Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

600. Dergâh Sohbeti – Tebük Gazvesi, Kabız-Bast Hâli, Helallaşma ve Dergâhta Sebat

Ehl-i kitap kadınla evlilik, boşanma ve çocuk sorumluluğu, kibir ve helallaşma, 35. hadîs-i şerîf (Tebük gazvesinden geri kalan üç sahâbe), kabız ve bast hâlinin üç derecesi, günlük tövbenin hikmeti ve dergâhta durmanın zorluğu.


1. Bölüm

Selamun aleyküm, hem çaylarınızı için hem de inşâAllah soruları bakalım. Müslüman bir erkek gayrimüslim bir kadınla evlenebilir mi? Evet. Müslüman bir erkek ehli kitap bir kadınla evlenebilir. Eğer evlenirse nelere dikkat etmesi gerekir? Evliliğin hukuku aynen geçerli olur. Müslüman için normalde haram olan bütün her şeyler haramdır. Çocuklar İslam hukukunda babaya ait olduğundan dolayı bir problem olmaz. Pazarcının yanına tanzim satışı açan devlet kul hakkına giriyor mu? Neden girsin ki? Açsınlar ne kadar güzel. Her şeyin tanzim satışını açmalı devlet. Buzdolabı, çamaşır makinası, ütü, beyaz eşya, mutfak eşyaları, gıda, pirinç, fasülle, ne varsa. Ama olacak ki. Mesela kendi kendime ben düşünüyorum. tanzim satışlara beyaz eşya da koysa.

Asıl lazım olanlar evlenecek olanlar gitsinler mesela. Buzdolabı, çamaşır makinası, ütü, televizyon. Ondan sonra halı, kilim, mobilya. Neden açmasın? ne olacak ki patlıcanla biberle? Bu millet yese ne olacak? Yemese ne olacak patlıcanı, biberi? Ciddiyim bu konuda. Milletin alım güçlüğü çektiği. Ve hatta mesela örneğin şunu da yapabilirdi. hayat pahalılığı var. Memurlara altı ay beşer yüz bin lira maaş. Örnek. İşçilere altı ay beşer yüz bin lira maaş. Emeklilere beşer yüz bin lira maaş. Hesaplarına yatacak. Mesela sigortalı elemanlar var. Kaç elemanım var? Ondan sonra yüz tane. Yüz tane elemana beşer yüz bin lira altı ay maaş yatır. Al sana bu parayı veya onun vergisinden düşecek veya onun sigortasından düşecek.

Versin devlet ne vermesin. Yapsın. Ciddiyim bu konuda. Hem iç piyasa canlanır. Millet beş yüz bin liraya biriktireceğim diye uğraşmaz. Kimse biriktiremez zaten beş yüz bin liraya. Gider harcar o kimse. İç piyasada içeride ekonomi canlanır. İçeride ekonomi canlanır. Ticaret döner, para döner. Allâh iyiyesin inşâAllah. Mehterle Resul’ün gizli kalmasındaki hikmet nedir? Bizim gözlerimizde tuz mu vardı? Biz onu göremiyoruz. Gizli miş mi? Gene mi çıkmış? Gizli olarak mı çıkmış gene? Soru kimin? Dövmeyeceğiz ya. Erkeklerdense elini kaldırsın karşılıklı diyalektik yapacağız. böyle normalde şey böyle seçim dönemlerine denk geliyor zuhuru. böyle bir bekliyorlar bekliyorlar bekliyor. Mehti bekliyor. Seçim dönemi böyle zuhur edecek gibi oluyor.

Demek ki o bulutun arkasından bir kaşını gözünü gösteriyor. Ondan sonra tekrar geri dönüyor herhalde. Allâh iyiyesin inşâAllah. Gene gizli demek ha. Gene bir yerlerde bir mehti hazırlıyorlar herhalde ya. Bak bunu tekrar tekrar ediyorum. Ben İslam’la tanıştıktan sonra ilk önce bana dediler ki Şeyh Said mehtiydi. Ardından Bediüzzaman mehtiydi dediler. Bizim orada normalde okuyucular vardı. Yeni Asya grubunda okuyucular vardı. Ardından Bediüzzaman mehtiydi dediler. Bizim orada normalde okuyucular vardı. Yeni Asya grubunda. Ondan sonra böyle bana böyle şey yaptı dedi mehti geldi geçti sen ne mehtisi dedi bekliyorsun dedi. Ben böyle baktım dedim abi biz o zamanlar sarhoştuk görmedik herhalde dedim ha.


2. Bölüm

Ondan sonra sen gene sarhoşsun dedi. Allâh razı olsun dedim. Biz ayılmamak için uğraşıyoruz zaten dedim. git Sûfî oldun gene sarhoşsun. Sen daha akıl yok gibisin lan. Biz ayılmamaya uğraşıyoruz abi dedim. Kimdi dedim mehti? Bediüzzamandı dedi. Ha iyi. Aynı adam üç ay sonra Süleyman Demirel mehti dedi bana. Abi karar versen dedim Bediüzzaman hazretleri mi yoksa dedim şey mi Süleyman mı dedim ben. Ben öyle deyince kızdı. Dedi Süleyman Demirel var ya dedi senin şeyhinden dedi daha takva daha büyük evliya dedi. Ondan sonra böyle baktım. Sen dedim kelime-i şehadet getir. Tövbe et dedim. Senin katlin vacip olacak şimdi dedim korktu. Birine zaten katlin vacip deyince korkuyor. Canı tatlı geliyor hemen kelime-i şehadet getiriyor.

Hemen anında. Sıralayım mı daha? Sıralıyorum ya. Ondan sonra normalde bunları böyle dediler. Sonra Erbakan Hoca dediler. Fethullah Gülen için söylediler. Menziş şeyhi için söylediler. Ondan sonra şey var. Evrenos var. O ara sıra nebiliğe çıkıyor. Sonra mehtiliğe iniyor. Karıştırınca bir sabah nebiyim diyor. Ertesi gün ondan sonra mehtim diyor. Son mehtim diyen cezaevinde şimdi. Adnan bizim. Böyle. Aslında onun cezayı yeterliliği yok ama nasıl katlionun cezaevinde tutuyorlar bilmiyorum. Raporlu o. Allâh iyisin inşâAllah. Dergahta dedemize veya büyüklerimize nazar için okutmamız uygun olur mu? Bir kimse bana nazar diyor dedi mi o havalarda uçuyor demektir. Ona nazar diyor. O çok yakışıklı. Ona nazar diyor.

O çok güzel. Ona nazar diyor. O çok maharetli. Hemen okunması lazım onun. Hemen. Hele bir de okuyan vay sana kim baktı derse o bakanı da bulur. Tamam canım. Tamam canım. Filanca avrat vardı ya. He. O baktı bana ya. Onun nazarı değdi. Nazar hak. Eyvallâh. Güzene nazar değer. Eyvallâh. Bizim gibi çirkinlere ne değecek? Güzellere değdiği zaman gitsinler okutsunlar. Tabi ya dedelere, babalara, ninelere. Dergahımızda var elhamdülillah. Babası, dedesi, nenesi, eskisi, yenisi. Arkadaşlar bu kadar uzun yazı yazmayın. Uzun soru yazmayın diyorum. Mübarek insanlar yazıyorsunuz. Ben buradan da okumasam bir dert. Okusam roman gibi. Kimseye utandırmak değil derdimiz. Soru bir sıra, iki sıra, üç sıra. Şu an sağlık konusunda yüzde kırk raporum var ve yaşadığım olumsuzluklardan herkesin tavsiyesi engelli maaş alıp yerime oturmak.

Fakat o maaş benim sorumluluk ve ihtiyaçlarımı karşılayacak derecede değil. Birçok borcum var, öğrenci kızım var. Sizce yeniden bir iş bulup çalışmalı mıyım yoksa herkesin dediği gibi engelli maaş alıp ekstra yanında alternatif yiyemeye işlerimi yapmalıyım. Eğer normalde yüzde kırk raporum varsa devlet engelli maaş veriyorsa git al. Bir baba çoluğuna, çocuğuna bakmakla mükellef. Kızına, oğluna bakmakla mükellef. Eğer normalde eşler ayrıldıysa çocuklara bakmakla mükellef olan babadır. Baba çocuklarının yanına alıp veya çocuklarının bir şekilde baktırıp veya bakmakla baktırmakla mükelleftir. Arkadaşlar bu erkeklere söylüyorum bunu. Bir kadının ve çocuklarının sorumluluğunu alamayacak olan kimseler evlilik için yola çıkmayacaklar.


3. Bölüm

Net. Net, net bu. Oğluna bakacak adam. Benim oğlum bir kadına bakabilir mi, çocuğa bakabilir mi, bakamaz mı? Bakamayacağını kendince görüyorsa oğlunu evlendirmek için uğraşmayacak. Bir erkek eşinden ayrılmayı düşünüyor mu? Düşünüyor. Hakkı mıdır? Hakkıdır. O çocuklarını bakmaya göze alarak eşinden ayrılmaya tevessül edecek. Diyecek ki ben çocuklarıma alırım, ben çocuklarıma bakarım. Bitti. Buna yapamayacaksa, otursun oturduğu yerde. Kadının namus problemi olmadığı müddetçe otursun, evine geçindirsin, çocuklarına baksın. Desin ki bu kadın benim çocuklarımın başında. Bu normalde öyle bir hale geliyor ki toplum. babasından ayrılmış, eşler ayrılmış, çocuklar annelerinin yanında, kadınlar psikolojilerini bozmuş, çocuklar psikolojilerini bozmuş, hayat gelecek olarak bozulmuş, her şey bozulmuş.

Ne oldu? Evlendi adam, çocuğuyla kadını bıraktı, gitti, bir daha evlendi. Bu çocuk kimin? O çocuğun geleceği ne olacak? O kadın evlense üvey babanın eline kalacak, evlenmese kadın hayatını heder edecek onda. Evlendi, o çocuk üvey babanın elinde ya da anneannenin yanında. Ya o çocuğun anneye, babaya ihtiyacı yok mu? O çocuk annesiz, babasız mı büyüyecek? Ha bir kadının kocası ölür de kabul edersin. Söyleyecek laf yok. Neden boşanıyorsunuz? Estek, köstek. Neden ayrılıyorsunuz? İncir çekirdenli doldurmayacak şeyler. Ayrılık sebebiniz ne? Annesinin, kayınvalidesinin kız kardeşi böyle dedi, o yüzden. Bu ne ya? Bir sürü çocuk ortalıkta, annelerinin yanında. Nerede babası? Yok. Ne oldu? Ben çocukları aldım.

Ne oldu? Adam meydanda kaldı. Kılçıksız balık gibi. Adam hiçbir şey yok mu? Olmamış gibi. Gidecek bir daha evleniyor adam. Olmadı zaten ondan da ayrıldı. Ver çocuğu da ona bir daha evlen. Olmadı ondan da ayrıldı. Ver çocuğu da ona git bir daha evlen. Ne olacak ki? Olmadı zaten ondan da ayrıldı. Ver çocuğu da ona bir daha evlen. Olmadı ondan da ayrıldı. Ver çocuğu da ona git bir daha evlen. Ne olacak ki? İslam hukuku yok, bir şey yok. Ondan sonra kadınlar kendi bu kadın halleriyle uğraşsınlar. Çocuk bakacak, büyütecek, okutacak, ev kirası ödeyecek, doğalgazı ödeyecek, elektrik ödeyecek, kira ödeyecek, çocuğun okul masraflarını ödeyecek, çocuk büyüdükçe masrafları artacak, onlar ödeyecek. Kim?

Kadın. Erkek? O keyif ediyor. O keyif ediyor. Beyefendiler lütfederlerse ayda bir sefer alacak çocuğu, bir de babam. Ne babamı? Çocuğu alacak, bir parka götürecek, bir gezdirecek. Ah o anan yok mu? Diyecek o anan. Ne zalim o anan? Diyecek. O dedene bakma, o nenene bakma, o adama bakma, o kadına bakma. Bu? Yok arkadaşlar, yapmayın. Bir ailenin sorumluluğunu götürebilecekseniz evlenin. Bu kadın benden ayrıldığında ben bu çocuklara bakabilir miyim, bakamaz mıyım? Bir sıkıntı oldu, ben bu çocuklara bakabilir miyim, bakamaz mıyım? Kadın bıraktı gitti. Ben bakabilir miyim, bakamaz mıyım? Bu kadar. Allâh muhafaza eylesin. Heder ediyorlar kadınlar kendilerine. Kadınlar kendilerine heder ediyorlar. Çocuk iki yaşında, üç yaşında, annesiz olsa olmaz.


4. Bölüm

Beş yaşında, on yaşında, annesiz olur mu? Olmaz. Çocuklar büyük olur da. Aklı başı yerinde olur, kendilerini kurtarmıştır. Hiç sıkıntı yok, problem yok o zaman. Bakın problem yok o zaman. Sıkıntılı biraz da, o zaman da çocuklar evleniyor, dünürlere ne diyeceksin? Yok işte, dünürlere ne diyeceksin, anasına ne diyeceksin? Hadi neyse, çocuklar büyüyünce bir problem yok. Herkes işinde gücünde evlenmiş, baklamış, bitmiş iş. Ama bir türlü sıkıntılar, Allâh muhafaza eylesin. Kimseyi anlamak, dinlemek, derdine ortak olmak ve sevmekten uzak, sevgisizim, kibirliyim, yalnızım, mutsuzum bu halimden nasıl kurtulurum, beter ol diyeceğim de demeyeyim. Allâh sana hidayet eylesin. Rabbim seni bu halden kurtarsın inşâAllah.

Yapmayın. Yapmayın, bu tam bir firavun hali, yapmayın. Bunu insanın kendi kendine böyle itiraf etmesi büyük erdemlilik. Ama çok acı bir şey bu ya. Yapmayın, kanatlarınızı yere indirin, toprak olun. Dervişleri sevin, Allâh’ı zikredenleri sevin. Eşinizi, çocuklarınızı, akrabalarınızı sevin. Şurada Allâh’ı zikreden bir kimseye tepeden bakıyorsanız gerçekten bakın buradayken, buradayken cennetin kokusunu alamazsınız. Evet. Bakın buradasınız siz de, burada bir tane dervişe tepeden bakarsanız cennetin kokusunu alamazsınız. Yakın dairenizdeki, etrafınızdaki insanlara tepeden bakar, kibirli davranırsanız cennetin kokusunu alamazsınız. Hizmet edin, tevazul olun. Allâh muhafaza eylesin. Ben yıllardır babamla ayırayım.

Bu zamana kadar beni hiç arayıp sormadı. Bir hafta önce nereden bulduğunu bilmiyorum ama benim numaramı bulmuş. Ve beni aradı. Rüyasında öldüğünü ve herkes hakkını helal ederken ben helal etmediğimi söylemişim. Benden helallik istedi çünkü kabir azabı çektiğini görmüş. Ben de helal etmek istemiyorum. Bu durumda ne yapabilirim? Bana böyle sorular sorarsanız ben hep derim ki helal edin geçin. Bu suficedir. Baba ne olursunuz hata da yapsa, kusur da işlese, anne hata da yapsa, kusur da işlese, yanlışlık da yapsa mahşerde Allâh’ın yüzüne bakıp da ben annemden babamdan davacı mıyım diyeceksiniz ya? Boş verin. Annelerinize, babalarınızı, haklarınızı helal edin. Eşlerinize, çocuklarınızı, haklarınızı helal edin.

Kardeşlerinize, hususi birbirlerinizden alacağınız borcunuz varsa buhar için kardeşlerinize, haklarınızı helal edin. Allâh hepinizden de razı olsun inşâAllah. Güzel bir şeydir helallaşmak. Helallaşmak lazım. Dervişler haklarını helal edecekler. Annesi, babası, eş, çocuk. Bunlara helal edecekler birinci daire. Derviş kardeşlerine haklarını helal edecekler. O yüzden bunlar böyle biz oturmuşuz, her hafta burada ders yapıyoruz, zikrullah yapıyoruz. Mahallelerde dersler yapılıyor, illerde, ilçelerde yapılıyor. Olur. İnsanlık hali. Birinin ayağına basmışındır, birinin koluna basmışındır, birinin ciğerine basmışındır. Olmuştur. Yolun kendi içerisindeki bu koşuşturmada, heyecanda insan yapabilir hata, kusur.


5. Bölüm

Hepimiz için geçerli. O yüzden kardeşler birbirlerinden bunu aramayacaklar. o filanca zamanda, fişmanca zamanda bana böyle yapmıştı. Aman kardeşim ya, hakkını helal et, geç. Senin derviş kardeşin, aynı zikrullah alakasında oturuyorsunuz. Aynı dergahtasınız. Yıllarca yüz yüze bakacaksınız. Bakayım, yıllarca yüz yüze bakacaksınız. Birbirlerinizin kusurlarını örtün. Yüz yüze bakıyorsunuz. Bakayım, yüz yüze bakıyorsunuz. Eşiniz hakkınızı helal edin. Kusurunu da onun örtün. Çocuklarınızın annesi. Yüz yüze bakacaksınız. Ölünceye kadar onunla beraber olacaksınız. Bırakın. Erkekler sizden gidiversin gidecek olan. Bayanlar gidiversin, sizden gitsin gidecek olan. Ne olmuş ki? Bayanlar içinde çocuklarının babası, kocası helal etmezsen ne olacak yani?

Madalyamı takacaklar, o helal etmeden al bakalım diye. Eşler birbirlerine haklarını helal edecekler. Birbirlerinin arkasında duracaklar. Birbirlerini destekleyecekler. Çocuklar anne babalarının yanında duracak. Anne baba çocuklarının arkasında destek olacak. Bir anne baba çocuğuna ölünceye kadar destek olacak, yardımcı olacak. İllaki maddi olmak zorunda değil. Bir çocuk annesine babasına, kız erkek önemli değil. Ölünce kadar hürmetle, saygıda, sevgide kusur etmeyecek. Herkesin annesinin babasının hatası kusuru vardır. Her çocuk da hatalı ve kusurludur. Bunlara bak. Her kayınvalide hatalı kusurludur. Her kayınpeder hatalı kusurludur. Bunlar büyütmenin, çoğaltmanın, üretmenin, bunların peşine düşmenin bir anlamı yok.

İnsanlar güzel ahlaklarını orta yere çıkaracaklar. Affetmek Allâh’ın en önemli ahlaklarından birisidir. Affetmek Allâh’ın sıfatıyla sıfatlanmaktır. Cömert insanların işidir. O yüzden affedici olun inşâAllah. Otuz beşinci hadise gelmişiz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, Tebuk gavzesinden geri kalan Ubey bin Kaab’ın da içlerinde bulunduğu üç kişiyle Müslümanların konuşmasını yasaklamıştı. Bu hususta Ubey şunları anlatıyor. Bu hususta Ubey şunları anlatıyor. Benim affedildiğimi müjdeleyen kimsenin sesini işittiğimde elbiselerimi çıkardım ve bu müjdele haberi getirmesinden dolayı ona giydirdim. Bu esnada ki sıkıntılı halimizle ilgili olarak Allâh’ın şu ayeti nazil oldu. Geniş olmasına rağmen yer onlara dar gelmişti.

Tövbe süresi âyet 118. Malum Tebuk gavzesi sahâbeler davul çalarlar, ilan ederler. Bütün sahabeleri bu noktada savaşa davet edilir. Sahabeler savaşa davet edilince üç tane sahâbe bu konuda gevşek davranırlar. Enteresan bu üç sahabenin içerisinde akabey biatında bulunan var. Bu üç sahabenin içerisinde Bedir Savaşı’na katılan var. Bedir ehlinle olan da var. bu normalde bu üç sahâbe öyle arkada duran cemaatin arkasında duran kimselerden değil. Tabii bunlar böyle savaşa katılmakta gevşeklik gösterince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunlar hakkında Allâh’ın hükmü gelinceye kadar sahabenin onlarla konuşmasını yasak ediyor. Yok ki konuşmayacaksınız, selam vermeyeceksiniz, selamlaşmayacaksınız.


6. Bölüm

Tabii bu ubey bin kaab bunların içerisinde en yaşlı olanı. Biraz da hali vakti yerinde bunun. Ve bu ubey bin kaabla yanında bir tane daha büyük bir yine yaşlı bir sahâbe var. Bunlar böyle yaşlı olduğundan zaten böyle ticaretleri ne bileyim işleri güçleri çok yok. Onlar Medine sokaklarında çok görünmüyorlar. bu selamlaşma yasağını derinlemesine yaşamıyorlar. Ama bir tane sahâbe var ki genç, o onu daha derinlemesine yaşıyor. Ve bunlarla alakalı yasak elli gün sürüyor. Az bir zaman değil. Sahâbe hiç kimse bunlarla konuşmuyor. Hiç kimse bunlara selam vermiyor. Bunlar tabii bunlar bu günler boyunca tövbe etmeye başlıyorlar. bazı rivayetlerde var ya Medine-i Münevvere’de bunların üçünde kendilerini direğe bağladığına dair.

Direğe bağlayıp kendilerini tövbe etmeye başlıyorlar. En son noktada Allâh’ın affı bize yetişsin diye Allâh’a tövbe etmek için kendilerini direğe bağlayıp öyle tövbe etmeye başlıyorlar. Ondan sonra Âyet-i Kerime’ye inzal oluyor. Bir rivayette bu. Neyse bu Âyet-i Kerime’de şu, Tövbe Suresi Âyet 117-118. Yemin olsun ki Allâh peygamberin ve sıkıntılı zamanda peygambere tabi olan muhacirlerle Ensar’ın içlerinden bir takımının kalpleri kaymak üzereyken tövbelerini kabul etti. Sonra da tövbeleri sebebiyle onları affetti. Şüphesiz ki Allâh onlara karşı çok şefkatli ve merhametli eder. Âyet 118 ve savaştan geri kalan o üç kişinin tövbesini de bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kellerine dar geldiği, ruhlarının son derece sıkıldığı ve Allâh’ın cezasından kurtulmak için Allâh’tan başka bir sığınak olmadığını anladıkları bir zamanda kabul etti.

Aslında Allâh onların tövbelerini gelecekte de tövbe etsinler diye kabul etmiştir. Şüphesiz ki tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak Allâh’tır. Tövbe Âyet 118. Cenâb-ı Hak o üç kişinin tövbesini kabul etti ve tövbelerinin kabul edildiğine dair de onların sağlıklarında âyet-i kerime ile bildirdi. Bildirdi ki onlardan sonra ola ki savaştan kaçmak gibi günah-i kebalilerin büyüğü olan böyle bir bir yerine getiren bir kimse olursa tövbe etsin, kendini arındırsın ve Allâh da onun tövbesini kabul ettiğini göstersin diye örnekledi. Göstersin diye örnekledi. Şimdi zaman zaman insanlar böyle kalpleri gevşeyebilir ve kalpleri bu noktada onların değişik yönlere kaymaya ihtimali olabilir.

Sufiler için bu bir herkes için olduğu gibi sûfîler için de böyle bir tehlike vardır. Sufilerin her gün tövbe etmelerinin hikmetlerinden birisi de budur. Sufiler her gün tövbe ederler ki ola ki biz gün içerisinde bir hatamız, kusurumuz, yanlışlığımız oldu ise biz ondan nedamet etmiş olalım. Biz ondan tövbe edip geri dönmüş olalım ki kalbimiz o günahlara, hatalara, kusurlara doğru kaymasın. Kalbimiz o yanlışlıklara, eksikliklere doğru meyletmesin. Tövbe edelim ki kalbimiz Allâh’ın istemediği, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kerik gördüğü noktalara doğru gitmesin. Tövbenin günlük olmasının hikmetlerinden birisi budur. Ya o kimse sabah dersi yaptıysa kendisini hazırlıyordur ve ona göre yapıyordur.


7. Bölüm

Önceden dersler sabahlı akşamlıydı. Bizde şimdi günlük bir tane ders veriyoruz, çekebilen yapabilen sabahlı akşamını çeksin diyoruz. Onu mecbur kılıp da onu zorlamamak için. Ama burada asıl gaye o kimsenin tövbe etmesini sağlamak. Allâh’ı hatırlamasını, Allâh’ın bu noktada Allâh’a karşı yapmış olduğu yanlışlıkları, eksiklikleri hatırlamasını sağlamak. Her gün o kimsenin kendisini temizlemesi, her geceye girerken temiz bir şekilde geceye girmesi ve bundan nedamet etmesi yaptıklarından ve ertesi gün yapmamaya tekrar ceht etmesi, gayret etmesi ve ertesi gün yine bir gün önce yapmış olduğu günahlara düşmemesi. Bunda asıl amaç bu. sahâbe, sahâbe, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri önde cihattan geri duruyorlar.

Sahâbe geri duruyorsa Hz. Muhammed Mustafa gözlerinin önündeyken bizim gibi zayıf ümmetlerin böyle cihattan geri durmaları veyahut da gevşemeleri veyahut da gönüllerinin kayması, tembelliğe doğru, yatağa doğru, uykuya doğru. Aman ya ne yapalım bu akşam da derse gitmeye verelim. işimiz de önemli. Ya bak gece yorgunum şimdi ya biraz dinleneyim ya. Dinlenmek de bizim hakkımız. Veyahut da bizim hanımın teyzesinin düğünün kız kardeşi gelecek bu akşam misafirliğe. Onunla bir hemhal olalım veyahut da bir akrabamız gelecek. Bu da lazım canım sosyal bir yaşantımız olsun, hısım akrabamız olsun veya hanımı dedi ki ders ne bu ya siz dersten başka bir şey bilmiyor musunuz? Otur biraz da evde çocukların başında.

Veyahut da adam dedi ki kadına ne bu ya gidiyorsunuz boyuna ders zikrullah zikrullah otur bir günde evde. Ola ki bizim gönlümüz heva hevese kaydı. Ola ki bizim gönlümüz şeytaniyete deccaliyete kaydı. Ola ki biz bir hata yaptık, bir kusur işledik, bir yanlışlık yaptık. Burada bir derviş kardeşinin yüzüne bakamayacak ona karşı bir eksikliğimiz oldu. Yanlışlığımız oldu. Nefis bizi geri çekiyor, şeytan bizi geri çekiyor. Gittiğimizde şimdi şeyh efendi bana dik dik bakarsa yok derse gidersem şimdi orada Zakir bana ters yaparsa yok ben ilahi çalışamadım. Şimdi ilahinin başındaki çavuş arkadaş herkesin içerisinde bana bir şey derse ya ben semaya çalışamadım bu ara sema çalışmalarında gidemedim. Ben oraya gittim de hadi sen gelme bir daha derlerse nefis habire geri çeker onu.

Ve bir daha oraya layık olmadığını düşünür. Kendi kendine der ki ben şu günahları işledim, ben bu hataları yaptım, ben bu yanlışlıkları yaptım, ben bu eksiklikleri yaptım. Oradaki temiz yere ben layık değilim ki. Nefis ve şeytan o kimseyi geri çeker. Ola ki kalbi bu noktada onun gevşedi. Hazreti Allâh diyor ki tövbe et. Ben senin tövbelerini kabul ederim. Bir daha işlemeyeceğine söz ver. Cet et gayret et. Bu o konuda örnek bir de ne diyor? Yeryüzünün kendilerine dar geldi. O kimse o mümin kimse bir günah işlediğinde bir hata yaptığında bir yanlış yaptığında yeryüzü dar gelir ona. bu biraz da sûfî dilde kabuz halidir ya. O bir yanlışlık yaptığında bir hata yaptığında kabuz haline düşer. Daralır.


8. Bölüm

O kendi kendine ev dar gelir, dergâh dar gelir, sokak dar gelir, arkadaşlar dar gelir, etraf dar gelir, her şey dar gelir ona. Yediğinden lezzet almaz, içtiğinden lezzet almaz, gezdiğinden lezzet almaz, arkadaşından lezzet almaz. Bu kabuz halidir. Dersi zor çeker, namazı zor kılar. Bir iş yapacak zor yapar. Zakir ona desek ya şu bardağı kaldırıver içinden der ki benden başka bardağı kaldıracak kimse yok mu ya burada. şu iş olacak dese burada da iş bitmiyor ki ya. Şuraya gidilecek ya git bitmiyor ki. Kabuz hali bu. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Şimdi bir kabuz halinin bir şeyi vardır günahlarla alakalıdır. Bir de manevidir kabuz hali. O kimse böyle nefis meratiplerini atlayacağı zaman mesela dördün sonuna doğru kabuz hali olur.

O kabuz halini geçiştirmesi lazım. O normalde bu farklıdır bu kabuz hali. Bir de bu normalde şöyle söyleyelim biz. İlme lakin kabuz hali günahlarla alakalıdır. Aynı lakin kabuz hali manevi derece makam veya nefis meratiplerini geçmeyle alakalıdır. Hakke lakin kabuz hali. Müslümanların üzerinde bir bela musibet sıkıntı. Müslümanların üzerine bir şey geliyor. Bu da hakke lakin kabuz halidir. Bu ümmetle alakalıdır. Onun üzerinde normalde bu da kabuz halidir. O esnada bu işlerle iştigal eden o büyük zatlar bunlarla iştigal ettiklerinden kendilerini oraya kitlerler. Orayla haşır neşir olurlar orayla hemhal olurlar. Bu sefer bu da kabuz halidir. Onlarda o zaman böyle değişik haller zuhur eder. yani dervişler gelir birisi. yok gözümde arpacık çıktı.

Ne yapayım filan der. Der ki ya senin gözündeki arpacık mı? Öbür tarafta oluk oluk akan kan mı? O gözümde arpacık çıktı. Yumurta sarısı sürmedim geçmedi. Davul tozu koydum bitmedi. Minara gölgesi mi buna ekeyim der. Onun derdi o gözündeki arpacık. Ama öbür tarafta oluk oluk kan akıyordur. Veya ümmet-i Muhammed’in başına bir kabuz geliyordur. Bir tufan geliyordur. Hud tufanı gibi. O onunla iştigal ediyordur. Bu da manevi kabuz halidir. Bu en üst hakke lakin noktasındadır bu artık. Bu farklı bir şeydir. O yüzden bu normalde sahabelerin yaşadığı da kabuz hali. O normalde kabuz halinden kurtulamıyor. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın onları affedip affetmeyeceği belli değil. Haklarında hüküm bekleniyor. Hüküm beklenildi makam kim?

Allâh. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Hükmü o esnada Allâh’a bıraktı. O da vahiyle hareket ediyor. Allâh’a bıraktı. Hüküm Allâh’tan gelecek ki ümmet-i Muhammed’e ölçü olacak. bu onlara dar geldi yeryüzü geniş olmasına rağmen. Kabuz haline geldiler. Ardından ne oldu? Âyet-i Kerime ile Allâh onların tövbelerini kabul ettiğini beyan etti. Böylece onlar o kabuz halinden bastı haline, genişliğe, lütfa, ikrama, ihsana birden sevince neşeye boğuldular. Öyle olunca o kimse ne yapıyor? bu müjdeli haber getirmesinden dolayı onun üzerinde elbiseleri ne yaptı? Ona hediye etti. Çünkü büyük bir müjde. Allâh bir kimsenin hakkında âyet-i kerime indiriyor. Bu büyük bir müjde. Ve o âyet-i kerime onların affolduklarına dair daha ölmeden ellerine affolduklarına dair icazet alıyorlar.


9. Bölüm

Bu büyük bir müjde, büyük bir lütuf, büyük bir ikram. Böylece ne olmuş oldu? Kabuz halinden bastı haline geçti. O sıkıntı geçti. O problem bitti. O darlık geçti. O darlık geçince ne yaptı? Ne yaptı? Üzerinden kalktı, elbiselerini feda etti. hediye etti. Sufilerde bu adaptır. Mesela önceden dergâh adabında bir kimse üçüncü esmadan dördüncü esmaya aldı orada oturdu mu bu büyük sevinç. Önce üstad için sevinç. Neden? Bir kimse yetişti. Dördüncü makama geldi. Önceden pilavı dağıtırlarmış. Bir aşure değıtırlarmış. Bir yemek verirlermiş orada. Dörtten beşe geçti. Yine bir yemek verirlermiş. Veya da bir kimse nakiplikten nükabbalığa geçti. Yemek verirlermiş. Veya da bir halife tayin edildi. Orada yemek verilirmiş.

Niçin? O halife oluncaya kadar nice kabuz hallerinden geçti. Nice darlıklardan geçti. Nice çilelerden sıkıntılardan geçti. Nice problemli zamanlardan geçti. Kolay değildir nefisle mücadele etmek. Bir sûfî topluluğun içerisinde durmak hiç kimse için kolay değildir. Bakın bunu açık ve net söylüyorum. Bir sûfî toplulukta durmak, son nefese kadar orada kalmak, son nefese kadar orada durabilmek yemin ediyorum her baba yiğidin işi değildir. Benim diyen insanın işi değildir. Adamda delilik lazım, istikamet lazım, idrak lazım, muhabbet lazım, aşk lazım, sevmek lazım. Sımsık yapışmak lazım, dirençli olmak lazım. Kolay değildir. Sakın sufiliyi kolay olarak anlatmayın dışarıda. Milletin başını yakmayın.

Ciddi ciddi söylüyorum. Biz böyle ortalık kalabalık olsun diye uğraşan bir topluluk değiliz. Hayır. Ben neden dersini geri isteyene hiç ikiletmem? Neden bir sefer gideni bir daha geri almam? Kolay değildir. Ve burada bir kimse, bir kimse burada kendisini tutabiliyorsa, burada kendisini tutabiliyorsa, burada kendisini oturtabiliyorsa yemin ediyorum büyük adamdır o. Yemin ediyorum o muhteşem bir kadındır. Ciddi ciddi söylüyorum onu. Kendimizi övmek için söylemiyorum. Bir zor bir dergahız. Bu böyle heva hevesi, şeytaniyete, nefsaniyete, deccaliyete kapı kapatmak kolay değildir. Koşuşturmak kolay değildir. Kolay değildir. Gerçekten içinde makamın, mevkinin, paranın, pulun dolaşmadığı bir dergahta kalmak, hizmet etmek, koşmak, orada mücadele etmek kolay değildir.

Herkesin horoz olduğu yerde, herkesin birbirini bilerek veya bilmeyerek tiftiklediği yerde durmak kolay değildir. Bizim dervişlerden birisine bir yan bak bakalım. Ne baktın? Allâh Allâh. Mahalle kabadayısı gibiyiz hepimiz. Benden kaynaklanıyor. Obanda var ya, sirayet ediyor herkese. Adam böyle baksa ne oldu bir şey mi, birine mi benzettin der, çıkarız biz. Bayındırılık var ya bizim kanımızda. Var, biz çeyreklik var, bir yandan yandan gidiyoruz biraz. Sormuşlar yengece yandan yandan neden gidiyor, içimde kabadayılık var demiş. Bizimkide o hesap. Bu zordur. Şimdi o zorlukların içerisinde o kimse orada bir nefis meratibi olarak bir esması değişiyorsa gerçekten madalyalık bir şeydir o. Veya da o kimse orada uzun bir süre durabiliyorsa, böyle yıllarını orada geçirdiyse gerçekten madalyalık bir meseledir.


10. Bölüm

Ben Allâh rahmet eylesin Şeyh Efendi öldüğünde mesajım açıktı. Dedim kim nerede ne varsa gelsinler, kim şehlik yapacaksa yapsın dedim. Özeniyor ya herkes Bursa cayır cayır, dervişler cayır cayır. Gelin hadi bir şehlik yapın, gelin oturun. Bırakın şehli, zakirlik yapın. Bırakın şehli gelin zakirlik yapın. Biz verelim yirmi tane derviş size, hadi onların başında zakirlik yapın. Yirmiyi koruyun getirin bana. Bırak yirmi bir yapma, yirmi tane al yirmiyi koru getir bana. Ben böyle bir arkadaş ben ondan iyi yaparım, ben şöyle yaparım diyen bir arkadaşa. Hemen dedim aha buranın çavuşu sensin dedim. Reyhan’da oluyor. Al dedim o zaman için saydık kaç kişi say dedik. Geçmiş gün? Doksan yüz vardı. Saydım hususi sohbette saydım.

Say saydık doksan yüz neyse geçmiş gün. Bunu koru dedim buraya koru senden başka bir şey istemiyorum dedim. O tabii arkadaşların yanında diyormuş ki ben imam hatip mezunuyum, o imam hatip mezun değil benden için. Ben Kur’ân-ı Kerim’i tecrübe okuyorum o okuyamıyor. O şöyle ya ben böyleyim doğru haklısın aha al sen çavuş ol ya Allâh Allâh. Ben iki ay falan hiç gitmedim oraya derse. Ben tabii takip ediyorum boyuna. Millet ayağa kalkmıyormuş neden ayağa kalkmıyorsunuz? Mustafa abiye ayağa kalkıyorsunuz bana neden kalkmıyorsunuz? Bana da ayağa kalkacaksınız. Ona şöyle davranıyorsunuz bana da böyle davranacaksınız. Ben hayatta demem bana şöyle davranacaksınız diye. Ağzımdan çıkmamıştır benim. Ben daha yeni dergal girdiğimden bugüne kadar bana şöyle davranacaksınız demek benim için zuldur.

Bana davranış biçimi böyle yapacaksınız demek zuldur benim için ben yerin dibine girerim öyle diyeceğim. Ben birinci derecede yakın daireme dahi dememişimdir bana böyle davranacaksınız diye. Diyemem ben. Şeyhim için söylerim şöyle davranacaksınız böyle davranacaksınız şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız. Bu derganın adabı kendim için hayatta da ben şunu yerim bunu içerim şunu hazırlayın bunu yaparım hatırlamıyorum ben. Bu arkadaş demiş ki bana şöyle davranacaksınız bana ayağa kalkacaksınız. Arkadaşlar söylüyorlar bana. Abi gel perişanız ne oldu böyle oldu en son kaç ay 25’e mi 30’a mı indiydi? Öyle oldu değil mi? En son 25-30 kişiye mi ne inmişler? Tabi oranın ders günü gittim ben. Say 25 kişi mi 28 kişi mi 30 kişi olsun ya fazladan söylerim.

Dedim yüzde yakın insan vardı nerede? Ses yok. Ne oldu bunlara? Ses yok. Arkadaşlar bundan sonra buranın dedim çavuşu sorumlusu Adnan dedim. Adnan’da başına gelecek olanlardan haberi yok tabii. Bundan sonra dedim buranın sorumlusu çavuşu Adnan dedim. Adnan bundan sonra burada ders yaptıracak dedim. Anında. O arkadaş sonra dergahı terk etti. Şeyh Efendi’yi çok seviyor ama. Öyle diyordu. O yüzden kolay değildir. Bu dergahta çavuşluk yapmak zordur dervişlik yapmak zordur zakirlik yapmak zordur zordur. Zordur zor. Zordur zor. Şimdi bu zorlukları aşarken o kimse kabız hali de yaşar daralır. Sıkılır. Ezilir olur. E şimdi bir esması değişince bir nefes alır. E bir normalde hali değişince kabızlıktan nereye geçer bast haline geçer.

Haline geçer. Ve bu sevinci bu neşeyde ne yapar? Hediye vermesi hediyeler vermesi bir müjdeyle karşılaşınca yemek yedirmesi insanları kıyafettir. Ne bileyim ayakkabıdır gömlektir takım elbisedir. Bu tip hediyeler vermesi uygun olur. Kime? Haberi getirene. Kime? Fakire fukaraya ihtiyacı olanlara. Vay Şeyh Efendi bana çavuşluk yaptı ben bir takım elbise onu götüreyim şimdi. Bu yoktur bizim adabımızda. Bu sûfîlik adabında yoktur. Fakire fukaraya ihtiyacı olanlara. Fakire fukarayadır. Garip kurabayadır. İhtiyacı olanlardır. Olur mu? Evet. Allâh bizi Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışan, Kur’ân ve Sünnet’te yürüyenlerden eylesin. Âmîn. Af olmayanlar da şunlardır. Bunu da âyet-i kerime yazmışım onu da okumadan bırakmayayım.

Tövbe. Suresi âyet 93. Dikkat edin. Bunlar affolunanlar. Sorumluluk sadece zengin oldukları halde cihada gitmemek için senden izin isteyenlerdir. Onlar geri kalanlarla beraber olmaya razı oldular. Allâh onların kalbine gelmesinler. Allâh onların kalplerini mühürlemiştir. Onlar bilmezler. Öyle benim param var, benim pulum var, benim dükkanım var. Ben o yüzden Torunistan’dayım. Allâh muhafaza eylesin. Onların da kalpleri mühürlenirmiş. Rabbim muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun. Rabbim ümmet-i Muhammed’i muhafaza eyleyip korusun. Ümmet-i Muhammed’i hak ve hakikatte toplasın inşâAllah. Fala manahu la ilaha illAllah. La ilaha illAllah. La ilaha illAllah. Fatiha. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Muhabbet, Aşk, Bast. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı