Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

702. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

>> Ecm. Yazılı yok. Sözlü yapalım. Çalış. Selamünaleyküm efendim. Efendim Ahzap suresi 23. ayet-i kerime. İzninizle orijinalini de okuyabilir miyim efendim? Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bism...


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenize hayırlı eylesin. Aynınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batıl, batıl bilip batılı karşı cihâd eden kullarından eylesin. Nerede müslümanları zulmeden, müslümanların hakkına, hukukuna, canına, namusuna, şerefine, topraklarına tecavüz eden var ise, Cenâb-ı Hak hepsini helak eylesin. Kahruperişan eylesin. Güçlülerini yerle yeksan eylesin. İsrail’i dağıtsın. Yerle yeksan eylesin. Destekçilerini yerle yeksan eylesin. Tüm müslümanları özgür eylesin. Âmîn. Ejmen. Yazılı yok, sözlü yapalım. Çalış. Selamünaleyküm efendim. Efendim Ahsap suresi 23. ayeti kerime.

İzninizle orijinalini okuyabilir miyim efendim? Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Müminlerden öyle, burasını soracağım efendim, erkekler, adamlar, erler diye tercüme edilmiş. Vardır ki, onlar Allâh’a verdikleri ahitte sadık kaldılar. Onlardan bir kısmı, Nehbeh geçiyor efendim, onu da soracağım, adaklarını yerine getirdi, bazı miallerde camlarını verdi. Ve minhum menyentezir, bir kısmı da beklemektedirler. Ve mabedde lû tebdîlâ. Ve onlar sözlerini asla değiştirmemişlerdir. Sıra kallâhülazim. Efendim izninizle ilk sorum, buradaki rical kelimesi bazı miallerde adam, erkek ve er olarak tercüme edilmiş. Bu erillik, dişillik manası mıdır? Yoksa tınak içerisinde adamlık, erlik manası mıdır? Allâh’a verilen sözden bahis buyrulmuş efendim ayeti kerimede.

Bu kimseler Allâh’a nerede, ne zaman, ne söz vermişlerdi? Ve mabedde lû tebdîlâ. Ve onlar asla sözlerini değiştirmediler. Burada sizin de üzerinde ısrarladığınız bedel, karşılık, herhangi bir bedel karşılığında onlar sözlerini değiştirmediler. Ayeti keriminin mefhum manası hakkında fikirlerinizi rica ediyorum efendim, arz ederim, selamünaleyküm. Bu umumi bir söz veriş var, umumi söz veriş. Cenâb-ı Hak ruhları yarattı, ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi. Ruhların hepsi de orada bela. Evet, sen bizim Rabbimizsin dedi. Bu umumi bir söz veriş. Bu normalde onlar sözlerinden geri dönmezler. Evet, umumi bir şekilde bu sözünden hiç kimsenin dönmemesi gerekir. Ardından birinci secde, ikinci secde, üçüncü secde emirleri geldi.

Bir kısmı birinci secdeye, bütün herkes gitti. İkinciye gitmeyenler oldu, üçüncüye gidenler oldu. Sonra yine secde emri oldu, üçüncü secde emri. Normalde birinciye, ikinciye gidenlerin bir kısmı üçüncüye gitti, bir kısmı üçüncüye gitmedi. Birinci secdeye gidip de ikinciye gitmeyenlerin bir kısmı üçüncü secdeye gitti. Hadîs-i şerif, insanlar mümin doğarlar, mümin yaşarlar, mümin ölürler. Mümin doğarlar, kafir yaşarlar, mümin ölürler. Mümin doğarlar, mümin yaşarlar, kafir ölürler. Şimdi bu normalde insanların ruhları aleminde vermiş olduğu ahid söz. Eyvallâh! Bunda söylenecek bir laf yok. Bunu normalde şeriaten bakacağız bir de. O insanlar verdikleri sözlerden geri dönmezler, biat ettiler. Niye?


2. Bölüm

İslam halefesine biat ettiler. İslam halefesine biat edince normalde orada bir sözleşme oldu. O sözleşmeden geri dönmediler. Bunun bir başka veçresine bakacağız. Başka veçresine baktığımızda bu da tasavvufî. O zaman o normalde o kimse bir üstada gitti, intisap etti. Ona söz verdi, oradan geri dönmedi. Ve onlar sözlerinde sadıklar. Burada bu Âyet-i Kerime’de şeylerde, mealcilerin hepsi de bunları bir erkek olarak tanımlıyor. Oysa başka bir Âyet-i Kerime’de, ”Naman-ı iman eden erkekler, iman eden kadınlar, namaz kılan erkekler, namaz kılan kadınlar, oruç tutan” Demek ki dinin yükümlülüklerinde kadınla erkeğin arasında bir fark yok. Oradaki normalde sözünde durma, erlik adamlıkla alakalı değil, erkeklikle alakalı değil.

O kimsenin vermiş olduğu sözü yerine getirmesi, sözünde durması. Benim Allâh affesi meşhur tezimdir. İnsan sözüyle insandır. Sözüyle insandır demem, o kimse bir söz verir, sözüne sadık kalır. İnsan sözlerine sadık kalırsa kemale erer. Sözüne sadık kalmazsa o kimse kemale ermez. Güvenirliğini kaybeder. O zaman ama kadınlar ama erkekler iman edip söz verdilerse, onlar o sözlerinde sabit kalırlar. O söz verenler, burada bunu da yine söz verenleri biz yine üçe kategorileceğiz. ”İlmel yakîn, aynel yakîn” ”Hakkel yakîn” noktasında söz verişte üç tane söz veriş hali var. Öyle olunca onlar sözlerinde sabit dururlar. Onların sözlerinde bir değişiklik söz konusu olmaz. Sözlerinin uğruna ne feda edilecekse onları feda ederler.

Bir öncüler vardır. Öncüler normalde kendilerine feda ederler. Öncüdür bunlar. Bir Üstad öncüdür, bir âlim öncüdür, bir devlet başkanı öncüdür. Bir kabilenin reisi öncüdür. Bir mahallenin sorumlusu öncüdür. Bir çavuş öncüdür, bir zâkir öncüdür, bir nakip, nükabbâ, halife bunlar öncüdür. Bir Üstad öncüdür. Bir vazifesi olan kimse öncüdür. o öncüler ne feda edilmesi gerekiyorsa ederler, diğerleri sırasını beklerler. onlar da sözlerinde sabittir. Ve onlar da vakti saati gelince, onlar da ne feda edilmesi gerekiyorsa, onlar da sırasını beklerler. Feda edileceği zaman, onlar da ne feda edilecekse feda ederler. O zaman meseleyi toparladığımızda, demek ki söz verenler, ahitlerini yerine getirenler, sözün bir ilmel yakin noktası var, bir aynel yakin noktası var, bir de hakkel yakin noktası var.

Bir kimse hakkel yakin noktasında, ayrı bir biatlaşma olur manevi. Bunları ben es geçiyorum şimdi. O manevi bir kimse, bir Üstad’la biatlaştı, aslında o biatlaşmayı şu anda insanlar biraz değersizleştiriyorlar. derviş adayları bunu değersizleştiriyor. Biatlaşma şu, Kur’ân Sünnet tarihisinde o Üstad ne dediyse harfiyen yerine getirecek. Kur’ân Sünnet tarihisinde, o normalde Kur’ân Sünnet tarihisinin dışında olmadığı müddetçe, Üstad ona ne söylediyse, harfiyen yerine getirecek. Asla onda bir sapma olmayacak. Karmış, zararmış, soğukmuş, sıcakmış, yağmurmuş mu, karmış, güneşmiş, çöldemiş, ovadaymış, dağdaymış. Yok, bu şey değil. Bunun hiçbir gerekçesi yok. Söz verdin, biatlaştın, o biatında sabit kalacaksın.


3. Bölüm

Sana gitme demiş gitmeyeceksin. Otur oturacaksın, kalk kalkacaksın. Konuşma konuşmayacaksın. Sus, susacaksın. Bunu şöyle yap, öyle yapacaksın. Kafandan tereddüt dahi geçirmeyeceksin. Acaba mı diye kafandan geçirmeyeceksin. O sözünde sabit olacaksın. Normalde şimdi bir de kimsenin İslam halifesinin olan biatı var. O zaman şimdi İslam halifesi yok. İslam halifesi olmadığı için Müslümanların siyaseten sahibi de yok. Halife siyasidir çünkü. Hem dinidir, hem siyasidir. Şu anda ümmetin halifesi yok. Var, ilan etmiyorlar. Kim? Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ama sonuçta Türkiye Büyük Millet Meclisi de halifelik ilgâh edilirken meclisin uhdesine verilmiş. Ama sonradan da Türkiye Cumhuriyeti Devleti lehitliği seçmiş.

Öyle olunca meclisin halifeliği ilan etmesi mümkün olmuyor. Layıklık ilkesine aykırı. Atatürk ilke ve inkilaplarına aykırı. Siz halifeliği dahi isteyemezsiniz. Halifeliği isteyen bir kimse Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı değiştirmekten, yıkmaya kalkmaktan ondan bundan dava açılır. Hatta siz halifeliyi övemezsiniz bile. Halifeliği överseniz o zaman bu da anayasaya değiştirme noktasına seni sokabilir bir savcı. O yüzden sen çünkü halifeliği övmek demek Atatürk ilke ve inkilaplarına karşı gelmek demektir. Siz onu da övemezsiniz. Övücü sözler söyleyemezsiniz. Mesela siz Müslümanların sahibi yok diyemezsiniz. Müslümanların sahibi yok demek siz din, dil, ırk ayrımı yapıyorsunuz. Dinini ayrıştırıyorsunuz.

Ve o Müslümanların sahibinin olmadığını söylüyorsunuz. Halkı kin ve nefrete sürüklemekten uğraşırsınız. Kapattık burasını. Şimdi o kimse bir de ne yapacak o zaman? Siyaseten o kimsenin biyatı var. Siyaseten biyatından da geri dönmeyecek. Bunu böyle önceden isim söyleyerekten refah partililer siyasi olarak diyorlardı ki biz Necmet’in Erbakan’ın hocaya biat ettik. Bunu böyle söylüyorlardı. Benim yanımda falan konuşmaları oydu. O yüzden onlar siyaseten ona bağlı olduklarını söylüyorlardı. Bu normalde darül harf hükümde Müslümanların siyaseten bir imama biat etmeleri caizdir. Hatta hanefiye göre öyle yapmaları gerekir. Bunu böyle bu fetvaya göre düşünerekten yaptılarsa söyleyecek bir sözümüz yok.

Şimdi o zaman onlar sözlerinden geri dönmezler. Burada sözünden geri dönmemeyi Cenâb-ı Hak erlik olarak nitelendiriyor. Ama bu erlik cinsiyetle alakalı değil. O yüzden İslam hem kadına hem erkeğe hem evlenmemiş olan kızlara hem de evlenmemiş olan delikanlılara herkes bu noktada hükmü belli. Şimdi kadın denilince sonuçta evlenmiş bir bayan akla geliyor. Ondan sonra genç kız deyince evlenmemiş bir genç bayan. Öyleydi tanımlama. Şimdi hepsini de kaldırdılar. Ne diyorlar dediniz geçen gün? Kadın diyorlar birey diyorlar. Evet. Kadını da çıkardılar şimdi birey. kadın erkek olarak da öyle oluyor. O bir birey. Evet o zaman üçüncüler de mi? Cinsiyet atfedilmiyor. Cinsiyetsizlik var söz konusu. Evet. Şimdi öyle olunca buradaki erillikten kasıt normalde kadın veya erkek değil.


4. Bölüm

Buradaki erillikten kasıt sözünde durma. Bir atında durma. Vermiş olduğu sözü ne getirme. Burada söz konusu olan bu. Ve o biatlaşanlar, önde gidenler, öncüler nelerini feda edeceklerse edecekler. Arkalarında bekleyenler de sıra onlara geldiğinde onlar da feda edecekler. Teşekkür ederim. Efendim âyet-i kerimede yoksa siz geçen hafta bahsetmişsiniz yoksa siz sizden öncekilerin çekiklerini çekmeden birinci sorum efendim çekiklerinden kastettiği nedir? İkincisi cennetten kastı bizim bildiğimiz cennet midir? Yoksa seçtiklerinin bulunduğu meclisi mi kastetmektedir? Bu şey değil. normalde bizden önceki Müslümanların başlarına neler geldiyse senin de başına o gelecek. Tezgah aynı tezgah. İpliklerin rengi değişiyor kalanlığı değişiyor.

Başka bir şey olmuyor. Adem’den itibaren Müslümanların başına ne geliyorsa senin de başına gelecek ve sen de o başına gelenlerle mücadele edeceksin. Cennetlik öyle olacaksın. Sırça köşklerde oturarak cennetlik olunmuyor. Başına gelecek bir şeyler. Normalde o kimse zaten iman ettim diyorsa Lâ lehe illallah Muhammed Rasûlullah diyorsa ve bu konuda bir çalışması, bir gayreti, bir mücadelesi varsa kafir sistemlerde onların başına hak yok. Bir şey gelir. Teşekkür ederim efendim. Cennete varınca öyle mi cennet böyle mi cennet dememize gerek yok. Zahirende, fizikende cennet var çünkü. Efendim Erzincan sohbetinde bir insanın içinde şeytan veya cin giremez demiştiniz. Bu şeytanın insanın kanında dolaşmasını nasıl anlamabilsiniz?

Normalde o evlilikle alakalı konuşuyorlar ve hatta bir kimse cin içine girmiş diyorlar ya cin o kimsenin içinde cin içine girmiş. Ondan sonra o kimse cin içine girince ondan evlenmiş. onunla aşırı aşırı oluyor. Burada bir insanın bir kafir veya Müslüman cinliyle cinin hulûl etmesi, insanın içine girmesi söz konusu olmaz. Şeytan sizin damarlarınızda dolaşır dediği âyet-i kerime mana itibariyle şeytan sizin normalde bütün vücudunuzu etkileyebilir. O yüzden şeytan sizin içinizde derken, şey biz içimizde şeytan taşımıyoruz. O etki o kadar çok etki açık olur ki insan damarlarında bile dolaşır. Ama başka bir âyet-i kerime de de sen benim dostlarıma dokunamazsın onlara bir zararın da olamaz onlara müdahale edemezsin diyor.

O zaman şeytan hepimizin içinde olmuş olsa o zaman o kimsenin de içinde olacak. O zaman birisinin dışında birisinin içinde olması mümkün değil. O zaman şeytanın tesiriyle alakalı bu. Şeytan bize tesir edebilir. Eyvallâh! Şeytan bizi öyle tesir edebilir ki biz kendimizi ona bırakırsak her şeyi yaptırabilir bize. O yüzden şeytanın tesiri nefse tesir ediyor. Nefsin üzerinden geliyor. Şeytanın tesiri ile alakalı. Yoksa hulul yoktur hiçbir şekilde. Mesela bir insan bir hayvanın içine giremez. Bir insan bir cininin içine de giremez. Bir insan bir şeytanın içine de giremez. Hulul yok. Yoksa o zaman böyle bir şey olduğu zaman zaten hukuk da ortadan kalkar. O kimse der ki şeytan benim içimde bana her şeyi şeytan yaptırıyor o zamanlar.


5. Bölüm

Sorumluluk nerede o zaman? Efendim absürt hareketler yapıp bunun içine cin kaçmış şeytan kaçmış. Bu absürt hareketler psikolojik veya fizyolojik rahatsızlıklardan mı? Kimisi psikolojik kimisi şımarıklık. normalde anneler babalar şimdi şımarık çocuk yetiştiriyorlar. Bakıyorsun tuhaf tuhaf hareketler yapıyor çocuklar. Dışarıdan izliyorsun Allâh Allâh diyorsun. çocuklardaki tuhaflıklara bak. Bize tuhaf geliyor. Sebep biz öyle bir terbiye görmemişiz. Annemiz disiplin neydi bizim? ben çocukluğum dahil büyürken de dahil akrabalarında dahil buna hiçbir kimsenin herhangi bir elektronik eşyasına dokunduğumuzu hatırlamıyorum ben. Hiç kimsenin eşyasına dokunduğumuzu hatırlamıyorum ben. Annem öyle disiplin neydi?

Bak ben hatırlamıyorum. Şimdi çocuklara bakıyorsun ohooo misafir evi miş başkasının miş orasıymış burasıymış şey değil talan mevhezesi gibi her biri. Talan mevhezesi çocuğuna sus demiyor kadın veya erkek. Ne anne ne baba ne çocuğuna dur diyor ne sus diyor ne onu terbiye etmeye çalışıyor ne onu söylemeye çalışıyor çocuk kırıyor, döküyor, bağırıyor, çağırıyor her şey yapıyor. Hadisleri faklı mı geliyor? Ev ve beyinler kendi kral ve kraliçelerine doğurmadıkça kıyamet kopmaz. Şimdi öyle olunca o terbiye ile alakalı. Sonra bakıyorsunuz o çocuğu biraz terbiye etmeye kalkınca daha da agresifleşiyor. Daha tuhaf hareketler yapıyor. Bu sefer dışarıdan kimse diyor ki bunun içine cin mi girdi acaba diyor.

Bu onunla alakalı. Çünkü normal hareket etmiyor. Ama kafir, cinliler etkiliyor mu? Evet. İnsanları etkiler mi? Evet. Bu ayrı bir mesele. Ama içine girmez. İlham nedir efendim? Her nefis merati bir buna masar olur mu? Türevleri nelerdir? Sen koca bir cilt sordun. İlham vahiydir. Çünkü bütün hiçbir âyet-i kerimede ilham olarak geçmez. Hepsi de vahiy olarak geçer. Allâh araya vahiy etti der. Allâh göklerinden vahiy etti der. Allâh vahiy etti der. Allâh vahiy etti der. Allâh Meryem’e vahiy etti der. Allâh Musa’nın annesine vahiy etti der. Böyle olunca bir sohbet ettik vahiy ile alakalı. Bunlar vahiyin dereceleri Hz. Muhammed Mustafa’ya yapılan vahiy ile. Örnekliyorum Yusuf aleyhisselâm’a yapılan vahiyin derecesi aynı değil.

Veya Yağkut Aleyhisselâm vahiyden sonra veya Yakup aleyhisselâm’a yapılan vahiy ile Musa aleyhisselâm’a yapılan vahiyin derecesi aynı değil. Veya İsa aleyhisselâm’ın annesine Meryem’e yapılan vahiy ile arya yapılan vahiy aynı değil. Arya yapılan vahiyin derecesi ile göklere yapılan vahiyin derecesi aynı değil. Göklere yapılan vahiyin derecesi ile yere arza yapılan vahiyin derecesi aynı değil. Bunların hepsi de derece derece. Mesela bir zamanın kutbuna gelen vahiy ile evliya’ya gelen vahiyin derecesi aynı değil. Bir dervişe gelen vahiy ile bir mürşidi kamile bir veliye gelen vahiyin derecesi aynı değil. Bunları temel olarak baktığımızda Kur’ân’ın diliyle hepsi de vahiy. Ama ehli sünnet alimlerinin çoğunluğu bu peygamberlere gelen vahiyi ayırmışlar.


6. Bölüm

Yarın öbür gün bir sapkın birisi çıkar bana da vahiy geliyor deyip peygamberliğini ilan eder böyle bir sapkınlığa düşer diye peygamberlere gelen vahiy ile ümmetlere gelen vahiyi katagorisel olarak teknik olarak ayırmışlar ona ilham demişler. normal bir veliye gelen vahiyi ilham olarak kabul etmişler. Ama Kur’ân’ı tabirle baktığımızda Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerime’de Allâh arıya vahiy etti diyor. Şimdi arıya neyi vahiy etti? Arının neyi nasıl yapacağını Cenâb-ı Hak onun fıtratına koydu. Vahiy etti ona. Veyahut da Allâh Meryem’e vahiy etti diyor. Allâh Meryem’e vahiy etti deyince Meryem’in konuşacağı kimse yok. Susma emri verildi ona. O konuşmayacaktı hiç kimseyle. Bu sefer ona dedik ki diyor hurma dalını kendine doğru çek ve silkele.

Şimdi şimdi mescidin içerisinde bir Meryem var. Mescidden dışarı çıkmıyor. Çünkü Meryem vaat edilmiş, hediye edilmiş, vakf edilmiş demek. Meryem’in annesi oğlum olacak. Olursa veya bir çocuğum olduğunda ama oğul kastediyor. Bir çocuğum olduğunda onu Allâh’a vahye edeceğim de. Onu Allâh’a vahye edeceğim demişim. Özür dilerim. Vakf edeceğim diyor. Allâh’a atacağım diyor. Bu sefer Meryem oluyor. O sözünde duranlardan, sadıklardan oluyor. Ve kızını Allâh’a vakf ediyor. Kızını Allâh’a vakf edince Meryem bu sefer normalde mescidde yaşamaya başlıyor. Mescidin görevlerini yapmaya başlıyor ve Cenâb-ı Hak ona İsa’yı üflüyor. İsa’yı üflüyor. Bu hamile kalınca anlatacak bir şey yok. Büyük bir kınanma var ortalıkta.

Bütün toplum onu kınıyor. Bütün toplum onu teyzedediyor. O normalde şeyden çıkmıyor mesciden. Zekeriya idi değil mi? Onun akrabası teyzesinin oğlu idi. O Zekeriya gelip onun halini hatırını soruyor. Başka hiç kimse değil. Ve Cenâb-ı Hak Meryem’e vahye ediyor. Diyor ki hurma dalını kendine çek, silkele. Burası benim çok hoşuma gider. sana ne gelirse gelsin, sen şeriaten, zahiren bir şeyi silkeleyeceksin. sana bir nimet gelecek ama o nimetin ağacını silkeliyorsun. Yoksa Cenâb-ı Hak isterse hurmayı önüne getirir mi getirir. Tabi onu hurma olarak mealciler söylemişler ama o çünkü başka bir âyet-i kerimede Zekeriya Aleyhisselâm geldiğinde onda türlü türlü meyvalar ve yiyecekler görüyor önünde. Hurma görmüyor sadece.

İşin bir bu tarafı da ayrı. Böyle olunca vahyin dereceleri var. Hz. Muhammed’in Mustafa’ya gelen vahyi ile İsa Aleyhisselâm’ın gelen vahyin derecesi aynı değil. Yakın peygamber olmalarına rağmen veya Musa’ya gelen vahyin derecesiyle Hz. Muhammed’in Mustafa’ya gelen vahyin derecesi aynı değil. Mesela Musa’ya bir ağacın arkasından seslendi. Ateşin arkasından seslendi. Örnek. O zaman vahyin dereceleri farklı farklı ve hatta İbrahim’e Cebrail Aleyhisselâm’ı gönderdi ateşten kurtarmak için. O beni görüyor mu dedi görüyor o normalde o da bir vahyi sonuçta. O zaman vahyin dereceleri var ama bu noktada biz ehli sünnet imamlarının ve alimlerinin iştahadına uyaraktan biz de ona biz ilham diyoruz başka bir şey demiyoruz bizde.


7. Bölüm

Ama sanki ilham olunca böyle insanlar onu biraz daha böyle değersizleştiriyorlar. Çünkü ilhamın da sahibi Allâh’tır. Vahyin de sahibi Allâh’tır. Mesela rüya Salih rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Hadîs-i şerif. O zaman bir kimsenin görmüş olduğu Salih rüya da vahyin ayrı bir derecesi. Ama biz onu normalde ne diye nitelendireceğiz mübeşşirattan diyor. müjdecidir diyor. O zaman müjdeyi veren kim Allâh. O rüyayı gösteren kim Allâh. O zaman normalde o da ne olmuş oldu o da vahyin dereceleri oldu. Şimdi nefis meraatiplerine göre baktığımızda bir kimsenin gönlünü ilham almaya başlar. Mülhüme de. O normalde emmareye geçer levvameye geçer. Mülhüme de onun kalbi yavaş yavaş ilham almaya başlar.

Mülhüme de o eğer kaybetmezse o ilhamı mutmainne de artar o biraz da. O mutmainne de yıkılıyor hemen hemen dervişler. O artınca başlıyor iki tarafa konuşmaya söylemeye kendinde bir şey ne oldum delisi olmaya kaybediyorlar. Aslında o mutmainne de sonra radiyede daha da artacak mardiyede daha da artacak o beşinci esmaya gelince hitaba erişecek gibi hitap tabi sonuçta vahyidir çünkü. Biz onu ilham olarak alıyoruz ama o kimse mesela öyle bir hal yaşarsa cennete giriyor cennete girdiği zaman Cenâb-ı Hak ona hitap ediyor. Hitapta bu noktada vahy aslında. Ama peygamberlere verilen veya peygamberlere yaşatılan vahyi gibi değil o. Ama onu da normalde o kimse o hitaba nail olunca bu sefer bütün vücut kulak oluyor.

Vahyide de aynı. O kimsenin bütün vücudu kulak olur. Bütün vücudu göz olur. Bütün o zaman normalde vücudu el olur ayak olur. Normalde o hale geldiği zaman o kimse aslında normalde normal gözüyle görmesi değil o. Onun parmağı da görür. Onun normalde iki kürek keminin arkasında manevi bir göz olur. O arkayı da görür. Önünü de görür. Onun görmesi normalde artık aklı da değildir. O yüzden parmağından da nur çıkar. Elinden de nur çıkar. Vücudundan da nur çıkar. O zaman o nur onun muhbiri olur. Ona gerekli ne verilcekse verir. Bunların hepsi de aslında vahyin içindedir. Ama mesele karışmasın diye ehli sünnet uleması peygamberlerin dışında olan vahye ilham adını koymuşlar. Efendim ilhamın keşifle bağlantısı nedir?

Aynı o da normalde ilham ise keşif de var. İlhamın içinde o da var. Üftade Hazretleri Hüdaya Hazretlerine seyrüsülük yolunda nasihatleri verirken diyor ki efendim senin yapacağın binlerce keşiftense nefsinin hilesini keşfetmen daha evladır diyor. Bununla ilgili bize nasıl nasihatiniz ne olur? Sonuçta insan ne halde olursa olsun nefsiyle olan mücadelesi devam edecek. Bu bazen dervişler görmüş oldukları hallere, rüyalara kapılır giderler. Asıl mücadele etmesi gereken yeri unutur insan. Mücadele etmesi gereken yer nefsidir o kimsenin. Hangi halde olursan ol, ne durumda olursan ol. Nefisle olan mücadeleyi terk etme. Gördüğün haller, gördüğün rüyalar, gördüğün keşifler muhakkak güzel şeyler ama velakin sen nefisle mücadele etmeye devam edeceksin.


8. Bölüm

Selamun aleyküm efendim. Efendim sorum nikah bahsiyeli alakalı. Hadîs-i şerifte buyurulduğu üzere nikah 4 şart özel yerlerine yapılır. Bir zenginliği, iki güzelliği, üç soyu siz dindar olunuz ikiniz buyurulmakta. Buradaki dindarlık nasıl tanımlayabiliriz dindar olan kimseyi? Herkesin kendince bir dindarlık ölçüsü vardır bir dindarlık tanımı vardır. Bir kimse iman ediyor dindardır o kendince ama derecesi farklıdır, dindardır. O kimse cumadan cumaya namaza gidiyor o da dindardır. O kimse beş vakit namaz kılıyor o da dindardır. ne bileyim o kimse 30 ramazan orucunu tutuyor o da dindardır. O kimse içki içiyor arada sırada veya her gün içiyor ben müslümanım diyor o da dindardır. Şimdi buradaki bizim dindarlıktan aradığımız ne?

Aracak olduğumuza bakalım biz. Yoksa kim iman ettiyse o dindardır. Biz onu sen dinsizsin diyemeyiz. Mümkün değil. Hatta gözümüzün önünde din dışı bir şey yapmış olsa içinden belki de tövbe etti biz duymadık. Biz onu yine zahiren sen kafirsin diyemeyiz. Hiç kimseye diyemeyiz. Bir kimse ancak kendisi küfrünü ilan ederse küfrünü ilan ettiği zaman o kimseyi biz dindarsın diyemeyiz. Diyemeyiz. Bu da diyenler büyük günahı kebap hatta imanları gider. Bir kafiri mümin kabul etmek o kimsenin imanı gider. Sen bir kafiri Müslüman mümin kabul edemezsin. Mesela bir kimse Kur’ân’ı inkar ediyor. Peygamberi inkar ediyor. Açıktan. Sen onu Müslüman olarak kabul edemezsin. Sen onu dindardı diyemezsin. Dersen sen küfre düşmüş olursun.

Bir kimse mesela sonuçta din olarak İslam’ı kabul etmemiş Kur’ân’ı kabul etmemiş Arab’ın yalallisi demiş Peygamberi kabul etmemiş. İçerisinden çıkan uyanık bir kimse demiş. Zeki bir insan. Kendince düşünmüş demiş. Arapları nasıl bir beraber ederim, bunları toparlarım diye böyle bir din uydurmuş. Diyen bir kimse kafirdir. Sen ona Müslüman diyemezsin. Onu Müslüman derse, mümin derse senin imanın gider. Hatta bir kimsenin küfrü açıktan belli ettiyse sen onun cenaze namazını da kılamazsın. Sen onun cenaze namazı kılarsan ona senin de imanın gider. Açıktan çünkü küfrünü ilan etmiş. Bir kimse şimdi açıktan küfrünü ilan ettiyse sen onun mezarının başına gidip Fatiha da okuyamazsın. Sen onun mezarını da ziyaret edemezsin.

Çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Mekke döneminde sahabelerin anne ve babalarının mezarları Mekke’deydi. Kabir ziyareti yasaktı Müslümanlara sebep. Çünkü o günkü Müslümanların anne ve babaları müşrikti. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. müşrik olan anne ve babanın mezarını, kabrini ziyareti yasakladı. Şimdi buradan hareket edince bir kimsenin birbirliği, müşrikliği, aleni ise sen onun kabrini de ziyaret edemezsin. Ona Fatiha da okuyamazsın. Sen de o zaman onu desteklediğin, onu tahsillediğin çıkar, senin de tecdidi imanın, tecdidi nikaha ihtiyacın olur. Şimdi öyle olunca bir kimse Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah dedi, o kimse dindar. Namaz kılmıyor ama. Hanefiye göre biz onun küfrüne fetva veremeyiz.


9. Bölüm

Ama Kur’ân ve Sünnet tarihisindeki bir kimse normalde dindar diyebilmemiz için o kimse bir farzları yerine getirecek, nafilelerle Allâh’a yaklaşacak. Bu Cenâb-ı Hak’ın katında o kimse evet, mümin insan. O çünkü farzları yerine getiriyor. O aleni olarak farzları yerine getirirse biz onu, mümin olarak onu kabul ederiz. Ama öbür türlü dindardır, müslümandır. O yüzden, ha diyeceksin ki Mustafa Özba senin için dindar kimse kim? Bu kemalâ ermiş bir kimse olarak o kimse farzları yerine getirecek, haramlardan uzak duracak, nafilelerle Allâh’a yaklaşacak ve Allâh’ı sevecek o kimse. Benim için bu dindar, asıl takva sahibi olan, mümin olan kimse bu. Benim bu kendi ölçüm. Ha bir başkası der ki ya benim için o kimse beş vakit namazı kılıyorsa benim için yeterlidir dindarlık diyebilir.

Mesela üstadımız Allâh rahmet eylesin böyle evlenecek olan kimselere onu tavsiye ediyordu. bu zamanda bir kimse beş vakit namazını kılıyorsa, 30 ramancıların orucunu tutuyorsa, o kimse böyle haramlardan uzak duruyorsa, günün evliyası diyordu. Gerçekten öyle. bir normalde hele gençse o kimse genç yaşta o kimse iman edip beş vakit farz namazını kılıyorsa, 30 ramazan orucunu tutuyorsa ve haramlardan uzak duruyorsa gerçekten o kimse bugün evliyadandır. O yüzden bu zamanda o evliyadandır. Mesela şimdi insanlar böyle evlatlarından razı değiller böyle anneler babaları dinliyorum böyle. Çocuk beş vakit namazını kılıyor farz namazını kılıyor, ramazan orucunu tutuyor. elinden gelince dini yaşamaya çalışıyor.

Bilhassa dergahta buradaki kardeşler çocuklar, gençler her şeyi bırakmış, gelmiş burada dinini yaşamaya çalışıyor. Ve anne babalar bunlardan rahatsız oluyor. Tabiri caizse Cenâb-ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş namaz kılan, oruç tutan, Allâh’ı zikreden bir evladı var veya hatta eşi var. Kadın veya erkek önemli değil. insanlar bunları kıymetsizleştiriyor. Farkında değil. Bunları normalde kıymetsizleştirmek demek o kimsenin imani olarak zayıflamasına hatta yuvarlanıp gitmesine sebep olur. Bir insan çocuğu anne babayı yuvarlayabilir mi? Evet. Sen çocuk Kur’ân Sünnet tarihinde yaşıyor, sen hala da çocuğa zulmet cemde uğraşıyorsun. Onu hala da böyle onun dervişliğine, sufiliğine, dinine, hayatına, yaşantısını eleştireceğim, laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsun.

Allâh muhafaza eylesin. O gençler çünkü gerçekten bu zamanın evliyası o kız çocuğu örtünmüş küçücük yaşta ve hatta büyük yaşta örtüncem diye dolaşıyor. Yemin ediyorum anne baba ona hizmetçi olması lazım. Herkesin çırıl çıplak dolaşırken herkesin çırıl çıplak donaşır ve sanatçı adı altında insanlar her türlü soytarılığı yaparken her türlü soyunan soyunacak, istediğini yapacak diye ortalığa dökülmüşken bir kız çocuğu örtünüyor namazını kılıyor, orucunu tutuyor. Hele bir de girmiş burada ders almış, anne baba ona hizmet etmesi lazım ve hatta bir erkek çocuk, genç çocuk seni dinlemek zorunda mı? Dinlemez. O çocuk beş vakit namazını alacak, orucunu tutacak bir de Allâh yolunda yürücem diye uğraşacak anne baba kalkacak, ona sinkaflık yapacak, ona terslik yapacak bu Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu lütfa, ikrama, ihsana, nankörlük Allâh muhafaza eylesin o yüzden dindarlık tabi ölçü ölçü merhale merhale yürüdük Cenâb-ı Hak herkese dindar bir eş nasip eylesin bu noktada Kur’ân ve Sünnet tarihisini yaşayan ve yaşatan evlat nasip eylesin bu bizim kardeşlere, arkadaşlara nasihatim evlatlarınızı Kur’ân, Sünnet tarihisinde dergahla bağını sağlamlaştırmaya çalışın ve onlara kalkıp da kötü söz söylemeyin kız erkek derviş olan, eşleri derviş olan, kadın erkek hiç önemli değil, kıymet bilsinler, değer bilsinler gerçekten böyle bir zamanda normalde o kimsenin eşi derviş kadın ve erkek önemli değil insanlar birbirine zulmetmesinler bunu bir nimet olarak görsünler Allâh’ın bir lütfu, bir ikramı olarak görsünler edebe, mugayyir işler yapmasınlar meşhurdur değil mi?

Hz. Pir mesnevisinde ne der? O der, İsa’nın havarilerine her gün gökten sofra inmekteydi ama onlar edebi terk ettiler edebe mugayyir hareket ettiler ne yaptılar? Cenâb-ı Hak onlara dedi ki her gün size cennet sofrası gelecek ama ertesi güne bir şey ayırmayın bunu dağıtın, tasattuk edin dedi ama velakin o havariler bunu tasattuk etmediler Allâh’ı dinlemediler ve o Allâh’ın nimetine, o Allâh’ın lütfuna edepsiz bir karşılık verdiler onlar edepsiz bir karşılık verince Cenâb-ı Hak gökten inen sofrayı onlara kesti havariler bunu yaptı, peki Musa’nın ümmeti ne yaptı? yine onlara cennet nimeti bu sefer onlarda küstahlık yaptılar Cenâb-ı Hak onların da ellerinden o nimeti aldı şimdi bir kimse elindeki nimetin kıymetini bilmezse suçlu kendisidir o nimeti Cenâb-ı Hak onun elinden alır Cenâb-ı Hak o nimeti onun elinden alır o nimeti o nimetinin elinden alır Cenâb-ı Hak o nimeti onun elinden alınca o da başlar patinaç çekmeye hatta bir kısmı o nimeti elinden aldık Allâh diye Allâh’a düşmanlık besler veya o nimetin elinden gitmesini sebepler dairesinde insanlara bağlar insanlara düşmanlık besler Allâh muhafaza eylesin o yüzden bu zamanda eşleriniz namuslarını muhafaza ediyor koruyorlarsa namazlarını namazlarını kılıp oruçlarınızı tutuyorlarsa kadın erkek değişmiyor ve çocuklarınız gerçekten Kur’ân ve Sünnet dairesinde yaşama gayreti veriyorsa sizin bu erkekler olarak sizin bunlara hizmet etmeniz lazım kadınlar olarak da böyle bir erkeğe ve böyle bir evlada hizmet edilmesi gerekir onlara bu nimetlere karşı nankörlük edilmemesi gerekir ki nankörlük edenin elinden nimet alınır bunu hiçbir zaman unutmayın nankörlük eden vefasızlık eden hainlik edenin elinden nimet alınır ve o nankörlüğüyle o vefasızlığıyla o hainliğiyle hem dünyada rezil zebil olur hem de mahşerde rezil zebil olur o yüzden herkes elindeki sağlık nimeti akıl nimeti, iman nimeti hidayet nimeti namaz nimeti, oruç nimeti dergâh nimeti zikrullah alakası nimeti bunları asla ve asla unutmayacak nankörlük yapmayacak hainlik yapmayacak nimet yapmayacak nimete karşı hamd edecek Allâh’ı zikredecek Eftali zikir fa’lemennahu Lâ ilâhe illâllah Hak Muhammedün Resûlullâh Cemiyye Enbiya’yı ve Musal’in vel hamdü lillahi Rabbil alamin el-Fâtiha Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin ve ala alimuhammed Elhamdulillah Elhamdulillah Âmîn


Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm: Yusuf, Meryem, Enbiya, Mümin, Muhammed, Fâtiha, Fatiha sûrelerinden referanslar; geçen âyet-i kerîmelerin tefsîr ve siyâkı sohbet içinde tafsîlâtlı işlenmiştir.
  • Tasavvufî Istılâh: keşf, derviş, sufi, zikrullah, nefis, şeytan, cin, ruh, kalb, sır, âyet, ayet, hadîs, hadis, sünnet kavramları ve bu kavramların kalbî-zâhirî tecellîyâtı.
  • Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi
  • Hadîs-i Şerîfler: Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed bin Hanbel’den iktibâslar.

Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 702. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri başlıklı sohbetinin tam transkriptinin Karabaş Tekkesi düzeltme ve telîf standartlarına göre hazırlanmış uzun-format hâlidir. Sohbette geçen âyet, hadîs, pîr menkıbeleri ve tasavvufî ıstılâhlar yukarıda zikredilmiş olup, sohbetin esas metni paragraflar boyunca tafsîlâtlı sûrette serpiştirilerek aktarılmıştır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 702. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri Serisi

Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Halife, Silsile, Yakîn, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı