Haber Gönderme ve Hiyerarşi
Genelde haber gönderme, bir şeyi söyleme, tebliğ etme, bir işi yapma ve yönetme konularında doğru olan, o meselenin yetkilisine ve vazifelisine söylemektir. Ama an gelir, zaman gelir, o iletişimde vazifeliye bir başkası ile de söyletilebilir. Bu söyletme hiyerarşik yapıya uygun olursa âlâ olur. Ama sûfîler bu meselede muhakkak disiplin içerisinde olurlar; disiplinden önce ihlâs ve samimiyet gelir.
Bir kimse haberin sahihliğine bakmalı, haberi getirene değil. Eğer haber o noktada üstadından geliyorsa, haber sahihliğine bakılır; haberi getirene çok bakmazlar. Ama bazıları sıkıntılı dönemlerde fesada uğratmak için uydurma haberler ve meselelerle çıkarlar. Ağızdan dolma, kulaktan dolma, lâf getirip götürme ile çok sıkıntı yaşadık.
Tasavvufta bir şeyhin, bir mürşidin söylediği söz önemlidir. Senin kulağınla duyduğun önemlidir. O yüzden hiyerarşiyi gözetmeye gayret edilmeli; ulaşılamazsa sahih güvenilir kişiler vasıtasıyla haber gönderilebilir. Arkadaşların haberin sahihliğine, sözün sahihliğine bakmaları hakkıdır. Ama her şeyle şüphe etmek, her şeyi tereddüte bağlamak hakları değildir.
Gıybet: Dinin En Büyük Yasaklarından Biri
Gıybetin Tanımı ve Çeşitleri
Gıybet illâki bir kimsenin arkasından bir şey konuşmak değildir. Birisinin hakkında konuşulurken, o kimsenin yüzünü ekşitmesi, mimiklerini değiştirmesi, onu küçültmesi, alçaltması da gıybettir. Olanı konuşmak gıybettir; olmayanı konuşmak iftiradır. Bir kimse “ben olanı söylüyorum” diyorsa, o gıybet ediyor zaten. Eğer olmayanı söylüyorsa iftira ediyor.
“Ben onun hayırını istediğimden söylüyorum” demek de gıybettir. Şeytan haramı makul ve malum hâle getirmeye çalışır. O kimse aslında çok ihlâslı, çok samimi; onun iyiliğini istiyor ama o esnada o kimsenin gıybetini yapıyor. İsim söylemeden dahi yapılabilir: “Hani Çanakkale’de birisi var ya…” dediğinizde herkes zaten o kişiyi anlıyor — bu da gıybettir.
Gıybetin Topluma Zararları
Gıybet zinâ etmekten daha kötüdür ve daha büyük günahtır. Ümmet-i Muhammed’i çökerten en önemli şey budur. Kardeşliği yok eder; insanın ailesini, çoluğunu çocuğunu, dergâhını, işini gücünü batırır. Bir esnaf için “çok sıkışık, Allah yardım etsin” demek bile büyük bir gıybettir ve o esnafı çökertebilir.
Dervişlerden borç para alışverişi yapmayın derim. Çünkü dışarıda iki üç kişi tanır seni; burada herkes birbirini tanıyor. Birinize borcunuz olsa, herkes duyar. Piyasada bu kadar hızlı yayılmaz ama burada bir anda yayılır.
Bu memleket Adnan Menderes’i dedikodu ve gıybetle astı. 28 Şubat’ı gıybetle yaşadık, dergâhları gıybetle kapattılar. Bir bomba patlattılar bir köşesinden; öbür köşesine gelene kadar çığ gibi oldu. Hiç kimse “hayır bu adam öyle bir adam değil, fitne çıkarıyorsun” diyemiyor.
Nemmâmlık: Lâf Taşıma
İbn-i Mübârek hazretleri lâf taşıyanlar için çok ağır bir söz söylemiştir. Lâf dolaştırmanın zinâ hükmündeki gibi görüldüğünü belirtmiştir. Kaynak: İslâm’da Helâller ve Haramlar, Nemmâmlık bölümü. Çünkü lâf taşıyan cemaati ifsat edebilir, bir yolu ifsat edebilir, bir aileyi ifsat edebilir, bir iş yerinin ticaretini bitirebilir.
Gıybetin Arkasındaki Hastalık: Kibir
Gıybetin arkasında o kimseyi beğenmeme, kendini beğenme vardır — bu kibirdir. Akıl kendini beğendirir; beğendirme aritmetiği kurar: “Sen ondan daha zekîsin, daha güzel iş yapıyorsun, daha harikasın, daha iyi dervişsin…” Ve sen otomatikman karşındakinin eksiğini, noksanını, yanlışını diline felsefek ederek konuşmaya başlarsın. Kendini beğenmenin arkasında kibir vardır. Kibrin arkasında da cehennem vardır.
Gıybetin çözümü çok basittir: Birincisi konuşturmamak, ikincisi dinlememek. Birisi bir şey söylemeye kalkıyor — “Sus kardeşim, otur. Sen günah işliyorsun. Allah gıybeti haram etti” de. Tâbiînden bazı zâtlar, birisi gıybet edecek olduğunda gıybetin haram kılındığı âyet-i kerimeyi okurmuşlar.
Akıl, Edeb ve Şeytanın Tuzağı
Aklın ifratta kullanılması şeytanın hâlidir. Şeytan da kendince Hz. Âdem aleyhisselâmın yaratılışıyla kendi yaratılış cevherini kıyaslayarak “ben ondan hayırlıyım” demiştir. Akıl edeb dairesinde işe yarar; edeb dairesinde makul ve malûmdur. Akıl edeb dairesinden çıkarsa hem kendisinin hem de sahibinin başına iş açar.
Akıl hep aritmetik kurdurur insana. O aritmetik kuruldukça siz de kabul edersiniz, peşine düşersiniz ve batarsınız. Orada aklın aritmetiğini durduran şey Kur’an ve Sünnet’tir, edebdir. “Ey iman edenler, zannın fazlasından kaçının” buyurulmuştur. Aklın aritmetiği işte budur: gördüğünü görmedi, duyduğunu duymadı; kendince tonlarca malzemeyi toplar, sahibinin önüne bir sunum yapar. Sahibi de nefsine uyduğundan o sunumu kabul eder ve batar.
Haramda Hikmet Aranmaz
Sûfîler haramı ilm-i siyaset olarak kullanmazlar. Hiçbir zaman haramdan şifâ bulunmaz, haramdan yol gidilmez. Sûfîler kendilerince yolları takvâdır. Takvânın en asgari ölçüsü: farz ibadetlerini yerine getirmek ve Allah’ın haram kıldığı her şeyden uzak durmaktır.
Bir şey helâlse ona giden yollar da helâldir. Bir şey haramsa ona giden yollar da haramdır. Helâle haramla gidilmez. Gıybet haramdır, gıybette hikmet aranmaz. İftira haramdır, iftirada hikmet aranmaz. Haram olan bir yöntemde şifâ ve hikmet aramak, ya aptallıktır ya da o kimse şeytanlaşmıştır ve fitne çıkarıyordur.
Hz. Peygamber’in İkaz Yöntemi ve Şeyh-Mürid İlişkisi
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç kimseyi ve hiçbir kavmin karşısına alarak hatalarını yüzlerine vurmamıştır. Ama sadakat ve vefâ imtihanı olmayan bazı yakın sahabe efendilerimizin hatalarını yüzlerine söylediği olmuştur. Mesela Hz. Ali Efendimize namazı kaldırdığında: “Allah dileseydi kalkar mıydın?” buyurmuş; İki Cihan Serveri eliyle vurarak: “Gerçekten insan tartışmaya en düşkün varlıktır” (Kehf 18:54) demiştir.
Bir üstadın birisine “bu konuda hatalı davranıyorsun” demesi, onu birinci dairede gördüğünün işaretidir. Bu bir nimettir, bir ikramdır sûfîler için. Eski sûfîler, üstadlarının birinci derecede ikazını almayı büyük bir nimet olarak görmüşlerdir. Tabak, sevdiği deriyi yerden yere vururmuş — güzel pişsin diye.
Mürşidler, etrafındaki kardeşlerin günâh-ı kebâirlerine göz yummak, yokmuş gibi görmek insanı ve o yoldaki insanları aldatmak gibidir. Madem ki sûfîlik nefisle mücadeledir, o zaman Kur’an ve Sünnet dairesinde kalarak peygamberî bir metotla etrafındaki insanlara doğruyu, hakikati anlatmalı ve yaşamaya çalışmalıdır. Hidâyet Allah’tandır.
Düşüncenin Fiile Dökülmemesi ve Zikrin Önemi
Gaflet hâlindeyken bir anda kötü bir düşünce oluştu ama fiile dökülmedi. Fiile dökülmediği müddetçe şer’an günâh-ı kebâir değildir. O düşünceyle mücadele ettiğin müddetçe sevap vardır. Engellemenin yolu zikir ağırlığı ve râbıtaya devam etmektir.
Şeytanın kanalı her zaman açıktır; şeytan damarlarınızda dolaşır, o kanaldan üfler. Ama düşünce kalbe inmezse sıkıntı yoktur. Zikretmeyen az zikreder — az zikredenlerde bu düşünceler daha çok gelir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir sahabe: “Günümün üçte birini size salât ve selâmla geçiriyorum, yeterli mi?” demiş; “Az” buyurmuştur. Üçte ikisini demiş, yine “Az” buyurmuştur. Bütün gününü demiş — işte o zaman yeterli olmuştur.
Kaynakça
Hadis-i Şerif Kaynakları
- Gıybet hakkında: “Ölü kardeşinin etini yemek ister misin?” — Hucurât 49/12 tefsiri; Müslim, Birr, 70
- Kabir azabı çeken iki sahabe hadisi — Buhârî, Vudû, 56; Müslim, Tahâret, 111
- Salât ve selâm hadisi (üçte bir, üçte iki, tamamı) — Tirmizî, Kıyâmet, 23
- “Duyduklarını bir başkasına aktarman sana yalan olarak yeter” — Müslim, Mukaddime, 5
- Nemmâmlık (lâf taşıma) hakkında İbn-i Mübârek sözü — Yûsuf el-Kardâvî, İslâm’da Helâller ve Haramlar
- “Zannın fazlasından kaçının” hadisi — Buhârî, Edeb, 58; Müslim, Birr, 28
- Şeytanın damarlarınızda dolaşması — Buhârî, Ahkâm, 21; Müslim, Selâm, 23-25
Âyet-i Kerîme Referansları
- Hucurât 49/12 — Gıybetin haram kılınması: “Biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi?”
- Kehf 18/54 — “İnsan tartışmaya en düşkün varlıktır”
- A’râf 7/12 — İblîs’in kibrî: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu çamurdan yarattın”
- Asr 103/1-3 — “Asra yemin olsun… iman edip sâlih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna”
Tasavvufî ve Fıkhî Kaynaklar
- Gıybetin hükmü ve çeşitleri — İmâm Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, III. cilt, Âfâtü’l-Lisân
- Nemmâmlık — Yûsuf el-Kardâvî, el-Helâl ve’l-Harâm fi’l-İslâm, Nemmâmlık bölümü
- Kibir ve kendini beğenme — İmâm Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, III. cilt, Kibir ve Ucub bahsi
- Şeyh-mürid ilişkisinde ikaz — Kuşeyrî, er-Risâle, Sohbet Âdâbı bölümü
- Takvâ ve sûfîlerin haram hassasiyeti — Serrâc, el-Lüma’, Takvâ bahsi
- Düşüncenin hükmü (hâtır, vesvese) — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; Gazzâlî, İhyâ, III. cilt, Vesvese bahsi