Dergah Sohbetleri Serisi

340. Dergâh Sohbeti — Hizmet, Liderlik ve Sufi Adabında Kardeşlik

Giriş ve Dua

Bismillahirrahmanirrahim. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hakk’ın hürmetine hayırlı eylesin. Hayırlı yıllarınızı da bulun, hayırlı olsun. Cenab-ı Hak merhameti kendinize yardım eylesin. Her türlü fitneden, kavgadan, anarşiden, terörden muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed’e de yardım etsin. Ümmet-i Muhammed’e de her türlü Kur’an ve Sünnet’in üstündeki her şeyden muhafaza eylesin.


Sohbet Sorularının Mahremiyeti

Bu sorularla tekrar tekrar karşılaşmak istemezdim ama demek ki böyle bir sıkıntı var ki soruyorlar. Çünkü daha önce bu soru sorulmuş, buna cevap vermiştim. Demek ki tekrar böyle bir sıkıntı oldu ki sormuşlar. ‘Sohbetlerde size yazdığımız soruları herhangi biriniz okumaya yetkisi var mı? Şahit yoksa niçin okumuyor?’ Bu yanlış. Kimsenin soruları okumaya yetkisi yok, hakkı da yok. Bunu yapan kardeşler namzetlerinden yaparlar, hatalarından yaparlar. Bu konu daha önce arkadaşlar arasında işaret edildi.

Herkes soracağını sorsun. Özel meseleleri oluyor, benim zamanım olmuyor. Özel meselelerini soranlar oluyor. O yüzden arkadaşlar, kardeşler, soruları toplayanlar, getirenler soruları okumamaları gerekir. Kimilerinin altında isim yazılı çünkü o isim yazılı olan kimselerin sırrı var mı, problemi var mı? Hoş bir şey değil. Kim ne sorarsa sorsun, ne yazarsa yazsın. Soruları getiren, ilgilenen her kim ise özellikle okumasın, bakmasın.


Dergâh Hizmeti ve Hizmetkârlık

Hizmetin Mahiyeti

‘Üstadın sohbetlerinde hizmetini gören kişiler mevcutken, başkalarının ya da diğer şehirlerdeki görevlilerin birilerini belirleyerek bu hizmeti başkalarına yaptırmaları dergâh adabına uygun mudur?’ Bu noktada ben kendime hizmet isteyen bir kimse değilim. O yüzden benim özel bir hizmetim yok. Ama işte örneğin Adnan kardeş kendince bunu hizmet ediyor. Veya Ali kendince bunu hizmet ediyor. Böyle başkaları da işin içine girse herkes hizmet etmek ister. Herkes bir şey yapmak ister. Bu da sıkıntılı bir nokta olur. O yüzden ben ne Bursa’dan ne dışarıda özel bir hizmet istemiyorum.

Vefat Etmiş Üstadın Dersi

‘Vefat etmiş bir üstadın dersi çekilir mi?’ Ehli tasavvuf, üstadı vefat eden bir kimsenin yeni bir üstada intisap edinceye kadar, yeni bir üstada bağlanıncaya kadar, geçmiş üstadın dersini çekmeye bu noktada müsaade etmişler. O kimse bir üstada bağlanıncaya kadar. Bir üstadı rüyasında görüp, halinde görüp ona bağlanıncaya kadar buna müsaade etmişler. Ama bir kimse bir üstad aramıyorsa, üstadı vefat ettikten sonra bir şey aramıyorsa, geçmiş şeyhin dersini çekeceğim diye uğraşıyorsa bu tasavvuf âdabının yolu değildir.


Liderlik ve Sufi Adabı

Sufilikte Liderlik Yoktur, Hizmet Vardır

‘Liderlik vasıfları insanlara doğuştan mı Allah tarafından verilir, yoksa insan kendi iradesi ve isteğiyle kazanabilir mi?’ İslami cenahtan, dini cenahtan bakılırsa bir kimse ‘ben lider olacağım’ diye yola çıkmaz. ‘Ümmetine hizmet eden’ diye buyurulmuştur. O zaman liderlik bu noktada hizmetten geçer. Hizmet eden de kendisini lider olarak görüp hizmet ediyorsa, yine nefsin ölmüştür.

Sufi noktada lider yoktur. Hizmet eden kimse vardır. Hizmet ederken de o kimse ‘ben hizmet ediyorum’ diye de göremez. O der ki ‘ben dergâhtan hizmet alıyorum.’ Bu dergâh herkese hizmet eder. Bir kimse ‘ben hizmet ediyorum’ derse de nefsine ölmüş olur. O zaman ‘ben lider olacağım’ diye de yola çıkmak nefsinden, ‘ben buraya hizmet edeceğim, ben buraya hizmet ediyorum’ demek de nefsinden. Herkes dergâha hizmetçidir. Şeyhinden en son dervişine kadar, en yeni dervişine kadar herkes orada hizmet eder, herkes oraya hizmetçidir.

Yönetme Arzusu ve Nefis

Bir şekilde sufi adabı içerisinde eğer ki bir kimse kendisine hizmet ettiriyorsa veya kendisini bu noktada liderliğe soyundurursa, Allah muhafaza eylesin. Bu nefsiyle yönetmek isteğidir. Yönetmek nefis ve şeytanın karıştırıldığı şeydir. Sufiler hizmet etme noktasındadırlar, yönetme noktasında değil.

Yönetiyorum, yöneteceğim diyen kimse de Allah affetsin batar gider. Ve kim herhangi bir dini noktada bir yere yönetmeye kalkarsa batmaya mahkumdur. İster tarikat olsun, ister cemaat olsun, ister tarikatın içerisindeki bir bölüm, bir kısım olsun. O kimse ‘ben buraya yönetiyorum, ben buranın yöneticisi benim’ dediği anda onun battığı andır. O yüzden sufi dünyası liderliğe soyunmaz, liderliğe koşmaz. Böyle bir algı yoktur.

Mesela sufi adabında birisi ‘ben buraya çavuş oldum, ben buraya nakip oldum, ben buraya mukayyid oldum’ dediği anda nefsine uymuştur. Hiç kimse kalkıp da ‘ben burada zakirlik yapacağım’ deyip kalkamaz. Sufi adabda birisi birisine bir vazife tevdi eder. Der ki ‘sen burada hizmet et.’ O hizmet etmeye başladı. O oranın hizmetçisidir, hizmetkârıdır. O oranın yöneticisiyim derse Allah muhafaza eylesin, nefsine uymuştur.


Nefis ve Sevmemek Meselesi

Tanımadığını Sevememek

‘Bazı kimseleri tanımasan da sevemediğin, bana iyilik de yapsa sevemiyorum.’ Bu nefistir. Tanımadığın kimseyi sevmemek, sana iyilik yapsa dahi onu yine sevememek nefsin aldatmasıdır. Nefis insanı kandırıyor. Bir de bundan insanlar kendilerince hikmet çıkarırlar: ‘Ya ben bunu sevemedim, bana sevdirilmedi’ falan.

Sevdirilmeyen şey haram ise bundan bir hikmet çıkar. De ki Allah bu haramı sevdirmemiş, Allah’a hamd et. Eğer sevemediğin kimse mümin ise şeytanın vesvesesidir. Şeytan seni aldatıyor, şeytan seni kandırıyor. Şeytan seni avucunun içine almış. Çünkü mümini sevmek imandandır. ‘Ancak iman ettiğinde müminleri sever.’ O müminler ki birbirlerini severler. Müminler kâfirleri sevemezler. Müminler münafıkları sevemezler. Müminler müşrikleri sevemezler. İnsan olarak severler, bu ayrı meseledir.

Zikir Halakasına Gelenin Hakkı

Birini sevmiyorsan imanın kemale ermemiş. Buradan kapıdan içeri giren bir kimsenin kalbinde bir buğuz varsa imanı kemale ermemiş. Sebep biraz sonra Allah’ın en sevdiği şeyi yapacak. Allah’ın en büyük iş dediği işi yapacak. Ne yapacak? Allah’ı zikredecek. Sen onun bir saat önce günah işlediğini görebilirsin. Sen onun bir gün önce yanlışlıkların içinde yüzdüğünü görebilirsin. Ama dikkat et, Allah onu zikir halakasıyla şereflendirmiş.

Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nehimiyle kalbini mi yardın baktın? Sen zikir halakasına gelen bir kimsenin kalbini mi yardın baktın? Onun kâfirliğine, müşrikliğine, gösteriş yaptığına kendi kendine fetva veriyorsun. Sizin hiç hoşunuza gitmemiş olabilir o kimse. Ama onu zikir halakasında gördüğün an ona karşı olan tavrın değişmesi gerekir. Çünkü Allah’ın, meleklerin, göktekilerin, yerdekilerin gıpta ile baktığı bir iş yapacak. Melekler Allah’ı zikreden kimseye dua ederler. Sen meleklerin dua ettiği kimseyi hor mu göreceksin?

Allah Diyene Uğraşma

Kıymetli dostlar, sakın ha Allah’ı zikreden bir kimseye hor bakmayın. Allah’ı zikreden bir kimseye sevmemezlik etmeyin. Kalbiniz katılaşır. Kalbinizde şeytan oturur bir anda. Ve bir anda şeytan oraya oturduğunda kalbinizin karanlığa büründüğünü görüverirsin. Allah muhafaza etsin.

Meşhur sözüm vardır: ‘Zikredenle uğraşma. Allah diyenle uğraşma.’ Ya ben de Allah diyorum kardeş, sen Allah diyenle uğraşırsan senin Allah demen o uğraşmana yetmez. Gerçekten Allah diyorsan, gerçekten Allah diyenle uğraşmazsın. Sen Allah diyenle uğraşıyorsan kendine iyi bak. Ben ne yapıyorum diye kendini ırgala. Kendini bir tefekkür et. Kendini bir teraziye koy.


İyiliğe Teşekkür ve Nankörlük

İyilik yapan bir kimseyi sevmemek nankörlüktür. Allah nankörleri sevmez. Allah muhafaza eylesin. Bunlar doğruymuş gibi gelir insanlara. Nefis bunu insana doğruymuş gibi gösterir. ‘Yok, bana ne iyilik yaparsa yapsın ben onu sevmem.’ Ya sen nankörlerdensin.

‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ buyurmuştur Hazreti Ali (radıyallahu anh). ‘İnsana teşekkür etmeyen Allah’a teşekkür etmez’ hadis-i şeriftir. İyiliğe teşekkür etmek en azından iyiliğin karşılığında bir iyiliktir. ‘Size bir iyilikte bulunan kimseye siz misliyle mukabele ediniz. Bulamadınız, aynıyla mukabele ediniz. Bulamadınız, ona dua ediniz. Ve onun iyilik yaptığına dair başkalarına söyleyiniz.’ Bir kimsenin iyiliğini kasıtlı bir şekilde konuşmamak, iyiliğini örtmek de nankörlüktür. Allah muhafaza eylesin.


İçkinin Yasaklanması ve Devlet

Devletin Hâkim, Âmir ve Âlim Hükmü

‘İçkinin devlet eliyle yasaklanmasına karşıyım demek insanı şirke götürür mü?’ Bu söz pek hoş bir söz değildir. İçkinin yasak olması lazım. Allah yasak etmiş. Devlet eliyle, millet eliyle, âlim eliyle, hâkim eliyle gelince yasaklanması gerekir. İçki haramdır; haram olan bir şeyin yasak olması gerekir. Yasak koymak sorumluların işidir: âmir, âlim, hâkim hükmünde olanların işidir. Devlet bu noktada hâkim hükmündedir.

İslami noktada devlet aynı zamanda âlim hükmündedir. İslami bir devlet statüsü hem âlim, hem âmir, hem hâkim hükmündedir. Nasıl âlim hükmündedir? Devlet, ulemayı yanına alarak ve ulemadan dini hakikatleri alarak âlimliğini gösterir. Bu noktada ilmi; fıkıh, tefsir, sosyal bilimler, ekonomi, savaş, her alan üzerine alabilir. Devlet mükemmel bir hâkim hükmündedir, mükemmel bir âmir hükmündedir. Eğer İslami bir devlet olursa içkiyi yasaklayacak olan devlettir.

Gezi Olayları ve Darbe Sınavı

Türkiye darbe sınavından geçiyor. Bu darbe sınavından geçilirken ne yazık ki birçok kesim sınıfta kaldı. Açık açık konuşuyorum: korkum çekintim yok. Hiç kimseden değil, Allah’a verilecek bir can hesabım var. Bu memleket uğruna gidecekse o da gitsin. Çok yaşamaya gelmedik bu dünyaya.

Yirmi sekiz Şubat’ı hatırlatırım size. Bu darbenin başarısız olmasının iki sebebi var: bir, askeriye girmedi işin içerisine; iki, polis girmedi işin içerisine. Eğer asker ve polis de darbeye geçit verseydi şu anda darbe olmuştu.

Cemaatlerin ve Tarikatların Suskunluğu

Türkiye’de bizden başka darbe ve darbeye karşı gelmek için itikaf eden, dua eden bir cemaat yok. Açıkça söyledim: bu memleketin başına belalar, üç beş fitne ateşinin sönmesi için niyet edeceğiz, itikaf edeceğiz. Evet, devam edeceğiz. Her namazdan sonra üç yüz tane tevhid-i şerifi memleketimizin selameti için niyet edeceğiz.

Gönlüm arzu eder ki Türkiye’deki cemaatler, Türkiye’deki tarikatlar bu kadar net olsunlar. Korkaklar! Yirmi sekiz Şubat’ta da dersleri iptal ettiler. Sohbetleri iptal ettiler. Zikirleri iptal ettiler. Şeyhler gitti Mekke’de, Medine’de yaşadı. Cemaatlerin ileri gelenleri gittiler, yurt dışlarında yaşadılar. Bıraktılar evlatlarını. Hani evladın diye senin? Hani o cemaatin sen babasıydın ya. Evlatlarını bırakıp nereye gittin? Hani sen Allah’ı çok seviyordun ya. O zikrullahı nasıl iptal ettin? Hani Allah’ı zikretmek en büyük işti ya. O en büyük işten nasıl çekildin?


Çeşitli Sorular ve Kısa Cevaplar

‘Vahdeti vücut ne demektir?’ Bu bir kitaplık meseledir. Beş-on dakikada anlatmak mümkün değildir. Zaman zaman sohbetlerin arasında paragraf paragraf kesip anlatmaya gayret ediyorum. Sohbetleri takip edecek arkadaşlar bunu göreceklerdir.

‘Ölümden çok korkuyorum, psikolojim bozuldu.’ Ölümden korkmak güzeldir. Ölümden çok korkan kimse Allah’ım der, şükür ve hamd eder.

‘Her gördüğümüz rüyayı rüya dinleyen kardeşlere anlatmalı mıyız?’ Şart değildir. Ama anlatılacaksa ya alimlere ya istihare sahibine anlatılacaktır.


Sufilerin Adabı: Kardeşlik ve Sır Saklama

Sufilerin adablarından biri de sufilerin birbirlerinin ahvalini sormaları, iyi geçinmeleri, kardeşlerinin özel hallerini saklamaları, kimsenin sırrını ifşa etmemeleridir. Sufiler birbirini arayıp sevdikçe iyilik içinde olurlar. Hayırlıktan düştüler mi mahvolurlar.

O yüzden sufiliğin adabı kardeşlerin birbirleriyle iyi geçinmeleri, birbirlerinin hatırlarını sorup birbirlerine yardım etmeleri, varsa birbirlerinin sırları o sırlarını saklamaları, gizlemeleri, ifşa etmemeleridir. Birbirleriyle araları bozulsa dahi o insanların birbirlerinin sırlarını ifşa etmemeleri gerekir. Sufiliğin adabı kardeşler arasında iyiliğin, güzelliğin, iyi ahlakın, kardeşlik dairesinin üst noktaya taşınması ve bu halin korunmasıdır. Allah bizi onlardan eylesin. La ilahe illallah.


Kaynakça

  • Hadis-i Şerif: ‘Ümmetine hizmet eden efendileridir.’ — Deylemî, el-Firdevs, III/330
  • Hadis-i Şerif: ‘Ancak mümin olan müminleri sever.’ — Müslim, Îmân, 93 (Hadis No: 54)
  • Hadis-i Şerif: ‘İnsana teşekkür etmeyen Allah’a teşekkür etmez.’ — Ebû Dâvûd, Edeb, 11 (Hadis No: 4811); Tirmizî, Birr, 35
  • Hazreti Ali (r.a.): ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.’ — Meşhur söz, Deylemî rivayeti
  • Hadis-i Şerif: ‘Size iyilik yapana karşılık verin, bulamazsanız ona dua edin.’ — Ebû Dâvûd, Zekât, 38 (Hadis No: 1672); Nesâî, Zekât, 72
  • Hadis-i Şerif: ‘Korkaklığın şerrinden Allah’a sığınırım.’ — Buhârî, Cihâd, 25 (Hadis No: 2823); Ebû Dâvûd, Vitir, 32
  • Âyet-i Kerîme: ‘Namazı kılın, zekâtı verin.’ — el-Bakara 2/43, 2/110; en-Nûr 24/56
  • Hadis-i Şerif: Zikir halakasına giren üç kişi hakkında — Buhârî, İlim, 8 (Hadis No: 66); Müslim, Selâm, 26
  • Kur’ân-ı Kerîm: Müminlerin birbirlerini sevmeleri — Âl-i İmrân 3/103; el-Hucurât 49/10
  • Tasavvuf Adabı: Sufilerin birbirlerinin sırlarını saklaması — Kuşeyrî, er-Risâle, Sohbet Adabı Bâbı; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb