatmasın inşâAllah. Âmîn. Illa Allâh. Illa Allâh. Illa Allâh. el-Fâtiha. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Aşk, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı