Dergah Sohbetleri Serisi

297. Dergah Sohbeti — Af Yolu, Nübüvvet Yolu, Darül Harp ve Faiz Meselesi

Sufi Adabı: Hz. Peygamber’in Zahiri ve Batıni Haliyle Hallenmek

Sufi, Allah’ın kitabına uyduğu gibi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem zahiri hem batıni sünnetlerine, edeplerine, hallerine uyan insandır. O zaman sufi denildiğinde anlaşılması gereken şey Hz. Peygamber’in iç ve dış haliyle hallenmektir. Sufinin her şeyi Hz. Peygamber’in her şeyine uymalı ve sufi o yolda ilerlemelidir.


Af Yolunu Tercih Etmek

‘Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlar için mağfiret dile, iş hakkında onlarla danış. Fakat karar verdin mi Allah’a güven. Doğrusu Allah tevekkül edenleri sever.’ (Al-i İmran, 3/159)

Sufilik adabının başlangıcı katı yürekli olmamaktır. Hz. Enes radıyallahu anh hazretleri der ki: ‘Hz. Peygamber bir günden bir güne hizmetimden şikayet etmedi, bir günden bir güne de benim kusurumu yüzüme söylemedi.’ (Buhari, Edeb, 39; Müslim, Fedail, 51)

Kardeşler arasında sıkıntı ve problem varsa af yolunu tercih ederek aşacaklar. Herkes hata yapar, herkes eksiklik yapar; birbirine de yapar. O zaman biz birbirimize karşı müşfik, yumuşak, anlayışlı, hoşgörülü ve sabırlı davranmak zorundayız. Mümin müşriklere ve kafirlere karşı sert, mümin kardeşlerine karşı müşfik ve yumuşak davranandır.

Varsa insanların hataları, kusurları, eksiklikleri; onları tatlı bir şekilde nasihat ederek, ikaz ederek, irşad ederek yolda yürümelerine vesile olacağız.


Nübüvvet Yolu ve Velayet Yolu

Sufilerin içerisinde, tarikatların içerisinde nübüvvet yoluyla velayet yolu diye bu yolu ikiye ayırmışlardır büyükler. Velayet yolunda olan kimseler şeyhine, şeyhine, şeyhine olarak giderler. Şeyhinin yaptığı şeyin sünnete uygun olup olmadığına bakmazlar veya şeyhinin edebini sünnetten üstün tutarlar.

Zamanla ümmetin arasında çatışmaya ve ayrışmaya yol açan bu farklı tezahürlerin yerine, insanlara en kestirme, en selametli, en sahih ve en parlak yol Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nübüvvetteki anlayışını, sünnet-i Resulullah’ın adab ve erkanını doğrudan yolcuların üzerine bir elbise olarak giydirmektir.

Muhakkak ki geçmiş şeyh efendiler bir şeyi uygularken heva ve hevesten uygulamamışlardır, o gün o topraklarda doğrudur. Ama nasıl içtihat kapısı açık olup zamana ve mekana göre uygulamalar değişebiliyorsa, sufilik yolu da Kur’an ve sünnetle yoğrularak bugünkü insanlara aktarılmalıdır.

Namazların arkasında 33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber — Hz. Resulullah’ın zikri ve tesbihatı — terk edilip başka dersler öne çıkarılmamalıdır. Hz. Peygamber buyurmuştur: ‘Kim bu 33’leri çektikten sonra yüzüncüsünde La ilahe illallahu vahdehü la şerike leh, lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamd, ve hüve ala külli şey’in kadir derse, deniz köpükleri kadar günahı olsa affolunur.’ (Müslim, Mesacid, 146)


Müşriklerin Çocukları ve Ahiret

Çocuk yaşta ölenlerin hepsi cennetin birinci katına gidecektir. Muhammedilerin inancına göre çocuklar doğduklarında mümin olarak doğarlar, anne babasının dini önemli değildir. O çocuk doğduktan sonra ölürse cennetin birinci katına gidecektir. İbrahim aleyhisselam onları orada tekrar din tebliğ edecek, istidatlarına göre cennetin yeşil bahçelerine gideceklerdir.


Darül Harp ve Darül İslam Meselesi

Darül Harp, İslam hukukunun uygulanmadığı yerdir. Bu konuda Şafi, Maliki, Hanbeli ve Hanefi uleması ittifak etmiştir. İmam Muhammed demiştir ki: ‘Bir yerde İslam hukuku yoksa orası Darül Harp’tir.’ Hocası İmam-ı Azam iki şart daha eklemiştir: Darül Harp’e bitişik olması ve daha önceki İslami emanların kaldırılması. İmam-ı Şafi ise ‘Daha önce Darül İslam olan bir yer Darül Harp olmaz’ demiş, ama arkasından ‘Eğer orada İslam hukuku uygulanmıyorsa son Müslüman şehit oluncaya kadar cihat etmeleri farzayındır’ diye eklemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı, Osmanlı’nın son şeyhülislamı Mehmet Sabri Efendi, laik demokratik hukuk geçmekle İslam hukukundan çıktığını ve bu yüzden Darül Harp olduğunu söylemiş ve hicret etmiştir.


Darül Harp’te Faiz Meselesi

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri döneminde Mekke fethedilmeden önce amcası Abbas Mekke’de faiz yemiştir. Mekke fethedilince Hz. Peygamber orada faizciliği yasaklamıştır. Uhud Savaşı’na çıkacak Müslümanlar silahlarını faizle almışlardı.

‘Darül Harp’te harbi ile müminin arasında faiz yoktur.’ (Merginani, el-Hidaye; İmam Muhammed, es-Siyerü’l-Kebir) hadis-i şerifini İmam-ı Azam kendisine delil almış, İmam Muhammed ve İmam Yusuf da buna uymuştur. Hanefilerce Darül Harp’te harbi ile mümin arasında faiz yoktur.

Yoksa bu haldeki Müslümanların tamamı — elektrik parası gecikti faiz, vergi gecikti faiz, telefon parası gecikti faiz — komple faizin içindeydi. Hz. Peygamber ümmeti bu noktadan kurtarmıştır.


Kaynakça

  • Kur’an-ı Kerim, Al-i İmran Suresi, 3/159 — ‘Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi.’
  • Buhari, Edeb, 39; Müslim, Fedail, 51 — Hz. Enes: ‘Hz. Peygamber hizmetimden şikayet etmedi, kusurumu yüzüme söylemedi.’
  • Müslim, Mesacid, 146 — Namazdan sonra 33’er tesbih ve La ilahe illallah zikriyle günahların affolunması
  • Merginani, el-Hidaye, Siyerü’l-Kebir Bahsi — Darül Harp’te harbi ile mümin arasında faiz hükmü
  • İmam Muhammed eş-Şeybani, es-Siyerü’l-Kebir — ‘İslam hukuku uygulanmayan yer Darül Harp’tir.’
  • İmam-ı Azam Ebu Hanife — Darül Harp’in üç şartı
  • İmam Şafii — ‘Daha önce Darül İslam olan yer Darül Harp olmaz, ama cihat farzdır.’
  • Mehmet Sabri Efendi (Son Osmanlı Şeyhülislamı, İlk TC Diyanet İşleri Başkanı) — Darül Harp fetvası ve hicret kararı
  • Hz. Peygamber (s.a.v.) — Mekke fethinde faizciliğin yasaklanması (Müslim, Hac, 147)