Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

601. Dergâh Sohbeti – Tasavvuf Nedir, Firavun’un Boğulması, Cebrâîl’in Sekir Hâli

Tasavvufun tanımı, şeyhlik meselesi, siyâset ve Müslümanların aldatılması, 36. hadîs-i şerîf dersi: Firavun'un boğulması, Cebrâîl aleyhisselâmın sekir hâli, son nefeste îmân tartışması ve Mûsâ-Firavun kıssası.


1. Bölüm

Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Allâh gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Tasavvuf nedir? Tasavvuf Allâh’a koşmaktır. Sûfîlik Allâh’a koşmaktır. O yüzden Allâh’a koşarken de bir kimsenin o koşunun kural ve kaidelerine uyaraktan koşmasıdır. Bir koşu ki hedefi bellidir, parkuru bellidir, koşar o kimse. O yüzden tasavvuf yolunda giden kimseye sûfî denir. Sûfî de hedefine Allâh’ı koyar ve koşar. Koşarken farzları yerine getirmesi, nafilelere sımsık yapışması ve Allâh’ı sevmesi bu yolun olmaz. Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır? Bunun adına ister tasavvuf deyin, isterseniz adına ne derseniz deyin, başka bir şey de olsa insan için.

Bir sefer Kur’ân din ise Kur’ân ve Sünnet’e uyma zorunluluğu vardır. O yüzden işin zahir tarafında olmazsa olmazıdır Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmak. Olmazsa olmazıdır işin bir de metafizik, bugünkü dilde metafizik denilen manevi bir olgusunun da olması. Dört rekatlık farz namaza, imama uyan kişi imamı kıyamda veya rükuda yakalayamazsa namazını nasıl tamamlamalıdır? Kaçıncı rekatta namaza tabi olduğuna bağlıdır bu. O kimse tabi olduktan sonra rekatları sayar. Dört rekatlık namazda diyelim ki imam ikinci rekatı kılıyor, girdiği içeri. Birinci rekat mı, ikinci rekat mı bilmiyor. İmam oturdu, oturduktan sonra bir daha kalktı. Demek ki ikinci rekatmış. O zaman üçü dördü kıldığı imamla beraber kılamadığı birinci rekat kaldı.

İmam selam verdikten sonra sağına o kalkacak, birinci rekatı kılacak. Veya üçüncü rekata denk geldi veya dördüncü rekata denk geldi. İmamla kıldığı rekatları sayacak, ondan sonra imamla kılmadığı rekatları iade edecek. Bazı cemaatler ilme, bazısı kisveye, kimi keramete, kimi nazara, kimi çalgıya önem vermektedir. Bu yaşantı ve ilgi alanlarının farklılık sebepleri nelerdir? Karmaşa içinde doğru nelerdir? Bir ölçüsü var mıdır? Normalde ölçü Kur’ân ve Sünnettir. Bir kimse Kur’ân ve Sünnet’e uygun bir noktada kendine bir yol tutturduysa veya kendilerine bir yol tutturdularsa bizim ona söyleyecek bir sözümüz yoktur. Keramet de haktır. ilim de haktır. Başka ne demiş? Nazar da haktır. Çalgı da haktır.

Kisve de haktır. Bir kimsenin çıplak dolaşacak değil ya. Kisve kıyafet demek. Bir kimse kıyafetine önem vermesi Sünnettir. Bir kimsenin ilme önem vermesi Sünnettir. Bir kimsenin normalde keramete önem vermesi Sünnettir. Nazara önem vermesi Sünnettir. Çalgıya da o kimseye önem vermesi Sünnettir. Çünkü Hz. Ayşe annemize söyledi. Kıydınız mı nikahı? Kıydık ya Resûlullâh. Def vurdunuz mu dedi. Hayır ya Resûlullâh. E dedi Ensar defi severdi. Neden vurmadınız? Defsiz nikah nikah değildir dedi. Birisi de oturur ona önem verir. Biz sünnet iseneye uygun olan bir şeyi reddetmeyiz. Sağlık sorunları prostat ve gastrit nedeniyle sürekli abdest alamıyorum. Sadece ibadetlere abdest alıyorum. Bu konudan dolayı çok üzülüyorum.


2. Bölüm

Abdestiz durduğum anlarda vefat etmek canımı sıkıyor. Bilgilendirirseniz sevinirim. Bir kimsenin normalde ibadet edeceği zaman abdestini alıp sağlık sebeplerinden dolayı sonradan sağlık sebeplerinden dolayı abdesti bozuluyorsa inşâAllah niyetine binen Cenâb-ı Hak onu abdesti hükmünde tutar. Bir insan bir erkek düşünelim. Allâh onu ergenlikle de imtihan edebilir mi? Bu ancak lef-i mahfuzda mı yazar? Bu belli bir yaşa gelip de 52 yaş diyelim. O bali çağına gelmemiş olabilir. Bu durumda çok sabır gerekir. Hep oruç ile şehvetini kırar. Evlenmeye muktedir. Değilse oruç tavsiye edilir. Onun oku işinin sabrı gerçekten zor bir durum bu. Çocuk yok, evlilik, sürriyet yok. Bu büyük bir eksiklik. Buna 22 yıl sabretmek çok zor iş.

Bu sabrın sonu selamet olur mu? Hakkınızı helal edin. Herkes niyet ettiğini bulur. Niyeti neyse o. Tarikat cemaati, İstan birliği diyen bir siyasi topluluk varken Avrupa Birliği Hristiyan Birliği diyen bir partiye oy verebilir mi? Normalde bir kimsenin bir partiye oy vermesi sıkıntılı bir şey mi ki? İslam Birliği diyen bir siyasi topluluk mu var? Kimse söyleyin biz de tanıyalım. İslam Birliği diyen o topluluk kimse? Siyasi topluluk? Soruyu soran kim? Dövmeyeceğiz, hakaret etmeyeceğiz. Hangisi bu siyasi topluluk? İslam Birliği diyen? Anlayamadım. Kim? Hangisi dedim? Saadet Partisi mi İslam’ın birliğine savunuyor? Kendi içlerindeki birliği muhafaza edemeyen, kendi kendisi paramparça olan bir kimse bir topluluk mu İslam dünyasını bir arada toplayacak?

Saadet’in içinden kaç tane parti çıktı? İki tane. Bir Has Parti çıktı, bir Ak Parti çıktı. Bir de Şinler Vaka’nın oğlu da çıkıyor. Cevap ver. Hu! Cevap verecek durum yok mu? Bunlara hâlâ da Türkiye’de inananlar varsa böyle söylemlere Allâh onlara feraset versin. Cenâb-ı Hak onlara hidayet versin. Rabbim cümlesini gerçekten Kur’ân ve Sünnet etrafında toplanmayı nasip eylesin. Düşünebiliyor musunuz? Millet 70-80 yaşına gelmiş, gençlerin önlerini açacaklarına. Bir de şu söylemlere bakın. Neymiş? İslam birliği diyen bir siyasi toplulukmuş. Kendi birliğini muhafaza edemeyen, kendi kalbini muhafaza edemeyen, kendini muhafaza edemeyen. Her biri makam sevdasına düşmüş, mevki sevdasına düşmüş. Arkadaşlar gördük mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz.

Bir delikten iki sefer ısırılmaz. Ne yazık ki Müslüman siyasetçiler, Müslümanların siyasetçileri makamı, mevkii, gördüğümü bozuluyor. Bugüne kadar gördüklerimizin hepsi de bozuldu. Olmuyorlar. O koltuklarda ne varsa, o koltuklarda oturuncaya kadar. Bir, ikincisi söz konusu olan biz dersek buradaki hani, bir başka partiye oy verme noktasında, bir Allâh’ın kulu desin ki sen şu partiye oy ver dedin bugüne kadar. Bunlar boş muhabbet. Müslümanları oy alıyorlar. Müslümanlar. Bunlar boş muhabbet. Müslümanları oy alıyorlar. Müslümanları aldatıyorlar. Müslümanları kandırıyorlar. Müslümanlar ezilmiştin, susamıştığın, hor görülmüştüğün, altında inim inim inlediklerinden böyle bir kimse çıkıyor orta yere.


3. Bölüm

Ondan sonra bir iki dini söylemle oylarınızı bana verin. Herkes gidiyor oylarını onlara veriyorlar. Birileri belediye başkanı oldu mu, milletvekili oldu mu, bir yerlere geldiği zaman git bul bulabilirsen, git yakala yakalayabilirsen, git tut tutabilirsen. Aldatmayın insanları. Siyasi zaman gelince İslam oluyor her şey. Düşsenize yollara derdiniz İslamsa. Neden seçimden seçime kalkıp da çalışıyorsunuz? Derdiniz İslamsa durmayın hiç. Ev ev dolaşın, mahalle mahalle dolaşın, sokak sokak dolaşın. Derdiniz İslamsa şimdi mi akıllarınıza geldi? Tarikatlar, cemaatler, topluluklar madem derdiniz İslam, ne dolaşmıyorsunuz? Ne gitmiyorsunuz, ne yürümüyorsunuz? Bunların dertleri İslam mı İslam değil. Derdi İslam olanın arkasından 150 kilo altın mı kalırmış?

Derdi İslam olanın arkasından bilmem hangi bankalarda bilmem ne kadar milyon dolarlar mı kalırmış? Hangi ticaretten kazandın o parayı? Ne iş yaptın da kazandın? Nerede çalıştın da kazandın? Nerede çalıştın da kazandın? Yine aynı şeyi söylüyorum. Bir tane bana parti başkanı gösterin ki parti başkanı olduktan sonra fukaralaşmış olan olsun. Bir tane belediye başkanı, bir tane milletvekili, bir tane başbakan, bir tane bakanlık yapan bir kimse gösterin bana. O kimse bu işleri yaptıktan sonra elindeki avucunu da harcamış, tığ taber şahmaran kalmış birini gösterin bana. Çıkmış hangi partiden? Bilememiş demek ki. bir tane iki tane işte. Düşünebiliyor musunuz? Bir kişi ya bir kişi istiyorum ya bir kişi böyle.

Geçin kardeşler geçin arkadaşlar bırakın. Siyasetçiler yapsın siyasetini siyasete karşı değiliz. İçsinler yapsınlar. Allâh bizi affetsin. Bizim siyasetimiz Kur’ân Sünnet vatan millet. Bu söylemlere üzülüyorum. Müslümanları böyle kandırmayın ya. İslam birliğini savunacakmış. İslam birliğini savunuyorlarmış. Evimde ders yapıldı baldızım siz köpek gibi ulumayı ibadet sanıyorsunuz dedi. Sizin öğrettiğinizde sünneti seniye doğrultusunda mutlu bir evlilik yaşıyoruz. Biz hadislere inanmıyoruz. İmamların mezheplerine inanmıyoruz dediler. Buna bunca şeyden sonra muhabbeti kestim. Müslüman Müslümana küsmez dediler. Şimdi ne yapmam gerekiyor efendim? Küsme. Ama o normalde bu sözlerini normalde cahillikten dahi söylese.

Allâh’ın zikrini böyle söylediği için ve Müslümanları köpek gibi uluyorsunuz dediği için o kimseye tecrid, iman, tecrid nikah gerekli. Ve aynı zamanda da biz hadislere inanmıyoruz diyorsa zaten Allâh muhafaza eylesin. Hadisleri komple reddeden kimse küfür ehlidir. Şeyh kime denir? Şeyhlik babadan oğula geçen bir görev midir? Şeyhlik görevini kim verir? Kimler görevlendirir? Cevdet burada mı? Yok mu Cevdet? Cevdet tamirci şeyhi. Evet. Lütfü usta kaportu boya şeyhi. Burhan bizim mobilyacı şeyhi. Hacı Said kasap şeyhi. Şeyh bir konuda bilgili, o konuda tecrübe sahibi, ihtiyarlamış, o konuda ihtiyarlamış kimseye denir. Bu babadan oğula geçer mi? Oğlu da o sanatı öğrenirse, o bilgi birikimini alırsa yapar.


4. Bölüm

Ne yapmasın ki? Adamın bir dükkanı var. Dükkanı çalıştırıyor. O konuda iyi bir esnaf. sanatkar ise iyi sanatkar. örneğin Lütfü usta oğlunu yetiştiriyor şimdi. Oğlu diyelim ki babası gibi iyi bir sanatkar oldu. Nerede şey? Evet. Babası gibi ondan sonra Ahmet Can da eğer iyi bir sanatkar olursa dükkan kalacak şeye Ahmet Can’a inşâAllah. Ahmet Can da babası gibi böyle müşterilere karşı yumuşak huylu, müşterilere karşı alçak gönüllü, kırmamaya, üzmemeye, incitmemeye, işini iyi yapmaya gayret ederse babadan oğula geçecek. Babadan oğula geçer mi? Geçer. Şeyhlik görevini kim verir? Babası da der ki benim oğlan yetişti. Hadi evladım sen de bu dükkanın şeyhisin, sahibisin bundan sonra da babadan oğula geçer.

Şeyh bu demek. Değil mi? Profesörler öyle yapmıyorlar mı? Ne yapıyor profesör? Bir tane alıyor, asistan yetiştiriyor. Öyle değil mi? Ondan sonra doçent yapıyor, sonra profesör yapıyor, sonra onun bölüm başkanı olmasını istemiyor mu? Bak o da şey işte. Rüyada peygamber efendimizden bize haber getiren, rüyadaki kişinin söylediği gerçekten peygambere âyet midir? Böyle rüyalara şeytan karışır mı? Rüya, üç türlü rüya var. Salih rüya, şeytani rüya, bir şeyin etkisinde kalınarak görülen rüya. O yüzden normalde rüyayı dinlemek lazım. Onun üzerinden hükmetmek için. İbn Abbas rivayet ediyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Firavun suda boğulma haline gelince, Firavun gerçekten İsrailoğullarının inandıklarından başka ilah olmayan Allâh’a iman ediyorum demişti.

Yûnus Suresi âyet 90. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselâm, ey Muhammed, rahmet ona gelecek korkusuyla beni denizin çamurundan alıp onun ağzına çamur tıkarken görseydin dedi. Tirmizi bu hadîs-i şerifi nakletmiş. Malum Musa aleyhisselâm ile Firavun arasındaki kıssa normalde Musa aleyhisselâm Firavun’un yanında büyüdükten sonra saraydan çıktı, saraydan çıktıktan sonra değişik işler yaptı. Cenâb-ı Hak ona peygamberlik verdi, peygamberlik verince Firavun’a da gönderdi git ona benim Allâh olduğumu, senin de onun peygamberi olduğunu ona tebliğ et. Tebliğ ederken yumuşak yumuşak söyle dedi. Musa aleyhisselâm gitti ona tebliğ etti. Firavun bu sefer Musa aleyhisselama düşman oldu, inananlarına düşman oldu ve Musa’yı bu noktada şehirden kovdu, şehirden çıkardı.

Musa şehirden çıkınca tebliğine devam etti. Öyle bir zaman geldi ki yaklaşık 600 bin kişiye yakın kimse Müslüman oldu. Firavun normalde onların böyle kalabalık olmasından ve kendisine karşı da saltanatının yıkılmasından korktu ve yaklaşık 800 bin atlı askeri bir birlik ile onların üzerine saldırdı. Musa ve inananları normalde bir rivayette Kızıldeniz’e bir rivayette göl olduğu söyleniyor ama deniz olduğu kesin denize doğru yürüdüler yürüyünce de ardından Firavun ve askerleri geliyordu. Tabi bunun içerisinde manevi tecelliyatlar var. Onlar böyle gelirken mesela Firavun’un arkasından gelen askerlerin yorgun olanları vardı. Böyle gitmek istemeyenleri vardı. Böyle işte ayağı toparlayan ne bileyim böyle arkada kalanlar vardı.


5. Bölüm

Mikail aleyhisselâm o arkada kalanları sürüyü toplar gibi topluyordu hepsinden ve arkadan Mikail aleyhisselâm hepsinde bir arada tutmaya çalışıyordu. Tabi denize vurunca denize doğru gelince bu sefer Musa’nın inananları dediler ki senin yüzünden bir sıkıntı yaşıyoruz. Şimdi bak bizi bu sıkıntının altında inim inim inletiyorsun. Biz zaten Firavun’un zulmüne alışmıştık. Firavun bize zulmediyordu bize zalimlik yapıyordu. Bizim erkeklerimizi öldürüyordu. Kadınlarımızın kızlarımızın ırzına geçiyordu. Firavun bizim kazandıklarımızı gasp ediyordu. Vergi adı altında. ne bileyim ekip içtiklerimizi kendimizce topladıklarımıza el koyuyordu. Din olarak da kendisini ilah tanıtmıştı. Biz de onun ilahlığını kabul etmiştik.

Böyle rahat bir şekilde zulüm olsa da yaşıyorduk dediler. E şimdi ne yaptın sen dediler Musa’ya. Tabiri caizse takaza ettiler. bir kimse böyle gidersin ona Kur’ân Sünneti anlatırsın, dini anlatırsın, Diyaneti anlatırsın Sufili anlatırsın. O kimse böyle önceden rahat bir hayat yaşıyordur. derdi yoktur, sıkıntısı yoktur. Veyahut da gözüne görünmüyordur onlar. Sûfî olunca, Veyahut da böyle bir İslam’la tanışınca, İslam’la hemhal olunca başına bir sıkıntı gelince hemen dine kabahat bulur ya veya onu dinle tanıştıran, cemaatle, tarikatle bir toplulukla tanıştıranı kabahat bulur. bak sen bizim başımıza bunu getirdin. Biz seninle tanışmasaydık bunlar başımıza gelmeyecekti. Biz seninle tanışmasaydık bunlar olmayacaktı.

Biz seninle tanıştık bak iflas ettik. Seninle tanıştık bak annemle babamla aram bozuldu. Seninle tanıştık bak eşimle aram bozuldu. Seninle tanıştık ben eşimi kaybettim, aşımı kaybettim, eşimi kaybettim, çocuklarımı kaybettim. İnsanlar Kur’ân Sünnet tarihisinde bir şey yaşarlarken başlarına bir şey gelirse fevran ederler. Cenâb-ı Hak da âyet-i kerimede diyor ya onlara biraz darlık verirsek, biraz sıkıntı verirsek, biraz rızıklarını azaltırsak, biraz mal nimetlerini azaltırsak onlar isyan ederler diyor. İnsanlarla alakalı. İnsanoğlu böyle enteresan bir varlık. Öyle olunca Musa’nın kavmi de Musa Aleyhisselâm’a isyan ediyorlar. Diyorlar ki biz senin yüzünden biz bunu yaşadık. Ne güzel biz Firavun’un zulmü altında yaşıyorduk.

Firavun’un zulmü altında yaşamak onlara tatlı geldi bir anda. Tabi Musa Aleyhisselâm hemen namaza durdu. Allâh’a yalvardı, yakardı. Ya Rabbi bize bir kapı bize bir yol göster diye Cenâb-ı Hak ona vahyetti. Vahyetti ya Musa asanı denize vur. Bu sefer Musa Aleyhisselâm asasını denize vurdu. Denize vurunca sular çekildi. Yol açıldı. Birden 600 bin kişi, birden arkadan Firavun geliyor. Yol açılınca içeri girdiler. Tabi içeri girdiler. Baktık ki Firavun arkadan yetişiyordu. Çok az bir zaman kaldı zaten. Firavun da arkasından girdi. Yol açık çünkü. Firavun da arkasından girdi. Önde Musa ve kavmi inananları, arkada Firavun ve onun askerleri inananları yaklaşık 800-900 bin atlı hepsi beraber denizin içerisine girdiler ve normalde karada hiç kimse kalmadı.


6. Bölüm

Hepsi de denizin içerisine girdi. Hepsi de son kimse de denizin içerisine girdikten sonra arkadan su kapatmaya başladı. Arkadan su kapatmaya başlayınca Firavun anladı. Bütün herkes helak olacak, gidecek. Geriye döndü bir baktı ki arkası su kapana kapana geliyor. Tam öne doğru yüklenecek, öne doğru yüklenirken de önden su kapatmaya başladı. O zaman anladı ki sonu geldi. Sonunun geldiğini anladığı anda ben Musa’nın İsrailoğullarının Rabbine iman ettim dedi. İman ettim derken Cebrail aleyhisselâm ağzını tıkadı çamurla. Diyor ki ey Muhammed o esnada benim büyük bir zevkle ve acele bir şekilde onun ağzına çamur tıkadığımı görmen gerekti diyor. O esnayı o esnantanı görmeliydin. Tabi 91. Âyet-i Kerime aslında 90. Âyet-i Kerime’nin ne olduğunu anlatıyor bize. 91. Âyet-i Kerime’de diyor ki o kimse sonunun geldiğini anladı, ölümün ona geldiğini anladı ve tehdit ediyor.

Diyor ki daha önce iman etmedin, sana ölüm vurunca son nefesine yaklaşınca iman etmeye kalktın diye tehditvari konuşuyor. Tabi burası müteşabih bir nokta. Müteşabih bir nokta olduğundan dolayı bir kısmı demişler ki Firavun’un imanı kabul olunur, bir kısmı demiş ki Firavun’un imanı kabul olmaz. orada çünkü Âyet-i Kerime ile açık İsrail olunan Rabbine iman ettim diye, kabul ettim diye ama o iman son nefesteki iman ediş kabul edildi kabul edilmedi. Bununla alakalı ulema ikiye ayrılmış. Hatta sufilerin de bir kısmı Muhyiddini İbn Arabi Hazretleri’nin başını çektiği bir kısmı der ki Firavun’un imanı imandır diye. Çünkü başka rivayetler de var. Ya Musa, ya Musa, ya Musa diye bağırıyor arkasından. Hatta bir hadisi kutsi olduğu söyleniyor.

Bir kez ya Allâh deseydi ona hidayet ederdim. Ya Musa sen dönüp bakmadın. o seni çağırdı, sen ona dönüp bakmadın diye. Şimdi tabi o esnada Cebrail Aleyhisselâm onun ağzına çamur tıkadığımda tıkadığım zamanı anı görmeliydin diyor. Şimdi melekler kendilerince bir şeyde fikir yürütemezler. Yapmış oldukları her şey Allâh katından emirlidir. Melekler kendileri akledip fikredip bir işlemde bulunamazlar. O zaman Cebrail Aleyhisselâm da bunu yaparken yine Cenab-ı Hakk’ın emriyle yaptı. İşin bu tarafı var. Ama o emri yerine getirirken Cebrail Aleyhisselâm bir sevinç yaşadı. Biz buna bu sevinci sûfî literatürde sekir hali diyoruz. Firavun’un iman etmemesi o kadar o müşriklikte, ilahlıkta, böyle küfürde ileri gitmiş ki onun imana müsaade edilmemesi, onun imana kapı aralanmaması bu noktada sekir haline getirmiş.

Sevinçe boğmuş onu. Şimdi sekir halini iki ders önce olması lazımdı. Hz. Ömer Radıyallâhu anh hazretlerinin hali vardı ya o kadar dine bağlı, o kadar dine karşı samimi ve ihlaslı ki Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri münafık bir kimsenin namazını kılacağı zaman onun cübbesinden tutup Allâh’ın lanet dediği bir kimsenin mi namazını kılacaksın demesi gibi bu. O esnada da Hz. Ömer Radıyallâhu anh hazretleri sekir halinde. Onun sekri de Kur’ân ve sünnete tam böyle bağlılığından o bağlılıkla sen bu noktada ne yapıyorsun, bu noktada sen bir münafığın mı namazını kılıyorsun diye Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini eleştirel bakmak değil. O sekir haliyle ne yaptığını bilmemek gibi bir şey bu.

Bu o esnada işin mana tarafının da gözü kör oluyor sekir halinde olunca. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu bana müsaade edildi. Ben muhayyer kılındım bu konuda deyince o zaman işin mana tarafından haberi oluyor. Cebrail aleyhisselâm da Cenab-ı Hakk’ın emrini yerine getirmekten sekir halinde o esnada sekir halinde olmanın hali. Tabii bu hadîs-i şeriften biz kendi kendimize şunu da bir ölçü olarak çıkarabiliriz. Bir kimse öleceğini bildiği anda iman etmesi o kimsenin kurtuluşuna sebep olmayabilir. Ama hanefiler demişler ki bir kimse son nefeste dahi iman etse kurtuluşa ermiştir. Bununla alakalı âyet ve hadisler var. O zaman biz yine de kendi kendimizi bunu bir ölçü olarak alıp iman edişimizi son nefese bırakmayalım inşâAllah.

Rabbim cümlemizi imanında kemale eren kullarından eylesin inşâAllah. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Sabır. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı