Cenâbı Hak celle celâlühü insâna iki göz ve iki kulak vermiş; lâkin bunların yanında bir de can gözü ile can kulağı vermiştir. Can gözü, kalp gözüdür; eşyânın hakîkatini, Cenâbı Hakk'ın tecellîlerini, ve gaybın haberlerini görür. Can kulağı, kalp kulağıdır; mâ'nevî sesleri, hâtifi ilâhî nidâlarını, ve hak da'vetlerini işitir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette mü'minlere, «Aklını ve hevâ-hevesini ilâhlaştıranlardan olma; can gözünü ve can kulağını aç!» diye nasîhat etmektedir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Hevâsını kendisine ilâh edineni gördün mü?» (Câsiye 45/23) buyurmuştur. Hevâyı ilâhlaştırmak, kişinin kendi nefsî isteklerini Cenâbı Hakk'ın hükümlerinin önüne koyması demektir. Aklı ilâhlaştırmak ise, vahyin sınırlarını tanımayan, sadece akla îmân eden bir hâldir. Bu iki tehlikeli hâlden de kurtulmak için kişinin can gözünü açıp kalbi ile görmesi, can kulağını açıp gönlü ile işitmesi gerekmektedir. Tasavvufun esâsı işte bu iç gözleri ve iç kulakları açmaktır.
Can Gözünün Mânâsı
Can gözü, sûfîlerin diliyle «basîret» veya «kalp gözü» demektir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Onların kalpleri vardır onunla anlamazlar; gözleri vardır onunla görmezler; kulakları vardır onunla işitmezler; işte onlar dört ayaklı hayvânlar gibidir, hattâ daha sapıkdırlar; gâfil olanlar onlardır» (A'râf 7/179) buyurmuştur. Bu âyeti kerîme insânların zâhirde göz, kulak, ve kalp sâhibi olduklarını, lâkin gerçek anlamda görmediklerini, işitmediklerini, ve anlamadıklarını beyân etmektedir. Mustafa Özbağ Efendi, «Allâh celle celâlühü herkese can gözü vermiştir; lâkin bu gözü açmayanlar, gâfil cinsinden olur» demektedir. Can gözünü açmak, zikrullâh, mücâhede, riyâzet, ve mürşidi kâmilin terbiyesi ile mümkündür. Bu göz açıldığında, kişi eşyânın bâtınını, hâdiselerin hikmetini, ve Cenâbı Hakk'ın tecellîlerini görmeye başlar.
Can Kulağının Açılması
Can kulağı da kalp kulağıdır; iç sesleri, mâ'nevî nidâları, ve hâtifi ilâhî haberlerini işitir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Sözü işitip de en güzeline tâbi olanlar var ya, işte Allâh'ın hidâyet ettikleri onlardır; aklı selîm sâhibi olanlar da onlardır» (Zümer 39/18) buyurmuştur. Bu âyet, sözü işitmenin sadece zâhirî kulakla değil, kalp kulağı ile olduğunu ima eder. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Sen Kur'ânı Kerîm dinlerken sadece harf ve sesleri işitiyorsan, can kulağın kapalıdır; lâkin o âyetlerin altındaki Cenâbı Hakk'ın hitâbını, sevgisini, da'vetini işitiyorsan, can kulağın açılmıştır» demektedir. Bu kulak da zikrullâh, halvet, mücâhede, ve sohbet ile açılır; mürşidi kâmilin terbiyesi olmadan açılması son derece zordur.
Aklı İlâhlaştırmanın Tehlikesi
Akıl, Cenâbı Hakk'ın insâna verdiği büyük bir nimettir; lâkin akıl, vahyin tâbîi olduğu zaman bir nimettir. Vahyin sınırlarını tanımayıp her şeyi sadece akıl ile ölçmeye kalkışmak, aklı ilâhlaştırmak demektir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Akıl bir ölçüdür, ama mutlak bir ölçü değildir; akıl da yanılır, akıl da hata yapar. Mutlak ölçü Cenâbı Hakk'ın âyetleri ve Resûl'ün sünnetidir» demektedir. Modern devirde «Aklın hür kullanımı» veya «Akılcılık» gibi akımlar, vahyin önüne aklı koymaya çalışmaktadırlar. Bu tehlikeli bir hâldir; çünkü akıl tek başına ne Cenâbı Hakk'ı tam olarak tanıyabilir, ne de Hakk'ın muradını tam olarak anlayabilir. Akıl, vahyin ışığında çalıştığı zaman doğru sonuca varır.
Hevâyı İlâhlaştırmanın Helâki
Hevâ, kişinin nefsî isteklerinin, arzûlarının, ve duygularının toplamıdır. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Hevâsını kendisine ilâh edineni gördün mü? Sen mi onun üzerine vekîl olacaksın?» (Câsiye 45/23) buyurmuştur. Hevâyı ilâhlaştırmak, kişinin nefsî isteklerini Cenâbı Hakk'ın hükümlerinin önüne koyması, ve onlara tâbi olmasıdır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Bir kişi şarâp içmek istiyorsa, kendi hevâsı ona şarâbı süslü gösterir; bir kişi nikâhsız yaşamak istiyorsa, hevâsı ona bu hayâtı tatlı gösterir; bir kişi makâm peşinde koşuyorsa, hevâsı ona makâmı kıymetli gösterir. Bu kişi aslında kendi hevâsına tapmaktadır» demektedir. Hevâdan kurtulmanın tek yolu, nefsi terbiye etmek, mâsivâdan yüz çevirmek, ve Cenâbı Hakk'a teslîm olmaktır. Bu da tasavvuf yolunun esâsıdır.
İç Gözlerin Açılma Yolu
Can gözü ile can kulağının açılması belirli bir yol gerektirir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette bu yolun esâslarını sıralar: tövbe ve istiğfâr, halvet, riyâzet, zikrullâh, virdi şerîf, ve mürşidi kâmilin terbiyesi. Bunların hepsi bir araya geldiğinde, dervîşin iç gözleri ve iç kulakları yavaş yavaş açılmaya başlar. Bu açılış bir gece üç gün gibi bir zamânda olmaz; sabırla, sebâtla, ve azimle yıllarca süren bir mücâhede sonucu nasîb olur. Mustafa Özbağ Efendi, «Bu yol sabır yoludur; aceleci olanlar bu yolun sonuna varmadan vazgeçerler. Sabır gösterenler ise, bir gün gözleri ve kulakları açılmış olarak Hakk'ı görmeye, ve O'nun hitâbını işitmeye başlarlar» demektedir. Bu hâl «keşf» ve «müşâhede» olarak isimlendirilir.
Halvetiyye Yolunun Eğitimi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolu, can gözü ile can kulağının açılması için sistemleştirilmiş bir tarîktir. Halvet hücresinde dervîş, dış dünyâdan koparılır; sadece zikrullâh ve teveccüh ile baş başa kalır; ve yavaş yavaş iç gözleri ile iç kulakları açılmaya başlar. Mustafa Özbağ Efendi Şerhi Virdi Settâr'ında bu eğitimin tafsîlatlı bir programını çizmiştir. Mustafâ Özbağ efendi de sohbetlerinde, «Sen halvete girdiğinde gözünü kapat, kulağını kapat, dünyâya kapat; ama can gözünü ve can kulağını aç. O zaman Cenâbı Hak sana tecellî eder, ve sen O'nu görmeye başlarsın» demektedir. Bu eğitim sâyesinde dervîş artık akla ve hevâya tâbi olmaktan çıkar; can gözü ve can kulağı ile Hakk'a tâbi olur. Bu hâl mü'minler için en yüksek mertebedir; ve onun sâhibi gerçek mânâda «velî» sıfâtını kazanır.
- Kur'ânı Kerîm: A'râf 7/179; Câsiye 45/23; Zümer 39/18; Hac 22/46.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Cilt 3, Acâ'ibü'l-Kalp.
- İmâm Gazzâlî, Mişkâtü'l-Envâr, kalp gözü bahsi.
- Mustafa Özbağ Efendi, Şerhi Virdi Settâr, basîret bahsi.
- Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Ma'nevî, can gözü remzleri.
- İbnü'l-Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, müşâhede makâmları.
- Sülemî, Tabakâtü's-Sûfiyye, keşf ve müşâhede.
- Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, müşâhede ve kaşf.
- Hucvirî, Keşfü'l-Mahcûb, sûfî makâmları.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, müşâhede makâmı.
- İmâm Şâtıbî, el-Muvâfakât, vahyakıl ilişkisi.
- İbn Teymiyye, Der'u Te'âruzi'l-Akl ve'n-Nakl.
- Şâbânı Velî Hazretleri, Hâlvetiyye Virdi Şerîfi.
- Aziz Mahmûd Hüdâyî, Câmi'u'l-Fadâ'il.
- Hüseyin Vassâf, Sefînei Evliyâ, Halvetiyye silsilesi.
- Niyâzî-i Mısrî, Dîvânı İlâhiyât, can gözü şi'irleri.
- Yûnus Emre Dîvânı, gönül gözü şi'irleri.
- Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi, can gözü remzleri.
- İmâm Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân, kalp ve îmân bahsi.
- Mustafa Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Tasavvuf Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet can gözü ile can kulağının mânâsını, aklı ve hevâyı ilâhlaştırmanın tehlikesini, iç gözlerin açılma yolunu, ve Halvetiyye yolundaki eğitimi tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Seri: Tasavvuf ve Mâ'rifet Sohbetleri