Faizli Fon Meselesi ve Ayın Etkisi
Çalışılan kurumda emekliliğe yönelik faizle biriktirilen fon meselesinde, eğer fonun borsada ve kredi verme faaliyetlerinde olduğu öğrenilmişse, o fondan ayrılmak takva yolunu tercih etmek demektir.
Ayın suya hükmedip hükmetmediği sorusuna gelince: Hüküm Allah’ındır. Hiçbir şey hiçbir şeye hükmedemez. Etkileşim vardır ama bu etkileşim o varlıkların kendi varlık katmanlarındaki birbirleriyle olan iletişimiyle alakalıdır. Allah bir şeye müsaade etmedikçe hiçbir şey hiçbir şeyi etkilemez. Ayın dünya üzerinde fiziksel olarak etkileşimleri mümkündür ama bunu ayın hükmetmesi gibi görmek mümkün değildir.
Nafile Oruç ve Sufi Anlayışı
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin oruçla alakalı sahih hadis-i şeriflerinde pazartesi-perşembe orucu, ayda üç gün (ayın başı, ortası, sonu ya da 13, 14, 15. günleri) oruç tutma tavsiye edilmiştir. ‘Daha fazlasına gücüm yeter’ diyen sahabiye Hz. Peygamber ‘O zaman bir gün tutup bir gün bırak, Davud aleyhisselamın orucu gibi tut, ne güzel oruç’ buyurmuştur.
Sufiler genelde pazartesi-perşembe oruçlarını kendilerine adap edinmişlerdir. Sufiler sünnet olan ibadetleri yerine getirirken ‘şundan etkilendi, bundan etkilendi’ diye düşünmezler. Sufi bu manada sadece Hz. Peygamber’in sünnet-i seniyyesini yerine getirmek, onun edebiyle edeplenmek derdindedir. Birisi oruç tutmanın hikmetlerini, faydalarını bulabilir; birisi hikmetsiz görebilir. Sufi buna bakmaz. Sufi için tek ölçü Hz. Peygamber bu fiili yaptı mı yapmadı mı sorusudur.
Sufi ve Dünyevi Mücadele
Dünya üzerindeki bütün ideolojiler, bütün zalim sistemler, gücü elinde tutmak isteyen şeytani güçler var güçleriyle sufilerle uğraşırlar. Şeytan, nefis, deccal sufilerle uğraşır. Kapınızın önünden geçen kimse de uğraşır. Arkadaşınız, akrabanız, eşiniz, çocuğunuz sufi anlayışa yakın değilse sizinle uğraşır. Hatta sufiler dahil birbirleriyle uğraşırlar. Bir ailede dört sufi olsa, an gelir dördü de birbirine düşer.
Çünkü sufi kıymetlidir. Onu kıymetsizleştirmek isteyen şeytan ve deccali güçler, sufi ahlakını bozmak için uğraşırlar. Camide namazını kılan kimseyle kimse uğraşmaz ama sufi olan kimseyle herkes uğraşır.
Allah’ı Tanıma: Sufi Yolu
Sıfatların Bilinmezliği
Allah’ın zatı ve sübuti sıfatlarını açıp okumak güzeldir. Ama sufi Allah’ı böyle tanımaz. Sufi edep sahibidir. Sufinin edebi, her an maşukunun huzurunda durduğunu düşünmektir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne ‘İhsan nedir?’ diye sorulduğunda ‘Her an Allah’ı görüyormuşçasına yaşamandır. Sen onu göremesen dahi, onun seni her an gördüğünü düşünüp öyle yaşamandır’ buyurmuştur.
Allah’ın sıfatları kendisine aittir. Hangi sıfatının hangi manaya ve tecelliyata geldiğini Allah’tan başka bilen olmaz. Siz Kahhar ismiyle tecelli etti zannederken, Allah Rahman ismiyle tecelli ettirmiş olabilir. Siz Basir diye bakarsınız, o esnada ilmiyle kuşatmıştır. Sufi edep halinde olup her an onun her şeye tecelli ettiğini düşünerek hayatını yaşar. Bu, Allah’ı tanımada en kestirme, en selametli yoldur.
Gönlü Teslim Etmek
Önemli olan Allah’ın ilmine sahip olmak değildir; onun ilmi sonsuzdur. Siz sonlusunuz, kapasiteniz kadar alacaksınız. O ilim sahibine teslim olmak, gönlümüzü, kalbimizi, her şeyimizi ona teslim etmek ve her an tecelliyatını görmek meselenin en kestirme yoludur. Alimler, mütefekkirler, kelam sahipleri Allah’ın sıfatlarının üzerinde kafa yoracaklardır; bu doğrudur, Allah’ı tanıma noktasında bir yoldur. Ama sufiler için uzun bir yoldur.
Kader Meselesi
‘Madem kaderimiz belli, neden ibadet ediyoruz?’ sorusuna cevap şudur: Bilen siz değilsiniz. Birisi biliyor diye sizin de bilmeniz gerekmez. Allah bir şeyi biliyorsa Allah’ın bildiğini kulların bilmesi diye bir şart yoktur. Cenab-ı Hak bildiği sırlarını bazı kullarıyla paylaşmıştır ama o sırrı ifşa etmesine izin verilmemiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetinin herhangi birisine ‘Sen cehennemliksin’ dememiştir.
‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz.’ İman üzerine yaşarsanız iman üzerine ölürsünüz. İman üzerine yaşayıp da kafirce ölmeyi düşünüyorsanız Allah’ın üzerinde suizan beslemiş oluyorsunuz. Kaderle alakalı meseleleri tartışmayın, konuşmayın. İmam-ı Azam Hazretleri buyurmuştur ki kader bahsinde durmak, karanlık bir ortamda ışıksız bir şekilde durmaktır. Bu sufilerin işi değildir.
Sufi ve Çalışma Ahlakı
Sufi çalışmakla emrolunmuştur. Sufi disiplinli bir şekilde kendisine çalışmayı şiar edinir. Gücünün yettiği müddetçe bir işle iştigal etmeye çalışır. Sufi hiçbir zaman kenara çekilip rahat etmeyi, emekli olmayı, hiçbir işle iştigal etmemeyi hedefleyemez. Sufi alan el değildir, dilenen değildir, istenen değildir. Sufi kendisini muhtaç noktaya götüren kimse değildir. Hatta öyle olmuş olsa dahi ihtiyacını saklayan, gizleyendir.
Ticaret ve Sanatın Adabı
Sufi ticaret yapıyorsa alırken satarken yalan söylemez, ahdine vefalı olur, hakkında dedikodu çıkmasını engellemeye çalışır. Üzerine düşen vazifeleri harfiyen yerine getirir. Bilmediği bir işe kalkışmaz. Bir sanatla iştigal edecekse gider bir ustanın yanında sabreder, çıraklık yapar, kalfalık yapar, ustalık yapar.
Çocuğun anne babasının üzerindeki hakkı üçtür: Birincisi hayırlı isim konması, ikincisi dinini öğretmesi, üçüncüsü bir meslek öğretmesi — ticaret, sanat, ziraat veya başka bir iş. Anne babanın çocuğa bu üçünü vermesi gerekir.
Sufi İş Yerinde Nasıl Olmalı?
Sufi iş yerindeki muhabbeti iş yerine bırakır. Sır sahibidir. İş yerini evine taşımaz, başka bir arkadaşına taşımaz. Çalışma adabını ve ahlakını uygular. Ama bunlara uymazsa gittiği yere nur götürmez, nar götürür. Sufi bir yerde çalışıyorsa abdestli dolaşacak, namaz vakti geldiğinde farz namazı kılacak. Çalışırken sünnete sünnet eklemeyecek, işin hakkını verecek.
Sufi Adabı: Başa Geçmeyi Bırakmak
Sufilerin adablarından birisi başa geçmeyi bırakmak, üstatlık taslamamaktır. Sufi kendi kendisini önde görmeye ve göstermeye uğraşmaz. Baş köşeye oturmaya çalışmaz. Üstatlık yapmaya kalkmaz. Kim böyle düşünürse kendi kendisini yaralar, heder eder, ziyan eder. Sufi hizmet etmeye rağbet eder. Açları doyurmaya, kimsesizlerin kimsesi olmaya, yoksullarla uğraşmaya, derviş kardeşleriyle ünsiyet etmeye gayret eder. Asla baş olma sevdasına kapılmaz. Sufi adabı hizmete rağbet olmaktır, başa geçmeye rağbet olmak değildir.
Kaynakça
Ayet Referansları
- İnsan Suresi, 76/3 — “Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.” İrade ve hidayet yolu.
- En’am Suresi, 6/59 — “Gaybın anahtarları O’nun katındadır; onları O’ndan başkası bilmez.” Kaderin bilinmezliği.
Hadis-i Şerif Referansları
- Cibril hadisi (İhsan tanımı) — Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, No: 8. “Allah’ı görüyormuşçasına yaşaman” tanımı.
- Pazartesi-Perşembe orucu — Sahih-i Müslim, Kitabu’s-Sıyam, No: 1162. Hz. Peygamber’in pazartesi-perşembe oruç tutması.
- Davud aleyhisselamın orucu — Sahih-i Buhari, Kitabu’s-Savm, No: 1976; Sahih-i Müslim, Kitabu’s-Sıyam, No: 1159. Bir gün tutup bir gün bırakma.
- Ayın 13-14-15 orucu — Sünen-i Nesai, Kitabu’s-Sıyam, No: 2424; Sünen-i Tirmizi, Kitabu’s-Savm, No: 761. Eyyam-ı bid oruçları.
- Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz — Münavi, Feyzu’l-Kadir, No: 5765. Hadis-i şerif.
- Çocuğun hakkı üçtür — Beyhaki, Şuabu’l-İman; Taberani, el-Mu’cemu’l-Evsat. Hayırlı isim, din öğretmek, meslek öğretmek.
Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları
- İmam-ı Azam Ebu Hanife — Kader bahsinde karanlıkta ışıksız durmak benzetmesi. el-Fıkhu’l-Ekber.
- Kuşeyri Risalesi — Sufi adabı: başa geçmeyi bırakmak, hizmet etmek, çalışma ahlakı bölümleri.