1. Bölüm
Öksürüğümü arttırıyormuş çünkü. Gıcık kapıyormuş, sohbetten önce içmeyeyim. Eğer bu arkadaş normalde dinle alakalı, fazlaca bir bilgiye sahipteyse, tek ciltlik ama İmam Kudri’nin fıkıh kitabı, ama Ömer Nasuh bilmenin tek ciltlik, fıkıh, ilm-i alb kitabı ama Ahmet Fikri Yavuz’un tek ciltlik, ilm-i alb kitabını alıp, oradan bir temel fıkıh bilgisini öğrenebilir. Yok, bu biraz böyle bu konuda okuyup yazdıysa, dört ciltlik el-Hiday’ı alıp fıkıh bilgisini oradan okuyabilir. Hiç Hadîs-i Şerif kitabı yoksa okumadıysa, normalde tek ciltlik yedi hadîs imamının ortak hadîs kitapları olarak derledikleri o hadîs kitabını okuyabilir. Yok, biraz da böyle ben Hanefi’ye göre hadîs kitabı okuyayım derse, üç ciltlik Diyanet’in bastırmış olduğu Riyâ-i Sâlih’ini okuyabilir.
Yine o Riyâ-i Sâlih’inin, üç ciltlik Riyâ-i Sâlih’inin beş mi altı ciltlik mi’ni bir tercimeli açıklamalı bir Riyâ-i Sâlih’in var, onu okuyabilir. Yok, biraz daha ben ileri derecede bir şey okuyacağım diyorsa İbrahim Canan’ın Kütüb-i Siddes’ini okuyabilir. Bu noktada fıkıh noktasında ben biraz daha ileri bir fıkıh okuyacağım diyorsa İbn-i Abidin’i okuyabilir. On altı cilt, Serâsi’yi okuyabilir, 22-23 cet mevsûd. Ondan sonra Fetâvâ-i Hindi’yi okuyabilir, on altı cilt. Diyeceksiniz ki hiç Kur’ân-ı Kerîm tefsir söylemediniz, bu işin böyle bir çıtüstü. bu normalde eğer okuyacaksa taberinin tefsirini okuyabilir. Benim için, benim faydalandığım kaynaklar üç aşağı beş yukarı bunlar. Hayal kurmak, hayali genişletmek, büyütmek, peşinden koşmak için insanı tetikleyen nedir?
Hayalsiz insan insan değildir. Bir insanın hayali olmalı, o hayalini kurgulayabilmeli, o hayal kurgulanan hayal reel’e dönüşebilmeli. Reel onun bir perdesi olmalı ve o hayaline koşmalı insan. Normalde bir kimsenin kendi kendine işinin üzerinde hayal etmesi, kendi kendine kendisinin üzerinde hayal etmesi reel olacak ama bu. Ve o reel, o reelleşmesi lazım. reel olacak ne demek, ben bir gün ayağa çıkacağım. Ya otur daha sen astrofiziyi önce hayal et, ondan sonra ayağa çıkmayı düşün. Bunun gibi reel’i nedir bu işin? Bir kimse reel hayaller kurmalı. Kendisini tanımlayabilmeli, kendisini tanımlayıp kendisince reel olacak bir hedefi olmalı. Din noktasında ben kendimi böyle bir noktaya getirebilirim.
Ben aile olarak ailemi bu noktaya getirebilirim. Ben bir baba olarak böyle bir baba olabilirim. Ben bir işveren olarak böyle bir işveren olabilirim. Ben bir çalışan olarak şöyle bir çalışan olabilirim. Ben bir derviş olarak şöyle bir derviş olabilirim. Ben bir derviş olabilirim. Ben bu derganın içindeyim. Ben bu tip bir çalışma yapabilirim. Böyle bir gayret sarf edebilirim. Böyle bir atak yapabilirim. Ben bu derganın içerisinde ne işe yarıyorum? Hiçbir işe yaramıyorum. Ben geliyorum, gidiyorum buraya. Ben gelip giderken yanımda üç kişi daha getirebilirim. On kişi daha getirebilirim. Ben evimi derse açabilirim. Ben üç beş tane arkadaşı evde toplayıp ders yapabilirim. İki tane hadîs okuyabilirim.
2. Bölüm
Ben Kur’ân Sünnet dairesinde kendimi şöyle yetiştirebilirim. Böyle yapabilirim. Benim ufkumda şöyle bir şey var. Benim geleceğimle alakalı ben bunu yapabilirim. Ben çocuklarımın üzerinde şöyle hayal kurabilirim. Bu insan kendince hayali kadardır. O yüzden derim ben bir kimse hayal kuruyorsa eğer yaşıyordur, hayal kuruyorsa o kimse o hayalinin peşinde gidiyorsa diridir o. Öbür türlü ölüdür. Bir insan hayali olmalı. O hayale koşmalı. Bu hayalin bir akli derelerin noktası vardır, tarafı vardır. Akli tarafı nedir? O kimse kendi donelerine koyar masanın üzerine akli bir hayal kurar. Der ki benim sermayem bu kadar. Ben bu sene bu kadar iş yapacağım. Der ki benim elimde ekipmanlar bu kadar. Bu ekipmanlarla ben şunu yapacağım.
Der ki benim eşimin durumu bu, eğitimi bu, konumu bu, çocuklarının üzerine verebileceği bu. Ben o zaman çocuklarımın üzerinde daha iyi bir hayal kuruyorsam çocuklarıma eğitim açısından dışarıdan yardım alıp böyle bir şey yapabilirim. Veyahut da benim işim ne benim? Ben bir yerde çalışıyorum. Ne kadar maaş alıyorum? 3 lira maaş alıyorum. Ben bu maaşı garantiye alıp ek iş yapabilirim. Daha ileri yönelik bir şeyler yapabilirim. Veyahut da benim mesleğim ne? Örneğin. benim mesleğim ne? Birinci derecede benim mesleğim ticaret. Alıp satmak. İkinci derecede ben kendi nefsim için söylüyorum. Benim meslek lisesinde mesleğim ne? Ben iyi bir kaynakçıyım. Ama ben asıl neyim? Ben ticaret erbabıyım. Ben alırım satarım.
Benim işim o. Ben böyle daha da ileri. Ben böyle göze batmayan, gözden çıkarılmış bir şey alırım iyileştiririm daha iyi fiyata satarım. Örnek. Onun gözüne gelmez o. İnsanların öyle halleri vardır. Gözüne görünmez o mal onun. Onu böyle dışarı satacağım diye uğraşıyor. Bu araba olur, bu tekstil olur, başka bir iş olur. Benim işim odur mesela. Allâh bilmem bereket versin. Benim hala daha işim odur. Adam tarla bakmıyordur oraya bile. Ben alırım ağzını yüzünü düzeltirim. Cenâb-ı Hak yardım eder satarım. Araba ağzını yüzünü düzeltirim satarım. İnsan ağzını yüzünü düzeltir satarım. Evet. Tanıdığım adam bu muydu ya der. 3-5 yıl sonra mükemmel adam olur o. sıkıntı değil bu. Bütün her şeyin. İşimiz bu bizim.
Kırı dökü düzeltmek. İşimiz bu. Eskiyeni yenilemek. İşimiz bu. Kolu çıkmış kolunu takıp tamir edip koş tutturmak. Bu. İşimiz bu bizim. Benim işimdir o mesela. Ben o konuda hayal kurar mıyım? Evet. Ticaret olarak, iş olarak. Ama reyeldir bunlar. Reyelin üzerinde kurulur dünyaysa. Bu normalde aklın işidir. Bir de işin manevi tarafı vardır. O sana ait değildir. O tepeden inme. O ben onu bulutların arkasından derim. O bir rüya ile olur. Bir hal ile olur. Sahih bir rüya ile olur. Sahih bir hal ile olur. O sahih bir emir ile olur. Ama o hayat senin değildir. O senin kurguladığın bir şey değildir. O sana bir hedeftir. Sen koşarsın oraya. Dersin ki benim vazifem buymuş. Ben oraya koşacağım der seni.
3. Bölüm
Veyahut da bir şey görürsün, bir şey gösterilir. Ona uygun ekipmanlar, ona uygun alt zemin oluşur. Sen koşarsın ama. Bu da bu hayalin üstündedir ama bu hayal çok güzeldir. Bu da bir hayaldir. O yüzden hayal kurmak çok hoşuma gider. Onun üzerinde yazmak, bozmak, yeniden dizayn etmek çok hoşuma gider. Şahsın üzerinde hayal kurarım. Topluluğun üzerinde hayal kurarım. Dervişlik olarak bireyin üzerinde hayal kurarım. Onu o hayalime koşturacağım diye uğraşırım. Olmadı ben onunla uğraşırım, yazarım, bozarım. Vazgeçmem ben. Benim karşımdaki vazgeçmediği müddetçe ben vazgeçmem. Karşımdaki vazgeçtiğini anladığım anda da bende öyle bir şey vardır. Ben siler atarım. Ben derim ki bir hayalmiş geldi geçti.
Çok azdır böyle şey ama olur mu olur. O da hüsrana uğratmaz beni. Bakın hüsrana da uğratmaz. Üzülmem hiç. Derim ki bu da bir imalat hatası oldu derim kendimce. Olmuş mudur? Evet. Olmamış değil. Bilhassa bu yanlış anlaşılmasın. Şeyhimin zamanında çok oldu bu. Şeyhimle alakalı değil. O zaman için ipler tam senin elinde değil ya. Başında bir şeyhin var. Bir şeyhin olunca bir laf söyler mesele biter. Ama senin hayal kurduğuna söyler ama sana söyler. Mesele biter. Senin o konuda fazla tasarruf edecek bir şeyin olmaz. Bir şey diyemezsin. Bir şey diyemediğin için o hayal böyle bazen kurguda sıkıntı olur mu? Olur. Bu ayrı bir mesele. O zaman için olmuştur. son dönem içerisinde öyle bir hayalimin kurgumun bozulduğu görülmedi.
Ben onunla alakalı mücadele ederim. Yalnız en önemli şey bir kimse kendince bir hayal kurduysa onun gerekli argümanlarını yerine getirip ona koşacak ama. Önemli olan bu. boş hayali kurdu, oturuyor. Öyle değil. Oturmayacak. Bugünün insanında bu sıkıntı var. Dervişinde, ticaret erbabında, çalışanında, ev hanımında, çocuklarda, evin erkeğinde, şeyhinde, zakirinde, çavuşunda, nakibinde, nükabbasında, bir şeyin başında olanda. böyle şey yok. Nasıl söyleyeyim? Disiplinli. Ben bunu koparacağım. Ben bunu halledeceğim. Bunu benim yürütmem lazım. Ben ölü olsam dahi bunu halletmem lazım. Bunu sürümem lazım. Çok az insanda var bu. Bakın bu çok az insanda var. İnsanlar tembelliği böyle yetinmek olarak görüyor. tembel aslında.
Bakın tembel aslında. Korkak aslında. Gözün almıyor çalışmaya, gayret etmeye, mücadele etmeye. Heva hevesine uyuyor aslında. Ama onu örtüyor. Dinle örtüyor, işle örtüyor, yaşla örtüyor. Örtçe çok şey var onun. Zaten küfür örtmek demektir. Küfrün manası örtmektir. Hakikati örtmek. Kendi hakikatini örtmek. Kendi duygunu, kendi aklını, kendi kalbini örtmek. Örterekten kaçmak. Kendi mesela tembelliğini. Ya bugün çok yorgunum ya. Ya bugün de gitmeye vereyim ya. Ya ben şimdi gideceğim baksana ya. Bizim Zâkir Efendi de böyle dedi bana şimdi. Ya gideceğim. Üç kişi orada. Tembelliğini örtüyor. Veya çalışan bir kimse. Tembel, tembelliğini örtüyor. Ondan sonra diyor ki ben nereye gitsem, ben iyiyim ama benim kıymetimi bilmiyorlar.
4. Bölüm
Otur oturduğun yere. Hiç yanımızda insan çalıştırmamış insan mıyız? Sen çalış da patron sana nasıl muhtaç bak. Gözünün içine bakar bırakmasın benim işimi diye. Sen çalış bak. Senin altında ne lazım severir? Araba mı araba? Ev mi ev? Sen çalış. Senden sonra tuğfan olsun. Toparlayamasınlar. Sen üç gün gitmeyince dağılsın orası. Sen üç gün gitme dağılsın desinler ki ya nerede bu adam? Nerede bu adam? Nerede? E sen gidiyorsun, on gün izin alıyorsun hiç kimsenin umurunda değil. Sen bant elemanısın o zaman. bantta çalışıyor ya bir kimse. Bir tane düğme takıyor, bir tane kopça takıyor, bir tane kol takıyor. Banttan onu çıkarıyorsun başkasını koyuyorsun bant çalışıyor sıkıntı yok. Sen bant elemanısın çalışıyorsan.
Yok bant elemanı olma. Hayalin bu olmasın. Sen o firmanın beyni ol, o firmanın aklı ol, o firmanın kalbi ol. Sen o firmanın gözü ol, o firmanın kulağı ol. Sensiz bir parça eksik olsun. Sen o dergahın gözü ol, o dergahın kulağı ol. Sen o dergahın beyni ol. Olabiliyorsan o dergahın kalbi ol. O bölgenin ol, o mahallenin ol. Sen olmayacak, senkarizasyon bozulsun orada. Ol. Ama bizim komple Müslümanlarda böyle bir sıkıntı var. Komplemizde. İslam dünyasında böyle bir sıkıntı var. İslam dünyası çalışkan değil, üretken değil. ben bazen zaman zaman diyorum ya, işi olmayanın burada işi yok diyorum. Ya işi olmayan, bir yerde çalışmayanın işi yok. Sebeb? Üreteceksin kardeşim, üreteceksin. Üretken olacaksın, üreteceksin.
Derviş üreteceksin, iş üreteceksin, zaman üreteceksin, üreteceksin. Üretmiyorsan sen tembersin. Üretmiyorsan kendini yenileyemezsin, etrafını yenileyemezsin, bulunduğun işi yenileyemezsin. Dergahsa dergahını yenileyemezsin. Üretmiyorsan yenileyemezsin. Ben dergahlar gördüm, on kişi. Ne zamandan kalmış? Şeyhinden kalmış. On kişi derse devam ediyorlar. On kişi herkes birbirinin gözünün içine bakıyor. Bu yarın sabahleyin kim gelmeyecek? Ölecek, dokuz kişiye ineceğiz diye. Neden on bir olmuyorsunuz? Ödemişte nazilli Ali Efendi’nin dervişleri var, Nakşibendi şeyhi. Sabahları ders yapıyoruz. Yaklaşık 17-18 kişiler. Ders yapıyoruz, sabah hatmesi yapıyoruz, Nakşibendi hatmesi. Her sabah namazından önce, yarım saat öncesinden kalkıp gidiyorum camiye.
Orada hatmeyi bana bırakıyorlar. Ben yaptırmak için gitmiyorum. Tanıştık orada bir eskici zatla. O böyle çok seviyor beni. ben gidiyorum. Olmadı zaman ben yaptırıyorum hatmeyi. O bana yaptırmaya başladı. 18 kişi. Her sabah 18 kişi hatme yapıyoruz. Dedim neden 19 değil? Neden birisine ders vermediniz? Dedim şeyhiniz vefat etmiş. Yerine bir şeyhi intisap etmemişsiniz, kalmışsınız. Birisi hasta olduğunda anlıyorlar filanca hasta. 19 değiller ama. Bir sene sonra 17 kaldılar. Bir sene sonra 16 kaldılar. Sonra eskici de vefat etti ben Bursa’ya geldim de. Ondan sonra dağıldılar. O vefat ettikten sonra camide ders yapmamaya başladılar. Değil. Bakın bu değil. Böyle topluluklarla karşılaştım ben. Onlar kendilerini iyi yaptık zannediyorlar.
5. Bölüm
Ah şeyh efendi gibi şeyh efendi yok. Ha bitti ya. Allâh senin gibi ya haşa. Fakir ya. Allâh üretmiyor ya. Öyle şeyh efendi yok ya. Hep öyle. Nerede çorumun acı Mustafa efendi? Evet ya nerede? Nerede? Ama Hacer Aydar efendi vefat ettiğinde 3 kişi derviş olmuş ona. 3 kişi. 3 kişi. Sen şimdi nerede dedin? E vefat etti. Bulsaydın ya birisine gidip intisap etseydin ya. Dervişini devam ettirseydin ya. Neden gitmedin? Ben soruyorum eski dervişlere o zaman için. Biz Abdullah efendiye bağlandık. işte. O şeyh değil aslında ya. E sen şeyhi bul. Sen neden bulup intisap etmedin? Onun icazeti de yok zaten. E tamam. Sen icazetlisini bulsaydın. Sen icazetlini bulsaydın da ona intisap etseydin. Çalışsaydın, gayret etseydin.
Şeyhinin kıymetini bilseydin. Çorumun acı Mustafa efendi’nin kıymetini bilseydin. Sana rüyanda deseydi git filancı yere intisap et. Köküne kibrin suyu mu indi velilerin? Madem ayetle sabit, madem hadisle sabit, hiç yok olmayacaklar kıyamete kadar. Madem Allâh’ın el veli ismi şerifi var. Madem Allâh met etmiş onlara dünyadayken de korku ve hüzün yoktur. Ahirette de müjdeler vardır. Dünyada da müjdeler vardır. Git bul kardeşim. Yayan mı, yürücen yürü. Malını mı tasadduk edeceksin? Et. Hainlik yaptıysan git mezarının başına. Sana hainlik yaptım. Tövbe ediyorum da. Kıymetini mi bilemedin? Git kabrinin başına. Ben senin kıymetini bilemedim. Ben senin sağlığında sana hakkıyla hizmet edemedim. Ben senin yolundan dost doğru gidemedim.
Ben tembellik yaptım. Ben hainlik yaptım. Ben zalimlik yaptım. Senin gibi bir velinin kıymetini bilemedim. O yüzden şimdi naçar kaldım. Nasıl Hz. Muhammed Mustafa’nın kabrinin başına gelip bir bedevi ağlayıp yüzünü gözünü sürdüyse kabrinin başında. Ben de geldim. O nebinin velisi olarak seni tanıdım. Onun halifesi olarak tanıdım. Yüzüme gözüme sürüyorum toprağını. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Şu velinin yüzüsü hürmetine beni bir veliyle buluştur. Diyemedin mi? Diyemedin. Neden? Çünkü sen ona da hainlik yaptın. O yüzden kapın kapandı. Tembelsin. Tembelsin. Üretmiyorsun. Aymazın tekisin. Gözün kör. Kalbin kör. Hiç olmazsa körlüğünü bil. Onu buna beğenmemezlik edeceksin. Körlüğünü bil. Onu bunu horhakir göreceksin.
Körlüğünü bil. Nefsini hakir et. Nefsini vuraşa. Yok. Bizde öyle değil. Herkes kötü. O iyi. Herkes eksik. O fazla. E böyle ne oluyor? Üretmiyor. Ümmet Muhammed üretmiyor. Sufiler üretmiyor. Bir yere derviş oldu. Tamam ya. Bitti onun işi. Üretmiyor. Üret kardeşim. Üret kardeşim. Maddî mânevî üret. Koş Allâh yolunda. Kendine hedef biç. Kendine hedef biç. Ben bazen zâkir arkadaşlar kızıyorlar bana. Yapmam on kişiyle ders diyorum. Ben 58 yaşındayım. Yapmam. Ben ne Bayındır’da on kişiyle ders yaptım. Ne Ödemiş’te on kişiyle ders yaptım. Ne Bursa’da yaptım. Ne sonradan gittiğim yerlerde yaptım. İlk kuruluş aşamasındadır o. Üç aydır. Beş aydır o. Yapmam. Yırtarım kendimi. Ben Ödemiş’e gittim. Aradan üç beş ay geçti.
6. Bölüm
İstediğim kıvama ulaşamadım. Telefon açtım. Selamun aleyküm aleyküm selâm. Muharrem ayıydı. Müsaade ederseniz ben itikafa girmek istiyorum dedim. Ne oldu Mustafa Efendi dedim. Efendim istediğim noktada değil burada dedim dervişler. Ciddi ciddi yüzüne söylüyorum Şeyh Efendi’nin. Bana müsaade edin dedim. Ben mi itikafa gireyim. İyi Mustafa Efendi gir dedi. Efendim nasıl gireyim dedim ben. Nasıl giriyorsan gir dedi. Nasıl giriyorsan gir dedi. nasıl giriyorsan gir. Şeyini sen biç. Ne o? Tarzını tavrını sen biç. Ben Ödemiş’te Muharrem’in son yedi günü itikafa girdim. Size bu tuhaf gelir şimdi. Dedim ki yemeyeceğim de içmeyeceğim de uyumayacağım da. Sen beni buralardan açar mı bıraktın dedim. Sen bu dedim yaban ellerde beni garip mi bıraktın?
Beni kimsesiz mi bıraktın? Beni attıysan dedim temelli at. Benim yüzüm gözüm nereye gideceksek içsin. Yedi gün. Ben ağzıma bir lokma ekmek koymadım. Ben yedi gün boyunca su içtim sadece. İftarlarda ve sahurlarda. Tuvalete gitmiyordum ben ihtiyaç olmuyordu. Zaten tuvaletin anahtarını bir buçuk gün sonra getirdiler. Bulamadılar tuvaletin anahtarını. Ben itikaftan çıktım da caminin kapısının nerede olduğunu göremedim. Ben kapı diye yürüdüğüm yer duvarmış. Ben duvara vurunca duvar olduğunu anladım. Çıktım itikaftan yolda yürüyemedim ben. İtikaftan çıktım da insanlara baktım da başka suretlerde görüyordum insanları. Yedi gün. Suretler bambaşkaydı. Çıplak gözle şeytanı görüyordum. Çıplak gözle cinnileri görüyordum.
Çıplak gözle kafir cinnilerle Müslüman cinnileri ayırt ediyordum. Baktığım zaman o kimsenin anında mümin, münafık, kafir yazısını okuyordum. Ödemiş de itikaftan çıktım da kendimden korktum ben. Dedim ben hiçbir yere gidemem. Ben hiçbir şeyde dedim konuşamam şimdi. Kime ne konuşacağım? İnsan Allâh’a yalvarır mı bu halimi ört benim diye? Ben daha sokağa çıkar çıkmaz Allâh’a yalvarmaya başladım. Benim istediğim bu değildi. Ben insanların ne olduğunu görmek istemiyorum. Varlığın ne olduğunu görmek istemiyorum. Ben insanların ne olduğunu görmek istemiyorum. Varlığın ne olduğunu görmek istemiyorum. Benim istediğim bu değil. Benim istediğim insanların Allâh demesi, Allâh’ı zikretmesi, Allâh’ı tanıması, Allâh’ı bilmesi.
Arkadaşlar benim ödemiş de en son ders yaptığında iki yüz kusur kişi vardı. Dokuz ay kaldım ben orada. Dokuz ay kaldım dokuz. Saydırdım. Bırakmazdan önce normal derste yüz otuz kusur kişi vardı. Bir sene sonra gittim de otuz kişi yoktu. Hayal kur koş. Ama çalış. Ama gayret et. Ama mücadele et. Evet. Uykundan, parandan, sağlığından, eşinden, çoluğundan, çocuğundan etcen bu yol böyle. Bu yol böyle. Ben bazen zaman zaman diyorum ya herkesin hanımı hanım da bizimki kapının arkasında süpürge mi? Herkesin çocukları çocuk da bizimkinler naylondan mı? Yapma bebek mi? Herkesin evi evde bizimkinden su mu çıkıyor? Herkesin işi bizimki ne? Bizimki iş değil mi? Hayal kur hayalin peşinde yürü koş. Mücadele et.
7. Bölüm
Neye hayal kuruyorsan kur. var ya hep anlatırım böyle. gelmiş dervişin birisi. Efendim demiş ben aşığım. Olur oğlum demiş. Gir itikafa. Gir demiş hücre burada. Kime aşıksın demiş. Ayşe’ye aşığım efendim demiş. Yolum gir demiş. Efendim ne çekeceğim zikir? Senin demiş zikrin. Ya Ayşe size bu küfür gelir şimdi. Veya bunu dinleyen üç beş ilim erbabı vay bunlar küfür eyleye başlar. Ahmak. Başlamış derviş içeride. Ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe. Sabah namazı olmamış da kapıyı tıklatıyor birisi. Hücreden açıyor. Bir bakıyor. Ayşe kapıda. Hemen tak şeyhiydi orada. Evladım Ayşe dedin diyor. Ayşe geldi. Ayşe’yi istedin. Ayşe geldi. Eğer diyor Allâh’ı isteseydin. Allâh’la görüşecektin, konuşacaktın.
O gelecek. Aman efendim ben Allâh’ı istiyorum. Devam et oğlum. Efendim zikrimle. Ya Allâh. Bu kadar. Hedefine koş. Hayaline koş. Ve hayalin kadarsın. Üç metre hayal kuruyun. Üç metreliksin. On üç metre kuruyun. On üç metreliksin. Hayal kur. De ki ben o hiçbir gölgenin olmadığı arşalanın gölgesinde duracağım. Bir arkadaş da öyle dedi. Ben dedi arşalanın gölgesi için dedi uğraşmıyorum. Git yürü. Benden işin yok. Neden? Arşalanın gölgesinde gölgeleneceksin. Hiçbir gölgenin olmadığı yerde onun gölgesinde gölgelenmeye hayal edeceksin. Sebep? Ya hayalini yüksek tutacaksın. Oraya göre koşacaksın. Oraya göre koşacaksın. Hayalini yüksek tut. Oraya doğru koş. Hayalin düzgün olsun. Hayalin neyse. Kendin kadar hayalin.
Allâh bizim hayalimizi yüksek eylesin inşâAllah. Âmîn. Nefsimiz öldüğümüzde bizden ayrılacak mı? Cennette, cehennemde nefis olacak mı? Nefisin insana faydası ya da zararı nelerdir? Salih bir rüyada ya da yaşanan hâl esnasında nefis olur mu? Bir kimse iyi ya da kötü nefsine uyabilir mi? Bu nasıl anlaşılır? Nefsin kullanıldığı yere göre çok mânâsı vardır. Nefis kullanıldığı yere göre bir şahsın bütün komplek kimliğidir. Nefis kullanıldığı yere göre ruhtur. Nefis kullanıldığı yere göre candır. Nefis kullanıldığı yere göre kötülükleri emredendir. Kullanıldığı yere göre. O yüzden normalde nefsimiz öldüğümüzde bizden ayrılacak mı? Ya normalde nefis bu dünyayla alakalı, bu dünyanın içerisinde. Öldüğümüzde nefisle alakalı bir olgumuz var mı?
Yok. Cennette, cehennemde nefis olacak mı? Cennette de, cehennemde de normalde bizim dünyadaki mânâda nefsimiz olmayacak. Dünyadaki mânâda. Ama biz acıyı, hazı, lezzeti duyacak mıyız? Evet. O mânâda nefis olacak mı? Evet. Nefsin insana faydası ya da zararı nelerdir? Normalde eğer nefsi terbiye edersek bize faydalı bir hale gelir. Mesela yemek yeme isteği, su içme isteği, bunlar nefsin normalde cebri olan şeyleridir. cebri dediğimizde bunlar böyle karnı acıkınca bir insanı doyurmak ister. Bu cebridir, bu elinde olmayan bir şeydir. Ama güzel bir çay ister. Bu elinde iradesinde olan bir şeydir. Salih bir rüyada ya da yaşanan hale esnasına nefis olur mu? Olur. Bir kimseyi ya da kötü nefsine uyabilir mi?
8. Bölüm
Evet. Edep kalpte gelişen bir şey midir? Fıtraten oluşan bir şey midir? Yaşarken öğrenilen bir şey midir? Bunun içi de doğru. Ama insan başlangıçta yaşarken öğrenir edebi. Sonradan normalde o fıtratında var olan şey orta yere çıkar ve sonradan da kalbe ilham olarak gelir. Kendimizi ya da elimizin altındakilere edep noktasında nasıl eğitebiliriz? Bu noktada önce kendimizi eğitelim. Edeple alakalı. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. Bu geçen hafta söylediydik onlarla alakalı sorular herhalde. Cinsellikle alakalı. Normalde bu sorular, bunu WhatsApp’tan gönderdiler arkadaşlar. Normalde bu sorularla alakalı daha soruları olan varsa bunları yazsın. Önümüzdeki hafta da bana göndersin, buraya gelsin.
Birkaç hafta böyle müsaade edelim biz. Bayanlar, erkekler, bu konuda sorusu olanlar bütün herkes soruları tamamlansın. Sonra ben bunların hepsini bir bütüncülük haline getireyim. İnşâAllah Allâh izin verirse Şubat’ın başında gibi veya Şubat’ın birinci haftası gibi bunu bir tamamlayalım. Öyle sonradan sıradan birkaç hafta İslam’da cinsel hayatla alakalı inşâAllah sıra bir sohbet yapalım. Arkadaşlara da öyle bir şey olsun, delil olsun. Çünkü bu konuda arkadaşların, dervişlerin, ondan sonra dışarıdaki diğer cemaatlerin, toplulukların, dinle ilikçisi olanların, olanların, herkesin bu konuda böyle bilir bilmez kulaktan duyma, âyet ve hadise imamların iştahadına uymayan, sanki bir şey yasakmış gibi algılanan, harammış gibi algılanan ama haram olmayan ama haram olan ama onları helallaştırmaya çalışan ifrat ve tefrit noktasında durulan şeyler var.
O yüzden arkadaşlara ölçe olsun. Bunu böyle parçalı bulutlu bir sohbet etmeyelim. Bu birkaç hafta içerisinde, ocak sonuna kadar arkadaşlar kafalarına takılan, öğrenmek istedikleri kadınlar da erkekler de bununla alakalı sorularını normalde perşeme günleri buraya, cumartesi günleri tekkeye veyahut da bayanların sohbetinde buraya bana getirebilirler. Onların hepsini toparlayayım, bir sıralayım inşâAllah. Sırasına göre onların konu konu ayırayım. Ondan sonra hepsine toplu bir şekilde cevap verelim. Birkaç hafta, üç hafta, dört hafta nasıl gidecekse onu inşâAllah öyle halledelim. Hakkınızı helal edelim. 57. hadise gelmişiz. İbn-i Mesud Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bana Kur’ân oku dedi.
Ben de Ya Resulallah Kur’ân sana indirildiği halde ben sana mı Kur’ân okuyacağım dedim. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Kur’ân’ı başkasından dinlemek hoşuma gidiyor buyurdu. Ben de ona Nisa suresinden okudum. Nihayet seni de bunların üzerine şahit olarak getirdiğim zaman ayetine vardım. Bir de baktım ki gözlerinden yaşlar akıyor. Bu seni de bunların üzerine şahit olarak getirdiğim zaman Nisa suresinde âyet 41. Bu hadîs-i şerif, ben bunu Buhari’de okuduydum daha öncesinde. Sonra burada bugün baktım Buhari’de ondan sonra Müslüm’de, Ebu Davud’da, Tirmizi’de geçen bir hadîs-i şerifmiş. Ama ben bunu daha önce Buhari’den okuduydum bu hadîs-i şerifi. Buhari’de özellikle böyle enteresan bir hadîs-i şeritti bu okuduğum zamanlar.
9. Bölüm
Sonra bugün buraya gelmezden önce hadîs-i şerifi okudum tekrar. Baktım Buhari’de ondan sonra Müslüm’de, Ebu Davud’da ve Tirmizi’de de geçmiş bu hadîs-i şerif. Kütübüs’de de hiç böyle bu hadîs-i şerifi okumamıştım. Demek ki orada da vardır kesin. Buhari’de okuduydum bunu. Şimdi Hz. Peygamber’in böyle enteresan, manidar bir hadîs-i şerifi olay. İbn-i Mesud Kur’ân-ı Kerim’i çok düzgün okuyan, Kur’ân-ı Kerim’i çok düzgün telâfuz eden, aynı zamanda sahabenin içerisinde fıkıhı iyi olan sahabelerden bir kimse. Fıkıhı da iyidir İbn-i Mesud’un ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Kur’ân-ı Kerim’i ondan dinliyor. Enteresan İbn-i Mesud diyor ki Kur’ân sana indirildi. O da diyor ki senden dinlemek istiyorum.
Şimdi bu Kur’ân-ı Kerim’i Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bir sahabeden dinlemesi, onun peygamberliğine bir leke değil, onun peygamberlik mesleğini veya kendi şahsının bu noktada bir leke değil. Peygamberler Allâh’ın emirlerini, bu noktada Allâh’ın ayetlerini bir başkasından da dinlemişler Adem’den sonra. Bu diğer peygamberlerin de bu konuda sünneti ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de o sünneti istiyor. Kur’ân’ı başkasından dinliyor. Çünkü Kur’ân ilahi bir kelam. Kimden dinlersen dinle, Kur’ân okunuyorsa orada Allâh konuşuyordur. O yüzden Kur’ân-ı Kerim’i dinlemek farzdır. Bazı yerlerde böyle olur olmaz Kur’ân-ı Kerim tilavet ediliyor. Onu da parantez içerisinde söyleyeyim. olur olmaz dediğim birisi sesini yükseltiyor orada.
Orada insanlar başka şeylerle iştigal ediyor. Cami, cami olabilir canım kardeşim. Orada insanlar namazlarını kılmışlar, dağılıyorlar. Senin orada sesli Kur’ân-ı Kerim okuman çok uygun değil. Çok uygun değil. Herkes oturup bunu dinlemesi lazım. Herkesin işi var gücü var. Seni oturup dinleme mecburiyetinde insanları tutma. Otursunlar dinlesinler. Sen emekli olabilirsin. Senin işin olmayabilir. İnsanların işi vardır. Mesaiye yetişecektir. Veyahut da yanında birisinin yanında çalışıyordur. Bir namaz vakti, bir ara bulmuştur. Namaz için müsaade istemiştir. Gelmiştir namazını kılıp ki çek. Kılıp ki çek. Sen git evinde Kur’ân-ı Kerim oku. Kendin duyacağın kadar oku. Veyahut caminin köşesinde okuyorsan kendin duyacağın kadar oku.
Bir başkasını da illaki duyurup o Kur’ân-ı Kerim’i dinleme noktasına getirme. Dinlemezse farzı terk etmiş olacak o kimse. Veyahut da bir topluluk. Toplanmışlar bir yerde. Orada millet toplanmış. Örneğin bu açılışlarda daha fazla oluyor. Orada bir dükkan açılışı var. Orada bir şey açılıyor. Orada birisi Kur’ân-ı Kerim okuyor. Herkes birbirine muhabbet ediyor. Bir ikram varsa ikramı yemeye devam ediyor. Ya kardeşim Kur’ân-ı Kerim okunuyor. Kur’ân-ı Kerim okunurken ya ikram dağıtma. Ya da herkes otursun Kur’ân-ı Kerim’i dinlesin. Ya da konuşmasın hiç kimse. Ama Kur’ân-ı Kerim okunurken dahi insanlar konuşuyor. Veyahut bir toplulukta söz konusu. Burada birisi sessiz bir şekilde Kur’ân-ı Kerim okumuş olsa herkesin pür dikkat onu dinlemesi lazım.
10. Bölüm
Yorum yapmayacak, yanındakiyle konuşmayacak, yanındakiyle sohbet etmeyecek, mırıldanmayacak. Hele dergahlarda bunu daha fazla dikkat edecekler. Ya yanındakiyle ne konuşuyorsun Kur’ân-ı Kerim okunuyor orada. Kur’ân-ı Kerim okunuyor orada. O zaman Kur’ân-ı Kerim okunurken dinlemek farz. Camilerde hoca efendiler cemaat toplanırken Kur’ân-ı Kerim okuyorlar. Çok güzel ama cemaat Kur’ân-ı Kerim’i dinlemiyor. Onu Kur’ân-ı Kerim’e hemen bir ara verecek, ikaz edecek, irşad edecek, söyleyecek. Ey değerli cemaat Kur’ân-ı Kerim okunurken dinlemek farzdır. Herkes Kur’ân-ı Kerim’i dinlesin, yanındakiyle konuşmasın, konuşma. E cenazeye gidiyorsun, cenazede gömülecek. Orada başında Yasin okuyorlar, Tabârek okuyorlar, Kur’ân-ı Kerim okuyorlar.
Ya herkes bir an önce gömecekler, gidecekler ya. İşleri çok herkesin. Hoca efendi oturmuş Kur’ân-ı Kerim okuyor, millet cenazeyi gömeceğiz, yanındakinden konuşacağız diye uğraşıyor. Ya kardeşim Kur’ân-ı Kerim okurken de cenaze gömülmez, otur Kur’ân-ı Kerim’i dinle. Bırak gömmeyi. Bırak gömeceğim diye uğraşma. Yok bir kısmı oradan, Bursa’da gördüm onu, şimdi her yere yayıldı. Ben ilk Bursa’da gördüm. Daha kabrin başında başlıyorlar şeyde ötme. Cantık. O cantık arabası mezarlığın içine giriyor, Bursa’da gördüm bunu. Cantık arabası mezarlığın içine giriyor, mezarın başına kadar geliyor. Herkesin gözü cantık arabasında. Ulan gömsek de şu cantık arabasını gömecekler. Şu cantık arabasında. Ulan gömsek de şu cantıyı da gömsek gitsek.
Dedim ya bu nasıl bir şey? Daha zengin olsa oraya lokanta kuracak. Yalan, iyi ki öldü be adam be, arkasından yemeğinde yiyelim, yiyelim, vah tamam bitti. Ya yok ya. Ya mezarlığın içerisinde edeptir, adaptır, bir şey yenilip içilmez. Mezarlıktan ibret alınır. Kabristandan ibret alınır. Kabristanda, kabirdey, oradaki ölenlerin haliyle hallenilir. Ya çilingir sofrası mı kuracaksın orada bir de? Bidat, bir tane hadîs bulamazsınız. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında, Hz. Ebu Bekür, Ömer, Osman Ali’nin zamanında kabristanlarda yemek yenilip içildiğine dair. Bir tane bulamazsınız. Neden? Misafirler eve gelmesinler tekrar. Orada, yesin. Zaten gelmeyecekler. oradan bir daha eve gelmeyecek o kimse.
Ya cenaze evinin önüne koy sofrasını. Gelen giden uzaktan yakından gelen, cenazenin, ölen kimsenin hayrını yesin içsin, cenazeden sonra yedir içir. Kabristandan niye amma yediriyorsun içiriyorsun? Bizde kabri, bu Hursa’da gördüm Allâh hakkınızı helal edin. Sonra bu sene ben Bayındır’a gittim. Bayındır’da da Bayındır’a da dokunmuş. Aynı şey Bayındır’a da gitmiş. Daha Bayındır’da, hemen Bayındır’da da normalde şimdi her yerde var nereye gidersem gideyim. Bakın nereye gidersem gideyim. Her yerde var şimdi. Herkes hemen kabristanın başında yedirip içiriyor. Ya nasıl yiyeceksiniz, içersiniz canım kardeşim? Ölümden ibret almayacak mısınız? Diyor Kadı Şerif’te, dünya lezzetlerini acılaştıran ölümü çokça zikredin.
11. Bölüm
Kabristanda nasıl yiyebileceksin onu? Ama kulağın duysa, kabirdekinlerin kabir feryatlarını duysan, yiyemezsin. Kabirden haberin olsa birisini görsen, yiyemezsin. Kendine gelemezsin. Böyle bir estantene yaşasan, kabre giren bir kimsenin son nefesiyle alakalı şeytanın ona nasıl musallat olduğunu görsen, yiyemezsin. Ama öbür türlü yiyorsun. Ama öbür türlü yiyorsun. E Kur’ân-ı Kerîm de okunuyor orada. Herkes konuşmaya da devam ediyor, gömmeye de devam ediyor. Hocanın da işi çok zaten. Okuyan kimse de bir an önce okuyup gitmesi lazım, zarfı da alması lazım. E bir de sırada, orada görevliyse, orada görevliyse sırada bir sürü gömülecek var, sıra sıra. E bir an önce hemen okuyacak, Yasin tabâreke tamam bitti.
Herkes de işini bitirecek, çaresi yok. Kur’ân-ı Kerîm’i dinlemek farz. O yüzden okuyanlar da dikkat edecek. bakacak, kardeşim buradakiler benim okuduğum Kur’ân-ı Kerîm’i dinler mi, dinlemez mi? Hayır dinlemeyecekler. Okumasın. Okumasın. İnsanları tekrar günaha katmasın. Bunun gibi veya çarşı camilerinde görev yapan imamlar. Görev yapan imamlar. Ya kardeşim bunlar esnaf. Bu esnaf adamı sen namazdan sonra Kur’ân-ı Kerîm okuyacağım diye oturtturma orada. Adam kalkıp gitmek zorunda kalıyor. Ya düşünsene. Esnaf camisi orada. Etrafındaki bütün cemaat esnaf. Adam husisi böyle oturup da ben camide namazımı kılayım. Oh bir de arkasından yarım sayfa Kur’ân dinleyeyim diye gelmemiş ki. Esnaf ama namazı kılacak, farzını sünnetini kılacak, yürüyecek gidecek.
Kur’ân-ı Kerîm başlayınca adam mecbur Kur’ân-ı Kerîm okunurken yürüp gitmek zorunda kalıyor. Dinlemek farz, farzı terk ediyor. Allâh muhafaza eylesin. Şimdi böyle olunca Kur’ân-ı Kerim’i başkasından dinlemek de sünnet. Ve Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kendisiyle alakalı bir âyet dinlediğinde de gözünden yaş iniyor. Bu Veç’in zirve noktası. Veç’in zirve noktası. bir hadîs-i şerif daha var böyle. o sahâbeler bilhassa o ashab-ı sufa, sonradan gelen selef. Onlar da böyle bir Kur’ân-ı Kerîm dinlediklerinde, bir vaaz dinlediklerinde ağlarlar tüyleri diken diken olurmuş. Bir rivayet var Ebu Hureyre’nin bayıldığına dair. Bayıldığına dair. O yüzden Veç hâli insan ağlar. Veç hâli tüyleri diken diken olur.
Veç hâli bayılır o kimse. Veç hâli kendini duvara vurmaz. Veç hâli üstünü başını yırtmaz. Veç hâli saçını başını yolmaz. Veç hâli zincirlerle kendini dövmez. Veç hâli etrafına zarar vermez. Veç hâli vaa elektrik çarpmış gibi titriyor. Veç hâli böyle böyle ne dedi benim önümde birisi böyle bir şeye girdi cezbeye girdi böyle. Kavus yaptı böyle. Böyle bir baktım. Ne oldu şimdi dedim? Ne oldu? Yaptı. İyi. Allâh’ına dinine kitabına dedim söyle bana. 1. Hazreti Peygamber efendimizi mi gördün? 2. Ashab’dan birisini mi gördün? 3. Pire efendilerden birisini mi gördün? 4. Dedim Allâh’ına dinine kitabına söyle. Üstadını mı gördün? Onu söylediğim kimse Ödemiş’in zâkeriydi. Yıl 1989. Bana dedim Allâh’ına dinine kitabına soruyorum.
12. Bölüm
Bana bunu dedim söyle. Tık yok. Nefsinden yapıyorsun dedim. Nefsinden yapıyorsun. Böyle deyince durdu. Mevzu ne? Ben sigara ile alakalı sohbet ettim. Dedim ki o zaman için. Hâlâ da o zaman da haram diyordum. Ben yıllar geçti üzerinden hâlâ da sigara haram derim. Fıkıh kitaplarında mekruh yazar. Ediyanet de geldi dediğim noktaya. 30 yıl sonra geldi ama geldi. Diyanet de fetva veriyor şimdi haram sigara diye. 30 yıl sonra geldiler dedim fetvaya. Ben o zaman da dedim. Dedim ki bak ben dedim bir tarikat ismi vermedim. Bir şeyh ismi vermedim. Bana sigara ile alakalı hüküm sordular. Ben de dedim ki sigara haram. Soğan sarımsak yiyen mescidimize uğramasın demiş. Neden? Kokusundan dolayı. Kokusundan dolayı.
Dedim sigara insanın ağzını dedim. Necaset kokutuyor. Kokuyor. Kokusu dedim kötü. Sigara yiyebilir misin? Yiyemezsin. Yiyebilir misin sigara? Yiyemezsin. Dedim bir şey nasıl içersin? O zaman söylüyorum bunları. anlatıyorum. Mekruh desek dahi diyorum. Mekruhun devamı günah-e kebâridir. Mekruh bir sefer içersin. Mekruh olur. Devam edersen. Mekruhun devamı günah-e kebâridir. İçemezsin. Sen dedi bizim kavslara lahmı söylüyorsun. Lahmı söylüyorsun. Bana ne dedim senin kavsından? Senin kutbundan? Ben sigara ile alakalı hükmü söylüyorum. Sigara ile alakalı hükmü söylüyorum. Ehli Sufiye harandır. İçmeyeceksiniz. Bunu söylüyorum dedim. Bizim kavslar bize müsaade etti. Bana ne senin kavsından dedim tekrar.
O zaman söyledi. Bir titredi. Ne oldu dedim şimdi? Sen böyle yaptın ne oldu? şunu mu gördün yok. Bunu mu gördün yok. Bunu mu gördün yok. Dedim bu cezbe hâli de değil. Bu dedim şeytani. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin zamanında Allâh dedi. Titremeye başladı. Hazret-i Ömer efendimiz dedi bu ne? Dediler ki bu ığır aklı Müslüman. Kaldırın şunu dedi. Şeytanın tecelliyatını görüyorum üzerinde dedi. Kaldırın şunu. Cezbe ne? Gözünden siyim siyim yaş akacak. Cezbe ne? Tüylerin diken diken olacak. Cezbe ne? Allâh diyeceğim bayılacağım. Cez bu. Bırak at kendini yere. Bayıldıysan bayıldı. Zikir alakasında ona dönüp bakılmaz bile. O kaldırılmaz bile. Ölse dokunulmaz bile ona zikir alakasında.
Ne güzel yerde öldü. Dokunduğun anda eğer o normalde gerçekten bayılmadıysa nefis yapar onu. Bağırmak, çağırmak, kütlemek. Yok kendini duvarlara vurmak. Yok. Yok. Değişik sayhalar atmak yok. Yok. Değişik sayhalar atmak yok. Değişik sesler çıkarmak yok. Dost soru zikrularını yap. Esma’ya uy. Ha o arkadaş kendinden geçti. Herkes hay esmasını okuyor arkadaş. Hak. Ha esma atladı o. Tabi ya. Esma atladı o. Nefis. Başka bir şey değil. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemde cezbenin tecelliyatı gözyaşıydı. Hazreti Muhammed Mustafa’da cezbenin tecelliyatı tüylerinin diken diken olmasıydı. Cezbenin tecelliyatı dünyadan kesilmekti. Cezbenin tecelliyatı Hazreti Ayşe annemiz öldü zannederdi.
13. Bölüm
Cezbenin tecelliyatı öldü zannederdi Hazreti Ayşe annemiz. Secdeye kapanırdı. Dakikalar geçerdi, saatler geçerdi. Secdedeydi. Ve Hazreti Ayşe annemiz öldü zannıyla ayağına dokunurdu onun. Öldü mü ki diye. Cezbenin tecelliyatı. Cezbenin tecelliyatı. Sen gece zikrullah’a oturursun. lâ ilâhe illâllah. Küt kalırsın. Ne kadar geçer zaman bilinmez. Kalpten lâ ilâhe illâllah devam eder. Cezbenin tecelliyatıdır o. Sen dünyadan kesilirsin. El ayak kesilirsin. Nefesini dahi hissedemezsin. Kalp atışını bile hissedemezsin. Cezbenin tecelliyatıdır. Halakayı zikrullah’tan esmana devam edersin sen. Ne görürsen gör, ne yaşarsan yaşa. Cezbenin tecelliyatıdır o. Zikrullah’ın adabına, erkanına harfiyen uyarsın.
Cezbenin tecelliyatıdır o. Cezbenin tecelliyatı. Herkes cehri zikrullahı yapıyor. O yarın akşam sayan orada sahneye çıkacak. Sesi gitmesin. Yok, cezbi o değil. O nefsinin tecelliyatı. O nefsine uydur. Üstada, zakire tam haliyle zikrullah yaptırana tabi olmak cezbedir o. Zikrullah yaptıranın ses ahengine, zikrullahın adabına, erkanına uymak cezbedir. Uymamak nefistir. Uymamak nefistir. Ta en sondaki kimseyle, o en öndeki kimsenin aynı sesi vermesi cezbedir. Arada birisi kendi nefsinden bir ses çıkarıyorsa veya çıkarmıyorsa, o arada senkarizasyonu bozdu. O nefsine uydur. Bilmiyor, yeni gelmiş, eyvallâh. Daha yeni yeni alışıyor arkadaş. Bir hafta, iki hafta, üç hafta. Eyvallâh. Sesi tam olarak çıkaramıyor.
Böyle çıkarmaya çalışıyor, çıkaramıyor. Eyvallâh. Ama arkadaş eski derviş ya, ne zikirler gördü o. O ne dersler gördü. Oğlum böyle. Baba derviş. Herkes Allâh, Allâh zikrediyor. Zikrediyor ya o. O bakacak hem etrafa. Kim ne yapıyor? Hem böyle kafasını sallayacak. Zikrullah yapıyormuş gibi yapacak. Ondan sonra onun ihtiyacı yok öyle. Zikrullahın adabına, erkanına uymaya. Sebep o baba derviş. Eski derviş o. Veya o bayan kardeşlerde de vardır muhakkak. onlarda da var. Onlarda eski derviş. Ne abla, ne abla o. Oo neler gördü. Hepsi de aynı. O aslında nefsine oydu. Cezbe değil. Allâh bizi iyi ellerden eylesin. O zaman zikrullah da Kur’ân-ı Kerim okunurken adaba, erkana uymak. Kur’ân-ı Kerim’i dinlemek.
Ve Kur’ân-ı Kerim’i bakın burada bütün herkesin takıldığı bir yer var. Kur’ân-ı Kerim kendi lisanıyla okunuyor ya o kimse de Kur’ân-ı Kerim’i anlamıyorum diyor ya dinlemiyor. Dinlemiyor. Dinliyormuş gibi görünüyor. Eğer sen Kur’ân-ı Kerim’i dinlersen vallahi de billahi de tillahi de anlamı, manası senin kalbine gelir. Sen dinle. Sen dinle. Kur’ân-ı Kerim’in manası kalbine gelir. Sen yeter ki dinle. Sen onu can kulağıyla dinle. Ver kendini Kur’ân-ı Kerim okunurken. Dinle. Onun senin kalbine manası gelir. Ve hatta bir Şeyh Efendi geliyor kim geldi örneğin kappaşı geldi. Dinle. Sen onu dinlersen ya deme sen o Arapça konuşuyor ben Arapça bilmiyorum. Sen dinle. Sen dersen ki ben bu Şeyh Efendi’den bir hikmet öğreneceğim.
Bu dersen ki sen kendi kendine Hz. Hüseyin Efendi’mizin torunu gelmiş. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ve torunlarına olan hürmetinden dolayı ona hürmet eder. Onu dinlersen onun söylediği kalbine gelir senin. Bakın onun söylediği kalbine gelir. Sen ya bu boşnakça konuşuyor ben nereden anlayacağım der dinlemezsen onun bir Şeyh Efendi’nin bir Şeyh Efendi’nin konuştuğunu bu dünya bir meseleler için geçerli olmaz. Bir dergahla alakalı bir hikmetle alakalı konuştuğunu dinlersen bu boşnakmış o Fransızmış o İngiliz’miş o Arap’mış o Kürt’miş o Türkmen’miş o şu dilden konuşuyormuş o bu dilden konuşuyormuş boş o dinle onu dinlersen manası kalbine gelir senin. Sûfî adamsın Sûfî kulak duyar burası dinler burası duyar kalbi o kimsenin dinler sen duyduğunu dinle kalbini ona ver bütün herşeyin rabutunu kur kalbini ona ver o zaman kalbine onun manası gelir Allâh bizi onlardan eylesin asıl cezbe de budur zaten asıl cezbe de neymiş buymuş karşıdakinin lisanı değil sizler yaşamadınız Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum Cenâb-ı Hak bizi yaşattı ona zor şeydir ben hep derim Abdullah Efendinin yanında durmak zordu orada biz bir şeyhiye ziyarete gittik cidde de şeyh efendi konuşuyor bana soruyor yanında ben yanındayım ya usta efendi ne diyor diyor sen Arapça biliyor musun bilmiyor musun diye sormuyor bakın sormuyor sormuyor mahir de orada ben dedim ki ha sen mahir burada diye lâ ilâhe illâllah etme Mustafa Özba dakika bir gol bir doksan ikide haçta bunu yaşadım mahir burada ha mahir arıyor millet ne dedi Mustafa efendi diyor ha sana ne dedi diye soruyorsa senin bilmen lazım ben dinleyenin kelamına bakmıyordum kelamı ne olursa olsun sen onu dinleyeceksin Nijeryalı adam Nijeryalı şeyh efendi’den ders aldı Nijeryalı bunu anlatayım kapatayım muhabbeti Nijeryalı ders aldı şeyh efendi’den ikinci gün tekrar aynı yere geldi ondan sonra yine bir şeyler söylüyor bana dedi ki Mustafa efendi ne diyor dedi ben şimdi çözdüğüm kelimelerden cümle kurdum efendim diyor ki dedim ben ben bir evlendim benim birinci eşim beni bir daha evlendirdi şimdi haştan dönünce birinci eşim beni bir daha evlendirecek bana dua edin beni evlendirmesin bizde adet birinci eş ben iyi bir eşim deyip dörde kadar evlendiriyor efendim bunun için dua istiyor evlenmek istemiyor dedim ben Mustafa efendi bu nasıl adet oğlum dedi dedim efendim benim anladığım bu dedim ben Allâh Allâh oğlum bizim kadınlar dedi adamı dedi perişan eder dedi bunlarda nasıl bir adet varmış böyle dedi efendim böyleymiş dedim ben benim anladığım bu ama benim o ondan anladığım dinlediğim bu aradan on beş yirmi dakika geçti bir saat geçti bizim mahir geldi mahire dedim mahir yanlış mı anladım doğru mu anladım bilmiyorum dedim şey efendiye böyle aktardım ben dedim böyle anladım bir sorsana dedim ben şey efendiye ne demiş sordu böyle diye mahire benim anlattığım gibi anlatmış sonra şey efendi döndü Mustafa efendi dedi oğlum ben senin söylediğini dedi kabul ettiydim efendim kendimi teyit edeyim dedi böyle yaptım mahiremi teyit ettireyim kendim mahiremi kendim teyit ettiriyorsun diyor Allâh’ım dedim ya biz nasıl bir şeyin içindeyiz dedim doksan iki haçta oluyor bu şimdi arkadaşlar dinleyin şeyhi dinle karşındakini dinle eşini dinle çocuğunu dinle arkadaşını dinle dinle duyma dinle duymak ayrı dinle Kur’ân’ı dinle dinle kulağını sadece verme kalbini ver dinle dinlersen yakalarsın tekrar söylüyorum dinlemek kalbin işidir duymak kulağın işidir hayvanlar da duyar böcekler de duyar kuşlar da duyar yılan da duyar börtü böcek de duyar taş da duyar su da duyar ağaç da duyar insan dinler dinleyin vecce gelin dinleyin kalbiniz perdeden perdeye geçsin dinleyin dinlerseniz kemale erersiniz dinlemezseniz kemale eremezsiniz Allâh bizi sözü işitip dinleyenlerden ve itaat edenlerden eylesin Lâ ilâhe illâllah Hak Muhammed’in Resûlullâh cemiyye-i enbiya-i vel-mursalim velhamdulillahi Rabbi’l-alimin el-Fâtiha.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı