Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap #63 — İslâmcı Düşüncenin Çöküşü

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap #63 — İslâmcı Düşüncenin Çöküşü. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


İslâmcı Düşünce ve Evrensel Devlet

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Allah’a emanet olun. İslâmcı düşüncenin modernliği bu evrensel devlet anlayışından gelir. İslamcıların ilk Müslüman toplumuna atıfta bulunmaları ve tarihi reddetmeleri tek başına düşüncelerine arkaizm damgası vurmaya yeterli değildir. Bir başka fundamentalist düşünce olan Protıstan reformu bilindiği gibi ekonomik ve siyasal modelleşmeye geçişte en iyi araçlardan biri olmuştur. Peygamberin sünneti tarihten çıkan geleneği kuşatmaya ve böylelikle bir modernliği kapsamaya imkan sağlar. Modernlik selefilerde olduğu gibi sal dışsal bir olgu değil, Müslüman topluma özgü bir veridir de.

Peki İslâmcı düşünce programını yerine getiriyor mu? Tamam inşallah bu Oliver Roy’un bu analizini konuşmaya çalışacağız. Ama buradaki asıl saptanmış soru peki İslâmcı düşünce programını yerine getiriyor mu olacak? İslâmcı düşüncenin modernliği bu evrensel devlet anlayışından gelir. İlk Müslüman toplumuna atıfta bulunmaları ve tarihi reddetmeleri tek başına düşüncelerine arkaizm damgası vurmaya yeterli değildir. Bir başka fundamentalist düşünce olan Protıstan reformu bilindiği gibi ekonomik ve siyasal modelleşmeye geçişte en iyi araçlardan birisi olmuştur. Peygamberin sünneti tarihten çıkan geleneği kuşatmaya ve böylelikle bir modernliği kapsamaya imkan sağlar. Arkaizm bir meselede kullanıldığı çağdan daha eski bir çağa ait biçimi yapının özelliği kelime anlamı bu.

Modernlik selefilerde olduğu gibi saat dışsal bir olgu değil Müslüman toplumu özgü bir veridir de. geçen hafta üç bölüme ayırmıştık. İslamcılar vardı, ondan sonra batılılığa ulaşmış aydınlar vardı. Bunları tanımlarken İslamcılar’ı da tanımlamıştık. İslamcılar nelerdi? Bunlar direkt Kur’ân ve sünneti kendilerine ölçü edip arada olan o kültürel bağlamda yapılan İslâm dışı şeyleri reddedenlerdi. oradan devam ediyor. İslâmcı düşüncenin modernliği bu evrensel devlet anlayışından gelir. Evrensel devlet anlayışı dediği normalde babadan oğula geçmeyen bir devlet anlayışı. Evrensel devlet anlayışı normalde bir şuranın seçtiği bir devlet başkanı ve şûrâ bir devlet başkanı seçerken o devlet başkanı da işlerini istişâre ile götürüyor.

O istişâresiz hiçbir işini yapmıyor, icra etmiyor. Bu düşünce yapısı İslamcılar açısından bugün modern dünyanın devlet anlayışının üstünde bir devlet anlayışı. Çünkü modern dünyada diye nitelendirdiğimiz Batı’da veyahut da ABD’deki yönetimsel biçimi aslında onların da istedikleri noktada değil. Dünya üzerinde yönetimsel olarak bütün devletlerde ve ülkelerde sıkıntılar var. En büyük sıkıntı aslında ABD’de. Aynı şekilde Batı normalde bu sıkıntıyı çok fazla şu anda hissetmiyor. ABD yönetimsel olarak en ağır bir şekilde ABD bunu hissediyor. Aynı şekilde yönetimsel sıkıntılar İslâm dünyasında zaten var. Osmanlı’nın son döneminden itibaren İslâm dünyasında yönetimsel sıkıntılar var. Ve İslâm dünyası bu yönetimsel sıkıntılarının kendi iç dinamikleri ile halledemeyen bir toplum haline geldi.

İslâm dünyası bu yönetimsel sıkıntılarının problemlerinin ne olduğunu, sebeplerinin ne olduğunu, kaynağının ne olduğunu tespit edip bunları dizayn etmesi lazım, düzenlemesi lazım. Ama ne yazık ki bunu düzenleyemiyor ve yönetimsel şeklini evrenselleştiremiyor. Yönetim biçimini evrenselleştiremiyor ve ne yazık ki Batı’nın köhlemiş, Batı’nın şu anda kendisinin dahi değiştirmeyi düşündüğü ama değiştiremediği yönetimsel bir biçimlendirme ile devam ediyor. Bu sadece Türkiye ile alakalı bir şey değil.


Batı, Suud ve Demokrasi Çelişkisi

Mesela örneğin Türkiye’de demokrasi kavgası verilirken Batı, Suûd Arabistan İslamici gibi görünüyor, İslâmî gibi görünüyor. Suûd Arabistan’da böyle bir demokrasi söz konusu olsun istemiyor. Örneğin aynı Batı. Mısır’da darbe yapan Mursi’yi bağrına basıyor. Mursi’nin yönetimsel biçimine herhangi bir laf söylemiyor. Batı’nın zaten en büyük hastalıklarından birisi menfaatperest olması, hakperest olması değil. Batı yönetimsel biçimi menfaatperestliğin üzerine kuruluyor. Batı kendi menfaatperestliğine dokunulmadığı müddetçe Batı herhangi bir şey söylemiyor. Aslında Batı’nın bu noktada klasik olarak bir direkt bir duruşu yok. Herhangi bir fikri olarak bir hakkaniyet noktasında fikri bağlamda herhangi bir şey yok.

En büyük problem de bu zaten. Ve İslâm bu noktada evrensel bir yönetim biçimi kurabilir mi? Evet. İslâm bu noktada bütün dünyanın kabul edebileceği veya hatta Batı’lıların deyimiyle modern dünyanın kabul edeceği bir İslâmî yönetim biçimi var mı? Evet. Ama İslâm bunu kurup Müslümanlar bunu harekete geçirip kurabiliyorlar mı? Hayır. Kurabildiler mi? Hayır. Modernlik selefilerde olduğu gibi salt dışsal bir olgu değil, Müslüman topluma örgü bir veridir de. normalde artık dünya Müslümanları ne yazık ki Müslüman gençliği artık İslamcılık ya da yeni selefîlik olarak algılamakta. sanki dünya İslâmî gençliği veya Müslümanlar hepsi de bu Batı’lıların tabiriyle Neo-selefî denilen yeni selefîlik olarak görüyor.

Bu bağlamda modernliği de algılarken nereden baktığımız önemli. modernliğe bakarken nereden baktık? Normalde modernliğe teknolojik anlamda mı bakacağız? Yoksa ahlâkî bağlamda mı bakacağız? Yoksa felsefi bağlamda mı bakacağız? Modernlik olarak gördüğümüz şey ne olacak? Modernlik olarak gördüğümüz şey ceplerimizdeki cep telefonları ise o zaman en fazla cep telefonu alan en modern toplum mu olacak? Yok. Modernlik olarak biz ahlakı öne koyarsak hangi ahlâkî umdelere sahip olanlar modern toplum olarak nitelendirilecek? modernlik olarak kadınların ve erkeklerin ne kadar ahlaksızca bir tutum içerisine girmeleri mi olacak? Yoksa ahlâkî bir tutum içerisine girmeleri mi olacak? Ahlâkî bir tutum içerisine gireceklerse hangi ahlâkî temel üzerine kuracaklar modernizmi?

Bugün Batı dahi bu modernizmin ne olduğunun üzerinde tam bir görüş birliğine varamamış noktada. Öyle olunca o zaman biz moderniteden ne anlayacağız? ne kadar eşcinsel evlilikler olursa o kadar çok modernitemiz mi artacak? Kadınlarımız ne kadar fazla soyunurlarsa o kadar çok modernitemiz mi olmuş olacağız? Veya ne olacak bizim modern anlayışımız ne olacak? yolların yapılması mı modern olacak? teknoloji ne kadar çok bizde var ise biz o kadar çok modern mi olacağız? Burada modernlikten anlaşılan ne? Bunu normalde yerli yerine koyup tespit etmekte güçlük çekiyor. Batıda güçlük çekiyor. Mesela ahlâk derken hangi ahlâk umdelerini koyacağız? Mesela örneğin Batı’nın şimdi belli bir Protıstan hristiyanları eşcinselliğe karşı, Yahudiler eşcinselliğe karşı.

O zaman bir kısım Batı’da layık olarak nitelendireceğimiz kesim eşcinsel evliliklerinin müsaade edilmesini, böyle cinsiyetçiliğin yapılmasını öngörüyorlar. O zaman biz bu noktada modernlik olarak algılarken ne kadar çok eşcinsel seyviçi olursak bu modernize olmuş olacağız. Bunun gibi sıkıntılar var. modernizmin altı ve üstü doldurulmuş değil. Bir kavram var. Bu kavramın ne manaya geldiğini, bu kavramdan ne anlamamız gerektiği ile alakalı Batı da hemfikir değil.


Selefilik ve Küreselleşme Paradoksu

O yüzden normalde selefileri modernizmin içerisinde görmek veya selefîliği, bugün yeni selefîliği görünüş itibariyle evrenselci görmek ne kadar doğru? Yoksa Batı onları, yeni selefileri modernizmin içinde ve bu noktada evrenselci olduğunda acaba Batı bu yeni İslâm’ın içerisinde, İslâm’ın hayatının içerisinde pimi çekilmiş el bombası gibi atılmış olan yeni selefîliği neden destekler? Oliver Roy gibi bir araştırmacı, kendisi Fransız, İran üzerinde müthiş araştırmaları olan, Amerika’da değişik üniversitelerde ders veren araştırmacı, İslâm’ın bu noktada yönetimsel olarak araştırmacı bir kimse. Peki, normalde Oliver Roy gibi bir kimse, yeni selefileri evrenselci ve aynı zamanda modernizmin içerisinde görüş sebebi ne?

Burada bir kendimce bir soru işareti var. Normalde evet yeni selefîler kendilerince sadece Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini ve o dönemde olup bitenleri kendilerini ölçe aldıklarında, ölçe aldıklarını söyleyip, arada oluşan komple bir İslâmî ilahiyat kültürü, komple bir bu arada İslâm dünyasından sonra Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra çıkan komple kültürü de felsefeyi de küfür olarak adleden. dikkat edin, İslâm dünyasında 1400 yıl, hadi bunun 100 yılını biz ayıralım Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Ebu Bekir Osman Ali dönemini ayıralım, 60-70 yıl yapar. Hadi ondan sonraki normalde ayırdık, geri kalan bütün oluşmuş olan kültürü küfür olarak gören bir anlayış ve oluşmuş olan bilgi birikimini küfür olarak algılayan bir anlayışı biz ne kadar doğru kabul edeceğiz?

Ve normalde yeniden bir İslâm yönetim biçimi ve İslâmî hayat tarzı kurgulanırken normalde nasıl böyle bir şey oluşturulacak? Ve bu kimseler çarşıya her şeye karşı misali Müslüman dünyasının içerisindeki geleneği, göreneği veyahut Müslüman dünyasının içerisindeki kendince o kültürel İslâm’ı da tamamiyetle reddeden bu düşünceyle Allah muhafaza eylesin nasıl bir ortak nokta buluyor bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Ve selefîlik bu manada Müslüman dindarlık Müslüman dindarlık biçimler arasında küreselleşmeye yönelik nasıl açık olabilir? Ve bu küreselleşen bir dünya içerisinde otomatikman kocaman bir kültürsüzlük, kocaman bir düşünce yapısı fukaralı çekmeyecekler mi? düşünebiliyor musunuz? 1400 yıllık bir kültürü reddediyorsunuz. 1400 yıllık ictihâd eden müctehidleri bu noktada kafa yoran, düşünce üreten bütün mesela örneğin Gazzâlî’den Fârâbî’ye, İbn-i Haldun’dan Arabiye kadar bütün hepsini reddederekten Ve hepsine de küfür dengesi vurularaktan nasıl bir yol alınacak, nasıl bir sisteme tutturulacak bu normalde farklı bir şey.

Bir de onlar aynı zamanda cihatçıya kendilerini öyle tanımlıyorlar ya bu neo-selafi bir de İslâm dünyasında kendince kendisini cihâdçı olarak tanımlayanları da büyülüyor. Ve onlar için bir ilahiyat, bir tasavvuf veyahut da bir düşünsel bir şey onu ilgilendirmiyor. Onlar komple eylemden ve şiddetten besleniyorlar. Aslında en enteresan da benim kendimce burada eylem ve şiddet işte Irak’ta, Suriye’de veyahut da Afganistan’da neydi oradaki örgütün adı? Tâlîbân veya Tâlîbân’la beraber orada öldür Ustama Bin Laden’ın ona kurulduğu neydi? El-Kaide. Normalde o El-Kaide’nin Irak’a gelip de kendince isim değiştirmesi, Suriye’de isim değiştirmesi, orada dayiş olması ve onların normalde bu noktada uyguladıkları eylemler, yaptıkları şeyler bu şeyler aslında İslâm’ın radikalleşmesi değil bence. dediler ya onlar radikal İslâmcı diye öyle söyle tanımladılar.

Bence onlar radikal İslâm değildi. Neden radikal İslâm değildi? İslâm, bu öyle bir radikalliği yok İslâm’ın çünkü. Onlar orada bu tip eylemler yaparken bizler burada gerçek İslâm’ın ne olduğunu, İslâm’ın bir radikalizm olmadığını anlatmak için gayret gösterdik.


Radikalizm ve Terbiyesiz Gençlik

Aslında farklı bir şey vardı, hala daha var o. Dünya üzerinde radikalliğe yatkın, terbiye edilmemiş gençler var. Bunlar ister sol cenahta olsun, komünist cenahta olsun, ister milliyetçi cenahta olsun, ister bunlar dini bir cenahta olsun. Aslında onların kendileri radikalizme yatkın kimseler. Radikalizme yatkın kimselerin dini, ırkı, düşüncesi çok önemli değildir. Onlar nerede olurlarsa olsunlar sahip oldukları düşünceyi, sahip oldukları fikri radikalleştirebilecek kimliklerdir. Onu siz örneğin bir sûfî topluluğun içerisine alsanız, bir o sûfî topluluğu ya kendisi gibi radikalleştirmeye çalışır, orayı radikalleştiremezse bu sefer kendisi çeker gider oradan. Çünkü bunu biz zaman zaman dergahın içerisinde, arkadaşlarının içerisinde, değişik kimliklerin üzerinde ben bunu tespit etmiş kimseyim.

Bir adam gelir mesela bir sûfî topluluğun sokaklarda sologan atması beklenemez. Bir sûfî topluluğun camide sologan atması beklenemez. Cami, camide sologan mı atılır? Bir sûfî topluluktan bu beklenmez. Veya da bir sûfî topluluktan böyle çizgi dışı anarşik bir olay beklenmez. Bunun olması mümkün değil. Ve o şahıs böyle bir sûfî topluluğa geldiğinde ya orayı radikalleştirmeye çalışır, kendi radikalizmini oraya dayatmaya çalışır. Eğer orada kendi radikalizmini dayatamazsa orayı terk eder gider. Başka bir yerde bir radikalizm oluşturmaya çalışır. Bunun için, örneğin sûfî topluluklar radikalizmi kendi içlerinde barındırmazlar hiç. Sûfî topluluklar anarşizmi kendi içlerinde barındırmazlar. Bu neden?

Çünkü sûfî topluluklar anarşizmin ve radikalizmin kol gezdiği yerler değildir. O yüzden bu radikalizmin ve anarşizmin kol gezdiği topluluklar veya şahıslar sufileri çok ağır bir şekilde eleştirirler. Bugüne kadar hep eleştirdiler ve onların benim nazarımda siyasi veya dini kimlikleri yoktur. Onların bir tek kimlikleri vardır. Onlar radikalizmi kendilerini ölçe edinmişlerdir. aslında onların kendilerini, bu benim kendimce, onlar kendilerini şeytanlaştırmışlardır. Kendilerini şeytanlaştırdıkları için çevresindeki bütün her şeyi şeytân olarak görürler. Ve o radikalizmden beslenirler, şiddetten beslenirler, şiddetten. Oysa sûfîlik şiddeti tamir eder, şiddeti tadilat eder. Bizde mesela bir sufinin kadını dövmesi düşünülemez.

Bir sufinin küfretmesi düşünülemez. Bir sufinin bir çocuğu dövmesi düşünülemez. Bir sufinin kalkıp da bir kimseye, devlet emretmediği müddetçe, o da devlet memurudur, askerdir, polistir, güvenlik memurudur. Devlet ona emreder, ateş edeceksinler, ateş eder. Sınır boylarında askerlerin savaşması gibi veyahut da güvenlik kuvvetlerinin kötülerle, kötülüklerle mücadele etmesi gibi, terörle savaşması gibi. O zaman devlet emriyle olur, o kimsenin bundaki sorumluluğu kalkar. Ancak bir sûfî o zaman öldürebilir. Öbür türlü öldürebilir mi? Hayır. Sûfîlik bu noktada radikalizmi ve anarşizmi kendi içerisinde barındırmaz. Şiddeti kendi içerisinde barındırmaz. Bu tip şiddet, radikalizm, anarşizm köklü insanlar sufiliğin içerisinde barınamazlar.

Kadın erkek hiç önemli değil. Bu çünkü radikalizme şiddete yatkın kimlikler bulundukları yeri de kendilerine benzetmek isterler. o kimse nereye gider, ne o selefilere gider. Ya kendisini terbiye edecek, düzenleyecek, dizayn edecek sûfî bir topluluğun içerisinde ya da orayı beğenmeyecek oradan çeker gider. Bizim kardeşler de derler ki ya çekti gitti ya gider. Neden? O çünkü radikalizm onu pençesinin altına almış. Onun duygu dünyası radikalizmin içinde. meşhurdur ya bir sûfî kıssasıdır. Birisinin baş veziri yapacak pâdişâh. Ondan sonra bir böyle birisine ceza verilecek.


DAİŞ ve İslâmlaştırılmış Radikalizm

Ondan sonra sorar buna nasıl ceza verelim. o der ki kasaplar gibi keselim, biçelim, dörde beşe katlayalım, etini keminden ayıralım, kurda kuşa yem edelim, kıymaya edelim der. Oradan yaşlı bir kimse yerindedir der. Aslıhu nesluhu diye bağırır. Veya öbürkü der ki şunu şöyle ceza verelim. Öbürkü der ki buna böyle ceza verelim. O yaşlı hep aslıhu nesluhu der. En sonunda normalde pâdişâh sorar neden aslıhu nesluhu diyorsun. Der ki onun babası kasaptı. Kasap dükkanının yanında duruyordu. O cahil bir insan. Kasaplıktan başka bir şey bilmez. O yüzden dedi ceza verirken o böyle kasap gibi düşündü. Etini keminden ayıracaksın, pirzolasını bifteni kuşlara yem edeceksin dedi. Öbürkü şu işi yapıyordu. O yüzden marangozdu.

Marangoz olduğundan destere ve çekiş kullanıyordu, keser kullanıyordu. O yüzden destereyle keselim, çekişle ezelim dedi diye. Sıralar. En sonunda bir tanesi vardır. Affetmek sizin şanınıza yakışır. Siz affedici olun deyince diyor bu da alim bir kimsenin, alim bir zatın oğlu. O da babasından affediciliği öğrendi. Sen bunu başfezer yap diyor. Şimdi normalde şiddet çünkü hep şiddet, anarşi hep anarşiyi çağırır. Başka bir şey olmaz. Sufilerin içerisinde böyle bir şey olmaz. Ama normalde tabi o dünya üzerinde böyle bir proje oluşturdular. İslâm radikalizmin karşıyken radikalliği İslâm’i leştirdiler. Bakın radikalliği İslâm’i leştirdiler. Şimdi önceden radikalizmi komünistleştirmişlerdi. her dünya üzerindeki radikalliğin arkasından solcular, aşırı solcular çıkardı.

Ama Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla artık bu solcular, aşırı solcular radikalizmden uzaklaştırlar. Ve radikalizm kendisine İslâm’ı seçti. Dünya üzerindeki radikalizm kendisine İslâm’ı seçti. Batı bunu İslâm’a seçtirdi. Batı bu elbiseyi İslâm’ın üzerine giydirdi. Bir taşla çok kuş vurdular. Ve İslâm radikalizme anarşiye karşıyken radikalizmi ve anarşiyi İslâm’i leştirdiler. Biz bir baktık dünya üzerinde Afrika’dan Asya’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar televizyonlarda radikal İslâmcı portresi çizdiler bize. Ve bütün televizyonlar, bütün televizyoncular radikal İslâm’dan bahsetmeye başladı. Aslında doğruyu biliyorlardı. Doğru neydi? Radikalizmin İslamlaşmasıydı. Mesela ETA’da radikalizmdi.

Veya İspanya’da neydi adı? Efendim, Irak, İskoçya’daydı. O bask bölge. ETA, ETA. ETA, ETA. İspanya’da ETA. İngiltere’de şeyde neydi o? İngiltere’nin öbür tarafı İskoçya’da Irak. Mesela Avrupa’nın kendi içerisindeki radikalizm. Avrupa bunun bir şekilde o radikalizmi devlet gücüyle bastırdı. Bakın devlet gücüyle bastırdı. ETA’yı tasviye etti. IRA’yı tasviye etti. ASALA bizim başımıza örülmüş bir çoraptı. Bunları tasviye etti. Ve o Avrupa’daki radikalizme yatkın gençler, dikkat edin, Avrupa’da radikalizme yatkın gençleri bilinçli olarak İslamileştirdiler. Şimdi örnekleyeceğim ben size bunlardan. Türkiye Suriye’ye operasyon yapınca oradaki daişlilerin ne olacağıyla alakalı dünyada bir fırtına koptu, öyle değil mi?

Türkiye muhteşem bir şey yaptı. Aynı tuttu batıya. Dedi ki nerenin vatandaşıysa oraya göndereceğiz. Peki buradaki DAİŞ örtüsü altında savaşan Avrupa’nın çocukları değil miydi? Bakın dikkat edin. Suriye’de savaşan Avrupa’nın çocuklarıdı. Bir Fransız, bir Alman, bir İngiliz, bir Danimarkalı, bir Belçikalı. Ve bunlar soy itibariyle Müslüman bir ailenin çocukları değil. Bildiğiniz Fransız bir DAİŞ’çi, bildiğiniz Alman bir DAİŞ’çi, bildiğiniz İngiliz bir DAİŞ’çi. İngiliz. Bildiğiniz Belçikalı bir DAİŞ’çi. Bunların anneleri, babaları Müslüman değil. Dikkat edin buraya. Velev ki annesi babası Müslüman. Nerede yaşıyor? İngiltere’de yaşıyor.


Suriye Göçü ve Sömürge Gençleri

Nereli? Hindli. Neresi? Sonuçta sömürgesinden gelmiş Hindistan sömürgesi. Nereli Afrikalı? Ne sömürgesi? Nereli Şuralı? Fransa’da. Nereli Cezayirli sömürgesi? Nereli Tunuslu sömürgesi? Aa bir İtalyan DAİŞ’çi. Nereli Aslan? Livyalı. Fransa’da Suriyeli bir DAİŞ’çi. Nereli? Suriyeli. Fransa’nın sömürgesi? Ortadoğu paylaşılırken Fransa, siz şimdi onları incelememişsinizdir. Ortadoğu paylaşılırken mesela Suriye, Lübnan diye bir ülke yok ilk önce. Dikkat edin Lübnan diye bir ülke yok. Ürdün diye bir ülke yok. Suûd Arabistan olarak bir ülke yok. Birleşik Arap Emirlikleri diye bir ülke yok. Tarih boyunca yok zaten. Kuwait diye bir ülke yok. Böyle bir ülke yok. Bakın bunlar Osmanlı parçalanırken oluşturulan ülkeler.

Mesela Suriye komple o bölge Fransızlara verilince Fransızlara veriliyor. Bu sefer Fransızlar verilen o ülkeyi ikiye bölüyorlar. Bir Lübnan çıkarıyorlar bir de Suriye çıkarıyorlar. Bir de oradan bir de Hatay çıkarıyorlar. Hatay normalde Atatürk’ün Misaki Milli sınırlarının içerisinde. Sonradan Masada Hatay Türkiye’ye bağlanıyor. Aslında sus payı veriliyor. Çünkü normalde bazı rivayetler var. Paşa Beyrut’a kadar inmek istiyor aşağı doğru. Akdeniz’i çevrelemek istiyor. İdlib, Laskia aşağı doğru gidecek Beyrut’u da içine alacak. Normalde şu anda İsrail sınırı olarak nitelendirilirlerin yerlere kadar paşa inmek istiyor. Orada da Kerkük Musul almak istiyor. Paşanın böyle bir düşüncesi var. Kerkük, Musul, Halep oradan aşağı doğru Beyrut’ta içinde, Lübnan’da içinde o bölgeye böyle paşa almak istiyor.

Paşa anti-siyonisttir. Siyonizm’e hizmet eden bir kimse değildir paşa. Hataları, kusurları, herkesin kendine ait. Bizi ilgilendirmiyor. Ama paşa anti-siyonisttir. Siyonizmin emrinde değildir yani. O yüzden Mason localarını kapatır komple. Bunlar tehlikelidir. Vatana tehlikeli bunlar der. Bütün Mason localarını kapatır. Bütün Atatürkçülerin aslında Mason localarını ve Masonluğa karşı olması lazım. Ama şimdi bütün Atatürkçü geçinenlerin hepsi de Mason’dur. Enteresan bir şeydir. O zaman için Suriye’de, Lübnan’da bir ülke Fransızlara bırakılıyor ve Fransa orayı ikiye bölüyor. Fransa bölüyor orayı ikiye. Bakın ikiye bölüyor. Oralara girmeyelim. Ama Fransa’da örneğin bir DAİŞ’çi var. Nereli? Köklere Suriyeli.

O Hama, Humus, Müslüman kardeşler, Esad’in babası olan Esad döneminde o Müslüman kardeşlerle alakalı çıkarılan sıkıntılar da Suriye’de. Bu yeni göç değil Suriye’de. Herkes şimdi Suriyelilerin yeni göç ettiğini düşünüyor. Değil. Müslüman kardeşlerle alakalı sıkıntı var. Hama, Humus meselesi var. Suriye’de Müslümanlar daha önce de göçmek zorunda kaldılar. Onlar o zaman Fransa’ya göçtüler. Fransa oradan gelen göçmenleri kabul etti. Bu sonradan Suriye’de verili şeyler düzenlenince bir kısmı tekrar ülkelerine geri döndü anlaşmayla beraber. Şu anda Suriyelilerin büyük bir çoğunluğunun bu yurt dışına çıkanların, çıkmaya çalışanların Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da, Avrupa Birliği’nde değişik yerlerde akrabaları var zaten.

Bu yeni değil. Ve orada yaşayan kimseler bu sefer ne oluyor? Radikalleşiyorlar. Ve radikalizmle beraber nereye gidecek radikalizm? Bu noktada SSCB dayılınca Batı kendi içerisindeki radikal unsurlarını islamlaştırıp, İslâm dünyasına servis ediyor. Tam göbeğine nereye? Suriye, Irak, Afganistan, ondan sonra Yemen. Bunlara gönderiyor. Nereden geliyor? Batı’dan geliyor. radikalizmin pençesinde olan kimseleri islamlaştırdılar. Ve onları nereye gönderdiler? Yine İslâm dünyasının içerisinde. Ve onlar kiminle savaştı? Yine Müslümanlarla savaştı. Bakın oyun küçük değil. O yüzden Oliver Roy, bakın bunların hepsi de tasarlanmış olabilir.


Suud, İran ve Afganistan Fiyaskosu

Ben burada şimdi komple teorisi kurmak istemiyorum. Oliver Roy, ne o selefileri evrensel İslâmcı olarak görüyorsa onun altını çizerim ben. Burası çok tehlikeli bir nokta. Bakın tüm kültürü, felsefeyi, düşünceyi, mezhepleri, meşrepleri, tasavvufu ve 1400 yıllık oluşan ilahiyatı küfür olarak gören, reddeden bir topluluğu evrensel görüyorsa bir kimse bunun altını çizmek lazım. Evet. Çünkü bu şiddet eğilimli, radikalizmin şeytani pençesine düşmüş olan kimselerin İslâm’la özdeşmesi mümkün değil. Ve tabi bu batıdan gelen o radikalleşmiş insanlar aynı şey Türkiye’de de mevcut. Mesela bir kimse batının her türlü ahlâkî pisliğine bulaşmış bir kimse o radikalizmle tanışınca keskin bir şekilde kendince cihâdçı bir ruha sahip oluyor kendince.

Ve diyorsun ki savaş sebebin Kur’ân ve Sünnet olursa ancak şehit olursun. Kiminle savaşıyorsun? Müslüman bir kimseyle savaşıyorsun. Bütün radikalizme kaymış olan topluluklara baktığınızda hiç batılılarla veya İsrail ile savaşan yok. Allah iyiyesin inşallah. O yüzden normalde bu tip insanlar benim nazarımda İslâmî bir olgunlaşmaya varmadan radikalleşen insanlar. sûfî topluluklar bu yüzden çok önemli. Sûfî topluluklar insanları İslâmî bir olgunlaşmaya, kemalata, erdemliliğe götürür. O yüzden Batı veya İslâm dünyasının kendi içerisindeki kurum ve kuruluşlar gerçek sufili istemezler. Çünkü insanları belli bir İslâmî olgunluğa ulaştıracak. Peki İslâmcı düşünce programını yerine getiriyor mu? Bize göre başarısızlık vardır.

Çünkü İslâmcı düşünce modernliği düşünmeye çabalayarak izlediği düşünsel yolun sonunda geleneğin, İslâmî siyasal muhayyilesi ile ve onun temel açmazıyla buluşur. Siyaset ancak bireysel erdem temelinde yükselebilir. Oliver Roy. Şimdi, bu önce baştan şunu söyleyelim. İslâmcı düşünce programını yerine getiriyor mu? Hayır. Bu benim kendi şahsi düşüncem. Oliver Roy demiş ya bize göre başarısızlık var. Evet buraya katılıyorum. Bunu böyle nitelendirmek istemiyorum. Ama yine bir önceki Cumhurbaşkanı siyasal İslâm bitmiştir dedi ya birkaç hafta önce de biz ona bir atıfta bulunmuştuk. O yoldan yürümek istiyorum. Siyasal İslâm normalde bugüne kadar siyasal İslâm denilen bir kavram oluşmamıştı. Yüz yıldır, yüz elli yıldır, iki yüz yıldır öyle söyleyeyim.

Siyasal İslâm kavramı oluşturuldu. dinin siyasallaşması gibi. Oysa böyle bir kavramın oluşmasına gerek yoktu. Bunu baştan söylüyorum ama bu kavramla nitelendiriliyor mu şu anda? Evet. O zaman normalde şimdi başarısızlığı araştıracaksak ya normalde komple çevreye bakmamız lazım. Osmanlı yıkılmış. Osmanlı’nın içerisinde bir İslamcılık düşüncesi oluşmaya başlamış. Bu İslamcılık düşüncesi geçen hafta da bunu işlemiştik. Değişik yerlerde konuşulmaya tartışılmaya başlanmış. bunun devletin yönetimsel biçiminden tutun da insanların İslâm’ın tanımlaması, bilmesi, öğrenmesi, yaşamasına varıncaya kadar. O zaman Osmanlı’dan sonra kendisini İslâmî bir yönetim ve yöntem olarak tanıtan birincisi Suûdîler var.

Şimdi bu başarısızlığı biz orta yere koyarken kendisini normalde İslâmî olarak kurulduğunu söyleyen bir Suûd devleti var. İkincisi sonradan İslâmî bir devrim yaptığını söyleyen İran var. Normalde bunlar devrim, İslâmî bir devrim yaptık iddiasıyla yönetime geçtiler. İran’daki İranlılar hala da aynı şekilde devam ediyorlar. Normalde bu Afganistan’daki kargaşadan sonra Tâlîbân orada bir İslâm devleti kurduğunu söyledi. Öyle değil mi? Ve o İslâm devleti kurduğunu söyleyen Afganistan meydanda şu anda. Normalde bu benim kendi düşüncem. Suûd’daki İslâmî yönetim, İran’daki adına İslâm denilen yönetim, Afganistan’daki İslâm denilen yönetim.


Cihatçılar ve Siyasî Fikir Zayıflığı

Normalde buradaki başarısızlıkların hepsi de İslâm’a mahalledildi. Devam ediyorum. Bunu takip eden İslâmî cihâdçılar. şeyde Fas, Tunus, Cezayir’de FIS. Orta Doğu’da İslâm’ın Kurtuluş Örgütü, İKO. İslâmî Kurtuluş Örgütü. Böyle bir örgüt var. Filisin Kurtuluş Örgütü, Ergir Aynı Örgütler bunlar. Ve Müslüman kardeşler, Mısır da çok etkin. Suriye de etkin. Değişik isimler altında. Fas, Tunus, Cezayir. Bunlarda daha farklı isimler de etkin. Afrika’dan içeri doğru gittiğimizde Baku, Haram var ya. Normalde daha etkin. Oralarda da etkin. bu İslâmî Müslüman kardeşler, Ürdün de etkin, Yemen de etkin. Şimdi Yemen iç savaşı var. Şimdi bunlara baktığımızda Türkiye’de içini alabiliriz. Türkiye’deki değişik cemaatlerin isimleri, değişik olan cemaatlerin çalışmaları, mücadeleleri.

Bunun Osmanlı’da temeline, Osmanlı’nın son döneminde temeli atılmış Risale-i Nur, Medüze Manzahedi Nursi hareketi. Ve onların parçalanması. Okuyucular, yazıcılar, üfleyiciler, Zehra grubu gibi. Ardından içinden çıkan zamancılar, Fethullah Gülen cemaati gibi. Ve aynı zamanda bunların karşısında milli görüş, milli selamet partisi çizgisi, milli selamet partisi, ondan sonra refah partisi, ondan sonra biz onların devamı demesek dahi içlerindeki kadro devamının telinde AK Parti. refah partisi fazilet ardından AK Parti. Bunun gibi normalde toplulukların bütün bunların hepsine baktığımızda başarısızlıkları, bunların başarısızlıkları İslâmî siyaset söylemini ve hayalini çökertti. en sonunda en yetkili ağız olarak Abdullah Gül, dünya üzerinde siyasal İslâm bitmiştir.

Sözünü söyledi. Tabi her ne kadar bu söz bir yerlere bir mesaj. bizim içinde bulunduğumuz yeni siyasi hareketin böyle bir siyasal İslâm derdi olmayacak, söylemi olmayacak diyerekten yola çıkmak gibi ben algıladım bunu. Ama bunu normalde bu çökmenin sebebi yine kendilerinin yetiştiği, kendilerinin geldiği topluluk olamaz mıydı acaba? Veyahut da bütün biz bunu dünya üzerinde baktığımızda İran başarısız, ben kendimce başarısız olarak görüyorum. Suûdi Arabistan’ı İslâmî bir yönetim olarak başarısız olarak görüyorum. Afganistan zaten başarısız. Bu noktada İslâm devleti veya siyasal İslâm olarak görülen dünya üzerinde başarılı bir devlet, bu noktada hatta başarılı bir siyasi hareket de yok. Ben başarılı bir siyaset hareket de görmüyorum.

Müslüman kardeşler, Mısır’da başarısız, Cezayir’de, Fas’ta, Tunus’ta başarısız hatta Müslüman kardeşlerin içinden çıkma, Cezayir’de, Fas’ta bazı liderler konumundaki kimseler bu noktada kendilerinin siyasal İslâmcı olmadıklarını ve bu bağlamda kalmadıklarını ve her birisi batıyla bir şekilde anlaştılar veya içinde bulundukları devlet yönetimleriyle anlaştılar. Bu noktada kendileri bir adım değil üç beş adım attılar. Ve madem ki o kadar çile neden çekildi, o kadar sıkıntı neden çekildi, o kadar problem neden yaşandı, bunu sorgulayacak hiç kimse yok. Ve bu başarısızlık benim nazımda birinci derecede fikri olarak bir başarısızlık. Ben başarısızlığı kabul ediyorum, bunu şöyle diyebilirdim. normalde başarısız kalınıldı, konuyu kapatabilirdim.

Ama normalde bence biz bu başarısızlığın temeline inmemiz lazım. biz bataklığı görmezsek o zaman biz o başarısızlığın sebebini bilmezsek, başarısızlığın nelerden kaynaklandığını bilmezsek biz yine hamasi nütuklara kanıp o başarısız olan toplulukların arkalarından gidebiliriz. Bu fakirin kendince başarısızlık sebebinin birinci derecede fikri planla düşünce planında bir başarısızlık oldu. Düşünce planındaki başarısızlıktan dolayı o düşüncesizlik, o temel bir fikir oluşmaması, temel bir fikir oluşmaması erdemsiz bireylerin yetişmesine sebep oldu.


Erdemsiz Bireyler ve Siyasal İslâm

Yani tırnak içerisinde, İslâmî siyasetin içerisinde bulunan topluluklar erdemli bireyler yetiştiremediler. Erdemli insanlar yetiştiremediler. Davalarına sadık davası neydi? Kur’ân ve sünnetti. Kur’ân ve sünnete sadık, Kur’ân ve sünnetin emrettiği erdemlilik ölçüsünde bireyler yetiştiremediler. Asıl başarısızlığın temelinde ben bunu görüyorum. Evet siyasal İslamcılar dünya üzerinde komple başarısızlar mı? Bence komple başarısızlar. Türkiye’de dahil buna. Bakın Türkiye’de dahil buna. Başarısızlar mı? Evet. Bunun temel sebebi fikri planda zayıflıkları, fikri planda bir şey üretememeleri. Kur’ân ve sünnet orada. Kur’ân belli, hadisler belli. Kur’ân ve sünnetten faydalanarak, oradan beslenerekten fikri planda bir şey üretemediler. fikri planda bir şey üretemedikleri için kendi içlerinde bulunan topluluklar, topluluklar, erdemli topluluklar olmadı. kendi içlerinden çıkarmış oldukları, bir meclis ücresi, bir belediye başkanı veyahut da bir bürokrat.

Devletin ve belediyenin şatafatından, şatahatından gözleri kamaştı hepsinde. Ve aldandılar. Devletin ve belediyelerin ellerindeki makam, ekonomik, hava, civa böyle bir gösteriş onların gözlerini kamaştırdı. Ve gözleri kamaşan bu siyasal İslâm olarak nitelendirilen o topluluğun bireyleri bozuldular. Bozuldular. Biz hep bunu Uhud’taki okçular tepesinde duran okçularla anlatılmaya çalışıldı bu. Bu Hazret-i Peygamber’in sağlığında ve döneminde bize ganimetlerden bir şey kalmayacak, herkes ganimetleri orada paylaşıyor. Okçular tepesini terk edip Hazret-i Peygamber’in emrini terk edip gelen o sahabeler topluluğu bize örnek olarak gösterilirken siyasal tırnak içerisinde tekrar siyasal İslâm disturu ile hareket eden topluluklar ve toplumlar okçu tepesini terk edip gelip, bu toplular okçu tepesini terk ettiler.

Bunun arkasında bir nefis terbiyesinin olmayışı kemalata doğru bir yol gidilmemesinden kaynaklandı. Bu siyasi İslâm’ın siyasi kanadını oluşturan bu kimseler ne yazık ki doğru bireyler yetiştirmedi. Ve bunlar ister devlet kademelerinde bir göreve geldiklerinde, ister belediyelerde bir göreve geldiklerinde ne yazık ki diğerlerinden farklı bir şey yapmadılar. Bu işin acı tablosu ve İslâm’ın kendi içerisinde koymuş olduğu kuralları kendileri çiğnediler. Dinin kuralları vardı. Dinin kuralları Kur’ân ve Sünnet’ten çıkma kurallardı. Dinin yasakladıkları vardı. Bunlar devlette değişik bürokratik makamlara geldiklerinde veyahut da belediyelerde belli bir noktalara geldiklerinde bu kurallar manzumesini kendileri çiğnediler.

Ve bu onların İslâmî bir erdemliliğe ulaşmadıklarını, bir nefis terbiyesi yaşamadıklarını, helâl-harâm çizgisini uygulayamadıklarını gösterdi. Bu benim nazımda İran’da da, Suriye’de de, Afganistan’da da, Filistin’de de, Ürdün’de de, Yemen’de de, Türkiye’de de, Fas cezayir Tunus, Libya, Lübnan’da da bu İslâmî tırnak içerisinde siyasal İslamcıların veya siyasal İslâmî toplulukların içlerinde bu virüsler, bu kokuşmuşluk devam etti. Ve bunlar hala da devam ediyor. O yüzden başarısızlık var. Ve İslâmî bir erdemliliğe ulaşmak farz iken onlar bu erdemlilikten uzaklaştılar. Ve bu noktada toplumun, toplumun erdemleşmesi, kemala ermesi, dinileşmesi o tırnak içerisinde siyasal İslamcılar, siyasal İslamcılar bu söylemlerle yola çıktılar.

Ama ne toplumları değiştirip dönüştürebildiler ne de kendilerini İslâmî noktada değiştirip dönüştürebildiler. Ve insanlar acı bişe, belli bir makama gelmek için, belli bir yere gelmek için o siyasal İslamcıların içerisine girip kendilerince namalanmaya çalıştılar.


Menfaat, Çürümüşlük ve Adaletsizlik

İşte devletten namalanmak, belediyelerden namalanmak adına hiçbir kaide ve kural kendilerine koymadan yürüdüler. Ve başarısızlığın, bozulmanın, kokuşmuşluğun, çürümüştüğün bayraktarlığını yaptılar. Ve İslâm toplumu adalet beklerken adaletsizliği getirdiler. Erdemli olmayı gerektirirken İslâm erdemsizliği getirdiler. Ve artık dünya evrensel bir söyleme aç iken bu siyasal İslamcılar dinî milliyetçilik yaptılar, ırkî milliyetçilik yaptılar. Dini ve ırkî milliyetçilik yaparak dünyaya evrensel bir mesajın verilemeyeceğini görmediler ya da gördüler bu onların işine gelmedi. Siz dini bir milliyetçilik yaparak bir Hıristiyan’a bir şey anlatabilir misiniz? Anlatamazsınız. Siz dini kendi dindarlık milliyetçiliğinizi alırsanız.

Din sadece o zaman ben Müslümanım diyen emi? Biz bir Hıristiyan’a din anlatamayacak mıyız? Biz bir Yahûdî’ye İslâm anlatamayacak mıyız? Farkında değiliz. Bizi hegemonyanın altına alıp kısırlaştırıyorlar. Biz bir Hıristiyan’la diyalog kuramıyoruz. Biz bir Yahûdî’yle diyalog kuramıyoruz. Biz bir ateistle diyalog kuramıyoruz. Biz bir teoculu, inanamayacak mıyız? Biz bir teoculu, inanamayacak mıyız? Biz sadece Müslüman topluluklarının içerisinde, ben Müslümanım diyenlerin içerisinde kısılıp kalmakla mükellefiz. Orada kısıyoruz. Ya ırk milliyetçiliği olacak veya ulusal bir milliyetçilik olacak. Oraya biz bağınalca yapışıp kalacağız. Ya da din milliyetçiliği olacak. Biz oraya bağlı kalıp oturacağız.

Bu kalıplaşmış bir din, kalıplaşmış bir ırkçılık olacak. Ve bu tehlikeyi yine tırnak içerisinde söylerekten siyasal İslamcılar bunu bile bile Müslüman dünyanın üzerine bu gömleği giydirdiler. Bile bile. Çünkü eğer Müslüman dünya, Müslüman dünya adaleti, hakkaniyeti, Müslüman dünya Kur’ân ve Sünnet’e dayalı bir yönetimsel biçimi isterse, isterse, o zaman Suûd hükümeti ve Suûd yönetim biçimi yıkılmak zorunda. Eğer İslâm dünyası olmazsa olmaz olan, olmazsa olmaz olan, insanı insan eden ve insanı yeryüzünde halife kılan olguları isterse, İran devlet yönetimi yıkılmak zorunda. Ve Osmanlı’nın bırakmış olduğu bütün devlet yönetimleri yıkılmak zorunda. Yıkılmak zorunda derken, değişime ve dönüşüme tabi tutulmak zorunda.

Yıkılırken devlet yıkmakten yana değilim. O değişimi ve dönüşümü gerçekleştirmek zorundalar. İran İslâm Cumhuriyeti, İran İslâm Cumhuriyeti adı İslâm Cumhuriyeti. İçinde İslâm yok. Muallaların hegemanyasında kurulmuş bir cumhuriyet. Suûd İslâm Devleti. Kral Faysal Sülalesinin Devleti. Başka bir şey değil. Adına devlet derseniz, Hak’tan, adaletten, hukuktan, insan haklarına saygısı olmayan, hatta Kur’ân ve Sünnet’te hiç alakası olmayan bir Suûd İslâm Devleti var elimizde. Yine Hak’tan, adaletten, İslâm’dan nasibi olmayan elimizde bir İran İslâm Cumhuriyeti var. Yine ama Türkiye’de, ama Cezar, Fas, Tunus, Mısır, ama Ürdün, Filistin, Yemen gibi, Pakistan, Hindistan, Afganistan, bunların hepsini de koyabiliriz içine.

Oradaki Müslümanların kendilerince, devleti değiştirme ve dönüştürme hayaliyle yaşayan o siyasi topluluklar, ne yazık ki küçücük bir belediye veya devlette herhangi bir göreve ve vazifeye geldiklerinde heva ve heveslerinin kurbanı oldular. Ve İslâm dünyasının hayallerini yok ettiler. Yine aynı şekilde ama Türkiye’de ama değişik yerlerde kurulmuş veya kurdurulmuş olan, kurulmuş veya kurdurulmuş olan, tırnak içerisindeki İslâmî cemaat, tarîkat, bizim adına ne topluluğu derseniz deyin, bu toplulukların değişik yerlerde, metallarla parayla, pulla, makamla karşılaştıklarında bozulup dağılmaları gibi. Ve bunlar ne yazık ki tırnak içerisinde yine Batırlıların tabiriyle İslamcılık, İslâm ülkelerinin bu kötü makus duruşunu değiştiremedi.


50-100 Yıllık Fiyasko ve Hüsrân

Hayaller ne yazık ki toprağa gömüldü. Ve bu benim, benim nazarımda 50 yıllık bir fiyasko var, 100 yıllık bir fiyasko var. Büyük bir fiyaskonun içerisindeyiz. Başarısızız. Müslümanlar olarak başarısızız. Başarısızız. Ve ben Müslümanım, siyaset yapacağım, siyasetle bunları düzelteceğim diyenler başarısız. Ve yine olan İslâm toplumuna oldu. Yine hayalleri toprağa gömüldü, yine aldatıldı, yine hüsrana uğradı, yine sarf ettikleri, bakın sarf ettikleri enerjileri, sarf ettikleri paraları, pulları heba oldu. Bakın heba oldu. Ve Müslümanlar bu 50 yılın, 100 yılın sonuna geldiklerinde ne yazık ki kan, göz yaşı, adaletsizlik, erdemsizlik, cahillik, kayırmacılık, aldatmacılıktan başka ellerinde bir şey gelmedi.

Bir şey kalmadı ellerinde. E bunun açık örneği İslâm dünyasına baktığımızda var. Yine vassat Müslümanlar, fukara, kimsesiz, yine toplumun ikinci sınıf, ikinci, üçüncü sınıf elemanları, yine İslâmî doğru gelişmeler olacak hayaliyle yola çıkan İslâm toplumu 50 yılın, 100 yılın sonunda hüsrana uğramış vaziyette. Ümitsiz, umutsuz, gelecekle alakalı hayali olmayan, gelecekle alakalı hayali olmayan, hayal kurumaya dair korkan bir İslâm toplumu var şu anda. Hayal kurumaya dair korkan bir İslâm toplumu var. Bu acı bir şey. partileri aldatmış onları. Cemaatleri aldatmış, bağlı bulundukları tarikatları aldatmış, şeyhleri aldatmış, medyası aldatmış, basını aldatmış. Bunların çokça örneği var mı içimizde?

Var. Çokça örneği var mı? Var. alkışladığımız, ondan sonra Aydın Doğan’ın bütün foyalarını meydana çıkardı, meydana çıkaracak dediğimiz Ahmet Hakan şu anda hürriyetin ve CNN’in başında aynı Ahmet Hakan Aydın Doğan’ın whisky kadehini taşıyordu. Yine bizdenmiş gibi görünen, bizimle berabermiş gibi görünen siyasetçiler, akça kavak yaprağı gibi rüzgar ne tarafa eserse o tarafa dönüyorlar. Ve ben kendi ülkemden bunu örnekleyecek olursam, belli bir makama ve mevkiye gelen devletin şatafatını ve şatıatını, belediyelerdeki şatafatı ve şatıatı gören Müslümanların gözleri kamaşıp, geldikleri yeri unutmaları, geldikleri yere sırtını dönmeleri, geldikleri yeri tuğ kaka ilan etmeleri meydanda. Ve örneğin burada sakalı hemen hemen herkesin böyle kısa, benim Abdurrahman var mesela, örneğin bir siyasetçi şu anda tırnak içerisinde, İslâmî siyasetçi Abdurrahman’ın sakalından uzaklaşır, onunla görülmek istemez.

Veya bizim Gudumze’nin sakalıyla böyle görülmek istemez. Sebep, kendince der ki yani layık kesimden oy alamam diye düşünür. Satar bizi. Satar mı? El cevap satar. Bu başarısızlıklarının arkasında bir temelde, düşünce temelinde üretememek, iki, erdemli insanlar, bunları siyasal İslamcılar olarak söylüyorum, erdemli insanları yetiştirememek, üç, Akçenin döndüğü devlet ve belediye kademelerinde gözlerini kamaşıp, kendilerince heva ve heveslerine uyması, dört, devleti yönetmeye başlayan kimselerin kendilerince Amerikan Emperyalizmi veya Batı Emperyalizmi ile kol kola girmeleri ve Amerikan ve Batı Emperyalizmin Gudümünde devam etmeleri. Ben başarısızlığı bu dört ana kalemde toplamış olayım. Daha bunun farklı nedenlerin içindeleri var.

Bir sürü ben buraya notlar bile almışım kendimce. Bu, notları okuyayım mı hızlı bir şekilde? Evet. Öyle garip bir siyasi İslâm ki, yalnızca başka Müslümanlara karşı kullanılan bir siyasi İslâm. Cemaatlere, tarikatlara, sufilere karşı duran bir siyasi bir İslâm. Siyasi İslamcılığın siyaset sahnesinden yok olduğu sanılmasın. Aksine Müslüman ülkelerde Amerikanın ve Batı’nın her dediğini yapacak, ama bizdenmiş gibi görünecek bu siyasi topluluklar lazım. İslâmî siyaset artık bir anlamda sosyal demokratlaştı.


Oliver Roy, Câmi Yolu ve İstiğfâr

Artık bir başka yeni toplum ya da mutlu yarınlar için temel oluşturacak düşünsel bir model sunmuyor. Tabiri caizse hatta o çarpık eski yapıyı daha iyi koruyorlar. Günümüzde herhangi bir Müslüman ülkede İslamcılık ne tür bir siyasal zafer kazanırsa kazansın, bu aldatıcı olacak. Adetlerden başka bir şeyi değiştiremeyecekler. Hak, adalet, İslâm’ın hukuk noktasında hiçbir şey yapamayacaklar, yapmayacaklar. Siyasi İslamcılık yeni siyasal biçimler oluşturmaktan, şûrâ gibi, meşveret gibi, halka açılmak gibi, halkın İslâmî istekleri gibi, İslâm hukuku, şerî’atı yeniden kurmaya çalışmak gibi şeyleri gündeme getirmeden işini görmeye bakacak. Bunlar ise siyasal İslamcılığı halkın gözünde sıradanlaştırıyor, diğerlerinden bir farkının kalmadığını gösteriyor.

Sözlerim ağır olabilir ama düşüncem bu. Allah cümlemizi affetsin inşallah. Biraz ağır gidiyor belki de ama ben bu soruyu soranın gıyavında yine teşekkür edeceğim. böyle içimi dökmeme sebep oluyor, biraz zamanım alıyor yazmak çünkü ben böyle on parmak yazamıyorum ya. Ondan sonra on parmak yazamadımdan dolayı ben kafamdakileri dökcem derken çok kelime eksikli oluyor. ne bileyim cümle düşüklüyor oluyor. Geriye dönüp bir daha düzeltmeye canım istemiyor. Biraz böyle sonradan düzelteceğim derken beni yoruyor ama velakin benim hoşuma gidiyor. Şeyden devam edeceğiz. İslamcıların siyasal hareketi devletlerin ya da İslâmî toplulukların ortaya çıkışına yol açmak şöyle dursun. Ya devlet mantığına İran ya da yeniden düzenlenmiş olsa bile geleneksel bölünmüş diye Afganistan geri dönmektir.

Aktörleri ne söylerse söylesin her siyasal hareket otomatik olarak layık bir alanın yaratılması ya da geleneksel bölünmüş diye geri dönüştür. Bunu kimden almış böyle ya? Oliver Roy’dan almış. Of of of of of of tespitler muhteşem. Evet bu 26. sayfadaymış. Sen bunu komple fotoğraflayıp atmıştın değil mi bana? El-Fâtihâ El-Fâtihâ El-Fâtihâ El-Fâtihâ El-Fâtihâ, aha sorular var. El-Fâtihâ diyecektim ama sorulara da bakayım. Önce buraya bir not düşeyim de. Hoş önümüzdeki Cumartesi kandil zaten değil mi? Önümüzdeki Cumartesi kandil, kandilde yine Allah izin verirse şeydeyiz. Meydandayız yine. İnşallah. Şuraya bir not alayım diye vaktinizi aldım kusura bakmayın. İsterseniz kusura bakın da görün ne oluyor.

Bayındırılık damarım bir tutmasın. Bayındırılık damarım tutarsa kaçın zaten kaçabildiğiniz yere kadar. Kaçabiliyorsanız. Şuraya devamlayayım. Bugün ayın kaçıymış 14.03. Ayın kaçıymış 14.03. Evet. Bunları alabilirsin. Teşekkür ederim. Bu ne? Soru mu bu da? Evet. Evet. 2-3 haftadır cami önündeki caddeyi yolu kapatıyorlar derviş kardeşler. Çok şikayet var. Evet. Caminin önündeki yolu kapatmayın. Hadîs-i şerifi söylemeyin. İnsanların gelip geçeceği yolu kapatanlara Allah lanet etsin. Hadîs-i şerif var. Biz insanların gelip geçeceği yolu kapatamayız. Böyle bir şey yapamayız. O yüzden belediyenin yolu bize ait değil. Yolda arabası olanlar varsa arabalarına çeksinler. Bir daha da koymasınlar. Utanmadan çekin.

Varsa arabası olan çeksin. Bu soruyu yazan burada mı? Efendim? Sen mi yazdın bunu? Var mı yok mu dervişlerden arabası olan yok demek ki. Evet. İbn Âtâ’ullâh el-İskenderî gelin tacı isimli kitabında Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Kalbime bazen gaflet gelir de buradan dolayı günde yüz defa Allah’tan af dilerim yazıyor. Gaflet noktasında şüpheye düştüm. Yazım hatası mı sizce yok sadı şerif böyle mi? Normalde böyle kalbime bazen gaflet gelir de sözünü okumadım hiç. Allah bizi affetsin. Ama ben de günde gaflet gelip gaflet yapıyorum. Allah bizi affetsin. Ama ben de günde yüz kez tövbe derim adı şerifini okudum. İmâm-ı Gazzâlî’nin kitabında şeytân insana iyilik amellerini hafif gösterir.

Böylece insanlar onu sabırlı ve iffetli olarak görürler. O da bununla nefsine mağrûr olur ve helâk olur gider yazıyor. Bunu açıklayabilir misiniz? Şeytân insana iyilik amellerini hafif gösterir dedi.


Şeytânın Hilesi ve Ofis Randevusu

Onu böyle iyilik amellerini kolay yaptırır ona. Neden? İnsanlar ona iyi desinler. Birisine iyilik yapacak ya gösteriş yaptırır ona. O manada. Ofisenize geliyorum. Zil yok size ulaşamıyorum. Ofisenize davet eder misin? Bir kardeşe hiçbir kimse. O an da bu noktada, bu arkadaş bilmiyor herhalde. Kimseye bir randevu veremiyorum. Çünkü orada olamıyorum. Orada bulunamıyorum. Öyle olunca da ben üzülüyorum. Bu sefer o kimseye randevu verirsem psikolojik olarak kendim sıkılıyorum. O yüzden arkadaşlar, kardeşler bu noktada haklarını helâl etsinler. Oradaysam oradayım. Görüşüyorum zaten bir sıkıntım yok. Ama orada değilsem orada değilim. Veyahut da kapalıysa kapalı normalde müsaade olduğumda kapıyı pencereye açıyorum zaten.

Sıkıntı yok. Ama özür dilerim hakkınızı helâl edin. Eğer değilsem orada yapacak bir şey yok. Sonuçta ben hem Bursa içinde hem Bursa dışında derslere gitmeye gayret eden bir kimseyim. O yüzden benim de kendimce insani ihtiyaçlarım oluyor. Hazırlık yapıyorum. Bakın bu sohbete gelirken de sonuçta elimi kolumu sallaya sallaya gelemiyorum. Belli bir hazırlığım oluyor. Bu hazırlık esnasında kapıyı pencereyi kapatıp içeride bununla ilgileniyorum. Bazen saatlerce bir hadîs arıyorum. Ben böyle kes, kopyalı yapıştır da yapmak istemiyorum. Bir hadîs arıyorum. Nerede oku duydum? Nerede gözüme iliştiydi? Haydi başlıyorum. Şimdi o şartlarda kapı kitli. Ama kepenk çekik, aman kepenk çekik değil. Bazen zaman zaman bunu size tarif ediyorum.

Bazen zaman bunu size tarif ediyorum. Böyle ne büyük işler yapıyormuşum gibi manasında değil. Tirmizî değil miydi? Hadi Tirmizî altı cilt onu indir. Hadi şey demeydi ne o? Kütüb-i Sitte demeydi. Hadi onu indir. Hadi şunda mıydı? Ara Allah ara. Onda mıydı? Bunda mıydı? Hadi bazen yoruluyorum. Bilgisayardaki yüklü olan hadislerden arıyorum. Bazen bulamıyorum. Vahit burada mı? Vahit calayır. Geldi mi? Gelmedi mi? Gelmemiş. Bazen ona diyorum bu hadîs kitabı sende PDF olarak yüklü mü? O diyor yok yüklü değil ben bulup göndereyim sana. Şimdi örnekliyorum. Masanın üzerinde 3-4 tane hadîs kitabı açık. Koltuğun üzerinde açılmış. oradan başka bir kül diye indirmişim oraya. O esnada ne o normalde birisi geliyor şimdi.

Ne yaparsınız? Yapacak bir şey yok. Bu kadar zamanım var. bu kadar zamanım yok zamanım. Ne yapabilirim? Yaş geçiyor. O yüzden kimse kusura bakmasın. Hakkınızı helâl edin. Herkes gücünün yettiğinden sorunlu. Örnekliyim şimdi bir şey yapıyormuş gibi algılanmasın. Yarın Gelibolu’ya gideceğim. Buradan gelse gelse Gelibolu’ya bir otobüs insan gelir. Öyle değil mi? 30 kişi 40 kişi gelir. Geri kalan hepsi burada mı? Burada. Salı gün Tekirdağ’a gideceğim. Kaç kişi gelir? Hiç kimse gelmez. Ondan gideceğim. O kimse şöyle kendisi gibi düşünüyor. normalde onun işi yok. Onun gidecek bir zamanı bir yeri de yok. Benim var. Salı gün herkesin işi varsa işine gidecek. ne bileyim nerede çalışıyorsa işine bakacak.

Öyle mi? Öyle. Ben yol gideceğim. Hazırlık yapmam lazım. Ben cum’a entesi buraya sohbete geleceğim. Bakın normalde gelen bu değerlendirmeler kolay bir şey değil. Oliver Roy’u ben sorulardan okudum. Hadi bu sefer Oliver Roy’u inceliyorsun. Kimin neymiş kimin fesiymiş. Oliver Roy hakkında kimler ne tespitte bulunmuşlar? Gizli servislerin adamı mı? Batı’nın adamı mı? Amerikanın adamı mı? Gerçekten bir araştırmacı mı? Araştırmacılık yaparken hangi üniversitelerde araştırmacılık yapmış? O üniversitelerin siyasi kimliği? O üniversitelerin düşünce kimliği? O üniversitelerin arkasında kim var? E bunlar zaman alıyor. Şikayetçi değilim. O yüzden kardeşler de bu noktada şikayetçi bulunmasın. Şikayette bulunmasınlar.

Allah razı olsun. Vaktim varsa genelde orada arkadaşlarla görüşüyorum. Vaktim yoksa yapabilecek bir şeyim yok. İşim varsa yapabilecek bir şeyim yok. O yüzden hakkınızı helâl edin. Kimseye randevu veremiyorum. Kusura bakmayın. El-Fâtihâ.


Kaynakça ve Referanslar

  • İslâmcı Düşünce ve Evrensel Devlet: Oliver Roy, İslâmcı Düşüncenin Fiyaskosu (Şûrâ ve istifışâre mecburiyeti — Âl-i İmrân 3/159 “İşlerde onlarla müşâvere et”; Şûrâ 42/38 “İşleri aralarında istifışâre iledir”); Prıtistan reformı ve fundamentalizm tartışması; Kur’ân ve sünnete doğrudan dönüş savı — Haşr 59/7; evrensel halifelik ve babadan oğla intikal etmeyen yapı — Müslim, İmâre 16; arkaizm kavramının tanımı
  • Batı, Suud ve Demokrasi Çelişkisi: Suûdi Arabistan’da demokrasi reddi ve meleketu’l-mutlaka rejimi; Batı’nın menfaat-perest duruşu; Cihâdçı hareketlerin günceli; Osmanlı’nın son dönem yönetim problemleri ve hilâfet kurumu — Âl-i İmrân 3/110 (“Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz”); Meccele-i Ahkâm-ı Adliye’deki idare nizamı
  • Selefilik ve Küreselleşme Paradoksu: Neo-selefî oluşumun evrensel görünümü; 1400 yıllık İslâm kültürünü küfür ile itham etme vahimeti — Fârâbî, İbn Sînâ, İmâm-ı Gazzâlî, İbn Rüşd, İbn Arabî’nin katkısı; hadis inkarına karşı sünnetin hücciyyeti — Haşr 59/7 (“Peygamber size ne verdiyse alın”), Nisâ 4/80, Ahzâb 33/21; Müslim dindarlığının kültursel fakirleşmesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-İlim
  • Radikalizm ve Terbiyesiz Gençlik: Sûfî toplulukların radikalizmi ve anarşizmi barındırmaması — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; şiddet yasağı — Mâide 5/32 (“Bir cana kıyılması veya yeryüzünde fesâd çıkarması karşılığı olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir”); Hucurât 49/9 sıkı zülmündür; sufi’nin hadîdsi “Müminin eliyle diliyle bir şeye zarar vermemesi” — Buhârî, Îmân 4; şeyhülislam Üftâde geleneğinde “nefs-i emmare” ile mücadele âdâbı
  • DAİŞ ve İslâmlaştırılmış Radikalizm: ETA, IRA, ASALA gibi Avrupa içi radikal grupların devlet gücüyle tasviye edilmesi; Avrupa’da radikalleşme eğilimli gençlerin İslâmlaştırılması — Oliver Roy, Le Djihad et la mort (2016); Cihâdçı hareketlerin kurulumu — Bakara 2/208 (“Ey îmân edenler! Hep birden sulha giriniz”); mü’minin hayatının kutsiyeti — Mâide 5/32; Batı’nın İslâm ile radikalizmi özdeşleştirme stratejisi
  • Suriye Göçü ve Sömürge Gençleri: Fransa’nın Suriye-Lübnan mandası; 1982 Hama-Humus olayları ve Müslüman Kardeşler hareketi — Esad dönemi; Hindistan, Afrika, Cezayir, Tunus, Fas sömürge haritası; SSCB’nin çöküşünden sonra Batı’nın radikal unsurları İslâm dünyasına servis etmesi; Suriye, Irak, Afganistan, Yemen cihâd sahaları; Ankebut 29/64 (“Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlencedir”); İsrâ 17/81 (“Hak geldi, bâtıl yok oldu”)
  • Suud, İran ve Afganistan Fiyaskosu: Suûdi Arabistan’ın “İslâmî yönetim” iddiasi; İran’daki 1979 devriminin Humâynî sonrası yapısı; Tâlîbân’ın Afganistan “İslâm devleti” iddiasi; üç yönetim modelinin hüsrânı ve İslâm’a maledilmesi; hilafet-i âliyye-i Osmâniyye ile karşılaştırma — Hucurât 49/13 (“Sızlerin en değerlisi en muttaki olanınızdır”); günün dindarlığının yöneticiler eliyle satılması — Mütaffifîn 83/1-3
  • Cihatçılar ve Siyasî Fikir Zayıflığı: Fas, Tunus, Cezayir’de FIS (Front Islamique du Salut); Orta Doğu’da İKO (İslâmî Kurtuluş Örgütü); Filistin Kurtuluş Örgütü ve diğer cihâd hareketleri; erdemli birey yetiştirememe fiyaskosu — Kalem 68/4 (“Sen şüphesiz büyük bir ahlâk üzeresin”); Ahzâb 33/21 (“Allah Resûlu’nde güzel örnekler vardır”); Kur’ân ve sünnete sadık kalmanın temeli — Haşr 59/7, Nisâ 4/59
  • Erdemsiz Bireyler ve Siyasal İslâm: Kur’ân ve sünnetin emrettiği erdemlilik — Şems 91/9-10 (“Nefsini temizleyen kurtulmuş; kirletense helâk olmuştur”); siyasal İslâmın toplum dönüştüremem fiyaskosu — Ra’d 13/11 (“Bir toplum kendilerindekini değiştirmedikçe Allah da onlarda bulunanı değiştirmez”); nimetlenme arzusu ve makam sıcakı — Tirmizî, Zuhd 14; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zem-mi’l-Câh; Fetih 48/29 (“Muhammed Allah’ın Resûlüdür, onunla birlikte olanlar kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise merhametlidir”)
  • Menfaat, Çürümüşlük ve Adaletsizlik: Siyasî toplulukların bozulup dağılması; adalet âyeti — Nisâ 4/58 (“Aranızda adaletle hükmetmenizi emrediyor”); dinî ve ırkî milliyetçilik eki tamı — Hucurât 49/13; evrensel mesaj verme kabiliyetsizliği; Hıristiyan ve Yahûdî ile diyalog; Âl-i İmrân 3/64 (“Gelin ortak bir sözde birleşelim”); Fetih 48/26 (“kâfirlerin kalplerine ͡amiye”); kokuşmuşluk ve çürümüşlük — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
  • 50-100 Yıllık Fiyasko ve Hüsrân: Hilafetin ilğasından (1924) bu yana Siyasal İslâm’ın başarısızlığı; hüsrâna uğrayan mü’minler — Asr 103/1-3 (“Muhakkak ki insân hüsrândadır”); hayal kırıklığı; tırnak içinde “İslâmcılık” ve Müslüman ülkelerde Amerika-Batı hizmeti yapan siyasî topluluklar; sosyal demokratlaşma — Oliver Roy, İslâmcı Düşüncenin Fiyaskosu; Cum’a 62/5 (yüklü merkep benzetmesi); Âl-i İmrân 3/110 (en hayırlı ümmet)
  • Oliver Roy, Câmi Yolu ve İstiğfâr: Oliver Roy’un 26. sayfa tespiti (siyasal hareketin lâik alan yaratması ya da gelenek bölünmüşlüğü); Mirâc Kandili — İsrâ 17/1 (“Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yürüten Allah eksikliklerden münezzehtir”); “Câmi yolunu kapatanlara lanet” — Ebû Dâvûd, Tahare 15 (“İnsanların yoluna eziyet edeni lanetleyin”); Müslim, İmân 73; günde 70 veya 100 istiğfâr — Müslim, Zikr 41 (“Ben de günde yetmiş defa Allah’tan mağfiret dilerim”); Buhârî, Da’avât 3; İbn Âtâ’ullâh el-İskenderî, Tâcu’l-Arûs bağlamı
  • Şeytânın Hilesi ve Ofis Randevusu: Şeytânın iyilik amellerini hafif gösterip gurura sevketmesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zemmi’l-Gıybe ve Kitâbu Zemmi’l-Gırûr; riyakârlık uyarıları — Buhârî, Rıkâk 36; Müslim, Zühd 46 (“Sizin için en fazla korktuğum şey küçük şirkdir, riyâdir”); Bâyındır’da dersler, Bursa içi ve dışı sohbetler; Gelibolu, Tekirdağ seyr-ü sefâhaları; hadîs aramak için Tirmizî ve Kütüb-i Sitte’nin altı cilti; Kehf 18/28 (“Sabah akşam Rablerine yalvaran kimselerle beraber ol”); randevu verememe uyarısı ve helâl edişme; son el-Fâtihâ nidâsı

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Zikir, Nefs, Sünnet, Çile, İstiğfâr, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı