Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #123: Sahte Önderlerin “Yarın” Sözü ve Hakikat Kapısı — Mesnevî 2280

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #123: Sahte Önderlerin “Yarın” Sözü ve Hakikat…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 2280: Sahte Önderlerin “Yarın” Sözü ve İhsân Sofrası Vaadi

Tabi ben aynı zamanda da Mesnevi bir hayat tefsiri olarak da görüyorum. Tabi Mesnevi okuyup incelemeyenler, bu konuda bir fikir sahibi olmayanlar Mesnevi’ye kendileri ince iftira atarlar. Ama biz 2280. beyt’e geldik. Şu ana kadar gerçekten böyle Mesnevi’ye karşı gün geçtikçe benim hayranlığım daha da artıyor. Ve bu topluma gerçekten doğru bir şekilde anlatılması, doğru bir şekilde okunması gerektiğine inanıyorum. Evet. Malum bu bölüm toplumun önüne geçen sahte önderlerle alakalı, şeyhler, alimler, bürokratlar, siyasetçiler, bunlarla alakalıydı. Geçen hafta son beyit oydu. Gelin de ihsân-ı kereminin sofrasından kimse mani olmaksızın yeyin demektir. bu toplum önderleriyle alakalı söylüyor. Bunların normalde tabiri caizse sahte önderleri tarif ediyor bize.

Onlar da onun başında toplanırlar. Nimet ve ihsan istedikçe yalancı şeyh yarında. Fakat bir türlü o yarın gelip çatmaz. Bu yalancı önderler, siyasetçiler, bürokratlar, şeyhler, alimler etrafında insanları toplarlar. Gelin bir ihsan sofrası var, bu ihsan sofrasından siz de yeyin derler. Ama insanlar toplanırlar, o ihsan sofrasından yemek istediklerinde onlara yarın derler. Buradaki ihsan sofrasından kasıt, zahiri çorba yemek içmek değil, ihsan sofrasından kasıt manevi hikmetler. biz peygamberlere, kitaplarının yanında bir de hikmet verdikler. O manevi sofra deyince o kimsede manevi hikmetler olması gerekiyor. Ama dervîşler, müritler, normalde bir kimsenin bakıyorlar. Hele bu zamanda şimdi süsü güzelse o kimsenin biraz da böyle konuşması düzgünse etrafına insanları topluyorlar.

Bizim insanımız da dinin hakikatinden uzak, Kur’ân ve Sünnet’i öğrenmekten ve öğrenmemiş bundan da uzak. Bu sefer kim bir sarıklı görürse, cübbeli görürse, biraz da sarı cübesi afili ise, o gelin dediğinde onun etrafında toplanıyorlar. Ve o dervîşler saf. Kendilerince benim yıllar önce bir tabirim vardı. Bu tabirim şu, bir kimse susuz. Çölde susuz kalmış. Susuz kalan bir kimsenin önüne su diye bulanık bir su koymuşlar. Ama o kimse susuzluğundan dolayı o bulanık suyu temiz su gibi içmiş. Veyahut da bizim Bayındır’da bizim orda baharna derlerdi. Biz pamuk çapasına gidiyorduk yazın. Pamuk çapasına gidince orada bir su var. Tulumba suyu. O su böyle yavan yavan sanki mazotluymuş gibi, benzinliymiş gibi su yok ya.

Veyahut da o suyun sahibi daha uzakta bir su var. Oraya gitmesin, vakit kaybolmasın diye o sudan içiriyor. Şimdi örnekliyorum. Bursa’nın suyunu düşünün. bitti su, çeşmelerden akan su her türlü hastalığa açık, arıtılmıyor da. Siz şimdi çeşmelerden o suyu içerseniz, normalde başka bir tatlı bir su bilmiyorsanız, o suyu temiz su olarak içersiniz. Ondan sonra da hastalıklara dûçâr olursunuz. Bu sefer hastanelerde enfeksiyonla yatacak yatak kalmaz. Bunlar böyle komplike şeyler. normalde o müritlerde bir kalabalık var orada. O kalabalığa doğru koşarlar. Ama o kimse sahih diye etrafına toplanırlar. Ondan sonra o kalabalıkları toplayan kimse de kibirlenir. Neden? Ehil değil çünkü. Ehil olmuş olsa kibirlenmeyecek.

Kibirlenince de normalde. Onlardan insanlar siyasetçiyse, örneğin siyasetçiden rahat yaşama talep ederler. şu enfeksiyonu durdur, şu faiz belasından kurtar, şu fuhuş belasından kurtar, şu uyuşturucu belasından kurtar. O kimse sahih bir siyasetçideyiz, hep yarın da.


“Sonra”cı Bürokrasi-Siyâset ve Ahir Zaman Hadîs-i Şerîfi

Gelecek hayal satar. Aynı şey, mesela o kimse bir mürşid değildir, bir şeyh değildir. Ona gider bir rüya anlatırsın. Bize tecelli gelince sana rüyanın tevilini yaparız der. Ona bir soru sorarsın. Gayet normal. Din öğreneceksin çünkü. O böyle biraz durur, yapar. Bu sana yeter der. Böyle mi yaptı diyorum ben? Evet diyor. Ne yaptı? Neyi ne etti senin? Bakıyorum. o cezbe bana geçmemiş midir diyor. Saf adam. şeyhin bir mırf yapmasıyla cezbenin ona geçeceğine, o dini sorunun da onun kalbine geleceğine inanıyor. Bunlar benim yaşadığım örnekler, dinlediklerim. Hikaye değil. Şimdi o kimse de ne diyor? Ondan yarın diyor. Oysa onun elinde bir şey yok. kelim merhem olsa kendi başına sürermiş. Aslında o mürşidim diyenin mürşide ihtiyacı var.

Şeyhim diyenin şeyhe, bir mürşid-i kâmile ihtiyacı var. Ben siyasetçiyim diye ortaya çıkanım siyasetçiye ihtiyacı var. Aslında hepsinin de bir doğruluğa ihtiyacı var. bir kimse de, bürokrasi de de aynı. Benim buraya genel müdür olmam lazım diyor. Torpilini buluyor, her şeyini buluyor. Bir bakıyorsun adam genel müdür oluyor oradan. Ve hatta bir makam sahip oluyor. Oysa teşkilatı bilmiyor, işi bilmiyor, oradaki yöntemi bilmiyor, hiçbir şey bilmiyor. Ama bir torpil buldu siyasetçilerden, bürokrattan, oradan, buradan. Bir baktın adam genel müdür oldu. Yarın öbür gün bakan yardımcısı olacak, müsteşar olacak. Önemli değil. Ama ehliyetli mi değil mi o sorgulanmıyor. Öyle olunca bu kimselerin hepsi de ne yapıyorlar?

Hep böyle vaat veriyorlar. ondan bir şey istediğinde gelecekte araplar gibi bade sonra yani. Sen diyorsun bu iş araba diyorsun ki bu iş ne olacak? Bade. Bade sabah. Sabahtan sonra, akşamdan sonra tekrar gidiyorsun, pasaportlar elinde gidiyorsun. Diyor ki akşamdan ne o? Gece gelin diyor. Gece gidiyorsun sabah gelin diyor. Sabah gidiyorsun gece gelin diyor. aynı şey bürokrasi de var ya sadece araplarda yok bu. gidiyorsun bütün evraklarını tamam alıyor evraklarını, evraklarını aldım. Sonra geldi. Sonra ne zaman? Ben şimdi soruyorum sonra ne zaman diyor bakıyor şimdi bana. Nasıl yani? Basbayağı sonra dedi ne zaman? Bir saat sonra mı, iki saat sonra mı, üç saat sonra mı, üç gün sonra mı, on gün sonra mı, otuz gün sonra mı, üç ay sonra mı, ne zaman diyor?

Sen çok soru soruyorsun hacı dedi bana. He ben öyleyim dedim çok soru soruyorum ben dedi. Baktı evraklarda he Mustafa Özbağ sağ olsun demek dedi. He benim dedim. Sonra dedim ya dedi yine kinayesini söylüyor. Ben de söyledim ya dedim sonra ne zaman? Bunlar işinde ehliyetli olmayanlar. Oturmuş oraya ya vatan hâin aslında o. İşini dostluğru yapmıyorsa 657 bir memur vatan ayınır. Başka bir şey değil hırsızdır o. Neden? Saatinden çalıyor. İşini dostluğru yapmıyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bunların yarınları gelmez. Bunların sonraları gelmez. Bir bürokrat ehil değil sonrası bir gelmez onun. Siyasetçi sonrası bitmez onun. Ben 64 yaşındayım 14 yaşında siyasetle tanıştım düşün. 50 yıldan beri bu ülke düzelecek.

Her gelen diyor ki sabredin 3 ay sonra hiçbir şeyiniz kalmayacak. 90 gün diyordu Süleyman Baba. Takılın peşime dedi 6 sefer gitti 7 sefer geldi. En son dadım cumhurbaşkanı dolu bu ülkede. Ama hep sonra ile geldi. Bütün herkes sonra bak hala da dinlersiniz siz. Enflasyon ne zaman düşecek? Bu sene içinde düşecek değil mi? Sonra. E şimdi böyle bir partiye laf söylemek değil benim parti ne ki benim için. Ama bunların hepsi de sahte önde. Şeyhi, alimi, cemaat lideri, siyasetçi, bürokrat bunlar işinin ehli değil, liyakat ehli değil bunlar.


Müslim’de Geçen Hadîs: Dünya Arzusu İçin Dîni Satmak — Kadın, Mal, Makâm

Sonra diyorsa liyakat ehli değil. Yarın diyorsa liyakat ehli değil. Normalde bir de bunlar olacağına dair de hadîs-i şerîfler var. sahte alimlerin çıkacağına dair sahte ümmetin önüne gelip böyle eski tabi hadislerde kral, hükümdar ve hatta hakan adına ne derseniz deyin. Bunların çıkacağına dair hep hadisler var ahir zamanla alakalı. O yüzden normalde ümmetinin yalancı deccalılar çıkacağına dair, yalancı alimler çıkacağına dair, yalancı siyasetçiler çıkacağına dair, yalancı din ehliyim deyip çıkacağına dair, hatta yalancı şeyhlerin çıkacağına dair de hadisler var. Bunlar beni şaşırtıyor mu? Hayır şaşırtmıyor. Allâh bizi affetsin. O yüzden normalde bunlar hatta hadîs-i şerîf de öyle diyor ya bunlar öyle sözler söyleyecek ki diyor.

Siz diyor bunları ne babanızdan ne daha atalarınızdan dinlememiş olacaksınız. bunlar öyle sözler söyleyecekler. senin atan böyle bir laf söylemedi, o söyleyecek. Dinde olmayan şeyleri söyleyecekler. O güne kadar dinde duyulmamış bir şey söyleyecekler. Çünkü ancak kalabalıklar böyle ikna olacak. size birisi âyet, hadîs anlatınca canınız sıkılıyor. Sizin için söylemiyorum. siz bir topluluğun önüne gidin âyet, hadîs anlatın canları sıkılır. Şimdi mahallelerde ders yapanlar, bayanlar, erkekler. Ben diyorum ki hadîs okuyun orada örnek. Şimdi şikayet şu. Başka bir şey konuşmuyor musunuz? Hayır yok konuşmuyoruz. Bir tek hadîs konuşuyoruz, âyet konuşuyoruz, fıkıh konuşuyoruz. Onu istemiyor o. Bakın onu istemiyor.

Müslüman, mümin, mümin, Müslüman âyet, hadîs istemiyor. Hakikat istemiyor o. Ona bu haram demeyeceksin ona. Bunun hakkında âyet var, hadîs var demeyeceksin. Onun gönlüne hoş gelen bir şey söyleyeceksin. Allâh muhâfaza eylesin. Oysa Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunlardan sakınmamızı söylüyor bize. Başka bir hadîs-i şerifte de gece karanlığı gibi öldürücü fitnelerde sakının. Sabah mümin olarak uyanan kişi akşama kafir olarak çıkar. Veya akşama mümin olarak çıkan kişi sabahı kafir olarak uyanır. Dünya arzusu için dinini satar. Asıl bu hadîs-i şerîfi buraya almamın sebebi son cümle. Dünya arzusu için dinini satar. Bu kadar. Başka bir şey değil. Dünya arzusu için dinini satar.

Müslim’de geçiyor bu hadîs-i şerîf. O dünya arzusu için bu para olabilir, bu kadın olabilir, bu normalde makam olabilir. Dünya arzusu için dinini satar. Dünya çünkü kadın, makam ve paradır. Haram olanlar. Kadın İslam’da haram değil, helal. Para İslam’da haram değil, helal yoldan kazanırsan helal. Makam helal yoldan verildiyse helal. Ama yok o kimse illa ki o makamı oturacak. Ne makamı? şeyhlik makâmı. Oturacak oraya o. O ben buraya layık mıyım, değil miyim diye sormayacak.


İki Müftü Üç Şeyh: Rüyâ ve Hâli İnkâr — Arafat’ta Şeyhe Kalbe Gelen Yön

Onu üç beş kişi alkışlayacak, onu oraya tutturacak. O da ben şeyhim diye çartlayacak. Üç beş kişi alkışlayacak onu, sen genel müdürlüğe layıksın diyecek. O da oturacak oraya. Önemli değil oraya layık olup olmadığı. Ve hatta o kimse benim gibi Elif’i görse Mertek zannedecek onu alim diye o tutturacaklar oraya. Onu müftü diye o tutturacaklar. O müftü olmak için var gücüyle çalışıyor. Müftü olarak atanacak bir yere. Ona bir soru sorsan cevap veremeyecek. Ona bir şey desen, şu nedir desen cevap veremeyecek. Ama müftü. haçta yaşadığımız bir şey Şeyh Efendi ile gittiğimizde. İki tane müftü iki üç tane de şeyh var. Manevi olarak rüyayı ve hali inkar ediyorlar. 92 yıl. İkisi müftü, Diyanet ile gelmişler.

İkisi mühcubi ne? İki tanesi de şeyh bunların. Rüyayı ve hali inkar ediyorlarmış. Ben üstlerine gitmişim. Selamun aleyküm dedim. Otur Mustafa Efendi şöyle dedi. Oturdum ben. Nasıl geldin buraya dedi. Koca Arafat Meydanı. Nasıl geldin buraya dedi. Efendim dedim çadırda kınar dedim başladılar emekliliğine kaç yıl kaldı. Kaç oğlum var kaç kızım var onu everdin mi bunu boşattın mı? Benim ne işim var burada? Şeyhim Arafat’ta dedim. Eee dedi ben çadırdan dışarı çıktım. Ellerimi açtım dedim üç İhlâs bir Fâtihâ okudum. Makamlara dedim, bağışladım. Yarabbi beni şeyhimle buluştur dedim. Eee dedi sonra çıktım dedim. Kalbime gelen yöne göre geldim dedim. Bir kimse tarif etti mi sana dedi. Herhangi bir kimse.

Hayır efendim dedi. Nasıl geldin dedi. Kalbime gelen yöne geldim dedi. Şimdi geri dönsen bulabilir misin dedi. Himmetinizle bulurum dedi. Öbür türlü, öbür türlü bulamam efendim dedi. Bazı yerlerde gözümü yundum çünkü dedim. sahih olsun diye dedim. O zamanlar yeni dervişiz ya. gözü açık rüya görmek daha başlamamış tam. Asıl rüya gözü açık görünendir. Asıl rüya gözü açık görünendir. Onları döndü. Onların kim olduğunu bilmiyorum. Duydunuz mu dedi. Onlar kaldılar. Şeyh Efendi bir kelime dahi konuşmadı. Fa’lemennahu la ilaha illallah. Koparıyor Şeyh Efendi ortalığı. Ardından biz böyle dört beş beş altı kişiyiz. Böyle Nevşehir’den var. Oradan buradan var. Bir cayırtıyı kopardı Şeyh Efendi. Cehri. Yıkılıyor ortalık.

Bunlar böyle kaldılar. Kaçamadılardı bir yere gidemediler de. Şimdi neyse muhabbetin o geri kalanını sonra anlatırız gene bir denk geldiğinde. İki tanesi müftü, üç tanesi şey. Rüyayı ve manevi halden, rüyadan haberleri yok. İnkar ediyorlar. Böyle bir şey olmaz bu zamanda diyorlar. Çünkü bunlar o dünya fitnesinin içine düşmüşler. Dertleri dünya. Bir kimsenin derdi dünyaysa onun maneviyatla alakası yoktur. Bir şeyh para topluyorsa, milletten istiyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir bürokrat ben şunu olacağım diye uğraşıyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir siyasetçi yalan söylüyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir bürokrat yalan söylüyorsa maneviyatla alakası yoktur. Bir üstad, bir şeyh dervîşlerden para topluyorsa, para istiyorsa, mal makam istiyorsa maneviyatla alakası yoktur.

Bir dergâhta böyle bir insanlar makam bekliyorsa, makam istiyorsa orada o kimsenin maneviyatla işi yoktur. Bir kimse bir şeyhlik icazeti istiyorsa o kimsenin maneviyatla işi yoktur. Bakın maneviyatla işi yoktur. O kimse başka bir şeyin peşine düşmüş.


Dergâh Sırf Allâh İçindir — Manevî Beklentinin Dünyalaşması

Bir kimse kendine zakirlik istiyorsa, çavuşluk istiyorsa, nakiplik, nükabâlık, halifelik, suçubaşılığı istiyorsa onun maneviyatı yoktur. Direkt. O kimse diyecek ki ben Allâh rızası için Allâh için dervişliğe geldim. Bitti. Bitti bu kadar. Adam dergâha gelip evlenmeyi düşünüyorsa, dergâha gelip işini düzeltmeyi düşünüyorsa, dergâha gelip çocuğunu evlendirmeyi düşünüyorsa, kızını evlendirmeyi düşünüyorsa veya kadın kendisi evlenirim diye düşünüyorsa, erkek ben buraya geleyim burada evlenirim diye düşünüyorsa onun maneviyatı yoktur. Dergahlar fiisebili Allâh Allâh için gelinip gidecek yerlerdir. Bir kimse üstada Allâh için intisâb eder, bağlanır başka bir şey için değil. Burada başka bir amaç maksat var ise oradan Allâh rızasını kaldırır.

Allâh muhâfaza eylesin. Ademoğlunun az çok sırrı meydana çıkabilmek için uzun zamanlar lazımdır. Ben hep derim ya ahirine bakın zaman en güzel ilaçtır derim. Zaman en güzel ilaçtır. Bir insanın iyiliği, kötülüğü, manevi olup olmaması, doğru olup olmaması zaman ne alakalıdır? Bir hareketin nereden kaynaklandığı, nereye gittiği, yönü ne, cephesi ne, gittiği yol ne zaman ne alakalıdır? Zaman onun ilacıdır. Şimdi o dervîş uçuyordur, hikmetlidir, keramet gösteriyordur. Zaman gösterir onun eğer uçması hakikatse, kerameti hakikatse zaman gösterir. Bir bakmışım beş yıl sonra uçan adam başka yerlere uçmuş. Ya bu arkadaş uçuyordu diyorum ben fazla havalanmış o yüzden oksijene dayanamamış, yön kaybolmuş.

Zaman onun ilacıdır. Bir şeyhim diye çıkar o meydana zaten bir kimse ben şeyhim diye meydana çıktığı ise uzaktır ondan. Uzaktır. Sebep o kimse normalde eski sufiler ben şeyhim, ben dervişim, ben nakibim, ben nükabayim, ben zakirim bile demezlerdi. Bir kimse bunu diyerekten çıktı ise meydana uzaktır ondan. O yoluna çıkmış o. O dalgasında o. Uzaktır ondan. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden o insanlar normalde insanın ne olup ne olmadığı seneler sonra belli oluyor. Bir sıkıntı çıktığında belli oluyor, bir problem çıktığında belli oluyor, bir baskı söz konusu olduğunda meydana belli oluyor. Bir bakıyorsun bir düdük çalıyor, aaa 5-10 kişi kalmışın. Çok kalabalıktın, kalabalıktan kimse kalmadı. Neden?

Bir düdük geldi iş bitti. Bakın kalabalıktık biz 28 Şubat’ta bir düdük Şeyh Efendi’nin yanında oturuyoruz, ömredeyiz biz. Telefon açıyorlar, efendim burada baskı var dersleri tatil edebilir miyiz? Edebilirsiniz diyor. Önce Nevşehir aradı, sonra Sivas aradı. Bakın fitne böyle dolanıyor. Ardından Tokat aradı, aranın ardından şurası aradı, burası aradı böyle. Ben içimden diyorum ki bizim Bursa’dan ne zaman arayacaklar? Bursa’dan da aradılar. Ben Şeyh Efendi’nin konuşmasından kimin aradığını biliyorum. Kapattı, biri daha aradı Bursa’dan. Aynı ekip onlar. Ben başındayım Şeyh Efendi’nin. Döndü, Mustafa Efendi Bursa’da bir sıkıntı var mı dedi, hiçbir sıkıntı yok efendim dedi. Ne yapıyorsunuz dersleri dedi, gümbür gümbür yapıyoruz efendim dedi.

Maşallah oğlum dedi. Bir sıkıntı yok dedi, hiçbir sıkıntı yok efendim dedi. Sıkıntılı olanlar belli onlar gidecek zaten, gittiler de. Biz 28 Şubat’da da kepengi kapatmadık, devam ettik. Burada o arkadaşlardı zaten şu anda. Onların kepenkleri hiç kapanmadı. Bir şahsın kepenginin kapanması var, bir de topluluğun kepengi kapatması var. Biz topluluk olarak kapatmadık. Şahıslar kendileri kapattılar, telefon açtılar Şeyh Efendi’ye. Şeyh Efendi’nin bana söylediği, efendim biz içeri girsek bizim çeklerimizi Mustafa abim ödeyecek, bizim dükkanlarımızı Mustafa abim açacak. Birisi demiş ki efendim benim memuretim yanarsa benim evime Mustafa abim bakacak demiş.


Zaman İlâçtır — 28 Şubat’ta Dersleri Kapatan ve Kapatmayan

Doğru söylüyorsunuz gitmeyebilirsiniz dersler herhalde. Gelmediler ona adam. Ben de bağırırım ya, bir giden bir daha gider diye. Bir bırakan bir daha bırakır. Bir sıkıntı oldu, bıraktı mı bir daha bırakır seni. Adam iflas etti, kadın bıraktı mı seni bıraktı, bir daha bırakır seni. Kadın hastalandı, adam bıraktı mı onu bıraktı, bir daha bırakır o adam seni. Dervişi, üstadı bir sefer dinlemedi mi bir daha dinlemez seni. Onun not düş oraya. Bir zakir seni dinlemedi mi not düş oraya bir daha dinlemez seni. Mustafa’yız. Böyle bir insan. Beğenmeyen dersini geri yad edecek gidecek. Kendimizi adam toplamaya çıkmadık meydana. Kendimizi adam toplamaya çıkmadık meydana. Biz meydana da kendimiz çıkmadık zaten bizi ilgilendirmiyorlar.

Bizi meydana süren düşünsün. Diyor ya bu derdi veren düşünsün. Bize ne şimdi ama onlar normalde bu tip insanlar sırrı bazılarına malumdur. Ama insanlar bunu göremezler. Göremeyince o zaman içerisinde çıkacak. ben bazen diyorum ya merak etmeyin ben öldüğümde kaç trilyonu 18 milyar trilyon muydu? Kaç? 17 trilyon. Arkamdan bu kadar para kalmayacak. Yok bu ümmetin parası mıydı yok bu bilmem kimin parası mıydı böyle bir tartışma da olmayacak. Ama bu olacak zaman gösterecek bunu. Bir yolun hakikati zamanla çıkar meydana. Arkasında gram fuller mi var? Arkasında İngiliz kraliyet ailesi mi var? Arkasında CIA mi var? Mossad mı var? Arkasında önünde kim var zaman içerisinde çıkar o. Kim Kısıncırla Bursa’da görüştü zaman içerisinde çıkar.

Zaman içerisinde görülür. Kim İngiliz kraliyetinin gizli valisi. Bunlar zaman içerisinde çıkar. Ah bir bakmışsın o gizli vali frakları giymiş İngiltere’de. Görürsün bunu zaman içerisinde çıkar bu. Ondan sonra aldandık der insanlar haklı aldanır insanlar. İnsan aldanmaya müsaittir çünkü. Aldatmaya da aldanmaya da müsaittir insanoğlu. Sebep aldatanlar manevi değildir. Aldananların da manevi gözleri açık değildir. Aldanan körlünden aldanır aldatan da hainliğinden aldatır. Aldatan hainliğinden aldatır. Aldanan da körlünden aldanır. Kör çünkü Allâh bizi affetsin. Ankebût âyet 10 insanların bir kısmı Allâh’a iman ettikler. Fakat Allâh yolunda eziyet görünce insanların yaptığı eziyeti Allâh’ın azabı gibi kabul eder.

Rabbinden müminlere bir zafer erişse yemin olsun ki münaflıklar şüphesiz ki biz de sizinle beraberdik derler. Allâh alemlerin sinesinde yatan her şeyi en iyi bilen değil midir? Onun sinesinde olanı Allâh biliyor. Ama o insanlar o sıkıntılı zamanda derler ki aslında sizle beraber değildir. Ama o sizle beraber dikler. Aslında o mücadelenin içinde değildir ama insanları aldatmak için o mücadelenin içindeymiş gibi gösterir. Ve zaman mümini ve münafığı ayırt eder. Zaman yolun içerisindeki sahih olanla sahte olanı ayırt eder. Bu neyle ayırt olur? Sıkıntıyla ayırt olur. Sıkıntı olmadıkça bu ayırt olunmaz. Para olmadıkça bu ayırt edilmez. Makam olmadıkça bu ayırt edilmez. İnsanı ya parasızlık boyasını çıkarır ya da para onun boyasını çıkarır.

Ya rahatlık onun boyasını çıkarır ya da sıkıntı onun boyasını çıkarır. Bir rahatlık gelir adam namazı bile bırakır. Rahatlık bozdu onu. Bir bakmışsın adam bir sıkıntı gelir sıkıntı gelince yolu da şehide terk eder. Bir sıkıntı gelir adam eşini de evini de her şeyini terk eder. Bu insanların yaşamış olduğu Cenâb-ı Hak’ın başına getirdiği imtihanlarla meydana çıkar.


Ankebût 10 ve “Ken Zulmân” Hadîsi: İmtihân ve Yolculuk Ölçüsü

Allâh muhâfaza eylesin. Bir kimseyle yolculuk etmedikçe onun ahlakını tam bilemezsiniz. Ken Zulman hadîs-i şerîf. Bir kimseyle yol gitmezseniz onun normalde ahlakını bilemezsin. Buradaki yol zahiren baktığınızda normal yola çıkmak buradan Ankara’ya gitmek. Bu da insanın yolda ne olduğunu anlat. Cimri mi o kimse ondan sonra geçimli mi geçimsiz mi yolculukta çıkar. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi der ki yolculuk yapacaksın ticareti yapacaksın aynı kaptan yemek yiyeceksin. Efendim yolculuğu anladım ticareti aynı anladım. Aynı kapı anlayamadım aynı kaptan yemek yemeği. Mustafa Efendi dedi aynı kaptan yemek yerken dedi birisi dedi etin güzel yönünün yanını dedi senin önüne koyuyorsa dedi o samimi insan dedi.

Yok böyle dedi tabağın içerisinde kaşığını çatalını dolaştırarak etin iyi tarafını kendi yönüne getiriyor da yağlı tarafı ve hatta kemikli tarafını senin önüne getiriyorsa dedi. An dedim ölçüye bak içimden. Şimdi Şeyh Efendi’nin zamanında da biz hep aynı kaptan yiyoruz. Yemek veriyoruz yemek yiyoruz aynı kaptan yiyoruz. Benim gözüm herkesin önündeki tepsilerde. Kim ne yapıyor? Yanındakini mi yediriyor kendisi mi löp löp götürüyor. Nerede Mehmet Aslan bizim? Mehmet Aslan bu ölçüden sen muafsın. bu ölçüyü burada söylüyorum seni muaf tutuyorum. Bu insanlar etin iyi tarafını sana yedirsinler. Sen de onu hak ediyorsun zaten. Yalnız o zaman kaçırdığın gibi fazla kaçırma. Anladın değil mi orayı sen?

Siz anladınız mı? Ne olduğunu yaşadığını biliyor musunuz? Ha? Bilmeyenler elini kalırsın. Tamam. Mehmet Aslan bir gece eti fazla kaçırmış. Rahatsızlanınca bunu paldır küldür hastaneye götürmüşler. Demişler ki mideni yıkamak zorundayız. Demiş asla. Benim adım demiş Mehmet Aslan. Ben demiş aslan gibi yerim anakonda gibi öğütürüm. Asla demiş benim midemi yıkayamazsınız. O zaman fazla kaçırmış. Herkes bunun önüne koymuş herhalde böyle Mehmet Aslan sen ye diye. Bosna’da açık büfe tezgahın başındaki adam bunlar Ali’ye bakmaya başladı. Bunlar neden bakıyorlar bunlara dedim ben. Kaçıncı tabak olduğu belli değil dediler. Ha? Ha? İstersen doğru deme akşama ıslık çalanları göndereyim. Ha? Rahatsın değil mi çünkü yüzünü saklıyor benden direğin arkasına geçiyor.

Bir sıkıntı yok değil mi? Ses ıslık mıslık falan yok değil mi? Ne yapıyor o? Ne yapıyor o? Tıkırtı mı oluyor? Eyvah. Kalkmış anamına demiş ki sende tayyife var herhalde demiş. Kadıncağız da gece yarısı beni arıyor bende böyle bir şey var mı? Kim söyledi dedim ben Mehmet söyledi dedi eşim söyledi dedi. dilim unucuna kadar geldi üzerine gönderiver ya Rabbi diyecektim. Sonra birkaç hırpaladılar herhalde değil mi? Ha? Gene lambalar açık mı yatıyor? Evet. Yolda bunlar da lazım. Evet. Yol sadece zahiri yol ama bir değişik manevi yolu var tarîkat yolu var, sufilik yolu var. Bir kimsenin mesela bir dervişin bir şeyhin bir zâkirin bir nakibin nükabânın da neyin ne olduğu yolda belli oluyor. o kimse bir rüya görüyor rüyasını tevil ediyor.

Cömertlik yap diyor mu? Emredersiniz efendim diyor. Aradan bir ay geçiyor bir daha rüya görüyor diyorum cömertlik yapmamışsın sen. Efendim hakkınızı helal edin falan bak. Tavi ol. Veya birine diyorsun ki annenin kalbini kırma annenin kalbini kırmışsın git annenle helallaş. Üç gün geçiyor üzerinden daha helallaşmamış. Niye işin var yolda? Diyorum hanımlarınızı erkeklere söylüyorum hanımlarınızı dövmeyin sövmeyin hakaret etmeyin hayvani şeylere benzetmeyin bu sufilik değil. Gene yapıyor kadınlara diyorum ki kocalarınıza itaat edin. Kuran Sünnet tarîhisinde. Bir de yazıyor efendim bunu isteme benden ne amma geldin. Ben sana işin hakikatini söyleyeceğim sen de tabi olacaksın. Allâh bizi affetsin.

O yüzden yolculuk sabır etmek, yolculuk paylaşmak, yolculuk itaat etmek, yolculuk yolun adaf ve erkanına uymak. Yolculuk küstahlık değil yolculuk insanın kibirlenmesi değil. Yolculuk insanın heva ve hevesini ilah edinmesi değil ki. Eğer sufilik yolunda gideceksen heva hevesini kenarda bırak. Sufilik yolunda gideceksen Allâh’a itaat et, Resulüne itaat et. Sizden olan emir sahiplerine itaat et. Madem itaat etmeyeceğin yolda ne işin var senin? Itaat etmek için geldin. Kuran Sünnet tarîhisinde itaat etsen Allâh bizi affetsin. O yüzden normalde bir insanın eğer o kimsenin gözü perdelenmediyse, kulağı perdelenmediyse, kalbi perdelenmediyse kimin ne olduğunu anında bilir. Perdeli ise zamana ihtiyacı var.

E şimdi ne yazık ki ümmetin büyük bir çoğunluğu perdeli. Çünkü zikretmiyorlar. Çünkü sıkı sıkı bağlanmıyorlar. Öyle olunca perdeli. Perdel olunca neyin doğru neyin yanlış neyin hakikatli olup olmadığını bu konukta bilmiyor.


Sufîlik Çetin Bir Yoldur — Perdesizlik ve Sahte Davetin Hakikati

Ve sufilik yolu çetin bir yoldur, kolay bir yol değildir. Herkese kolay olarak söyle. Değil ki canım kardeşim sufilik yolu çetin bir yol. Nefsinle mücadele etcen, şeytanla mücadele etcen, dışarıdaki şeytanlarla mücadele etcen. Senin önüne eşindir, annendir, babandır, çocuğundur, sistemdir önüne çıkacak senin. Sufilik yolculuğu öyle layla olum yolculuk değil ki. Adam şeyhim diye yola çıkmış bir düdük evde kim iş kimse bizi ziyarete gelmesin, kimse bizim kapımıza gelmesin bırakmış tası tarağı. sen Allâh’a dostun Allâh’a dost olan neden korkacak ki? Allâh’a dost olan Allâh’tan başka neden korkacak? Allâh’a dostsan neden hak ve hakikati söylemiyorsun? Yok, Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde o insanın içindeki ne oldu?

Terbiye olup olmadı zaman içerisinde meydana çıkacak. Sen onu belki de görüyorsun, kim görüyorsa ama onu görmeyen için zamana ihtiyacı var. Görenin de gerçekten hakikat noktasında mı? Bir değişik o tarafı var. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden kimisi böyle yarım yamalak bağlanır intisâb eder, kimisi tam bağlanır. Kimisi hakikat noktasındadır bağlaması. Kimisinin şeriat noktasındadır, kimisinin tarîkat noktasındadır, kimisinin marifet noktasındadır, kimisinin hakikat noktasındadır bağlılığı. Zaman çıkar bu. Kimisi ilmel yakındır, kimisi aynel yakındır, kimisi hakkel yakındır. Bunlar zaman alır insanlarının sırrının, gerçeğinin meydana çıkması. O yüzden normalde bir kimsenin gönlünde sakladığı, içinde sakladığı her neyse zaman içerisinde bilmeyenler için ortaya çıkar.

Öyle ya kendine mi davet ediyor? Kur’ân Sünnet’e mi davet ediyor? Nereye davet ediyor? Kendi nefsini mi düşünüyor? Heva evesini mi düşünüyor? Neyini düşünüyor? Ve anlattığı şey ne? Bir dervîş yanındakine ne anlatıyor? Bir zakir etrafına ne anlatıyor? Bir nakip ne anlatıyor? Bir şeyh ne anlatıyor? Bu normalde dervişan da bu konuda uyanık olacak. Dinleyenler uyanık olacak. Bütün dinleyiciler uyanık olacak. Kim nereye davet ediyor? Çünkü hadîs-i şerîfler var. Sizin gibi konuşurlar. Sizin gibi namaz kılarlar. Ama onların davetleri diyor cehennemedir. Allâh muhâfaza eylesin.


Hızır-Mûsâ Duvarı (Kehf 77): Hazîne mi Yılan mı Çıkacak?

Tek duvarın altında define mi var yoksa yılan, karınca, ejdar, ha yuvası mı? Duvarın altında ne var sorusu aslında bu kişi hakikaten Allâh dostu mu? Duvarın altında ne var? Duvarın altında olanı Hızır biliyor. Duvarın altında olanı Musa bilmiyor. Diyor ki şu duvarı tamir etmemiz lazım. Duvarı tamir ederken Hızır kendi kendine, Musa aleyhisselâm kendi kendine düşünüyor. Bu virane duvarı neden tamir ediyoruz diyor. Hızır işine bakıyor. Çabuk diyor taşı getir kumu getir bu duvarı tamir edeceğiz. Anlamıyor bunu Musa. Yolda anlamıyor bunu. Yol yürüyorlar halbuki. Yolda duvar tamir edilirken Musa anlamadı duvarın altında ne olduğunu. Sonra Hızır yolumuz buraya kadarmış deyince dedi ki sana hikmetleri şimdi anlatacağım.

Duvarı tamir ettik çünkü altında hazine vardı dedi. O hazinenin sahibiydi çocukların babasıydı dedi. O çocuklar şimdi dayılarının yanında dedi. Onların dayıları da serkeş dedi. Eğer o hazine meydana çıkarsa dayıları o hazineyi yerler içerler dedi. Ama o çocuklar büyüyecek o hazineyi bulacaklar. Hazineyi bulunca babaları gibi cömert olacak. Babaları gibi ilim ehli olacak. İman ehli olacak. Çünkü altın imandır ihlastır hidayettir. Orada Musa kıssasındaki hazine imandır ihlastır samimiyettir. Oradaki duvar o çocuklara ilim verilmesidir. Sen duvarın altında ne olduğunu bilmiyorsun ki altından ne çıkacak. Hazreti Pirde sorguluyor duvarın altında define mi var yoksa yılan, karınca, ejderha yuvası mı?

O duvar zamanla yıkılacak. O duvar zamanla yıkılacak yıkılınca hazine mi var yılan ejderha mı meydana çıkacak. Çünkü o kimse gerçekten Allâh dostuysa o kimse gerçekten hak ve hakikatten bahsediyorsa o kimse gerçekten bir mürşid-i kâmil ise o zaman o kimse de define var demektir. Yok senin parana puluna gözünü diktiyse senin evine barkına tarlana gözünü diktiyse yok vakfımıza bu evi vakf eder misin biz burada talebe okutacağız da yok bu arsayı verir misiniz biz buraya şunu yapacağız da diyorsa senin tarlana bağına bahçesine konmaya çalışıyorsa duvar yıkıldı içinden yılan ejderha çıktı. Yok vakfımıza bir tane araba alacağız bu arabada senin de payın olsun aylık şu kadar kaç para verebilirsin. Abi baktın ki araba oradaki vakfın imamının altında özel araba olmuş.

Arkadaşlar buranın elektriği var suyu var doğal gazı var bakın zikrullâh da oluyor hadi burada da sizin payınız olsun. Aylık ne kadar vereceksiniz. Duvarın altından dünya sevgisi çıktı. Aylık herkes şu kadar versin ve aylık şu dergiye herkes abone olsun. Şu kitap basıldı şu kadar fiyat normalde kitap 5 lira 10 lira kaç para sattın üstadın kitabı tanesi 1000 lira satıyor. 2000 lira satıyor 5000 lira satıyor 10 bin lira satıyor hatta daha ilerisi. Abi ne soruyorsun ya kitabın parasını üstadın kitabı ne gönderiyorsan gönder para mı soruyorsun. Adam soruyor siz kitabı kaça satıyorsunuz canım kardeşim biz satmıyoruz. Ben gücümü yetince bastırıp dağıtıyorum. Nasıl basmıyor siz satmıyor musunuz? Canım kardeşim dedim ya benim oraya sohbette konuştuğum şeyin ücreti ne kadardır dedim ya.

Kaldı Allâh için konuşuyoruz. Duvarın altından ne çıktı yılan ejderha çıktı. Duvar yıkıldı zaman içerisinde altından hatta şimdi zamana kalmadı. Adam bir yerden bir şehirlik icazeti dergah yapacağım yardım eder misiniz bize? Öyle diyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden duvarın altından iman hazinesi çıkmalı hakikat çıkmalı. Bunu zaman gösterecek Allâh muhâfaza eylesin. Oysa Cenâb-ı Hak sizin suretinize değil, siyretinize içinize bakar. Rabbim içi temiz olanlardan eylesin. O yalancı şeyhin hiçbir şey olmadığı meydana çıkıncaya kadar talibin de ömrü tükenmiş olur. Artık anlamanın ne faydası var? İnsanın ömrü gidiyor o kimsenin yalancı olduğunu anlayana kadar. Bir kimse bir yere dervîş oluyor. Şeyhin ömrü ne kadar?

Onun ömrüyle beraber 15 yıl, 20 yıl, 30 yıl. Ben 90’da buraya geldim 90’dan beri dervîş olan kardeşler var şimdi. Yıl olmuş 2025 mi 26000 salih? 25’miş. Kaç yıl geçmiş salih? 35 yıl olmuş vay be. Bizim duvar yıkılmış zaten artık eskimiş de. 35 yıl. Bir insanın neyi ne olup olmadığı çıkarmış. Eskimiş de. 35 yıl. Bir insanın neyi ne olup olmadığı çıkar meydana. Hacı Mehmet kaç yıllık dervîşlik seni? Ben ödemiş dedim değil mi? Yok ben ödemiş dedim sen ders aldığında Bursa mıdayım mıydın? 93. Sen yeni imişsin ya. Normal Hacı Mehmet o zaman saçları uzun İstanbul’da tıraş oluyordu. Tafrası tafrası yerindeydi. Hacı Erkan senin kaç yıl? 93. İsmail senin 92 miydi? İsmail’i nasıl biliyorsun bak. O da kendini yakışıklıyım zannediyordu dükkana geliyordu.

Baktı ben daha yakışıklıyım. Adnan nerede? Adnan kaç yıl oldu? En eski Adnan. Adnan kaç yıl oldu? 34. Hüseyin senin, Hüseyin senden ay farkı mı var? Senden daha önce değil mi Hüseyin? Bak arkadan Mehmet de geldi. Mehmet de senden eski değil mi Mehmet? Berabersiniz. Bak Adnan genelde bir şey değil. Berabersiniz. Bak Adnan genel haykı yakıştı sana bak. Neden? Sen ondan önde değil misin? Ooo sen Adnan’dan kaç var? Sen de çocukmuşsun daha ya. Adnan senden daha eski. Adnan senden eski kim var şimdi? Ali Karadağ da senden eski değil mi? Doğru Hüseyin de senden eski. Sen oradan askerlikten kaybettin. Yoksa o da alırdı yani. Ali Karadağ yok mu bugün? Sen neredesin. Ali ya? Hiç demiyor ben buradayım diye.

Sen o zaman normalde 90’da mı aldın Ali? Benim geldiğim yıl yani. Vay maşallah. Hüseyin mi eski sen mi eskisin? Bak şimdi. Hanginiz eski? Korkuyorsun. Benden mi korkacaksın. Hüseyin’den mi korkacaksın? Bir gün öncesin sen. Tamam Hüseyin abi diyecek sana bundan sonra. Siz Ali’nin ismini tam bilmiyor musun? Ali’nin ismi Şıh Ali. Tabii. Öyle değil mi Ali? Nüfusta ne yazıyor Ali? Ali mi yazıyor? Oğlum Şıh Ali diyenler baban öyle demiyor muydu sana? Tabii ismi tamam oturdu sıkıntı yok. Bir tek icâzet eksik. Aslında bir Ali daha vardı ona icâzet verecekti de ömrü vefa etmedi. Arada lazım ya aklıma geliyor. Ne verecekti sana? Tabii bunlar normalde böyle tecrübedir bunların hepsi de. Birisi gelir sana şunu vereceğim, şunu vereceğim, şunu yapacağım, bunu yapacağım der.

Yapar bu yolun kendi içerisinde böyle imtihanları var. Allâh muhâfaza eylesin. Bakara âyet 9 onlar Allâh’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki kendilerinden başkasını aldatmazlar farkında değillerdir. Bu böyle yalancı ön derler. Sahte ön derler. O iman edenleri aldatmaya çalışırlar. ben şeyhim, ben alimim, ben siyasetçiyim, memleketi ben kurtaracağım, sizi ben kurtaracağım düşün peşim ederler. Oysa onlar onlara ehliyetli değillerdir.


Bakara 9 ve A’râf 16-17: Şeytan 4 Yönden — Hakikat Ehli Azdır

Ama ne yaparlar? Aldatırlar insanları. Ama hakikatte de kendilerini aldatırlar. Allâh muhâfaza eylesin. Ve onlar kendilerini helak ederler. Bir de peşinden gidenlere de zarar verir buna. Yine A’râf sûresi âyet 16-17. İblis dedi ki and olsun ki senin doğru yolunun üzerinde oturacağım. Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, soldan sokulacağım. Şeytanın en tehlikeli hilesidir bu. kendisini ve o hak rehber olmayan kimseyi hak rehber gibi gösterir. Ve şeytan onun etrafını toplar herkese. Şimdi herkes zanneder ki o hakikatin peşinde toplandılar değil. O kimse hakikat konuşmuyorsa, o kimse Kur’ân Sünnet konuşmuyorsa, o kimse sufilin hakikatini konuşmuyorsa, o kimse dinin özünü anlatmıyorsa şeytandır onun destekçisi.

Etrafına onların şeytan bütün herkesi toplar. Bir bakmışsınız kalabalık bir güruh olmuş. Ve o kalabalık güruh neyin hakikat olduğunu görmekten uzaktırlar, kördür onlar. Ve işin acı tarafı onun etrafında o kadar çoğalırlar ki şeytan insanları çoğalttıkça çoğaltır. Çoğalttıkça çoğaltır onları. Normalde insanları çoğaltır. Normalde o kimse de o kalabalığı görür, gurura kibire düşer. Şimdi tarih boyunca peygamberler hak ve hakikati anlatmışlardır. Ve peygamberlerin hak ve hakikatine tabi olan, ona iman edenler hep az olmuştur. Çok olmamıştır. Çok olmamıştır. Orada bütün herkes geliyorsa, çoksa onun hakikati anlatmadığına işarettir. O kimse Kur’ân’ı ve Sünnet-i Seniyye’yi anlatsa, haramları, helalları anlatsa, dinin özünü ve hakikatini anlatsa, tebliğ etse o kimsenin etrafının o kadar kalabalık olmaz.

Şeytan çünkü oraya gidecek olanların önüne sert çeker. Gelir mesela buraya şeytan vesvese verir. Burada dizlerin üzerine mi oturacaksın saatlerce? Ne dinliyorsun ki bu adamı? İnsan kokuyor burası. Hocam çok güzel ama sizin orası insan kokuyor dedi. Doğru söylüyorsun dedim. Biz o kokuyu bir türlü değiştiremedik dedim. hocam böyle bir şeyler yapacak dedi. Vallahi insan kokuyor dedim. Ne yapayım dedim. Allâh onun kendisine söyletiyor. İnsan kokuyormuş. Ulan burası insan yeri zaten. Hayvan kokacak değil ya burası. Burada içi hayvan dışı insan zaten sabredemez bizim içimizde. Bir gün gelir, üç gün gelir, beş gün gelir. Gelir han der. Ne işimiz var burada bizim der. Gelmez. Neden biz ona Kur’ân Sünnet anlatacağız?

O işçiliğin hakikatini anlatacağız. Neden biz ona yolu anlatacağız? Anlatınca onun nefsi daralacak burada. Şeytan ona vesvese verecek. Yürü bak işine diyecek ya sıcakta terliyorsun soğukta üşüyorsun burası nasıl bir yer. Öyle diyecek iblis seni doğru yola götürmek istemez. İblis seni hakikat yolunda rahat bırakmaz. O yüzden derim bu yol zordur diye. İblis seni heva ve hevesini ilah edinenlerin peşine düşüttürür. İblis seni kendisinin kendi şeytanın velisi olan insanların peşine düşüttürür seni. O şeytanın velisidir, o şeytanın zakiridir, o şeytanın dervişidir. O şeytanındır. Şeytan onu istediği gibi kullanır. Ve kendi avânesi de onu alkışlar. Neden? Şeytani çünkü. Hiçbir peygamberin ümmeti kalabalık olmamıştır.

İsa Aleyhisselâm’ın sağlığında kaç kişi iyi sevi oldu? Musa’nın sağlığında kaç kişi iyi sevi oldu? Hz. Muhammed Mustafa’nın sağlığında kaç kişi Muhammed oldu? Mekke’de kaç kişi iman etti Hz. Muhammed Mustafa’ya? Bedir’de 600 kişilerdi. Uhud’da bir avuçtular. Hendek’te bir avuçtular. Kaç kişi iman etti? Medîne-i Münevvere’deydi, Hendek gazasında kaç kişi Hendek kazdı? Kaç kişi savaştı? Kaç kişi savaştı? Ay-ı İtiyab öldü gene inanmadı. Sen tam bir büyücüsün dedi. O yüzden hakikat yolunda gidenler azdır. Hakikate erenler de azdır. Şeytan bir de azlıktan imtihan eder onları. Bak bunlar doğru olsaydı çok olurlardı. Şeytan bir de azlıktan imtihan eder onları. Bak bunlar doğru olsaydı çok olurlardı.

Bunlar doğru değiller ki çok değiller bak işte. Şeytan bir de buradan vurur. Sağdan soldan vurur. Evet. Bir şey bulur şeytan bir kılçık atar ona. Seni hakikat yolundan alıkoymak ister. Zakiri bahane ettirir, çavuşu bahane ettirir. Sıcaklık bahanedir, soğukluk bahanedir. Oradaki görevli kardeş der ki buraya oturma, yolu kapatma şuraya otur. Ben gittim orada bana karıştılar orada. Ne yapsınlar karışmasınlar mı sana? Aman senin nefsin firavunmuş. Bilememişiz biz senin nefsinin firavun olduğunu. Oradan kalk buraya otur deyince sen yolu da kirlettin. Gittin. Çok. Nefsin firavun senin.


Mahmûd Hüdâî / Üftâde Hz. — Mossad-Hilton Gösteriş Şeyhleri

Başka bir şey değil. Ama o hakikat yolu. Mahmûd Hüdâî, Üftâde Hazretlerine dervîş olmaya gidiyor. Bilmiş atının üstüne. Üftâde Hazretlerinin evi yukarıda. O zaman için Bursa’nın kenar mahallesi, Fukara mahallesi. Üftâde Hazretlerinin mahallesi. Zengin mahallesi aşağıda Ulu Cami’nin o bölgede o tarafta. At yukarı çıkmıyor. Mahmûd Hüdâî’nin üzerinden atıyor. Atı Mahmûd Hüdâî’nü taşımıyor. Mahmûd Hüdâî’yi o bölgede atı taşımıyor. Zamanın kadısı diyor ki bu yol kutlu bir yol. At da diyor beni oraya götürmek istemedi. Şeytan onu geldi dürtükledi diyor. O feraset yok ki şimdi dervişlerde. Onlara şatahat şatavat lazım. Tabi şeyh arabayla giderken etrafında 50 kişi 100 kişi arabayı koruyacak. Koşacak arkasından.

Vay ne büyük şeyhmiş ya. Tabi araba vapurundayız. Bende araba vapurundayım İstanbul’a sohbete gidiyorum. Aha bir tane şeyh efendi. Böyle siyah giyimliler, takım elbiseler, kulaklıklar bilmem neler. Ama dedim bu ne? O şeyh efendi de oturdu oraya kahvaltılıklar geldi önüne. Ama o kulaklıklar böyle sanki devlet başkanını koruyorlar. Hayırdır dedim. ne bu kadar? Üstadımıza Mossad her zaman operasyon yapabilir dedi. O Mossad bunu operasyon yapacaksa onun arasında Allâh belasını versin dedim. o Mossad bunu operasyon yapacak yani. O görüntü lazım ama. O lazım. O çok ehemmiyetli, çok önemli. Mossad onu operasyon yapabilir tabi. O görüşmeyecek herkesle, konuşmayacak herkesle. E böyle sohbet mi olur canım sen de herkes gibi sohbet ediyorsun buradan.

Tabi o sırça köşke oturacak. Şuraya Cafer bilmiyor bizim bu işleri. Şuraya bir tane camdan bir köşe yapacak. Ben orada oturacağım herkes gelecek bana selam verecek. Biz öyle olamadığımızdan Cafer de öyle yapamıyor. Tabi gelecek millet camı yalacak orada. Şeyh dedin öyle olmalı. Şeyh dedin Hilton’un çıkmalı o mescid katına camdan oradan durmalı selamlamalı. Müridler aşağıda. Şeyh dedin adam hacca gidecek otelde sular kesecek, sallama, sular kesecek. Ha Said? Ondan şey mi olur ya sen de? Vallahi olmaz, illa olmaz. Tutmaz mı çünkü? Şeyh dedin böyle bir kelleri kulaklığı bir şey olması lazım, böyle bir avânesi olması lazım. O yüzden şeytan, şeytanın bir şey olması lazım. Avanesi olması lazım. O yüzden şeytan sizi hakikate götürmek istemez.

Şeytan hakikati öğrenmenizi istemez. Şeytani bir sistem, dinin hakikatini sizin öğrenmenizi istemez. Ya Firavun sizi dinin hakikatin öğretir mi? Kendisi ilahlık taslıyor. Siz şimdi Firavun’u sadece şahıs olarak görürsünüz. Firavun’un sistemi var, onun da yanında Diyanet İşleri Başkanı var. Onun da yanında bir Diyanet Dini Kurulu var. 40 tane onun da velisi var. Şeytan Firavun’un, Musa kimin önüne çıktı? 40 tane büyücünün önüne çıktı. Musa tek başına. 40 tane büyücü var. 40 tane veli var. Velinin karşısında şeytanın 40 tane velisi var. 40 tane Kuran Sünnet dairesinde veli var. Şeytanın da 40 tane velisi var. İslam dünyasında 500’ler var. Evliya’dandır. Şeytanın da 500’leri var, evliya’dandır.

Şeytan ve avânesi seni Kuran ve Sünnet’e yönlendirmez. Sen böyle elini kolunu sallaya sallaya Kuran ve Sünnet’e bağlı olacaksın. Elini kolunu sallaya sallaya bir mürşidin yolunda gideceksin. Bir titriyeceksin yol bitecek. Yok öyle bir yol. Şeytanın yolu o.


Sahte Cezbe ve Karışık Zikr — Mezarın Altı Sorgusu ve Sessiz Toplum

Ne yapıyorsunuz dedim ben? E dedi biz hep beraber zikrullâh yapıyoruz. Ne oluyor? Şeyh Efendi diyormuş ki, onun bir hadcesi varmış. Hadi kızım hadce, bir ilahi söyle bakayım diyormuş. Bizim hadce bir ilahi söylüyor olmuş. Kadınlar, erkekler biz zikir kendimizden geçiyoruz dedi. Şeytan sizi kendinizden geçirir dedi. E dedi dervişiz dedi. Dervişiz dedi aynı yoldayız dedi. Kadın erkek kalır mı dedi. Herkes dedi, ana erkeklikten, kadınlıktan dedi, sıyrılması lazım dedi. Siz dedim ya uçmuşunuz iyice. Caiz değil dedim. Bu haram. Nasıl basbaya dedim ya. Nereden buldunuz bu yolu? Bizim şeyhimizin şeyhide öyle yaparmış dedi. E dedim şeytan öğretmiş onu o zaman. Nasıl basbaya dedim şeytanın öğretisi. Bu başka bir şey değil.

Söyle kızım hadce bir ilahi. Hadi bakalım o ilahi bitirince hadce bir ilahi daha söyle. O ne kadar güzel. Dedim yok böyle bir şey. E dedim millet bir de cezbeye giriyordur. Saçı başı dağılıyordur. Öyle oluyor dedi. E siz dedim bir de horon teper gibi kalkıyorsunuzdur dedim. Ben bazen dedi. Şeytan oraya yönlendiriyor insanı. Şeytan hakikaten de yorulmuş. Şeytan hakikate neden yönlendirsin? Bize soruyor diyorum haram. Bize soruyor bu helal. Bize diyor. Kur’ân’a tabi olun. Farzlara dikkat edin. Namazlarınızda dikkat edin. Onların namazları da kılınmış. Biz yakinliği elde ettik diyor. âyet-i kerîme öyle yoruyor. Size yakin gelinceye kadar ibadete devam edin. E ona yakin gelmiş ibadetten muaf olmuş.

Şeyh Efendi de sağ bizim. Dedim biz yanlış yoldayız desenize dedim ya. Evet Musa Efendi sizin vardığınız yere bizim başlangıcımız dedi. E dedim peygamber dedim ölünceye kadar hep namazım dedi. O peygamber de ölçü bıraktı dedi. Avam için o dedi. Siz hasül hasmı oldunuz dedim. Evet dedi. Şu mezarın altında kim yaşıyor dedim. Nasıl dedi basmaya. Bana mezarın altından haber ver senin hasül hasmı olduğunu iman edeceğim dedi. Bak şurada bir mezarlık var dedim. Varım dedim caminin bahçesindeyiz. Hacı Sinan’ın o aşağıdan yukarı doğru çıkıyon ya yandan olan değil. Caddeden yukarı doğru çıkıyosun. Şurada dedim bak. Kim olduğunu bilmiyoruz dedim. İki kişi gönderelim başındaki kitabı söktürelim. Bana dedim kim olduğunu söyle ben de kim olduğunu söyleyeyim.

Gidelim kitabeden bakalım dedim. Senin hakikat eğri olduğunu dedim iman edeceğim. Bizim ölürlerle işimiz yok dedi. Benim ölürlerle işim dedim elini bırakmıyorum ben şimdi. Cumaya gidiyoruz. Bizim dedi ölürlerle işimiz yok bizim işimiz yok. Bizim ölürlerle işimiz yok dedi. Bizim dedi ölürlerle işimiz yok bizim işimiz hep ölürlerle dedim. Benim de diğerlerle işim yok dedim. Nasıl ben hadîs-i şerife tabi oluyorum dedim ölmeden önce ölünüz demiş dedim ben. Benim işim o ölürlerle dedim. Gel kabrin başında bana kim olduğunu söyle. O kaçıyor ben tutuyom. Benim gençliğim sıkıyım ben böyle elimde kurtulamıyor benden. Şimdi o ama hakikat eriyim diyor. Çok basit. Uzak değil. Hatta bir arada birisi geldi de Ali hatırlıyosundur sen Emir Sultan’da topladı dedik herkesi.

Hatırlayanlar vardır eskiler. Dedim hakikat gel Emir Sultan hazretleri ne diyecek söyle. Bizde dedim söyleyecek olanlar var. Hakikat kapısı açık. Hakikat kapısı açık Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden şeytan hakikatten insanları uzaklaştırır. Şeytan kendi yolunda gidenleri alkışlatır ve orası kalabalık olur. Kalabalık sizi aldatmasın. Ona bakarsan şimdi stadyomcular topcularla popcularla doluyor. Ne yapalım şimdi onlar hakikat yolunda mı diyelim. Hatta bir tane dansöz getiriyorlar toplanıyorlar bütün herkes. Belediyelerin hepsi de oyuncu getireceğim şantöz dansöz getireceğim diye uğraşıyorlar memlekete su getirmiyorlar. Dansözlere para var suya para yok. Herkes de susuyor. Bursa’nın orada bir barajı var bir yıllık su varmış orada bir tane boru bağlayıp normalde suyu getiremiyorlar.

Bir yıllık su orada duruyor. Hazine orada. Meydanda. Aman şeytan onu yaptırır mı? Yaptırmaz. Hadi çıkar dansözleri şantözleri. Yolcularları ver onlara. Memleket susuz kalsın sonra orada su varken bir de. Su varken susuzsunuz. Su varken susuzsunuz ve susuyorsunuz. Şimdi benim de işim siyaset olmuş oldu. Ne alakası var? Susuzsunuz su var orada. Toprağın altında. Toplumuna bir tepki gösteremiyor ki. Ülkede faiz %70 olmuş sessiz herkes. Uyuşturucu almış götürmüş sessiz herkes. Fuuş almış götürmüş sessiz herkes. Çıplaklık almış götürmüş sessiz herkes. Sessiz. Pahalılık almış götürmüş sessiz herkes. Müslüman mıyız? Elhamdülillah müslümanız. Hadi çıkın bir yürüyüş yapın. Faiz istemiyoruz, fuuş istemiyoruz, uyuşturucu istemiyoruz, içki istemiyoruz diye.

Labunlar yürüyüş yapıyor. Sessizsiniz. Bu Müslümanlar labunlar kadar cesareti değil. Bu Müslümanların davalarına inanmalarını. Labunlar kadar değil. Evet. Okullarının önünde uyuşturucu satılıyor. Sessiz toplum.


Şeytan Aile Fitnesi — Gezdirilmeyen Eş ve Bayındır Hayât Direği

Yolun kenarlarında uyuşturucudan perişan olmuşlar. Kadını, erkeği. Sessiz toplum. Çok basit. Müslüman ülkede %70 faiz mi olurmuş? Sessiz toplum. Sessiz. Şehir içinde 45 de gidersen ehliyetin el konulacak. Ne aman verdin o zaman ehliyeti. Sessiz toplum. Hiç kimse buna bir şey diyemez. Sessiz toplum. Sessiz toplum. Ne aman verdin o zaman ehliyeti. Sessiz toplum. Hiç kimse buna bir şey diyemez. Sessiz toplum. 110 ile gitmem gerekiyormuş. 113 de gitmişim. Basmış cezayı bana. Dedim kaçta girdim? 110. E dedi %10 da farkı var dedi. %10’un bir puanda. Ha bir puanda bastı cezayı. Problem değil dedim. Sen de sonuçta memursun dedim. Evet Hacı abi yapacak bir şey yok. Yok dedim. Bunda yapacak bir şey yok.

Sana da dedim elinde veriyorlar diyorlar ki Giren’e yaz. Yazıyorsun sen de dedim. Sessiziz. Şeytan hakikati size göstermez. Şeytan sizi deccâliyete hizmet ettirir. Şeytan sizi deccâliyete hizmet ettirir. Şeytan şeytâniyete hizmet ettirir. Şeytan hevese hizmet ettirir. Şeytan Kuran ve sünnete sizi hizmet ettirmez. Kuran ve sünnete tabi olmanızı istemez. Şeytan sizin haramları işlemenizi ister. Şeytan sizin helalları işlemenizi istemez. Kuran bir şey helal etse şeytan o helalı sizin tabi olmanızı istemez. Şeytan sizi annenizle kavga ettirir. Şeytan sizi babanızla kavga ettirir. Şeytan sizi karınızla kavga ettirir. Şeytan sizi kocanızla kavga ettirir. Şeytan sizi çocuklarınızla kavga ettirir. Şeytan sizin aranıza bozgunculuk çıkarır.

Herkesi birbirinden ayırır. Dayı, amca, teyze, hala, eş, çocuk. Herkes bir tarafa kaosik bir şekilde doğulur. Şeytan sizi doğutur. Şeytan sizi hak yolda görürsünüz. Ben doğruyum dersiniz. Evet. Şeytan sizi Kuran ve sünnette yol almanızı istemez. Şeytan yanındaki arkadaşının gıybet ettirir. Yanındaki arkadaşına iftira attırır. Yanındaki arkadaşının eksikliğini, kusurunu senin gözünde büyütür. Seninle onun arkadaşlığının arasını bozar. Sen gidersin. Allâh düşmanıyla dost olursun. Şeytan bunu yapar sana. Şeytan gider Allâh’a savaş açan bir kimseyi seni destekletir, alkışlatır sana. İmanın gider orada. Ama birisi Kuran ve sünnet anlatırsa çok radikal konuşuyor. Bu kadar sert konuşmaması lazım. Sufi insan böyle sert mi olur?

Nasıl olur sufi insan? Kuran ve sünnet anlatmaz mı? Ne yapar sufi? Hakikati anlatmaz mı? Ne yapar sufi? Kuran ve sünnetin dışında bir din mi var? Ne anlatacak sana? Şeytan öyle aldatır sana. Şeytan der ki adalara git, modalara git. Senin de hakkın. Git burnunu dayaya dayaya vitrin seyret. O alışveriş merkezinden, o alışveriş merkezinden, o alışveriş merkezinden, o alışveriş merkezinden. Kadın diyor ki hocam, diyor benim kocam sizin dervişiniz. Evet, bir sefer de olsa alışveriş merkezini beni gezdirmedi diyor. Allâh Allâh. Nereye gezdirmedi dedim? Herhangi bir yer dedi. Dedim alışveriş merkezi gezme yeri mi, alışveriş etme yeri mi? Öyle ya. Bir şeye ihtiyacım var daha almadı mı dedim ben. Oluyor dedi.

Şunu yapıyor mu yapıyor, bunu yapıyor mu yapıyor, ben şimdi farzları sıralıyorum. E diyorum farzlardan eksiklik yok bu adamda. Alışveriş merkezini gezdirmemiş bizim dervîş. E dedim ben gezmek için girmiyorum ya dedim. O yüzden onlar da girmiyorlardır haklısın dedim. Boşanmak benim hakkım değil. Boşanmak benim hakkım mı dedi değil dedim. Dinen soruyorsan dedim. Bunu istemeye de hakkın yok dinen dedim. Çünkü ihtiyaçlarını görmüş senin. Gezmek hakkım değil mi? Gezmebilirsin dedim alışveriş merkezinde. Ne işin var dağ, bayrağı, oğaya götürsün seni dedim. Sıkıntı yok. Aslında günümde değildim zamanım yoktu. Günümde olsaydım, anne dedemin babasını anlatacaktım ona. Anne dedemin babası demiş ki, büyük artık dedemizin hanımı.

Herif demiş, beni gezdirme denir hiç demiş. Yarın hazırlan demiş. Atüs’ün kadıncağız yeni besbeş tamal kıyafetlerini giymiş. Bayındır’ın arkası da komple zeytinlikler onu. Bu zeytinlik sizin, bu zeytinlik benim. O dağın başlama kadar onu, zeytinlikten zeytin, kırdan bahçeleri dolaştırıyormuş böyle kendi malını mülkünü. Diyormuş herif, özür dilerim. Diyormuş, lütfen gidelim artık eve. Olur mu diyormuş. Gezelim hepsini de. zaman geçmiş gene. Adam belli ne yapmaya söylüyor. Bir gün yüzü göstermedin bana demiş. Yarın hazırlan demiş. Gene kadıncağız hazırlanmış, gün yüzü göstereceğim de hayatın direğine bağlamış ikinci katta. Sabahtan akşama kadar güneşin anında. Diyormuş ki herif ne olursun, tamam tövbeler tövbesi.

Diyormuş, günü seyret, gün görmemişsin ya. Şimdi onu anlatacaktım aslında kadıncağıza. İyice çığırdan çıkacak şeytan bunu fitfitleyecek. Yarın öbür gün bu benim adam beni de direğe bağlar diye boşlanacak adamlar. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde bu yalancıların, sahtekarların sözleri süslüdür. Sözleri aldatmacalıdır. Onlar ne diyor hadîs-i şerifte koyun postuna bürünmüş kurt gibidirler. Bakın aldatmaya bak. Koyun postuna bürünmüş o böyle yumuşacık tatlı toleranslı ay İstanbul beyefendisi. Ne nazik ne kibar konuşuyor böyle. Ama kurt, kalbi kurt Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden o kimseler böyle kendi nefislerini ortaya çıkarlar.


Koyun Postunda Kurt: Günlük 5000 Tevhîd, Mutma’inne ve “Sat Buraya” İmtihânı

Ve dervîşlerin ömrü onların hakikatini görmeye yetmez. Çünkü dervîşler de kör, çalışmaz. O üstad dervîşlere demez günlük en az 5000 tevhîd çekin sabah namazından önce başlayın. Sabah namazı çıkınca kadar 5000 tevhîd bitirin. Günlük 5000 tevhîd çekmeye gayret edin demez. Neden demez? Eğer o kimse 40 gün 5000 tevhîd çekerse kalbine ilham gelir çünkü. Onun kalbine ilham gelirse hakikati görür, hakikati bilir. Bu şeyhin işine gelmez. O şeyh o dervişleri zikre yönlendirmez. Bulur o yönlendirecek bir şeyler. Aman Allâh’ı zikredin demez. Allâh’ı çokça zikredin demez ayetle sabit. Sabah akşam Allâh’ı çokça zikret. Ayaktayken otururken yanların üzerinde Allâh’ı çokça zikret. Ve namazları kıldıktan hemen sonra der.

Namazı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarının üstün üzerine Allâh’ı çokça zikredin. Allâh’ı çokça zikretmezsen kalp gözün açılmaz. Allâh’ı çokça zikretmezsen Allâh kalbine ilham etmez. Allâh’ı çokça zikretmezsen senin kalbin kararı öyle kararmış vaziyette kalamaz. Ve hakikati sen asla ölünceye kadar göremezsin. Allâh’ı çokça zikretmezsen peygambere tabi olmazsan Sen peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyanda da halinde de göremezsin. Peygamberi göremezsen sen dördüncü makama gelmemişsindir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin rüyasında halinde gören, görmeye devam eden dördüncü makama gelmiştir ki. Mutma’in ne makamıdır? Mutma’inne makâmı demek? Kalbin ilham alması demektir.

Sana bunu da öğretmez. Neden? O kendisinin yalancı olduğunu biliyor. O kendisinin sahte bir icazetli olduğunu biliyor. O kendisinin manevi bir rehber olmadığını biliyor. Süsle güzel. Cübbesi yakışıklı, kol düğmeleri İngiliz Kraliyet Ailesi’ne ait. Tabi. Onun sarığı da süslüdür, onun cübbesi de süslüdür. Az önce cevheri bir resim gösterdim. Kılıçla böyle poz verir. Süsle güzeldir. O yüzden normalde foyası çıkarma dervişin orada ömrü gider. Dervişin ömrü gider. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sizi Kur’ân ve Sünnet’e çağıranlar doğru rehberdir. Sizi hak ve hakikate çağıranlar doğru rehberdir. Sizi Kur’ân ve Sünnet’e davet edenler doğru rehberdir. Sizi Kur’ân ve Sünnet dairesinde derûnîliğe, kalbi merâtiplere, nefisle mücadeleye davet eden, bunu anlatan doğru rehberdir.

Ama şeytan sizi o tarafa doğru yönlendirmez. O acı gelir. Acı. O ilim acıdır. Hiçbir ilaç tatlı değildir. Tatlandırırlar sizi aldanın diye. İlaç aslında acıdır. Hakiki bir kekik suyu için yakar ağzınızı boğazınızı. Bazen arkadaşlar kekik suyu getiriyor, ben anlatıyorum. Tak, hiçbir yakmıyor. Bu kekik suyu değil mi? Kekiği görmüş yalan yapacak. Almışlar suyun içerisinde kekiği dolandırmışlar, kekik suyu yapmışlar. Sen bayındığın kekik suyunu iç, öksürtür seni. Hoplatır seni. Biz şimdi böyle tak içiyoruz. Bir misafir vardı, Seyit Taş ona da veriyor şimdi. Seydi o dedim, Seydi o verme dedim. Sek içenler içer bunu sadece dedim. O da böyle eski kulak kesik gibi. Bence ağabey biz de sek içtik ya dedi.

Ya boş ver, sek içenler de yıkılıyor burada dedim ben. Şimdi o böyle biz de içerdik falan deyince Seyit Taş bardağının altına şu kadar koyuyorsa biraz yarım koydu ona. Seyit Taş bu ya, uğraşılır mı? Dip yapacaksın yalnız dedi. Bu bir çaktı. Yanıyor. Bu ne biçimmiş ya dedi. Dedim Seydi o ben sana az ver dedim dedim. Neden böyle dedim, herkese verir gibi verdi. Hava attı ya dedi, sek içiyormuş ya dedi. O yüzden sahtesi tatlıdır. Gerçek, hakikat acıdır. Acıdır ama seni menzile ulaştırır. Gerçek terbiye insanın nefsine acı gelir. Böyle basit gibi geliyor ya, Şeyh Efendi ellerini cebine soktu, Mustafa Efendi sat buraya dedi. Sen 200 lira okmalı 100 liraya satarsın. Acı gelir bu sana. Ama hakikattir o.

O nefse acı gelir. Göç buradan acı gelir insana. Ama hakikattir. Tabi sen göçersin. Tabi sen al bunu der alırsın sen onu. Bana uygun mu değil mi diye sormaya hakkın bile yoktur. Emredersin efendim dersin. Sonra demesi Şeyhim al demeseydi ben seni almazdım da. Yere gittiler. Senin dervişliğin de kalsın sen de kal. Acıdır. Nefisle mücadele etmek acıdır. Hakikate tabi olmak acıdır. Ben o yüzden derse alacak olanı. Kardeş iyi düşün bak. bizim yolumuz basit bir yol değil. bizim böyle konuştuğumuza bakma. İşin hakikatine gelince bizim sertleğimiz serktir. Öyle layla ulu mu sevmeyiz biz. Öyle bir şey yok. Ona göre. Çünkü hakikat her zaman nefse acı gelir. Rabbim bizi hakikate erenlerden eylesin. Önümüzdeki hafta devam edeceğiz.

Bazen bir mürid davacı ve yalancı bir şeyhe adamdır diye sadakatle inanır. İtikat eder. Bu itikat yüzünden öyle bir makama erişir ki, Şeyh’i o makamı rüyada bile görmemiştir. Hazret-i Pîr tabiri caizse bazuk atıyor. Bazen böyle sohbetlerden sonra sen bizim yok Seydamız’a mı laf söyledin? Yok sen bizim Üstad’ımıza mı laf söyledin? İsim yok kardeş ya. İsim olsa da umurumuzda değil. Yapmayı verirsin la. Ellerinde basılı şeyler. Ne o? Koçanlar kapı kapı dolan. Ne o? Ondan sonra dervîş. Yok vakfı para toplayacaklar. Yok şuna bilmem ne yapacak la. Dilenmeyi dervîşlik yapmışlar. Köklerini kurusun diyeceğim neredeyse artık.


Kaynakça

  • Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, beyt 2280 ve civarı — Sahte Önderler ve Yalancı İhsân Sofrası: «Bu yalancı öncüler nimet ve ihsan istedikçe yalancı şeyh ‘yarında’ derler; fakat bir türlü o yarın gelip çatmaz» — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter beyt 2270-2310 (toplum önderleri ve sahte rehberler bölümü); klasik şerhler — İsmail Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; modern okuma — Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Müslim’de Hadîs-i Şerîf — Dünya Arzusu İçin Dîni Satmak: «Bâdirû bi’l-a’mâli fitenen ke-kita’i’l-leyli’l-muzlim, yusbihu’r-recülü mü’minen ve yümsî kâfirâ, ev yümsî mü’minen ve yusbihu kâfirâ; yebî’u dînehû bi-aradın mine’d-dünyâ» (Karanlık gece parçaları gibi fitneler gelmeden amellerinizde sürat ediniz; kişi sabahı mü’min çıkar akşamı kâfir, yahut akşamı mü’min çıkar sabahı kâfir; dünyâdan az bir mâl mukabilinde dînini satar) — Müslim, Sahîh, “İmân” 186; Tirmizî, Sünen, “Fiten” 30; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/304; şerh — Nevevî, el-Minhâc; modern tedrîs — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Mahmûd Es’ad Coşan, Râmûzu’l-Ehâdîs Şerhi.
  • Bakara 2/9 — “Allâh’ı ve İmân Edenleri Aldatan” Münâfıklar: «Yuhâdiûna’llâhe ve’llezîne âmenû ve mâ yahdeûne illâ enfüsehum ve mâ yeş’urûn» (Allâh’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar; oysa ancak kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir) — Bakara 2/9; tefsîr — Taberî, Câmiu’l-Beyân 1/250; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 2/35-42; İbn Kesîr, Tefsîr 1/72; «hud’a-i nefs» tahlili — Beyzâvî, Envâru’t-Tenzîl; modern okuma — Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili 1/293.
  • A’râf 7/16-17 — Şeytanın Dört Yönden Saldırısı: «Kâle fe-bimâ ağvey-tenî le-ak’udenne lehum sırâtake’l-müstakım, sümme le-âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn» (Şeytan dedi ki: Beni azdırdığın için ant olsun ki, ben de onları saptırmak için Senin doğru yolunun üzerine oturacağım; sonra elbette onlara önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım; çoğunu şükredici bulamayacaksın) — A’râf 7/16-17; tefsîr — Taberî 8/132; İbn Kesîr 3/389; Râzî 14/27 («cihâtü’l-vesvese»); klasik tedrîs — İbn Kayyım, İğâsetü’l-Lehfân fî Mesâyidi’ş-Şeytân; modern okuma — Said Havvâ, el-Esâs fi’t-Tefsîr.
  • Ankebût 29/10 — İmtihânda Sarsılan ve Münâfıklaşan Mü’minler: «Ve mine’n-nâsi men yekûlü âmennâ bi’llâhi fe-izâ ûziye fi’llâhi cealefitnete’n-nâsi ke-azâbi’llâh, ve le-in câe nasrun min Rabbike le-yekûlünne innâ künnâ meaküm; e ve leyse’llâhu bi-a’leme bi-mâ fî sudûri’l-âlemîn» (İnsanlardan kimi vardır ki, “Allâh’a îmân ettik” derler; sonra Allâh yolunda eziyet görünce insanların eziyetini Allâh’ın azâbı gibi tutarlar; Rabbinden bir nusret gelirse «şüphesiz biz de sizinle beraberdik» diye yemîn ederler. Hâlbuki Allâh, âlemlerin sadrında olanı en iyi bilen değil mi?) — Ankebût 29/10; tefsîr — Taberî 20/137; Râzî 25/35; İbn Kesîr 6/268; «sıktıda boya çıkma» tedrîsi — Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, “Kitâbu’l-Murâkabe”; modern okuma — Bediüzzamân, Mektubat 26. Mektub.
  • “Ken Zulmân” Hadîs-i Şerîfi — Yolculuk İnsanın Ahlâkını Meydana Çıkarır: «Lâ ta’rifu’r-recüle hattâ tüsâfiruhû ev tüâmilehû ev tüsâkinehû» (Bir kişiyi tanıyamazsın, tâ ki onunla yolculuk yapasın, onunla alışveriş edesin yahut onunla beraber meskûn olasın) — Hz. Ömer’den (radiyallâhu anh) rivâyet, Beyhakî, Şu’abü’l-İmân 4/231; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk; «Ken Zulmân» (“nice zamanın imtihânı”) terkibi — ahlâkın yolculukta meydana çıkması prensibi; klasik tedrîs — Süleyman b. Eş’as, Sünen-i Ebî Dâvûd rivâyetleri; İmâm Şafiî, el-Ümm (sefer ahkâmı); modern okuma — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Sohbetler.
  • Kehf 18/77-82 — Hızır ve Mûsâ Kıssası: Duvarın Altındaki Hazîne: «Fe’ntalakâ hattâ izâ eteyâ ehle karyetin’istat’amâ ehlehâ fe-ebev en yudayyifûhumâ fe-vecedâ fîhâ cidâren yurîdü en yenkadda fe-ekâmehû…» (İkisi yola koyuldular; bir köy halkına vardıklarında yiyecek istediler ama onları ağırlamadılar; orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler ve Hızır duvarı doğrultuverdi) — Kehf 18/77; tefsîr ve te’vîl-i bâtınî — “Duvarın altında iki yetimin hazînesi vardı” (Kehf 18/82) — Taberî 16/15; Râzî 21/170; İbn Kesîr 5/190; Beyzâvî, Envâru’t-Tenzîl; sufî te’vîli — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; İbn Acîbe, Bahru’l-Medîd; modern tedrîs — Hz. Pîr Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî 1. Defter (hızır-musâ kıssasının bâtınî yorumu); Bediüzzamân, Lem’alar 30. Lem’a.
  • Aziz Mahmûd Hüdâî ve Üftâde Hazretleri — Celvetiyye Silsilesi: Aziz Mahmûd Hüdâî (1541-1628), Üsküdâr Aziz Mahmûd Hüdâî Dergâhı; şeyhi — Mehmed Muhyiddîn Üftâde Hz. (1490-1580, Bursa); Hüdâî kadılıkla zenginken Bursa’da Üftâde Hazretlerine intisâb etmiş, atî Üftâde’nin fakır mahallesine çıkmayı reddetmiş, kadılık cübbesini bırakıp ciğer satarak nefsini terbiye etmiştir; klasik kaynaklar — Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ 3/79-114; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri 1/61; Aziz Mahmûd Hüdâî’nin Külliyât‘ı (kasîde, ilâhî, mektubât); modern tedrîs — H. Kâmil Yılmaz, Aziz Mahmûd Hüdâyî ve Celvetiyye Tarîkatı; Mustafa Kara, Bursa’da Tarîkatlar ve Tekkeler.
  • Sahte Tarîkat ve Karışık Cezbe — Bid’at Zikr Meclisleri: Kadın-erkek karışık zikr ve raks meclislerinin haram oluşu — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 11/565-635 (“Semâ‘ ve Raks” bölümü); İbn Kayyım, İğâsetü’l-Lehfân 1/250 («şeytanın meclisi»); klasik sufî reddiyesi — Şâranî, el-Yevâkît ve’l-Cevâhir; sahîh tarîkat usûlü — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/186 (bid’atlerden ictinâb); «Yakînlik gelince ibâdetten muâf olma» bâtıl görüşünün reddi — Hicr 15/99 «Va’bud Rabbeke hattâ ye’tiyeke’l-yakîn» âyetinin tahrîfine karşı İbn Kesîr, Tefsîr 4/559 («yakîn = ölüm, ibâdet ölünceye kadar farz»); modern tedrîs — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Mü’min’in Vasıfları.
  • Fecr 89/27-28 — Mutma’inne Nefis ve Zikr-i Kesîr (Ahzâb 41-42): «Yâ eyyetühe’n-nefsü’l-mutma’inneh, irci’î ilâ Rabbiki râdiyeten merdiyye» (Ey mutma’inne nefis, Rabbine râzı olmuş ve râzı olunmuş olarak dön) — Fecr 89/27-28; «Yâ eyyuhe’llezîne âmenû’zkurullâhe zikran kesîrâ ve sebbihûhu bukraten ve asîlâ» (Ey îmân edenler, Allâh’ı çokça zikredin; sabah ve akşam O’nu tesbîh edin) — Ahzâb 33/41-42; tefsîr — Taberî, Câmiu’l-Beyân; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; nefs-i mutma’inne tedrîsi — Gazzâlî, İhyâ 3. Cilt; İbn Acîbe, Bahru’l-Medîd; «5000 tevhîd ve kalbe ilhâm gelmesi» — Halvetiyye usûl-i tarîkı — Şeyh Şabân-ı Velî, Risâle-i Şabâniyye; modern okuma — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Esânid-i Hâcegân.
  • «Koyun Postunda Kurt» Hadîs-i Şerîfi — Sahte Âlim ve Şeyh Uyarısı: «Yekûnu fî âhıri’z-zamâni ricâlün yelbesûne li-iyyâhumü’l-cülûde’d-da’niyye, elsinetühüm ahlâ mine’s-sükker, ve kulûbühüm kulûbu’z-ziâb» (Ahir zamanda öyle adamlar zuhûr edecek ki sırtlarına koyun postunu giyecekler, dilleri şekerden tatlı, kalpleri kurt kalbi olacak) — Tirmizî, Sünen, “Zühd” 60; İbn Mâce, Sünen, “Zühd” 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/321; şerh — Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 6/388; klasik nasîhat — Gazzâlî, İhyâ 1. Cilt (“İlim” ve “Kötü Âlimler” bölümleri); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs (sahte sufîlere reddiye); modern tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufun Bedi’î Dolu Yolu.
  • Karabaş Silsilesi ve 2024 Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; Mustafâ Özbağ Efendi, 2024 Karabaş Sohbetleri — Mesnevî 2280 şerhi: sahte mürşid ve mehdî bekleyişine karşı hakikat ölçüsü; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı