1. Bölüm
Ya bu, neyse bir şey demeyelim. Ezan okunurken Kur’ân okunur mu? Okunur. Evde müzik aleti olursa sorun olur mu? Olmaz. Bunlar soru mu ya? Pes. Ya müzik aletinden Kur’ân-ı Kerim de dinlersin, ilahi de dinlersin. Ondan sonra gider en uçuk müziği de dinlersin. Hepsini dinlersin. Ya müzik aletin suçu ne bunlar? Ya bıçakla ekmek de kesersin, et de kesersin, meyve de kesersin, gider adam da kesersin. Hayvan kesersin, kurban kesmiş olursun, bıçak hayırlı bir iş yapmış olur. Ekmek kesersin, hayırlı bir iş yapmış olur. Yemek pişirirken kullanırsın, hayırlı bir iş yapmış olur. Gider adam birisini öldürür, zararlı bir iş yapmış olur. Ya ne yapacağız? Alet takılavata da mı karşı gelecek? Bunlar basit sorular.
Melek ve cinlerin suretle nasıldır? Dört büyük melek yüzünden benzer mi? Ey Habibim, sana gelirler derler, meleklerden sorarlar. Sen onlara de ki Rabbim bilir. Gelirler sana kaderden sorarlar, ne ki onlara Rabbim bilir. Evet, meleklerin suretleri vardır. Ve meleklerin suretleri insanların manevi makamlarına göre görülür, insanlara. Bu manevi makam da seri sülükteki makamına göre görülür. Seri sülükün başlangıçındaki bir kimseye meleklerin bu noktadaki tecelliyatın farklı surettedir. Seri sülükün sonuna doğru farklı surettedir. Oysa bu suretin değişmesi, meleklerin suretinin değişmesi değil, o kimsenin gönül aynasının değişmesidir. O kimsenin seri sülükte gittiği noktaya gittiği dereceye göre değişmesidir.
Cinlilerin de suretleri vardır, cinlilerin suretleri, meleklerin suretlerine benzemez. Güzel bir soruydu. güzel soruya da hakkını vermek lazım. Ve dört büyük meleğin sureti de birbirine öyle çok yakinen benzemez. O dört büyük meleğin sureti çok yakinen benzemez. Ve melekler ilk önce böyle insanların üzerinde gönüllerine tecelli ederken tam böyle suretle tecelli etmezler. Bu genel bir doğru değil, bir başkasına başka türlü tecelli etmiş olabilir. Bu manada herkes kendi dairesindeki tecelliyatını konuşur, kendisindeki tecelliyatı konuşur. Bunun bir başkası, başka bir türlü, başka bir yerde yazmış veya konuşmuş söylemiş olabilir. Sakın onun konuştuğunu, onun söylediğini bu yanlış yazmış, yanlış söylemiş diye nitelendirmeyin.
Bu tip manevi hâller, bu tip manevi tecelliyatlar o kimsenin, gören kimsenin veya o tecelliyata mazhar olan kimsenin manevi hâliyle bellidir. Ve belirli bir zaman sonra onlar gerçek suretleriyle tecelli ederler. Gerçek suretleriyle. Ama ehl-i tasavvuf, meleklerden fazla peygamberlerle irtibatlı olur. Peygamberlerle irtibatlı daha fazla olur. Muhakkak ki melekler de onlara gelir, melekler de onlarla bu noktada tecelli eder. Ama asıl tecelliyat peygamberlerle olur. Alevilerin cem evlerinde yaptıkları zikirlerin dinimiz açısından, edep açısından, yanlısıktan açar mısınız? Bu noktada Alevilerin cem evlerinde yaptıkları zikir sahibi zikir görmedim. Bugüne kadar, tespit etmedim de. Onlar normalde orada zikir törenleri yapmıyorlar.
2. Bölüm
Onlar cem töreni, cem ayini yapıyorlar, cem ayinin de zikir yoktur. Sema ederler, mersiye okurlar, satsçalarla, türkü söylerler. Orada bizim biraz sonra yapacak olduğumuz gibi zikrullah alakası kurup zikrullah yapmazlar. Ve ben o cem törenlerine katılanlardan birkaç kişiye de sordum. Onlar normalde bizim yaptığımız gibi zikrullah yapmıyorlar. Onlar böyle bir zikre de karşılar zaten. Onlar o cem törenlerinde kendilerine göre kendi ritüelleri var, onları işliyorlar. O yüzden onların törenlerini bir zikir töreni olarak görmek. Bazen üç sesi ayrımakta düşük çekiyoruz. Kalbin sesi, nefsin sesi, şeytanın sesi. Bazen şeytan insana çok duysal yaklaşıyor. Hakkımızı helal, duygusal demek istedi herhalde.
Kalbin sesi yoktur. Size o kalbin sesi gibi gelir. Bütün seslerin tetelli ettiği yer kalptir. Siz kalbimin sesine baktın derken ya nefsin sesidir, ya şeytanın sesidir, ya Allâh’ın sesidir, ya da meleğin sesidir. O ses dördünden birisindir. Ve sesin hepsi de kalbe veya gönülle tecelli eder. O gönülle dört tane kapı vardır, pencere vardır açılmış olan. Allâh’ın penceresi vardır, meleğin penceresi vardır, şeytanın ve nefsin penceresi vardır. Ve kalbinize gelen o ses dördünden birisine aittir. Sizin kalbinizin sesi değildir. O esnada kalbinizin sesidir. Ama velakin hangisi tecelli ettiyse onun sesidir. Kalbin sesi o tecelli edenin sesine dönüşür. eğer nefis tecelli ettiyse, nefis hakimiyeti kuruyorsa gönlün üzerinde o esnada nefis seslenir sizler.
Bu adama bir yumruk burada. Bu adamın hatasına bak, bu adamın kusuruna bak, bu adamın yanlışına bak. Sakını neden böyle taramış, saçını neden böyle kestirmiş, sarını neden böyle bağlamış. Bu Allâh’ı tam sevmiyor canım, bu Allâh’ı az seviyor. Onca günahı işlemiş bak buraya gelmiş, onca yanlışı yapmış bak bunu yapmış. Bu adam da mı burada? Sıra bak, bu nefsin sesidir. O esnada onu insan kendi kendine, bu kalbimin sesi canım, kalbinden ses geldi. Bunun sarığı yanlış bağlamış, bunu demeyecek işte. O esnada bir eksik kusur gördüğünde o kalbinin sesi değil, nefsinin sesi. Kalbin kendine ait bir sesi yok çünkü. O tecelli gaha bakıyor. O zaman oradaki ses, sesi ayırt ederken biz kimin sesi olduğunu ayırt edebilmemiz için muhakkak tıkız bilgisine ihtiyacımız var.
Ya muhakkak fıkah bilgisine ihtiyacımız var. Muhakkak hadîs bilgisine ihtiyacımız var. Muhakkak tasavvuf bilgisine ihtiyacımız var. Muhakkak kalbi bilgilere ihtiyacımız var. Şimdi mesela kalbin sesi olarak biliyordunuz, bakın kalbi ilim farklı bir şey. Bugün kalbin sesi olmadığını gördünüz. Sizin kalbinizin kendine ait bir sesi yok. Siz onu kendinize ait bir sesmiş gibi görüyorsunuz. Ama nefis sizden ayrı bir şey değil, nefsinizin sesi olmuş oluyor o. Veya nefsinin sesi derken o da terbiye edilmişi var, terbiye edilmemiş olanı var. Terbiye edilmiş olursa o zaman sizi farklı bir noktada yönlendiriyor. o terbiye edilmişine biz vicdanın sesi diyoruz ya, vicdanla melek aynı kapıdadır. Vicdanın sesi dediğin şey meleğin sesidir.
3. Bölüm
Vicdanımızın sesi dediğimiz şey meleğin sesidir. Biz o sesi eğer küçülendirirsek, o zaman o kötülenmiş nefsin sesi derken o zaman o kötülenmiş nefsin sesini bastırmaya başlar. Kötülenmiş nefsin sesini bastırırsa o zaman o kimse yol almaya başlar. Dinsiz şeytan kimdir, tedavisi nasıldır? Doğruların karşısında susar insan, dinsiz şeytandır. Bir kimseye sorarlar, bu farz mı değil mi? O kimse farz diyemiyorsa dinsiz şeytandır. Gıybet haram dersin, o kimseler der ki yap o gıybet değil, sen de susarsın. senin bir canına zarar gelmeyecektir, malına zarar gelmeyecektir, eline koluna zarar gelmeyecektir. Orada susman yanlış, haksızlıkların karşısında susman yanlış. O zaman dinsiz şeytan olursun. Ama velafil bir strateji varsa orta yerde, bir strateji varsa, orta yerde bir mücadelenin stratejisi varsa o zaman o farklı bir şey.
O zaman o farklı bir şey, o zaman ona bir şey denmez. Ama şunu unutmayın, nasıl ki Mekke Denevi’nde müşrikler bir sahabeyi öldürmeye kalktılar. O sahabeyi dedik de evet tamam, ben Muhammed’in dinini bıraktım, sizin dininizi inanıyorum dedi bıraktılar. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine onun durumu sorulunca ona dedi ki sen bunu kaybet mi söyledin? Hayır ya Resulallah, bana çok eziyet ettiler, eziyetten kurtulmak için söyledi. Sana bir şey gelmez dedi, sana bir şey olmaz, bir zarar etmemişin dedi. Bunun gibi insanlar hakkı söyleyeceğim derken stratejiye zarar vermeyecekler. Veya tabi hak alınırken stratejiye zarar vermeyecekler. Şimdi başörtüsü yasanın delmeye çalışıyorlar, öyle değil mi?
Şimdi kalkıyor insanlar, daha ileri şeyler söylüyorlar. Ya daha ileri şeyler söylemenin zamanı değil bir stratejidir. Sus! Dini senden iyi bilen yok mu? Dini senden iyi bilen yok mu? Bu insanlar dini bilmiyorlar mı? Sus konuşma! Müslümanlar stratejisiz davranıyorlar. Stratejileri yok. Bu başlarında bir imama bağlı olmadıklarından, bir üstarda bağlı olmadıklarından. Evet, başı boş, terseri mayın gibi orta yerde dolaşıyor. Müslümanların büyük bir çoğumuz olacak. Terseri mayın, hepsi de müftü, hepsi de şeyh, hepsi de âlim, hepsi de devlet başkanı, hepsi de cumhurbaşkanı, hepsi de başbakan, hepsi vali, hepsi müftü, hepsi emniyet müdürü. Hepsi de. Duymadım ben de. Ya bizim müstahabımız var, ona sorun.
Bizim abimiz var, ona sorun. Bizim büyüğümüz var, ona sorun. Duymadım diyorum, duymadım. Bütün dervişlerin hepsi de, bütün tarikatlarda, hepsi de rüyamdan anlar, rüyayı tabir eder, halden anlar. Bütün tarikatlarda, hepsi de rüyamdan anlar, rüyayı tabir eder, halden anlar, hal tabir eder. Hepsinin de manevi tecelliyatları vardır, manevi tecelliyatlardan anlarlar. Hepsi de tarikattan, tasavvuftan, hakikatten, marifetten anlarlar, hepsiler. Hepsi de. Hepsi de siyasetten anlarlar, ekonomiden anlarlar, dış siyaset, iç siyaset, devlet hukuku, devletler hukuku, savaş hukuku. E mübarek insanlar nerede yetiştiniz lan? Hangi medresede yetiştiniz ya? Koca İmam Azan, koca İmam Azan koltuğunun altında el ihtiyarı dolaştırılmış.
4. Bölüm
El ihtiyarı da kendisi normalde verdiği fetvaları yazarken etrafında kimler yazmışlar, birisi yol, birisi bir fetva sorarsa koca İmam Azan 30 bin kusur meseleye fetva ver, 30 bin kusur meseleye ve fetva verdiği bütün meselelerin karşısında hades-i şerifleri diken insan. bir şeye fetva verirken öyle sizin bildiğiniz gibi değil, bundan öle öle olursa böyle olur, yok öyle. Bu âyet-i kerimesi bu, hadîs-i şerifi bu, âyet-i kerimesi bu, hadîs-i şerifi bu. Kendinin hüsneli var İmam Azan Hazretleri’nin. hadîs kitabı var. Hadîs kitabı var İmam Azan’ın hadîs kitabı. Hadîs kitabı var. Bütün o verdiği fetvaların karşılığındaki hadisleri tarlamış hadîs kitabı var. Ve hılsında hadîs var İmam Azan Hazretleri’nin 20 bine yakın.
Evet, öyle İmam Azan. Televizyonda da birisi dedi, tanımıyorum ben İmam Azan’ı dedi. Dinlerken ne fıkıh profesörü müsteh? Tanımıyormuş İmam Azan’ı, küstah. Çok basit söyleyeceğim, bin tane hadisleri var mı hılsında diyeceğim, bin tane. Beş yüz tane hadisleri var mı hılsında diyeceğim, çok basit. o İmam Azan kolduğunun altında kitapla dolaşıyormuş. Birisi bir fetva sorarsa o kitaptan veriyor fetvayı, oradan okuyor. Bizim insanlarımızın hepsi de İmam Azan’dan büyük ya. bir tane mikrofon görmesinler, bir tane de kameri görmesinler, herkes şakır şakır konuşuyor. Kadını erkeğe almaz. gidiyorum dağdaki çiftçi devleti idare etmekten bahsediyor. Ya adam iki tane ineği güdemiyor, devleti idare edecek.
Adamın 20 tane koyunu var, 20 tane koyunun 5 tanesi dağda kalmış, kurca kattırmış. Önündeki koyuna bakmıyor adam, koyundaki kuzeye bakmıyor. Ankara’yı yönetecek adam, hepimiz aynıyız. Hepimiz aynıyız. Evini idare edemeyen, serbislerin en kötüsü evini idare edemez dergahı idare etmektedir. Şeyh olur adam. Evet, sınırlıcı yok, bağırılık yok, uyumluluk yok. Ne var? Ne is var? Benlik var. Ne çıkacak illaki? okulda o fikrini beyan edecek. Ve daha ileri söyleyecek. Daha ileri söyleyerekten kendini öne geçecek. Biz bilmiyoruz, devlet bilgilerimiz bilir de geç. Biz bilmiyoruz, üçtahadımız bilir de geç. Biz bilmiyoruz, alimlerimiz var, müftüleye gidin sonra da geç. Geç ya. Yok, biz biliriz kardeşim. Soruyorum kaç tane fıkıh kitap okudum, susuyor.
Bu ne ki, diyor. Ya kardeşim, pek dağ veriyorsun ya. Kaç tane hadîs kitabı okudun? Yok. Ya kardeşim, hadisleri sahipliğinden olup olmadığından bahsediyorsun ya. Kur’ân-ı Kerim yüzünden, Türkçesinden hiç okudun mu dedim birisine, baktı şimdi. Ya hiç yüzünden okudun mu Kur’ân-ı Kerim’i? Bir sefer. Şiir okursun, roman okursun, hikaye okursun. Okursun her şeyi, kasete okursun, okursun. Vinland’ın Darboskin’in Vinlandesini okursun, okursun. Mayu, Engels, Darwin’i okursun, Stalin’i okursun. Platon’u okursun, Aristoya okursun, Konfetçisi okursun. Kur’ân okumasın. Tamam Kur’ân’dan da fetva verirsin. Türkçesi’ni, Türkçesi’ni. diyorlar ya, Türkçe okusun, evi kur’ası’yı Türkçe okusun. Hadi bütün evlere birer sayfa Kur’ân verelim.
5. Bölüm
Bütün evlere birer sayfa Kur’ân-ı Kerim okutalım, Türkçesi’nden okutalım ya. Televizyondan 5’er dakika, 10’er dakika birer sayfa Kur’ân-ı Kerim okusun ya, Türkçesi’nden okusun. 10 tane âyet okusunlar, 10 tane âyet, 5 tane âyet okusunlar. Bunların amaçları Türkçe Kur’ân-ı Kerim’i öğretmek dahi değil. kurt kuzu yiyecek ya, o hesabı. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden, evet, her doğruyu söylemek herkesin hakkıdır. Her yerde söylemek hakkı değildir. Kimin sözü? Bediüzzaman Saygı Musa Hazretleri’nin sözü. Doğruyu bilmek senin hakkın. Ama her doğru, her yerde söylenmez kardeşim. Dili’nin tutmasını bil. Kendini gerne. Ne güzel söylemiş büyükler. Âlim hükmünde misin, âmür hükmünde misin demiş. Konuşacaksan ya âlim hükmünde olacaksın ya âmür hükmünde.
Yoksa susacaksın. Ya öğretmen ol, ya öğretmen ol. İkisinden biri, hem öğretmen. Yok olmaz. Yok olmaz. Allâh bizi affetsin. Baş örtüsünün Musevi adeti olduğunu söyleyen ilahiyatçılar var. Bunun ne kadar doğru. Hristiyanlar da başlarını örtüyor. Başını örtmek sadece Muhammed Salonu Aleyhi ve Selam Hazretleri’nin zamanında olan bir şey değil. Hristiyanlar da başlarını örterdi. Onlara da farzdı. Museviler de başlarını örterdi. Onlara da farzdı. Şimdi oruç Musevi adeti deyip tutmayacaklar mı? Namaz Musevi adeti deyip kılmayacaklar mı? Musevilere de namaz farz. Hristiyanlara da namaz farzdı. Kılmayacaklar mı? İyilik yapmak, zina haram. Musevilere de haram. Hristiyanlara da haram. Müslümanlara da haram.
Yapmasınlar atmalı mı o zaman? Kapatsınlar bütün zina evlerini. Museviler Müslümanlardan daha fazla dinlerine sahipler. Zina yapmıyorlar hiç. Siz İsrail’de bir tane genel ev bulamazsınız. İsrail’de bir tane randevu ev bulamazsınız siz. Gidin İsrail’de bir tane randevu ev bulun. Bir tane kadınların peşkes ettirdiği, satıldığı bir ev bulun. Anlama çedin. O İsraililer var ya yıkarlar orayı yıkarlar. İsrail’de bir tane genel ev olacak. Yıkarlar yıkarlar hem de hahanlar yıkar. Hahanlar yıkar hahanlar. İsrail bütün kendisinin dışındaki bütün ülkelerde layık diye ve demokrasi savunur. Kendisi layık değildir. Din devletidir. Ya bizinkiler İran’ın din devleti olmasına düşman olduğu kadar İsrail’in de din devleti olmasından dolayı da ona da düşman olmaları lazım.
Ya bütün gazeteciler, bütün basın ve yayının hepsinin de şimdi İran’a ne kadar düşmanlarsa din devleti yap. Layık değil ya. İsrail de layık değil. O da din devleti. Ona da öyle düşman olmaları lazım. Ah çarpıkkın kemah. E tabi şimdi Türkçek o Museviler de diyecekler ki O ilayetçi varmış ya. Musev adetini söylüyor. Doğrudur. İlayetçi derken ben İslam ilayetçisi, Musevi ilayetçisi bilemedimden. bir kimsesin Budist ilayetçisi de olabilir. Bir kimse Hindu ilayetçisi de olabilir. Bir kimse Hristiyan ilayetçisi de olabilir. Olmayacak diye bir kaideye bak. Bunlar böyle konuşulurken yerli yerine otur durmuyor. Oradan bir tane alıyorlar diyorlar ki ya başörtüsü Musevi adetini. sanki biz Musa Aleyhisselâm’a inanmıyoruz.
6. Bölüm
Allâh bize abdetsin. Tasavvuf ehline göre kime tabi olunur? Tabi olmayacak kişiler herhangi bir şart aranır mı? Şu kadar hukuk bilgisi, şu kadar hadîs bilgisi gibi. Tasavvuf ehli gönül ehlidir. Tasavvuf demek manevi demek, zahiri demek değil. Tasavvuf demek manevi demek, zahiri demek değil. Eğer zahiri bakacak olsaydı İmam-ı Hanbel hazretleri gidip de ümmü olan şeybana raiye tasavvuf olarak, tarikat olarak gidip ona bağlanmazdı, intisap etmezdi. Tasavvuf ehlinde aranacak olan şey manevidir. Bir kimse rüyasında gördüyse, kalbi ısındıysa onun bu noktada, şer-i il noktada herhangi bir sıkıntısı yoksa ona gider tabi olunur. Ama tasavvuf da en güzeli, en doğrusu, en hakikisi rüyasında görerekten tabi olmasıdır.
Bir Müslüman malına mal katmak için hanımını çalıştırabilir mi? Ve bu kişide derviş olursa bu kadın önce dersi bıraktı, sonra da namazı. Şimdi normalde bir insanın, bir kadının, kocasının işinde çalışması hanefiye göre cahildir. Kadınların çalışmalarını yasaklayan herhangi bir dinde hüküm yoktur. Ama kadınların çalışma ortamını dizayn eden hükümler vardır, bu farklı bir şeydir. soruyorlar sohbetlerde, orada, burada işte, Hocam, kadının çalışması haram mı? Ya kadının çalışmasını haram kılacak herhangi bir şey yok. Ya kadın tarlada çalışıyor, haram değil. İneklere bakıyor, haram değil. bağ bahçeye bakıyor, haram değil. kocasının işinde çalışacak haram olacak veya böyle bir şey yok. Ama çalışma ortamıyla alakalı sıkıntı var ise, o çalışma ortamındaki sıkıntıya bakılır.
Ve normalde bir erkek, hanımının bu noktada çalıştırıyorsa, hanımının namazını, abdestini, orucunu engelse çalışması, hanım onu durduracak kendisi. Bir kadının dünyevi işleri, ibadetini engellememesi gerekir. Erkeklerin de aynı. Yalnız bu demek değildir ki, ben namaz kılıyorum, yan yatacağım, çamura batacağım. yok böyle bir şey. Adam normalde günlük işini de yapacak. Bir kişi başörtüsü gün gelenektir derse, bu kişinin imanı ne olur? Eğer takış şekli gelenekse buna söyleyecek bir laf yoktur. Ama örtünme açısından gelenektir derse, bunun dinin bir vincibesi, dinin bir şartı, dinin bir hükmü olarak görmeyin. Bunu bir gelenek olarak görürse o zaman tehlikeli bir nokta. Allâh muhafaza eylesin. Namaz bir gelenek değildir, Allâh’ın emridir.
Ama şuradan gelenektir, bütün peygamberler namaz kılmıştır. Ama namaz dinin emridir. Bir gelenek değildir, evet. Bütün peygamberler, daha önceki ümmetlere farz kılındığı gibi, size de namaz farz kılınmıştır. Daha önceki ümmetlere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır. Bir gelenektir ama velakin dinin emridir. buradaki gelenekten kasıt, yapsa da olur yapmasa da olur manasında ise ben buna karşıyım. Yapsa da olur yapmasa da olur değil. Bir şey ayetle sabit ise, bir şey hadîs-i şerif ile sabit ise ayetle yok ise o gelenek değildir. O dinin olmazsa olmazdır. Efendim, sünnetullah, Allâh’ın buyruklarından ona gelen diye misalımıza saklanıyor mu? Anlamadım. Sünnetullah. Bunu birer biliyor da, peygamberlerin yaptığına ne denir acaba?
7. Bölüm
Onlara sünnet deniyor. Evet. Şunu bilin ki, zaruret ve ihtiyaç içinde olan her günah sahibi için, vebaldir. E şimdi zaruret ve ihtiyaç içinde olan her günah sahibi için vebaldir derken, insanlar, binalara doğru yatırım yapmasınlar diye. Ama bir kimsenin burada vebaldir dediği, bir kimsenin işinin haricinde, bir kişinin geliri varsa, işi varsa, işinin gereği ise, onu yapacak bu hadîs-i şerife bakaraktan malını mülkünü terk etme kafasına, malını mülkünü terk etme noktası gelmesin insanlara. İki aylık öyle anladım ben. İki aylık bir kardeşimiz hatmelerden bağlanacak oldu. Üstadın görmek için yerlendi. Halinde hem sizi hem de eski üstadını gördü. Biz de ona iki tane olmaz birini tercih ettik. İstahare namazı kılmasını tavsiye ettim.
İstaharenin şartları ve üsrünü anlatır mısın? Zararı alırsın. Aslında hadîs-i şerife, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri size bir, gece rüyaya yatma şeklinde bir istahareye öğretmiyor. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri iki rekat istahare namazı kılınır ve istahare duası yapılır ve gönlüne gelen, ilk gönlüne gelene göre hareket edilir diyor, kısacası. İstaharenin özü bu. Ama insanlar o gönüme, o kalbe sahip olmadıkları için akşamları rüyaya yatmaya çalışıyorlar. işte namaz kılıyorlar, namaz kıldıktan sonra dua ediyorlar, gece rüya görecekler. işte yalvarıyorlar, yakalıyorlar. Tabii bu ehl-i tasavvuf, uleva bu noktada böyle bir yol koymuş. Biz bunun reddette noktasında değiliz.
Amno velagim. Hadîs-i şeriflerde anlatılan istahare böyle değil. Hadîs-i şeriflerde anlatılan istahare de o kimse, Allâh rızası için, pak bir abdest alır, ve ondan sonra iki rekat Allâh rızası için namaz kılar. Birincisinde kâfurun suresini, ikincisinde ihlas suresini okur. Biliyorsa, ondan sonra biraz tövbe eder ve Allâh’a iticâ eder, Allâh’a dua eder. Ve bu noktada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden istahare duası var. O istahare duasını yapar ve gönderir. İstahare duası var. O istahare duasını yapar ve gönlüne gelen, kalbine gelen ilk şeyle hareket eder. Eğer gönlüne ve kalbine gerek yok olan şeye inanıyorsa, o dediğim ya dört tane ses var diye, o hangi sesten olduğunu tespit edebilecekse evet yapsın.
Bu doğru bir şey. Desin ki, evet benim gönlümde melek bana seslenir, ben isabet ettiririm, ben meleğin sesini tanıyorum, ben o ses bana âşına desin. Aslında derviş seyri sülüka girdiyse, o meleğin sesi yerine üstadının sesini duyar orada. Üstadın seslenir kalbinden. Üstadının sesi delillidir çünkü hüccetlidir. Üstadının delil sesi hüccetli ve delilli olduğundan kalbine onun üstadının sesi gelir. O üstadının sesi geliyorsa size biraz tüyo vereyim buradan. O zaman o gelen ses doğru bir sestir. Eğer üstadın mürşid-i kamil ise, üstadın veli bir kimse ise, eğer üstadın veli ise, o zaman dükkanca da üstadının veli olup olmadığı çıkacak ortaya. Şimdi yeni bir kimse, yeni ders alacak olan bir kimse veyahut da yeni buraya gelen bir kimsenin gönlünde o sesle olması mümkün mü?
8. Bölüm
Değil. O zaman hislerine, duygularına göre davranacak. Decek ki, ya ben bunun kaşını sevdim, gözünü sevdim, sakalını sevdim, kendini sevdim. Ama bir dikdeki rüyasında gördüyse kendiliğinden o, o işaretli. iştaharı yapmadan, veyahut da böyle bir çaba sarf etmeden Cenâb-ı Hak öyle dürmeler insanlara. Aslında görür kendiliğinden. O işaretlidir o. O hicretli, delillik. Onun aracak, soracak, kıyıp tutacak, yan yatacak, çamura batacak yeri yok. O eşek olur, Rûmî gibi gidecek. Oraya teslim olacak. gitmiş ya Şam’a kadar, Şam’da demiş geceleyin burada, geceleyince bir bakmış ki, Hacı Bayram Veli beğenmemiş, Hacı Bayram Veli’nin yanına gitmiş, bakmış Hacı Bayram Veli, dervişleriyle beraber buğday büküyor tarlada.
Koca medrese üstadı, medrese sahibi, bugünün dekanı. O güne onlar dekan olabilmek için 6-7 tane ilmin bitirmeleri lazımdı. sadece fıkıhtı, hadisti, tefsirdi değil. Onlar kimya görüyorlardı, matematik görüyorlardı, fizik görüyorlardı, astrofizik görüyorlardı. Evet. Siz eşek olur Rûmî Hazretlerine sakın, bunlardan bilgisi yok zannetmeyin. En iyi kimya gelden daha iyi kimya geldin eşek olur Rûmî. Zamanın en iyi matematikçileri kadar matematikten, zamanın en iyi astrofizikçileri kadar astrofizikten, zamanın en iyi fizikçileri kadar fizikten, zamanın en iyi kimyacıları kadar kimyadan haberi vardır. Siz öyle, sakın ha, İsmail Akıbursa’yı Vazretlerine sakın öyle zannetmeyin ha, İsmail Akıbursa’yı Vazretleri, zamanındaki hemen hemen bütün ilim tedrisatını gören, pozitif ilimlerini gören, insanların üstünde bir ilmeğidir.
Hanımı bir bakmış ki 70 tane İsmail Akıbursa’yı bir cazır cazır, 70 tane İsmail Akıbursa’yı bir cazır cazır, İsmail Akıbursa’yı bir cazır cazır şey yazıyor, tefsir yazıyor, 70’i de aynı sayfaya yazıyor, evet, öyle İsmail Akıbursa’yı o, tadıncağız karıştırmış, kapıyı kapatmış, 70’i de aynı sayfaya yazmıyor, öyle repete etmiyorlar yani, 70’i ayrı ayrı sayfaya yazıyor, öyle bir sayfaya yazıyor, birisi Fatiha’nın Elhamdülillah’ı Rabbul Alemini yazıyor, birisi Errahmanurrahim’i Malik’i Emid’ini yazıyor, birisi İhyaken ve İhyaken Asta’yını yazıyor, birisi İhtinastalat’tan Ustakim’i yazıyor, evet, o eşref oğlu da gitmiş şehe kadar, Şam’a kadar, beğenmemiş Hacı Bayram Deli Hazretleri’ne, demiş ya, Ustak olan Veli olan demiş böyle dervişleriyle oturuldu, burada demiş buğday geçer mi?
Tek kedi duracak, orada kenara çekilecek, hep bravut halinde, huzur halinde duracak. Ha ya, ya ne olacak? Ya öyle olacak, ya kim gidilecek ona? Ha dervişler bakacak. Demiş ya bundan böyle derviş Veli olmaz, gitmiş Şam’a kadar, önceden geceleri şehre girmez, hadîs-i şerif var, uygun değil, gece yarısını şehre girmek. Siz de gece evinize gideceğiniz zaman haberli gidin, haber verin, biz gece saat üçte dönebiliriz, beşte dönebiliriz, biz yola çıktık, dörtte geleceğiz eve haberiniz olsun, evinize hırsız gibi girmeyin, evinize şüphelileniyormuş gibi girmeyin, sanki baskın basanındır girmeyin, sakın ha, evinize anahtarla girmeyin habersiz, kadın korku verir, çocuklar korku verir, uğraş dur artık ondan sonra, kadın kısmı korkar, çocuk korkar, o hadîs-i şerifi aklınızdan çıkarmayın.
Hadîs-i şerifte diyor, hırsız gibi girmeyin evinize diyor, basınız evinize girin, kadın kısmı bu, değişik haller olur onların, kellerini derlerler, toparlarlarlar, evlerini derleyip toparlarlarlar, haber verin, ben saat altıda geleceğim, ben akşam hemen şu saatte geleceğim, ben eve geliyorum, imkanınız varsa, ve gitmiş Yaşapolu, Rûmî, Şam’a, orada bir üstat var, ona bağlanacak. Aslında hamadaneye gitmiş o zaman için, o gece sabah rüyada bakıyor ki rüyasında, Hacı Bayram Veli Hazretlerinin evinde, zincir tasmadı bunun boynunda, dönüyor o Şam’dan geriye, rüya ile geliyor, ha tasavvufun özü bu, bakın tasavvufun özü bu, tasavvufun özü o kimse rüyasında görecek, o kimse ya da onun kalbi ona çok ısınacak, kaynayacak içi ona, ya da rüyasında görecek, rüyasında görüp de yıkılırsa, cehenneme doğru boylanır, hücretle, evet, rüyasında görüp de yıkılırsa, cehenneme doğru boylanır, hücretle, evet, neden?
Allâh diyor bana, sana delillendirmedin mi ben? Sana delillendirdim, senin yıkılmaya hakkın yok, senin patinaj etmeye hakkın yok, senin şüphelenmeye hakkın yok, senin bu noktada kayfaklığa hakkın yok, gerişekliğe hakkın yok, ben seni seçtim, buraya bağladım, ben seni seçtim, buraya bağladım, gelmiş Hacı Bayram Veli Hazretlerine, teslim olmuş, bu en doğrusu, en güzeli, en ahseni, nur ala nur, nur ala nur, artık onun yanında isterlerse top atsınlar, ona biz dava gelmez, Allâh bize cümlemizi muhafaza eylesin, doğrulta bulundursun inşâAllah, zikirle alakalı adı şeriflere devam edeyim, her ders böyle teker teker, birer tane de olsa okuyayım diye, biz inşâAllah bu akşam da bir tane okuyalım, Ebu Hureyre nakletmiş Resûlullâh, Samim Ali ve selam adetleri, kim Allâh’ı zikretmeden bir mecliste oturursa, sonra kalkarsa, Allâh tarafından onun üzerine bir eksiklik verir, kim yürüdüğü bir yerde Allâh’ı anmazsa, Allâh ona bir eksiklik verir, kim yaptığı yerde Allâh’ını zikretmezse, Allâh tarafından ona bir eksiklik verir.
Kıymetli kardeşlerim, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri, bir hadîs şerifinde buyurur ki, ibadetle, bir hadîs şerifinde buyurur ki, ibadetlerin en evlası, en güzeli, en makbulut, az ama devamlı olandır, ehli tasavvuf, nuru nura ekler, bir ilahi hali, başka bir ilahi hale ekler, bir hal ile, öbür halin arasında, gaflet olmaz, inkutayal uğratmaz, halini muhafaza eder, korur, burada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri, ehli zikre, bir işaret veriyor, diyor ki, siz zikrullah’tan gafil olursanız, eksikliğe uğrarsınız, günü gününe müsavi olan zarardadır, anı anına müsavi olan zarardadır, dakikası dakikasına müsavi olan zarardadır, nefesi nefesine müsavi olan zarardadır, o zaman hiç olmazsa zarar görmeyelim biz, müsavi olan zarardadır, daha yükseğini yapacağız, o zaman bir meclise geldik, oturduk, oradan zikrullahsız kalkmayacağız, hiç olmazsa, eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûlühu diyeceğiz, hiç olmazsa orada bir Kur’ân-ı Kerim’den bir âyet-i kerim okuyacağız, hiç olmazsa biz onları bir iyi tebliğ edeceğiz, doğruyu tebliğ edeceğiz, güzeli tebliğ edeceğiz, o da zikirdir, hiç olmazsa biz böyle iki sefer, üç sefer, beş sefer, lâ ilâhe illallah diye vereceğiz, eski mantığı, eski öğretiyi kafanızdan atın, zikrullah yapmamız için burada bir çavuş kardeşleriniz, hayır, siz orada toparlanın, lâ ilâhe illallah, Allâh’ı zikredin, böyle çavuşluya, zatirliğe, natipliğe, nükabbalığa, su kabaklığına böyle özenip de, bunların dört başı mamunu zikrullah yaptırayım kardeşler, oraya gitmemize gerek yok, biz burada da yapıyoruz zikrullahı filan, öyle bir şey değil, ona netiz giriyor işin içerisine, ama toplantılarımızda, birlik ve beraberliklerimizde, muhakkak Allâh’ı zikredin, yolda yürürken muhakkak Allâh’ı zikredin, çarşıda yürürken muhakkak Allâh’ı zikredin, yattığınız yerde muhakkak zikrullahla yatın uyu, muhakkak zikrullahla uyu, muhakkak zikrullahla yürüyün yolda giderken, muhakkak, ama böyle kalbinizi de yiyip böyle elinizde tespih, yollarda öyle değil, evlerde öyle değil, eve misafir gelmiş adam elinde tespih dolaşıyor, hoş geldin, o zikrullah yapıyor bizimki, öyle bir şey yok, evinde doksan dokuzdur ki evde dolaşıyor arkadaş, ya misafir gelmiş, sen onu zikir yapma, dolaşıyor arkadaş, ya misafir gelmiş, sen onu zikir yaptığını göstermek için, şatahat yapma, zikrullahını yap yine, kalbinden yap, içinden yap, hizmetini yap evde misafirini alırlar, ona muhabbetini göster, ona ev sahipliğini göster, yolda giderken sen yolda zikrullah yaptığını gösterme, elinde tespih adam yolda zikrullah yapa yapa gidiyor, ha bakın ben zikrullah yapıyorum, zikrullah yapıyor, bizim bu noktadaki meşrebimiz melamice olacak biraz, daha doğrusu melami deneyim, melametçe olacak, melami dediğimde Türkiye’deki melamiler aklına geliyor, benim de düğülerim diken diken oluyor, melamet farklı bir şeydir, melamili farklı bir şeydir, biz melametçe davranacağız, hayrımızı saklayacağız, gizleyeceğiz, yaptığımız ibadetlerimizi saklayacağız, gizleyeceğiz, gece zikrimizi namazımızı çizeceğiz, insanları inşa etmeyeceğiz, bu gece namaza kalktın mı sen Allâh Allâh, gece dersi yapıyor musun, oturuyor musun sen gece zikrullah yapıyor musun, bunlar tasavvuf değil, ehli tasavvuf bunları önüne koymaz, ama muhakkak yapar, yolda yürürken zikrullahla gidin, dükkanınızı açarken zikrullahla açın, dükkanınızda Allâh’ın zikrini tevhid çekin, tevhid çekilen yere nur iner, bereket iner, hayır iner, tevhid olan yere Allâh musibet vermez, sıkıntı vermez, zarar vermez, zarar vermez deyince adam hiç zarar etmeyeceğim zannediyor, gönlüne zarar gelmez, o zararda dahi rahmet vardır, o eksiklikte dahi rahmet vardır, sen tevhide devam et, zikrullaha devam et, eksikliğe vurma, Allâh bizi muhafaza eylesin inşâAllah, Cenâb-ı Hak kulluklarımıza nail eylesin, korkuklarımıza tırsı muhafaza eylesin, Cenâb-ı Hak memleketimizi, yurdumuzu, müslümanları korusun, Cenâb-ı Hak ümmeti Muhammed’i korusun inşâAllah, bugünlerde orada burada çok böyle ileri geri konuşmayın, ileri geri tartışmayın, insanların arasında dini meselelerinden dolayı gerginlik çıkarmayın, dininizi yaşayın, size bir şey sorarlarsa, biliyorsanız tatlı bir şekilde söyleyin, bilmiyorsanız tartışmayın, bir yerde tartışma varsa siz de olmayacaksınız orada, dinde cederleşme yapın, kim haklı olduğu halde bir münazarayı terk ederse, Cenâb-ı Hak ona cennette ev hazır var der, haklısın halbuki, evet terk edeceksin, hadi konuşalım dayı, kavga yok, Allâh bizi affetsin inşâAllah, Allâh bizi affetsin inşâAllah, biraz bir batı ya Şerif Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Âmîn
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı