Kısa Tanıtım
Karabaş-ı Velî hazretleri (Karabaş Ali Atvel; 1020/1611–1097/1685), on yedinci yüzyıl Osmanlı tasavvuf tarihinin önde gelen sîmâlarından biridir. Halvetiyye tarîkatının Şâbâniyye kolundan icâzet almış; ilmi, sülûku ve telif eserleriyle tanınmış; kendisinden sonra «Karabaşiyye» adıyla bilinen bir kol bırakmıştır. Adını taşıyan kültür merkezi, hazretlerin tarihî mirâsını yaşatma maksadıyla kültürel ve ilmî faâliyetlere ev sahipliği yapan bir muhittir.
Karabaş-ı Velî Hazretleri Kimdir?
Asıl adı Ali olup tasavvuf çevrelerinde «Karabaş Ali Atvel», «Karabaş Velî» ve «Karabaş Sultan» isimleriyle anılır. 1020/1611 yılında, bugünkü Nevşehir iline bağlı Arapsun (Gülşehir) kasabasında dünyâya gelmiştir. Babası Resûl Efendi, ilim ve takvâ ile maruf bir zâttır.
«Karabaş» lakabı, kendisinin tarîkat erkânında giydiği siyah sikkeden (kara taç) gelmektedir. Halvetiyye geleneğinde sikke, derviş kıyâfetinin temel unsurlarındandır; Karabaş-ı Velî hazretlerinin bu siyah sikkeyi sürekli olarak giymesi, tasavvuf çevrelerinde onun hâs alâmeti olmuştur.
İlmî Tahsîli ve Tasavvufî Sülûku
Karabaş-ı Velî hazretleri ilk ilmî tahsîlini memleketinde tamamladıktan sonra Aksaray, Kayseri ve İstanbul’da devrin önde gelen âlimlerinden ders almıştır. Zâhirî ilimlerde kemâle erdikten sonra bâtınî yola yönelmiş; Halvetiyye-Şâbâniyye silsilesinden İsmail Efendi‘ye intisâb ederek sülûkunu tamamlamıştır.
Şeyhinden hilâfet aldıktan sonra Üsküdar’a yerleşmiş; Atik Vâlide Tekkesi ile Çavuşbaşı Tekkesi‘nde uzun yıllar irşad faâliyetinde bulunmuştur. Sülûkundaki temel ilkeler; sıkı zikir, ihlâs, edeb, ilim ve riyâzettir. Sohbet meclislerinde Kur’ân, hadîs ve tasavvuf klasiklerinden okumalar yapar; mürîdlerine esmâ-i hüsnâ tâlîmi ile halvet/erbaîn usûlünü öğretirdi.
IV. Sultan Mehmed devrinde (1648–1687) İstanbul’un tasavvufî hayâtında önemli bir mevki edinmiştir. Etrâfında geniş bir mürîd halkası teşekkül etmiş; sohbetlerine yalnız avâm değil, ulemâ ve devlet erkânı da iştirâk etmiştir.
Sürgün Yılları ve Vefâtı
1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması‘nın akâbinde, devrin siyâsî atmosferi içinde Karabaş-ı Velî hazretleri bâzı mahfillerin tâ’rîzine maruz kalmış; bunun üzerine İstanbul’dan ayrılarak Edirne‘ye nakledilmiştir. Daha sonra hac niyetiyle yola çıkmış, Hicaz dönüşünde 1097/1685–1686 yılları arasında Mısır‘da vefât etmiştir.
Türbesi Kahire civârındadır. Vefât târîhi olarak kaynaklarda 1097/1685 ve 1098/1686 yılları zikredilir; günümüz araştırmacılarının büyük çoğunluğu 1097/1685 târîhini tercîh eder.
Eserleri
Karabaş-ı Velî hazretleri tasavvuf ilminde derinleşmiş bir müelliftir. Arapça ve Türkçe olarak telif ettiği eserlerin başlıcaları şunlardır:
- Kâşifü’l-Esrâr ve Dâfi’u’l-Eşrâr — İbnü’l-Meşîş’in Salavâtü’l-Meşîşiyyesinin şerhi olup hazretin en meşhur eseridir.
- Şerh-i Salavât-ı İbnü’l-Meşîş — Önceki eserin daha kısa bir tâkibi mâhiyetindedir.
- Mîzânü’ş-Şerî’a ve Burhânü’t-Tarîka — Şerîat ile tarîkat arasındaki nisbeti îzâh eden bir risâle.
- Tasrîhâtü’l-Vücûdiyye fî Beyâni’l-Eşkâli’s-Sühreverdiyye — Vahdet-i vücûd meselelerini ele alan Arapça bir eser.
- Süllemü’t-Terakkî — Esmâ-i hüsnâ tertibi ve manevî terakkî makamları üzerine bir risâle.
- Risâle-i Eşrâkıyye — Mârifet ve tecellî bahislerini içeren tasavvufî bir metin.
- Şerh-i Esmâü’l-Hüsnâ — Esmâ-i hüsnânın tasavvufî yorumu.
Eserlerinin nüshaları Süleymâniye Kütüphânesi, Millet Kütüphânesi, Beyazıt Devlet Kütüphânesi ve Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphânesi başta olmak üzere İstanbul’un belli başlı yazma kütüphânelerinde mahfuzdur.
Karabaşiyye Kolu ve Halîfeleri
Karabaş-ı Velî hazretlerinden sonra sülûk yolu, Karabaşiyye adıyla Halvetiyye-Şâbâniyye’nin bir alt kolu olarak şekillenmiş ve Osmanlı coğrafyasında geniş bir alana yayılmıştır. Karabaşiyye, kendi içinde de muhtelif şubelere ayrılmıştır:
- Nasûhiyye — Üsküdarlı Mehmed Nasûhî Efendi (ö. 1130/1718) tarafından kurulmuştur.
- Bekriyye — Mustafa Bekrî Efendi’ye nisbet edilir.
- Çerkeşiyye — Çerkeşli Mustafa Efendi’ye dayanır.
- Halîliyye — Halîl Geredevî’ye nisbet edilen şube.
En meşhûr halîfesi Üsküdarlı Mehmed Nasûhî Efendi‘dir. Nasûhî Efendi, Üsküdar Doğancılar’daki dergâhında uzun yıllar irşadda bulunmuş; Nasûhiyye kolu onunla teşekkül etmiştir.
Tasavvuf Tarihindeki Yeri
Karabaş-ı Velî hazretleri, on yedinci yüzyıl Osmanlı tasavvufunda hem ilmî hem amelî açıdan müstesnâ bir mevki edinmiştir. Şerîat-tarîkat dengesini özenle gözeten yaklaşımıyla, dönemin Kadızâdeliler-Sivasîler tartışmalarında ehl-i tasavvufun lehine güçlü bir savunma ortaya koymuştur. Halvetiyye’nin Şâbâniyye kolunu Anadolu’dan İstanbul’a taşıyıp burada teşkilâtlandırması, daha sonraki yüzyıllarda Karabaşiyye’nin geniş bir coğrafyaya yayılmasına zemîn hazırlamıştır.
Hüseyin Vassâf’ın Sefîne-i Evliyâ, Bursalı Mehmed Tâhir’in Osmanlı Müellifleri ve şeyhin halîfesi Nasûhî Efendi’nin menâkıbnâmelerinde hayâtı ve mânevî tasarrufu hakkında geniş bilgiler aktarılmaktadır.
Karabaş-ı Velî Kültür Merkezi
Karabaş-ı Velî Kültür Merkezi, hazretin tarihî mirâsını yaşatma maksadıyla onun adını taşıyan kültürel ve eğitsel bir muhittir. Merkez, tasavvuf kültürünü, klasik İslâm sanatlarını ve Osmanlı edebiyâtını günümüz insanına tanıtmayı hedefleyen muhtelif programlara ev sahipliği yapar.
Faâliyet Alanları
- İlmî Programlar: Tasavvuf klasiklerinin (Mesnevî, İhyâ, Kuşeyrî Risâlesi, Avârifü’l-Maârif) okutulduğu dersler ve müzâkere halkaları.
- Tezhip, Hat ve Ebru Atölyeleri: Klasik İslâm sanatlarının üstâd-çırak usûlüyle öğretildiği çalıştaylar.
- Konferans ve Söyleşiler: Tasavvuf tarihi, Osmanlı kültürü ve klasik edebiyat üzerine akademisyenler ve sanatkârların katıldığı oturumlar.
- Mevlid ve Kandil Programları: Mübârek günlerde okunan mevlid-i şerîf, ilâhî meclisleri ve sohbet halkaları.
- Kütüphâne ve Arşiv: Tasavvuf, hat, tezhip ve İslâm tarihi alanlarında zengin bir kaynak koleksiyonu.
- Sergi ve Yayın: Klasik el yazmalarına, hattat ve müzehhip eserlerine ayrılmış sergiler ile süreli yayınlar.
Misyon
Karabaş-ı Velî Kültür Merkezi, ismini aldığı büyük velînin manevî mirâsını günümüz nesline tanıtmayı, klasik İslâm-Türk kültürünün ihyâsına katkı sağlamayı ve bu mirâsı genç araştırmacılara ulaştırmayı vazîfe edinmiştir. Merkez; ilmî titizlik, edebî zarâfet ve tasavvufî ihlâs ölçüleri içinde, kültürel hayatın geniş bir kesimine açık bir muhit olmayı hedefler.
Sıkça Sorulan Sorular
Karabaş-ı Velî hazretleri ne zaman ve nerede yaşamıştır?
1020/1611 yılında Nevşehir Arapsun’da (bugünkü Gülşehir) dünyâya gelmiş, on yedinci yüzyıl Osmanlı coğrafyasında — bilhassa İstanbul Üsküdar’ında — yaşamış ve 1097/1685 civârında Mısır’da vefât etmiştir.
Hangi tarîkata mensuptur?
Halvetiyye tarîkatının Şâbâniyye koluna mensuptur. Kendisinden sonra bu silsileden ihvâna intikâl eden sülûk usûlü, Karabaşiyye adıyla bir alt kol olarak tanınmıştır.
Karabaşiyye kolunun günümüze ulaşan şubeleri hangileridir?
Karabaşiyye’den Nasûhiyye, Bekriyye, Çerkeşiyye ve Halîliyye gibi şubeler türemiştir. Bu şubeler Osmanlı tasavvuf coğrafyasında geniş bir alana yayılmıştır.
«Karabaş» lakabı nereden gelmektedir?
Halvetiyye tarîkatında giyilen siyah renkli sikkeyi (kara taç) sürekli olarak taşımasından dolayı bu lakap kendisine verilmiştir.
Karabaş-ı Velî Kültür Merkezi nerede ve ne işle meşguldür?
Karabaş-ı Velî Kültür Merkezi, hazretin adını taşıyan ve onun manevî mirâsını yaşatmak gayesiyle faâliyet gösteren bir kültürel muhittir. Tasavvuf tarihi okumaları, klasik İslâm sanatları (hat, tezhip, ebru) atölyeleri, konferans-söyleşi programları ve mevlid-kandil meclisleri başta olmak üzere geniş bir yelpâzede etkinlik düzenler.
Kaynaklar
- Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. III, Halvetiyye bahisleri.
- Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, c. I.
- Reşat Öngören, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, «Karabaş Velî» maddesi.
- Mehmet Akkuş, Abdullah Salâhî-i Uşşâkî ve Salâhiyye Şerhleri, ilgili bahisler.
- Mustafa Aşkar, Tasavvuf Tarihi Literatürü, Karabaşiyye bahisleri.