Dergah Sohbetleri Serisi

292. Dergah Sohbeti — Mücadele Makamı, İlham-Hitap Farkı ve Naz-Niyaz Yolu


Seyr-i Süluk’ta Mücadele Makamı ve Benlik Tehlikesi

Bu mücadele, daha teslim olmamış halidir. O sufide hem zahiri hem batıni kerametler görünür. O zahiri ve batıni kerametlerin içerisinde yaşarken sufi kendisinde bir benlik görür. Daha henüz hiçliğe ulaşmamıştır. O kendisinde bir varlık görmektedir.

O varlıkla kendisinin bir dua ederek bir şeyi halledebileceğine, bir şeye himmet ederse o himmetle o şeyin ayağa kalkacağına, herhangi bir şeye destek olduğunda o meselenin hallolacağına, bir şeye destek olmazsa o şeyin olmayacağına, o olmazsa o işin yürümeyeceğini düşünür ki bu sufi için benliktir. Bu daha ileri giderse kibirdir, daha ileri giderse şirktir. Ama bu mücadele sufilerin üzerinde bulunur.

Hz. İbrahim Makamı: Mücadele Ehli

Bu makam Hazreti Halilullah İbrahim aleyhisselamın makamıdır. Peygamberlerin halleri nübüvvet yolunda giden insanların ölçüsüdür. Nübüvvet yolunda gidenler kendi hallerini peygamberlerin hallerine benzetirler ve kendilerine ölçü olarak peygamberlerin hallerini alırlar. O manada kendilerine delil, o manada kendilerine yol gösterici Hz. Muhammed Mustafa, Kur’an-ı Kerim ve geçmiş peygamberlerin halleri, Ashab-ı Resulullah’ın halleridir. Nübüvvet yolu onun üzerinde yürür.

O ayet-i kerimede: “İbrahim’den korku gidip kendisine müjde gelince, Lut kavmi hakkında bizimle mücadele etmeye başladı.” (Hud Suresi, 11/74) Demek ki “hani o velilerine korku yoktur, onlar mahzun ve mahcup olmayacaklardır.” İşte o sufi, o derviş seyr-i sülukteki kimse cennete girdi, cennetteki makamını gördü. Çünkü Allah seyr-i sülukta kuluna bu manada hitap edecekse onu cennetine alır; o manen cennetine girer, manen cennetine girip hitabı orada alır.


İlham ve Hitap Arasındaki Fark

Hitap ayrıdır, ilham ayrıdır. Cenab-ı Hak ilhamını her yerde verir. Hitap ise ayrı bir noktadır. Bunu ayırt etmek ancak mürşid-i kamillere ve mürşid-i kamillerin izinde gidenlere aittir. İnsanlar ilhamı hitap ile karıştırırlar.

Vahyin Dereceleri

Allah arıya vahyetti. Arının nasıl olacağını, arıların nasıl yaşayacağını, onların matematiğini, fiziğini, kimyasını arının üzerine, arının aklı olarak oturdu, yerleştirdi. Allah yaprağın nasıl olacağını yazdı, yaprağın aklı var, hücrenin aklı var.

Allah Meryem’e de vahyetti. Meryem’e vahyetmesi Cenab-ı Hakk’ın Meryem’in kalbine ilham etmesidir. Meryem’in kalbine ilham ile Meryem’in kalbine inen vahiy ile arıya inen vahiy aynı derecede değildir. Allah arıya da vahyetti, Meryem’e de vahyetti; bunu anlayamayanlar, manadan haber olmayanlar kendilerini arıyla eşitliğe tutmasınlar. Arıya yapılan vahiy ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine yapılan vahiy aynı derecede değildir. Eğer onu aynı derecede görürlerse, haşa Allah muhafaza eylesin, küfre düşmüş olurlar.

Bir veliye, bir mürşid-i kamile gelen ilham ile arıya gelen ilhamı aynı görürlerse yine aynı hataya düşerler. Bir Allah dostuna, bir sufiye, bir dervişe ilham etmesi ayrı bir şeydir, hitap etmesi ayrı bir şeydir. Hitapta bütün vücuduna, bütün aklına, ruhuna, sırrına, kalbine, içine, dışına her şeyine gelir. İlham ise o kimsenin kalbine gelir. O yüzden hitapta Allah’ın kelamı vardır direkt. İlhamda ise Cenab-ı Hak melekler aracılığıyla da ilham edebilir.


Naz Yolu ve Niyaz Yolu

O kimseye hitap gelince o korkudan emin olur. Korkudan emin olunca bir kısmı bunu naz etmek, bir kısmı bunu mücahede etmek olarak aldılar. Velilik, velayet yolundan gidenler naz görürler. Nübüvvet yolundan gidenler mücadele olarak görürler. Nübüvvet yolundan gidenler naz ehli olamazlar. Nübüvvette naz yoktur.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri naz edenlerden değildir. O dini hayatını nazın üzerine oturtmamıştır. Ama velayetten gidenler bir kısmı kendilerini naz ehli gibi görürler. Bir kimsenin kendini naz ehli görmesi yine kendi benliğini görmesi, kendi kibrini görmesi gibidir. Naz yok, niyaz var. Naz yok, niyaz var. Mücadele var, koşuşturma var.

Sufi Allah’a Koşandır

“Ey Habibim, de ki ey insanlar Allah’a koşunuz.” Sufi Allah’a koşandır, oturup naz eden değildir. Sufi Allah’a koşandır, oturup kendi kendine kırılan değildir. Sufi Allah’a koşandır, oturup kendi kendine kendinde benlik gören değildir. Sufi Allah’a koşandır, oturup da kendi nefsinin ürettiği heva ve vesveseye kanan değildir.

Sufi kah düşer, düştüğü yerden kalkar. Kah pestin çıkar, pestin çıktığı yerden kalkar. Kah dökülür, döküldüğü yerden kalkar. Vakit keskin bir kılıçtır. Sufi vaktin çocuğudur. Vakit keskin bir kılıçsa ve sufi de vaktin çocuğuysa, o vaktin çocuğu o kılıçla karşı karşıyadır. O yüzden naz yolunu seçmeyin. Mücadele ve niyaz yolunu seçin. Mücadelenizi edin, niyazınızı edin. Sonucu Allah’a bırakın.


Hz. İbrahim’in Lut Kavmi İçin Mücadelesi

Cenab-ı Hak, Hud Suresi 74. ayette bildirildiği üzere Hz. İbrahim bu makamda Allah’tan Lut kavmi üzerinden azabın kaldırılmasını ısrarla istemişti. Bu ısrarlı dua adeta bir mücadele şeklini almıştı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de “Kulun Rabb’iyle mücadelesine taaccüp ettim” buyurmuştur.

Meleklerin Adabı ve Hz. İbrahim’in Feraseti

Önce Lut’a misafir gidecek olan melekler önce İbrahim’e uğramışlardı. İbrahim aleyhisselam ve Lut aleyhisselam aynı zamanda peygamberlik yapmış peygamberlerdir. İbrahim aleyhisselama uğradıklarında melekler, İbrahim aleyhisselam onların melek olduğunu anlamıştı. Ama Lut aleyhisselam onların melek olduğunu anlayamamıştı.

Bir peygamber var sureten insan gibi görünenlerin melek olduğunu tanıyan, başka bir peygamber var sureten insan görünen meleklerin melek olduğunu bilemeyen. İbrahim aleyhisselam onların melek olduğunu biliyor, anlıyor, kalben biliyor. Birisi hakikatin hakikatinin hakikatinde ilme’l-yakin, ayne’l-yakin, hakka’l-yakin noktasında. Çünkü Cenab-ı Hak Lut aleyhisselamın önüne bir perde koymuş, o perde kalkmamış. İbrahim aleyhisselam ise Cebrail aleyhisselamı görmüş kimse; ateşe atıldığında Cebrail gelir, meleği tanıyan penceresi açıktır.


Sufi Adabı: Beldeye Gidince Büyüğü Ziyaret

Buradan bir edep çıkar insanlara. Siz bir işiniz gücünüz varsa, bir probleminiz varsa, manen büyük olanı edeben önce ziyaret edersiniz. Bizim yeni dervişliğimiz zamanında bir edep vardı: Bir beldeden bir beldeye giden derviş ilk önce oradaki büyüğe uğrardı.

Bir beldeye gittiğinde eski dervişler oranın manevi büyüğüne giderlerdi. Ankara’da Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri; önce Hacı Bayram-ı Veli’ye giderler, orada bir ziyarette bulunurlar, ondan sonra başka işlerine bakarlardı. İstanbul’da ise Eyüp Sultan Hazretleri’ne gidilir, ona ziyaret edilir, ondan sonra o beldede iş görülürdü. Bu sufi adabıdır; bir beldede sufileri ziyarete gittiyseniz oranın büyüğüne önce bir ziyarette bulunun. Size adap kalsın, bu adabı riayet edin.


Dua Sadakası ve Gizlilik

Bizim yolumuzda bu manada Allah’la, Rab’la mücadele etmek yoktur. Biz gayretimizi ederiz, çalışmamızı yaparız, muhakkak Allah’tan isteriz, dua ederiz. Ama bu noktada Allah’la mücadeleye girişmeyiz.

Dua Ettiğini Söylememenin Önemi

Sakın birisine “Dua ettim” deme. Sakın birisine “Senin için dua ettim” deme. Bir şey söylediğinde “Ben bunu rüyamda gördüm” deme. Bu sana hak ve hakikat gibi gelse de deme. Bu nefsinden senin. Bu seni aldatır. Bu seni kandırır. Bu seni yolda bırakır. Allah muhafaza eylesin.

Hadis-i şerif ne diyor: “Sağ elinizin verdiğinden sol elinizin haberi olmayacak.” Bunu zahiren zekat ve sadaka verenler için söylenmiş ama dua en güzel sadakadır. Sakın parası olanlar, zahiren sadaka verme hükmünde bulunanlar buradan kendinize bir kolaylık kapısı açıp da “Dua en büyük sadakadır” deyip zekat vermekten kaçınmayın. Ama dua en büyük sadakadır ve gizli tutulmalıdır.


Kaynakça

Ayet-i Kerimeler

  • “İbrahim’den korku gidip kendisine müjde gelince, Lut kavmi hakkında bizimle mücadele etmeye başladı” — Hud Suresi, 11/74. Hz. İbrahim’in Lut kavminin helakı konusunda Allah ile münazarası.
  • “De ki: Ey insanlar, Allah’a koşun” — Zariyat Suresi, 51/50. Sufinin Allah’a koşmasının temel dayanağı olan ayet.
  • “Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır” — Yunus Suresi, 10/62. Allah dostlarının korkudan emin kılınması.
  • “Allah arıya vahyetti” — Nahl Suresi, 16/68. Vahyin farklı derecelerini gösteren ayet; arıya vahiy ile peygambere vahyin farkı.

Hadis-i Şerifler

  • “Kulun Rabb’iyle mücadelesine taaccüp ettim” — Hz. Peygamber (s.a.v.); İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Hud Suresi 74. ayet tefsiri. Hz. İbrahim’in Lut kavmi için Allah’a ısrarla dua etmesi hakkında.
  • “Sağ elinizin verdiğini sol eliniz bilmesin” — Buhari, Zekat, Hadis No: 1423; Müslim, Zekat, Hadis No: 1031. Gizli sadakanın fazileti; sohbette dua sadakasının da gizli tutulması gerektiği bağlamında zikredilmiştir.
  • “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın” — Suyuti, el-Camiu’s-Sağir. Peygamber haliyle hallenme ilkesi.

Tasavvuf Kaynakları

  • Seyr-i Süluk’ta mücadele makamı — Sufide zahiri ve batıni kerametler görünürken henüz hiçliğe ulaşmamış olma hali; İmam Kuşeyri, er-Risale, Makamlar Bölümü.
  • İlham ve hitap farkı — Hitabın bütün vücuda, ilhamın kalbe gelmesi; İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabu’l-Mükaşefe.
  • Naz ve niyaz yolu ayrımı — Velayet yolunda naz, nübüvvet yolunda mücadele ve niyaz; Abdülkadir Geylani (k.s.), Fütuhü’l-Gayb.
  • “Vakit keskin bir kılıçtır, sufi vaktin çocuğudur” — İmam Kuşeyri, er-Risale; Sufilerin vakte tabi olma ilkesi.
  • Beldeye varınca büyüğü ziyaret adabı — Hacı Bayram-ı Veli, Eyüp Sultan ziyaret geleneği; sufi adabında manevi büyüklere hürmet.