Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nasihatler ·

(NASİHAT⧸2) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 18.05.2023

Batıla karşı. Cihad eden kullarından eylesin. Allah razı olsun hepinizden de inşallah bu akşamki nasihat tövbe etmekle alakalı. İnşallah dilimizin döndüğünce tövbe etmekle alakalı. Sohbetimiz olacak. ...


Mustafa Özbağ Efendi 2. Nasîhat Sohbeti'nde tövbe etme mevzûsunu Nisâ 4/17 («Allâh katında makbûl olan tövbe ancak cehâletle kötülük işleyip hemen tövbe edenlerin tövbesidir; işte onların tövbesini Allâh kabûl eder. Allâh her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir») ve Tahrîm 66/8 («Ey îmân edenler, Allâh'a Nasûh bir tövbe ile tövbe edin») âyetleri çerçevesinde tafsîl eder. Tövbe Hz. Âdem'den itibâren bütün dînlerde var olan, bütün peygamberlerin ümmetlerine emrettiği temel olgudur; ilk tövbe eden Âdem aleyhisselâmdır. Sohbet kâbil olan tövbenin acele edilmesi (cenâze defniborç ödemetövbe), akşâm namâzı sonrası Allâhümme Ecirnâ tövbesinin gece amel sunumunun en sonunda Allâh'ın huzûruna çıkma sırrı, «Allâh sondan başa doğru bakar» hadîsi, Nasûh tövbenin bir daha geri dönmeme şartı, Allâh'ın sevdiği sıfatlar (tövbezikircömertliknamâzmü'mîne yumuşaklıkcihâd), 100 Sübhânallâhi ve bihamdihî tövbe virdinin günâhları deniz köpükleri kadar bile olsa silmesi, Nahl 16/119 (bilmeden günâh işleyip tövbe ve nefsi düzeltme), Hicr 15/49-50 (Allâh çok bağışlayıcımerhametli ama azâbı da can yakıcıdır), En'âm 6/54 (selâm olsun size, bilmeyerek kötülük işleyip tövbe edip nefsini ıslâh eden), nefis terbiyesi (emmârelevvâmemülhimesâfiye), tövbe sonra hayra çevirme, kulmîzân hadîsi kudsîsi (Allâh kulun günâhlarını affetmekle kalmaz hayra çevirir), son nefeste kelimei şehâdet getirmeden ölme tehlikesi, «Banyoda takunya sesibomba sesi» nükte ile besmelekelimei şehâdet bilmeyen genç delikanlı misâli, çocukları kolejlere-AVM'lererestoranlarauçuk hayata göndermek ama Yâsîni Şerîf okumayıharamhelâli öğretmemek, Hûd 11/112 («Sen emrolunduğun üzere dosdoğru ol») Resûli Ekrem efendimizin «Beni Hûd sûresi kocattı» tâbîri, «Hatâkârların en hayırlısı tövbekâr olanlardır» hadîsi, Buhârî'nin Allâhkul tövbe diyalogu hadîsi kudsîsi, ve haddini bilmek bahisleri ile tafsîl olunur.

Nisâ 4/17 ve Tahrîm 66/8: Cehâletle Hatâ + Hemen Tövbe + Nasûh

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: bu akşamki nasîhat tövbe etmekle alâkalı olacak. Cenâbı Hak Nisâ 4/17'de buyurmuştur: «Allâh katında makbûl olan tövbe ancak cehâletle kötülük işleyip hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte onların tövbesini Allâh kabûl eder. Allâh her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.» İkinci âyeti kerîme Tahrîm 66/8'dir: «Ey îmân edenler, Allâh'a Nasûh bir tövbe ile tövbe edin.» Tövbe ma'lûmunuz üzere bir çirkinlikten, bir sapkınlıktan, bir haramdan, bir yanlışlıktan, bir eksiklikten pişmân olup geri dönmek; bu bütün Âdem'den itibâren bütün dînlerde var olan, ve bütün peygamberlerin kendi ümmetlerine tavsiye ettiğiemrettiği bir olgu. Çünki Cenâbı Hak yer yüzüne gönderirken onu İslâm dîni üzerine gönderdi; ve Âdem yer yüzünde bir ilk Müslümân olarak, bir de Peygamber olarak, bir de dîni bu noktada anlatandîni tebliğ eden olarak gönderildi. Ve Âdem aleyhisselâm da Cennet'ten kovulmasındançıkarılmasından dolayı tövbe etti; bu manâda ilk tövbe eden de Âdem atamız oldu; ve Âdem aleyhisselâm nasıl ilk hatâ yapansa, ilk tövbe eden de Âdem aleyhisselâm oldu, ve Cenâbı Hakk'ın ilk tövbesini kabûl ettiği de Âdem aleyhisselâm oldu.

Acele Edilecek Yerler: Tövbe-Cenâze Defni-Borç

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: hani «Acele ediniz: ölüyü gömmekte acele ediniz, borcu ödemekte acele ediniz, tövbe etmekte acele ediniz» (Tirmizî, Edeb 71; Ebû Dâvûd) — bunlar acele edilecek olan şeyler. Hâlbuki acelecilik başka bir mes'elede — hani «Acele işe şeytân karışır» manâsında hadîsi şerîf de var. Ama hayırhasenât işlemekte, tövbe etmekte, zikretmekte, namâzı zamânında kılmakta ne yapacağız? Acele edeceğiz. İftârı etmekte acele edeceğiz; acele edilecek olan yerler var. Ölüyü gömmekte: bir kimse vefât etti mi, kimse onu bekletmeyecek, onu acele edeceğiz. Hani var ya, şimdi sonradan bid'at olarak çıktı, bu iki gün bekletiyorlar, «Nereden işte filân ciğerden oğlu gelecekmiş, filânca ciğerden kızı gelecekmiş» bekletiyorlar; ölüyü bekletmek bid'at, yok böyle bir şey, İslâm'da yok. Ölüyü gömmekte acele denir; ölmüş hemen, ilk — aslında hazırlanabiliyorsa — ilk namâz vaktinde gömülecek. O ölüyü gömmekte acele — bunun gibi bir kimse de günâh işledi, o işlenmiş olduğu günâhın farkındabilincinde, o farkındabilincinde olarak işledi, hemen tövbe edecek. Diyeceksiniz ki: yâ bir insân farkındabilincinde olarak günâh işler mi? Evet, nefis böyle bir şeydir. Bir kimse günâh olduğunu bile bile onu yapar mı? Elcevâb yapar; mıyız? Hepimiz için, hepimiz yaparız; günâh olduğunu bile bile işleriz. Hiç olmazsa Cenâbı Hak «Tövbe edin hemen, buna acele bir şekilde tövbe edin, rücû edin geriye, dönün, yapın yapacağınızı» çünki hani her akşâm vaktinde ameller Allâh'a sunulur.

Allâhümme Ecirnâ Tövbesi: Allâh Sondan Başa Bakar

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sûfîlerin gece dersi de bu sebepten önemlidir. Sûfî hemen akşâm namâzından sonra tövbe eder. O akşâm namâzından sonra okunan «Allâhümme ecirnâ» tövbesiduâsı bununla alâkalıdır. Akşâm namâzından sonra ameller Cenâbı Hakk'a sunulurken en son tövbe et, çünki «Allâh sondan başa doğru bakar, baştan sona doğru bakmaz» diyor hadîsi şerîfte. O yüzden o kimse ne yapacak? Onunla, ilk tövbe ile ilk önce Allâh'ın huzûruna çıkacak; tövbe Allâh'ın huzûruna çıkınca geriye yönelik Cenâbı Hak tövbesinin burnunu manâda tövbe etmiş onu yazacak. İşte ikinci âyeti kerîmede «Nasûh tövbe ile tövbe» buradaki Nasûh'tan kasıt. Bununla alâkalı bir çok rivâyet var, değişik rivâyetler. Bu geçmiş ümmetlerden Nasûh adında bir kimse vardı, onun yapmış olduğu hatâlarlagünâhlarla alâkalıydı diye, bu tip mevzûlar var. Burada önemli olan şu: o kimsenin sağlam tövbe etmesi, bir daha geri dönmemesi. Sağlam tövbe ederse ona Nasûh tövbesi yapıyor; ve normâlde o Nasûh tövbe bir daha geri dönmezse, Allâh onun bütün kötülüklerini ne yapıyor: silmiş oluyor.

Tövbe İbâdettir: Allâh Tövbe Edenleri Sever

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: tövbe etmek biz Müslümânlar için, biz sûfîler için önemli bir, bizim için bu ibâdet; bakın tövbe etmek ibâdet bizim için. Tövbe etmek Allâh'ı zikir, Cenâbı Hakk'ın peygamberi Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri diyor ki: «Günde ben en az 70, başka bir rivâyette 100 kez Allâh'a tövbe ederim» (Buhârî, Daavât 3). Bir çok âyeti kerîme var tövbe ile alâkalı; ama bunun normâlde benim için en önemli affettiğim şu: «Allâh tövbe edenleri sever» (Bakara 2/222) — bakın en önemli affettiğim yer burası: Allâh tövbe edenleri sever. Allâh'ın sizi sevmesini istiyorsanız, Allâh'ın sevdiği sıfatlara bürünün: Allâh tövbe edenleri sever; Allâh zikredenleri sever; Allâh cömertleri sever; Allâh namâz kılanları sever; Allâh kendi yolunda cihâd edenleri sever; Allâh mü'mînlere yumuşaklık gösterenleri sever; Allâh mü'mînlere affedip onlara müşfik davrananları sever; Allâh kendi yolunda cihâd eden, koşturan, dimdik duranları sever. Demek ki bunlar Allâh'ın sevdiği sıfatlar; tövbe de Allâh'ın sevdiği sıfatlardan birisi.

Sûfîlerin Handikapı: «Rü'yâmda Görmediğimi Yapmadım»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bir kimsenin kendini günâhsız görmesi zaten mümkün değil; ama ola ki böyle nefsine uyanlar da olabiliyor — kendini o esnâda günâhsız görüyor, ve'yâhud da işte kendini günâhlardan arınmış görüyor, ve'yâhud Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri gibi günâhlardan korunmuş görüyor; bunları sûfîlik adına söylüyorlar. Ve'yâhud da: «Ben bir hatâ yapsam, ben bunu rü'yâmda görürdüm; ben bir günâh işlemiş olsam beni îkaz ederler» — sûfîlerin handikaplarıdır bunlar. Biz bir yanlışlık yapsak bizim kulağımızı çekerler; sûfîlerin bunlar handikaplarıdır. Nerede kullağını çekecekler onu rü'yâsında? «O çok önemli, ya, onu muhakkak rü'yâsında birisi îkaz edecek, o çok önemli birisi»? Çünki hâlbuki üstâdı devâmlı îkaz ediyordur; üstâdının îkâzını îkâz olarak kabûl etmez; o der ki: «Ben bir hatâ yapsam rü'yâmda görürüm.» Oysa tövbe herkes için geçerli. İşte diyor ki Cenâbı Hak: «Ey îmân edenler — bu îmân edenlere âid — Nasûh bir tövbe ile Allâh'a tövbe edin; siz bir daha aynı hatâlara, aynı yanlışlıklara, aynı eksikliklere düşmeyecek şekilde ne yapın? Allâh'a tövbe edin; siz öyle tövbede sâdık kalın ki bir daha o içkiyi içme, bir daha okumalı (kumarı) oynama, bir daha birisinin kalbini kırma, bir daha annebabana ‘Öf’ deme, bir daha ribâyafâize bulaşma, bir daha Cenâbı Hakk'ın haram kıldığı, Hz. Muhammed Mustafâ'nın haram kıldığı fiiliyâtlara bulaşma; öylesine bir Nasûh tövbe ile tövbe et» öylesine bir Nasûh tövbe ile tövbe etti, bir daha geri dönme; hiçbir güç, hiçbir kuvvet, hiçbir nefis, hiçbir şeytân, hiçbir hevâ-heves seni tekrar geriye döndürmesin, seni tekrar o bataklığın içine atmasın.

100 Sübhânallâhi ve Bihamdihî: Deniz Köpükleri Kadar Günâh

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: düşünebiliyor musunuz, sûfîler her gün derslerinde 100 sefer — tâbî derslerini çekerlerse — dersini çekerse. Sûfî dersini çekmiyor — bu acı bir telaş çok — o arkadaşın öyle olunca dersini çekmiyor. Oysa dersinde her gün 100 sefer «Sübhânallâhi ve bihamdihî, sübhânallâhi'lazîm ve bihamdihî, estağfirullâhe'lazîm» bu dersi var. Kim bunu günde 100 sefer söylerse deniz köpükleri kadar günâhı olsa Allâh ona affeder diyor (Buhârî, Daavât 65; Müslim, Zikir 28). Ve böyle bir müjde varken hadîsi şerîfle sâbit, bakın böyle bir müjde varken sûfî kardeşlerim bir kısmı ne yazık ki günlük virdlerini disipline bir şekilde çekmiyor; çekmeyince bu müjdeden mahrûm kalıyor; bu müjdeden mahrûm kalınca ne yazık ki Cenâbı Hak da ona lutfetmiyor, ikrâm etmiyor, ihsân etmiyor. Oysa günlük virdini çekse, günlük virdinde bu tövbe var, Rabbim ona ikrâm edecek, ihsân edecek, lutfedecek; ve bunu çekmediği için de kendi kendini de ümîdsizliğe düşürüyor; ve onu canına o şeytân onu tâbîri câizse Allâh'ın avucundan alıyor; neden? O çünki tövbe etmedi; ümîdsizliğe düştü kendi kendine; ümîdsizliğikaramsarlığı düşürerekten kendi kendini manevî olarak aşağı çekti.

Nahl 16/119: Bilmeden Günâh İşleyip Tövbe Edip Düzelten

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tefsîr kâidesini tafsîl eder: Nahl 119 «Şüphesiz ki Rabbin bilmeden günâh işleyip ardından tövbe eden ve kendilerini düzeltenleri bağışlar; bunlardan sonra Rabbin çok bağışlayan, çok merhamet edendir.» O zaman demek ki bir kimse hatâyagünâha girdi, hatâyagünâha girdikten sonra tövbe ederse, Cenâbı Hak ne yapıyor: onları düzeltiyor, onları bağışlıyor, onları yine tâbîri câizse sarıyor, sallıyor. Müşfik bir Allâh var; müşfik bir Allâh, tövbe edenlerin tövbelerini kabûl eden bir Allâh var; bakın Allâh tövbe edenlerin tövbelerini kabûl ediyor; Allâh kendisini zikredeni zikrediyor. Bunları insân düşündüğünde bu lütfun, bu ikrâmın karşısında iki büklüm eğiliyor insân, yerle yeksân oluyor. Öyle bir Allâh ki sen O'nu zikredince O da seni zikrediyor (Bakara 2/152); öyle bir Allâh ki sen O'na tövbe ediyorsun, sen O'na tövbe ediyorsun, Cenâbı Hak ne yapıyor: seni bağışlıyor.

Sadaka Bire Bin: Şeytân Cimriliği Telkîn Eder

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: öyle bir Allâh ki sen O'nun vermiş olduğu sana rızıktan, sen insânlara tasadduk ediyorsun, O sana daha fazlasını veriyor; sen tasadduk ediyorsun, O sana daha fazlasını veriyor — tasadduk ettiğinden daha fazlasını veriyor. Seni lutfa, seni ikrâma gark ediyor. Sen kendi kendine «Malım eksilecek, parâm eksilecek» diye düşünüyorsun; oysa Cenâbı Hak en az bire on veriyor, bire yüz veriyor, bire 700 veriyor. Ama senin şeytân sana cimrilik yaptırıyor, verdirmiyor, sana tasadduk ettirmiyor; ve seni fukara gösteriyor: «Senin ihtiyâcın var» diyor «Önce sen kendi ihtiyâcını gör, önce şunun ihtiyâcını gör, önce bunun ihtiyâcını gör; ve'yâhud da senin fabrika kurman lâzım, şunu yapman lâzım, bunu yapman lâzım» — senin önüne her şeyi koyuyor ya. Onları yapacaksan, onları yaptıracaksan, senin önüne öyle bir ticâret koyar, sen fabrikayı da yaparsın; senin önüne öyle bir iş koyar, sen harika işler yaparsın; sen alırsın, millet bir kazanır, sen on kazanırsın; millet ondan beş gün ısınır, sen 50 kazanırsın. Allâh ile kim yarışacak, kimse yarışmaz!

Hicr 15/49-50: Çok Bağışlayıcı Ama Azâbı Da Can Yakıcı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tefsîr kâidesini tafsîl eder: Hıcr 49 ve 50: «Kullarıma benim son derece bağışlayıcı ve merhametli olduğumu, azâbımın da gerçekten cân yakıcı bir azâb olduğunu söyler sen ey peygamberim. Ey Nebî, ey Muhammed, sen kullarıma söyle: ben son derece bağışlayıcıyım, son derece merhametliyim; sonu yok affının, sonu yok affının; sonu yoksa, o zaman biz tövbe etmekle de mükellefiz; ama tövbe ederken böyle azâb edici bir Allâh'tan korkumuzdan dolayı değil, Allâh'ın merhametine, lutfuna, ikrâmına, ihsânına güvenerektendayanaraktan bir tövbe.» Rabbim inşâallâh bizi öyle tövbe edenlerden eylesin.

En'âm 6/54: Selâm Olsun Size + Tövbe + Nefsi Islâh

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tefsîr kâidesini tafsîl eder: En'âm 54: «Âyetlerimize îmân edenler sana geldikleri zaman onlara şöyle de: selâm olsun size; sizden bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra tövbe edip nefsini ıslâh eden kimseye Rabbiniz merhamet etmeyi üzerine almıştır; çünki O çok affeden ve çok merhamet edendir.» Bakın bir çift daha burada üstü: o zaman biz Allâh'ın âyetlerine îmân ettik — biz mü'mîn miyiz? Biz «Eşhedü en lâ ilâhe illa'llâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûluhu» deyip îmân edenleriniz. O zaman bu müjde bize. Diyor ki: selâm olsun size; Allâh selâm veriyor bize, selâm olsun size, ve aleykümselâm Allâh'ın selâmı bu peygamberin üzerine selâm veriyor. Onlara de ki: selâm olsun size, ve sizden bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra tövbe edip — burası önemli — nefsini ıslâh eden kimseye. Tövbe etti, sonra da nefsini ıslâh etti, nefis terbiyesine girdi; nefsini terbiye etmek için mücâdele ediyor. Tövbe etti, tövbe etmekle kalmadı, artık o nefis mücâdelesi yapıyor.

Nefis Terbiyesi: Emmâre-Levvâme-Mülhime-Sâfiye

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: tasavvuf neydi, sûfîlik neydi? Nefis ile mücâdele etmek. İşte Cenâbı Hak âyeti kerîmede diyor ki: tövbe edip nefsini ıslâh edene, tövbe edip nefsini terbiye edene. İşte bu işin bir çıt üstü: tövbe etmekle kalmadı o kimse, nefis terbiyesinin yoluna girdi; nefsini terbiye edecek emmârelevvâmemülhimemutmainnerâdıyyemarziyyesâfiye makamlarında yürüyecek. O kimse nefsini terbiye etmek için özel bir sülûk, özel bir yola girecek. O gidecek, ne yapacak? Nefsini terbiye etmek için nerede bir kendisinde hatâ-kusur var, bunları gördü. Göremediğinde o üstâdın önüne diz çekip, ama dinleyecek, ama dinleyecek, ama itaat edecek; ama o disekrleri, o eksiklikleriniyanlışlıklarını orada sohbette dinleyerekten «Hâ» diyecek ki bu bende de var; diyecek ki bu bende de var; diyecek ki bu bende de var; benim bunlardan kurtulmam lâzım. Sohbete cân kulağı ile dinleyecek; dinlerse zaten itaat edecek; dinlerse zaten eksikliklerini görecek; dinlemezse eksikliklerini görecek mi? Hayır, görmeyecek. O kendince kendi nefsini temize çekti; çünki o kendince kendi nefsini bir zannetti, kendi nefsinin bir zannettiğinden dinlemedi.

Sohbet vs YouTube: Siyâsetçi-Baldır Çıplak-Gay Kapısı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir terbiye kâidesini tafsîl eder: sohbete geldi dinlemedi, ve'yâhud da ne bileyim işte orada sohbet var, onu dinlemedi, başka şeyler dinledi. Ne? «Oho, o kadar çok var ki dinleyecek; açtığı zaman YouTube'u bir sürü videolar var, bir sürü şeyler var; siyâsetçiler var, baldır çıplaklar var, gayler var; ondan sonra ne ararsan bütün günâhı kebâirler var. E öbür tarafta da sohbet var ya, sen şimdi oraya açınca, günâhı kebâirlere girmeden olur mu, bir baksın canım, ne yapıyor bu millet ya?» E ya, çok lâzım sana sohbet, lâzım değil; sana millet kim ne miş, onlar lâzım; hattâ sana sohbet lâzım değil, sen bir de siyâsetçilere gir, işin içerisine gir, bir de günâh işlemeye gir tâbî, sana ne lâzım sohbet; ya, ona bağır, buna çağır, buna kız, bir de gir küfret, hakaret et — sana o lâzım. Değil, sana ne lâzım: sana sohbet lâzım, sana Zikrullâh lâzım, bu dünyâda geçici dünyânın geçici olduğunu bilip günâhlardan arınman lâzım; yetmedi nefsini terbiye etmen lâzım, nefsini ıslâh etmen lâzım. Dünkü Mustafâ Özbağ ile bugünkü Mustafâ Özbağ aynı olmaması lâzım. Bugün de o nefis meratibleri açısından bir adım, iki adım, üç adım, beş adım, on adım kaç adım attıysa, muhakkak ki nefsini terbiye etmesinefsini ıslâh etmesi lâzım.

Nasûh Tövbede Sâbit Kalmak: Bir Daha Geri Dönmemek

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir nasîhati tafsîl eder: eğer nefsini terbiye etmiyorsa, nefsini ıslâh etmiyorsa, o tekrar geriye dönüş yapacak. Nasûh tövbesinde kalmayacak. Ümmeti Muhammed'in en büyük sıkıntısı bu: ümmeti Muhammed'in sıkıntısı nefsini terbiye etmemek; âlimişeyhisiyâsetçisibürokratı, ondan sonra dervîşisûfîsi nefsini ıslâh etmemeknefis terbiyesine girmemek. Ümmeti Muhammed'in sıkıntısı bu, dervîşlerin sıkıntısı bu. Sûfî kardeşler, sıkıntınız bu: nefsini terbiye etmek yolunda büyük bir kısmınız sayıklıyor, yerinde sayıklıyor, yürümüyor. Bir güniki gün kendini disipline ediyor, üç gün gözü kayıyor, dili kayıyor, kulağı kayıyor, eli kayıyor — sıkıntı bu nefsi terbiye etmek. Tövbe ettin, döndün geri; nefsini terbiye et, o daha önce düşmüş olduğun sıkıntıya düşme, daha önce yapmış olduğunu yapma, daha önce dilinden çıktığını bir daha çıkmasın, daha önce gözün kaydı, bir daha kaymasın. Tövbe, bırak haramlardan uzak dur, tövbenin özü o. Sen işledin haram, bir daha geriye dönmedin, Cenâbı Hak onu affediyor; affetmekte kalmıyor, onu hayra çeviriyor — bakın affetmekte kalmıyor, onu hayra çeviriyor.

Mîzân'da Kul Hadîsi Kudsîsi: Allâh Üç Kez Kulağına Eğildi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi kudsîyi tafsîl eder: hani kul getirildi diyor mîzâna, Cenâbı Hak kulunun kulağına eğildi, dedi ki: «Sen bu sevâbları işledin»; Allâh bunların hepsini de kabûl etti. Kul diyor sevindi, tebessüm etti, böyle bir hoşluk oldu. Sonra Allâh diyor kulunun tekrar kulağına eğildi, dedi ki: «Sen bu günâhları da işledin»; bir hüzünlendi, bir sıkıntı oldu kulun, yüzünden düşen bin parça oldu. Allâh dedi kulunun kulağına tekrar eğildi, dedi ki: «Bu günâhların hepsini Allâh sildi, affetti.» Kul derin bir nefes aldı, bir tâbîri câizse «Oh» dedi «Yâ tamam.» Allâh diyor kulunun kulağına tekrar eğildi, dedi ki: «Allâh senin günâhlarını silmekle kalmadı, onları sevâba çevirdi, iyi amele çevirdi.» Kul öyle sevindi, öyle sevindi ve dedi ki: «Ben ne güzel Rabbim». Bunu söyleyince diyor Allâh ona tebessüm etti. Bunu nakleden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin hadîsi kudsî, o zaman o da tebessüm ediyor. Bunu Allâh diyor buna tebessüm etti, o da kendisi de tebessüm ediyor. Cânım kardeşim, benim için bu hadîsi kudsî çok önemli; ümîd kapım benim, ümîd kapım, bakın ümîd kapım. Biz her zamân günâh işleyenlerdiniz.

Banyoda Takunya Sesi: Kelimei Şehâdet Bilmeyen Genç

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâtırâyı tafsîl eder: bir de işin bu tarafı var: bir kimse tövbe etmeden dönüp gitmesi var ya, o kimsenin, bir kimsenin diline tövbenin dolaşmaması var; ben bunları da gördüm, yaşadım. Son nefesinde ben ona böyle telkîn ediyorum: «Eşhedü en lâ ilâhe illa'llâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûlühu de» diyorum, bana bakıyor demiyor. Diyorum «Yâ söyle, inât etme» diyorum «Allâh'ın huzûruna çıkacaksın, bak kelimei şehâdet getir; hiç olmazsa lâ ilâhe illa'llâh; hani dile daha hafîf ya lâ ilâhe illa'llâh diyemiyor.» Bugün bizim toplumumuzda, bugün bizim gençlerimizin büyük bir çoğunluğu kelimei şehâdet getiremiyor; bilmiyor kelimei şehâdet getirmeyi; bilmiyor koca insânlar kelimei şehâdet getirmeyi; bilmiyor koca insânlar besmele çekmesini; bilmiyor koca insânlar bunlara bakınca. Siz tâbî nûr ile nûrsunuz; ama bilmiyor Fâtihâ-i Şerîfe'yi, bilmiyor salavatı şerîfi, bilmiyor işte gusül abdestini. Telefon açıyor: «Mustafâ Hoca ile mi görüşüyorum?» «Buyurun, ben hoca değilim, ama buyurun söyleyin». «İşte şöyle takıntı oldu, böyle tıkırtı oldu, şöyle oldu, böyle oldu». Çok basit söylüyorum: diyorum gusül etmesini biliyor musun? Önce onu soruyorum. Birine dedim: «Müslümân mısın?» durdu telefonda. «Cânım kardeşim Müslümân mısın sen? Eşhedü en lâ ilâhe illa'llâh ve eşhedü enne Muhammeden… lerden misin?» diyorum «Evet, evet ben onu diyenlerdenim» diyor. Bunu söyleyemiyor telefonda dört seferbeş seferaltı sefer sabırla bunu söylesin diye, ezberletmeye çalışıyorum. Diyorum ki: «Bunu böyle, hadi bir daha söyleyelim, hadi bir daha söyleyelim, hadi bir daha söyleyelim» amacım onu zorlamak değil, dili devrilsin, dili o bu konuya alışsın diye. Diyorum «Lâ ilâhe illa'llâh de» lâ ilâhe illa'llâh der, «Lâ ilâhe illa'llâh de». Bana diyor ki: «Ben diyor bu cinlilerden kurtulacağım mı?» Bunları söyleyince «Cânım kardeşim» diyorum «Ya önce îmân et» ya, önce îmân et. «Ben senin îmân etmeni istiyorum; îmân edersen Cenâbı Hak seni korumasını yapacak, muhâfazasını alacak; seni îmân edersen, îmân etmezsen seni Allâh korumayacak, seni Allâh muhâfaza etmeyecek; sen önce bir îmân et.»

30 Yaşında İçgüm Sâhibi Zengin: 2 Saatte Kelimei Şehâdet Öğretiyorum

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hâtırâyı tafsîl eder: hattâ bir gece ben iki saat uğraştım birisine kelimei şehâdet getirip gusül abdesti aldırıncaya kadar. İki saat gecenin saat üçübeş buçukaltıya kadar ben onunla uğraştım gusül abdestini almasını bilmiyor; cinsel ilişkiden sonra guslün farz olduğunu bilmiyor; gusül evli, güçlü bilmiyor. Diyorum «Cinsel ilişkiye girdikten sonra hani gusl edilir, bunu bilmiyor musunuz?» «Hayır» diyor. «Kocan da mı bilmiyor?» «Hayır». Diyorum: «Çocuklarınız var mı?» «Var.» «Guslüm bilmiyorum, kimse öğretmemiş.» Gusle onları, çocuklarınıza, utanmayın, kız çocuklarınızaerkek çocuklarınıza guslü öğretin; çünki nerelerde lâzım. Bunu da öğretin: anneler câhil, babalar câhil; anneler ruj sürmesini biliyorlar, süslenmesini biliyorlar, en iyi kıyâfetleri biliyorlar, küçük çocuklarına besmeleyi öğretmeyi bilmiyorlar; babalar çocuklarının ayakkabısınıpantolonunu ondan sonra gömleğini markadan almayı biliyorlar, çocuklarına yüzmeyeoraya buraya, langır lıngır gerekligereksiz her yere göndermesini biliyorlar; ama çocuklarına dîni mübîni İslâm'ın temelini öğretmiyorlar. Hepimizde bu hatâ var; çocukları kolejlere gönderdik, üniversitelere gönderdik, özel okullara gönderdik, her yere gönderdik; ama çocuk, başında senin bir Yâsîni Şerîf okumasını bilmiyor, haramıhelâli bilmiyor. Çok iyi parâ kazanmasını öğrettik herkese, çok iyi okullarda okumasını sağladık, verdik 20 milyâr olmadı, 50 milyâr olmadı, 100 milyâr yıllık okul parası verdik bunları; en iyi okullara gönderdik, harika yaptık — çocuk haramıhelâli bilmiyor, çocuk dînini bilmiyor.

Çocuklar Bizden Dolayı Kaydı: AVM-Lokanta-Restoran Götürdük

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir nasîhati tafsîl eder: ondan sonra «Yâ çocuklar bizim elimizden kaydı» — kaydı; bizden dolayı kaydı. Biz götürdük onları AVM'lere; biz götürdük orada onları lokantalarırestoranlara; biz götürdük o uçuk hayâtı, onları biz öğrettik. Biz ona câmî öğretmedik, tekkeyi öğretmedik; biz onları Kur'ân kursuna öğretmedik, Kur'ânı Kerîm öğretmedik. Biz onları umut edilip yaşamayı öğretmedik, itidâlli yaşamayı öğretmedik; biz onları normâl bir hayât yaşamasını öğretmedik. Biz onlara uçuk şeyler öğrettik: «Ben yapamadım, sen yap oğlum; ben yapamadım, sen yap kızım; ben giyemedim, sen giy kızım; ben giyemedim, sen giy oğlum; biz yiyemedik, sen ye, kol ölünceye kadar ya en marka neredeyse ondan ye; biz yiyemedik, ya evet». Ama evlenmiş 30 yaşında içgüm sâhibi, zengin; banyoda tıkırtı var, kelimei şehâdet yok, takunya sesi geliyor diyor banyodan. «İyi» dedim «Bombâ sesi gelmedi». «Bombâ sesi de mi geliyor hocam?» dedi. «Gelir» dedim. İki saatte kelimei şehâdet öğretiyorum. Bundan mutsuz muyum? Değilim — üzülüyorum bu nesle, üzülüyorum bu çocuklara, üzülüyorum bu topluma, üzülüyorum geldiğimiz noktaya, üzülüyorum toplumun getirildiği noktaya. Bir kısmı dîn düşmanı olmuş, zaten dîn düşmanı olması için elinde malzeme de çok; bir kısmı dindârım demiş, istismâr ediyor, sömürüyor ortalığı. Hâlimiz böyle, Allâh bizi affetsin.

Hûd 11/112: «Beni Hûd Sûresi Kocattı»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: tövbe etmeyi nereden bilecek? Îmân etmeyikelimei şehâdeti bilmiyor. Gidin evlerinizde çocuklarınıza gerçekten ciddî söylüyorum, çocuklarınıza bir bakın kelimei şehâdet getiriyorlar mı, evet çocuklarınıza oturun bir Fâtihâ-i Şerîfi okuyabiliyorlar bir bakın; büyümüş çocuklarınıza bir bakın namâz sûrelerini biliyorlar mı diye. Ama çocuğu hepimizin çocuklarının elinde son model telefon var; hepimizin çocuklarının elinde var, son model telefonlarda son model internette cirit atıyorlar; ama 18 yaşına gelmiş, 20 yaşına gelmiş, 15 yaşında bir Yâsîni Şerîf ezberinde yok, kunut duâları ezberinde yok, vitir namâzının kunut duâları ezberinde yok, namâzda okunacak sûreler ezberlerinde yok — kimsenin suçu değil, annebabaların suçu. Hûd sûresi âyet 112: işte Hz. Peygamber sav hazretlerinin «Beni Hûd sûresi kocattı» (Tirmizî, Tefsîr 56) dedi. Hûd sûresinin içindeki Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin bir anda saçınasakalına aklar düşüren âyeti kerîme: «Sen emrolunduğun üzere dosdoğru ol» (Hûd 11/112). Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri bu âyeti kerîmeyi okuduğunda tâbîri câizse kendinden geçiyor, «Beni Hûd sûresi kocattı» deyip Hûd sûresinin içinde bu âyeti kerîme: «Sen emrolunduğun üzere dosdoğru ol; seninle birlikte tövbe edenler de dosdoğru.» Kim? Hz. Peygamber, ve onunla berâber tövbe edenler — Hz. Muhammed Mustafâ'nın ümmeti, ümmetin içerisinde o Allâh'a tövbe eden kimseler. «Hâdde tecâvüz etmeyin» o zaman haddi aşmayın, haddi aşanlardan olmayın, haddinizi bilin.

Haddini Bil: En Büyük Erdemlilik

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir terbiye kâidesini tafsîl eder: hani her şeyde demişler ya: en büyük erdemlilik haddini bilmek diye; en büyük erdemlilik haddini bilmek demişler. Sûfîler bunu çok önemli görmüşler, demişler haddini bil, her şeyde haddini bil. Diyor burada: «Hâdde tecâvüz etmeyin, haddinizi bilin, haddi aşmayın; haddinizi aşarsanız muhakkak birilerinin hakkınahukukuna haddine tecâvüz etmiş olduğunuz; bir derecede Allâh'a haddini bil, Allâh'ın sınırlarını aşma, haddini bil; Hz. Muhammed Mustafâ'nın sınırlarını aşma, haddini bil; Kur'ân ve Sünnetin sınırlarını aşma, haddini bil; insânların arasında sınırı aşma, haddini bil; eşineçoluğunaçocuğunaetrâfına karşı haddini bil, sınırını aşma. Şüphesiz ki Allâh yaptıklarınızı çok iyi görendir.» Allâh muhâfaza eylesin.

Hatâ Kârların En Hayırlısı Tövbe Edenlerdir

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: yine benim çok böyle müjdeci olarak gördüğüm hadîsi şerîflerden bir kaç tânesini inşâallâh sizlere nakledip sohbeti bitireceğim. Birincisi şu: «İnsânoğlunun her biri hatâkârdır, insânoğlunun hepsi de günâh işler, hatâ-yanlışlık yapar; ancak hatâ kârların en hayırlısı tövbekâr olanlardır» (Tirmizî, Kıyâmet 49; İbn Mâce, Zühd 30) — hatâ yapanların en hayırlısı tövbe edenlerdir. Bu hadîsi şerîf başka râvîlerde daha uzun: «Tövbe edenler hiç günâh işlememiştir gibidir» diyor; işte devâmı: «Günâhından tâm olarak dönüp tövbe eden onu hiç işlememiş gibidir» (İbn Mâce, Zühd 30; Beyhakî). Bunlar hepsi de ne yapmışlar, bunları nakletmişler. Kıymetli kardeşler, hepimiz hatâ işleriz, hepimiz günâh işleriz; ama bunların en kıymetlisi ne? Tövbe edenler. Ve tövbe edenler de tövbelerinde sâdık kalırlarsa, ne olmuş oluyor? Onlara da Cenâbı Hak onları hiç günâh işlememiş gibi onları temize çıkarıyor. Rabbim bizi onlardan eylesin.

Buhârî'nin Tövbe Diyalogu Hadîsi Kudsîsi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: ve ondan sonra da az önceki hadîsi kudsî: «Bir kul günâh işler, der: Allâh'ım, benim günâhımı bağışla. Allâh da şöyle buyurur: kulum günâh işledi; kendisini hem affedecek, hem de sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Dönüp tekrar günâh işler ve Allâh'ım, beni bağışla der. Allâh da: kulum günâh işledi, hem affedecek, hem de sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi der. Kul tekrar dönüp günâh işler ve Rabbim, günâhımı bağışla der. Allâh da: kulum günâh işledi, affedecek ya da sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi; haydi istediğini yap, ben seni bağışladım buyurur» (Buhârî, Tevhîd 35; Müslim, Tevbe 29). Rabbim inşâallâh bizi öyle tövbe eden, öyle duâ eden, öyle zikreden kullarından eylesin. İnşâallâh Rabbim cümlemizi affetsin; Rabbim cümlemize merhamet eylesin; Rabbim cümlemizin yâr ve yardımcısı olsun.

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Nisâ 4/17 ve Tahrîm 66/8 âyeti kerîmesini, Hz. Âdem'in ilk tövbesi ile insânlığın ilk Müslümân-Peygamber-Tövbekâr olmasını, acele edilecek üç yer (tövbecenâze defniborç ödeme), akşâm Allâhümme Ecirnâ tövbesinin Allâh'ın sondan başa bakması sırrını, Nasûh tövbesinin bir daha geri dönmeme şartını, Allâh'ın sevdiği sıfatları (tövbezikircömertliknamâzcihâdmü'mîne yumuşaklık), 100 sübhânallâhibihamdihî tövbe virdinin deniz köpükleri kadar günâhı silmesini, Nahl 16/119, Hicr 15/49-50, En'âm 6/54 âyetlerini, nefis terbiyesi (emmârelevvâmemülhimemutmainnerâdıyyemarziyyesâfiye), tövbe sonra hayra çevirme'yi, kulmîzân-Allâh diyalogu hadîsi kudsîsini, son nefeste kelimei şehâdet getirememe tehlikesini, banyoda takunya sesi nüktesi ile genç delikanlının kelimei şehâdet bilmemesini, çocukları AVM-lokantarestoranuçuk hayâta götürmek ama Yâsîni Şerîfharamhelâl-Kur'ân kursu öğretmemeyi, Hûd 11/112 ve «Beni Hûd sûresi kocattı» hadîsini, haddini bilmenin en büyük erdemlilik oluşunu, «Hatâkârların en hayırlısı tövbekârdır» hadîsini, ve Buhârî'nin Allâhkul tövbe diyalogu hadîsi kudsîsini idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: Nisâ 4/17 (cehâletle hatâ-hemen tövbe); Tahrîm 66/8 (Nasûh tövbe); Bakara 2/222 (Allâh tövbe edenleri sever); Bakara 2/152 (siz Beni zikredin Ben de sizi zikrederim); Nahl 16/119; Hicr 15/49-50; En'âm 6/54; Hûd 11/112 (dosdoğru ol); A'râf 7/23 (Âdem-Havvâ tövbesi).
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'd-Da'avât 3 (yetmiş kez tövbe), Daavât 65 (100 sübhânallâhi); Kitâbü't-Tevhîd 35 (Allâhkul tövbe diyalogu).
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü't-Tevbe 29; Kitâbü'z-Zikr 28 (100 sübhânallâhi).
  • Süneni Ebû Dâvûd.
  • Süneni Tirmizî, Edeb 71 (acele edilecek yerler); Kıyâmet 49 (hatâkârların en hayırlısı); Tefsîr 56 (Hûd kocattı).
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce, Zühd 30 (tövbe eden hiç günâh işlememiş gibidir).
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Beyhakî, Şuabü'l-Îmân.
  • İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Tevbe-Murâkabe-Muhâsebe-Nefis Terbiyesi bahisleri.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Tevbe-Nefs bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn (et-Tevbe ilk menzil).
  • İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Nasîhat Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu Nasîhat Sohbeti Nisâ 4/17 ve Tahrîm 66/8 âyeti kerîmesi tefsîrini, tövbenin Hz. Âdem'den itibâren bütün dînlerde var oluşunu, ilk tövbe edenin Âdem aleyhisselâm oluşunu, acele edilecek üç yer (tövbecenâze defniborç ödeme), «Acele işe şeytân karışır» manâsındaki istisnâyı, akşâm namâzı sonrası Allâhümme Ecirnâ tövbesinin Allâh'ın sondan başa bakması sırrı ile irtibâtını, Nasûh tövbenin bir daha geri dönmeme şartını, Allâh'ın sevdiği sıfatları, 100 Sübhânallâhibihamdihî tövbe virdinin deniz köpükleri kadar günâhı silmesini, Sûfî kardeşlerin günlük virdleri çekmemekle bu müjdeden mahrûm kalmasını, sûfîlerin handikapı olan «Rü'yâmda görmediğimi yapmadım» iddiâsının küstâhlığını, Nahl 16/119-Hicr 15/49-50-En'âm 6/54 âyetlerini, sadakanın bire onyüz-700 katlanmasını ve şeytânın cimrilik telkîn etmesini, nefis terbiyesi yedi merâtibini (emmârelevvâmemülhimemutmainnerâdıyyemarziyyesâfiye), tövbe sonra Cenâbı Hakk'ın hayra çevirmesini, kulmîzân-Allâh diyalogu hadîsi kudsîsinin Mustafa Özbağ Efendi'nin ümîd kapısı oluşunu, son nefeste kelimei şehâdet getirememe tehlikesini, banyoda takunya sesi nüktesi ile 30 yaşında içgümzengin genç delikanlının kelimei şehâdet bilmemesini, çocukların AVM-lokantarestoranuçuk hayâta götürülmesi ama Yâsîn-Kur'ân kursuharamhelâl öğretilmemesini, Hûd 11/112 ve «Beni Hûd sûresi kocattı» hadîsini, dosdoğru olmak ile haddini bilmek — en büyük erdemlilik oluşunu, «Hatâkârların en hayırlısı tövbekârdır» ve «Tövbe eden hiç günâh işlememiş gibidir» hadîslerini, ve Buhârî'nin Allâhkul tövbe diyalogu hadîsi kudsîsindeki üç sefer günâh sonrası Cenâbı Hakk'ın «Haydi istediğini yap, ben seni bağışladım» lutfunu tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Seri: Nasîhat Sohbetleri