Zikrullahın Erkek ve Kadınlara Farz Oluşu
Cenab-ı Hak Ahzab Suresi’nin 41. ve 42. ayetlerinde bütün inananlara diyor ki: ‘Allah’ı sabah akşam zikredin.’ Bunu namaza bağlayanlar var. Bu namaza bağlanarak duran bir ayet-i kerime değildir. Ankebut Suresi’nde de ‘Namaz sizi kötülüklerden alıkor. Ama Allah’ı zikretmek en büyük iştir’ diyerekten namazı ve zikri ayırmıştır Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de.
O zaman Allah’ı zikretmek en büyük iştir. Bunun içerisine namaz, bunun içerisine oruç, bunun içerisine haramlardan uzak durma, bunun içerisine helalleri yaşama, bunun içerisine sünnet-i Resulullah’ı yaşama, bunun içerisinde erkek veya kadının günlük işlevlerini, amellerini, ibadetlerini Allah için yaşaması da bu zikrullah şemsiyesinin altındadır. O yüzden yalan söylememek zikirdir. Gıybet etmemek zikirdir. Dost doğru olmak zikirdir. Bir kimsenin günlük yaşantısını Kur’an ve sünnet dairesinde bulundurması zikirdir.
Bir başka ayet-i kerimede: ‘Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar var ya—işte Allah bunlar için mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.’ (Ahzab, 33:35)
Burada ayet-i kerimenin sonunda ‘Allah’ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar’ diyerekten Cenab-ı Hak, ibadetlerin hepsinde kadınların ve erkeklerin ortak olduğunu, bu emirlere kadınların da muhatap olduğunu ve Allah’ı zikretmenin kadınlara da bir emir olduğunu ve kadınların da üzerine vazife olduğuna dair delildir. Önümüzdeki derslerde az zikretmenin münafıklık alameti olduğunu ve Cenab-ı Hak’ın az zikredenleri tehdit ettiğini göreceğiz.
İhlas ile Zikir ve Niyet Temizliği
Sufiler tarih boyunca hep ihlası önde tutmuşlar. Bir kimsenin niyeti ve ihlasını önde tutmuşlar. Yapılan bir ibadeti ihlas ile, samimiyetle yapmak önemlidir. O yüzden yaşadığınız hayatta yaptığınız fiiliyatlarda Allah için yaşamayı, Allah için yapmayı önde tutun.
Zikrullah yapan, sufiliği yaşayan kadın ve erkeklerin hataya düştükleri nokta: İyi rüya görmek, hal görmek, görebilmek, mucizelere ulaşmak, kerametlere ulaşmak, sivrilmek, orada parmakla gösterilmek, methedilmek, övülmek, orada farklı olduğunu göstermek gibi ihlası bozan, samimiyeti bozan, o kimsenin ibadetini havaya çıkaran—Allah muhafaza eylesin—niyet bozukluğundan uzak durmakta fayda var.
Şeyh İçin Değil, Allah İçin İbadet
‘Benim şeyhim görürse ben ne haldeyim? Vay benim şeyhim bunu görürse ben onun yüzüne nasıl bakarım?’ Bu taze, yeni sufilerde belki de fayda verebilir. Ama velakin bu, kimsenin ihlasını bozar, bu kimseyi şirke götürür. Şeyhi için ibadet eden, kocası için ibadet eden, sevgilisi için ibadet eden, ‘Vay oraya gidenler şöyle oluyor, böyle oluyor’ deyip de yola koyulanlar yolun sonunu göremezler.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ashâbına buyurdu: Bir müşrik erkek, Müslüman bir kadın için Medine’ye hicret etmişti. Ashâb sordu: ‘Ya Resulallah, o da hicret sevabı alacak mı?’ Hz. Peygamber buyurdu: ‘Neye hicret ederse herkes onu bulur. Allah için hicret eden Allah’ı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur. Rızık için endişe eden rızkı bulur.’ O zaman bizim niyetimiz burada Allah için olmalı. Bir kimse bir dergaha, bir tekkeye, bir şeyhe Allah için gitmeli. Allah için orada durmalı, Allah için mücadele etmeli.
Şeyhler ölür gider. Tarih boyunca peygamberleri ölünce dinlerini bırakan ümmetler oldu. Aynı hadiseyi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat edince de yaşandı—bazı kabileler bayram günü olarak o günü tayin ettiler, davul çalıp oynayanlar oldu. Ama Allah’a iman etmiş sımsıkı duran sahabeler milim kımıldamadılar. Hz. Ebu Bekir efendimiz dedi ki: ‘Biz hiç ölmeyen diriye iman ettik.’ Hz. Ömer efendimiz kılıcını çekti, ‘Kim öldü derse kılıcım onun hakkını verir’ dedi—ama Hz. Ebu Bekir efendimiz onu durdurdu, susturdu. Evet. Biz Allah’a iman ettik.
Adamın şeyhi vefat eder, halâ da kör olur badem gözlü olurmuş, diş çürür mercan diş olurmuş. Ölmüş olan şeyhlerine bağlılıklarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Bu geçmiş müşrik ümmetlerin yaptıkları hata. Allah’ın velileri kıyamete dek hiç eksilmez. Kıyamete dek Cenab-ı Hak velilerini gönderir ve devam ettirir. Hiç inkitaya uğramaz, hiç kesintiye uğramaz.
Hadis-i Kudsî: Kulun Beni Andığında Onunla Beraber Olurum
‘Ben kulumun hakkımdaki zannına göreyim. Kulun beni andığında onunla beraber olurum.’ Cenab-ı Hak’ın beraberliğinin dereceleri vardır. İlmel yakin derece: Allah herkese ve her şeye adalet nisbetinde yakındır. Taşa yakın olduğu kadar—sen ister iman et, ister etme—sana da yakın. Bir kuşa, bir böceğe, bir buluta, güneşe, aya, yıldıza, toprağa, suya, balığa—bütün varlığa ne kadar yakınsa sana da o kadar yakın, adaletin nisbetinde.
Ama Allah’ın bir de aynel yakınlığı var. Bir çıt üstü. Sen bir şey yapınca sana bir daha hususi yakınlık gösteriyor. Bu her şeyden seni farklı kılan—taştan, topraktan, böcekten farklı kılan, melekten farklı kılan, Cebrail’den, Mikail’den, İsrafil’den farklı kılan şey: ‘Kulun beni andığında onunla beraber olurum.’ Bu beraberliği, o ilmel yakin noktasndaki beraberlikten farklıdır. Sen Onu andığında O seninle hususi bir beraberlik tesis etti.
Cüz’î İradeyi İnkar Etmeyin
‘Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder’—bunda o kimsenin cüz’î iradesi var. Bunda o kimsenin bir adım atması var. ‘Kim Allah’a bir adım yaklaşırsa Allah ona on adım yaklaşır.’ Burada cüz’î iradeyi inkar etmek yok. ‘Allah bizi davet ederse zikrullah yaparız’—böyle bir şey yok. ‘O bizi çağırınca hacca gidecekmişiz’—böyle bir şey yok. Hac sana farz kılındı, yol bulabilen herkes gidecek. Cenab-ı Hak ‘Beni zikredin’ diyor, emrediyor. Sen onun zikrine gitmek zorundasn, zikrini yapmak zorundasn.
Cüz’î iradenizi kenara koymayın. Adam kötü ahlakını Allah’a bağlıyor. Eşine hakaret ediyor, Allah’a bağlıyor. Eşini dövüyor, Allah’a bağlıyor. Kendi ahlaksızlığını, tembelliğini, aymazlığını, mücadelesizliğini, gevşekliğini Allah’a bağlıyor. Biz iyi insan olmak için gayret göstereceğiz, dost doğru olmak için gayret göstereceğiz, iyi ameller işlemek için gayret göstereceğiz.
Hz. Adem şeytanın üzerine atmadı. ‘Ben nefsime uyanlardan oldum’ dedi. ‘Ben nefsime zulmedenlerden oldum’ dedi. ‘Beni şeytan yoldan çıkardı’ demedi. O yüzden ‘Beni şeytan yoldan çıkardı’ diyenler küstah cahillerdir. ‘Siz kötülükleri nefsinizden, iyilikleri de Rabbinizden bilin.’ Şeytanın şeytanı da kendisiydi.
O Bana Yürüyerek Gelirse Ben Ona Koşarak Gelirim
‘O beni içinden anarsa, ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk içerisinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa ben de ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben de ona koşarak gelirim.’ Demek ki bir kimse Ona yürüyerek giderse Allah da ona koşarak geliyor.
‘İşte ben istediğim olmadı’—yok kardeş istememissin sen. Arayan bulmuştur hep. Ben dergaha girdiğimden itibaren aynı terenemlüleri hep dinlerim. ‘Çok aramış da bulamamış’ lafı—hiç aramammışsın sen.
Şeyhte Kusur Arayanların Hali
Bağlı bulundukları şeyhte dahi kusur bulanlar, kusur araştıranlar, o şeyhler vefat ettikten sonra bir şeyhe ulaşamazlar. Neden? Allah’ın velisine küstahlık yaptıklarından, kibirlilik yaptıklarından dolayı. Ben bunu yakın dairemde arkadaşlara derdim Şeyh Efendi’nin zamanında: ‘Şeyh Efendi’de kusur arayanlar göreceksiniz, hiçbirisi de bir şeyhe intisap edemeyecekler.’ Bu tecrübeyi Ço rumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nden sonra Şeyh Efendi’ye intisap etmeyenlerden elde etmiştim.
Mevlid Kandili ve Kıyas Yoluyla Delil
Bir kısım Müslümanlar şimdi kandilleri reddetmekte. Bilhassa Mevlüt Kandili’nin üzerinde fırtına koparıyorlar. Mevlüt Kandili, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğumu ile alakalı—bununla alakalı sahabe bir uygulamada bulunmamış, Hz. Peygamber de yapmamış.
Fakat mesela aşure orucuyla alakalı: Yahudiler oruç tutarlar—Firavun’un zulmünden kurtulduklarına şükrün noktasında. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de o orucu tutmayı ‘Biz daha fazla bu hakka sahibiz’ diyerekten kabul etmiştir. Buradan bir kimse kıyas çıkarabilir: Nasıl Museviler Firavun’un zulmünden kurtuldukları günü bir şükran günü olarak düşünüp oruç tuttularsa ve Hz. Peygamber de bu orucu kabul ettiyse, bir Müslüman da Hz. Peygamber’in doğum gününe—Cenab-ı Hak’ın kendisini bu nurla, bu hidayetle müjdelemesinden dolayı—Mevlüt Kandili’nde buradan oruç tutabilir, kıyas edebilir.
Nasıl İbrahimiler Hz. İbrahim aleyhisselamın ateşten kurtulmasını bir şükran günü olarak kutluyorlarsa, İseviler nasıl İsa aleyhisselamın zalimlerin elinden kurtulup göğe çıkmasını kutluyorlarsa—Hz. Peygamber geçmiş peygamberlerin zalimlerin elinden kurtulma günlerini hem Kur’an bize anlatdıysa, hem de Hz. Peygamber bunları kabul ettiyse, o zaman bir Müslüman kendince Hz. Peygamber’in doğum gününe özel nafile ibadet edebilir. Bunu bidat deyip reddetme hakkına sahiptir bir kimse. Ama bir kimse ‘Ben Hz. Peygamber’i seviyorum, onun doğumu için nafile oruç tutacağım’ dese ona hiç kimse bir şey diyemez.
Ahsen-i Takvim ve İnsanın İmtihanı
‘Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağılığın aşağısına indirdik.’ Cenab-ı Hak insanı ahsen-i takvim üzerine yaratmıştır. Ahsen-i takvim üzerine yarattığı bu Adem’e, bu insanlara melekleri secde ettirmiştir. Ama o insan—bir taraftan ruhlar aleminde ruhu, cennette vücudunu yaratttığı halde—isyan etmiş. İsyan edince aşağılığın aşağısı olan dünyaya gönderilmiş. O yüzden bu dünyada imtihanı bitirip yine yaratılmış olduğu ilk günkü doğru seyr-i sülük yapacak, kendini ahsen-i takvime hazır hale getirecek.
İnşallah Demeyi Unutmayın
Hz. Mevlana Mesnevi’sinde: ‘Nice inşallah demeyen var ki canı inşallah’a eş olmuştur’ diyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin inşallah demediği için vahyin kesilmesi bizlere derstir, Hz. Peygamber efendimize değil. O yüzden bizler bir iş yapacağımız zaman, bir şeye söz vereceğimiz zaman inşallah demeyi unutmayalım.
Bir kimse kendince benliğe düşerse, kibre düşerse—’Ben bunu hallederim, ben bunu yaparım’ deyip de enesini yükseltir, nefsini yükseltirse—Allah muhafaza eylesin, ona manevi tokat gelir. Ama velakin Allah’ın öyle dostları vardır ki onların zaten canı inşallah’a eş olmuştur, Allah’a dost olmuşlardır. Onlar bir söz ağızlarından çıktığında Cenab-ı Hak onu yerine getirir. Onların inşallah demelerine gerek kalmaz.
Müslümanların Siyasete Bakışı
Bir Müslümanın siyasete bakışı sıcak olmalıdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir yönü siyasetçiydi—insanları idare ediyordu, devlet idare ediyordu. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali efendilerimiz aynı zamanda birer yönleriyle siyasetçilerdi. Birer yönleriyle irşad ediyorlar, birer yönleriyle devlet idare ediyorlar, birer yönleriyle insanları idare ediyorlardı. Eğer söz konusu olan bunlar ise Müslümanların bundan kaçınması, bundan geriye adım atması mümkün değildir.
Bediüzaman Said-i Nursi Hazretleri’nin ‘Siyasetin şerrinden ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım’ dediği şey meclisteki siyasettir. Der ki: ‘Baktım ki Millet Meclisi’nde ağzı laf yapan ama doğru konuşmayan bir kimse konuşuyor, onlar da bizim partiden diye alkışlıyor. Bir kimse doğru söylüyor ama bizim partiden değil deyip onu yuhluyorlar. Bu hali görünce min şerri siyase dedim, ondan ayrıldım.’ Bu onun içtihadıdır.
Ben o içtihada katılanlardan değilim. Ben Bediüzaman Said-i Nursi Hazretleri’nin yerinde olsaydım, Millet Meclisi’ni bu gayri İslami insanları terk edip bırakmazdım. Orada ölümün pahasına mücadele ederdim. Bu da benim içtihadım. İyi, doğruyu, güzeli, hakkı savunan insanlar nefes alıp verdikleri müddetçe Cenab-ı Hak onları nerede istihdam ettiyse orada iyi, doğruyu, güzeli, hakkı savunmakla mükellefler.
Yunus Aleyhisselam ve Görev Yerini Terk Etmeme
Yunus aleyhisselam içinde bulunduğu müşrik toplumun müşrikliğinden bıkaraktan, Allah’tan emir beklemeksizin o beldeyi terk etmeye kalktı—Cenab-ı Hak onu ikaz etti, irşad etti, terbiye etti, balığın karnında kırk gün tövbe etti. Çünkü o, Cenab-ı Hak’ın kendi üzerinde takdir ettiği şeyi kendi aklınca bozmaya çalıştı.
Sen bir yerde hizmet ediyorsan, Allah yolunda bir vazifen varsa orada, sana orada bir siper konduysa—sen kendi kendine içtihad edip bir yeri terk edemezsin. Buna hiç kimsenin hakkı olmaz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir belde vali tayin ettiyse, bir yere komutan tayin ettiyse, bir müfrezenin başına imam tayin ettiyse—hiçbirisi de kendi kafasından oradan feragat edememiştir.
Siyasetten kasıt köşe dönmekse, ihale almaksa, zengin olmaksa, makam mevki sahibi olmaksa—o siyasette işimiz yok. Ama siyasetten kasıt orada ehli hak birisinin durmasıysa, Kur’an ve sünnete uygun insanların yetişmesine vesile olmaksa, Müslümanların bir nefesi, bir sesi olacaksa, çalmadan hırsızlık yapmadan Kur’an ve sünnet dairesinde devlete, vatana, millete, insanlara hizmet etmekse—o siyasete canla başla koştururuz.
Dergah Adabı ve Çeşitli Meseleler
Dergahta Çay İçme Adabı
Dergah sohbetinde çay içilirken: Çaylar karıştırılırken ses çıkarılmaz, dergah adabıdır. Şekeri karıştırırken sessiz karıştırılır. Koyunların çıngrağı gibi çıngır çıngır ses çıkarılmaz asla. Dergah edep ister. Hiç kaşık sesi duyulmayacak. Çay içilirken hübürdetilmez. Dergah adabıdır.
Vesvese ve İhlas Suresi
Ağır vesvese rahatsızlığından nasıl kurtulabiliriz? ‘Allah var mı, yok mu?’ gibi saçma sapan vesvese oluyor—çok ağır geliyor, namazdan, ibadetten haz almamıza engel oluyor. Günlük yüz sabah, yüz de akşam İhlas Suresi okusun bu kardeş.
Burhan (Keramet Gösterisi) Meselesi
Ahmed-i Rufai Hazretleri’nin kerameti olduğunu söylüzyoruz. Rufai Hazretleri’nin kerameti devam eder; bunun sürekli olması şartı yoktur. Ama bunu böyle bir gösteri haline getiriyorlar. Dışarıdan görenler yanlış değerlendiriyor. Keramet şeyhten şeyhe geçiyor—o keramet bir silsile alıyor, başkasına geçiyor. Kendi kerametleri gibi söylüyorlar, bu normalde sıkıntılı. Buhran yaparaktan geçinen şeyhler var—buhran yaparaktan para toplayan insanları da gördüm. Mahşerde bununla cezalandırılacaklar. Bu, ümmetin Kur’an ve Sünnet bilgisinden uzak olmasından kaynaklanıyor.
Kaynakça ve Referanslar
- Ayet: ‘Ey iman edenler! Allah’\u0131 \u00e7ok zikredin ve Onu sabah ak\u015fam tesbih edin.’ (Ahzab Suresi, 33:41-42)
- Ayet: ‘M\u00fcsl\u00fcman erkekler ve M\u00fcsl\u00fcman kad\u0131nlar… Allah’\u0131 \u00e7ok zikreden erkekler ve kad\u0131nlar var ya, i\u015fte Allah bunlar i\u00e7in ma\u011ffiret ve b\u00fcy\u00fck bir m\u00fckafat haz\u0131rlam\u0131\u015ft\u0131r.’ (Ahzab Suresi, 33:35)
- Ayet: ‘Namaz\u0131 k\u0131l. \u00c7\u00fcnk\u00fc namaz hay\u0131s\u0131zl\u0131ktan ve k\u00f6t\u00fcl\u00fckten al\u0131koyar. Allah’\u0131 anmak elbette en b\u00fcy\u00fck ibadettir.’ (Ankebut Suresi, 29:45)
- Ayet: ‘Biz insan\u0131 en g\u00fczel bi\u00e7imde yaratt\u0131k. Sonra onu a\u015fa\u011f\u0131lar\u0131n a\u015fa\u011f\u0131s\u0131na \u00e7evirdik.’ (Tin Suresi, 95:4-5)
- Ayet: ‘K\u00f6t\u00fcl\u00fckleri nefsinizden, iyilikleri de Allah’tan bilin.’ (Nisa Suresi, 4:79)
- Hadis-i Kuds\u00ee: ‘Ben kulumun hakk\u0131mdaki zann\u0131na g\u00f6reyim. Kulun beni and\u0131\u011f\u0131nda onunla beraber olurum. O beni i\u00e7inden anarsa ben de onu daha hay\u0131rl\u0131 bir topluluk i\u00e7inde anar\u0131m. O bana bir kar\u0131\u015f yakla\u015f\u0131rsa ben ona bir ar\u015f\u0131n yakla\u015f\u0131r\u0131m… O bana y\u00fcr\u00fcyerek gelirse ben de ona ko\u015farak gelirim.’ (Buhar\u00ee, Tevhid 15, No: 7405; M\u00fcslim, Zikir 2, No: 2675)
- Hadis-i \u015eerif: ‘Ameller niyetlere g\u00f6redir. Herkese niyet etti\u011fi \u015fey vard\u0131r. Kim Allah ve Resul\u00fc i\u00e7in hicret ederse… kim bir kad\u0131n i\u00e7in hicret ederse…’ (Buhar\u00ee, Bed\u00fc’l-Vahy 1, No: 1; M\u00fcslim, \u0130mare 155, No: 1907)
- Hadis-i \u015eerif: Hz. Peygamber’in in\u015fallah dememesi \u00fczerine k\u0131rk g\u00fcn vahyin kesilmesi hadisesi (\u0130bn Kes\u00eer, K\u0131sas\u00fcl-Enbiya; Kehf Suresi 23-24 tefsiri)
- Hadis-i \u015eerif: Hz. Peygamber’in a\u015fure orucu hakk\u0131nda ‘Biz Musa’ya onlardan daha yak\u0131n\u0131z’ buyurmas\u0131 (Buhar\u00ee, Savm 69, No: 2004; M\u00fcslim, S\u0131yam 127, No: 1130)
- Hz. Adem’in t\u00f6vbesi: ‘Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.’ (A’raf Suresi, 7:23)
- Mevlana Celaleddin Rumi \u2014 Mesnevi: ‘Nice in\u015fallah demeyen var ki can\u0131 in\u015fallah’a e\u015f olmu\u015ftur’ ibaresi
- Bedi\u00fczaman Said-i Nursi \u2014 siyaset hakk\u0131ndaki tutumu ve ‘min \u015ferri siyase’ s\u00f6z\u00fc
- Yunus aleyhisselam k\u0131ssas\u0131 (Enbiya Suresi, 21:87-88; Saffat Suresi, 37:139-148)
- Ahmed-i Rufai Hazretleri \u2014 Rufai tarikat\u0131nda burhan gelene\u011fi
- \u0130mam Buhar\u00ee \u2014 Edeb\u00fcl-M\u00fcfred: Dergah sohbetlerinde okunan hadis kayna\u011f\u0131