Dergahtan Ayrilanlara Vefa ve Hizmeti Gecmis Kardesler
Bizim yolumuz eskileri atmak değildir. Hizmet eden Allah’a hizmet etmiştir. Hizmet edenin hizmetinin karşılığını Rabbimiz bi-izni’llah verecektir. Kardeşler bir vefa örneği göstermeli; hizmet eden ağabeylerini, büyüklerini, ablalarını hayır-hâhla anmalı, mümkün mertebe vakti varsa ziyaret etmeli, hüsnüzan beslemeli, önünden arkasından konuşmamalı, kınamamalıdır.
Çünkü bir kimse kınanırsa, kınayanın başına gelmedikçe o kimse ölmez. Bunlara ibretle bakmalı, o hâle düşmemek için dua etmelidir. Eğer sadece Kur’an ve Sünnet dairesinde insanın kendi başına ibadeti yetmiş olsaydı, din bu kadar yayılmazdı. Dinin kendi ergonomisinin içinde kendi dinamikliği vardır. O koşuşturmaya kendini adapte etmen lazımdır.
Ayrilanin Psikolojisi
Ayrılan kimse kendisine aşırı ihtimam gösterilmesini ister. Suçlar: “Ben şöyle yaptım ama siz hiçbiriniz kapımı çalmadınız, hiçbiriniz bana selam vermediniz.” Bir çıt ilerisi: “Mustafa abiniz mi size bana selam vermemenizi söyledi?” Bir çıt daha ilerisi: “Sizin hepiniz de vefasızsınız.”
Hiçbir zâkir, hiçbir nakîb, hiçbir görevli kardeş bir kardeşin ayrılmasını istemez. Ama ayrılanın hep nefsinden ayrıldığını gördüm. Hiçbir ayrılan haklı değildir — bu bende olsam da haklı değilimdir. Herkes bir ütopya bekler: “Burası dergâh, burada hiç eksik noksan olmayacak.” Ama Hz. Âdem aleyhisselâm cennette yaşarken bile problem yaşanmıştır.
Birisi sana “biraz öteye git” dediğinde nefsin parlar. O kimse nefsine uyar, ayrılır. Ayrıldığında insanlar onu “ne güzel ayrıldın” deyip alkışlamasını beklemesin. Burada 600-700 kişi var; 700 tane aklı ve nefsi bir yere bağlamak mümkün değildir.
Dergah Sana Hizmet Eder — Sen Dergaha Degil
Hiç kimse dergâha hizmet etmez — buna şeyhler de dâhildir. Bu benim felsefemdir. Küçücük semazeninden tut mürşid-i kâmiline kadar o dergâhtan hizmet alıyordur. O dergâhtan lütfedilmiştir, ikram edilmiştir.
Eğer “ben dergâha hizmet ettim” diyorsa bir kimse, şeytan almış kucağına. Bu dergâh sana hizmet ediyor, sana kıymet veriyor, sana kucak açmış, gönlünü açmış, bağrını açmış, sofrasını açmış, muhabbet gülünü derlemiş koymuş önüne. Sen kıymet bilmemişsin. Sensin vefasız, sensin hayırsız, sensin gülü solduran, sensin bahçeyi bozan.
“Ya Rabbi, ben kirimle gidiyorum oraya. Ama öyle kutlu mübarek bir dergâh ki, beni kirimle kabul ediyorlar. Ben her türlü eksikliği ve yanlışlığı yapmama rağmen bu dergâh bana kol kanat açmış. Ben hançerlemişim, o hançerini saklamış; yaralamışım bağrını, o tekrar tekrar tamir etmiş. Ne büyük dergâh!” — böyle düşüneceğiz.
Giybet ve Elestiri Meselesi
Bir kimsenin yoluna, şeyhine, çavuşuna lâf söylemediği müddetçe kardeşlerin onlarla ilgi ve alâkalarını keseceklerini düşünmüyorum. Eğer böyle yapılıyorsa gerçekten yanlışlık vardır. Kardeşler ilişkilerini vefanın, hayır-hâhlığın, muhabbetten ve hüsnüzannın üzerine kurmalıdır.
Benim meşhur bir tezim vardır: Eleştireceksen ben eleştiririm. Bir başkasına eleştirtmem. Sen de seviyorsan bana da eleştirtme. Ben vururum gerekirse; sen vurdurma bana, ben de vurdurmam sana. Ölçü budur. Şeyhime lâf söylemeye kalkanına “bu son olsun” dedim. Anneme lâf söylemeye kalkana “son lokmam olur bu evde” dedim. Abime de aynısını söyledim. Kaldılar. Bitti.
Zakirlik Meselesi ve Seyhimle Olan Hatira
Birisi şeyhimin ağzından bana bir lâf söyledi: “Gençler seni çok seviyor diye zakirliğini almıyormuş.” Ben açtım telefonu Şeyh Efendi’ye sordum: “Böyle böyle demişsiniz, zakirliği bırakabilirim.” Şeyhim: “Kim dediyse çok büyük yalan söylemiş oğlum. Devam et sen işine” dedi. Beni şeyhim bağlar.
Ardından bana söyleyen adam koşa koşa geldi: “Sen Şeyh Efendi’ye nasıl telefon açarsın?” Neden açmayayım? “Senin yanında demiş” dedim. “Senin yanında dediyse ya şeyhim yalancı ya sen yalancısın.” Şeyhim yalancı diyemedi, ben yalancıyım da diyemedi. Kaldı.
Haber Gonderme ve Hiyerarsi Usulu
Ben birisine bir şey söyleyeceksem iki yolum vardır: Ya doğrudan o kimsenin kendisine söylerim, ya o kimsenin başındaki vazifelisine söylerim. Nakıb ile alakalıysa Tahsin’e söylerim; Çanakkale’de bir şey varsa Halit’e söylerim; İstanbul’da Barbaros’a söylerim. Bitti. Hiyerarşi budur.
Birisinin başındaki vazifeliye “bunu böyle söyle” demek nemmâmlık değildir. Bir eğitim metodudur. İnsanlar başlarındaki vazifeliyle daha fazla samimidirler. Doğrudan yüzüne söylersen alınıp kırılabilir; dolaylı yoldan tatlı tatlı söylenirse daha etkili olur. Bu özel mahrem meselelerle ilgili değildir — dergâhla alakalı hizmet meselelerindedir.
Halifelik Tayini ve Seyhin Vasiyeti
Bana bir emir gelmediği müddetçe ben bu dergâhta “halife şu, şeyh şu” demeyeceğim. Eğer bir emir gelirse — bu ya doğrudan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından olur — onu emir telâkki edip yerine getirmeye gayret ederim. Bugüne kadar onların söyledikleri herhangi bir şeyi kenara koymak gibi bir lüksüm olmadı. Bunu büyük bir edepsizlik, büyük bir küstahlık, hatta kendi dâiremde küfür olarak görürüm.
Şeyhim Mekke’de umre esnasında elimden tuttu, Kâbe’yi şâhit etti: “Mustafa Efendi oğlum, ben vefat ettikten sonra asla ‘bana görev verdiler’ deyip de ortaya çıkma. Bütün kardeşlere şunu söyleyeceksin: Herkes istihare yapacak, rüyasında gördüğü kimseye gidip intisap edecek.” Emredersiniz efendim dedim.
Şeyhim vefat ettiğinde bütün herkese söyledim ve açıkladım. Bütün bölgelere, belgelere, CD’lere çektirip gönderdim. Eğer bir emir vâki olup birini tayin ettirirlerse eyvallah; ama böyle bir emir vâki olmazsa istihare yapacaksınız, rüyanızda gördüğünüze gidip intisap edeceksiniz.
Ben tasavvufu ilk çıktığı zamandaki — 1100-1200 yıl önceki — sûfîlik anlayışıyla yaşama taraftarlarındanım. Nasıl Şâh-ı Nakşibend’in bir sürü şeyhi varsa, Bâyezîd-i Bistâmî’nin bir sürü şeyhi varsa, sizin de mâneviyâtınız bol olsun, geniş ve derin olsun; sizin de öyle şeyhiniz olabilir.
Kaynakca
Hadis-i Serif Kaynaklari
- “Kim gıyabında kardeşinin etini savunursa Allah onu cehennemden azat eder” — Esmâ bint Yezîd rivayeti; Tirmizî, Birr, 20; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/461
- “Kötülüğü en güzel şekilde uzaklaştır” — Fussilet 41/34 tefsiri bağlamında
- Beytullah’ın şefaati ve şahitliği — İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî (Hac bahsi)
- “Bir kimse kınanırsa, kınayanın başına gelmedikçe ölmez” — Tirmizî, Kıyâmet, 46
- Hz. Âdem’in cennette imtihanı — Bakara 2/35-36; A’râf 7/19-22
Ayet-i Kerime Referanslari
- Bakara 2/35-36 — Hz. Âdem’in cennette yasak ağaca yaklaşması
- Fussilet 41/34 — “Kötülüğü en güzel şekilde uzaklaştır; bir de bakarsın ki düşmanın sıcak bir dost oluvermiş”
- Hucurât 49/12 — Gıybetin haram kılınması
- Kehf 18/54 — “İnsan tartışmaya en düşkün varlıktır”
Tasavvufi ve Fikhi Kaynaklar
- Dergâh âdâbı ve vefa — Kuşeyrî, er-Risâle, Sohbet ve Uhuvvet bölümü
- Şeyhin vasiyeti ve halifelik usûlü — Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb
- Şâh-ı Nakşibend’in çoklu şeyh anlayışı — Muhammed Pârsâ, Risâle-i Kudsiyye
- Beytullah’ın şahitliği — İbn-i Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, Hac kitabı
- İstihare ile intisap — Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, IV. cilt, İstihare bahsi