Giriş Duası ve Hayır Temennisi
Selamun aleyküm. Allah gözünüze hayır etsin inşaAllah. Fena bakın, yüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaAllah. Bu sene sizinle hacca gideceğiz inşaAllah.
Cüzi İrade ve Külli İrade Meselesi
Külli İradenin Parçalanmazlığı
Cüzi irade, külli iradenin bir parçası değildir. Külli irade bölünmez, parçalanmaz. Bu algı yanlıştır. O yüzden külli iradenin parçası dersek cüzi iradeye, Cenab-ı Hakk’ın varlığının parçası gibi görürüz insanı da. Bu bizi panteizme götürür. O zaman bütün kâinatı, var olan Cenab-ı Hakk’ın var ettiği şeyi biz Allah’ın Zat’ı olarak görürüz. Ve insanı da Zat’ın bir parçası gibi görürüz ki bu Yunan felsefesine döndürür bizi. Yok, öyle göremeyiz bunu.
Öyle göremediğimiz için biz kendi cüzi irademize külli iradenin bir parçası olarak bakmamız mümkün değildir.
İmtihanın Sırrı ve Cebriye Tehlikesi
İnsanların bu meselede bir acıları var. Bunu devamlı soruyorlar: madem biz cüzi irademizle belirliyoruz, o zaman külli irade ne işe yarar? Her şeyi külli irade belirliyorsa imtihanın sırrı kalkar o zaman. Eğer cennetimiz ve cehennemimiz bizim herhangi bir irademiz olmaksızın külli irade tarafından tespit edildiyse biz cebriyeye gireriz.
Cenab-ı Hak buyuruyor ki duaları muhakkak kabul ederim. Burada herhangi bir şart yok. Mümin yok, kâfir yok. Allah muhakkak duaları kabul eder.
Cüzi İradeyi Reddedenler
Bir insan vardır ki ömrünün son anlarında veya hayatının her anında Allah’a dua ettiğinde, Allah ne istediysen ver dedi. Allah her şeyi onun duasının ve isteğinin üzerine vermişken, aslında cüzi irade yoktur da bütün iradenin tamamı külli irade gibidir diye soranlar var. Yani cüzi iradeyi reddediyorlar.
Cüzi iradenin üzerinde külli iradenin bir baskısı söz konusu olursa yine imtihanın sırrı kalkar. O zaman sadece külli irade var mı? İşte o zaman da imtihanın sırrı kalkar. Onların imtihanın sırrını kaldırıyor bu düşünce.
Tecelliyat Yönünden Ayrım
Eğer tecelliyat yönünden varlıkla varlığı yaratanı aynı noktada görürsek, o zaman komple varlığı biz varlığı yaratan olarak görmemiz lazım. Ama bir şeyi ben isteyince oldu deyince, normalde Cenab-ı Hak ‘ol’ dediğinde bir şey olur. Kul da bunun içerisinde kendi isteklerinden sorumludur. Ama Allah hiçbir şeyi, bir kulu istemediğinde ‘ol’ demez.
Cüzi iradeyi cüzi irade diye koyamayanlar, bilmediklerinden şaşırıyorlar. Ayrıldığı yeri, tecelliyat olarak ayrıldığı yeri ayırt edemezler. İnsanlar cahildir çünkü. İlim bilmediklerinden, Cenab-ı Hakk’ı tanımadıklarından, kendilerini tanımadıklarından. Kendisini tanımış olsa o kimse kendisini Rabbinin yerine tutmaz. Kendisini tanımış olsa cüzi iradesini külli iradenin bir parçası gibi görmez.
Şiblî Hazretleri ve Aşkın Hâli
Şiblî Hazretlerinin gemi kıssası verilir. O aşkın hâlidir. O kimse sarhoşken öyle der. Sarhoş bir kimse der ki ‘ben Allah’ım.’ Onun Allah olduğuna inanıyor muyuz? Sen inanırsın, ben inanmam. Adam iki cümle yapmış, ‘ben veliyim’ diyor. Ben de başka kanaatteyim o zaman.
Şiblî de bunu verir. O kimse o esnada ateşindedir. Ateşin kendisi midir? Değildir. Bir hâldir, gelir geçer. O an için ona doğru gelir, bize doğru gelmez.
Ehl-i kemal ona baktığında onun özünün demir olduğunu görür. Ehl-i kemal onun ‘ben ateşim’ demesinin haykırışına kendi dairesinde tebessüm eder. Özünün demir olduğunu görür.
Tasarruf ve Cüzi İradelerin Birbirine Etkisi
Başka İradeler Üzerinde Tasarruf
Bir kimse kendi cüzi iradesinin dışında, başka cüzi iradeler üzerinde tasarruf sahibi olabilir mi? Bu farklı bir şeydir. Bir kimse kendi cüzi iradesini bir başkasının cüzi iradesine bağlayabilir. ‘Ben bu konuda sizin iradenize teslimim’ denilmesi ayrıca bir meseledir.
Cenab-ı Hakk’ın kulları üzerindeki cüzi irade de Allah’ın onun üzerine takdim ettiği, tahsis ettiği, ikram ettiği bir şeydir. Cenab-ı Hak o cüzi iradeyi kulunun üzerine verir. Kulunun üzerine vererekten kulu mükellef tutar. Eğer cüzi iradeyi Cenab-ı Hak kendi fazlından, kereminden vermemiş olsaydı, kulu mükellef tutmayacaktı. Kul mükellefse kendi cüzi iradesi vardır.
Büyük Şahsiyetlerin Sorumluluğu
O zaman büyük şahsiyetler, bulundukları toplumların veya düşünüp algılayabildikleri toplumların üzerinden hesaba mı girecekler? Tabii. O zaman onların iradelerini yönlendirebilecek kuvvet ve kudret muhakkak vardır. Maneviyatları da işin içine giriyor tabii.
Muhakkak cüzi iradelerin etkilendiği cüzi iradeler vardır. İnsan etkiler. Nasıl bir kadından etkileniyor, sevgileri nasıl açık? Bir erkek nasıl etkileniyorsa bir kadından, bir kimse okuduğu bir şeyden nasıl etkileniyorsa etkilenmesi açıktır.
İradeyi Teslim Etmenin Hükmü
Kendi iradesini bir üst iradeye teslim eden kimsenin sorumluluğu meselesi farklıdır. Teslim ederse o teslim olunca sorumluluk da teslim olmuştur. Elinizin altındakinden sorumluluk da başlar.
O teslim ettiği irade olumsuz biri olsa, o teslim eden onu sevgisinden ve muhabbetinden görememiş olsa bile, teslim eden ve teslim olan da Kur’an ve Sünnet çerçevesinde hükmedilir. İtaat marufta olandır.
Teslim olanlar bilmek ile sorumludur. Teslim eden de bilebildiği yere kadar sorumludur.
İyilik Kavramı, İman ve Adalet
İmanın Olmadığı Yerde İyilik Olur mu?
İmanın olmadığı yerde de iyilik olur. Bir toplumun vardır, imanı yoktur ama orada iyi şeyler olabilir. Bunu biz iyilik kavramının içerisinde değerlendirebiliriz. Cenab-ı Hakk’ın iyilik olarak kabul ettiği fiillerin içine bunlar da girer.
Normalde o kişi inanmamış olsa dahi ‘zerrece iyilik yapanın iyiliği karşılıksız kalmaz, zerrece kötülük yapanın da kötülüğü cezasız kalmaz.’ İnanmasa dahi iyilik yapsa Cenab-ı Hak onun karşılığını verir. Allah iyiliği hiçbir zaman karşılıksız bırakmaz.
Ebu Cehil Kıssası
Ebu Cehil’in, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri doğduğunda deve kurban etmesi gibi bir hadise vardır. Ebu Cehil’dir ama o kurban kesme intibahının ona dair faydalı olacağına dair rivayetler mevcuttur.
Zahire Göre Hükmetmek
Mesnevî’de anlatılan bir adam, kırbaç ile ağacın altında uyuyan birini dövmeye başlar. Uyuyanın ağzına yılan girmiştir. Onu söylemeden kırbaçlayarak çürük elmalar yedirir. Adam sersemleşir. ‘Neden bana eziyet ediyorsun?’ der. Ama o adamın uyuyan adama yapmış olduğu fiil, zahirde kötülük ama hakikatte iyiliktir.
Biz zahire göre hükmediyoruz. O yüzden kötü bir kimse de iyilik yaptıysa biz zahire bakıyoruz. Ama o iyilik yaptığı şey belki de hakikatte kötülüktür. Biz onu bilmiyoruz.
Adalet Ölçüsü
Bir kimsenin yüz tane iyiliği olsa, bir tane kötülüğü olsa deriz ki bunun bir tane kötülüğü var. Ama bir kimsenin yüz tane kötülüğü olsa, bir tane iyiliği olsa deriz ki yüz kötülüğü var ama bunun bir de iyiliği var. Bizim yüz kötülük yapan bir kimsenin bir iyiliğini görmememiz adaletten sapmamıza sebep olur. Yüz iyilik yapanın bir tane de kötülüğünü görmememiz yine adaletten sapmamıza sebep olur.
Söz konusu olan şey adalettir. Allah adalet ile hükmeder. Zerrece iyiliği varsa o kimseye zerrece iyiliğin karşılığını verir. Zerrece kötülüğü varsa cezasını verir.
Kadere Uymak ve Çocuğa İsim Koyma Sünneti
Kadere Uymanın Anlamı
Kadere uymak ne demektir? Bir kimsenin kadere uyması demek, beni Cenab-ı Hak erkek yaratmış ben erkek gibi yaşayayım, beni kadın yaratmış ben kadın gibi yaşayayım demesidir.
Çocuğa İsim Koyma Sünneti
Çocuğunuza hayırlı isim koysunlar. Çocuğun ebeveyninden hakkı üçtür: birincisi hayırlı isim konması, ikincisi dininin öğretilmesi, üçüncüsü erkek çocuğu ise bir meslek sahibi edilmesi, kız çocuğu ise ev işinden el işinden öğretilmesidir.
Çocuk doğduğunda mümkün ise ilk etapta ağzına çiğnenmiş hurma vermek sünnettendir. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, Medine’de ilk doğan erkek çocuğu olunca onun ağzına kendi ağzından hurma çiğneyerekten verdi.
Yedi gün içerisinde çocuğun ismi konulması lazımdır. Hayırlı bir isim konur. Sağ kulağına ezan okunur, sol kulağına kamet getirilir. Ondan sonra çocuğun ismi iki sefer sağ kulağına ‘ya falan,’ üçüncüsü de sol kulağına ‘ya falan’ diye ismi ilan edilir. Ondan sonra on bir İhlâs bir Fatiha okunarak çocuğun ismi konmuş olur.
Hz. Mevlâna’nın Sözleri ve Reddiye Meselesi
Kadın Hakkındaki Hakikat Penceresi
Sufileri reddeden bir dini anlayış var. Sufileri reddederken Hz. Mevlâna’nın kadınlar hakkındaki bir hakikat penceresini kullanıyorlar. Hz. Mevlâna’nın bu sözünü zahiren ele alıp ‘işte sapıklık’ diyorlar.
Allah bu sözün hakikatini gösterdi: bir kadının gerçek amacı insanlığı, Müslümanlığı, müminliği, neslinin devamıdır. Bu hususta doğurmakla kadınlığını tamamlar. O doğurma, anneliğe ve hayra koşarken vasıta ve sebeptir. Aslında onun için en büyük ibadet ve karşı konulmaz bir hâldir.
Zahire Göre Hüküm Vermenin Tehlikesi
Reddiye yapanlar burayı göremedi. Biz bu noktada Hz. Mevlâna’nın bu durumunu reddiyeciler gibi zahirden mi hükmedeceğiz? Hz. Mevlâna fıtrata aykırı bir hâl üzerinde hiç kimsenin bulunamayacağını söylüyor aslında.
Hadis-i şeriflerde tenasül uzuvlarıyla alakalı açık ifadeler kullanılmıştır. Hadislerde söz konusu olursa başka nerede kullanılması neden sakıncalı olsun? Hadis bilmeyenler bu ayrımı yapamıyorlar.
Fıtrat ve Ahlâk Meselesi
Fıtratın Değişmezliği
Bir erkeğin fıtratı bellidir, bir kadının fıtratı bellidir. Fıtrat değişmez. Bir erkek nereye kadar ameliyat yaptırırsa yaptırsın doğuramaz. Bir kadın nereye kadar ameliyat yaptırırsa yaptırsın doğurtamaz. Tabiat budur, kader de budur, fıtrat budur. Bunun önüne geçilemez.
Bir erkekte ve kadında kendi fıtratına uygun yaşama sevinci vardır. Hiçbir erkeğe ‘doğurmayacaksın’ diyemezsiniz. Fıtrat budur. Haram haramdır, helal helaldir.
Ahlâk Kalıcıdır, Geçici Değildir
Ahlâk geçici bir şey değildir, ahlâk kalıcı bir şeydir. Eğer ahlâk geçici bir şey dersek o zaman hiç kimse iyi ahlâk sahibi olmak için uğraşmaz. Biz ahlâkımızı düzeltmekle emrolunmuş bir ümmetiz.
Tabiat dediğimiz şey dışarıdaki olayların, güneşin doğması, ayın dünyanın dönmesi gibi hâllerdir. Tabiat dediğimiz şey bizim kötü ahlâkımız değildir. Tabiat dediğimiz şey iki gözümüzün burnumuzun üzerinde olması, ağzımızın yüzümüzde olmasıdır.
Eğer biz kötü ahlâkı değişmeyen bir şey olarak görürsek, o zaman dinin bütünlüğü kalmaz, peygamberlerin bütünlüğü kalmaz. Biz o zaman otomatikman cebriyeye düşeriz, kaderiyeye düşeriz. Böyle bir algı yoktur. Herkes iyiyi, doğruyu, güzeli seçip ona koşmak zorundadır.
Evlilik Hukuku ve Nikâh Ahlâkı
Bir kadın evleniyorsa evliliğin hukukunu bilmek zorundadır. Bir erkek evleniyorsa evliliğin hukukunu bilmek zorundadır. Evlenirken bir kimsenin özelliklerini söylemek gıybet değildir. Bu kötülemek değildir.
Bir insanın özelliklerini aile arasında paylaşmak evliliğin sağlıklı temellere oturması içindir. ‘Bu erkek tembel mi, çalışmayı seviyor mu, bu kadın ev işi biliyor mu’ gibi hususlar nikâh öncesinde söylenmelidir.
Tövbenin Hakikati: Tavuk Tövbesi Yapmayın
Gerçek Tövbe Nedir?
Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, derdi ki: tavuk tövbesi yapma. Tavuk karnı acıkınca gidip necis yer, karnı doyunca gagasını toprağa sürmeye başlar, ‘tövbe yaptım bir daha yemeyeceğim’ der, karnı acıkınca yine yer.
Sen içki içme, dedikodu etme, günahlardan uzak dur, insanları aldatma, kandırma. O yeter. Hangisini çekersen çek, sen hiçbir şey çekmesen ‘Ya Rabbi döndüm, bundan sonra senin gözünün içine baka baka haram işlemeyeceğim’ desen, Allah’u alem yeter.
Tövbe Amelle İspat Edilir
Tövbe geri dönmemektir. Üç gün sonra yeni bir hanımla konuştuğun görüldüğünde ne yapacaksın? Tövbe aldatmamaktır, edebini muhafaza etmektir, edebini korumaktır.
Evde eşini üzmemek, kırmamak tövbedir. Eşine sahip çıkmak tövbedir. Eline bakmak, çocuğuna bakmak, eşine bakmak tövbedir. Yoksa sabahtan akşama kadar istiğfar çekmek ama aynı günahı işlemek yüzeyden yürüyecek, senin içine işlemeyecektir.
Dergâhın Edep Ölçüsü
Bir insan dergâha girme sebebi ‘bir daha işlemeyeceğim Ya Rabbi’dir. Bir daha yapmayacağım Ya Rabbi’dir. Dervişliğini kullanma, etrafını kullanma. Başındaki sarığınla aldatma, üzerindeki heybetiyle aldatma.
Yeter ki birisinin hanımı bize şikâyet etmesin. Yeter ki birisinin arkadaşı demesin ‘benim kredi kartımı aldı gitti ödemedi.’ Yeter ki birisinin arkadaşı demesin ‘benden bir gün bir lira aldı, üç yıl geçti hâlâ ödemiyor.’ Başka bir şey istemiyoruz.
Kendinize çekidüzen verin. Yapmayın, yapmayın, yapmayın. Çok üzülüyoruz. Gerçekten çok üzülüyoruz.
Hac Hazırlığı ve Yolculuk Hatıraları
Hac Yolculuğundaki Sıkıntılar
Pasaportumu gönderdim, nasibim olursa gelecek, nasibimiz olursa gideceğiz. Cidde hava alanında yedi bin küsur lira fazlalık eşyadan dolayı para ödenecekti. Hiç kimse kalmadı. Seyyid Taş ile oturduk, bütün cebindekilerini çıkardı, ben cebindekilerini çıkardım. Hayatımda yaşayamayacağım bir zulüm yaşadım, yetmiyor, para yok bitti.
Müdürün odasına girdim, bana konuştu konuştu tepeden baktı. O Suudilerde var, bir Türk’e hakaret etmeyi, tepeden bakmayı, ezmeyi zevk edinirler. Konuştu, ben zikrettim. O konuşuyor, ben zikrediyorum. En sonunda parayı gönderdik.
Hesap Kitap Yapmamanın Fazileti
Yola çıkıyorsanız hesap etmeyin. Hesap ediyorsanız bize takılmayın, hele bana hiç takılmayın. Allah rızası için, karınızda kurunuzda, rahatınızda oturun.
Hacca gittik geldik, arabadan aşağı inmedik. Bir tane gümrük memuru bizim pasaportlarımıza bakmadı. Ben pasaportları veriyordum, Nuri ile Oktay koşturup hallediyorlardı. Hesap kitap yok. Aklı olan, hesap kitabı kuvvetli olan, aman daldan uzaktır.
Yanımıza ne götüreceğiz diye soruyorlar. Edep! İstediğini götür, giyeceğini bilmem, bana ne. Ne alacaksın yanına, istediğini al. Ne bırakacaksın, istediğini bırak. Allah yardımcınız olsun.
Allah’ı Bilmenin Hakikati
Cenab-ı Hak Tasavvurdan Uzaktır
Cenab-ı Hak tasavvurdan uzaktır. Tasavvurumuzda ne geliyorsa o mâsivâdır. Allah’ı zikrettiğimde nasıl tasavvur edeyim, ona en çok hangi sıfatını tefekkür edeyim diye soranlar var.
Bilinmekliğin Sonu Yoktur
Allah kudsî hadiste buyurdu: ‘Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim.’ Peki Allah hiçbir zaman bilinemeyecekse ve devamlı tefekkür edilebilecekse, Allah’ın bilinmesini istemesi bir tezahürattır. Orada bilinmeklik sıfatlarıyla alakalıdır.
Bir kimse sıfatlarını bilir, sıfatlarını bildiği kadar onu tanımış olur. Sıfatlarının tecelliyatını bilebilir ama hakikatini bilemez. Bilinmenin bir sonu yoktur. O yüzden tefekkür ediyor zaten, bilemediğini bilerekten bilecek.
Dervişlikte Edep
Dervişlikte edeptir. Bir kimse şeyhinin huzurunda bildiğini dahi bilmez. İhramda krem süreceğim dedim, Şeyh Efendi ‘sürme’ dedi. Caiz olduğunu biliyordum ama muhalefet etmedim. Bildiğini bilmiyorum dediğin an kazananlardan olursun. Bu kulluktur.
‘Seni hakkıyla tesbih edemedim, seni hakkıyla tanıyamadım, sana hakkıyla kulluk edemedim.’ Bu Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin sözüdür. Bilinmekliğin ne olduğunu insan burada anlarmış.
Kaynakça ve Referanslar
Kur’an-ı Kerim Referansları
- Zilzâl Suresi 99/7-8 — ‘Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür, kim zerre miktarı şer yapmışsa onu görür.’
- Nisâ Suresi 4/59 — ‘Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de itaat edin.’
- Mâide Suresi 5/8 — ‘Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaleti gözeten şahitler olun. Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.’
- Ahzâb Suresi 33/72 — Emanet ayeti, insanın iradeyle mükellef tutulması
- Kehf Suresi 18/29 — ‘Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.’ — Cüzi iradenin varlığına delil
Hadis-i Şerif Referansları
- Kudsî Hadis — ‘Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim.’ (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, No: 2016)
- Tirmizî, Birr ve Sıla, No: 1952 — Her doğan çocuğun üç hakkı: hayırlı isim, din öğretimi, meslek edinme
- Buhârî, Akîka, No: 5467 — Yenidoğanın ağzına çiğnenmiş hurma (tahnik) sünneti
- Buhârî, Ezân, No: 824 — Yenidoğanın sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet
- Ebû Dâvud, Edeb, No: 4950 — ‘En güzel isimler Allah’ın sevdiği isimlerdir’
- Müslim, Münâfikûn, No: 2784 — Hazreti Peygamber’in ‘Seni hakkıyla bilemedik’ sözü
- İtaat marufta olandır — Buhârî, Ahkâm, No: 7257
Tasavvuf ve Fıkıh Kaynakları
- Mesnevî-i Ma’nevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Kırbaç ve yılan kıssası (Birinci Defter)
- Mesnevî-i Ma’nevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Kadının hakikati ve fıtrat bahsi
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — ‘Aşktan nasip olmayanın eşekten farkı yok’ sözü
- Şiblî Hazretleri (ö. 334/945) — Gemi kıssası ve sekr hâlindeki sözleri
- Cebriye mezhebi — İnsanın iradesini tamamen reddeden itikadî fırka
- Kaderiye mezhebi — Kaderi inkâr eden itikadî fırka
- Panteizm (Vahdet-i Mevcut) — Varlığı Allah’ın Zat’ı ile özdeşleştiren felsefi akım, Ehl-i Sünnet’e göre batıl
- Hanefî Fıkhı — Abdestte ağzı çalkalama (mazmaza) farziyyeti ve hükümleri