Haliyle: Hayatı Sünnete Örmek: Hz. Resûlullah’ın Haliyle Hallenme
Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi ne zaman üzeriz? Hem onun ümmetiyiz deyip hem gözümüzü dike dike haram işlersek üzeriz. Hem onun ümmetiyiz deyip hem sünnetinin dışında bir hayat standardı oturtursa üzeriz. Birinci derecede haramlardan uzak durulmalıdır. İkinci derecede Hz. Resûlullah’ın sünnetiyle örülü bir hayat kurulmalıdır — işte bu tarikattır, tasavvuftur. Onun haliyle hallenmek ise hakikattir.
Sabahtan kalktığınızda günlük yaşantınızı komple sünnete örün: bir şey giyerken sağ ayağından giyip çıkarırken soldan çıkarmak, yemeğe başlarken besmele çekmek, önünden yemek, toplulukta bir şeyi yedireceğin zaman önce etrafındakini yedirmek, bir tehlike anında önce etrafındakini korumak. Böyle yaşarsan bütün gününü ibadete geçirmiş olursun. İçinde terk edilmiş sünnetler vardır; terk edilmiş sünneti ihya eden için yüz yedi şehit sevabı vardır (Tirmizî, İlim 16).
Haramlardan Uzak Durma: Birinci Derecede Sorumluluk
Din haramlarla çevrilir. Bir kimsenin sorumluluğu birinci derecede haramlardan olur. Birisini eleştirmemiz gerekiyorsa, o kişide bir haram görmemiz lâzımdır — ve bunu gözümüzle görüp kulağımızla duymamız lâzımdır. “Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir” (Müslim, Îmân 95, No: 55). Tatlı bir şekilde nasihat ederek haramdan geri döndürmeye çalışacaksın.
Tek şahit yetmez; mahkeme nasıl tek şahitliği kabul etmiyorsa, biz de bir şeyi gözümüzle görüp kulağımızla duyduktan sonra yanımızda bir şahit daha olmalıdır. Şeytan insanların damarlarında dolaşır (Buhârî, Bedü’l-Halk 11); sesleri taklit edebilir, fitne çıkarabilir. Haramlarla sınırlanmadığımızdan dolayı kendimizi sıkıntılara düşürüruz.
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri: “Bir Edebime Bin Derviş Feda”
Abdülkâdir Geylânî hazretleri demiştir: “Benim bir edebime binlerce derviş feda ederim.” Aslında kendisi feda etmez; dervişler kendi kendilerini feda ederler. Üstad oraya bir kimseyi dikmiş, kimi diktiyse dikti — ona tâbi olmak edeptir. Bir kimse “Ben bunu tanımam” dediğinde, onu da tanımazlar. Bu yolun usûlüdür, hukukudur, yârâsıdır.
Üstadlar genelde dervişleri dışarı atmak istemezler: “Zikir halakasından kopmasın, cemaatten kopmasın, Allah’ı zikretsin; belki bir gün nefsine galip gelir” diye sabr ederler. O kimse de kendini haklı zanneder; halbuki bu üstadın merhameti, şefkatidir. Ama üstad vefat ettikten sonra o kimseler bir daha asla bir üstada gidemezler.
Vefat Eden Şeyhin Ardından: Velilik Kapısı Kapanmaz
Ölen şeyhe hizmet etmek kadar kolay bir şey yoktur; ölen şeyin peşinden gitmek nefse tatlı gelir. Yapma diyen yok, kalk diyen yok, tokat vuran yok. İstediğini yaparsın. Kimi kendi kendilerine “Üveysî yolunu” açtık derler — Veysel Karanî hazretlerinden bile haberleri yoktur.
Kıyamete kadar velilik kapısı kapanmayacaktır. Kıyamete kadar veliler, mürşid-i kâmiller, ebdâller, kırklar, yediler, üçler vardır — hadisle sabittir. Eğer bir kimse yaşayan bir veli bulamıyorsa, muhakkak daha önce üstadının kapısına ihânet etmiştir; Allah ona kapıyı kapatmıştır. Açılması için çok tövbe etmesi, yalvarması, yakarması, göz yaşı dökmesi lâzımdır.
Evli Tasavvuf Ehlinin Zorlukları
Ehli tasavvufun yolu zor olduğundan kıymetlidir. Herkes bir engel atıyor önüne: kayınvalideler, kayınpederler, akrabalar giriyor devreye. Evlenen derviş — kadın veya erkek fark etmez — bir şekilde engelleniyor. Kadın: “Çocuk hasta, korkuyorum, beni anama götür” diyor. Erkek: “İşte bu gece derse gitmeyeyim” diyor. Önce üç ay, beş ay, altı ay ara veriyor; sonra dersi de bırakıyor.
Kayınpeder gelip “Damatımız dergaha gitmesin” diyor. Soruyorum: “Bu adam içki içseydi kızını verir miydin?” — “Vermezdim.” “Kumar oynasaydı?” — “Vermezdim.” “Bu adam içki içmez, yalan söylemez, hırsızlık yapmaz — bunları dergahda öğrendi. Sen bana diyorsun ki onu dergahtan men et.” “Velâ men esdallü min men menea mesâcidAllahi en yüzkerâ fîhesmüh” — “Allah’ın zikrini yasaklayanlardan daha zalim kim olabilir?” (Bakara Sûresi, 2:114). Kayınpeder kalıyor, tövbe ediyor.
Allah’ın Boyasıyla Boyanmak
“Sıbgat Allah — Allah’ın boyasıyla boyanın” (Bakara Sûresi, 2:138). Allah’ın boyasıyla boyanmanın ölçüsü Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmektir, onun ahlakı üzerine olmaktır. Onun ahlakı ve hidayeti üzerine olmayanlar, kendi kendilerine Allah’ın boyasıyla boyandıklarını söylerlerse şeytan onları aldatmış olur.
Bir kısım ehli tasavvuf, sünnet-i Resûlullah’a uymadan, onun haliyle hallenmediği halde, onun hidayetine tâbi olmadığı halde kendilerini bu makamda görürlerse, yola ihânetleri olur. Ölçü Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmektir.
Pozitif İlim ve Din İlişkisi
Bir kimsenin pozitif ilme veya pozitif bilime karşı gelmesi uygun bir şey değildir. Mevcut dünya ilişkileriyle dinî ve âhiret ilişkilerini ölçülü bir şekilde götürmek, o dengeyi kurmak lâzımdır. Okullarında başarılı olacak, başarısını ileriye götürecek, aynı zamanda dinî hayatını da ihmâl etmeyecektir.
Kaynakça
- Hadis: “Din nasihattir” — Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’l-Îmân 95, No: 55
- Hadis: “Şeytan insanın damarlarında kan gibi dolaşır” — Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü Bedü’l-Halk 11
- Hadis: Terk edilmiş sünneti ihya eden yüz şehit sevabı alır — Tirmizî, Sünen, Kitâbü’l-İlim 16
- Âyet: “Allah’ın mescidlerinde isminin anılmasını engelleyenden daha zalim kim?” — Bakara Sûresi, 2:114
- Âyet: “Sıbgat Allah — Allah’ın boyası” — Bakara Sûresi, 2:138
- Âyet: “Sizi eşleriniz, çocuklarınız, mallarınızla imtihan ederiz” — Tegâbün Sûresi, 64:15
- Hadis-i Kudsî: “Kulum farzlarla bana yaklaşır, nâfilelerle beni sever…” — Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Kitâbü’r-Rikāk 38, No: 6502
- Tasavvuf: Abdülkâdir Geylânî — “Bir edebime bin derviş feda ederim” sözü; el-Fethu’r-Rabbânî
- Tasavvuf: Velilik silsilesi ve ebdâl, kırklar, yediler, üçler — Suyûtî, el-Habâik fî Ahbâri’l-Melâik
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Silsile, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı