1. Bölüm
Selamünaleyküm! Allâh gecenizi hayırla eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırla eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim, nerede müslümanlara zulmedenler varsa, zulmedenlerden Cenâb-ı Hak intikamımızı alsın. Siyân-ı İsrâil’i dağıtsın. Nerede onu destekleyen varsa, onların hepsini de Cenâb-ı Hakk’a hr-ı perişan eylesin. Onların güçlerini yok etsin. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Nerede zulüm altında müslümanlar varsa, Cenâb-ı Hak hepsini de özgür eylesin. Rabbim, bütün dünyada Kur’ân ve Sünnet-i Sen’in yaşanması için, bizleri mücadele eden kullarından eylesin.
Bu akşamki 30. nasihatmış. Ahzap Sûresi, âyet 21. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Lâ gâd kân lakum fî rasûlillâhi uswetun hasenetun. Lâ gâd kân lakum fî rasûlillâhi uswetun hasenetun. Ahzâb, âyet 21. Andolsun, Allâh’ın Resûlü’nde sizin için Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bütün ümmete örnektir. Bir kimse Allâh’a iman ettiyse, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini iman ettiyse, onun için tek bir örnek vardır. Başkaca bir örnek yoktur âyet-i kerimeye göre, inananlar için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’de güzel örnekler vardır.
Demek ki Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde zaten çirkin bir örnek görmek mümkün değildir. Çünkü Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri günah işlemekten korunmuştur. Şimdi ilahiyatlarda, imamatiplerde o da günah işledi, tövbe etti, Allâh onun tövbesini kabul ettiği sözü doğru değildir. Çünkü Necim suresinde de Cenâb-ı Hak onu, normalde o hiç heva hevesine uymadı diyerekten onu korumasına altına almıştır. Çünkü Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri vahiy ile her daim korunan bir peygamberdir. O yüzden muhakkak ki bütün inananları kapsadığı gibi Allâh’ı çokça zikredenler, bunun normalde çokça zikreden kesire olarak geçiyor Âyet-i Kerime’de.
Çokça zikredenler için de neymiş güzel örnek varmış. Hem ahireti umacak, iman edecek hem de aynı zamanda Allâh’ı çokça zikreden için güzel örnek var. Bu Âyet-i Kerime ile sabit olunca bir kimsenin din adına başka bir örnek seçmesi kendine mümkün değildir. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Âyet-i Kerime ile güzel örnek olarak nitelendirilmiştir. bir kimsenin hem Müslüman, mümin hem de Allâh’ı çok zikrediyor ama önüne örnek olarak bu parti lideri olabilir, bu dergâh şeyhi olabilir, bu onun üstadı olabilir, bu onun patronu olabilir, bu onun kocası olabilir, karısı olabilir, abisi, emmisi, amcası nesi olursa olsun, onun için, bir Müslüman için, bir mümin için güzel örnek Hz.
2. Bölüm
Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Çünkü Allâh tarafından husisi mahiyette görevlendirilmiş ve husisi mahiyette çocukluğundan itibaren korunma altına alınmış, çocukluğundan itibaren hiç günah işlememiş masum bir Peygamberdir. Ve ondan sonra ne bir Peygamber gelecektir, ne de bir Nebî gelecektir, ne de bir Resul gelecektir. Sonradan kendisine ben Nebîyim, ben Resulüm, yok bana kitap indirilmedi ama ben de Muhammed Mustafa’nın kitabına uyan bir Resulüm. Yok bana kitap indirilmedi ama ben de Muhammed Mustafa’nın kitabına uyan Nebîyim. Zaman içerisinde böyle Nebîler geldi, böyle Resuller geldi filan, bunların hepsi de boş safsazadan ibarettir. Son Nebî, son Resûl, son Peygamber Hz.
Muhammed Mustafa’dır. Bunun başka başka bir şey düşünülmesi mümkün değildir. Ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu mânâda bütün ümmete her hâliyle, her hâliyle, her ahâliyle örnektir. Hadîs-i şerîfte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Müslim naklediyor bunu, kim bana itaat ederse muhakkak ki Allâh’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allâh’a isyan etmiştir buyurur. Çünkü Bakara Sûresi âyet 151’de de nitekim kendi içinizden bir Peygamber gönderdik, o size ayetlerimizi okuyor ve nefislerinizi arıtıyor. Ayrıca size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Kitaptan kasıt Kur’ân-ı Kerîm’dir, hikmetten kasıt Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesidir.
O yüzden Cenâb-ı Hak bir kısım peygamberlere kitapla beraber hikmet verdiğini beyan ediyor. O yüzden birisinin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesini küçük görme, hor-hakir görme, kabul etmeme mümkün değildir. Çünkü ehl-i sünnetin ekser uleması, âlimleri sünnet-i seniyyelerin de vahiy olduğuna dair icma etmişlerdir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri vahiydir. O yüzden hadîs-i şerîfte ibadet ederken benden gördüğünüz gibi ibadetlerinizi yapınız der. O yüzden bu sebeple Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri güzel örnektir ve ona itaat etmek, ona itaat etmek herkesin üzerine vacip hükmündedir. Hz. Peygamber bir kısmı da şöyle diyor, bir tek Allâh’ın bir şeye haram etme yetkisi vardır.
Peygamber bir şeye haram edemez dediğinde o dinden çıkmış oluyor. Çünkü hadîs-i şerîfte kim bana itaat ederse Allâh’a itaat etmiş gibidir sayılıyor. O zaman Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de bir şeyi haram etme yetkisi vardır. Mesela siz Kur’ân-ı Kerim’de bir kadınla teyzesini aynı nikah altında toplamanın yasaklandığına dair bir ibaret göremezsiniz. Ama Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kadının teyzesini veyahut da halasını bir nikahta toplamanın mümkün olmadığını söyler. Haram olduğunu söyler, direkt haram der. Demek ki Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de bazı şeyleri bu kendisine verilen hikmetten dolayı haram etmiştir. Ve bu konuda da Müslümanlar Hz.
3. Bölüm
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerine uymak zorundadırlar. Bu sadece namazda, oruçta, haşta, zekatta değil. Aynı zamanda İslam’ın hukukunda. En önemli yer burası. İslam’ın hukukunda da Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Müslümanlar uymak zorundadır. Evet, devlet İslam devleti değildir. Devlet layık bir devlettir. Layık bir devlet demek, dinsiz bir devlet demektir. O yüzden devletin kanunları dinsizliğin üzerindedir. Ama Müslümanlar kendi bireylerinde, kendi bireysel dairelerinde Allâh Resulünün sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin koymuş olduğu kurallara, Kur’ân’ın koymuş olduğu kurallara uymakla mükelleftirler kendi dairelerinde. Ve evet devlet bu noktada dinsiz, evet dinsiz ama Müslümanlar dinli.
Allâh’a iman ettiler, Resulüne iman ettiler, kitabına iman ettiler, onların bir kitabı var, o kitabında bir hükmü, bir hukuku var. O kitabın hükmünü, hukukunu reddetmek, o kitabın hükmünü, hukukunu Peygamberle beraber, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin, reddetmek küffürdür. Bir Müslüman Kur’ân ve Sünnet’in hukukunu reddedemez. Kur’ân ve Sünnet’in bağlayıcılığı bütün her şeye münhasırdır, her şeyi bağlar. O yüzden ister siyasetçi olsun, ister din adamı olsun, ister âlim olsun, ister şeyh olsun, ister derviş olsun, ister havada uçuyor olsun, ister denizin üzerinde yürüyor olsun, isterse denizin içinde balıklar gibi yüzüyor olsun, isterse yum gözünü, aç gözünü, Kâbe de gözünü açtığını iddia etsin, isterse yum gözünü, aç gözünü Güney Afrika’da olduğunu iddia etsin, isterse gece kılıcı alıp ıhm ıhm diye savaştığını iddia etsin.
Herkesi bağlayan Kur’ân ve Sünnet var. Ve Sünnet-i Seniyye’de de örnekler var. O kimsenin din adına söylemiş olduğu şey hem Kur’ân’a hem Sünnet-i Seniyye hem imamların iştahadına uymakla mükellef. Evet, iştahat değişebilir, iştahat gelişebilir, iştahat bu noktada farklı iştahatlar verilebilir. Onlar da Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye içinde olması gerekir. Yoksa herhangi bir parti başkanı, herhangi bir devlet adamı olarak bilinen kimse, herhangi bir tarikat şeyhi, yok mürşidmiş, yok şeyhmiş, yok veliymiş, yok uçuyormuş, bu zamanda Kur’ân’ın hükmüyle hükmedilmez diyorsa o kâfirin ta kendisidir. Buradan tövbe etmediği müddetçe. Eğer bunu toplum içinde söylediyse, buradan geri döndüğüne dair toplum içinde beyan etmesi gerekir.
Toplum içinde bunu beyan etmediyse, biz onu küfür ehli olarak görürüz ki bu bizim hakkımızdır. Çünkü zahiren o çıktı Kur’ân’ın 1400 yıllık hükümlerinin bugün geçerli olmayacağını söyleyen kimse bu manada, bu kim olursa olsun, bu mezardan babam çıksa, babam söylese, babam için de dahildir, o kimse kâfirdir. Çünkü Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri size iki şey bıraktım. Birisi Allâh’ın kitabı Kur’ân, birisi de Sünnet-i Seniyye. Başka bir hadîslerde Ehl-i Beyt’im de demiştir. Böyle olunca Müslümanın uyması gereken yer Kur’ân, Sünnet ve Ehl-i Beyt’tir. Ehl-i Beyt kim? Kim benim Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye mi sımsık yapıştı? O Ehl-i Beyt’tir. Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmamış, cebine yapışmış, Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmamış, midesine yapışmış, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsık yapışmamış, orasına burasına yapışmış, Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmamış, sıkı sıkı yapışmamış, o siyasi lidere, bu siyasi lidere, ona buna, ona o sana mavi boncuk dağıtmış, onlara yapışmış, bunlar sapıktır.
4. Bölüm
Sapıktır. Dinini dünyaya istismar edecek, dünyalık kazanmak için dinini istismar edenler de sapıktır. Dinini geçim aracı yapanlar da sapıktır. Sapıktır bunlar. Çünkü dinini dünyaya geçim aracı yaptıysa, âyet-i kerimelere ters düştü. O da sapıktır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri örneğimizdir. Hazreti Muhammed Mustafa, dini tebliğ ettiği için herhangi bir ücret almamıştır. Evet, en büyük ordu toplandığında bütün herkese kim ne verebilecekse, kim ne yardım edebilecekse, gelsin yardım etsin demiştir. O zaman bütün ümmet, kim büyük? Çünkü Rum ordu toplamış, bir rivayette Şam’a kadar gelmiş, büyük bir orduyu toplamışlar. bugünkü Dimeşke ve Arap müşrikleri de kendilerine almışlar.
Ama tabi Rumlar o Arap müşriklerini sattılar sonra, o savaşa kendileri gitmediler falan fişman orası uzun mesele. Şimdi böyle olunca Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir tek o zaman ordu için, cihâd için insanlardan yardım toplanmıştır. Öbür türlü ellerine uçtur, yok kitap bastıracağım, Müslümanlar buraya, yok cemaatler bir bakmışsın, tarikatlar bir bakmışsın, zekat topluyorlar, para topluyorlar, dileniyorlar. Dileniyorlar. Şeyhler dileniyor. Peygamber’de örneğiniz? Hem eli tasavvufum diyeceksin, hem Âyet-i Kerime’de Allâh’ı zikredenler için en güzel örnek Hazreti Muhammed Mustafa’dır diyeceksin. Zikredenler nerede görülmüş dilendikleri? Zikredenler nerede görülmüş zikrullah için veyahut da zikrullah yapacakları?
Yok dergâh yaptıracağız pamuk yerler cebe. Birine öyle dedim, dergâhın tapusu kimin üzerine olacak dedim. E, Şeyh Efendi’nin üzerine. Herkes para verdi dedim, ölünce ne olacak? Şeyh Efendi öldü, ne olacak dedim. Tabi Şeyhler ölüyor, ondan sonra çocuklarına, herkese birer tane icazet veriyor. Sonra ardından kavga çıkıyor. Neden? E, para var. Birinde bağırıyor, ümmetin parası ne olacak diyor. Ümmetin parası sende ne arıyor? Bunları söyleyince de sen bizim saadetlerimize laf söyledin. Yok kardeş, orta yere laf söylüyorum. İstemeyin. İstemeyin. Dilenmeyin. Şu sarınız kafanızdayken bir şey dilenmeyin. Bu haydarınız üstünüzdeyken bir şey dilenmeyin. O cübbe üstünüzdeyken bir şey dilenmeyin. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri örneğiniz ise sizin, dilenmeyin.
Örneğiniz Hz. Muhammed Mustafa ise sallallâhu aleyhi ve sellem. Örneğiniz Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ise. Örneğiniz Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ise. Örneğiniz Abdülkadir Geylani, Ahmet el-Rufay, Ahmet el-Bedevi, İbrahim dosiki, Şeyh Abul Hasan, Halil Şazeli, Pir Efendiler ise. İstemeyin. Dilenmeyin. İsteyen, dileyen, isteyen, dilenen, Allâh’la olan bağı kopmuştur onun. İyâ kenâbüdü ve iyâ kenesteyin. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Bitti. Sen Allâh’a secdeye kapan, Allâh’tan iste isteceğini. Eğer sen gerçekten Allâh’a secdeye kapan, Allâh’a secdeye kapan, Allâh’a secdeye kapan, gerçekten Allâh’a dost doğru kulsan sana verilmeyecek hiçbir şey yok. Sen daha secde edeyken her şeyi ihyâ eder o.
5. Bölüm
Sen daha kafandan secdeyi bile kaldırmamışsındır. Hemen gözünün önüne getirir senin. Senin önüne getirir. Senin eline getirir onu. Senin eline getirir. Allâh’a öyle güven, öyle dayan, öyle yaslan. Allâh’la olan bağını öyle sıkı tut. Allâh’la olan bağını öyle sıkı tut. Ama sen kalkar, kullarla olan bağına bakar da, Allâh’la olan bağını unutursan rezi zebil olursun. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesine uyarız. Onun haram dediklerini haram kabul ederiz. Mekruh dediklerini mekruh kabul ederiz. Farz dediklerini farz kabul ederiz. Vâcip dediklerini vâcip kabul ederiz. Bütün ibadetlerimizi Kur’ân ve sünnet-i seniyyeye uygun yaparız.
Çünkü en güzel örnek odur. Ahlakımızı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanmaya, ahlaklandırmaya çalışırız. Uyabildiğimiz yere kadar ona uymaya çalışırız. Çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı Kur’ân ahlakıydı. Gönderiliş sebebi de, ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim dedi. Hz. Ayşe annemize sordular. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı nasıldı? Onlara cevap çok sert oldu. Siz Kur’ân okumuyor musunuz dedi. Muhammed Mustafa’nın ahlakı sallallâhu aleyhi ve sellemin ahlakı Kur’ân ahlakıydı dedi. Demek ki ahlak olarak da ona tabi olmalıyız. Ve bir kimse namaz kılıp ahlâken sünnet-i seniyye uymuyorsa, buraya gelip dervişim deyip de evinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin ahlakına uymuyorsa, buraya gelip dervişim deyip evinde babasıyla kavga ediyorsa, annesiyle kavga ediyorsa, buraya gelip dervişim deyip babasına lakaytlık yapıyorsa, annesine isyankârlık yapıyorsa, o Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanmamış.
O bizim yolumuzda yürüyen değil, bizden ders almış, yolda yürümüyor. Buradan ders alıp da kocasına ağzına geleni söylüyorsa, o Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakının dışında. O buradan ders alıp da karısına, ağzına geleni okuyorsa, küfrediyorsa, hakaret ediyorsa, o buradan ders almış ama ahlakı, ahlaklanmamış buranın ahlakıyla. Burada yanlışlık var, eksiklik var. Biz Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnet-i seniyyesini yaşamakla mükellefeyiz. Biz o mükellefiyeti yerine getireceğiz. Ezilabiliriz, horlanabiliriz. Evet, bize yanlış davranabilirler, eksik davranabilirler. Evet, eşimiz bize eksik davranabilir, çocuklarımız eksik davranabilir. Biz eksik davranamayız. Biz başımızdaki sarıkla, sırtımızdaki haydariyle, yüzümüzdeki sakalımızla eksik davranamayız.
Sen elinde tespihle, başında örtüyle, sırtında mantoyla kocana eksik davranamazsın. Çocuklarına eksik davranamazsın. Sen dervişlik yolunda gidiyorsan, çocuğuna hakaret edemezsin, çocuğunu dövemezsin, çocuğuna küfür edemezsin, çocuğuna yanlış davranamazsın. Hatalı da olsa, sen çocuğuna yanlış davranamazsın. Çünkü onun gözünde kötü bir baba, kötü bir anne olarak kalacaksın. Derviş bir baba, derviş bir anne olarak kalmayacaksın. Bugünkü toplumun handikapı budur. Eğer çocuklarınız dervişlikten, İslam’dan soğuyorsa, sorumlusu anne babadır. Çocuklar buraya derse gelmiyorsa, sorumlusu anne babadır. Çocuklarınızla aynı yolda yürümüyorsanız, sorumlusu anne babadır. Anne babadır. Başka hiç kimse değildir.
6. Bölüm
Sizin davranış biçiminiz, çünkü sizin davranış biçiminiz, sizin yolunuzun aynasıdır. Sizin yolunuzun, bu yolun değil. O senin kendi yolun. Sen kah öyle davranıyorsun, kah böyle davranıyorsun. İşine gelince dervişsin, sinirlenince dervişlik kalmadı. Ağzına gelen bütün her şeyi okudun. Ne oldu? Birisi senin ayağına basmayı görsün. Birisi ayağına bastı, ne dervişlik kaldı ne sûfîlik kaldı. Okudun yürüdün gittin. Ne anladık bundan? Allâh muhafaza eylesin. Ehl-i zikir bu konuda çok önemli bir imtihan veriyor. Ehl-i zikir her hâliyle Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymalı. Çavuşunuz, zâkiriniz, nakibiniz, halifeniz, şeyhiniz eksik davranabilir. Sen Hz. Muhammed Mustafa’nın doğrusuna uy.
Hiç eksik davranmayan Hz. Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. Birisi de şöyle demiş, demiş ki siz Hz. Peygamberi çok önde tutuyorsunuz, şirk’tesiniz, küstah. İkiliktesiniz, şirk’tesiniz diyor. Hz. Peygambere itaat, Allâh’a itaattir. Hz. Peygamberin peygamberliğine iman etmek, Allâh’a iman etmektir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin sünnet seneyesini önde tutmak, önde tutmak. Ne küfürdür, ne şirk’tir. Bunu söyleyen cahilin ta kendisidir, kafirin ta kendisidir. Cahilin ve kafirin ta kendisidir. Müslüman, mümin, inanan her halinde ama, her halinde. Bu sadece yemekte, içmekte değil. Arkadaş yemek yerken sağ eliyle bastı, harika. Sağ eliyle bastı, harika. Su içecek başını kapattı, suyu içti, harika.
Cübbesi harika. Sakalı harika. Kafasında da sarı var, harika. Tam ben yanlarından geçiyorum. Eşine bile söyledi ki, içim cızz etti. Dedim ki ya, bu cübbeyle, bu sakalla, bu sarıkla, eşine bunu söylemeseydin içimden. İçim eridi böyle. Böyle bir an böyle göz göze geldik. Anladık hatasını, tak kafasını eğdi. Değil, bu değil arkadaşlar. Bu değil. Biz her halimizle sünnet-i seneye uymakla mükellefiz. Ve sünnet-i seneyi tebliğ etmekle mükellefiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Âmîn. Her halimizle, her halimizle. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini icra edenlerden eylesin. Âmîn. Sufiler, zikir ehli olanlar, bunlara çok iyi dikkat etmesi gerekir. Çünkü sizler birer ışık olmanız gerekir.
Birer fener olmanız gerekir. Gittiğiniz yeri aydınlatmanız gerekir. Neyle? Kur’ân ve sünnet-i seneye teslimiyetinizle, yaşamanızla. Yoksa ele geleni yersek, dile geleni dersek, koca Yûnus’un dediği gibi öyle dervişlik dursun demiş. Allâh bizi öyle yaşamaktan muhafaza eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak dillerini muhafaza eden kullarından eylesin. Âmîn. Gözlerini muhafaza eden kullarından eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak uzuvlarını muhafaza ettiği kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi haramlardan uzak duran kullarından eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi tevbe eden, namaz kılan, oruç tutan, Allâh’ı çokça zikreden, zekat veren, hacca giden kullarından eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi etrafına iyilik yapan kullarından eylesin.
7. Bölüm
Âmîn. Etrafiyle iyi geçinen kullarından eylesin. Âmîn. Etrafındaki insanların şikayet etmediği, iyi insandır, güzel insandır denilen kullarından eylesin. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz’nin ruhlarına ve bütün geçmiş (#angryh-niжim-nafisa-yı-yü-l-kı-kı-yı-z-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s-s Peygamber efendilerimizin ruhlarına. Âmîn. Cihariya Rüguzîn efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osman Zinnureyn, Ali el-Murtaza radiyallahu an hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. Aşeri mübeşşerinin evladı Resûlullâh, zevceyi Resûlullâh, imamı Hasan, imamı Hüseyin, yetmiş iki şühedanın, şehid-i kerbelanın bütün şühedanın tüm ashabı Resûlullâh hazretlerinin ruhlarına.
Âmîn. Imamımız imam-ı azam Ebu Hanife, imam-ı şafi, imam-ı alki imam-ı Muhammed’i ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye reddik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Eczatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı, pirimi Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed el-Rifai, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Dursuki, Şeyh Ebul Esenel Şazeli, Şahı Naksı Benli Muhammed Ebu Haddin, Şahı Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Şahı Hacı Bektaşü Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet Muheddin Üftade Veli, Veysel Karani, Muhyiddin Arabi Niyazi Mısri ve bütün pir ve piran efendilerimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye reddik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi.
Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Eczatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Üç ihlas bi Fatiha-i Şerife. Âmîn. Âmîn. Ya Rabbi hasıl olan sevabı geçmiş üstatlarımızdan Abdurrahim el-Tantavi, Abdurrahim el-Nişavi, el-Haç, el-Hafız, Ebu Bekası, Dik-i Çörümi, Hacı Ali Haydar Efendi, el-Haç, Çörümlü Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin, Kaçuni Dergahı’nın, Kabbaşı Dergahı’nın ve bütün geçmiş mürşid-i kamillerin, velhilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına. Ya Rabbi bilhassa üstadımız Bayındırlı Hacı Mustafa Özba, beyefendi hazretlerinin ruhaniyetlerine. Ceyt ve Dadalı’nın ruhaniyetlerine. Yaşayan bütün mürşid-i kamillerin, velhilerin, evliyaların, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed’in ruhaniyetlerine.
Turu kaliyeden, akraba talukatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hediyeledik. Vasıl ve hissedat eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Ve izzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyle ya Rabbi. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammed’en Resûlullâh, cemiyen enbiya-yı ve mursaleen vel hamdü lillahi rabbil alemin. el-Fâtiha salavat allahu emma. Salli ala Seyyidinâ Muhammed’in ve ala âlim Muhammed. Aman Allâh’ım, aman Allâh’ım, aman Allâh’ım, aman Allâh’ım. Âmîn. Eşmeyin. Destûr.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Salavât, Kâbe, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı