Kur’ân: Kur’ân ve Sünnet: İslâm’ın İki Temel Kaynağı
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur: “Ben size iki şey bıraktım. Bunlara sımsıkı yapışanlar asla dalâlete uğramazlar. Birincisi Kur’ân, ikincisi sünnetimdir.” Bazı rivâyetlerde devâm eder: “Ehl-i Beyt’imdir” ve “Ashâbımın yoludur.” O hâlde sûfî birinci derecede Kur’ân’a, sonra Peygamber (s.a.v.) Hazretleri’nin sünnetine, sonra Ehl-i Beyt imâmlarına ve ashâbın yoluna tâbî olarak devâm eder. Ehl-i Beyt’i sevmek îmândandır; biz sûfîler Ehl-i Beyt’i severiz.
Muhkem ve Müteşâbih Âyetler
Cenâb-ı Hak Âl-i İmrân Sûresi’nin 7. âyet-i kerîmesinde buyurur: “Size Kur’ân’da hem müteşâbih hem de muhkem âyetler indirdim.” Îmânda derinliğe ulaşanlar derler ki: “Biz Kur’ân’ın bütününe, tamâmına îmân ettik.” Biz de bu mânâda Kur’ân’ın bütününe îmân ederiz. Kur’ân’ın içerisindeki müteşâbihlerin peşine takılmayız. Peygamber ve ashâbı onlar üzerinde bir şey söylemediyse, biz de söylememeyi tercih ederiz. Bu bizim yolumuzun düstûrudur.
Sûfîliğin Hakîkati: Zâhir ve Bâtın Dengesi
Sûfîlik, zâhirde Sünnet-i Resûlullâh’a ve Kur’ân’ın hükümlerine uyup, bâtında da Peygamber (s.a.v.) Hazretleri’nin ve ashâbının hâliyle hallenmektir. Eğer zâhirini Kur’ân ve Sünnet’e uyduramayan bir kimseye bâtın kapıları açılmaz. Zâhir noktada Kur’ân ve Sünnet’e uymayan, kendisini sûfî sayanlar, ne yazık ki bâtında yüzdüklerini, bâtında kanat çırptıklarını zannederler.
Hazret-i Mevlânâ’nın Sinek Hikâyesi
Bu durum Hazret-i Mevlânâ’nın sinek hikâyesine benzer. Sinek bir saman çöpünün üzerinde dolaşır, kendisini ummânda yüzdüğünü zannedermiş. Zâhirde Kur’ân ve Sünnet’in hükümlerine uymayanlar, kendilerini o hikâyedeki sineğe benzerler. Kıymetli dostlar, eğer zâhirimizi Kur’ân ve Sünnet’e uydurarak temizleyemezsek, asla bâtınımızı temizleyemeyiz.
Tasavvuf, zâhir-bâtın ölçüsünde oturup her ikisini dengelemektir. Meşhur benzetmeyle cambaz gibi — elindeki denge unsuru, sırık Kur’ân ve Sünnet’tir. Eğer bu dengeden çıkarsak yolumuzu karıştırırız, sapıklığa doğru yollanırız. Allah muhâfaza eylesin.
Batı’nın Tasavvufu Yanlış Yorumlaması
Günümüzde iki-üç yüz yıldan beri süregelen bir hastalık var. Biz dînî ilimlerimize, dînî meselelerimize bakarken Batı’nın gözlüğüyle, Batı’nın mantığıyla bakmaya başladık. Sûfîliğe bakarken Batı’nın gözlüğüyle baktık. Sûfîlik buradan Batı’ya gitti, Batı’dan tekrar bize geldi. İbn-i Arabî’yi İngilizler nasıl şerh ettilerse biz de öyle anlamaya çalıştık. İbn-i Rüşd’ü önümüze bir dâhî gibi getirdiler; Gazâlî’nin Fârâbî ve İbn-i Rüşd’ü tâbir-i câizse tokatlayıp yere indirdiğini önümüze koymadılar.
Hazret-i Mevlânâ Hümanist Değildir
Batılılar, Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin “Gel ne olursan ol gel” sözünün altını üstünü kesip kırptılar. Dediler ki Hazret-i Mevlânâ hümanist bir kimse. Biz de onu hümanist olarak algıladık. Oysa Hazret-i Mevlânâ’nın Allah sevgisini, Resûlullâh sevgisini, Kur’ân âşıklığını ve hizmetkârlığını görmedik. Batılılar Peygamber (s.a.v.) Hazretleri’ni kasıtlı olarak görmezden geldiler ve Hazret-i Mevlânâ’yı Peygamber’den üstün bir şahsiyet, Mesnevî’yi Kur’ân’dan üstün bir kitap olarak algıladılar.
Sahte Sûfîlik Tehlikeleri
Sûfîlik kendi içinde parçalandı. Vâhidler, Hâricîler, Kaderîciler, hümanistler ortaya çıktı. Bütün âlemi Allah’ın vücûdu gibi görenler var; bütün insanların ruhlarını Allah’tan bir parça gibi görenler var. Bunların hiçbirisi Kur’ân ve Sünnet’e dayalı sûfî anlayışı değildir.
- Vahdet-i vücûd sapması: Bütün maddeyi, yaratılmış her şeyi Allah’ın vücûdu görmek sûfîlik değildir
- Kaderiyecilik sapması: Başına ne gelirse gelsin, kendisinden ne sâdır olursa olsun her şeyi Allah’ın takdîrine bağlayıp hesâba muhâtap değilim demek
- Hümanizm sapması: Dîni insâna indirgemek, Peygamber’i devre dışı bırakmak
Gerçek Dervişlik: Tevâzu, Mahviyet, Acziyet
Bizden bâtınî hârikulâde hâller beklemeyin. Bizde öyle hâller yok. Biz bir bakışımızda dağları eriten, bir üflememizde insanlara şifâ dağıtan bir kimse değiliz. Dua ederek şifâ bulmak sünnettir, yardımlaşmak sünnettir, birbirine şifâ duâları okumak sünnettir, Allah’a yalvarmak farzdır. Ama tasavvuf adına hârikulâdelik beklemek ve o hârikulâdeliklerin peşine takılmak bizim yolumuz değildir.
Biz zâhirimizi Kur’ân ve Sünnet’e dayayıp bâtınımızda Peygamber (s.a.v.) Hazretleri’nin hâliyle hallenmeye çalışan bir sûfî topluluğu olmaya gayret ediyoruz. Acziyetimiz, fakriyetimiz, mahviyetimiz hep önümüzde olacak. Günahkârlığımız hep önümüzde olacak. Biz günahkâr, zavallı, âciz kullarız. O yüzden her gün tövbe etmeye, her gün Allah’ı zikretmeye, devamlı ibâdet etmeye, devamlı Allah korkusu ve ümîdiyle yaşamaya ihtiyâcımız var.
Peygamber (s.a.v.) Modeli: Aktif Dîn Yaşamak
Peygamber (s.a.v.) Hazretleri köşede oturarak bir dîn yaşamadı. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadan bir dîn yaşamadı. “Dışarıda âlem ne olursa olsun ben kendi hâlime bakarım” demedi. Resûlullâh (s.a.v.) Hazretleri ümmetin meseleleriyle de uğraştı, dünyanın İslâm olması için de uğraştı; her bireyin, her ferdin İslâm olması için ince ince bir nakış örer gibi gayret etti ve aynı zamanda kendi iç âleminde de İslâm’ı yaşamaya çalıştı.
Resûlullâh (s.a.v.) Hazretleri buyurmuştur: “Sünnetlerimin terk edildiği zamanda, kim sünnetlerime sımsıkı yapışırsa, ona yüz şehit sevâbı verilir.” Biz sûfîliği yaşarken Peygamber Hazretleri’nin sünnetlerini terk ettiğimizi göremedik. Nefis ve şeytan bize göstermedi.
Kaynakça
- Hadis: “Ben size iki şey bıraktım: Kur’ân ve Sünnetim” — Mâlik, Muvattâ, Kader, 3; Hâkim, el-Müstedrek, c. 1, s. 93
- Hadis: “Ehl-i Beyt’imi sevmek îmândandır” — Tirmizî, Menâkıb, 31; İbn Mâce, Mukaddime, 11
- Âyet: Âl-i İmrân Sûresi, 7. âyet — Muhkem ve müteşâbih âyetler hakkında
- Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Mesnevî-i Şerîf, sinek ve umman hikâyesi — Mesnevî, c. 3
- İmâm Gazâlî: Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) — Fârâbî ve İbn Rüşd eleştirisi
- İbn Rüşd: Tehâfütü’t-Tehâfüt (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) — Gazâlî’ye cevap
- Hadis: “Sünnetlerimin terk edildiği zamanda sünnetlerime yapışana yüz şehit sevâbı verilir” — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr; Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr
- Hadis: “İnananlar bir vücut gibidir” — Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66
- Fıkıh/Tasavvuf: Zâhir-bâtın dengesi, sûfîliğin Kur’ân ve Sünnet’e dayalı olması gerekliliği — Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, Mukaddime
- Fıkıh/Tasavvuf: Vahdet-i vücûd tartışması — İbn Teymiyye, Mecmûʿu’l-Fetâvâ, c. 2; İmâm Rabbânî, Mektûbât, c. 1, Mektup 272
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Hakîkat, Sünnet, Vahdet, Dergâh, Ehl-i Beyt. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı