1. Bölüm
Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gününüzünüze hayırlı eylesin. Bütün kardeşlerim hakkını helal etsin inşâAllah. Bu basit soru için icralık malları almak ve ticaretini yapmak caiz midir demiş. Kardeşim İslam’da haramlar belli. Bir kimsenin ticaretini yapmasında bir sıkıntı yok. İcralık mallar da olsa mallar orta yerde alınır satılır. Alımında satımında haramiyet varsa bir malın o zaman onda sıkıntı olur. Başka bir yerde sıkıntı olmaz. Batında hicret nereden nereye yapılır? Hakikatta arıffa ne denir? Bayram ne denir? Böyle çok ağır sorular sormayın ya. Şimdi bunu soran kardeşler muhakkak bakın. Soru üç şey için sorulur. Bir öğrenmek için, iki öğretmek için, bir başkasına öğretmek için, üç utandırmak için.
Utandırmak için soran utanır. Şimdi bununla alakalı Ehl-i Tasavvuf’un kendi içerisinde şeyleri var. Eğer bu soruyu soran kardeş yeni gelen bir kardeşse söyleyecek bir sözüm yok. Bütün sözlerimi geri alıyorum. Yok yeni gelen bir kardeş değilse bu normalde bizim kardeşlerden birisi ise bu soru sormak için sorulmak. Allâh bizi affetsin. Bir sohbetinizde demiştiniz ki eski hocamın zamanında on bin tane dervişin arasında bir tek benim seyrede söylüküm açılmıştı. Bu Şeyh Efendi’nin sözüydü. Ben onun kardeşlerimize söylemiş olduğu sözüne naklettim. Bugün kaç tane öğrenciniz var bilmiyorum ama bugün de öğrencilerinizin arasında aynı konumda olanlar var mı? Cemaate sohbet edecek, her soruya cevap verecek öğrenciniz var mı?
Zaten bu noktada olmuş olsa kimse Şeyh olmuş olur zaten. Bu noktada birisi olmuş olsa biz ona mürit oluruz. Neden bugün bir Yahudi Hristiyan Müslümanın dilinden kurtuluyor da? Müslüman Müslümanın dilinden kurtulmuyor. insanların imanıyla işim yok ama mümin odur ki müminler onun dilinden emin olurlar. Biz başkasını sorgulamayalım. Eğer bizim dilimizden insanlar emin değillerse kendi müminliğimizi sorgulayalım. Herkesin yaptığı eksiklik şu, bir başkasının dilini sorguluyoruz biz. Oturuyoruz Adnan benim için ne dedi diye düşünüyoruz. Adnan benim için ne demiş diye soruşturuyoruz. Adnan benim için ne dedi diye dinliyoruz. Eğer nefis terbiyesi yapar kendi kendimize biz ne dedik? Ben bir başkası için ne dedim?
Bir başkası benim dilimden emin oldu mu? Bir başkası benim elimden emin oldu mu? Bir başkası benim gözümden emin oldu mu? Bir başkası benim ayağımdan emin oldu mu? Bir başkası benim cinsel organımdan emin oldu mu? Bir başkası benim nefsimden emin mi ki? Ben nereye kadar kıybet etmiyorum, nereye kadar iftira etmiyorum, nereye kadar dedikodu etmiyorum, nereye kadar insanların aleyhinde konuşmuyorum? Ben nereye kadar insanların içerisinde fitne çıkarmıyorum? Ben nereye kadar insanları birbirine düşürmüyorum? Nereye kadar üstüme farz olmayan işlerle uğraşıyorum? Müslüman bunda kendini sorgulayacak. Kendine dönüş, kendi nefsini hesaba çekme. Ölmeden kendini hesaba çekme. Her gece kendini hesaba çekme yapmazdan önce.
2. Bölüm
Her namazdan önce hesaba çekme ve tövbe etme. Her an insanın kendisini hesaba çekmesi. Asıl hicret bu işte. Hicretin batinili bu. Hicretin manevili bu. İnsanın haramlardan helallere doğru yol alması. Şirkten imana doğru yol alması. Gizli şirkten imanın hakikatine doğru yol alması. Sahte olan bütün her şeyi bırakıp hakikate doğru yol alması. Gerçek hicret. Lazım olmayan bilgiyi bırakıp bize lazım olan bilgiyle bilgilenmek, ariflik o. Bize lazım olan hal üzerinde durmak, bizim olmamız gereken ahlak üzerinde olmak din bu. Eğer kendimizi bu noktada tutamıyorsak Allâh muhafaza eylesin inşâAllah. Tazim Allâh Celle Celaluhu büyüklüğünü itiraf nedir? Peki soruyu anlayamadım Allâh’ı tazim etmek mi? Allâh’ın büyüklüğünü itiraf etmek mi?
Ama Allâh’ı tazimse bu Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışmak. Allâh’ı tazimse bu iman etmek başında. Allâh’ı tazimse o kimse tazim ettiğini gösterir elinde MRS olacak. Namaz kılmak en önemlisi. Haramlardan uzak durmak en önemlisi. Secde etmek en önemlisi. Secde etmeyen bir kimse Allâh’ı tanımıyordur. Secde etmeyen bir kimse Allâh’ı tazim etmiyordur. Allâh’ı tazim etmeyen, Allâh’ı tanımayan bir kimse hiçbir şeyi tanımaz ve tazim etmez. Allâh’a saygısı olmayanın hiçbir şeye saygısı yoktur. Allâh’a sevgisi olmayanın hiçbir şeye sevgisi yoktur. Allâh’a muhabbeti olmayanın hiçbir şeye muhabbeti yoktur. Özünde yoktur. Hakikatinde yoktur onun. O kendi kendisine eşini çok sevdiğini söyleyebilir. Kendi kendisinin bir gülü bir çiçeği çok sevdiğini söyleyebilir.
Çok sevdiğini söyleyebilir. O kendi kendisine bir köpeğin, bir kediğin, bir hayvanı, yeşili doğayı çok sevdiğini söyleyebilir. Aldatıyor. Eşyaya ve etrafına olan sevgide derinleşen insanlar Allâh’ı görürler. Etrafa olan sevgide derinleşen insanlar Allâh’ı tanırlar ve bilirler. Bu yaradılandan yaradana geçmektir, hakikattır. Ama o sevgileri dahi sahtedir, o sevgileri dahi yalandır, o sevgileri dahi gerçek değildir. Aldatıyorlar hem kendilerini hem de seviyorum dediklerini. O yüzden siz bir köpeği seveceksiniz, Allâh’ı sevmeyeceksiniz, yalan söylüyorsunuz. Eğer o köpeği gerçekten sevmiş olsanız Allâh’ı tanırdınız. Onu bir yaratan var. Siz bir çiçeği gerçekten sevmiş olsaydınız onu bir yaratan var.
Onu görürdünüz çiçeğin üzerinde. Eğer siz bir kadını bir erkeği gerçekten sevmiş olsaydınız onun üzerindeki Allâh’ın sıfatlarının tecelliyatını görür, Allâh’ı tanır ve bilirdiniz. O yüzden bir kimse Allâh’ı tazim edecekse o ibadetlere sımsıkı sarılmaktan, haramlardan uzak durmaktan geçiyor. Ya namaz kılmayan bir kimse, dizi eli alnı toprağa değmeyen kimse, secdede yüz sürmeyen bir kimse Allâh’ı nasıl tazim edecek nasıl tanacak. Haramları gücünün yettiğince işleyen ve herhangi bir haramı işlemekten bir korkusu olmayan, herhangi bir haramı işlemekten utanmayan bir kimse nasıl Allâh’ı tazim edecek ki. Bu 100 yılın hastalığı, bu geçmiş 100 yılında hastalığı. Bir kimse örneğin gıybet ederken gıybet ettiğinin farkında ise eğer nasıl Allâh’ı tazim ettiğini söyleyecek ki.
3. Bölüm
Ya diyeceğiz ki biz ona bu kimse Mecnun aklı yerinde değil, buradaki Mecnunluk’tan kastım aklı yerinde olmamak. O yüzden Mecnun denildi ona aklı yerinde değil olarak gördüler, dışarıdan deli gördüler onu. Gıybet ederken eğer ya delisin ya da evet küstahsın neden Allâh’ı tazim etmiyorsun bile bile Allâh haram kıldı çünkü. İftira ederken laf taşırken filan da senin için şöyle dedi derken ya psikolojik problemlerin var ya da Allâh’ı bu noktada sen hiç tazim etmiyorsun tanımıyorsun bile. Allâh muhafaza eylesin. Hazine yoluyla elde edilen para ya da altın helal midir? Hazine derken ne? Devlet hazinesinden mi? Bu toprağın altındaki ne o? Definelerden mi bahsediyorlar efendim? Definelerden, madenlerden.
İslami bir sistemin içerisinde olunursa toprağın altındaki madenler ve defineler İslam devletine aittir. O kimse oradaki yer tabi bunun hukuku farklıdır da ama genel itibariyle o yer İslam devleti orayı fethettiği için devlet birinci hak devletindir orada. Devlet orayı mücahitlere paylaştırırsa veya devlet oraya mücahitlere belli bir zaman içerisinde çalıştırma hakkı verirse bunların hukuku farklı farklı. Beşte? Biri devletin. Allâh razı olsun inşâAllah. Öbür türlü gayri İslami bir sistemde bu farklı. Gayri İslam’da bu toprağın altındakine devletin bir hukuku yok. Herkes define arıyormuş. Bunlarla uğraşmayın. Eyvallâh. Bunlarla uğraşmayın. Bunlar insanı pisicik psikolojik hasta eder. Bunlarla uğraşmayın.
Sizin için en güzel şey çalıştığınızdır. Burada insanlar çok sermaye kaybediyorlar çok böyle iş güç para pul kaybediyorlar. Bir de bunların böyle şeyler var ne o? Avcı muhabbetleri gibi yalanları var. Amanın ne define muhabbetleri var. Şimdi arayan soran yok artık. Gece arıyorlardı beni selamın aleyküm aleyküm selâm. Mustafa hocayla mı görüşüyoruz buyurun. Ya hocam biz bu akşam filanca yerde bir define arayacaktık da ee? Oradaki definelerde cinni tayfesinin tasallatı varmış ee? Ya gelir misin bizden? Latife olsun diye dedim yüzde kaçını vereceksin? Neden dedi ya dedim sen cinniyi görsen orada duramazsın zaten dedi. Dedim kafanı çalıştırsana ben gelsem dedim ben. Ondan sonra oraya gelsem dedim ben cinni tayfesi dedim çıksa.
Ya dedim ben hiç seslenmesem koyarsam yakasını zaten dedim sen orada duramazsın ki görsen dedim. E duramam dedi. Ne vereyim ki sana o zaman dedim. Ya doğru söylüyorsun dedi ya. Geleyim mi gene dedim ben? Yok hocam ya dedi. Adam olmayan şeydi paylaşamadı. Dinler arası diyalog hakkında ne düşünüyorsunuz? Tek din İslam olduğuna göre bu nasıl bir ilişki Allâh razı olsun. Varmış mı ki böyle bir ilişki? İslam gidip hristiyan iyi sevgilerle daha doğrusu hristiyanlıkla diyalog halinde mi? Böyle bir şey mi var? Veya Musa aleyhisselamın dini din olarak kendisi olarak gelmiş Muhammed’i dinle diyalog halinde mi böyle bir şey mi var? Bu dinler arası diyalog dediğiniz zaman sanki böyle bir din oradan kalkıp oraya kalktı bir din oradan kalktı oraya gitti gibi algılanıyor.
4. Bölüm
Dinler arası diyalog vardır buna söyleyecek bir sözüm yok. Hz. Hızır’ı görmek mümkün müdür gördüğünü iddia edenler doğru mu söylüyorlar? Gördüm diyorsa hayır sen görmedin deme hakkımız var mı adama? Müzik dinlemek günah mıdır? Vur patlasın çal oynasın ne yapacaksın yani? Kardeş ya ne kadar uzun mektup gibi yazmışsınız yazmayın böyle hakkınızı helal edin yine ben son fasıl sorunu okuyayım. Tüm yaşatılan acılara rağmen susup sabredip ve en önemlisi hakkını o kimselere helal edip aslında senin canını yakan Rabbini incittiğinden haberi olmadığını düşünerekten akıttığın gözyaşlarının hesabını Rabbim sorsun dediğinde bedduam oluyor ya da böyle bir durumda ne demeliyiz? Sufiler karşısındaki herkese haklarını helal ederler.
Sûfî mantığı sûfî ahlakı budur affeder affettim der Allâh yolunu açık etsin benim yüzümden senden ahirete no azap görmeder çıkar. Sûfî ahlakıdır bu. Burada kardeşlerin arasında ticaret yapanlar müstesna. Adam mal almış mal satmış borcu var ödeyecek alacağı var alacak öyle söyleyeyim. Ama öbür türlü kardeşlerin arasında annesinin arasında babasının arasında ne bileyim etrafındaki insanlarla arasında bir ilişkisi varsa bir sıkıntısı varsa bir problemi varsa meğer ki onun böyle bu noktada hakkına tecavüz etmiş olsunlar ona sıkıntı vermiş olsunlar ona problem yaşatmış olsunlar eyvallâh. Ama bunun peşine düşmez insan. Ben hakkımı helal ettim kardeşim Allâh yolunu açık etsin bitti anne baba kardeş eş çocuk hakkımı helal ettim size tamam.
Rabbim size benim yüzümden bir hesap sormasın bitti bir kelam. Sûfî’ye gerekli olan şey önce nefsine edebi sonra ahlak alıp uygulamasıdır. Bunları uygulayınca Allâh ona yüce halleri ihsan eder. Onun halk arasında şiarı yaşayış tarzı dikkat edin güleç yüzlülük geniş yüreklilik resmiyetten uzak iştenlik olur. Güleç yüzlülük geniş yüreklilik resmiyetten uzak iştenlilik olur. Nitekim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kahkahasız gülümserdi ve derdi ki ben de şaka yaparım ama şakalarında yalnız doğruyu söylerim. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin ashabı kendi huzurlarında cahiliye hikayelerini ve şiirlerini anlatır gülerlerdi. Salat ve selam üzerine olsun kendileri de gülümserdi. bu dereceye eren sufilerin dışları halka verilmiştir.
İçileri de hak için korunmuştur. Bir iyilik gördüler mi mutlaka onu yapmak isterler. İyi amel gördüler mi mutlaka onu işlemeye gayret ederler. Vakitleri, ibadetleri etmeye, emirlere uymaya, Kur’ân okumaya öğretilmesi gerekli olan şeriat ilimlerini öğrenmeye vakfedilmiştir. Demek ki vaktiniz ibadete, emirlere uymaya, Kur’ân okumaya, öğrenilmesi gereken şeriat ilimlerini öğrenmekle geçirmeye adacaksınız. Bu demek değildir ki ya biz hiç işle güçle uğraşmayacağız dünya ile ilgi ve alakamızı kestik değil. Güler yüzlü olacaksınız, samimi ve işten olacaksınız, geniş yürekli olacaksınız. Geniş yürekli olmak affeden insanlara aittir. Zorluklara, sıkıntılara katlanan insanlar geniş yüreklidir. Problemlere katlanan, problemlere aşmak için çaba gösteren insanlar geniş yüreklidir.
5. Bölüm
Küçücük bir sivilciden doktor doktor dolaşan insan geniş yürekli değildir. O razı olmamıştır, o teslim olmamıştır. Güler yüzlülüğü üzerinden eksik eden kimse, bir mümine, bir arkadaşına, bir kardeşine, çocuğuna, evladına, eşine, dostuna, annesine, babasına Güler yüzlülük gösteremiyorsa onda gönül katılığı vardır, onda kalp katılığı vardır. Asık suratlılardan uzak durun, çatık kaşlılardan uzak durun, yüzünde hiç tebessüm olmayan insanlardan uzak durun. Adamın bir davası vardır, bir problem vardır, bir sıkıntı vardır. Orada ciddiyet gerektidir, orada evet, orada gülümsemeye gerek yoktur. Savaş meydanıdır, düşman nasıl, yaka paça halindesindir sen, evet orada ciddiyet lazımdır. Bir iş yapıyorsundur, Allâh’ın işidir o.
Ciddiyet lazımdır. Ama kardeşler arasında, eşin arasında, çocuklarının arasında, akrabalarının arasında yumuşak huyluluk, gület yüzlülük, tatlı dililik, ihlas ve samimiyet aranır. O zaman vakitlerinizi, günlük işlerinizin haricinde kalan zamanlarınızı sohbete, zikre, şeriatın emirlerini uymaya ve dinlemeye, Kur’ân okumaya bunlara vakfetmeniz lazım. Eğer böyle değilse, o zaman o sûfîlik değil. Şunu diyebilirsiniz, ya bu yıllarca böyle mi gidecek, sûfîlik böyle, dindarlık böyle, müminlik böyle, bu yıllarca böyle gidecek. Eğer yıllardır zaten yıllara bunu sürdüremeyorsanız, sufilinizi bozmuş, sufilinizi terk etmiş olursunuz. Allâh muhafaza eylesin. O zaman da sizi acı bir son bekler. Cenab-ı Rabbim cümlemizi bu halde muhafaza eylesin inşâAllah.
Yüce Allâh’ın ve Resûlullâh’ın hükümlerini bilmeyen kimse sûfî olamaz. Dışi âyet hükümleri düzgün bir şekilde yapmayan, içi âyet hükümleri güzel yapmayı başaramaz. Yüce Allâh buyurmuştur ki, elbette biz bizim için mücahede edenleri yollarımıza ileteriz. Sünnetlerin zahirinin hükümlerini zayi eden kimseye nasıl güvenilir de hakikatler, sırlar verilir. Dervişler çok isterler ya illaki hal görelim, rüya görelim, işin hakikatine varalım. Sünnetlerin zahirinin hükümlerini zayi eden kimseye namazın sünnetlerini terk eden, yemeğin sünnetlerini terk eden, sohbet adabının sünnetlerini terk eden, yolda yürüme adabının sünnetini terk eden, evde eşiyle olan ilişkilerde, çocuklarıyla olan ilişkilerinde, ticarette, arkadaşları ile olan ilişkilerinde sünnetleri terk eden kimseler nasıl hakikate ulaşacaklar?
Nasıl mana gözleri açılacak? Nasıl kalplerine ilham gelecek? Nasıl kalplerine Allâh misafir olacak? Allâh muhafaza eylesin. O sünnete ittiba etmek, sünnete riayet etmek, sünnete sımsık yapışmak, hakikat kapılarının önünde durmaktır. E namazların sünnetlerini at, hayatın kendi içerisindeki sünnetleri at, ondan sonra hakikat kapısından bana bir şey gelecek diye bekle. Allâh bizi muhafaza eylesin inşâAllah. Hakikate ancak sülük eden ulaşır. Sülükü ve çabası olmaya nasıl tahakkuk edecek? Neyin hakikatine erecek? Evet zahirde Allâh’ın kendisi üzerinde bulunan emir ve hükümlerini bilmeyen sûfî değildir. Hallerin de ilmin gereklerine aykırı davranan sûfî değildir. Allâh rahmet etsin. Cüneyt demiş ki, ilim yoldaşın olsun.
Haller sende bulunsun. Çünkü yüce Allâh, ilimde rasih olanlar ona inandık derler buyurmuştur. Halleri sünnete aykırı olan sûfî değildir. Halleri sünnete aykırı olan sûfî değildir. Zira Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin şöyle dediği anlatılır. Ümmetimin fesadı zamanında sünnetime yapışan, elinde ateş koru tutan gibidir. Ahlak ve adabı kitap ve sünnet uyarıcı olmayan sûfî değildir. Ahlak ve adabı Kur’ân ve sünnete uygun olmayan sûfî değildir. Ahlak ve adabı Kur’ân ve sünnete uygun olmayan sûfî değildir. Sûfî değildir. Sûfî değildir. Allâh bizi sufilerden eder.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı