Dergâhta Vazifelilere İtaat
Bir dervişin ‘ben sadece şeyhimi tanır, onu dinlerim’ demesi, dergâhta sorumluluğu olan insanları hiç umursamaması edebin sınırını aşmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) komutanlar tayin ediyordu. Tayin ettiği komutanı ashâbtan birisi ‘ben tanımam, ben Hz. Peygamber’i tanırım’ diyebiliyor muydu? Vali tayin etti Yemen’e; oradaki Müslümanlar ‘biz Yemen’in valisini tanımayız’ deseydiler böyle bir İslam olur muydu?
Bir dergâhın içerisinde vazifeliler vardır, o vazifeliler şeyhin adına iş yaparlar. Hepsi de izin isterler, her şeyi sorarlar. Birinin böyle davranması ya bilmediğinden ya da kibirdendir. Yanlıştır. Oradaki vazifelilerin hiçbirisi şeyh değildir ama hepsi şeyh adına iş yaparlar.
Cehri Zikir ve Adak Meselesi
Cehri zikrullah alakalı bu konuda ayet de var hadis de var. Bir kimse bilmediğinden bunu yok görebilir; bilmemek olmadığı manasında değildir. İmam Suyûtî Hazretleri’nin cehrî zikirle alakalı bir risalesi vardır. Ayrıca hadis kitaplarının zikirle alakalı bölümlerinden gerekli bilgiler alınabilir.
Adak kurban ise kurban olarak kesilmelidir. Parasını yoksul bir aileye versem olur mu dediğinizde: para almış olsaydın para verirsin. Kurban adağıysa kurban kesilecek. Onun yerine başka bir şey olmaz, o zaman adağın bir anlamı kalmaz.
Vahdet-i Vücud Meselesi: Allah Ne Yarattı?
Allah var idi, hiçbir şey yok idi. Allah aynaya baktı, kendini gördü deniliyor. Peki ayna neredeydi? Allah var iken hiçbir şey yoksa ayna da yok. Tenakuz var burada. Aynaya baktı kendini gördü denildiğinde: ayna Allah’ın aynısı mı? Teşbih olurdu. Gördüğü Allah’ı mı gördü? Allah yeni mi biliyor?
Vahdet-i vücud ile vücûdiye aynı dairede aynı noktada değildir. Vahdet-i vücud yaratılanı yaratanın bir parçası görmez. Yaratılanları bir vücudun içerisine koyar ama yaratılanları yaratanın bir parçası görmek ayrıdır, bir vücudun içerisinde görmek ayrıdır. Cenab-ı Hak bütün sıfatlarıyla bu varlığa tecelli etmiştir; ama varlık Allah değildir, Allah’tan bir parça da değildir.
İlk Yaratılan: Bir Şey
Ehli Sünnet ilk yaratılanı ‘bir şey’ der. Bir şey diyen de İmam-ı Azam’dır. Bir şey; ne olduğu meçhuldür, varlığının ne olduğu meçhuldür. Cenab-ı Hak o bir şeye kendi ruhundan üfledi. Allah’ın ruhunun neye tekabül ettiğini bilmiyoruz. ‘Yerlerin ve göklerin nuru Allah’tır’; nurun neye tekabül ettiğini tam olarak bilemiyoruz. Bu müteşâbih bir meseledir.
Üç Yakınlık Derecesi: İlmel Yakın, Aynel Yakın, Hakkel Yakın
İlmel yakın: Allah her şeye yakındır, şah damarından daha yakındır. Bu bütün varlığın hepsine, eşyanın hakikatine uygun bir şekilde yakınlığıdır. Her şey bu yakınlıktan nasibini almıştır.
Aynel yakın: Bir kimse uyanmaya başlayınca neye yakın olduğunu görmeye başlar. Kalbi mutmainliğe geldi mi aynel yakın olur. Artık kalbine ilham geliyor. Deneme sınamayı geçti. Bir şey olacağını önceden hisseder, görür. Ama burada dikkat: evliyânın hayalleri evliyâya tuzaktır. Takılıp kaldığı müddetçe tuzaktır, takılmayacak.
Hakkel yakın: Sanki kendi elinden çıkıyormuş gibi olur, kendi gözünden görüyormuş gibi olur. Hadis-i şerifteki ‘sanki görüyormuşçasına’ budur. Sonra hemen teşbihini koyar: ‘O seni her daim görüyor.’ Yolun sonuna varıp halkın içine tekrar dönmek, tekrar geriye dönüp ‘O seni görüyormuşçasına’ yaşamaktır. Bu Hz. Peygamber’in (s.a.v.) makamıdır.
Şeyhin Gerekliliği: Manevi Hallerde Rehberlik
Bir kimse zikrullaha oturur, bir hal görür, bir ses duyar, bir çocuk gelir dizinin önüne oturur. Ne yapacak? Şeyhine müracaat edecek. ‘Böyle bir ses duyuyorum, ne yapayım?’ Üstadı diyecek ki: ‘Böyle bir ses geldiğinde şunu söyle.’ Şeyhi olmayan kimse bu hallerde kaybolur, tuzağa düşer.
Şeyhi vefat etmiş, bir yere bağlanmamış kimseler; bakın çok iddialı bir söz söylüyorum: orada hiçbir manevi hal yaşanmıyor. Rüya görüyorlar bol bol, şeyhlerini görüyorlar ama bir şey sorabiliyorlar mı? Hayır. Şeyh lazım derken, bu işleri bilen şeyh lazım. Şeyh çok, bu işleri bilen az.
İmam Yusuf ve İmam-ı Azam: Üstada Bağlılık ve İlmî İstiklal
İmam Yusuf veya İmam Muhammed’in İmam-ı Azam Hazretleri’ne karşı farklı içtihatlar üretmesi, onların bağlı olmadığını göstermez. Aksine üstadlarını çok sevdiklerine, çok bağlı kaldıklarına, sevdiklerinden ve bağlı kaldıklarından dolayı yaşamış oldukları yolda yükseldiklerini gösterir.
Ne zaman ki İslam dünyası üstadının yanında ona ayrı bir fikir, ayrı bir düşünce, ayrı bir içtihat üretemedi, o zaman İslam dünyası geri kaldı. İstişare budur: Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘bunu nasıl yapalım’ diye sorardı. Yaptığı işi doğru ve disiplinli bir şekilde yapan bir kimse İmam-ı Azam’ın talebesi olur, İmam Yusuf olur.
Nefsini Bilen Rabbini Bilir: Kulluk Bilinci
Cüneyd-i Bağdâdî dedi ki: ‘İlim, kendi değerini bilmektir.’ Kim ki değerini bilirse kulluk ona kolaylaşır. Eğer biz kul olduğumuzu bilirsek, bir yaratanımız var, bir Rabbimiz var, o yaratana ve Rabbe karşı kulluk yapmaya gayret edeceğiz.
‘Nefsini bilen Rabbini bilir’ hadis-i şerifini kendi nefislerini ilahlaştırmak olarak görenler sapıklığa düşüyorlar. Oysa manası şudur: kul olduğunu bil. Sen kul olduğunu bilirsen, kendi dairende Cenab-ı Hakk’ı bilmen kolaydır. Sen kendi kulluğunu görmez, kulluğunun bilincine varmazsan, kendini kulluktan başka bir daireye koyarsan asla Rabbini tanıyamazsın.
Kulluğun başlangıcı İslam’ın şartları, imanın şartları, ihsan hadis-i şerifi. Bunun başlangıcı kelime-i şehadet getirmek, ortası ibadetleri yerine getirmek, sonucu Allah’ı görüyormuşçasına yaşamak. Bu insanı en ince ahlâka götürür. Kulluğun sonucu en ince ahlâka ulaşmaktır.
Haramdan Uzak Durma ve Güzel Ahlâk
Kardeş haramı terk et. Ne yap yap, haramı terk et. İçki içme, kumar oynama, zina etme. Yediğin lokmana dikkat et. Kimsenin malına, mülküne, namusuna, ırzına göz dikme. Ama asıl bu noktada haramdan uzak durur dediğimiz şey: insanların hukukuna riâyet etme, güzel ahlâklı olma, temiz olma, doğru olma.
Bizim için büyük günahı kebair bir kardeşimizin gönlünü kırmaktır. Eşimizin, çoluğumuzun, çocuğumuzun kalbini kırmaktır. Hakaret etmektir. Bir kardeşi ezip geçmektir. İnsan önüne gelene bağıran çağıran, kırıp döken, hakaret eden değildir. Vazifeli olmuş olsan da bağırıp çağırmazsın. Burada herkes gönüllüdür, kimse senin fırçanı yemek için gelmedi.
Mücâhedeye Devam
Her hâlde mücâhedeye devam etmektir. Hangi hâle gelirsek gelelim, hangi nefis mertebesinde olursak olalım, mücadele bırakmayacağız. Ölünceye kadar kulluk yapmakla emrolunduk. Ölünceye kadar kulluğa devam. Durma yok. Sufi namazını kılacak, haramla işi olmayacak. Pazartesi orucu tutuyorsan her pazartesi tutacaksın. Kulluğunu disipline bağlayacaksın.
Kaynakça
- Hadis: ‘Biz şah damarından daha yakınız’ — Kaf 50:16
- Hadis-i Kudsî: ‘Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder… ben onun gören gözü, işiten kulağı olurum’ — Buhârî, Rikâk, 38 (No: 6502)
- Hadis: Cibril hadisi (İman-İslam-İhsan) — Buhârî, Îmân, 37; Müslim, Îmân, 1 (No: 8)
- Hadis: ‘Nefsini bilen Rabbini bilir’ — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, No: 2532; Beyhakî’ye nisbet edilir
- Hadis: ‘Ben günde yetmiş-yüz kez Allah’a tövbe ederim’ — Buhârî, Deavât, 3; Müslim, Zikr, 41
- Hadis: ‘Siz bıkarsınız, Allah yazmaktan bıkmaz’ — Buhârî, Îmân, 16; Müslim, Münâfikîn, 78
- Hadis: ‘Allah hiçbir şey yaratmadan önce neredeydi? Amâ’da idi’ — Tirmizî, Tefsîr, 12 (No: 3109); İbn Mâce, Mukaddime, 13
- Ayet: ‘Yerlerin ve göklerin nuru Allah’tır’ — Nûr 24:35
- Ayet: İsrailoğullarının lanetlenmesi — Bakara 2:61; Mâide 5:78
- İmam-ı Azam: İlk yaratılan ‘bir şey’ — el-Fıkhü’l-Ekber; İmam-ı Azam’ın Beş Eseri (çev. Mustafa Öz)
- İmam Suyûtî: Cehrî zikirle alakalı risale — Netîcetü’l-Fikr fi’l-Cehr bi’z-Zikr
- Cüneyd-i Bağdâdî: ‘İlim kendi değerini bilmektir’ — Kuşeyrî, er-Risâle; Serrâc, el-Lüma’
- Hz. Mevlânâ: ‘Evliyânın hayalleri evliyâya tuzaktır’ — Mesnevî-i Şerîf, Cilt I
- İmam Yusuf ve İmam Muhammed’in İmam-ı Azam’la ilişkisi — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Mukaddime
- Vahdet-i vücud: İbnü’l-Arabî, Fusûsu’l-Hikem; İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn
- Kaynak Şahıs: Mustafa Özbağ Efendi — Dergâh Sohbeti No: 380