Giriş: Hezeyanla Söylenmiş Sözlere İtibar Etmemek
Cenab-ı Hak günümüzü hayırlı eylesin, korktuklarımızdan muhafaza eylesin. Dışarıda cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız diyenler var. Bunlar hezeyanla söylenmiş sözlerdir. Hazreti Meymûne’nin güzel sözü vardır: ‘Bir söze bakarım, söz mü? Bir de insana bakarım.’ Eğer o insan kâle alınacak bir insan değilse, o söz de kâle alınacak bir söz değildir. Sufilerin içerisinde bunları konuşmak, boş işlerle vakit yitirmekten başka bir şey değildir.
İkindi ile Akşam Arasında Uyumak
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri akşam namazına yakın vakitte uyumayı hoş görmemiştir. İkindiyle akşam namazı arasında uyuyan kimsenin aklının yerinde bir şekilde uyanmasına şaşarım, diye rivayetler vardır. O aradan uzak durmaya gayret ediniz.
Dünyayı Sevmemek Ne Demektir?
Sufilerce dünyayı sevmemek söz konusudur. Ancak dünyayı sevmemek, dünyayı terk etmek demek değildir. Herkes işini gücünü yapacak, çoluğunu çocuğunu bir başkasına muhtaç etmemek için çalışacak, gayret edecek, alnının terini yiyecek, bir başkasından geçinmeyecektir. Bu gayretin neticesini ise Cenab-ı Hak o kimseye verecektir.
Talâk (Boşanma) Meselesi
Bir kadın kocasına telefonla tartışırken ‘beni boşa’ dese ve kocası da ‘bir talak boşanma yerini veriyorum’ dese, boşanma gerçekleşir. Ardından iddet beklenir. İddet süresi tamamlandıktan sonra kadın tekrar boşanmak isterse, ikinci talak verilir. Üçüncü talakta ise evlilik tamamen sona erer. Bu, İslâm fıkhının boşanma konusundaki temel kuralıdır.
Peygamber Efendimizi Rüyada Görmek
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin rüyada görülmesine dair hem hadis-i şerifler hem de âyet-i kerimeler delil teşkil eder. ‘Beni rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir’ hadis-i şerifi, bütün imamların ittifak ettiği bir hükümdür. Rüyada rü’yet haktır ve bu konuda şek şüphe yoktur.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri farklı farklı suretlerde görülebilir. Sakallı, sakalsız, saçlı, saçsız, farklı renklerde… Gördüğün her suret, o kimsenin kendi amelinin yansımasıdır. Ama rüyada Peygamber Efendimizin ‘Ben Muhammed Mustafa’yım’ demesi doğrudur; çünkü ‘Benim şeklime ve suretime şeytan giremez’ hadis-i şerifi sabittir.
Mürşid-i Kâmil ve Evlenmemiş Olma Meselesi
Evlenmemiş bir kişi mürşid-i kâmil olabilir mi? Elbette olabilir. Evlilik, mürşid-i kâmillik makamının şartlarından değildir. Ümmetin çoğunluğunun ittifak ettiği bir hususta ayrı düşünülmez ve konuşulmaz. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ‘Ümmetim yanlışta toplanmaz, yanlışta ittifak tutmaz’ diye buyurmuştur.
Dergâhta Ayrılık ve İmtihan
Bir dergâhın başındaki mürşid-i kâmilin ardından sûret ve tasavvuftan bölünme olması mümkündür. Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretlerinin kemâlâtında bir eksiklik mi vardı ki Muâviye ona karşı çıktı? Hazreti Osman radıyallahu anh Hazretlerinin kemâlâtında bir eksiklik mi vardı ki Müslümanların bir kısmı ona karşı durdu? Her devirde her toplumun içerisinde bu imtihanlar olacaktır. Kur’ân ve sünnet çerçevesinde yaşamak zorundayız.
‘Geçmiş ümmetlerin başına gelen, onların imtihan edildikleri şeyler sizin de başınıza gelmeden cennete mi gireceğinizi düşünüyorsunuz?’ Bu âyet-i kerimeye göre, gerçek müminler de bu sıkıntıları Kur’ân ve sünnet çerçevesinde sımsıkı durarak atlatmaya çalışacaklardır.
Fetih Sûresi ve İman Kavramı
Allah Fetih Sûresinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve onun beraberinde bulunanlardan övgüyle bahsetmiştir. Âyetin devamında ‘İman edip sâlih amel işleyenlere mükâfat vardır’ buyurmuştur. Buradaki iman kavramı, Cibrîl hadisinde detaylı olarak açıklanmıştır.
Cibrîl Hadisi: İman, İslâm ve İhsan
İman Nedir?
Cebrâil aleyhisselâm sorar: ‘Ya Resulallah, iman nedir?’ Peygamber Efendimiz cevap verir: ‘Allah’ın varlığına, birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hesaba, kitaba, mahşere, kabir azabına, cennete, cehenneme iman etmektir.’ Bu cevap, bütün Kur’ân’ı içine alan özet bir ifadedir.
İman, soyut bir kavramdan başlayarak metafizik dünyaya doğru gider. Allah inancı akılla delillendirilebilir; ancak kabir ve sonrası akılla delillendirilebilecek bir mesele değildir, buna ancak iman edilir. Tahkîkî imana ulaşmak ise ayrı bir yolculuktur.
İslâm Nedir?
Cibrîl hadisinin devamında ‘İslâm nedir?’ sorusu gelir. Cevap: kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmektir. Bunlar ibadet ve amelle ilgili unsurlardır. Namazın şeklini ve şemâlini, orucun vaktini, zekâtın miktarını, haccın kurallarını hep Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden öğreniriz.
İhsan Nedir?
Üçüncü soru ihsandır: ‘Sanki Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen Onu göremezsen de, Onun seni gördüğünü bilerek, anlayarak, hissederek yaşamandır.’ Müslümanın ulaşmakla mükellef olduğu nokta bu ihsan derecesidir. Bu, ilmel yakîn, aynel yakîn ve hakkal yakîn mertebelerinin de hadisidir.
İman ettiklerimize şehâdet etmemiz, yani şahit olmamız gerekir. Ancak bunun yolu İslâm’ı yaşamaktan geçer. Bir kimse İslâm’ı yaşamıyorsa, o kimsenin iman kemâlâtında eksiklik olur. Mümin bu hal üzere yaşar: namazını görüyormuşçasına kılar; göremezse de O’nun kendisini gördüğünü bilir.
Deizm Eleştirisi
Günümüzde ‘Allah’ın varlığına birliğine inanman yeterlidir’ söylemi, deistlerin sloganıdır. Bu yeni bir düşünce değildir; İsmâilîlerin Bâtınîlik kolundan çıkmış bir akımdır. Deistler hiçbir peygamberi tanımazlar, hiçbir kitabı kabul etmezler. Halkın önüne çıktıklarında hangi inanışa sahipse o dilden konuşurlar.
Hadis-i şerifte buyurulur: ‘Ümmetimden öyle kimseler çıkar ki, sizin dilinizden konuşurlar ama sizi sapkınlığa götürürler.’ Onları ayırt edecek yegâne ölçü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnetleridir. Onlar Kur’ân’a karşı çıkmazlar; ancak Hazreti Peygamber’in fiilî sünnetlerini önemsemezler.
Mesela sakal sünneti söylendiğinde karşı çıkacaklardır. Kadınların örtünmesiyle ilgili âyet-i kerimeleri sulandırmaya çalışacaklardır. Çünkü bu yüzyıldaki hastalık, kadınlarla ilgili âyet ve hadisleri sulandırmaktır. Dini bağlılığı olan kadın, piyasa şartlarına uymayacaktır; onlar bunu istemezler.
Bu kimseler tarîkat gibi görünebilirler, Mevlevî olarak görünebilirler, Muhyiddîn-i Arabî’yi istismar edebilirler, Hacı Bektâş-ı Velî’yi istismar edebilirler, Yunus Emre’yi istismar edebilirler. Siz gerçekten Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnetine bağlarsanız her mesele ve amelinizi, mesele biter.
Hayal, Kader ve Rüya
Hayalin Sınırı Var Mıdır?
Hayalin sınırı vardır. Kim sınırsız hayal kurduğunu iddia ederse, hayali tanımıyordur. İnsan, aklının toplamış olduğu materyallerin haricinde hayal kurgulayamaz. Ancak seyri sülûktaki kimseler, maneviyattan aldıkları dönelerle farklı hayaller kurgulayabilirler.
Ayân-ı Sâbite: Duyuların Ötesindeki Hayal
Hayalin bir üst derecesi olan ayân-ı sâbite, duyu organlarıyla hiç algılanmamış, onların bilmediği bir hayaldir. Bu, hakîkatten gelen bir yoldur. Rüya yoluyla, ilham yoluyla gelir. O kimse düşünmediği, aklından geçirmediği bir şeyi görür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Şemâil-i Şerîfesini hiç okumamış bir kimse, Peygamber Efendimizi rüyasında görebilir. Bu, hayâl-i hakîkatten gelen bir tecellîdir.
Rüyada Allah’ın Görünmesi
İmam-ı Âzam Hazretleri der ki: ‘Ben Allah’ı 99 kez rüyada gördüm, bazısını insan suretinde gördüm.’ Rüyada rü’yetullah haktır ve hadis-i şeriflerle sabittir. Allah rüyada görünürken bir şekle şemâle bürünerek görülür; bu, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının misâl hâlinde şekil bulmasıdır. Yoksa Allah’ın Zâtına benzemez.
Rüyada ‘Ben Allah’ım’ diyen bir varlık, Allah değildir. Kim ‘Ben Allah’ım’ derse o Allah değildir. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerinin meşhur kıssası buna delildir: Bir ses ‘Ey Abdülkâdir, ben Allah’ım, sana bütün haramları helâl kıldım’ deyince, Hazret ‘Defol git şeytan!’ demiştir. Nereden anladı? Üç ilimle: Şeytan tek bir yerden seslenir, Allah her yerden seslenir.
Misâl Âlemi ve Bürünme
Cibrîl aleyhisselâm hürriyet suretinde gelip Peygamber Efendimize imanı, İslâm’ı ve ihsanı sormuştur. Buradan hareketle, misâl âleminde vücudu olmayan rûhâniyetlerin bir vücuda sahip olarak tecellî etmesi mümkündür. Bir meleğin vücudu yoktur; ancak misâl âlemine zuhur edecekse bir şekle şemâle bürünerek zuhur eder.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ‘Ben Allah’ı genç bir erkek suretinde gördüm’ buyurmuştur. Misâl âlemindeki tecellîyat, çağa göre değişir. Bundan 500 yıl önce uçak yoktu; şimdi derviş rüyasında uçak görebilir. Mirâçtaki Burâk’ın hakîkatini bilmiyoruz; ancak o dönemde sahâbeler ata benzetmişlerdir; bugün başka bir vasıtaya benzetilebilir. Her dönemin misâlleri farklıdır.
İtikâf ve Halvet Deneyimleri
Bir kimse halvete girdiğinde, günlük yüz bin Lafza-i Celâl çekmek demek on yedi, on sekiz saattir. Birinci gün diridir, ikinci gün birinci günün yüzde biri kadar enerjisi kalmıştır, üçüncü gün sanki dayak yemiş gibi hisseder; adaleleri sökülmüş, mafsalları düşmüş gibidir. Dördüncü gün boyut değiştirmiş gibi olursun. Beşinci gün renkler değişir; duvarlara, ağaçlara, insanlara bakarsın, her şeyin rengi farklıdır.
Halvet ve itikâf, ciddi bir manevi eğitimdir. Dersi sığdırmak için canla başla uğraşılır. Yılda birkaç kez halvete girmekle pişilir. Bu deneyimler, kelimelerle tam olarak anlatılamaz; yaşayanlar anlar.
Rüya Tevîli ve Mürşidin Gerekliliği
Rüyaların tevîle mecburiyeti vardır. Bir kimse kendi mürşidini kutup olarak görür; bu doğrudur ve hakkıdır. Ancak başka bir mürşidi kutup olarak görmesi beklenmez. Rüyada başka bir velî gelip ‘şu kadar zikir çek’ dese bile, kendi mürşidine danışması gerekir. Mürşid ona ‘sen şu kadar çek’ diyebilir; çünkü onun mihenk taşı vardır, nereye yönlendireceğini bilir.
Mürşidsiz yolda yürümek tehlikelidir. Kendi kendine ses duyan, rüyalar gören kimse, bunları kendi başına yorumlarsa vartaya düşebilir. Allah kimseyi aldatmaz; ancak nefis ve şeytan aldatabilir. Bu yüzden mürşid-i kâmil lazımdır.
Nefis Muhâsebesi: Kendi Kusurlarını Görmek
Sûfîlerin en büyük özelliklerinden biri, kendi nefislerinin eksik ve noksanlıkları üzerine durmaktır. Ebû Hakîm el-Hattâr’ın dışı mücâhidelerin dışı, içi iyilerin içiydi. Derdi ki: ‘Beni oturduğum şu yere lâyık olmadığımdan ötürü affedin. Beni sizin için tıpkı bir fitil gibi kabul edin; kendimi yakıyor, sizi aydınlatıyorum.’
İnsanlar ne zaman ki kendi nefislerinin eksik ve noksanlıklarını bırakır da başkalarının eksiklerini ararlarsa, şeytanın vesvesesine uymuşlardır. Bu, ancak peygamberlere ve mürşidlere verilmiş bir özelliktir; onlara insanların eksiklikleri, nasihat etmek ve doğru yolu göstermek için gösterilir.
Eğer bir kardeşinizin üzerinde eksiklik tespit ettiyseniz, o eksiklik sizdendir. Eğer eşinizin üzerinde kusur gördüyseniz, bu sizdendir. Çocuğunuzun üzerinde noksanlık tespit ettiyseniz, bu sizdendir. Oturup kendi hâlinize ağlayın. Sûfî öğretisinde sûfî için kendisi eksiktir; her şey tamamdır, o eksiktir.
Hizmet Aldatmacası ve Sert Davranmak
‘Sen onlara sert ve kaba davranmış olsaydın, etrafından dağılırlardı’ âyet-i kerimesi çok açıktır. Eşiniz sizi bırakıp gittiyse, sert ve kaba davrandığınızdan bırakıp gitmiştir. Çocuklarınız sizi bırakıp gittiyse, sert ve kaba davrandığınızdan bırakıp gitmiştir. Arkadaşlarınız sizi bırakıp gittiyse aynı sebeptendir.
Bir dergâhta hizmet etmek, eşinizi kırmaya, çoluğunuzu çocuğunuzu üzmeye sebep değildir. Hiçbir yerin hiçbir hizmete ihtiyacı yoktur; Allah bugün boşaltır, yarın tekrar doldurur. Şemseddîn-i Tebrizî Makâlât’ında der ki: ‘Nûra gidiyorum diyenler var, aslında nâra gidenler var.’ Dergâha hizmet ediyorum derken insanların kalplerini kırıyorsan, gönüllerini incitiyorsan, senin yolun nâr olur.
Ben nice ‘Şeyh Efendinin yanındayım’ deyip etrafı aldatan insan gördüm. Evini, çoluğunu çocuğunu perişan eden insan gördüm. Milletin parasını toplayan insan gördüm. Sûfî kıyafeti giymek, dergâhta bir vazife yapmak, kimseyi kurtarmaz. Asıl olan güzel ahlâk, nefis muhâsebesi ve her şeyde kendi kusurumuzu görmektir.
Nefisle Cihâd-ı Ekber
Nefisle cihâd etmek, cihâd-ı ekberdir. Kim bu cihâdı terk ederse şeytanın oyuncağı olur. Kim bir nefes dahi nefisle mücadelesinde boşluk bırakırsa, şeytan o boşluktan girer ve insanı alt eder. Yolda giderken bir köpek seni ısırıyorsa hata sendedir; sivrisinek sokuyorsa hata sendedir; arabanın lastiği patlıyorsa hata sendedir. Tövbe etmen gerekiyordur.
Sûfîde gönülden dahi bir yanlışlık geçirmemek esastır. Bir an kendini haklı görüyorsan, nefsine uymuşsundur. Dergâhta bir tek haklı vardır: mürşid. Onun dışında kimse kendini haklı görmemelidir. Bu, nefis muhâsebesinin temelidir ve ölünceye kadar devam edecek bir mücadeledir.
Kaynakça
Hadis-i Şerif Kaynakları
- Cibrîl hadisi (iman, İslâm, ihsan): Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, Hadis No: 8; Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Îmân, Hadis No: 50
- ‘Beni rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir’: Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Ta’bîr, Hadis No: 6993; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’r-Rü’yâ, Hadis No: 2266
- ‘Benim şeklime ve suretime şeytan giremez’: Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Ta’bîr, Hadis No: 6994
- ‘Ümmetim yanlışta birleşmez (ittifak etmez)’: Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’l-Fiten, Hadis No: 3950; Sünen-i Tirmizî, Hadis No: 2167
- ‘Ümmetimden öyle kimseler çıkar ki sizin dilinizden konuşurlar’: Sahîh-i Müslim, Mukaddime, Bâbu’n-Nehyi ani’l-Hadîsi bi-Külli mâ Semi’a
- ‘Ben Allah’ı genç bir erkek suretinde gördüm’: Sünen-i Tirmizî, Kitâbu Tefsîri’l-Kur’ân, Hadis No: 3233; Müsned-i Ahmed, Hadis No: 2580
- İmam-ı Âzam’ın 99 kez rüyada rü’yetullah görmesi: el-Fıkhu’l-Ekber şerhleri; Molla Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber
- Abdülkâdir-i Geylânî’nin şeytanla mücadelesi: el-Fethu’r-Rabbânî, Meclisler
Âyet-i Kerime Kaynakları
- Fetih Sûresi, 48:29 — ‘Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber bulunanlar kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler…’
- Âl-i İmrân Sûresi, 3:159 — ‘Sen onlara sert ve kaba davransaydın, etrafından dağılırlardı’
- Bakara Sûresi, 2:214 — ‘Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?’
- Nûr Sûresi, 24:31 — Örtünme ile ilgili âyet-i kerime (ihtilaflı noktalardan biri olarak değinilen)
- İhlâs Sûresi, 112:4 — ‘Hiçbir şey O’na denk değildir’
- Şûrâ Sûresi, 42:11 — ‘O’nun benzeri hiçbir şey yoktur; O işitendir, görendir’
Tasavvuf ve Fıkıh Kaynakları
- Ebû Hakîm el-Hattâr — Fitil benzetmesi: Sûfî tabakât kitapları, Kuşeyrî Risâlesi bâbları
- Şemseddîn-i Tebrizî, Makâlât — ‘Nûra gidiyorum diyenler aslında nâra gidenler’ sözü
- Hazreti Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf — Hüsâmeddîn Çelebi ile diyalog, hayâl-i hakîkat bahsi
- Cibrîl hadisi şerhi: İbn Receb el-Hanbelî, Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem, İkinci Hadis
- Talâk (boşanma) hükümleri: İmam-ı Âzam, el-Mebsût (Serahsî); İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Kitâbu’t-Talâk
- İmam-ı Âzam’ın rü’yetullah görüşü: el-Fıkhu’l-Ekber; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm min İbârâti’l-İmâm