1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bugün aşurenin onuncu günü. Malum aşureyi aslında aşure günü aşure kaynataraktan tekke de yapıyorduk. Bir tarafımız hüzün bir tarafımız sevinç. Hüzünlenelim mi sevinelim mi kendi kendimize bu konuda bir yere oturtmuyorduk. Bundan sonra Allâh izin verirse inşâAllah aşurenin hangi günü olursa olsun onun cumartesisine aşureyi kaynatacağız. O aşure günü de inşâAllah Hz. Hüseyin Efendimiz radıyallâhu anh hazretleriyle alakalı sohbet etmeye gayret edeceğiz. Malum Adem aleyhisselâm’dan Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar bütün peygamberler Cenâb-ı Hak’ın emirlerini insanlara tebliğ etmekle memur kılınmışlar.
Allâh kendisinin tanınmasını bilinmesini ve kendisine ibadet edilmesini zikredilmesini peygamberler üzerinden insanlara anlatmış peygamberler üzerinden tebliğ ettirmiş ve Adem’den itibaren yeryüzünde haklıya batılın mücadelesi başlamış. Aslında Adem’den itibaren dediğimizde bu insanları bağlıyor. Bu hakla batıl mücadelesi insanlardan önce de dünyada cinni taifesi tarafından başlanmış. Hak-batıl savaşı cinnilerin arasında da olmuş. Cinniler kendilerinden uzun seneler mücadele etmişler. Uzun seneler savaşmışlar. Sonuçta birbirlerini kat etmişler. Dünya enteresan bir gezegen. Cinnilerden sonra Cenâb-ı Hak insanı yaratmayı murad etmiş. İnsanı yaratmayı murad edince Melaikeler demişler ki sen yeryüzüne fitne fesat çıkaracak bir varlık mı yaratıyorsun?
Allâh da sizi bilmezsiniz Allâh bilir demiş. Ve insanı yaratmış. Ve insanı yarattıktan sonra o insan cennetten kovulacak, dışarı çıkaracak sebep olmuş, yasakları devmiş ve cennetten çıkarılmış. Ama o insan cennetten çıkarılmakla kalmamış. Yine dünya üzerinde fitne fesada haksızlığı devam etmiş. Ve ilk kan döken Hazreti Adem’in kendi oğlu Kabil olmuş. Kabil bu manada haksızlığa, hukuksuzluğa devam etmiş. Adem’den sonra Cenâb-ı Hak yine kendi oğlu olan Şid gelmiş. Şid’in peygamberliğinde hak mücadelesi devam etmiş. Şid her ne kadar Kabil’i ve ordusunu mağlup etse de kötülük yeryüzünde hüküm sürmeye devam etmiş. Ta ki Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gelmiş. Bütün peygamberler bu arada Cenâb-ı Hak’ın onlara emretmiş olduğu vahyi insanları tebliğ etmişler, insanları anlatmışlar.
İnsanların kimisi iman etmiş, kimisi iman etmemiş. Kimisi yine Kabil’in yolunu seçmiş, heva hevesine uymuş, nefsine uymuş. Habil’leri kat etmiş, nice peygamberleri kat etmişler. Ve gün olmuş, devran dönmüş. Hazret-i Hüseyin efendimiz’e sonuçta kader vaki olmuş. Tabi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de Adem aleyhisselâm’dan kendisine gelinceye kadar gelmiş geçmiş. Bütün peygamberler gibi hakkın savunucusu olmuş. Batılla mücadele etmiş. Cenâb-ı Hak’ın ona emrettiği vahiyeti, dini insanlara anlatmış. Ve insanlara bir yol bırakmış. Sünnet-i Resûlullâh bütün insanlara bırakılmış olan, vasiyet edilmiş olan, vahiyet edilmiş olan bir yoldur. Sünnet-i Resûlullâh Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden sonra Kur’ân’a, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden uyanlara bir ışık olmuş, bir yol olmuş.
2. Bölüm
O yolda devam ettirmesi emrolmuş. Çünkü Cenâb-ı Hak bütün peygamberlere kitapla beraber hikmet vermiş. Kitapla beraber biz size bir hikmet verdik demiş. Aynı şekilde de Hazreti Muhammed Mustafa’ya da söylemiş. Ve demiş seni peygamber olarak gönderdik. Bu kitabı okuyup, anlayıp anlatasın diye demiş. Ve o da okumuş, anlamış, anlatmış bize. Ve Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ecel bu noktada, onun da üzerinde vaki olmuş. Ceseden bu dünyadan göçüp gitmiş. Ardından Aşeri mübeşşere toplanmış on tane sahâbe kendi içlerinden bir halife seçmişler. O Hazreti Ebu Bekir Reddellahu An Hazretleri olmuş. Ona da ecel vaki olmuş. Ardından Hazret-i Ömer Efendimizi seçmişler. Ona da ecel vaki olmuş.
Hazret-i Osmân Efendimizi seçmişler. Ona da ecel vaki olmuş. Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretlerini seçmişler. Ona da ecel vaki olunca sıkıntı başlamış. Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretleri zamanında onun seçiminde zaten sıkıntı başlamış ama o esnada bu sıkıntı fazla yayılmamış. Sıkıntı şuydu, Hazret-i Osmân Reddellahu An Hazretleri zamanında Şam valisi olan Muaviye Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretlerinin halifeliğine karşı çıkmaya çok yeltelendi. Hatta diyebiliriz ki karşı çıktı ama bunu bir şekilde elde edememişti. Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretleri şehit edilince tabi kimler şehit etti? İkin etti? Ne oldu? Arkasında kimler vardı? Hangi olaylar zuhur etti? Hazret-i Osmân Efendimizin şehadetinde arkasında kimler vardı?
Ne olaylar vardı? Ne olaylar zuhur etti de bunlar o noktaya geldi. Hazret-i Osmân Efendimiz muhasara altındayken Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretleri ve Hazret-i Hüseyin ile Hazret-i Hasan ile ona yemek götürürken, su götürürken, onları yedirip içirirken, onu muhafaza ederken, korurken Hazret-i Osmân’ı muhasara eden o insanlar, toplanıp gelen insanlar kimin desteğiyle toplanıp geldiler? Onlar kimin desteğiyle Medine’nin dışında durdular? Kimin desteğiyle Hazret-i Osmân gibi bir halifeyi şehit etme cesaretinde bulundular? Bunların tabi İslam dünyası, İslam tarihçileri kendilerince habire bunu tartışmışlar. Herkes bir şeyler söylemiş, herkes bir şeyler demiş, herkes kendince bir bakış açısı yakalamış.
Bunlar bizim işimiz olmasa gerek diye düşünüyorum. Ama bunları da böyle bir dipnot düşmek, buraya da bir soru işareti koymak gerekli diye düşünüyorum. Ve Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretlerinin halife seçiminde de tabiri caizse entrikalar dönmüş, değişik sıkıntılar, problemler olmuş. Ama sonuçta bastırılmış. Ama Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretleri ne yazık ki Medine-i Münevvere’den çıkmış. Ve Medine-i Münevvere’den çıktıktan sonra külfede devam etmiş. Tabi, belki de Medine-i Münevvere’de devam etseydi daha fazla mı kan dökülürdü, daha az mı dökülürdü? Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretleri bu konuda ne düşündü, nasıl iştahat etti? Bu da bizim alanımızın dışında bu gecelik. Tabi Hazret-i Ali Reddellahu An Hazretleri ecel vakı olduktan sonra külfeliler.
3. Bölüm
Çünkü seçimi yapacak olan aşere-i mübeşşere kalmadı. Aşere-i mübeşşerenin hepsi de son kalan Hazret-i Ali Efendimizdi hatırladığım kadarıyla. O da vefat edince seçim yapacak aşere-i mübeşşere kalmalı. Ve külfeliler, öyle bir kısım Müslümanlar halife olarak Hazret-i Hasan Efendimize biat ettiler. Hazret-i Hasan Efendimizin 6 aylık kadar bir halifeliği var. Hazret-i Hasan Efendimize külfeliler ve devletin organları bu noktada diğer şehirler kabul edenler bu noktada Hazret-i Hasan Efendimize biat ettiler. Ama muaviye Hazret-i Hasan Efendimize biat etmedi. Muaviye’nin biatı gerçekleşmedi. Ve muaviye’nin biatı gerçekleşmeyince Hazret-i Hasan Efendimiz daha böyle munis, daha böyle savaştan yana değil.
Daha böyle kendi hakkından, kendi hukukundan feraket edebilecek bir kimse. Hazret-i Hasan Efendimiz 6 ay sonra biatını komple muaviyeye yönlendirdi. Ve halife olarak, devlet başkanı olarak muaviyeye biat ederekten muaviye ve taraftarlarıyla Hazret-i Hasan Efendimiz ve taraftarlarını savaşmaktan kurtardı. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de zaten Hazret-i Hasan Efendimiz’i göstererekten bu benim oğlum iki grubun iki ordunun savaşmasını onlar barış yaptırır. Niye hadîs-i şerifi de vardı, işareti vardı. O işaretle Hazret-i Hasan Efendimiz radıyallâhu anh Hazretleri muaviye ve avanesiyle Hazret-i Hasan Efendimiz’e biat edenleri bir şekilde savaştan kurtardı. savaşmaktan kurtardı.
Ümmet-i Muhammed birbirine kılıç çekmekten, birbiriyle savaşmaktan kurtulmuş oldu. Muaviye, Mekke devletinde vazife almış bir devlet adamıdır. Mekke şirk devletinde. Mekke şirk devletinde önemli vazifeleri olmuş. Ümeyye oğulları olarak isimlendirilen bu sülale daha önce de Mekke şirk devletinde önemli vazifeler yapmışlar. Devlet idare etmişler. Devletin önemli organlarında yer almış. Mekke devletinde nasıl bir devlet yönetilir, bir devlet yönetim biçimi nasıl olur, nasıl savaşılır, nasıl bu noktada vergi toplanılır, nasıl bu noktada ganimet toplanılır, bu konuda çok maharetliler. Zaten Şam valisi ama devletin içerisinde tabiri caizse ikinci bir baş. Bir tabiri caizse paralel yapılanma var yani.
Hazret-i Osmân radıyallâhu anh hazretlerinin zamanından başlayan böyle bir yapılanma var. Ama Hazret-i Osmân efendimizde Muaviye akrabalar. o böyle yakın akrabalar aynı zamanda da. Hazret-i Osmân efendimiz açıktan karşı durmuyor hiç Muaviye. Ama onun şehit edilmesine de bu benim kendi tınnak içerisinde söylediğim şey, onun şehit edilmesine de seyirci kalıyor. Müdahale etmiyor. Bunu zaman zaman sohbetlerde anlatırım ya beş bin kişilik tam tesisatlı bugünkü özel birlikler gibi birliği var. Hazret-i Osmân radıyallâhu anh hazretlerinin evi muhaser altına alınca yaklaşık üç bin kişiyle o beş bin kişiyle onlara müdahale etmiyor. Diyor ki benden bir haber gelmeyince benden bir emir gelmeyince asla müdahale etmeyeceksiniz diyor.
4. Bölüm
Ve o beş bin kişilik ordu Medine-i Münevver’in dışında Mısır tarafından gelen üç bin kişilik o Hazret-i Osmân efendimiz’e isyan eden Bahiyeler de yine Medine’nin başka bir dışında başka bir yerde konuşlanmış vaziyette. bunlar Hazret-i Osmân radıyallâhu anh hazretlerini katletecekler muhaser altına almışlar halifelikten düşürmeye çalışıyorlar. Ama halifelikten normalde bugünkü sistem gibi düşmesi mümkün değil ancak katledilmesi lazım öldürülmesi lazım ancak şehit edilmesi lazım. Şehit edilmediği müddetçe halifeliği kendilerinden normalde Hazret-i Osmân efendimiz’in bırakması mümkün değil. Ve muaviye’nin göndermiş olduğu beş bin kişilik özel teçhizatlı birlik Hazret-i Osmân efendimiz şehit edildikten sonra hiçbir şey olmamış gibi Şam’a geri dönüyor. orada asayişi sağlama Hazret-i Osmân efendimiz’in şehit oluşunu önlemek gibi bir çabaları yok.
Ve dönüyor ve zaten muaviye bu manada kendince kendi tezgahını hazırlamış. Kendisinin halife seçilireceğinden o kadar emin ki tabiri caizse ulüfeler dağıtılmış para dağıtılmış. Şam valili Medine’deki devletten daha zengin ve daha dirayetli. Medine’de atıyorum elli bin altın varsa Şam’da iki yüz elli bin altın var. Medine’de bin asker bakabiliyorsa Şam on bin asker bakıyor. Bakın Şam on bin asker bakıyor. Düşünebiliyor musunuz? Hazret-i Hüseyin efendimiz’in Mekke’den küfeye gelinceye kadar yetmiş kişilik grubu bin kişinin üzerinde bir asker takip ediyor muhasara altına alarak. O gün için bin kişilik tam teşhisatlı bir askerin normalde Mekke’den küfeye kadar daha doğrusu küfeye de yola çıkmış ama küfeye varamıyor ya.
Kerbele’ye kadar geliş noktasında bin kişilik bir ordu onları muhasara altına alarak götürüyor. bu ne demek? siz yola çıkmışsınız velev ki duracaksınız duramıyorsunuz. Velev ki yön değiştireceksiniz değiştiremiyorsunuz da. Siz ne sağa gidebiliyorsunuz ne sola gidebiliyorsunuz ne de geriye dönebiliyorsunuz. Siz küfeye doğru yola çıkmışsınız ama bin kişilik bir eşkıya var. O bin kişilik eşkıya ordusu sizi bila mecbur bir istikamette götürüyor. Bu bin kişilik ordunun ihaşesi yemesi içmesi maaşı ulufesi. Çünkü bu bin kişilik ordu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin gözünün nuru Hz. Hüseyin Efendimiz’i şehit edecek. İnsanlar bir an geldiğinde burkuluyorlar. Burkulunca ulufeler dağıtılıyor paralar dağıtılıyor fetvalar veriliyor.
Ve onun ulul emre itaatsizliği söz konusu olduğunu söyleniyor. Ulul emir kim? Muaviye’nin oğlu Yezid. Ve Muaviye kendi halifelinden sonra kendi sağlığında oğlu Yezid’i halife ilan ettiriyor. Ve kendi sağlığında oğlu Yezid’in halife ilan ettirilerekten herkesin biat etmesi emrediliyor. Biat etmeyen valilikler görevden alınıyor. Bakın biat etmeyen valilikler görevden alınıyor. Biat etmeyen komutanlar görevden alınıyor. Ve valilerin maaşları, komutanların maaşları yüksek derecede. Bakın yüksek derecede. İnsanlar o maaşları, o şatafatı, o şatıatı terk edemiyor. Ve hepsi de Yezid’e, Muaviye’nin sağlığında. Dikkat edin. Biat etmeye başlıyorlar. Biat etmeyen, mesela Medine-i Münevvere’deki daha önceki vali biat etmemiş, onu hemen değiştiriyorlar.
5. Bölüm
Ardından biat edecek olan bir vali atanıyor. Çünkü Muaviye henüz daha sağ. Mesela Mekke’nin valisi biat etmek istemiyor, değiştiriliyor. Yemen’in valisi biat etmek istemiyor, değiştiriliyor. Mısır valisi zaten daha önce atanmış. Bu noktada Muaviye, Yezid kendisi ölür ölmez. Hemen halife olacak, alt zeminini oluşturuyor. Alt zemin olarak ona biat etmeyecek olan valiler değiştiriliyor. Bir devlet var, devletin başında da bir halife var. Bu halife de Muaviye. Oradaki de vali kim? Devletin valisi. Azlederse valiliği kalmıyor, yerine başka bir kimse atanıyor. Bir komutan, genel kurmay başkanı eğer normalde biat etmezse, karşı çıkarsa azlediliyor, yerine başka birisi oluyor. bir birliğin komutanı biat etmezse azlediliyor, yerine başka birisi giriyor.
Ve azledilenlerin böyle bir yerlerde ölü bulunduğu, azledilenlerin katledildiği, azledilenlerin değişik sıkıntılara değişik problemlerle karşılaştığı, azledilenlerin sonuçta bir şekilde herhangi bir şeyden dolayı ölü bulunduğu, öldürüldüğü görülüyor. Mesela bu noktada artık o geride kalan valiler de ama can korkusuyla ama dinar sevgisiyle, ama can korkusu ama altın sevgisiyle hepsi de biat etmeye hazırlanıyorlar ve hazırlar. Evet, yine Muaviye’de sonuçta ecel vakı oluyor. Muaviye vefat edince Yezid hemen yönetime geçiyor ve Yezid’in ilk yaptığı şey şu oluyor. Medine valisine haber gönderiyor, diyor ki Hazret-i Hüseyin’i biat etmeyi zorlayın. Eğer biat etmezse katledin. Vali Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i davet ediyor, onu biat etmesini söylüyor.
Hazret-i Hüseyin Efendimiz zeki, diyor ki burada sana biat etmem senin için bir anlam kazanmaz. Sabah olsun diyor, bütün halkı toplayalım, bütün halkın önünde diyor ben biat edeyim. Böyle biat etmemenin bir anlamı yok diyor. Vali diyor ki doğru söylüyorsun, o zaman diyor bu gece bana müsaade et, ben diyor bütün herkese de haberdar edelim, yarın ben diyor törenle biat edeyim. Halk, hutâ, hiledir. Hadîs-i şerif var ya, halk hiledir, halk hiledir, halk hiledir diyor üç sefer Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Hazret-i Hüseyin Efendimiz feraset ehli, kalbi ilham alan kimse bütün akrabalarını, bütün çocuklarını, her şeyini topluyor. Çünkü geride kalanları katleteceklerdi. Hepsini de toplayıp gece Mekke’ye yola çıkıyorlar.
Gece, tabi Mekke’de de kimler var? Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah var, Hazret-i Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah var. o kendilerince yaşı, kendinden az bir şey daha yaşlı olan sahâbeler var orada. Onlar bu Muaviye’nin tavır ve davranışlarından dolayı rahatsız olanlar Medine’yi münevver eden Mekke’ye gidiyorlar. Çünkü Mekke emin. Orada hiç kimsenin birisine kılıç çekmesi mümkün değil. Hiç kimsenin orada Kâbut-i Beytullah’ın içerisinde, Mekke’nin içerisinde kan dökmesi mümkün değil. Sahabenin bu manada büyükleri, tabiri caizse üçüncü kuşak büyükleri öyle diyeyim. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında genç 13 yaşında, 15 yaşında, 18 yaşında olanlar, bunların hepsi de büyük bir çoğunluğu, hem dini anlama ve anlatma etrafta bu noktada mücadele etme, cihâd etme noktasında olanlar, Mekke’ye hicret etmişler ve Medine’ye münevver eden geriye dönmüşler.
6. Bölüm
Hazret-i Hüseyin Efendimiz bütün akrabalarıyla beraber, etrafında kailesiyle beraber gece hızla sessizce tekrar nereye? Mekke’yi mükerremeye geri dönüyor. Ve Mekke’yi mükerremeye geri döndüğünde o günün Mekke valisi ona dokunmuyor. Onunla herhangi bir şey yok. Sonra zaten Mekke valisini de değiştiriyor Yezid. Ve küfür heliller bu arada, Hazreti, mektup gönderiyorlar. Biz babanızın ve ağabeyinizin yolundan gitmek istiyoruz, size biat etmek istiyoruz diye. Hazret-i Hüseyin Efendimiz, amcasının oğlu neydi? Mey ile başlayan, aklıma gelmedi. Onunla akili gönderiyor. O da amcasının oğlu. Onlar küfürye gidiyorlar. Küfürde yaklaşık 18 bin kişi birden biat ediyor onlara. Onlar haber gönderiyorlar. Diyorlar ki küfürde bir sıkıntı yok.
Yaklaşık 18 bin kişi bize biat etti. Seni bekliyoruz. Hatta Yezid’in valisinin evini muhaser altına alıyorlar. Ama ardından kendi içlerinde Yezid’in adamları onlara geliyor para dağıtıyor. Bir kısmına müthiş paralar dağıtılıyor. Müthiş paralar dağıtılınca komutanların bir kısmı geri çekiliyor. Askerler geri çekiliyor yavaş yavaş. bir hafta içerisinde, örneğin 3 gün içerisinde, 5 gün içerisinde muhasarada hiç kimse kalmıyor. Bakın muhasarada hiç kimse kalmıyor. Kimse nöbet yerinde durmuyor. Bu arada da tabi bunu haberdar olan Yezid bin kişilik orduyla bir komutanı görevlendiriyor. Hatta komutan Hazret-i Hüseyin efendimizi şehit etme, onu öldürme noktasında durmadığından onu da azlediyorlar. Yerine başka bir kimse geliyor, yerine başka bir kimse gelince o da öldürmek istemiyor aslında.
Fakat onu diyorlar ki böyle böyle biz yapmayacaksan sen de azle olacaksın, perperişan olacaksın. O bu noktada onun savaşmaya devam ediyor. Tabi bu savaş esnası, savaşta olanlar bu normalde neler yaşandı neler yaşanmadı. Bununla alakalı bir çok rivayet var, bir çok. Tabi bu rivayetlerin içerisinde Şia kaynaklı olanlar var. Şia kaynaklı olmayanlar var. Gerçekten bu meseleyi böyle bir ilmi doğrultuda anlatanlar var. Bunun normalde genel doğruları olmakla beraber bu meselenin içerisinde değişik kaynaklardan değişik rivayetler de girmiş. Bunun içerisinde bunu cımbızlamak, bunun içerisinde bunun şöyle olduydu böyle olduydu derken İmam Şafi’nin dediği gibi Allâh diyor bizim kılıcımızı sakladı, dilimizi de saklasın meselesi.
Bu noktada ben bunların içerisinde çoğu böyle sizin kafanızı karıştırma korkusuyla girmek istemiyorum. Çünkü Şia kaynakları var, Şia kaynaklarda daha farklı anlatımlar var. Şia’nın içerisinde farklı fraksiyonların farklı anlatımları var. Bu biraz bu mesele Şia’da farklı algılanıp farklı anlatılıyor. Tabii Sunni diye nitelendirilen tarafta da farklı durulayın noktalar var. Çünkü her ne kadar normalde Sunni görünse de bir kısmı mesela Ehlibeyt’e düşman olan kimseler var. Ehlibeyt’i çok sevmeyen insanlar var, Ehlibeyt’i çok sevenler var veya Ehlibeyt’i çok sevdiğini belli edemeyenler var, kendilerinde bir Şia korkusu var. biz Ehlibeyt’i seversek bize Şia mı derler, ondan sonra bize Alevi mi derler, bize şöyle mi derler, böyle mi derler korkusu yaşayan insanlar da var.
7. Bölüm
Mesela Ehli Tasavvuf’un büyük bir çoğunluğu bunu yaşıyor veya cemaatler veyahut da belli tarikatlar bunları yaşıyor. Bunun bu noktada herhalde içlerinde en cesaretli olanlarından birisi biziz. Biz Ehlibeyt’i severiz. Ehlibeyt’i sevmenin imandan olduğunu inanırız. O yüzden Ehlibeyt’le alakalı hiçbir sıkıntımız yoktur. Bunu da her tarafta dile getiririz. Her tarafta dile getirdiğimizden dolayı mesela ben yeni derviş olduğumda bizimle alakalı diyorlardı ki bunlar Alevi mi? Siz Şia mısınız? Gibi Bayındır’da bize bu lafları söyleyenler vardı. Ödemiş’e gittiğimizde Ödemiş’te söylediler. Bursa’ya geldiğimizde Bursa’da söylediler. Hatta Şeyh Efendi için bile Bayındır’da şeyde Tire’de ondan sonra etrafta öyle sözler söylüyorlardı ki o Alevi dedesi şöyle böyle diyor Allâh rahmet eylesin.
Hatta ben ilk normalde Alevi dedesi filan diyorlar benim umrumda değil ben rüyamda görüyorum diye umuruma katmıyorum. Ben ilk Nevşehir’e gittiğimi hatırlıyorum. İlk Nevşehir’e gittiğimde böyle söylüyorlar ya bakıyorum ediyorum durumlarının vaziyetlerine kendimce böyle bir şey yok. Ondan sonra Bayındır’a geldiğimde ben böyle söyleyenlere dedim ki elinizde bir delil var mı yok iftira atıyorsunuz dedim. Gittim evine baktım dergahına baktım çoluğu çocuğuyla tanıştım eşiyle tanıştım çocuklarıyla tanıştım siz iftira atıyorsunuz diye söylüyordum ama mesele zaman içerisinde ben de anladım ki bizim dergahımız eli vehdi seven bir dergâh bizim eski ilk benim ders bizim ders kağıtlarımızda Hazret-i Hasan efendimiz de Hazret-i Hüseyin ve yetmiş iki şu Hedaya diye şehid-i kervela diye balışlamanın içinde var idi.
Bunu böyle siz bunlara bağışlıyorsunuz diye bir ara ders kağıtlarını değiştirmişti Şeyh Efendi Hazretleri Allâh rahmet eylesin dedi Mustafa Efendi bunlar var diye oğlum dedi bizi dedi Şia zannediyorlar bizi Alevi zannediyorlar demişti. Şimdi tabi kendilerince sünni olarak vasıflandıran kimseler Hazreti Ehli Beyt’e muhabbetlerini ve sevgilerini göstermekten korkmuşlar hala daha korkuyorlar bakın hala daha korkuyorlar. Hazret-i Hüseyin efendimizi Hazret-i Hasan efendimizi sevdiklerini Ehli Beyt’i sevdiklerini açıklamaktan da korkuyorlar bununla alakalı bir çalışma yapamıyorlar bununla alakalı bir özel bir gece yapamıyorlar. Özel bir gece tanzim edemiyorlar o tabiri caizse siz Alevisiniz veyahut da siz Şiha’sınız yaftasından korkuyorlar korkmuyoruz elhamdülillah.
Biz Ehli Beyt’i seviyoruz Hazret-i Hasan efendimizi de Hazret-i Hüseyin efendimizi de seviyoruz ama bunun içerisinde Hazret-i Hasan efendimizin şehit edilmesi ayrı bir acı ayrı bir hikaye. Aslında Hazret-i Hüseyin efendimiz bu noktada o yüzden belki de insanların gönüllerinde farklı bir yer yapıyor müminlerin gönüllerinde farklı bir yer yapıyor. Yoksa fizik olarak da belli noktada ahlak olarak da Hazret-i Hasan efendimiz Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine en fazla benzeyen bakın en fazla benzeyen her şeyiyle yürüyüşüyle duruşuyla fiziğiyle yüzüyle üst tarafı tamamiyetle Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine benziyor yumuşaklı hoşgörüsü affediciliği cömertliği problem çözmesi insanların arasını bulması tam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine benzeyen bir torun.
8. Bölüm
Aslında torun da diyemiyoruz çünkü Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onlar için evlatlarım diyor. Herkesin diyor soyu herkesin soyu oğuldan geçer benim de diyor soyum bunlardan geçer diyor Hazret-i Hasan efendimiz de Hazret-i Hüseyin efendimiz. Zaten herkesinin ismi de o güne kadar Arap yarımadasında konulan alışılmış isimlerden değil hatta hiç bilinmiyor Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin ismi o güne kadar Arap yarımadasında alışılmış devamlı konulan isimlerden değil. Bilinmeyen isimlerden bilmiyor o Araplar Hazret-i Hasan isim olarak Hasan nedir Hüseyin nedir ne manaya gelir bilmiyorlar ben bunu böyle biraz daha üzerinde farklı bakıyorum. Allâh alem normalde biz onu şu dilden bu dilden deme noktasında değilim ben onların isimleri direkt Cebrail aleyhisselâm tarafından vahiy yoluyla konulmuş isim olarak görüyorum.
Çünkü o isimleri ben Arapça da görmüyorum kendimce inanışım kabul etmek zorunda değil hiç kimse ama şunu kabul etmek zorunda herkes. O güne kadar Arap yarımadasında o bölgede Hasan ismini koyan hiç kimse yok. Hüseyin ismini koyan hiç kimse yok. Tabi zaman içerisinde bu Anadolu’ya da sirayet etmiş bir dönem. Bir dönem Ahmet, Muhammed, Mustafa, Hasan, Hüseyin, Ali bu isimleri kullanmamışlar koymamışlar sebebi şu bize Şia derler bize Alevi derler diye koymamışlar. böyle bir algıdan korktuklarından dolayı isim dahi koyamamış Ümmet-i Muhammed enteresan bir şey. Tabi bu Yezid’in zamanında da olmuş. Yezid’in zamanında da insanlar çocuklarına Hasan ismi Hüseyin ismi koyamaz hale gelmişler. Enteresan bir şey sanki Musa aleyhisselâm doğmazdan evvel Firavun 7 bin çocuk katlettiriyor ya 7 bin erkek çocuk katlettiriyor Firavun.
Çünkü Firavun’un müneccimleri diyorlar ki bir çocuk gelecek erkek çocuk senin saltanatını yerle yehsan edecekler. O Firavun saltanatı sadece o Firavun’un değil çünkü onun babası da Firavun. Diyorlar ki bu Firavun saltanatını yerle yehsan edecek bir çocuk gelecek onlar müneccimler öyle söyleyince Firavun her doğan erkek çocuğunu katlettiriyor öldürüyor. 7 bin tane erkek çocuk öldürdüğüne dair rivayet var Firavun’un ve öldürüyor müneccimleri her daim topluyor. Öldürdük mü diyorlar ki yok onun yıldızı sönmedi. Öldürdük mü yok onun yıldızı sönmedi. Habire öldürüyorlar. Öldürüldükçe öldürülüyor, öldürüldükçe öldürülüyor ama o müneccimler diyorlar ki yıldızı sönmedi henüz aha. 7 bin kişi katletmiş.
Hatta Muhyiddini İbn Arabi Hazretleri der ki Musa’nın bu kadar dedayetli ve kuvvetli olma sebeplerinden birisi 7 bin tane erkek çocuğun ruhunun onun olmasıdır der. Musa faslında çünkü 7 bin tane erkek çocuğu katleder Firavun. Aynı şekilde Yezid ve avanesi de Ehlibeyt sevgisi taşıyan, Ehlibeyt’i seven, Ehlibeyt için çırpınan kimseleri katletmeye başlıyorlar. Bütün İslam beldelerinde Ehlibeyt ile alakalı kim sevgi gösteriyorsa kim onlara karşı hürmetkar davranıyorsa onlara karşı hunharca bir katliam başlıyor. Ve babadan oğula İslam’da saltanatın başladığı andır. Muhaviye’den birinci yezide geçiş. Oysa İslam babadan oğula olan saltanatı yıkmıştır. Medine-i Münevvere’de yepyeni bir devlet sistemi oturtmuştur.
9. Bölüm
Bu babadan oğula bir sistem değildir. Hazreti Ebu Bekir Radıyallâhu anh Hazretleri kendi sağlığında valilerine haber gönderip filancıya biat edeceksiniz diye böyle bir şey mektup göndermez. Hazret-i Ömer Radıyallâhu anh Hazretleri göndermez. Hazret-i Osmân Radıyallâhu anh Hazretleri göndermez. Hazret-i Ali Radıyallâhu anh Hazretleri göndermez. Hazret-i Hasan Radıyallâhu anh Hazretleri 6 aylıkta olsa halifeli o da göndermez. Ama Muhaviye kendi sağlığında yezidin halifeliğine biat edilmesini sağlamak için bütün valilere mektup gönderiyor. Olumsuz cevap veren veya cevaplandırmayanların görevlerini alıyor. Zaten meselenin çıkış noktası bu. Meselenin çıkış noktası bu. Hazret-i Hüseyin Radıyallâhu anh Hazretleri bunun doğru olmadığını, böyle bir sistemin Kur’ân ve sünnet dairesinde bulunmadığını, bunun uygulanmaması gerektiğini, mevcut halife vefat ettiğinde, vefat ettiğinde seçim olması gerektiğini ve halife seçilmesinin muhakkak olması gerektiğini ve insanların kime biat ederlerse, onların halife olmasının gerektiğini söylüyor.
Bakın, insanlar kime biat ederlerse, gerçek halifenin onun olması gerektiğini söylüyor. İslam’da atanmış bir halife yok. Buradan şimdi tabi sûfî tarafa da döneceğim. Aslında sûfî tarafta da atanma şeyhler, atanma mürşidler ne zaman olmaya başlamış, sûfîler de, sûfîlik de bu noktada sıkıntılı bir süreç başlamış. Sebebi? Çünkü şeyh efendi örneğin oğlunu atamış veya oğlunu atamak istemiş veya torununu atamak istemiş ki kimisi de yapmış bunu. Dergahın içerisinde yıllarca hizmet etmiş, seyri sülük etmiş, koşuşturmuş insanları bir kenara bırakıp, 18 yaşındaki torununa halifelik veren, 15 yaşındaki torununa halifelik veren, 20 yaşında 25 yaşındaki oğluna torununa halifelik veren, hatta oğlu dergahla ilgilenmediyse, torunu 18 yaşında, 19 yaşında torununa halifelik veren tarikatlar oluşmuş.
Bunlar tabi emevviler zamanında oluşmaya başlamış. Sebebi? Çünkü muaviye nasıl oğlunu halife ilan ettiyse ve biat ettirdiyse, şeyhler de kendi oğullarını veya kendi torunlarını şeyh olarak atayıp biat ettirmek istemişler. Ve bunu büyük bir kısmı başarmış. Hala da ülkemizde babadan oğula şeyhlik geçen, babadan oğula atanmış şeyhler, babadan kardeşe atanmış şeyhler, biat kültürü bu noktada atanmış olana devam etmekte. Oysa İslam’daki biat böyle değildir. İslam’daki biat siz seçersiniz, herkes seçer ve çoğunluk, çoğunluk kimi seçtiyse biat onadır. Eğer çoğunluğu seçtiği kimseye sizin itiraz hakkınız kalmaz. Bakın sizin itiraz hakkınız kalmaz. Eğer bu devlet başkanıysa devlet başkanı olarak biat edersiniz.
Çoğunluğun biat ettiği yere. Eğer bu bir şeyh efendi ise, üstad ise çoğunluk ona biat ettiyse rüyalarında görerekten, hallerinde görerekten herkes ona biat etme zorunluluğu olur. Çünkü siz filancaya biat edin emri Kur’ân sünnet dairesinde doğru bir nokta değildir. Veya atanmış bir kimseye siz buna biat edin demek doğru bir biat kültürü değildir. O yüzden bu fakir bütün darbelere karşılır. Hiçbir darbe İslami değildir. Bakın hiçbir darbe İslami değildir. Hiçbir darbe bu noktada Kur’ân ve sünnet dairesinde hukuki değildir. Bir kimse bu manada devleti ele geçirmeye çalışıyorsa onunla cihâd etmek, mücadele etmek farzdır. Bir kimse İslami olarak seçilmiş devlet başkanını isyan ediyorsa, baş kaldırıyorsa bayidir.
10. Bölüm
O kimse küfürdür, küfür ehlidir. Her bayi küfür ehlidir. Çünkü İslami olarak seçilmiş bir devlet başkanına, İslami olarak seçilmiş bir hiyerarşiye baş kaldırmak küfürdür. O yüzden Hz. Hüseyin Efendimiz yola çıkar. Hz. Hüseyin Efendimizin yola çıkmasının sebebi şudur. Yezidle konuşmaktır ve Yezid’e meselenin hakikatini tebliğ etmektir. Etrafına derken, etrafına konuşurken Yezid’le gidip konuşacağını, Yezid’e bu meseleyi tebliğ edeceğini, Yezid’e nasihat edeceğini söyler. Yola çıkma sebebi budur. Çünkü Muaviye’nin ve Yezid’in yaptığı bu halifelik Ali Cengiz oyunu Kur’ân ve Sünnet’e göre caiz değildir, doğru değildir. Bununla mücadele edilmesi gerekir. Siz nerede bir kötülük, yanlışlık, eksiklik, zulüm var ise onunla mücadele etmekle emrolunmuş bir ümmetsiniz.
Elinizle mümkünse elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğuz ederekten kötülükleri, yanlışlıkları, eksiklikleri, adaletsizlikleri, zulmü durdurmakla mükellefsiniz. Hazret-i Hüseyin Radıyallahu An Hazretlerinin derdi budur. Hazreti Eyni Efendimiz’in derdi, bir kısım ona laf söylemek için, Ehlibeyt’e laf söylemek için sıraya girmiş ham kafalıların, sıraya girmiş İslam’ı ve Ehlibeyt’i küçültmeyi düşünen, o zavallı beyinciklerin dediği gibi bir saltanat savaşı değildir. Bir koltuk savaşı değildir. Hazret-i Hüseyin Radıyallahu An Hazretlerinin durduğu yer, hak ve hukuktur. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in durduğu yer, Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin sünnetine tabi olunmasıdır.
Sünnetine tabi olunmasıdır. Tekrar söylüyorum, sünnetine tabi olunmasıdır. Çünkü Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünneti bu manada seçimdir. Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri kendisinden sonra gelecek olan halifeyi atamamıştır. Atanmış değildir Hazret-i Ebû Bekir Radıyallahu An Hazretleri. Eğer Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz atamış olsaydı, ashabın hiçbirisi halife seçimine katılmak için kendisini halife adayı görmezdi. Ensar’ın içerisinden iki tane aday çıktı, halife adayı. Bir kısım sahâbeler Hazret-i Ali Radıyallahu An Hazretleri’nin etrafında toplandı. Bir kısmı Hazret-i Ömer Efendimiz’in etrafında toplandı.
Bir kısmı Hazret-i Ebû Bekir Radıyallahu An Hazretleri’nin etrafında toplandı. Bunların hepsi de tabiri caizse birer halife adayıdır. Hazret-i Ömer Radıyallahu An Hazretleri Mescidi Nebevi’de minbere çıkıp kendi adaylığından feragat ettiğini ve kendisinin Hazret-i Ebû Bekir Radıyallahu An Hazretlerinin biat ettiğini ilan etti. Onun lehine, onun lehine biat ediyorum dedi. Çekiliyorum. Kendim çekiliyorum, onun lehine çekiliyorum ve ona biat ediyorum dedi. Ve uzun bir konuşma yaptı. Bu uzun konuşmasında Hazret-i Ebû Bekir Radıyallahu An Hazretlerinin geride durmamasını, onun öne çıkmasını ve ona biatları kabul etmesini istedi. Ve sahâbe Aşere-i Mübeşşere toplandı. Aşere-i Mübeşşere’nin içerisinde de Hazret-i Ömer Radıyallahu An Hazretleri Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’e biat etti.
11. Bölüm
Aşere-i Mübeşşere Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in halifeliğinde kara akıldı. O Aşere-i Mübeşşere toplantısına Hazret-i Ali Efendimiz icabet etmedi. Hiçbir Aşere-i Mübeşşere toplantısında Hazret-i Ali Efendimiz müdahalede bulunmamıştır, katılmamıştır daha. Enteresan bir şeydir. Altı ay boyunca da Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’e biat etmedi. Çadırından çıkmadı bu manada. Tabiri caizse biz deriz ya camiden eve evden camiye diye, camiden eve evden camiye ve işine baktı. Çoluğunun çocuğunun geçimiyle ilgilendi. Hiç kimse de ona zorla gelmedi. Halifeye biat etti diye de zorlamadı. Altı ay sonra kendiliğinden biat etti. Sordular ortalığı sükunate ermesini bekledim dedi. Ama Muhaviyye anında oğluna biat istedi herkesten daha kendi sağlığında.
Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in duruşu bu. Sünnet-i Resûlullâh’a tabi olmak. Duruşu Sünnet-i Resûlullâh’a tabi olunması. Halife seçiminde Sünnet-i Resûlullâh’a tabi olunmadığı için yola çıktı. Bakın yola çıkış sebebi bu. Yoksa küfürlilerin sözünde duranlar olmadığını, küfürlilerin ne olduğunu, ne gitmeni Hazret-i Hüseyin Efendimiz de biliyordu. Ve hatta ona geri dönmesini tavsiye edince o büyük sahâbeler, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz’in oğlu, Hazret-i Ömer Efendimiz’in oğlu, Abbas’ın oğlu gibi daha akil nice büyük böyle yaşlı sahâbeler onlara geri dönmesini. Bu noktada Muhaviyye’nin de askerlerinin Veizid’in askerlerinin onları kat edeceğini, şehit edeceğini söylemesine rağmen bir söz söyleyeceğim, bitireceğim bu seneki bu sohbeti.
Diyor ki ben Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyamda gördüm. Burası çok önemli. Rüyayla amel edilmez diyenlere cevap. Diyor ki ben onu rüyamda gördüm. Mesele bitiyor. Allâh bizi affetsin. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve şöyle dedi Allâh’ım bunlar benim ehlim ailemdir. Bunlar kimdi? Ashab-ı Ava. Ve Yezid Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ailem dedi. Kendi canından, kendi kanından gördüğü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin biricik torunu Hazret-i Hüseyin efendimizi şehit etti. Başkası bir şey gerekmez. Allâh bizi onların şefaatine nail olanlardan eylesin. Âmîn. Bugünkü dersimizi de Hazret-i Hüseyin efendimiz ve Kerbela şehitlerine atfettim.
Kendi içimden öyle niyetlendim. Dedim ki bugünkü zikrullahı onlara niyetlenelim. İnşâAllah bugünkü zikrullahı bugünkü dersi de onlara niyet ettik inşâAllah. Allâh niyetimizde samimi eylesin. Âmîn. Bugünkü ilahileri de Ali’ye dedim ki özel bir gece yap bize. Dedim Kerbela ile alakalı Hazret-i Hüseyin efendimiz ile alakalı ilahiler hazırla dedim. İnşâAllah böyle baştan alıp sonuna kadar gitmeyin ara veririz. Sakin sakin inşâAllah hem ilahileri dinleyelim hem de dersimizi zikrullahımızı yapalım inşâAllah. Cumartesi günü de mevcut aşure programı yapacağız. İnşâAllah bugünkü programımız Hazret-i Hüseyin efendimiz ve yetmiş iki şüphedayla alakalı dersimiz. Cumartesi günü de aşure ile alakalı olacak inşâAllah.
Üç ihlas bir Fatiha şerife. Âmîn. Evvela bizzat Fahri kayinat sebebi mevcudat sevgili Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem izzetlenir. Mübarek ruhu çevtenle. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber-i Zişan efendimizin mübarek ruhu çevlerine. Âmîn. Cihari yâri guzîn Ebu Bekir Sıddık Ömer-i Farık Osman-ı Zunür-En Âliyar-ı Murtaza Redd-i Allâh’ın hanımefendilerimizin evladı Resûlullâh zevcehatı Resûlullâh Hazret-i Hüseyin efendimiz ve şehid-i kerbelan’ın ruhlarını hediye edip o asıl ve sadar eyle ya Rabbi. Âmîn. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Hüç ihlas bi Fatiha şerife. Âmîn. İmamız İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Eşyar, İmam-ı Atürk, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, İmam-ı İmam-ı İmami’nin Hazretleri mübarek ruhu çevlenen.
Âmîn. Pirimiz bir, Seyyid Abdülkadir-i Geynani, Seyyid Ahmed-el Rıfai, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyidi İbrahim’i Dursuki, Şeyh Ebu Lasen Ali Şazili, Şah-ı Nakşibend-i Muhammed-i Bahadnin, Şah-ı Mevlânâ Celaletin-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Hacı Bayram-ı Veli, Veysel Karan-ı Mahmud-u Dayi, Halvet-i Celvet-i Uşak-ı Sünmüle, Süfreverdi, Küfreverdi, Şeyh Muhiddin-i Arabi. Bütün Pir-i Piran Hazretleri mübarek ruhu çevreni hediye edip o asıl ve sadar eyle ya Rabbi. Âmîn. Veysatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Bunların tarikatı Muhammed’i anlayıp yaşadıkları gibi bizleri de anlayıp yaşamak nasil ve müyesser eyle ya Rabbi. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife.
Âmîn. Büyük Şeyh’imiz Abdurrahim, Tantab-ı Abdurrahim, Neşab-ı El-Hac, El-Hagız Ecebukir Sıddık-ı Çorumi, Hac Ali Aydar Efendi, Çorumi Hacı Mustafa Efendi Hazretleri mübarek ruhlarına, Nevşeyli Abdullah Efendi Hazretleri’nin ruhlarına, Bilal Nadir Hazretleri’nin ruhlarına, bütün gelmiş geçmiş, bütün velilerin, mürşid-i kamillerin, evliyalarına, aşıkan, sadıkan, mühban, ehli iman, lâ ilâhe illâllah, Muhammedun Resûlullâh diye mümin ve müminatın ruhlarına, Kaçınö’deki dergâh kardeşlerimizin de geçmişlerin ruhlarına, yaşayan mürşid-i kamillerin, mümin ve müminatın ruhlarına, cahit ve caddeden ruhlarını hediye edelim, vasıl ve sadar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi, bugünkü zikrullahın feyzinden, neşesinden, kereminden, ikramından, ilhamından, hepsinde hafif ve mükemmel olan, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, bugünkü zikrullahın feyzinden, neşesinden, kereminden, ikramından, ilhamından, hepsinde haberdar eyle ya Rabbi, hepimizi de haberdar eyle ya Rabbi, estağfirullâh e’l azim, e’l kerim, e’l lezi, lâ ilâhe illâllah, el hayyül-i gayyum ve tübilek, önzü billahi mineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, estağfirullâh e’l azim, Estağfirullah el-Azim Enzübillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Eftal zikir falemennehu Lâ ilâhe illâllah el-Fâtiha Enzübillahimineşşeytanirracim
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halvet, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı