Mustafa Özbağ Efendi 4. Nasîhat Sohbeti'nde (NASİHAT/4, 01.06.2023) insânın kendi nefsini hesâba çekmesi mevzûsunu Kâri'a sûresi 101/1-11 âyetleri çerçevesinde tafsîl eder: «el-Kāri'a! Mâ-l-Kāri'a! Vemâ-edrâke me'l-Kāri'a? O gün insânlar etrâfa serilmiş kelebekler gibi olurlar; ve dağlar atılmış renkli yünler gibi olur. O gün sevâb tartısı ağır gelen, râzı olacağı bir hayât içindedir; sevâb tartısı hafîf gelenin ise kucağına sığınacağı anası bir uçurumdur; o uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O kızgın bir ateştir.» Cenâbı Hak burada hem suâli sorar «Kapıları çalacak olan nedir, sen nereden bileceksin?» hem de cevâb verir; sevâb tartısı ağır gelen Cennete, hafîf gelen Cehenneme döner. Sohbet kıyâmetin dehşetinin tasvîri, insânların kelebekler gibi savrulması, dağların atılmış yünler gibi parçalanması, sevâbtartı muhâsebesi, hesâbına Cehennem yüzü görecek olanlar ile görmeyenlerin hesâb tarzındaki farkı, «Boynuzsuz koyunun boynuzu koyundan hakkını alacak» hadîsi, Resûli Ekrem efendimizin «Hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz; tartılmadan evvel amellerinizi tartınız» emrî ve «Ölmeden önce ölünüz» sırrının ilmelyakînşerîat ilk basamağı oluşu, sûfîlerin günlük amel defteri tutmaları, sabâh namâzı eksi puanı, gece internette saat ikilere üçlere kadar takılıp dünyâ ve içindekilerden hayırlı sabâh namâzının kaçırılması, fırıncı genç sahâbînin uyanamadığında kalktığında kılma izni, ve beş vakit namâz farzlarının vaktinde kılınma muhâsebesi bahisleri ile tafsîl olunur.
Kâri'a Sûresi: Kapıları Çalacak Olan O Dehşetli Hâdisedir
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Cenâbı Hak Kâri'a 101/1-3'te buyurmuştur: «el-Kāri'a! Mâ-l-Kāri'a! Vemâ-edrâke me'l-Kāri'a?» Sûrenin başlangıcı kıyâmetin dehşetini anlataraktan başlar; kapıları çalacak olan o dehşetli hâdise nedir? Cenâbı Hak hem soruyor hem de ardından diyor ki: «Sen o kapıları çalacak olanı nereden bilirsin?» O gün insânlar etrâfa serilmiş kelebekler gibi olurlar; dağlar da atılmış renkli yünler gibi olur. O gün sevâb tartısı ağır gelen râzı olacağı bir hayât içindedir; sevâb tartısı hafîf gelenin ise kucağına sığınacağı anası bir uçurumdur; o uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O kızgın bir ateştir. Cenâbı Hak suâli soruyor ve kendisi cevâblandırıyor; o kızgın bir ateştir, bir cehennem çukurudur. Bu hesâba çekilme ile alâkalı başka âyeti kerîmeler de var; ama burası böyle dehşetli bir kıyâmet fotoğrafı bize çiziyor; o dehşetli kıyâmet fotoğrafını çizerekten ondan sonra maksada yöneliyor.
Kelebekler Gibi Savrulan İnsânlar, Atılmış Yünler Gibi Dağlar
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tefsîr kâidesini tafsîl eder: kıyâmet kapıları çalacak; bütün dünyâ üzerinde ne kadar insân varsa o kıyâmetten herkes nasîbini alacak; ve canlı olan dünyâ üzerinde her ne varsa hepsinin de kapısı çalınacak. Burada ayrılma yok, hayır yok; burada kim olursa olsun herkesin kapısı çalınaraktan o kıyâmetin dehşetini muhakkak ki bütün herkes yaşayacak. Ve insânların hepsi de hani kelebek sürüleri var ya, çekirge sürüleri gibi kelebek sürüleri gibi baktığımızda, hepsi de bir tarafının üzerine serpilir gider ya; onlar böyle toplu bir şekilde bir bakarsın bir sağa doğru uçarlar, bir sola doğru uçarlar, savrulurlar; bütün insânların da o kıyâmetin dehşetinde kelebekler gibi savrulacağını söylüyor Cenâbı Hak. Bütün insânlık, bütün her, kelebekler gibi savrulacak; ardından diyor ki: «Dağlarda atılmış yünler gibi olur.» O zaman dağlar da ne olacak? Atılmış yün gibi ufalanacak, parçalanacak, küçülecek. Normâlde o yün baktığımızda, atılmış yün kabarır ya, böyle toplu hâlde durmaz; yünü atarlar.
Yün Yorgan-Yatak-Yastık: Şifâ ve Dinlenme
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hayât kâidesini tafsîl eder: şimdi tâbî yün atımı yapılır mıydı bilmiyor hiç kimse atılmış yün nasıl olur, bilmiyor önceden anneleriniz, daha doğrusu gençler için nineleriniz. Önceden insânların yorganları, yatakları, yastıkları yünlü; kışın sıcak tutar, yazında serîn tutar, ve insânı dinlendirirdi; ve insânın hem psikolojik olarak hammâdde olarak insâna şifâ veren. Muhakkak ki evlerinize yün yorgan, yün yatak, bilhassa yün yastık yaptırın; bu sonradan çıkma kimyasallardan olmuş yorganyatak kullanmayın; muhakkak ki üzerinde yünden bir parça olsun. Ve onları da diyor renkli yünler gibi; bütün dağlar baktığınız gördüğünüz dağların, hallâcın pamuğu attığı gibi parça parça havalarda uçuştuğunu, dağların yerlerinden eksen olduğunu bize anlatıyor.
Hesâb Günü: Ağır Gelen Râzı Olacağı Bir Hayâta, Hafîf Gelen Uçurûma
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tefsîr kâidesini tafsîl eder: ondan sonra diyor ki: o gün hesâb gününe geldi. Kıyâmeti kopardı, kıyâmet kopardıktan sonra hesâb gününe geldi: «O gün sevâb tartısı ağır gelen, râzı olacağı bir hayât içindedir.» O gün hesâba çekildin, hesâba çekildiğinde ve'yâhud da hiç hesâba çekilmeden, sevâbın aynı gibi ağır geldi, dosta doğru râzı olacağın bir hayât — Cennet hayâtına. Çünki bazı inananlar hiç hesâba çekilmeyecek; biraz böyle hesâba çekilecek olanlar — Allâh bizi affetsin — Cehennem yüzü görecek olanlar hesâba çekilecek. Cehenneme hiç girmeyecek olanların hesâbları normâlde böyle, tâbîri câizse görülmeden onlar yürüyüp gidecekler. Ve sevâb tartısı ağır gelenler ne yapacaklarmış? Râzı olacağı bir hayât yaşayacaklar. Sevâb tartısı hafîf gelenin ise anası bir uçurumdur; burada Cehennemin çukurunu ana kucağı gibi göstermiş, diyor ki nasıl çocuk anasının kucağına koşarsa, cehennem ehli de cehennemin o çukuruna annesi gibi koşacak; oraya doğru meyledecek, oraya doğru gidecek, oraya atılacak hafîf gelenler. O uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O kızgın bir ateştir; cehennemliklerin yeri de orası olacak.
Amel Defteri: Hayır ve Şer Zerrece de Olsa Karşılıksız Kalmaz
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: işte bu kıyâmet koptuğunda bizim işlediğimiz bütün ameller bizim gözümüzün önüne getirilecek; biz hiçbir şeyi inkâr edemeyeceğiz, hiçbir şeye «Hayır, ben bunu yapmadım» diyemeyeceğiz; çünki kendi kendimizi delillendirmiş olacağız. Evet bunların hepsini biz yaptık — hem hayır noktasında, hem şer noktasında bunların hepsini biz yaptık diye ne yapacağız? Sevâb ve günâhlarımızın hesâbını vereceğiz. Hani başka bir âyeti kerîmede «Zerre miskâl hayır işleyen onu görür, zerre miskâl şer işleyen onu görür» (Zilzâl 99/7-8); zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işleyenin şerri cezâsız kalmaz o hesâb yerinde. Başka bir hadîsi şerîfte: hani boynuzsuz koyunun boynuzu olan koyundan hakkını alacağı, o hesâb günü senin işlemiş olduğun ameller, senin yapmış olduklarının hepsi de ne olacak: amel defteri senin önüne verilecek; sen bundan aslâ ve aslâ kurtulamayacaksın. Sevâpları ağır gelenler, sevâbı çok olanlar dosdoğru cennetin yolunu tutacak; yok sevâbı ağır gelmiyorsa, günâhları geliyorsa, o da cehennemin yolunu tutacak.
«Hesâba Çekilmeden Evvel Kendinizi Hesâba Çekiniz»
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: işte hadîsi şerîfte de Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri Müslümânları uyarıyor, mü'mînleri uyarıyor, ümmeti Muhammed'i uyarıyor, diyor ki: «Hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz; kıyâmet günü amelleriniz tartılmadan amellerinizi tartınız» (Tirmizî, Kıyâmet 25; İbnü'l-Mübârek, ez-Zühd). Bu Hz. Ömer radıyallâhu anh'dan da rivâyet edilen bir nasîhattir. Hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz; kıyâmet günü amelleriniz tartılmadan evvel amellerinizi tartınız; ve ölmeden önce de şimdi ölmeden önce ölünüze gireceğim. Şimdi insânlar tasavvufu, tarîkatı hafîfe alıyorlar; ve amellerinin ne olduğuna bakmadan, «Ölmeden önce ölünüz» ne demek hocam? Önce namâzını kıldın mı sen, önce bir kendini hesâba çektin mi, önce bir haramlardan kendini uzaklaştırdın mı, önce sen Allâh'ın farz kıldığı ibâdetleri yerine getirdin mi, önce sen Cenâbı Hakk'ın hadîsi kudsîde de beyân ettiği gibi nâfilelerle Allâh'a yaklaşacak destruyu kendi üzerinde tesîs ettirdin mi? Ölmeden önce ölünüz demek — evet, şimdiden amel defterini kendin oku.
İlmel-Yakîn-Şerîat İlk Basamağı: Günlük Amel Defteri
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: hadi bakalım bu «Ölmeden önce ölünüz» hadîsi şerîfinin birinci adımı ilmelyakîn ise, ve'yâhud da birinci adımı şerîat ise, sen amel defterini eline al, kendi amel defterini kendin oku. Bunu önceki sûfîler her gün amellerini günlük yaşarlarmış — bugün ne yaptım diye, bugün ne ettim diye günlük yazarlarmış. Sen her gün bir bak bakalım: günlük ne amel işledin, günlük ne kadar hayır işledin? Sen günlük virdini çektin mi, günlük namâzını kıldın mı, günlük yapman gereken ibâdetleritâ'atları yerine getirdin mi, ne yaptın sen ölmeden önce? Önümüze gelirken ilk önce farzları yerine getirdin mi? Sabâh namâzına kalktın mı? Birinci sabâhtan başla.
Sabâh Namâzına Eksi Puan: Şeytân Kulağına İşedi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir nasîhati tafsîl eder: sabâh namâzına kalktın mı? Kalkamadın bir eksi puan; kalktığında namâzı kıldın mı? Kılmadın bir eksi puan daha. En fazîletli, en mübârek saatleri şeytân ile berâber kol kola koyun koyuna geçirdin. Nasıl? Basbayağı şeytân senin kulağına işedi, kalbine işedi; sen sabâh namâzına kalkmadın. Sen gece internette oyun oynamak, abuk subuk videoları izlemek, abuk subuk oraya buraya takılmak senin hevâ-hevesine hoş geldi. Sen gece saat ikilere üçlere kadar internete takıldın, oraya buraya takıldın; ama iki dünyânın içindekilerden daha fazîletli olan sabâh namâzının fazîletini kaçırdın, kılmadın. Dünyâ ve dünyânın içindekilerden daha kıymetli sabâh namâzının farzını kılmaklığım diye Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini sen dinlemedin; sabâh namâzına kalkmadı; sen tembellik ettin.
Fırıncı Sahâbî: Kalktığında Kılma Ruhsatı Tembellik Olmamalı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: hadi uyanamadın, hadi hadîsi şerîf var ya, genç bir kimse gece çalışıyordu — o gece çalışıyordu, fırıncıydı ihtimâl — o sabâh namâzına kalkamıyordu, kalktığında kılıyordu. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri de ona bu yolu açtı: «Sen kalktığında kıl» diye. Hiç olmazsa — ben Müslümânım — bunu da tembellik hâline getirme; ayda yılda bir kalkamadığında kalktığında kıl; ama sabâh namâzını kıl, kendini bir hesâba çek hiç sabâh namâzında.
Beş Vakit Farz Namâz Muhâsebesi: Vaktinde Kılanlardan Olduk mu?
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir nasîhati tafsîl eder: sabâh namâzını kıldıktan sonra, e bir de ardından öğlen namâzı — farzları söylüyorum — ardından ikindi namâzı, ardından akşâm namâzı, ardından yatsı namâzı; beş vakit farz namâzı biz vaktinde kılanlardan olduk mu kendi kendimize hesâba çekiyoruz? Çünki ölüm insâna ne zaman geleceği belli değil; öldüğünüz anda bu hesâbı vereceğiz; bizim kıyâmetimiz öldüğümüz anda kopacak. Kıyâmet sonra ne zaman kopuyorsa kopsun, bize ne; biz öldüğümüzde amel işleyebilecek miyiz bir daha? Hayır. Kıyâmetimiz koptu bizim, namâzımız tamâm mı? Hesâba çekilmeden evvel kendimizi hesâba çekelim; tartılmadan evvel amellerimizi tartalım. İşte bu Kâri'a sûresinin verdiği temel mesaj: ya Cennet'in râhat hayâtı, ya Cehennemin kızgın ateşi.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Kâri'a sûresi 101/1-11'in tefsîrini, kıyâmetin dehşetli kapıları çalan hâdisesini, insânların kelebekler gibi savrulmasını, dağların atılmış renkli yünler gibi ufalanmasını, sevâb tartısı ağır gelenin râzı olacağı hayâta gitmesini, hafîf gelenin kucağına sığınacağı anası uçuruma yâ'nî kızgın ateşe gitmesini, «Hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz» ve «Ölmeden önce ölünüz» hadîsi şerîflerini, sûfîlerin günlük amel defteri tutmalarını, sabâh namâzı muhâsebesini, gece internete takılıp dünyâ ve içindekilerden hayırlı sabâh namâzının kaçırılmasını, fırıncı sahâbî hadîsi rûhsatının tembellik bahânesi yapılmamasını, ve beş vakit namâz farzlarının vaktinde kılınma muhâsebesini idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Kâri'a 101/1-11 (kıyâmet dehşeti, sevâb tartısı, kelebekler gibi insânlar, atılmış yünler gibi dağlar, kızgın ateş); Zilzâl 99/7-8 (zerre miskâl hayırşer); Mü'minûn 23/102-103 (mîzân ağırhafîf); Kāri'a 101/9 (kucağına sığınacağı anası).
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikāk.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Kıyâmet 25 (hesâba çekilmeden evvel hesâba çekiniz).
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- Abdullâh ibnü'l-Mübârek, Kitâbü'z-Zühd.
- İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Murâkabe-Muhâsebe-Mîzân-Ölmeden Önce Ölmek bahisleri.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Murâkabe-Muhâsebe bahisleri.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Nasîhat Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Nasîhat Sohbeti Kâri'a 101/1-11 âyeti kerîmesi tefsîrini, kıyâmetin dehşetli kapı çalma hâdisesini, insânların kelebekler gibi savrulmasını, dağların atılmış renkli yünler gibi parçalanmasını, sevâb tartısı ağır gelenin râzı olacağı hayâta yâ'nî Cennete dönmesini, hafîf gelenin kucağına sığınacağı anasının uçurum yâ'nî kızgın ateş Cehennem oluşunu, hayır ve şerrin zerrece de olsa karşılıksız kalmamasını, boynuzsuz koyunun boynuzu olandan hakkını alma hadîsini, «Hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz; tartılmadan evvel amellerinizi tartınız» nasîhatini, «Ölmeden önce ölünüz» hadîsi şerîfinin ilmelyakînşerîat ilk basamağını, sûfîlerin günlük amel defteri tutmalarını, sabâh namâzı muhâsebesini, eksi puan yöntemini, gece internete takılıp dünyâ ve içindekilerden hayırlı sabâh namâzının kaçırılmasını, fırıncı sahâbî hadîsindeki kalktığında kılma rûhsatının tembellik bahânesi yapılmamasını, beş vakit farz namâzın vaktinde kılınma muhâsebesini, ölüm anında kıyâmetin koptuğunu ve amel kapısının kapandığını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Seri: Nasîhat Sohbetleri