Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

560. Dergah Sohbeti — Tasavvufta Sevgi Ölçüsü, Dervişlik Kisvesiyle Dilenmek, Riyâ Hadisi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 560. Dergah Sohbeti — Tasavvufta Sevgi Ölçüsü, Dervişlik…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bir sohbetinizde Allâh’ı çok sevin. Öyle ki onu şeyhinizden bile çok sevin demiştiniz. Allâh Celle Celaluhu zaten şeyhimizden daha çok sevmemiz gerekmez mi? Buradaki vurguyu nasıl anlamalıyız? Her şeyin bir vartası vardır. Tasavvufun tarikatlarının da kendi içlerinde vartaları vardır. Bu vartalardan birisi bir kimsenin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini Allâh’tan fazla sevmesidir. Bu vartalardan birisi bir kimsenin şeyhini peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden ve Allâh’tan fazla sevmesidir. Bu vartalardan birisi bir kimsenin başındaki zâkiri çavuşu şeyhinden fazla sevmesidir.

Bu sufilin kendi içerisindeki tasavvufun kendi içerisindeki vartalarıdır. Bunu insan fark etmez. İnce bir çizgidir bu. O yüzden özellikle bunu beyan ettim. Normalde şeyhlerin, zâkirlerin, çavuşların nefsine tatlı gelir. Vazife yapanların nefsine tatlı gelir. Bir kimse onu sever derviş olarak, dervişin birisi. Derviş onu sevince o zâkirin, çavuşun, şeyhin, halifenin, semazen başının, grup başının, orada zikrettiren herhangi bir kimsenin nefsine tatlı gelir bu. O yüzden bu nefsine tatlı gelince de nefis oradan lezzet alır, haz alır. Tat alır oradan. O sanki böyle farklı bir manevi hava yaşıyormuş gibi zanneder. Bunu normalde eğer bir şeyh efendi fark ederse bunu dervişlere söylemesi lazım. İkaz etmesi lazım, irşad etmesi lazım.

Demesi lazım ki bir şeyhin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden fazla sevilmesi, Allâh’tan fazla sevilmesi insanı vartıya götürür. Bu normalde bir an için insanın gözlük gönlü kayabilir, yeni dervişlerde böyle şeyler tecelli eder. Bunun geçici olması lazım. Bu kalıcı bir şekilde olursa, bu Allâh muhafaza eylesin, yola sapkınlık bulaşmış olur. Yola sapkınlık bulaşınca geriden gelenlere biz kötü bir adet, kötü bir gelenek, kötü bir örf, kötü bir çizgi, kötü bir yol bırakmış oluruz. İnsanlar gelir geçer, ömür bu. Üç yıl, beş yıl, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl, sûfîlik olarak kaç yılsa yaşayıp geçip bitecek. Ama insanlar arkadan kötü bir adet, kötü bir gelenek, kötü bir örf, kötü bir yol bırakırlarsa, arkasından gelen kaç kişi o yoldan geçerse, hepsinden kötülük veririz.

Allâh muhafaza eylesin. O esnada nefsimize tatlı gelebilir bizim. Vay derviş ne kadar çok sevdi şeyhini ya. Şeyhin hoşuna gidebilir, etrafının hoşuna gidebilir. Vay derviş ne kadar bağlı zahakirine, ne kadar çok sevdi ya. O esnada zahakirin hoşuna gidebilir, dervişin hoşuna gidebilir. Vay bu ders yaptıran kimseye ne kadar çok sevdi ya. Çavuş, amir, memur, neyse. O esnada onun hoşuna gidebilir, bu işin içerisinde iştigal eden kimsenin hoşuna gidebilir. Ama geriye kötü bir yol bırakılır. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden özellikle bunu beyan ettim. Dedim ki Allâh’ı çok sevin, öyle ki şeyhinizden bile çok sevin dedim. Bunun özellikle üzerine beyan etmemin sebebi bu. Bir kimse bu noktada vartaya düşmesin.


2. Bölüm

Bir kimse bu noktada yanlışa eksikliğe düşmesin. Bir kimse ola ki böyle bir şey aklından fikrinden geçiriyorsa yanlışlığa eksikliğe düşmesin. Çünkü sûfîlik ince bir çizgide yürür. O ince çizgide yürürken dengeyi düzgün tutturmak lazım. Denge tutmazsa Allâh muhafaza eylesin. Küçük de bir şey olsa gözcümarsanız ardından onun arkası çorap söküyor gibi gelir. Bir şeye gözcümarsanız o gelir din nasihattir. Nefisle mücadelede o nasihatları herkesin ihtiyacı var. O yüzden özellikle söyledim onu. Ben şeyh olmadığımdan bunu kendim için de söylemedim. Zaten biz o kadar sevilecek bir kimse değiliz. Allâh bizi affetsin inşâAllah. Ama zakir kardeşler, çavuş kardeşler, şeyhlik yapanlar buna dikkat edecekler.

Allâh muhafaza eylesin. O normalde seven öyle seven böyle bu işi bilinsizce seviyorsa ona zarar gelmez. Ama ona müsaade edene zarar gelir. Bakın bir kimse bilinsiz bir şekilde bunu sever. Bilinsiz bir şekilde adam örneğin şeyhini fitursuz bir şekilde sever. Onu şeyh efendi nasihat etmesi lazım, ona irşad etmesi lazım. Sûfî bilinsiz bir şekilde zakirini öyle sever. Şeyhini dinlemez, zakirini dinler. Yapar mı? Bu zakirin hoşuna gider, tat alır ona. Dervişinin de hoşuna gider, tat alır ona. Onu zakir görürse, zakir ona müdahale edecek. Onu şeyh görürse, şeyh müdahale edecek. Şimdi geriye gidelim. Sûfîlik tecrübedir. Tecrübe. Bu meselenin, bu işin içerisinde en etkin ve yetkin olan kimse en tecrübeli kimsedir.

Sûfîlik tecrübenin ve kalbin üzerine kuruludur. Sûfîlik aklı fikrin üzerine kurulu değildir. Bir kimse bütün meslemini okusa, sûfîlik tecrübesi yok ise, bütün tasavvuf kitaplarını okusa, sûfîlik tecrübesi yoksa, o batırır gemiye. Geçmiş dönemde bir arkadaş var, bir kardeş var. Bizim de bir hacavımız var. Derganın içerisinde o da Nakib-i Nugabba. Ona nasıl meylediyor? Ona nasıl meylediyor? Aşırı derecede meylediyor. Ben o Nakib-i Nugabba örneğin ilk kimse, onun yanında da bir çavuş var. Ama o çavuş mesela oranın zakiri gibi, her şeyle o ilgileniyor. Ona dedim ki bu adamı uyarım. Bu adam filanca abiyi şeyh gibi değil, şeyhten fazla seviyor. Bu sizin başınızı yakar. Bakın bunlar tecrübedir. Bu sizin başınızı yakar.

Bunu uyar. O arkadaş dedi ki abi çok seviyor ya dedi. Peki, sen bilirsin. Ben bir daha bir ay bir buçuk ay sonra gittim oraya, yine aynı esantene ile karşılaştım. Yine aynı şeyi söyledim ona. Aradan bir buçuk ay daha geçti, yine aynı şeyi söyledim. Dedim hata yapıyorsunuz. Yapmayın. İyi. Bir dahaki gittiğimizde camide ders yapıyoruz. O arkadaş geldi. Abi filanca var ya dedi. Evet dedim ben. Şeyh efendi ile bir görüştürseydik dedi. Bence görüştürme dedim ben. Onun bazı halleri var şöyle böyle filan bir şeyler söyledi. Dedim bunlar hal değil görüştürme dedi. O aldı arkadaşı getirdi. Tam çıkıyoruz biz. Gidelim Mustafa efendiye gidiyoruz. Ben şey efendinin arkasındayım. Hemen böyle az bir şey. Şey efendi önüne gidiyor.


3. Bölüm

O da karşıdan o arkadaşı aldı getirdi. Efendim bu kardeşin bazı halleri var da dedi. Zikrullah da o çocuk böyle tuhaf sesler çıkarıyor. Tuhaf hareketler yapıyor. Bizim o ağabeyimiz de zikrullah esnasında şey efendi orada gitti. O böyle tuhaf sesler, haller çıkarınca parmağını alnına koydu. Onu okudu filan. Allâh esmasında yaptı bunu. Neyse esma değişti. Şey efendi beni attı orta yere. Yine o tuhaf sesler çıkarınca ben adamı tuttum. Bunu atın arkaya dedim. Bizim orada arkadaşlar attılar bunu arkaya. Tabi bu en arkada da tuhaf sesler çıkarmaya devam ediyor. Haber gönderdim esmanın ortasında. Gidin söyleyin ona tuhaf seslere devam ediyorsa atacağım şimdi dışarı dedim. Sen hatırlamışsındır kim olduğunu.

Siyah sakalı biri değil mi? Evet. Halakadan dışarı attığımı da görmüşsündür sen oradaydın. Tabi bu daha da tuhaf sesler çıkarmaya başladı arkada. Haber gönderdim dedim gidin söyleyin ona. Dedim camiden atacağım şimdi dışarı dedim. Neyse sesler biraz kesildi tabi. O arkadaş aldı şey efendiye doğru getirdi. Konuşturacak onunla. Tuhaf halleri var ya. Bakın şey efendi direkt sordu ona. O arkadaş dedi ki. Efendim bu kardeşimizin bazı halleri var dedi. Şey efendi ona böyle direkt öyle bir sordu ki. Senin şeyhin kim o yavrum dedi. X baba efendim dedi. Ali baba efendim dedi. Söyleyin artık şey değil. Ali baba efendim dedi. O arkadaşa dedi ki getiren. Lakir olan arkadaş. Oğlum bu Ali babaya bağlıymış.

Ne getirdin ki benim yanıma dedi. Tıt yok. Usta efendi. Oğlum Ali babaya bağlıymış. Bu Ali baba kim dedi? Ben tanımıyorum efendim Ali baba diye birini dedim. Öyle ya kim Ali baba? Ben kimin olduğunu biliyorum. Ama desem ki filancadır efendim. Belki de başka birisidir. Benim de ayağım boşa gitmez. Ben Ali baba diye birini tanımıyorum. Tanımıyorum efendim dedim ha. Tanıman zaten sen dedi bana. Sen zaten tanımazsın dedi. Tanımıyorum efendim dedim. Öyle ya Ali baba diye birini tanımıyorum ha. Tanımıyorum efendim dedim. Öyle ya Ali baba diye birini tanımıyorum ha. Ona döndü Zakir’e. Dedi oğlum bu Ali babanın dervişiymiş. Ne yapmaya getirdin ki benim yanıma dedi. Götür Ali babanın yanına dedi. Dervişe sordu kim Ali baba dedi. filanca efendim dedi.

Ha git onun yanına dedi. Caminin önünde o da. Çıkma noktasında. Git oğlum ona götür dedi. Ona. Bana döndü. Mustafa efendi bir baba olamadın dedi. Olamayacağız efendim dedim ha. Böyle baktı. Benden liman babası bile olmaz efendim dedim. Benden bir şey olmaz dedim. Böyle güldü hafiften. Tabi. Mustafa efendi bu ne oğlum dedi. Yapacak bir şey yok efendim dedi. Sen bunları uyarmadın mı dedi. Ben sustum. Tabi gidiyoruz. O akşam O Zakir’in evinde kalacaktı. Çanta orada. Gidelim çantayı alalım oradan dedi. Emredersiniz efendim dedi. Evin önüne kadar gittik. Ben dedim çantayı alıyoruz. Baba burada kalmayacak. Tabi. Onlar da zannediyorlar ki. burada kalmayalım diye. Ben söyledim zannediyorlar. Böyle tam andıracak oldu.


4. Bölüm

Şeyh benim emrimde mi? Nerede isterse orada yatar. Nerede isterse orada kalkar. Nereye isterse gider dedim. Dedim benimle ne alakası var. Neyse. Çantayı aldık gittik. Tabi ertesi gün. Söz konusu olan kimseler heyet halinde kahvaltıdan sonra geldiler. efendim özür dileriz. Biz o arkadaşa öğretecektik. Bir o arkadaşa tanıtacaktık. Söyleyecektik. Bu şey efendi. Tek kelime yok. Kafasını sallıyor. Hayırlısı olsun dedi. Tabi o bir kıvılcım oldu. Ardından sonra başka şeyler sökün etti. Başladı sohbetlerde o abimiz. Ben de babayım deme. O bir şey. Allâh muhafaza eylesin. Bu sözü de tecrübeye dayanarak söyledim. Hiç kimse şeyhini Allâh’ı sever gibi sevmesin. Hiç kimse Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini Allâh gibi sevmesin.

Hiç kimse şeyhini Peygamberi sever gibi sevmesin. Ölçüdür bu. Hiç kimse Zahirini şeyhini sever gibi sevmesin. Ölçüdür bu. Bakın ölçü. Hiç kimse bir kardeşini Zahir yerine koymasın. Ölçüdür bu. İnsanlar gelir gider yol kalır. Hepimiz gelir gider yol kalır. Arkamızdan gelenler çarpık bir yol bırakmış demesinler. Bu onunla alakalıydı. Allâh sizi affetsin inşâAllah. Bende tecrübe oldu. Bu 28 Şubat döneminde şeyhler toplantısı bir yerde olurken bir yerde de halifeler toplanırlardı. onların yanında aslında tazisi yasaktı. Onlar böyle husisi bizi çok seven var biz çok kalabalıkız biz çok kuvvetliyiz manasında böyle üç beş derviş getirirlerdi onlar yanlarında getirdiklerinde o dervişlerin üzerinde tespit ettiklerim vardı benim.

Allâh muhafaza eylesin. o şeyhler halifeler kendilerini öyle bir yere koymuşlar ki koydurmuşlar ki Allâh muhafaza eylesin. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine o kadar hürmet etmemiş insanlar belki de. Benim dergaha girdiğimden beri bir tezim vardır. Bir şeyh bir halife bir zakir bir çavuş bir nakip bir nükabba derviş kardeşine özel işlerini yaptırıyorsa sıkıntı vardır orada. Orada sıkıntı vardır. Bir çavuş bir zakir bir nakip bir nükabba bir halife kendisini şeyhin yerine koyuyorsa sıkıntı vardır orada. Bir şeyh kendisini Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine yerine koyuyorsa sıkıntı vardır orada. Bu kim olursa olsun. Bakın bu kim olursa olsun. Orada sıkıntı vardır.

Ben Allâh affetsin o şeyhlerde halifelerde bu vartaları gördüm. Haddim değil ama gördüm. Biraz agresif olabilirim bu tip meselelerde. Agresifliğimin temel sebeplerinden birisi benim yaşadığım tecrübelerle alakalı. Ben böyle ayağını uzatıp abdest alırken ayağını yıkıtan şeyhi biliyorum. Ayağını uzatıyor derviş yıkıyor abdest alırken o bitiyor bir ayağını uzatıyor derviş yıkıyor ayağını. Abdest alıyor şeyh efendiye. Bunu gözümün önünde görüyorum ben. Bir de diyor ki mahşerde diyor öldüğünde, mahşere çıktığında hesaba çekildiğinde dersin diyor. Ben filanca efendinin ayağını yıkarım. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Ben dervişlik kisvesi ile dilenenleri gördüm. Bildiğiniz dervişlik kisvesi şu Haydari dervişlik kisvesidir.


5. Bölüm

Şu sarık dervişlik kisvesidir. Sünnettir. Ama böyle sarmak ve bu bu şekil bu renklerde sarmak dervişlik alametidir. Bir kimse başındaki sarıkla sırtındaki Haydari ile Allâh muhafaza eylesin. Yapmıcak. Biz dışarıda sarmayız bunu. Korktuğumuzdan çekindiğimizden değil. Dışarıda insan bir boşluğa denk gelir, yapar tükürür bir tarafa başındaki sarıkla. Dışarıdaki kimse der ki bak dervişim diyene bak nasıl yere tükürdü der. Fark etmez o kimse bir tarafa tükürüverir. O bilmez açık alanda Beytullah’a doğru tükürmek yanlıştır. Caddenin sokağın içerisinde evinin içerisinde önünde sütre varsa birkaç metre ilersinde yön cihet aranmaz şeriatan. Onu bilmez o. Bak der Beytullah’a karşı tükürdü. Bir kimse başındaki sarıkla, takkeyle üzerindeki haydariyle bir boşlukta bulunur.

Allâh muhafaza eylesin. Sana gelmez laf. Ya direk derviş diye gider. Sırtındaki haydariyle de. Adamın sırtında haydari, başında sarık, takke, dükkanın birisinde zikrullah yapıyor hem de sema edeceğim diye uğraşıyor. Ben de dışarıdan görüyorum onu. Dışarıdan görünce içerideki Mustafa Efendi gel bak bu da derviş bu da sizin dergahtan dedi. Yeşil sarık var adamın kafasında. Şimdi Allâh affetsin ben siyah sardım dergahta siyah sarmak azdı. Siyah saranın az olmasının sebebi şuydu. Şia diye bize atıfta bulunurlardı. Siyah sarık saranlara. Millet bu şeyden dolayı biraz çekindiğinden siyah sarmazlardı. Ben siyah yeşil sararım. İki tane ana rengim vardır. Siyah yeşil kah yeşil sararım. Kah siyah sararım.

Bizim Allâh razı olsun şey nerede ya salih dal böyle iki top bana şey getirdi. Bu sarıklı kumaş getirdi. Ben hediye ettikçe evden kesiyorum ama yeşil ama siyah ikisi de arabada vardır hep. Şimdi yeşil sarık sarmış haydari var üzerinde. Onun sona kafasında takya var. Dükkanın içerisinde hay hay diye hem kendince sema ediyor hem de zikrullah yapıyor. Dükkanın içinde çarşıda. Gittim baktım tanıdım adamı. Adam bizim dervişlikle alakası yok. Bizim dergahla da alakası yok. Ama birkaç derse geldi. Şey efendiyi tanıyor. Şey efendiyi tanıyor. Bu tip insanlar her topluluğa girerler, çıkarlar. Herkese bir bulaşıklıkları vardır bunların. O baktım onu devam ediyor ya ben huu dedim şimdi. bu durduğu bu gözlerini belertti filan.

Bir titredi. Ondan sonra dükkan sahibi de açtı çekmeceyi buna para verdi. Bu da böyle baygın gözlerle zikrullahdan geçmiş ya arkadaş hesapta. Parayı aldı cebine koydu gitti. Dilencisin sen dedim buna. Yok dedim sufilikte dervişlikte böyle bir şey. Sen bizim dervişte değilsin. Ne dedim insanları aldatıyor Abdullah efendiye bağlayayım diyor. Ben onun sohbetlerine gidiyorum da. Ben o mübarek çok seviyorum da. Dedim yok böyle bir şey. Yasak dedin bizde bu. Sen dilencisin dedin. Ne kızdı bana. Ben tabi oradan ayrıldım o da ayrıldı. Aynı gün 3 saat sonra heykelde aynı kıyafetle eli açık dilenirken gördüm arabayla geçerken. Durdurdum arabayı trafiğin ortasında. Açtım camı. Allâh’a hamd ediyorum ki dedim.


6. Bölüm

Senin üzerinde olan tespitimi dedim. Cenâb-ı Hak ölmezden önce gösterdi bana. Dilenmek yoktur sufilikte. Kıyafetin ne? Sufilin kıyafetiyle alamet ile bir şey yaparsın Allâh muhafaza eylesin. Yola gelir leke. O yüzden biz buradan sohbetten çıkınca kafamızdan sarığı çıkarırız. Kafamızdan bizim alamet-i farikamız olan takkemizi çıkarırız. Ben çıkarırım. Yıllardan beri çıkarırım. Ben haydariyi çıkarırım. Alamet-i farika derim ki derste geleceğim. Sırtındaki haydariyle bir boşluk yaparsın. Allâh muhafaza eylesin. Yola gelir. O yüzden o korkuyla o düşünceyle biz alamet-i farikamızla dışarı çıkmayız. Korkumuzdan çekintimizden değil. Allâh muhafaza eylesin. Dikkat edecek herkes. Bu riya ile alakalı geçen haftadan devam edeceğiz inşâAllah.

Bir uzun hadîs var. Bu uzun hadisi geçen hafta özellikle okumadım. Vaktimiz kalsın diye tirmizi ve hakim rivayet etmiş bunu. Kıyamet günü olduğu vakit Allâh-u Teala hesaplarını görmek üzere kullarına tecelli eder. Kullarının tümü dizüstü çökmüş, şaşkın ve perişan vaziyettedir. İlk hesaba çağırdığı Kur’ân’ı ezberleyeni hafızlar Allâh yolunda savaşıp ölenler ve zenginlerdir. İlk hesaba çekilen üç kurum, bir hafızlar, iki Allâh yolunda savaşıp ölenler, üç zenginler. Zengin kimdir? Nisab miktarı mala veya paraya sahip olan kimse zengindir. Adamın otuz tane dairesi vardır, nisab miktarı paraya sahip değildir. O zekat bile alabilir. Zenginlik, nisab miktarı para, nisab miktarı mala bakar. Bu adam otuz tane dairenin bir tanesini alıp satmak için aldıysa, bakın o bir dairenin parası zekata girer.

Yirmi dokuz tane daire zekata girmez. Birini alıp satmak için aldı. O bir tanesi nisab miktarından fazlaysa o zekata girer. Adamın elli tane arsası var. Ama hiçbirisi de satılık değil. O elli tane arsanın ellisi de birer trilyondan elli trilyon olsa zekata girmez. Ama bir tanesini alıp satmak için aldı. O zekata girer. Hesabı anladınız değil mi? Evet. Zengin kimse ki nisab miktarı paraya sahip olan, bir yıl o paramında durdu mu durdu. O zengin hükmündedir. Allahu Teala okuyucuya hafıza hafız demiyor mu? Hadîs-i şerif-i medninde hafızı diyor ki okuyucu dikkat et Resulüme indirdiğim kitabı Kur’ân’ı sana öğretmedin mi diye sorar. Okuyucu der ki evet öğrettin ya Rabbi der. Allahu Teala o halde bu öğrendiğin ile neden ne amel ettin diye sorar.

Okuyucu gece gündüz senin rızan için okudum ve okuttum der. Allahu Teala yalan söyledin buyurur. Melekler de ona yalan söyledin derler. Allâh belki bunları yaparken benim rızamı değil halkın teveccünü arıyor ve falanca ne okuyucudur denmesini istedin. Ve hakikaten de öyle dediler buyurur. Demek ki bir kimse hafız oldu güzel Kur’ân-ı Kerim okuyor ve öğretiyor. Ama o bunu okurken ve öğretirken Allâh için okuyup öğretmiyor. Filanca ne güzel okuyor desinler diye güzel okuyor. Filanca ne güzel öğretiyor desinler diye öğretiyor. Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak diyor ki o zamanda sen böyle denmesini istedin, bunun için amel ettin sana da böyle dediler. Ne muhteşem hafız ya çok iyi okuyor. Eğer o hafız gerçekten ne güzel okuyor desinler diye okuduysa gitti.

Zengin getirir ve Allâh-u Teala kendisine size hiç kimseye muhtaç olmayacak şekilde servet vermedin mi diye buyurur. Zengin der ki evet verdin ya Rabbi der. Allâh-u Teala o halde sana verdiğin bu servet ile ne amel yaptın diye sorar. Zengin, senin rızan için akrabamı görüp gözettim fakir ve yoksullara tasadükte bulundum der. Allâh-u Teala der ki yalan söyledin melekler de yalan söyledin derler. Allâh-u Teala belki bunları yapmakla falanca ne cömerttir denmesini istedin ve böyle de dendi buyurur. Sonra Allâh yolunda öldürülen getirilir. Allâh-u Teala niçin öldürüldün diye sorar. Adam senin yolunda cihâd ile emrolundum ve öldürülünceye kadar savaştım der. Allâh-u Teala der ki ona yalan söyledin.

Melekler de yalan söyledin derler. Sonra Allâh belki falanca ne kahraman ne cesur bir adamdır denmesini istedin ve bu da dendi buyurur. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden amellerimizi yapacaklarımızı Allâh için yapalım. Gizli şirke riaya düşmeyelim. Riya neydi? Gösteriş. Allâh için yapalım. Allâh için yaşayalım. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. Allâh için yapalım. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. Âmîn. Destûr.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Şeyh, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı