Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Dîvân-ı Kebîr Okumaları — Sâkî, Mezar ve Aşk Şarabı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Dîvân-ı Kebîr Okumaları — Sâkî, Mezar ve Aşk Şarabı. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.

https://www.youtube.com/watch?v=

Açılış Zikri ve Sâkiye Bak Gazeli

Edubillahimineşşeytanirracim Bismillâhirrahmânirrahîm. Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak Muhammeden Resûlullah cemî’an enbiyâ-i ve’l mürselîn. Velhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hû. Eyvallâh. İllallah. Muhammeden Resûlullah. Destûr yâ Hazret-i Allâh. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Sen sâkiye bak. Onun verdiği şarapla mest olmuş kişiye bakma. Yûsuf’un yüzüne bak. Onun güzelliğini gör. Yoksa bu güzelliğe hayran olarak Mısırlı kadınların kestikleri ellerine bakma. Ey beden oltasına düşmüş canbalığı. Sen avcıya bak. Oltaya bakma. Başlangıçta ezelde hep bir asıldık. Sen o asla bak. Şimdi ulaştığın ve hâlâ içinde bulunduğun fere bakma.

Ölümünden Hakkında

Ezeldeki uçsuz bucaksız gül bahçesini hayal et de ona bak. Şimdi ayağını yaralayan şu dikene bakma. Elinden kaçan kargaya bakma. Sana mutluluk gölgesi düşüren devlet kuşuna bak. Selvi gibi, başak gibi başını kaldır. Yücelere ötelere bak. Menekşe gibi aşağılara şu kirli dünyaya bakma. Madem ki ağabey hayât Allâh’ın lütfiyle senin derenden ırmağından akmaya başladı. Artık küpe, testiye kırılsa bile bakma. Sana varlığı bağışlayanın, mesliğe verenin çevresinde dolaş. Yok olan sende bulunmayan şeyler için ağlama, inleme. Sende bulunan var olan şeye de sevinme. Onlara bakma. Kötü duygulardan, nefsani isteklerden kurtulmuşlara bak. Onlar yücelere ötelere koşmadalar. Günahlarla kirlenenlere, dibe çöken tortulara bakma.

Kutsal suretlerle dolu olan dünyaya bak. Yolunu bağlayan, fânî olan şekle surete bakma. Tuzagından kurtulan baykuşa bakma. Aşk tuzağındaki kuşlara bak. Pusuya yatmış senden daha iyi söz söyleyen biri var. O şimdi susmakta ama sen onun susmasına bakma. Altyazı M.K.


Sırlar Sahibi ve Aşkın Ateşi

Ey Sırlar Sahibi, Efendiler Efendisi, Ey Nurlar Güneşinin güneşi olan Aziz Varlık, Ay Yüzürler senin güzelliğinin aşkıyla o yüzyılda ve yüzyılda, ve yüzyılda, ve yüzyılda, ve yüzyılda, senin güzelliğinin aşkıyla oyuna dalmışlar da, gökyüzü gibi dönüp duruyorlar. Güzelliğinin gücüyle aklın elini ayağını bağladın da, akıl hiçbir şey yapamaz oldu. Aşkının ateşinden ağabey hayât fışkırmada, ey dost onun suyu mu güzeldir ateşimin? O ateşten gül bahçeleri bitmiştir. O gül bahçeleri yüzünden bu dünyalar dolusu güzeller feryâd etmekteler. Onların feryadı her an teğrü taze olan solmak nedir bilmeyen hakkın bahçelerinin gülleri içindir. Dünya bahçelerinin pek az ömürlü olan gülleri için değildir. Biz onun aşkına layık olmadığımız için aşkı bizden utanırsa da, hiç kimse onun aşkını gizleyemez.

Onun ayrılığı ateşte dolu bir mağara gibidir. Acaba bu mağaradan başımı çıkaracağım bir gün gelecek mi? Onun inkârından gönül gözleri perdelenmededir. O sevgilinin içinde sakın inkara kalkışma. Garaz ve haset perdesi olmasaydı, kardeşleri Yûsuf’un yüzünü bir kurt gibi görmezlerdi. Hasetler, garazlar insandan, insanın canından doğar. Bu yüzden sen insan şeklini bırak da melek ol. Garaz tohumları nefsin gıdasıdır. İnsan içine o tohumları ekerse çaresiz biterler. Öküz elbette bir bül gibi ötemez. Uyanık olan akıl da mest olmanın, kendinden geçmenin zevkini bilemez. Ne kurttan Yûsuf’un güzel yüzündeki lütuflar doğar, ne de tavus kuşu yılan yumurtası yumurtlar. Yarın, öbür gün diye diye şu yan kesici nefs ömürleri aşırı durur.

Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yaşadığın ömürdür. Başka gün değil, geçip giden dünü, gelecek olan yarını düşünme. Bugününü iyi kullan, dini ve insani vazifelerini bugün yap, yarına bırakma.


Bugünü Yaşa, Nefsin Vadesine Aldanma

Aklını başına al da, hileci nefsin vadesine inanma. Benlikten, varlıktan kemerini çöz, bunlardan kendini kurtar da, hizmet kemeri kuşan, sana yabancı olan nefisten uzaklaş. Namaz kılarken yüzünü bulgar güzeline çevirirsen bu namaz kabul edilmez. Misk istiyorsan, Tatar ceylanının otladığı ovaya gel. Göklerdeki, yerlerdeki eserlerde görülen değişmeyi, halden hale girmeyi görmüyor musun? Sen de ibadetle insanı, insani vazifeyle kendini yenile. Bugünün, dünkü gününden daha iyi olsun. Gam yiyenden de bir fayda görmeyecek hale geldikten, toprak olup gittikten sonra, senin güzel, paha biçilmez ceferini kim bilecek? Kendi nefsinin eşeğine hizmetçi olursan, ermişlerin halkasında elbette sana yer vermezler.

Seni aşağılarda bırakırlar. Altyazı M.K. Ey güzellerin ayı! Bir kere daha doğ, bir kere daha gözlerimizi nurlandır. Çünkü senin gibi güzel başka bir sevgili olamaz. Dünyada benim, senin güzel yüzünü seyretmekten başka bir iş yok. Yüzünün güneşi doğunca onun ışığı içinde titreyerek, o coşan her zerre senin eşsiz güzelliğini anlatır durur. Bu evde hasta iki âşık, hastalardan birisi benim. Bu evde hasta iki âşık, hastalardan birisi benim. Bu evde hasta iki âşık, hastalardan birisi benim. Bu evde hasta iki âşık, hastalardan birisi benim. Birisi de hasta gönlüm. Allâh’ım sen acıdın, her ikisine de sağlık verdin. Fakat bu sağlık başka türlü bir sağlığa benziyor. Altyazı M.K.


Güzellerin Ayı ve İki Hasta Âşık

Ey sâkî! Her zaman ki sunduğun kadehle değil, başka bir kadehle bana şarap sun da, canıma bir başka rahatlık, bir başka huzur ver. Bugün beni gör, yoksa canın hakkı için olsun, başka günleri beklemeye sabrım yok. Bana bir zerrecik olsun, merhametin varsa acıyorsan, görüşmemizi bir başka zamana bırakma. Beni kurtar, kurtar, kurtar ki ben çok fenâ bir halde başka türlü bir tuzağa düştüm. Beni düşüncenin, endişenin eline bırakma. Çünkü düşünce de insanın kanını bir başka türlü içeriden emer durur. Sâkî! O ham şarabı sunmaz isen, yüzlerce ham düşünce, yüzlerce ham hayal bana zahmet verir. Borcum varsa da, bu eski hırkayı rehin olarak al ve borç olarak bir başka kadeh ver. Allâh’ım! Benim adımı şarap içenlerin kölesi koy da, ben başka ad istemiyorum.

Altyazı M.K. Bir kere değil, yüz kere söyledim. Hiddete öfke kapılma, kimseyle kavgaya girişme dedim. Vefa ve sevgi çengine mızraf vurursan, usulüne göre vur. Sen peki bilirsin ki sert mızraf vurunca tel gevşer. Uyumada sen bize şarapsın. Biz mest olduk, harap bir halde uykuya daldık. Fakat fitne uymamış, uyanık, bu hoş bir hal değildir. Ben kurnaz adam değilim. Durmadan söylüyorum, sana öğüt veriyorum. Sevgilinin mamur gözleri ise benim bu öğütlerime gülüp duruyor. Onun güzel gözleri benimle alay ederek diyor ki, ne güzel söylüyorsun, hadi bir daha söyle. Örtülü kapalı öğütlerini dinlemez içime sindirmez isem senden daha beter olurum. Sus, kıştan korkma. Bu yaseminlik Allâh’ın bağındadır, Allâh’ın bahçesindedir.


Saklı Bahar ve Kışın Kederi

Ah ah, hep kış oldu, hiç bahar görmedik. Baharı ötelere sakladık. Güneş doğmadı bir kez yüzümüze. Hep ayı bekledik, bekledik gecelerin yarısında gelsin bizim yüzümüz aydınlatsın diye. Ötelere sakladık baharımızı, yazımızı. Ötelere sakladık sevgimizi, aşkımızı. Ötelere sakladık, bahçelerin içerisine koyduk muhabbetimizi, aşkımızı, sevdamızı. Biz ipekli bahçelerde bulamadık, nakışlı bahçelerimizde olmadı. Eski püskü hırkamızın içine koyduk, pamuklara da saramadık. Biz misk bulamadık ki kokulara büründürelim. Göz yaşımızı sildik, göz yaşımızı döktük. Eski bahçemizi sevgilinin kapısının önüne koyduk da ötelerden bir nefes bekledik. Eğer sen benden incinirsen ben kendi canımdan incinirim, bıkarım, usanırım.

Ey her şey güzel olan sevgili bana candan da gönül de sana kurban etmek için verildi. Sen gönlünün incindini söylemiyorsun ama ben o incinişi canımın içinde duyuyorum. Benim baharım geçer gider gönlümdeki gül bahçesi de dikenlerle dolarsa ben bunu nasıl da olur da bilmem. Senin yolunda toprak olmayan beden yılancı sepeti olsun. Senin yolunda toprak olmayan can da yılan kesilsin.


Dilberin Kadehi ve Mecnûn’un Aklı

Şarap içeceksen bari bizim dilberimizin elinden al iç. Güzel yüzü, güzelliği ile alemleri yakıp yandıran sevgilimizin elinden iç. Mecnûn gibi sevgiye engel olan akıl perdesini yırtmak istiyorsan cesur aşkı bul da onun elinden kadehsiz verilen mekansızlık şarabını al iç. Eğer içinde bir sıkıntı varsa gönlün daralmış ise, betin benzin solmuşsa onun gül bahçesine git orada otur. Mahmûr isen onun seçkin mana şarabını iç. Bâyezîd-i Bistâmî, Ma’rûf-i Kerhî Hazretleri gibi hak dostları elde etmek istiyorsan günahlarla dolu olan şu dünyada üzüm şarabını içmeden o yüce âleme ötelere git de orada mana şarabı iç. Yürü, bir işin varsa git işinin başına geç. Madem ki Yûsuf’a âşık değilsin git Züleyhâ’nın gamını ye.

Can aşk meyhanesine bağlanmış kalmış. Ömür de başka mevsim istemiyor hep baharı yaşıyor. Dikkat et de anla ki ömür bu çeşit yaşayış da, bu çeşit yaşayış da, bu çeşit yaşayış da, bu çeşit yaşayış da, ey canım, ey cihanım, benim canımın elinden tutunuz, ey cihanın gözü, benim sözlerime kulak tut. Gönül hayali geldi önüme durdu, başını bağlamıştı, yorgundu, hasta gibiydi. Elimi tuttu, kendi başına koydu, dostun gamıyla perişanım bana yardım edin demek istedi. Benim başımın ağrısı ne safrandan ne de hararetten, benim aşk şarabından mahmûr olmuş. Ey tatlılığıyla gönlümü avlayan güzel, bunların hepsi de cilve, onun istediği ancak sensin. Gönlüm sadece sana hayrandır, sana aşıktır. Benim canım çıkardığı feryatlarla, yediği darbelerle, tambura döndü.

Gönlümün halini tamburun tellerinden çıkan feryatlardan anla. Tanbûr şimdi derdi derdi tellere vurmakta, öteden dertlerimize kadeh kadeh, derman şarabı getirilmekte.


Pîrlerin Pîri Hazret-i Mevlânâ Niyâzı

Ey pîrlerin pîri, kadehimizde sensin, şarabımızda, derdimizde sensin, dermanımızda, tamburu sevdirende sensin, kadehimizde sensin, rebabın sesine ayrı mana katan da sensin, neye ayrı bir hava veren sensin, gudüme mazlara ayrı bir terenen veren sensin. Ey pîrler pîri, Hazret-i Mevlânâ, canımızın canı, dostumuzun dostu, uzaklardan seyredip meclisimize öyle bakma, bizi derinden içimizden yaralama, sensiz semanında neyin de, tamburunda ne tadı olabilir, sensiz divan okunur mu ki ey pîrlerin pîri, meclisimize gel yine başımızı okşa, yine yüreğimizden danlayan kanlarımızı sen avuçlarınla temizle, dertli başımızdaki sarığımızı sık, biz artık nefes alamaz gibi olduk, ey pîrler pîri, Hazret-i Mevlânâ, ötelerden bakma, canımız canına susamış, cana can kat, cana dermansız bırakma.

Hû, hü, hü, hü, hü, hü, hü, hü, hü, Bana bak, bana dikkat et ki, senin mezarında en yakın dostun, can duan arkadaşın benim, dükkandan, evden, bütün seni sevenlerden ayrıldığın zaman seni ben karşıladım, yapayalnız kaldığım vakit seninle ben düşer kalkarım, mezar da benim selamımı duyarsın haberin olsun, zaten hiçbir vakit benden ayrılış düşmedin, gözüme görünmez olmadın ki, senin içinde gölge varlığın ötesinde akıl gibi, düşünce gibi daima seninle beraberim, zevk aldın, neşelendin, sıkıntılara düştün, bunaldığın zamanlarda da senin içindeyim, senden ayrılığı değilim, aşk mağmurlu, arban olarak sana mezarda manevi şaraplar sunar, güzel getirir, seni karanlıkta bırakmaz, buğul uyandırır, pis kokuları gidermek için buğur yakar, kebap verir, mezar hazırlar, kendi gözünle bak ki, kata etmeyesin, şunu anlat ki, gören de, görünen de hep odur, hangi tarafa bakarsan bak, hep beni görürsün, hatta ister kendine bak, ister birbirleriyle savaşanların çıkardığı görüntülere, ister yeryüzünde karınca gibi kaynaşan insan kalabalığına bak, hep beni görürsün, ben görünüşte insanım fakat, sakın ha, sakın benim bu bedenime, bu gölge varlığıma bakarak yanılma, çünkü bu gölge varlığın ötesinde bulunan rûh çok güzeldir, çok tatiftir, beden gibi çürüyecek gelip geçecek değildir, sonsuzdur, aşk ise çok sektir, çok kıskançtır, aşktan başka bir şey tanımaz.


Mezar Yoldaşlığı ve Gören Görünen Odur

Ölüm günümde tabutum götürülürken, bende bu dünyanın derdi gamı var, dünyadan ayrıldığımı üzülüyorum sanma, sakın bu çeşit şüphe düşme, sakın öldüğüm gün bana ağlamaz, yazık oldu, yazık oldu deme, eğer nefsi uyup şeytanın tuzağına düşersen, hayıplanmanın sırası o zamandır, cenazemi görünce ayrılık, ayrılık deme, o vakit benim ayrılık vaktim değil, buluşma, kavuşma vaktimdir, beni toprağın kucağına verdikleri zaman sakın veda, veda deme, çünkü mezar öteki alemin cennetler mekanının perdesidir.


Tabut, Kavuşma Vakti ve Doğuş

Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de doğmayı gör, düşün güneşte ay batıp gözden kayboldukları zaman bir ziyan gelir mi? Hoş geldin, benim canım, cananım, sevalar getirdin meclisimizde, can, hepsini canımda görmek isterdim, bugünün sabırsız bilemedi hikmeti, bu, hu değil bütün pirlerin geleceğini bilemedi ey pîrim pîrânım, hepinizde sevalar getirdiniz, hoş geldiniz, leşe getirdiniz, zevk getirdiniz, dertli gönlümüze ırmaklar yağdırdınız, gözlerimize bahar mahdelerini, bahar kukularını, baharın tadını, tadını sürdünüz, sakın, sakın demeyin göz duyar mı, sakın demeyin göz işitir mi, Allâh isterse gözler kulak olur, kulaklar göz. Bu hal sana bakmak kaybolmak gibi görünse de, aslında bu hal doğmaktır, yeniden hayata kavuşmaktır, mezar insana hapishane gibi zindân gibi görünse de, orası ruhun kurtulduğu yerdir, hangi tohum yere atıldı ekildi de tekrar bitmedi, o ruhun kurtulduğu yerdir, hangi tohum yere atıldı ekildi de tekrar bitmedi, topraktan baş kaldırmadı, niçin insan tohum hakkında yanlış bir dalına düşersin, hangi kova kuyuya sarkıtıldı da dolu çıkmadı, Kaan Yûsuf’u neden kuyudan diye görsün, niçin feryâd etsin, bu dünyaya ağzını yumunca öte tarafı aç, artık senin hay huyun uğraşmaların mekan sızlık alemindedir.


Mezar Toprağı, Buğday ve Kefen Parçası

Benim mezarımın toprağından buğday biter de, sen o buğdaydan ekmek yaparsan onu yiyince sarhoşluğunu hatırlar, o buğdayın hamuru da deli olur o ekmeği yapanda, o ekmek pişiren tandırda yanarken aşk gelirse, sarhoşça beyikler söyler, eğer sen benim mezarımı ziyarete gelirsen, üstümdeki toprak yanının neşeyle oynadığını görürsün, kardeşim benim mezarıma sakın depsiz gelme, çünkü Allâh’ı sevenler onun huzurunda olanlara dert olmak, dertli olmak, kederli olmak yaraşmaz, çenemi bağlamışlar, mezarda yatıp uyumuş gibiyim ama, ağzım sevgilinin lütfettiği mezeleri çiğneme denir, kefenimden bir parçacık yurtlarda göğsüne bağlarsan, canından sarhoş diye bir kapı açılır da, her yandan halk sarhoşlarının çılıp çığırmasını duyarsın, işin iş olur.

Sana her mutlaka uğurlu, hayırlı başka bir iş doğar. Allâh, beni aşk şarabından yaratmıştır, ölsem de çürülsem de ben yine o aşkım. Ben hak sevgisinin şarabıyla öyle kendimden geçmişim, öyle bir mest değilim ki, zaten benim aslım aşk. Söyle bakalım, şarapta sarhoşluktan başka ne doğar? Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez.


Şems’in Rûhu ve Ölümden Sonra Duâ

Hey sevgili, zaten bir duam, bir isteğim var. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Yüzümü karan da kendinden geçsin, bir daha kendini de görmesin.

Ruhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in ruhunun bulunduğu hurca gider de, artık bir daha geri gelmez. Ruhun beni terk eder, Ölümünden sonra dudamı aç, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra gölüm kuşumu serbest bırak. Ölümünden sonra dillerim çözülsün de kadın erkek feryatına feryâd kapsın. Şimdi canım dudağımda, gönlüm kederli bir kederli. Şikayetim yok senden bir bırak alamadım, dünyadan bir bırak alamadım diye. Ben dünyadan bırak isteyen değildim. Ben buradımı talime sakladım. Ölümünden sonra ne muradım varse ver, ölümünden önce benim muradımı vermez. Can bedeni terk etsin, rûh meclilini arasın. Bedenimde, toprakta çürüp gitsin ey sevgilili. Peygamberler hürmetine, sahabeler hürmetine, kirler hürmetine, duamı kabul eyle.

Ölümünden sonra gönlümden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra gönlümden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra gönlümden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra gönlümden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra gönlümden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra gönlümden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak.

Ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak. Ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi çöz, ölümünden sonra dilimi kuşum serbest bırak.


Asr Sûresi, Tevhîd ve Hayırlı Fâtiha

Bismillâhirrahmânirrahîm Ve’l-asr, innel insâne le fî husr İlla l-ladin amenu ve amilû’s-sâlihâti Ve tevâsav bi’l-hakk Ve tevâsav bi’l-hakk Ve tevâsav bi’s-sabr Allahü teâlâ sallâk Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn ve selâmun ale’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn Subhan’e, Rabb’i, ala l-alâ l-rahîm Elhamdulillah, minel şeytanirracîn, Bismillâhirrahmânirrahîm Elhamdulillah, elhamdulillah, elhamdulillah Lâ zibe’l-e fi-i kitâmi-i kerîm Fa’lem ennehû lâ ilâhe illallâh Salât ü selâm, ala seyyidina Muhammedin Lâ zibe’l-e fiad-i şerîfi, afdâru fi-i zikri Fa’lem ennehû lâ ilâhe illallâh Ve alâ âli-i fâsmani şâribin râhîk Ve l-atikati min cemî’e lâ ilâhe illallah Ve el-hikmeti lâ ilâhe illallah Ve l-ruhi fi-i bahdî mağrifetin lâ ilâhe illallah Ve şûr-i alâbeti belk’e lûhi lâ ilâhe illallah Lâ fâsna yâ Rabb Çül-ü şek-i Cufri Yâ’i Mâk-i l-maakirinâ Hesed-i l-hasedinâ Alâbetin l-muadinâ Şer-i nefsin.

Ve şeytani Dünyâ’i Lâ ilâhe İlahi İlahi Iksilâ ilâhe illallah Muhammedin Resûlullah. Onun ismisi da kirân ve matbû başkan olan Cenâb-ı Rahmân İmdisi şerifi cümlemiz hakkı dâbâisi kesreti âşk Muhabbet İstirâd İlahi ilâhateyleye Allâh Allâh Allâh Allâh Allâh Allâh Fâtiha-i şerîfler hayrola Hayırlar ref’ ola Her lana rüdef ola Allâhu Azîmüşşân’ın ismiyle kadderimiz tahi Tahi Dâk ola İstler sâbalar müjdak ola Zûb-ı aşıkan bakışa duhandan ola Sebi Hazret-i Mevlânâ Cenâb-ı Sırr-ı Şemsi Tebrîzî El-Âlmîmân-ı Ali Şefaat-i Muhammedur Resûlullah ve Nebî Allâh’u ümmet salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ Eyvallâh, illallah Muhammedun Resûlullah Destur ya Hazret-i Allâh Ve selâmün aleyküm ve rahmetullâh Ve aleyküm selâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Zikri ve Sâkiye Bak Gazeli: “Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh” — Nesâî, Sehv 44; Tirmizî, Daavât 9 (en faziletli zikrin Kelime-i Tevhîd olduğu); “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” kelime-i şehâdeti — Buhârî, Îmân 1; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât ü selâm — Ahzâb 33/56; “Sen sâkiye bak, onun verdiği şarapla mest olmuş kişiye bakma” — Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Dîvân-ı Kebîr, gazel; Yûsuf’un yüzüne bakan Mısırlı kadınların ellerini kesmesi — Yûsuf 12/31; can balığı ve olta istiâresi ile mecâzî-hakîkî aşk ayrımı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe
  • Sırlar Sahibi ve Aşkın Ateşi: Hak âşıklarının “gökyüzü gibi dönüp durmaları” imgesi ve kâinatın tavâfı — Enbiyâ 21/33, Yâsîn 36/40; aşkın ateşinden hayât fışkırması — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt, “Bişnev în ney” bahsi; Yûsuf’u kıskançlıkla kurt gibi gören kardeşler — Yûsuf 12/17; “hasetler insandan doğar” — Felak 113/5 (haset şerri); tavus-yılan yumurtası temsili ile nefsin kötülüğü — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; “Yarın, öbür gün” diyen nefse karşı — Lokmân 31/34; bugünkü ömrü iyi kullanma — Asr 103/1-3
  • Bugünü Yaşa, Nefsin Vadesine Aldanma: “Namazda yüzünü Bulgar güzeline çevirme, misk için Tatar ceylanının ovasına gel” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; ibadetle yenilenme — İnşikâk 84/19 (“tabakadan tabakaya binmek”); “Bugünü dünden daha iyi olan kurtuluşa ermiştir” — Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs; ermişlerin halkası ve sohbet âdâbı — Kehf 18/28; nefs-i emmâreden nefs-i mutmainneye — Yûsuf 12/53, Fecr 89/27-28; “Kendi nefsinin eşeğine hizmetçi olma” — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif
  • Güzellerin Ayı ve İki Hasta Âşık: “Güzellerin ayı, bir kere daha doğ” hitabı — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; Hazret-i Peygamber’in nûru — Mâide 5/15 (“Size Allah’tan bir nûr ve apaçık bir kitap geldi”); Ahzâb 33/46 (sirâcen münîrâ); “bu evde hasta iki âşık” beyti ile aşığın can ve gönül ikilemesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “Ey sâkî! Başka bir kadehle şarap sun” — Mutaffifîn 83/25-28 (rahîk-i mahtûm); borca karşılık eski hırkayı rehin verme temsili — Nakşibend yolunda istiğnâ — Şâh-ı Nakşibend risâleleri
  • Saklı Bahar ve Kışın Kederi: “Hiddete öfke kapılma, kimseyle kavgaya girme” nasihatı — Fussilet 41/34 (“kötülüğü en güzel olanla sav”); Âl-i İmrân 3/134 (öfkesini yenenler); “sert mızraf vurunca tel gevşer” temsili ile mutedil hizmet — Mevlânâ, Mesnevî; “yaseminlik Allâh’ın bağındadır” ile uhrevî bahar — Vâkıa 56/88-89; “Ötelere sakladık bahârımızı” beytinde bekâ ve kalıcı sevgi — Âl-i İmrân 3/14-15; “Senin yolunda toprak olmayan beden yılancı sepeti olsun” mısrasıyla mecâzî bedenin tâlimi — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr
  • Dilberin Kadehi ve Mecnûn’un Aklı: “Âlemleri yakıp yandıran sevgilinin elinden iç” ile hakîkî sâkî — Muhammed 47/15 (cennet şarabı); Mecnûn ve akıl perdesi — Leylâ vü Mecnûn hikâyesi, Fuzûlî; “Mekânsızlık şarabı” — Şebüsterî, Gülşen-i Râz; Bâyezîd-i Bistâmî ve Ma’rûf-i Kerhî gibi hak dostlarının mâna şarabı — Kuşeyrî, Risâle; Hazret-i İbrâhîm’in halîliyeti bahsinde Yûsuf-Züleyhâ kıssasına atıf — Yûsuf 12/30-32; “can aşk meyhanesine bağlanmıştır” temsili ile ruhun aşk makâmına intisâbı — İmâm-ı Gazzâlî, Mişkâtu’l-Envâr
  • Pîrlerin Pîri Hazret-i Mevlânâ Niyâzı: Gönül hayâli, baş bağlama ve hastalık tasviri — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; tanbûr ve rebâbın feryadı ile kalbin inlemesi — Mevlânâ, Mesnevî I, “Ney”in ağıtı; “kadehimizde sensin, şarabımızda sensin, derdimizde ve dermanımızda sensin” mısrasıyla vâhidiyet — İbn Arabî, Füsûsu’l-Hikem, Fass-ı Nûhî; Hazret-i Mevlânâ’dan himmet dileme âdâbı — Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Hû zikri — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, zikir bölümü
  • Mezar Yoldaşlığı ve Gören Görünen Odur: Mezar arkadaşlığı ve selâmın işitilmesi — Müslim, Cenâiz 102 (ölülerin selâma cevâbı); Kabir arkadaşı olarak amelin tecellîsi — Tirmizî, Kıyâme 26; “Gören de görünen de hep odur” tasavvurunun vâhidiyet makâmı — Kasas 28/88 (“O’nun Zâtı’ndan başka her şey helâk olacaktır”); Hadîd 57/3 (“O ilktir, sondur, zâhirdir, bâtındır”); İbn Arabî, Füsûs; “gölge varlık” kavramı ile a’yân-ı sâbite — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
  • Tabut, Kavuşma Vakti ve Doğuş: “Tabutum götürülürken üzülme, ayrılık deme, buluşma vaktimdir” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, “Merg-i mâ” gazeli; Bakara 2/156 (“innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”); “mezar cennetler mekânının perdesidir” ile Berzah âlemi — Mü’minûn 23/100; güneş-ay batışının görünüşte ziyan olmaması — Enbiyâ 21/33; Yûsuf’un kuyudan çıkışı temsili ile rûhun bedenden kurtuluşu — Yûsuf 12/19; “hangi tohum toprağa ekildi de bitmedi” temsilinde ba’s — Hac 22/5; “ağzını bu dünyaya yumunca öte tarafı aç” ile mekânsızlık âlemi — Kaf 50/22
  • Mezar Toprağı, Buğday ve Kefen Parçası: Mezar toprağından çıkan buğdayın hamurunun deli olması temsilinde aşkın sirâyeti — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “dertsiz gel” nidâsı ile hak dostlarının huzurunda hâlin gerekliliği — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; çene bağı ve kefen âdâbı — İbn Mâce, Cenâiz 10; “kefenden bir parça göğse bağlamak” ile velînin bereketi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zikri’l-Mevt; “âhire dünyadan bir murâd alamadım diye şikâyetim yok” mısrasıyla zühd-i hakîkî — Hadîd 57/20 (dünya hayatının metâı); peygamberler, sahâbe ve pîrler hürmetine duâ — Bakara 2/286
  • Şems’in Rûhu ve Ölümden Sonra Duâ: “Allâh, beni aşk şarabından yarattı” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “Rûhun beni terk eder, Tebrizli Şems’in rûhunun bulunduğu hurca gider” tekrâr bendi ile Şems-i Tebrîzî iştiyâkı — Mevlânâ, Dîvân, Şems-i Tebrîzî mahlasıyla gazeller; Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, Şems-Mevlânâ buluşması; “yüzümü karalayanı kendinden geçir” — fütüvvet ve afv — Âl-i İmrân 3/134 (kâzımîne’l-gayz ve’l-âfîne ani’n-nâs); “ölümden sonra dudağımı aç, dilimi çöz, gönül kuşumu serbest bırak” nidâsıyla Hazret-i Peygamber, sahâbe ve pîrler hürmetine duâ — Bakara 2/255 (âyetü’l-kürsî’ye zımnen atıf)
  • Asr Sûresi, Tevhîd ve Hayırlı Fâtiha: Asr Sûresi — Asr 103/1-3 (“Andolsun asra ki insan gerçekten büyük bir ziyandadır. Ancak îmân edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna”); “Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn ve selâmun ale’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn” — Sâffât 37/180-182; istiâze ve besmele — Nahl 16/98, Fâtihâ 1/1; Lafza-i Celâl ile tevhîd zikri — Muhammed 47/19; salât ü selâm — Ahzâb 33/56; Tasavvuf Vakfı silsilesinde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e uzanan pîrler — Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Seyyid Ahmed er-Rifâî, Şâh-ı Nakşibend, Hacı Bayrâm-ı Velî, Muhyiddîn-i Üftâde Hazretleri — silsile-i şeref; kapanış — “Eyvallâh, illâ Allâh, Muhammedün Resûlullâh, Destûr yâ Hazret-i Allâh”; “Ve aleyküm selâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh” — Nisâ 4/86

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Makâm, Fenâ, Bekā, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı