Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Cenâbı Hakk'ın insâna verdiği nî'metleri tafsîl eder, ve tevâzunun gerçek tarîfini ortaya koyar. Tevâzu, Allâh'ın nî'metlerini inkâr etmek değildir; bilakis onları kabûl ederken mütevâzı olmaktır. Cenâbı Hak sana birçok nî'met vermiş, senin elinin altına vermiştir: seni îmânla tanıştırmış, hidâyetle tanıştırmış, namâz, ve zikirle tanıştırmış, hâc ile zekât ile tanıştırmış, bir mürşîdi kâmille tanıştırmış, zikrullâh halkasıyla tanıştırmış. Cenâbı Hak seni yedirmiş, içirmiş, beslemiş, giydirmiş; sana bir aile vermiş — anne, baba, dede, nine — bir aile vermiş; ayrıca sana bir de sûfî vermiş, seni sûfî bir ailenin içerisine katmış. Sen bu nî'metleri inkâr ederek bir yere varamazsın; bunların farkına var, hamd edenlerden ol, şükredenlerden ol. Bunun karşılığında ezil: «Yâ Rabbi, ben nasıl bir iş yaptım ki benim üzerimde nasıl bir duâ var ki beni îmânla, İslâm'la, Muhammedî Mustafâ ile, Kur'ân ile, oruç ile, zikir ile, ve sûfî bir toplulukla tanıştırdın?» Tevâzu gösterişten uzak durmak, ve herkesle eşit davranmaktır; sen de yeryüzünde bir gölge gibi ol — herkesin altında barınabilir.
Tevâzu: Nî'metleri Kabûl ederken Mütevâzı Olmak
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: tevâzu, Allâh'ın nî'metlerini inkâr etmek değildir; bilakis onları kabûl ederken mütevâzı olmaktır. Cenâbı Hak sana birçok nî'met vermiş; senin elinin altına vermiş, sana vermiştir. Bu kâide tevâzunun yalanmahcûbiyet ile karıştırılmaması gerektiğini; gerçek tevâzunun nî'meti kabûl ettikten sonra ezilmek olduğunu ortaya koyar.
Sayısız Manevî Nî'metler
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: sen îmânla tanışmışsın; sen hidâyetle tanışmışsın; sen namâz, ve zikirle tanışmışsın; hâc ile zekât ile tanışmışsın; bir mürşîdi kâmille tanışmışsın; zikrullâh halkasıyla tanışmışsın. Cenâbı Hak seni yedirmiş, içirmiş, beslemiş, giydirmiştir. Sana bir aile vermiş — anne, baba, dede, nine — bir aile vermiş; ayrıca sana bir de sûfî vermiş, seni sûfî bir ailenin içerisine katmıştır. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Allâh'ın nî'metlerini saymaya kalksanız sayamazsınız» (İbrâhîm 14/34) buyurmuştur.
Hamd, Şükür, ve Ezilme
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sen bu nî'metleri inkâr ederek bir yere varamazsın. Bunların farkına var, hamd edenlerden ol, şükredenlerden ol; bunun karşılığında ezil: «Yâ Rabbi, ben nasıl bir iş yaptım ki benim üzerimde nasıl bir duâ var ki beni îmânla, İslâm'la, Muhammedî Mustafâ ile, Kur'ân ile, oruç ile, zikir ile, ve sûfî bir toplulukla tanıştırdın? Beni bir sürü kardeşle berâber eyledin» deyip nî'meti gör, ve hamd et.
Tevâzu: Gösterişten Uzak Durmak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: tevâzu — Mesnevî'den alıntı: gösterişten uzak durmak, ve herkesle eşit davranmaktır. Sen de yeryüzünde bir gölge gibi ol — herkesin altında barınabilir. Hz. Pîr'in tevâzu ile alâkalı tespitleri Mesnevî'den alınmadır. Demek ki gösteriş yok sûfîlikte. Sen gösterişe dalarsan havadan uçamazsın. Sûfî yolunda gösterişe girecek olan her şeyden uzak duracaksın.
Marka Budalalığı: Sûfîye Yakışmaz
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir asrî misâli tafsîl eder: bâzen diyorum ya marka budalalığı diye — marka budalalığı yapmayacaksın sûfîlikte; gösteriş budalalığı yapmayacaksın sûfîlikte. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Yeryüzünde böbürlenerek yürüme» (İsrâ 17/37) buyurmuştur. Marka, ve gösteriş kibrin asrî tezâhürüdür; mü'mîn bunlardan da kaçınmalıdır.
Herkese Eşit Tevâzu
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: herkese eşit davranacaksın, tevâzulu davranacaksın. Birine kibirli davranıp, birine tevâzulu davranmak yok; herkese tevâzulu davranacaksın, kanadını indireceksin herkese. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Sana uyan mü'mînlere kanadını indir» (Hicr 15/88; Şuarâ 26/215) buyurmuştur. Herkesin altında barınabilen gölge gibi olmak, sûfînin manevî sıfatıdır.
Sert Davranış: Mürşîde Aittir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sûfî kardeş, sen daha henüz olmadın; bir olmadan kendi kendini yüceltme, ve yükseltme. Sen seyri sülûkunu tamâmlamadın daha; senin sert davranacağın zamân gelecek; o da öğretmek için olacak, o da Allâh için olacak. Senin dervîş kardeşliğine sert davranman ancak mürşîde aittir. Sen şimdi sert davranıyorsan kibrinden davranmışsın. Sert davranmak, ve sert konuşmak oranın mürşîdine aittir; sen kendi kendine oranın mürşîdi konumuna koyma kendini.
Gölge Gibi Ol: Ağırlık Olma
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: ne diyor Hz. Pîr ki: «Gölge gibi ol; her yerde yerin olur, ağırlık olma.» Gölgenin bir ağırlığı var mı? Yok. Bir sûfî ağırlık olmaz hiçbir şeye, kendine hizmet ettirmez; kendine hizmet ettiriyorsa kibirlidir. Kendine bir şey yaptırıyorsa kibirlidir. Kendine bir şey yaptırmak yok, kibirli davranmak yok; gölge gibi ol, ağırlığın olmasın. Senin kimseye bir şeyi anırma istemen, etrâfına zorluk çıkarmaman gerekir.
Tevâzu: Kalbin En Güzel Süsü
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: tevâzu kalbin en güzel süsüdür; o süsü takan hem dünyâda hem âhirette güzellik bulur. Tevâzu kibirle savaşmak demektir. Kibirli olanın kalbi karanlık bir odadır; tevâzu sâhibi olanın ise kalbi aydınlık bir bahçedir. Tevâzu insanın kendini Allâh'a teslîm etmesidir; o teslîmiyetle birlikte iç huzur, ve mutluluk bulur. O yüzden tevâzu sâhibi olacak bütün sûfîler.
Kibirli Sûfîye Sert Hitâp
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî îkâzı tafsîl eder: ey kibir, ve ucub sâhibi olan kimse, sen senelerce nefsi emmâreye tâbi' olup taş gibi katı kalpli oldun; kibrinin câhilliğinden peygamberlerin, velîlerin, insanların gönlünü kırdın, incittin etrâfını; eline ne geçti? Peygamberine kibirlilik ettin sünnetlerine karşı gelmekle. Allâh'a kibirlilik ettin âyetlere karşı gelmekle. Sûfîyim dedin, dervîşim dedin, ama mürşîdine kibirlilik ettin mürşîdinin nasîhatlerine karşı gelmekle.
Hüseyin Ağdan Nakîb mi?
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî îkâzı tafsîl eder: «Hüseyin Ağdan da nakîb mi olurmuş?» — sana ne, sen mi vereceksin Allâh'a hesâbını? Bir mi kazandın böyle söylemekle? Seni kim çavuş etti, ya senden çavuş mu olurmuş? Bu küstâhlığı kimden aldın? Bu kibirliliği kim öğretti sana? «Üstâd da ya filânca bu işleri yaptırıyor» — kim öğretti bunu? Sana mı soracak üstâd kime ne vazîfe verip vermeyeceğini? Sen o fikrinle, o durumuna serî hukūkunu yürüteceğini zannediyorsan, ne geçti eline? Manevî bir yol mu kat ettin üstâdının tasarrufuna reddiye koyarak?
Denizdeki Taş Çöp ile Mercan Yakut
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir manevî misâli tafsîl eder: ne geçti eline, taş kalpli? Sûfî denizin içinde balık da durur, taş da durur, çöp de durur, mercân da durur, yakut da durur. Sen taşsın. Allâh'a hamd edip «Cenâbı Hak beni bu deryânın, bu denizin içerisine lutfetmiş; kendimi değiştireyim, tevbe edeyim» diyeceğine, onabuna mürşîdlik taslama, onabuna şeyhlik taslama. Üstâdının tasarrufuna dil uzatma. Atayım mı seni dergâhtan? Haberimiz yok mu zannettin? Bilmiyoruz mu zannettin? Suskunahmak mı zannettin bizi? Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni nî'metin kadrini bilmeye, hamdşükre, ve mürşîd tasarrufuna teslîm olmaya yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: İbrâhîm 14/34, 7; Hicr 15/88; Şuarâ 26/215; İsrâ 17/37; Lokmân 31/18; Furkān 25/63; A'râf 7/199; Bakara 2/152.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Edeb.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 147.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Birr 61.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce, Zühd 16, Tevâzu hadîsi.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Tevâzu ve nî'mete şükür bahsi.
- İmâm Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, tevâzu bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-yi Ma'nevî, Tevâzu bahsi.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Kibir ve Tevâzu Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet tevâzunun nî'metleri kabûl ederken mütevâzı olmak olduğunu, sayısız manevî nî'metleri, hamdşükürezilmeyi, gösterişten uzak durmayı, marka budalalığını, herkese eşit tevâzuyu, sert davranışın mürşîde aitliğini, gölge gibi olmayı, tevâzunun kalbin süsü olduğunu, kibirli sûfîye sert hitâbı, «Hüseyin Ağdan nakîb mi?» nükresini, ve denizdeki taşçöp ile mercânyakut misâlini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Kibir ve Tevâzu Sohbetleri