Q1-Q2 “Ey Îmân Edenler Îmân Ediniz” Tekrârı (Taklîdî → Tahkîkî Îmân); Namâzda Mi’râc — Mü’minin Mi’râcı Hadîsi
İkinci kez îmân kelimesi kullanılıyor. Burada ne demek istiyor? İmanda kemalerin, taklidi imandan, tahkeki imana geçin. Allâhu A’lem. Namâzda mi’râcımızı nasıl yapabiliriz? Namaz mü’minin miracı demiş. O yüzden ihlâsla ve samîmiyetle namâzı kılacağız. Bütün ibadetlerimizde ihlâs ve samîmiyet olacak. İnşâallâh o zaman namâzda mi’râc olacak.
Q3-Q4 Gavsiyye-i Sittîniyye’de “İlimden Rü’yet İsteyen Mağrûr Bâtıldır” — İlmi Allâh’ı Tanımak İçin Yapma
Gavsiyye’de, ya Gavs-i A’zam, kim ki ilimden sana rü’yet isterse o mahcuptur, pâdilidir. Kim ki rü’yeti ilmin gayrı zanneder, o Rabbi görmekten güvenilmeyecek zanla aldanıp kendini beğenmişlerden olur, mahrurlardan olur. Konuyu açar mısınız? Açacak bir şey yok. Herkes her şeyi Allâh için yapacak. Başka bir şey için değil. İlmi Allâh’ı bilme, Allâh’ı tanıma noktasında yapacak. Birilerine cevap verme, birilerine anlatma için değil. O zaman ilmi Allâh’ı tanıma, Allâh’ı bilme noktasında olursa o ilim onu perdelemez. Ama yok, ilmi birilerine sohbet etmek için, birilerine hava atmak için, birilerilerle tartışmak için, mücadele etmek için ilim öğreniyorsa o ilim ona perdeli olur. Genelde bu ilim dediği, kastettiğimiz ilim dinle alakalı, ilahi. aslında dinin içerisinde de Allâh’ı bilme, Allâh’ı tanıma ile alakalı.
Çünkü Allâh’ı bilme, Allâh’ı tanıma ilmi farklı bir ilimdir. Hadis ilmi ayrı. Âyet, ne bileyim Kur’ân’da, Kur’ân-ı Kerîm’in ilmi kendi içinde okumasıydı, hukukuydu, ne bileyim diğer ahkamıydı Kur’ân’la alakalı. Bunların hepsi de ayrı ayrı ilim dalı. Bu ilim dallarını o kimse eğer ki sırf Allâh’ı tanıma bilme noktasında yapıyorsa o ilim onu perdelemez. Ama yok dînî ilimlerde. Birisine aktarmak için, birisine anlatmak için veyahut da ondan para kazanmak için veyahut ben şunlarla tartışacağım, bunlarla ondan sonra dînî tartışacağım, dinle alakalı şunu yapacağım diyorsa o ilim onu perdeler. Bu ne olursa olsun, sûfîler şöyle düşünürler, senin ne yapacaksan yemeği yerken de Allâh için yiyeceksin, yedirirken de Allâh için yedireceksin, zikrederken de Allâh için zikredeceksin, zikrettirirken de Allâh için zikredeceksin, zikrettireceksin.
Sohbet ediyorsun, sohbeti Allâh için yapacaksın, Allâh için yapacaksın. beni beğensinler, beni kabul etsinler, aman bunlar bana küsmesin, aman korku, bakın burada Allâh için olduğu zaman bütün her şeyi sığırca anlatacaksın. Hiçbir şey kalmayacak sende. Yûsuf Hoca seni beğensen olacak, beğenmesen olacak. Yûsuf Hoca’ya göre ilim yapmayacaksın. Adnan seni beğensen olacak, beğenmesen olacak. Şahıslara göre ilim konuşmayacaksın, şahıslara göre sohbet etmeyeceksin. Ama şahısların anlamayacağı dili de konuşmayacaksın. Onları patinaş çektirmek için de uğraşmayacaksın. Onları normalde yoldan çıkaracak veya hatta yola karşı şüphelendirecek sözler de yapmayacaksın. Allâh rızası için, Allâh için yapacaksın.
Din samimiyettir, başka bir şey değildir. Samimiyettir, Allâh’a karşı samim ol. Samimiyettir, Resûlullâh’a sallallâhu aleyhi ve sellem’e karşı samim ol. Samimiyettir, Mü’minlere, Müslümânlara karşı samim ol. Samimiyettir, Mü’min olmasa dahi insanlara karşı samim ol. Din samimiyettir, insan olmasa dahi hayvanlara samimi davran. Din samimiyettir, dağ, taşa, toprağa, yeşiliye, ağaca, denize. Varlığa samimi davran. Bakın varlığa samimi davran. Din baştan başa samimiyettir.
Samîmiyet Yoksa Neye Karşı Samîmîyse Onun Kulu Olur — Fikir, Dünyâlık, Makām, Mevkı’in İlâhlaştırılması
Eğer bir kimsede o samimiyeti yoksa kendince neye karşı samimiyeti yoksa kendi iç hesabı neyse onun kulu olur. Din ise söz konusu onun içerisinde dinle alakalı, onun içerisinde herhangi bir şeye karşı samimiyeti yoksa samimiyeti olmadığı şeyin düşünce, fikir, dünyamalı, makām, mevkı’ buna ne derseniz deyin o onun ilâhı olur. Çünkü herkes kendince kendi ilâhına yaranmaya çalışır. Kendi ilâhına. O zaman o kimse derdi onun insan toplamaksa ilâhı o oldu. Onun derdi para toplamaksa ilâhı o oldu. Onun derdi o neyi dervîş desinlerse onun ilâhı o oldu. Onun derdi o neyi ne güzel namâz kılıyor desinlerse onun ilâhı ne güzel namâz kılıyor desinler oldu. Onun ilâhı ya ben şu partiden görüneyim de bana buradan bir makām bir iş verirler o yüzden ben hemen o makām sahibinin arkasında namaza durayım dedi.
İlahı onun o makām sahibi oldu. O işi oldu. Allâh muhafaza eylesin. O zaman din baştan başa samimiyettir. Sen normalde dînî para kazanmak için yaptıysan senin ilahın para kazanmak oldu. Para oldu. Başka bir şey olmadı. Sen hak ve hakikati herhangi bir şeyden korkaraktan sustuysan senin ilahın o korkunu oldu. Din samimiyettir. İslâm dînî baştan başa samimiyettir. Buradaki dinden kastım benim İslâm bütünü. O yüzden samimiyettir. Bir kimse bu konuda samimiyetini kaybettiği anda hangi alanda samimiyetini kaybettiyse ilâhı oldu ve perdelendi. İlahı onun olmakla kalmadı. Perdelendi diyoruz. Perdenin Arapçası küfür. Örtü. Küfür örtmek, örtünmek veyahut da bir şeyin üstünü kapatmak. Perde o. Olumsuz noktada.
Olumlu noktada perde hayrettir. Allâh’ı tanımladıkça hayrete artar. O da ayrı bir perdedir. Bu olumlu noktada. Sizin kalplerinizde 70 bin hijab perdesi vardır. 70 bin perde vardır. Sen her iyi amel işledikçe, güzellik yaptıkça bir perde açılır. Kötülük yaptıkça da perdeler kapanır. Rabbim bizi samimi olanlardan eylesin. Bütün Âdem’den itibaren dindarların en büyük handikapı samimiyettir. Samimiyeti terk ederler. Araya bir şeyler katarlar çünkü. Allâh muhafaza eylesin.
Q5 Anne-Babanın Çocuk Sayısını Belirleme Hakkı — Dâru’l-Harb Hukûku ve Mâlî/Eğitim Şartlarına Göre Sınırlama
Dinen anne-babanın çocuk sayısını belirleme hakkı var mıdır? Vardır. Varsa nereye göre bu sayı belirlenmeli? Herkes mali durumuna, kültür durumuna, eğitim durumuna, her şeye bakarak bir sınırlama getirebilir. Bu daha doğrusu babanın hakkıdır. Bu kadının hakkı değildir. Ama burada çocuk edinme ile alakalı size okutulmayan, Müslümânların bilmediği bir dînî hukuk var. Dâru’l-Harb hukuku. Mesela bir baba çocuğunu Kur’ân ve Sünnet dairesinde yetiştiremeyeceğini düşünüyorsa, bu konuda buna hükmediyorsa, çocuk edinmeme hakkına sahip. Ama evlenirken o zaman kadına söyleyecek, diyecek ki ben çocuk edinmeyi düşünmüyorum. Bu şartların altında evleneceksen evleniriz diyecek. Kadın bunu kabul ederse evlenebilirler.
Bu Dâru’l-Harb hukuku ile alakalı. O yüzden veyahut da erkek dedi ki ben bugünkü sistemde iki tane çocuğumu Kur’ân Sünnet dairesinde yetiştirip, onu iş, aş, eş, dînî öğrenme, bunların hepsini ben bir çocuk veya iki çocuk bunları yapabilirim der, gücüm ona yatıyor diyorsa, onu da söyleyecek evlenirken. Bunların hepsi evlenirken konuşulacak şeyler. Çünkü örnekliyorum, bunu söylediğimde hükümet merkezliler çok kızıyorlar, bana çok canları sıkılıyormuş. ben işin realitesini söylüyorum.
Son 20 Yılda Uyuşturucu, İçki, Fuhuş, Vesîkâ Kadın Artış İstatistikleri — Müslümân Çoğalsın Diye Çocuk Yapma
Yani son 20 yılda uyuşturucunun % kaç arttığını hesaplamak mümkün değil, Tuik bunları açıklamıyor artık. 2007 ile 2013 arasındaki şeyler okumuştum daha önce, sadece uyuşturucudan tedavi olmak isteyenler 2007 ile 2013 arasında % 1800 artmıştı. Bu şimdi uyuşturucu belası nereye kadar gitti belli değil. Ne bileyim içki, kumar nereye kadar gitti belli değil. Fuhuş nereye kadar gitti belli değil. Muhakkak devletin içinde, devlette veyahut da hükumette bu bilgiler var, belki de infal olacak diye paylaşmıyor olabilirler. Ama velakin bunun nerede durduğu, nereye kadar gittiği, hangi noktada olduğu ben birkaç böyle rapor okumaya çalıştım, bunu tespit edemedim tam olarak. Bir de o daha önceki raporlar gibi değil, böyle değişik hesaplamalar yapmışlar.
Biraz ben geri zekalı olabilirim, ben işin içinden çıkamadım. mesela son 20 yılda uyuşturucu ne kadar artmış, son 20 yılda içki kullanımı ne kadar artmış, son 20 yılda fuhuş ne kadar artmış. Son 20 yılda vesîkâ almak isteyen kadınlar % kaç artmış örnek. Son 20 yılda fuhuş ile alakalı devletin kayıtlarına geçmiş ne kadar artmış. Son 20 yılda bulunan yakalanan uyuşturucu miktarı ne kadar artmış, son 20 yılda uyuşturucudan ölenler ne kadar artmış, son 20 yılda uyuşturucu satıcıları ne kadar artmış. Bunların hepsi de ayrı ayrı analiz edilmesi gereken şeyler. Şimdi bunlara baktığımızda, bunlara bakınca son 20 yılda ne kadar din darlaşma olmuş, son 20 yılda namâz kalanlar azalmış mı, çoğalmış mı, son 20 yılda Kur’ân-ı Kerîm öğrenenler azalmış mı, çoğalmış mı örnek bunları.
Bunların normalde hepsi de muhakkak hükümetin elinde veya devletin elinde bu oranlar vardır. Ama ben bilmiyorum şu anda birkaç böyle araştırmaya çalıştım tam net tespit edemedim. E şimdi böyle olunca bu ortamda çocukların, çocukların diyorum, cep telefonundan rahat bir şekilde kumar oynayabildi, cep telefonundan rahat bir şekilde fuuş yapabildi, fuuş yapabildi. Ülkede fuuş yaşının 14-15’e düştü. Bakın 14-15’e düştü. Kız çocuklarının ortaokul çağında büyük bir çoğunluğunun kızlığını kaybetti. siz bağırıyorlar ya çocuk yaşlı evlilik diye. ilkokula giden çocukların sevgilisi var şimdi. Ortokulu bitirirken çocukların büyük bir kısmı kızlıkla alakalı sıkıntıları var. Tabi ülkede bunları konuşmak da gericilik. siz hala da kızlık mı konuşuyorsunuz?
Gericisiniz. Bunu aramak da gericilik. Tabi layık, demokratik, insan haklarına saygılı hukuk devletinde hala da kızlıkları mı konuşulacak? Diyânet bir yıllar sonra bir Cumâ hutbesi okudu ondan sonra fuuş da alakalı kız arkadaş erkek arkadaş da alakalı, dinazorlar ayağa kalktı. E şimdi bir kimse bu noktada bu dairede ben bu çocuğu nereye kadar İslâm üzerine yetiştirebilir mi? Hesaplayabilir. Evet Cumhurbaşkanı 5 çocuk yapın diyor. 3’ten 5’e çıkardı ama o çocukları eğitmek, okutmak, dînlerini öğretmek, birer meslek sahip etmek, onları evlendirirken eşek tepaldım ben seni saldım gibisinden çeyizsiz çömezsiz evlendirmek de var.
Babanın Çocuğa Eğitim, Meslek, Evlilik Sorumluluğu — Hz. Peygamber’in “Karın Ağrısı, Baş Ağrısı Şehîdi” Şehâdet Dâiresini Genişletmesi
Yani neyle evlendirecek, nasıl evlendirecek, nasıl iş kuracak bunların hepsi de var. Baba erkek bunların hepsinden de sorumlu. Erkek çocuklarından sorumludur. Sorumlu olan babadır çocuktan. Kadından evliyse kadından sorumlu olan erkektir, kocadır. Evleninceye kadar sorumlu olan babadır. Evlendirmeyip kadın direkt sorumluluk kocaya geçer. E böyle olunca şimdi kim nereye kadar yetecek, kim nereye kadar yetemeyecek bunun hesabını yapıp ona göre çocuk edinebilir. Darül harplere alakalı bu mesele. Kalibi darbi ve nefes ile yapılan zikrin hem maddi hem manevi manası nedir, güzel ahlak nedir, sufilerde nasıl olmalıdır. Bu yaklaşık 16 cilt tutar böyle bir sorunun cevabı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. bu üç türlü zikrullâhı sahabeye öğretmiş.
Bu üç türlü zikrullâhı sahabeye öğrettiği için biz de sahabeye öğretilen zikrullâhı yapıyoruz. Ben bunlarda başka bir şey aramam. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. bir şey yapmış mı, yapmış. Yaptıysa bunun manası nedir, bunun altı nedir, üstü nedir, bundan ne anlamalıyız. Yanım kardeşim sen yap denileni yap. Sana mana gönlüne gelsin inşâallâh. Güzel ahlak nedir? Güzel ahlak dediğinizde birinci derecede haram işlemeyin. Bu yeter bize. Diliniz, gözünüz, kulağınız, eliniz, ayağınız, uzuvlarınız haramdan uzak dursun. Bu yeter. Bakın bu yeter. Haram işlemediğiniz zaman da sevaba giriyorsunuz çünkü. Haram işlemeyin. Güzel ahlak olarak. Sonra onun zaten arkası gelir. Sufilerde nasıl olmalı?
Sufilerdeki ahlakı anlatsam ben dahi buradan çekip gitmem lazım bende de bu yok diye. Biz haramlardan uzaktıralım. Müslümân ölür şehîd olur. Yatağında ölenler nasıl şehîd oluyor? Neden olmasın ki? İllaki harptemiz şehîd olacak. Bir kadının birisi ağlıyordu oğlum vefat etti diye böyle pisipisine gitti gibi bir şey dedi. Dedi ki Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri (sahâbîye): oğlun neden öldü? Sebebi neydi? O da bir küçük bir hastalık söyledi. Daraltıyorsunuz, genişletmiyorsunuz dedi. karın ağrısından ölen şehîddir, baş ağrısından ölen şehîddir, devâsız hastalıktan ölen şehîddir diye şehîdlik dairesini genişletti.
Q9 Boza ve Şalgam İçmek Câiz mi? — Sıkıntı Görüyorsan İçme; Şahsî Vicdâna Bırakılan Mes’ele
Boza ve şalgam içmekte bir sıkıntı var mı? Sıkıntı görüyorsan içmeyiver cânım kardeşim. Sen kendince bunun sıkıntılığı görüyorsan içme. Çünkü haramlar belli ya. Haramlar belli diyor. Ad-i şerit Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Helallar da belli. İçinde hiç şüpheli olanlar vardır arada kalan. Siz de onları terk edin diyor. her şey bitti bozaya mı kaldı iş? Her şey bitti. Adanalıların bir tek şalgamı var ellerinde. Şalgamı mı kaldı iş yani? Başka bir şey kalmadı mı? Allâh bizi affetsin. İçin bozaydı için şalgamı da için. Sıkıntı yok. Cami’de konuşmak doğru mudur? Cami’de ne konuşulur ne konuşulmaz bunun hükmünü öğrenebilir miyiz? Cami’ler dünyalık meselelerin konuşulacağı yerler değil.
Hele Cumâ hutbe okunurken hiç değil. Ama ne yazık ki Cumâ hutbeyi dinlemek farz. Hele bir de emeklilere denk geldim ben. Ben de emekliyim ama yakını yanındakini soruyor. Senin emekli maaşı ne kadar oldu diyor. Hutbe de orada. Hoca da hutbe okuyacağım diye uğraşıyor. O yanındakine emekli maaşı ne kadar oldu senin diyor. O şu kadar oldu. O öbür küt bu sefer o emekliler bir de sandalyeye sıralanıyorlar ya melemen bardağı gibi. Onlar politbüro üyesi gibi. Bizim Murtaza gibi. Sandalye Murtaza’nın makamı. Onun yüzünden adam dergahı terk etti. Murtaza hala daha o sandalye de mi oturuyor diye. Adam orada oturuyor işte. Kaç yıl oldu sen orada oturalı? Buraya geleli 18 yıl oldu. Adamı 18 yıldan beri makamı terk etmiyor.
Olur mu olur. Birisi kapar diye düşünüyor herhalde. Adam onu gördü dergahı terk etti. Allâh bizi affetsin. Var ya câmîlerde böyle adam rahatsız. Ona söyleyecek bir lafım yok ama ya mübarek insanlar en arkaya böyle o müezzinlik tarafına sıralanıyorlar. konuşmayın bari susun bari ama çok samim oluyorlar ya orada toplanı toplanı.
Q10 Cumâ Namâzında Hutbenin Mâhiyeti Belli Olmaması: Kızılay-Yeşilay-Yeşillik-Mağrûrluk Haftası Eleştirisi
Ben de Cumâ’yı böyle en son gidiyorum ya. Ben gittim onların içine düştüm. Hutbe bitinceye kadar emeklilik maaşını bağlayamadılar bir yere. Şimdi hutbe okunurken konuşmak caiz değildir. Hütbeyi dinlemek farzdır. Hutbe ne dediği belli olmuyor. Bazen Kızılay Haftası, Yeşilay Haftası, Yeşillik Haftası, mağrûrluk haftası var ya böyle hatta bir hafta ondan sonra Bursa Gaz’ın bildirisi okundu. Bursa’da okundu. Lodoske escek bacalarınızı temizletin. Hutbe de bu da okundu. Ben böyle kafamı kaldırdım. Hocam böyle gözlüğünün üstünden baktı. Geçen bir hafta önce çünkü şey vardı ne o organ nakli dedim ki öldüğüne kim hükmediyor. Böyle baktı tehlikeli adam dedi bu adam. Kafasını çevirdi sevgili cemâat bize verilen okuyoruz biz burada dedi.
Bize ne söyleniyorsa onu okuyoruz dedi. Diyoloğa girmedi ben öldüğüne kim hükmediyor deyince. Öyle ya adam makineye bağlı yaşıyor orada. Fişi çekti öldüğüne kim hükmetti de fişini çektin. Ölmemişti adam. Neyse ardından Bursa Gaz’ın hutbesi ben böyle kafayı kaldırdım. Diyeceksiniz ki sevgili cemâat biz Bursa Gaz’ın nesini okuyoruz diyeceğim zaten. Bizim dedi bize veriyorlar okuyoruz dedi. Hadi böyle bir şey oldu. Sen o zaman gir Beytullah’ımı rabıta edeceksin. Peygamberimi edeceksin rabıtana. Kimi alacaksan Allâh’ı zikret orada. şu boş muhabbeti dinlemeyeyim de Allâh’ı zikret ama öbür türlü camide bilhassa hutbede konuşmak hoş değil. Birine borç para verirken örneğin 1 gram altın miktarı TL parayı sana veririm.
Bir ay sonra 1 gram altın miktarı TL senden alırım deyip para vermek caiz mi? Tam faizin göbeği. Faizin tam göbeği. 1 gram altın verirsen 1 gram altın alacaksın altına altın. 100 lira verdin 100 lira alacaksın. 100 liranın karşılığı yine 100 lira. Öbür türlü TL verdin yerine altın alıyorsun. Fark olsa da olmasa da fâiz. 1 kilo hadislerde şöyle geçer. 1 kilo iyi hurmaya karşılık 2 kilo kötü hurma aldın fâiz.
Q11 Cemâleddîn Afgânî ve Muhammed Abduh — İkisi de İngiliz Büyük Britanya Locası 33 Dereceli Mason; Millî Görüşçülerin Tercüme Etmesi
Tabi şimdi Celâleddîn Afganin Abduh Mason Celâleddîn Afganiye. Her ikisi de İngiliz Büyük Britanya locasına bağlı 2 masondur. Abduh Osmanlıdan sonra el-Ezher’in imamıdır. Muhammed Abduh büyük Britanya locasına bağlı 33 dereceli masondur. Muhammed Abduh’nın talebesi olan Cemâleddîn Afgânî aslında kendisi Şîa’dır. O da 33 dereceli büyük Britanya masonudur. Tabi bu Cemâleddîn Afgânî’nin kitaplarını da Milli görüşçüler Türkçe’ye çevirip Türkiye’ye sokmuştur. Bunları böyle açık açık konuşuyorum artık neyin ne olduğu görünsün bilinsin öleceğim gideceğim ya. Şimdi o Cemâleddîn Afgânî’nin yetiştirmiş olduğu o ekole devam eden ilahiyatçılar vardır bizim ülkemizde. Ülkemizde bu Cemâleddîn Afgânî’nin damarından kanalından gelen o ilahiyatçılar enfiyasyon miktarı kadar faizi caiz görürler.
Birinin sapkın olup olmadığını, sapık olup olmadığını birisinin İngiliz paratörlerinin elemanı olup olmadığını bu fâiz fetvasından öğrenirsiniz. Anlaşıldı değil mi mesele? Birinin fıkıhçı birisi sağlam pabuç değil mi aşcan faizle alakalı meseleye bakacaksın. Hatta bu mealler var ya meallerde şöyledir faizle alakalı. Kat kat fâiz size haram kılındı. Kat kat değilse bir katsa fâiz fâiz o size caiz olmuş oluyor. Kat kat katmerli. Şimdi katmerli dediğiniz o hesabı siz bilmezsiniz. Onu bankacılar bilir bir de tekstilciler iyi bilir. Tekstilcilerin içerisinden eski iplikçiler iyi bilir. Yüzde kaç aylık fâiz? Yüzde 7 değil mi? Şimdi 100 lira bir aydan sonra ne yaptı 107 lira oldu. Kat kat olunca 107 liranın bir dakikayı %7’si ne oldu?
Kat kat bu. Anlaşıldı değil mi hesap? Bankacılar bunu böyle hesaplarlar siz bilmezsiniz. Veya ortalıktaki faizciler de böyle hesaplarlar. Bu katmat kat kat katmerli oluyor. Diyor ki oradaki meali yazan kimse kat kat fâiz size haram kılındı. Edebsiz bunlar. bunlar dinini imanını bir yerlere peşkeş çeken insanlar. Bu kimseler dinde reform isterler. Bu kimseler dinde yeniden bir oluşum yapalım. Ondan sonra 1400 yıl önceki kanunlar hukuklar bugün uygulanmaz derler. Bunlar yoktu âyet-i kerimelere târihsel olarak bakalım derler. Pardon özür dilerim evrensel bakalım derler.
Q12 “Târihsel-Evrensel” Âyet Tasnîfi Eleştirisi — Her Fazlalık Fâizdir, Nefse Tatlı Söylemlerle Aldatma
Bunlar târihsel bazı âyet-i kerimeler. Bunlar böyle nefse tatlı gelen nefse hoş gelen ne varsa söylerler insanları kandırmak için Allâh muhafaza eylesin. O yüzden her fazlalık faizdir. Her fazlalık bu kadar. Her fazlalık bunu böyle kafanızın bir tarafına yerleştirin. Bu kağıt kaç para 1700 lira. Ben ama bunu 3 ay sonra ödeyeceğim. Kaç para ödeyeceğim 2100 lira ödeyeceğim. Dikkat edin bakın sözlere. İyi ben 3 ay sonra ödeyeceğim bunu. 3 ay sonra ödemek şartıyla sana bunu 2100 liraya sattım. O da 3 ay sonra ödemek üzere 2100 liraya aldım. Bunda fâiz yok. Bu kaç para? 1100 lira. 3 ay sonra ödeyeceğim veya peşin ödeyeceğim. Peşin ödersen 1100 lira 3 ay sonra ödersen 1700 lira. O geldi 1700 lira ben 3 ay sonra ödeyeceğim dedi.
Aradaki fark fâiz oldu. Akitleşirken çift fiyat oldu çünkü. Yok akitleşirken tek fiyat olacak. Akit bitiyor alışveriş bitecek öyle değil mi? Tek fiyat olacak. İsterse satıcı size 20 tane sizin önünüze fiyat koyabilir. Farklı farklı aylarda farklı farklı ödeme sistemi koyabilir. Onun birisini tercih edip, vakti öyle bitirdiniz fâiz yok. Allâh’ın affetmeyeceği günahlardan biri Allâh’a ortak koşmaktır. Ortak koşmak ne demektir? Artak koşmaya açıklar mısınız? Bu çok uzun bir mesele cânım kardeşim. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler fasıkların, münafıkların ayrı ayrı ait ta kendileridir. O zaman normalde hepsi de şirke düşmüş olur. Allâh’ı ortaklık bildirmek o da şırktır.
Bu çok geniş bir şey. Ama Allâh’ın affetmeyeceği günâh şirk ile gidersen affetmeyecek seni. Sen Lâ ilâhe illa’llâh muhammada resûlullâh demişsin öyle huzuruna çıkmışsın bunda bir sıkıntı yok. Cumâ namâzı vakti yapılan ticaret haram mıdır? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ve âyet men etmiş Cumâ vaktinde alışverişe. Ama tekrar bu artık insanın kendi nefsi ile alakalı bir noktaya geldi. Genel hukuk böyle değil çünkü. Genel hukuk farklı. Eftar zekeri fa’lemu ennehû.
Q13 Esmâ Vururken Önüne/Arkasına Harf Ekleme Yasağı: “E-Hayy E-Hayy” Yerine Hayy, “Eh-Hû Eh-Hû” Yerine Hû
Lâ ilâhe illa’llâh el-Fâtiha Âl-i Muhammed Âmîn Bir uyarıda bulunmak istiyorum haklarınızı helâl edin. Uzun zamandan beri bunu takip ediyorum. Esmâları vururken esmâların önüne veya arkasına bir harf eklemeyin. Mesela Hayy esmâsı çekiliyor. Hay, Hayy, Hayy, e Hayy, e Hayy, e Hayy değil. Veya Hû esmâsı çekiliyor. Hu Hû Hû, eh Hû, eh Hû, eh Hû. Yok. bu normalde yazık o kimsenin zikullahi böyle yaparken ilave etmesi hem manayı kaçırıyor hem de ritmi kaçırıyor. Yok. Veya mesela darbeli vermedim ben. Darbelini Hû, bu darbeli. Buna herkesin nefesi yetmez. Darbeli. Darbesiz. Allâh. Darbeli. Allâh. Darbesiz. Şimdi zikullahi yaptıran kimse darbesiz zikullahi verdi. Senin darbeli yapman nefsinden. Dikkat verdi.
Senin darbeli yapman nefsinden. Senin farklı ses çıkartman nefsinden. Veya zikullahi yaptıran hafif pes yaptı. Allâh. Pes bu. Yükseltmiyor. Darbeye geçmiyor. Allâh Allâh. Senin bunu yapman nefsinden. Veya da darbe vurdu. Allâh. Senin kalkıp da Allâh Allâh. Bu da nefsinden. Bak bu da nefsinden. Kimseyi üzmek incitmek istemiyorum. Nefesin yetmiyorsa 1. 2. 3. 4. alakada durma. Gerçekten ciddiyim. Zikrullâh alakası zikrullâh alakasıdır. Kenardan yaparsın zikrullâhı. Bunda bir sıkıntı yok. Ama nefesi bozmaya hakkın da yok. Zikrullahın ayengini bozmaya da hakkın yok. Bunu son defa uyarıyorum bu konuda. Tehditvari olarak algılamayın. Bunu duyunca çok üzülüyorum. Bunu başındakine yapmaya hakkın yok çünkü.
Onun da başındakine yapmaya hakkın yok. Birisi normal esmayı vuruyor. Birinci alaka, ikinci alaka veya birinci alakanın içerisindekinden birkaç tanesi vurmuyor. Geçme kardeşim birinci alakaya. 2’ye 3’e geçme. O tempo arkaya doğru çünkü bozuluyor. Mesela arkada zikrullâh yapmakla önde zikrullâh yapmanın arasında fazilet olarak bir fark yok. Önemli olan zikrullâh alakasında durmaktır. Zikrullâh alakasındasın. Nefesin yetmeyebilir. Ertesi gün sayonara da sahne alacaksındır Ali gibi. Ali der ki ben şimdi sesimi burada bozmayayım. Yarın sahne alacağım bir yerde onun olsana. Kalkacaklar şimdi Makber’i oku diyecekler. Ali o sesle Makber’i nasıl okusun sana? Bilmiyorum son performansını nasıl dinlemedim Ali ama.
Normalde şimdi o kimse böyledir. der ki ben sesimi saklayayım. Yarın erkekler için söylüyorum. Yarın ben bir hanımefendi var görüşüyorum. Ona ilân-ı aşk yapacağım. Çok sesli bir şekilde duyurayım diye. Öyle ya böyle bir estantene hayalledi. Sen vadinin karşısına geç. Ben de bir vadide geçeyim. Bağırayım. Ben seni çok seviyorum diye. Vadide yankılansın. Hiç aklımıza gelmiyor böyle şeyler de romantizm yok yani. Hemen siz ben seni çok seviyorum mesele bitiyor. Zaten bizim kızlardır zaten birisine ben seni çok seviyorum deyince gidiyor. Onlar da kalıyor orada. Yok bir değişik şeyler arayın. De ki dağın başında çık.
Yûsuf Hoca-Bursa’ya Sesini Duyur Şakası — Sesini Sahne İçin Saklayan Dervîşin İlân-ı Aşk Pratiği
Valla bakacakta Bursa’ya bana sesini duyur de örneğin. Çıksın bakacaktan başlasın bağırma. X isimle ben seni çok seviyorum diye. Sen de teleferikten yukarı doğru çık. Duyacak mı duymayacak mı? Öyle örnek yani. Bizim Yûsuf Hoca vazgeçti. Ben yapamayacağım dedi. Çıktı işin içinde. Hoca çabuk iflas ettin ya. Olur mu öyle şey? Mesela böyle bir işi olur o kimsenin. Ben sesimi saklayayım der. Eyvallâh. Ama bir türlü kardeş verilen esmâ’ya çek.
Kaynakça
- «Ey Îmân Edenler Îmân Ediniz» (Nisâ 4/136) — Taklîdî → Tahkîkî Îmân; Mü’minin Mi’râcı Namâz: Nisâ 4/136 («Yâ eyyühe’lleẑîne âmenû âminû billâhi ve resûlihî»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 11/74-78; İbn Kesîr 1/553-556; «taklîdî-tahkîkî îmân ayrımı» — klasik akāid: Mâtürîdî, Te’vîlât; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/95-130 (“Akāid”); «namâz mü’minin mi’râcı» hadîsi — Münâvî, Feyzu’l-Kadîr 6/214; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/308; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Mi’râcü’s-Sâlâ” bâbı; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde namâzın bâtın boyutu tedrîsi.
- Gavsiyye-i Sittîniyye — “İlimden Rü’yet İsteyen Mağrûr Bâtıldır”: el-Gavsü’l-A’zam Abdülkādir el-Geylânî (k.s.) (471-561/1078-1166), el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hakk; Sırrü’l-Esrâr; Fütûhu’l-Gayb; klasik şerh — İsmâ’îl Hakkı Bursevî, Şerhu’l-Esmâ’; modern okuma — Süleyman Uludağ, Abdülkādir Geylânî Hayatı, Eserleri, Görüşleri; «rü’yet ilmin gayri zannedenin bâtıllığı» tedrîsi — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, el-Münkızu mine’d-Dalâl; «ilmin Allâh’ı tanımak için yapılması» — Ankebût 29/64; Bakara 2/29; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/22-50 (“İlm-i Nâfi’-İlm-i Zarar”); Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat.
- Samîmiyet Yoksa Onun Kulu Olur — Fikir, Dünyâlık, Makām, Mevkı’in İlâhlaştırılması: «Hevâyı ilâh edinme» — Furkān 25/43 («Era’eyte men ittehaẑe ilâhehû hevâhü»); Câsiye 45/23; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/297-340 (“Riyâ-Hubb-ı Câh”); İbn Atâullâh, Hikem; klasik dervîşlik — Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «makām-mevkı’ ilâhlaştırma yasağı» — Buhârî, “Edeb” 49 (Hadîs no: 6011, «Le-yühlikenne’l-ümmete hâẑâ ekmühunhe»); Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Anne-Babanın Çocuk Sayısı Hakkı — Dâru’l-Harb Hukûku ve Sınırlama Şartları: «Çoğalma teşvîki» — Nisâ 4/1 («Eyyühe’n-nâsü’ttekū Rabbekümü’lleẑî halakaküm min nefsin vâhideh»); Hücürât 49/13; «Hz. Peygamber’in çocuk artırma teşvîki» — Ebû Dâvûd, “Nikâh” 4 (Hadîs no: 2050, «Tezevvecū’l-vedûde’l-velûde, fe-innî mükâsirun bikümü’l-ümem»); Nesâî, “Nikâh” 11; Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/158, 245; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’, “Nikâh” bâbı; «Dâru’l-Harb hukûku» — klasik fıkh-ı siyer: Serahsî, el-Mebsût, “Siyer” bâbı 10/1-150; Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; Şâfi’î, el-Ümm; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 6/729-820; Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku.
- Son 20 Yılda Uyuşturucu, İçki, Fuhuş İstatistikleri — Müslümân Çoğalsın: Modern Türkiye’de uyuşturucu-içki-fuhuş artış istatistikleri — TÜBİTAK, EMCDDA raporları; Yeşilay Cemiyeti raporları; «harâm âlışkanlıkların yaygınlaşması» — A’râf 7/80-84; Mâide 5/90-91; klasik fıkıh — İbn Hacer, ez-Zevâcir; «Müslümân nüfûsun artması ile ümmet kuvveti» — Hücürât 49/13; klasik tarih — modern okuma; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde demografik düşünce; «vesîkâ kadınları (devlet izinli fuhuş)» modern Türkiye târihî — Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan.
- Babanın Çocuğa Eğitim-Meslek-Evlilik Sorumluluğu — Şehâdet Dâiresinin Genişletilmesi: Babanın çocuk üzerine sorumluluğu — Bakara 2/233; Talâk 65/6-7; Tahrîm 66/6 («Yâ eyyühe’lleẑîne âmenû kū enfüseküm ve ehlîküm nârâ»); Tirmizî, “Birr” 33 (Hadîs no: 1953, «Mâ nehale vâlidün veleden min nuhlin efdale min edebin hasenin»); klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî; «şehâdet dâiresinin genişletilmesi» — Buhârî, “Cihâd” 30 (Hadîs no: 2829, «eş-Şehâdetü seb’un siva’l-katli fî sebîlillâh»); Müslim, “İmâret” 165 (Hadîs no: 1914-1916); Ebû Dâvûd, “Cenâ’iz” 11; Tirmizî, “Cenâ’iz” 65; Nesâî, “Cihâd” 36; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/323; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî.
- Boza ve Şalgam İçmek Câiz mi? — Şahsî Vicdâna Bırakılan Mes’ele: Klasik fıkıhta gayr-i alkollü içeceklerin (nebîẑ, şîre, boza, şalgam) câizliği — Kâsânî, Bedâi’, “Eşribe” bâbı 5/112-118; Serahsî, el-Mebsût 24/2-30; İbn Kudâme, el-Muğnî 9/156-180; Hanefî mezhebinde nebîẑ-i temre câiz, şâir mezheblerde mecâz; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 4/2603-2630; Hayreddin Karaman; Diyânet İşleri Başkanlığı fetvâsı (boza-şalgam helâl, alkol oranı eşik altında); «şüpheliden kaçınma» — Buhârî, “Îmân” 39 (Hadîs no: 52, «Fe-meni’tteka’ş-şübühâti istebrae li-dînihî»); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/93-180.
- Cumâ Hutbesinin Mâhiyeti Belli Olmaması — Kızılay-Yeşilay-Mağrûrluk Haftası Tenkîdi: Cumâ namâzı ve hutbe âdâbı — Cumâ 62/9 («İẑâ nûdiye li’s-salâti min yevmi’l-cumu’a»); Buhârî, “Cum’a” 1-66; Müslim, “Cum’a” 1-72; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’ 1/255-300; Serahsî, el-Mebsût 2/22-50; «hutbede dînî tedrîs zorunluluğu» — Şâtibî, el-Muvâfakāt; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; «modern hutbelerde dînî muhtevânın seyrekleşmesi» tenkîdi — modern okuma: Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufî Sohbetler; Hayreddin Karaman; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde hutbe muhtevâsı tedrîsi; Diyânet İşleri Başkanlığı hutbe siyâseti tartışması.
- Cemâleddîn Afgânî ve Muhammed Abduh — İngiliz Büyük Britanya Locası 33 Dereceli Mason: Cemâleddîn Afgânî (1838-1897) — biyografi: Nikki Keddie, Sayyid Jamal ad-Din “al-Afghani”: A Political Biography; Elie Kedourie, Afghani and ‘Abduh; modern Türkçe — Hâmid Algar, Religion and State in Iran 1785-1906; M. Şükrü Hânioğlu, The Young Turks in Opposition; Muhammed Abduh (1849-1905) — Charles C. Adams, Islam and Modernism in Egypt; Yvonne Haddad, Muhammad Abduh: Pioneer of Islamic Modernism; «mason locası bağlantıları» — Kedourie, Afghani and ‘Abduh; Ahmed Yüksel Özemre, Vahidettin’in Mehmet VI; Türkçe modernist akımlar tenkîdi — Hayreddin Karaman, Hayatımızdaki İslâm; «Millî Görüşçü Türkçe tercümeler» modern Türkiye târihî tartışması.
- «Târihsel-Evrensel Âyet» Tasnîfi Tenkîdi — Her Fazlalık Fâizdir: Modern târihselci yaklaşım eleştirisi — Mustafa Öztürk, Mehmet Okuyan, Edip Yüksel modernist okumalar; klasik mukābele — Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku; Ali Yaşar Sarıbay, Postmodernite, Sivil Toplum ve İslâm; «târihsel-evrensel ayrımının Kur’ân’a uygulanmasının tehlikesi» tenkîdi — Mehmet Sait Yazıcıoğlu, Mustafa Sibâî; «her fazlalık fâizdir» — Bakara 2/279 («Lâ teẑlimûne ve lâ tuẑlemûn»); Müslim, “Müsâkāt” 81 (Hadîs no: 1584, «altın altınla, gümüş gümüşle eşit ve peşin»); klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’ 5/183-200; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî; «nefse tatlı söylemler» — Furkān 25/43; klasik tasavvuf — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs.
- Esmâ Vururken Harf Ekleme Yasağı — Halvetî Zikir Tedrîsi Hassâsiyeti: Halvetî-Şa’bânî zikir uygulamasında esmâ-i hüsnâ telaffuz inceliği — Yûsuf Sünbül Sinân, Risâle-i Tarîkat; Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «esmâda harf eklenmemesi» tedrîsi — klasik dervîşlik âdâbı: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Zikir Âdâbı” bâbı; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufî Sohbetler; «Hû esmâsı» — Hadîd 57/3; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “İsm-i Hû” bâbı; «Hayy esmâsı» — Bakara 2/255 (Âyetü’l-Kürsî); klasik esmâ literatürü — İmâm Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ; modern okuma — Mehmet Yaşar Soyalan.
- Yûsuf Hoca-Bursa’ya Sesini Duyur Şakası — İlân-ı Aşk Pratiği: Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin nükteli ders sunumu — klasik tasavvuf âdâbı: latîfeli ders — Ferîdüddîn-i Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ‘da nükteli ders; Mevlânâ Câmî, Nefehâtü’l-Üns; «sesin korunması (sahne için)» modern dervîşlik bahsi — Mustafa Özbağ Efendi’nin Bursa zâkirlik dönemi tecrübesi; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat; bu sohbet 24.04.2025 (yaklaşık) Mustafa Özbağ Efendi Q&A — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Zikir, Nefs, Sünnet, Râbıta, Muhabbet, Aşk, Şükür. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı