Dergah Sohbetleri Serisi

286. Dergah Sohbeti: Kadere İman, Cüzi İrade ve Müslümanın Mücadele Sorumluluğu

Kadere İman ve Cüzi İrade

İman ederken Allah’ın kaderine de iman ederiz. Bu noktada kader gayiptir. Kader yarındır, bir saat sonrasıdır, on dakika sonrasıdır, bir göz açıp kapama sonrasıdır. Bu gayiptir ve biz gayba iman etmişizdir. Mümin bu tavrıyla kadere teslim olmuştur. Fakat kadere teslim olmak, anı yaşamamak demek değildir.

Bir kısım ehl-i tasavvuf kadere iman ettik derken kaderiyeye kaymışlardır. Bu bir nevi neme lazımcılıktır, tembelliktir, emirleri dinlememektir. Allah’ın müminlerin üzerine koyduğu hukuku reddetmektir. Ehl-i tasavvufun büyük bir kısmının ayağının kaydığı yer burasıdır. Oysa Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bütün ilimlere vakıf idi ve ne olursa olsun muhakkak kendi anında üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışırdı.

Mutlak Kader ve Mukayyet Kader

Hanefîler kaderi ikiye ayırmışlardır: Mutlak kader ve mukayyet (değişen) kader. Mutlak kader bir kimsenin doğumu, eceli, kadın veya erkek olması, rızkı ve evlenmesidir. Bunun dışındaki kader mutlak değildir; yani cebrî değildir. Geri kalan kader insanın kendi cüzi iradesiyle alakalıdır. Allah bizim nerede neyi nasıl yapacağımızı bildiğinden yazmıştır. Yoksa bizim orada nasıl ne iş yapacağımızı Allah cebretmemiştir, emretmemiştir.

Allah ‘Sen içki içeceksin’ diye bizim alın yazımıza öyle yazı yazmamıştır. O zaman cebrî olmuş olurdu. Elimizi kolumuzu bağlamış olurdu. Hem elimizi kolumuzu bağlayacak hem de ‘Bu yaptığından sen sorumlusun’ diyecek; o zaman bunda bir adaletsizlik söz konusu olurdu.

Kaderiyecilerin ve Sapık Tasavvuf Anlayışının Eleştirisi

Bir kısım kaderiyeciler veya ehl-i tasavvufum diyen bazı sapıklar, kendi kendilerine yapması gereken vazifeleri terk edip ‘Kader bunu böyle istemiş’ deyip harama devam etmekte, Kur’an ve sünnet dışındaki yaşantıya devam etmektedirler. Bu din adına, müminlik adına, tarih adına işlenebilecek en önemli cinayetlerden birisidir.

Biz kadere iman ederiz, erkek doğmuşuz, kadın doğmuşuz ya da ecelimiz nasılsa öyle olur; buna iman ettik. Ama rızkımıza da iman ettik. Cüzi irade noktasında Allah’ın bizi rızıksız bırakmayacağına inanıyoruz. Hz. Ali radıyallahu anh’ın dediği gibi: ‘Bütün sema demir kütlesi haline gelse, bütün arz taş haline gelse, hiçbir şey bitmese yine de rızıktan endişeye düşmem.’ Ama buraya gelmek için çaba sarf edeceğiz, gayret göstereceğiz.


Önce İrade, Sonra Murat

Dinimizi yaşamak için çaba sarf edeceğiz, gayret göstereceğiz. Önce irade gelir, sonra murat gelir. Murat önce gelmez. Ama ne yazık ki muradı öne koydu ehl-i tasavvuf. Hayır! Önce biz bir şeyi isteriz, önce biz bir şeyi yapmak için niyet ederiz, önce bir yere gitmek için adım atarız.

Siz oturduğunuz yerden Ankara’ya gidemezsiniz. ‘Allah isterse Ankara’ya götürür bizi’ — güzel bir söz. Ama sen isteyeceksin, Ankara’ya gitmek istiyorsan mücadele edeceksin, yola çıkacaksın, lastiğine bakacaksın, arabana bakacaksın. Ama yolda giderken bir çivi arabanın lastiğini patlatabilir; bu kaderdir, senin onda yapabileceğin bir şey yoktur. Ama insanların gelip geçeceği yere çiviyi atan insan o kaderden sorumludur, mesuldür.

Bir keskin viraj olan yere iki yüz kilometre hızla gidersek kazanın ihtimali yüzde yetmişdir. O kader değildir, Allah’ın cebri değildir. O bizim kendi hatamızdır, kendi kusurumuzdur. Kendi hata ve kusurlarımızı Allah’a yüklemeyelim; orada küfre düşeriz, yanlışlığa düşeriz.

Hz. Âdem Aleyhisselam Örneği

Eğer kader cebrî olarak algılanacak olsaydı Hz. Âdem aleyhisselam ‘Rabbena zalemna enfüsena — Ya Rabbi, biz nefsimize zulmedenlerden olduk’ diye dua etmezdi. Derdi ki: ‘Sen benim kaderime bu elmayı yemeyi yazmışsın, ben senin yazdığını uyguladım, beni neden cennetinden atıyorsun?’ Ama hayır; Allah ona ‘Bu ağaca yaklaşmayın’ dedi, onlar şeytanın vesvesesine kapılıp gittiler, yediler ve cennetten uzaklaştılar.

Biz o görünene tabi oluruz. Kadere teslim oluruz evet, ama kaderiyeci değiliz. Takdire teslim oluruz evet, ama ‘Takdir neyse oğlum’ deyip oturanlardan, tembellerden değiliz. Tembelliğimizi Allah’ın takdiriymiş gibi gösterenlerden değiliz. Ehl-i tasavvuf anını yaşayan insandı; bu an bize ne gerekiyorsa onu yapmamız gerekir.


Muhyiddin Arabî Hazretlerinin Kıssası: Mağaradaki Derviş

Muhyiddin Arabî hazretleri bir kıssa anlatır. Dervişin birisi bakmış, dolaşırken demiş ki: ‘Allah rızka kefil değil mi?’ Gitmiş bir mağaraya kendisini kapatmış. Bir gün geçer gelen giden yok, iki gün geçer yok, üç gün, dört gün… Derken dışarıda bir çıtırtı var; bir kervan geçiyor. Derviş açlıktan bayılmak üzere. Kendisinin orada olduğunu belli etmek ister, öksürür: ‘Ehe!’ Kervandan duyan olmaz. Biraz daha sesini yükseltir, yine duyan olmaz. Üçüncüsünde duyarlar.

Gelirler bakıyorlar ki açlıktan bayılmak üzere olan bir sufi. Hemen un bulamacı yaparlar, kepçeyle adamın ağzına verirler. Derviş ‘Elhamdülillah, Allah bizi rızıklandırdı’ der. Kervancı başı der ki: ‘Sen ehe demeseydin daha çok burada bekleyecektin o rızıktan.’ Bir rivayette de mağaraya giren iki derviştir; birisi dayanamaz, kervancıya ‘ehe’ çeker. Öteki der ki: ‘Gördün mü bak, Allah bizi nasıl rızıklandırdı!’ O derviş de der ki: ‘Ehe demeseydin daha çok burada bekleyecektik.’

Biz ‘ehe’ demek zorundayız — yani gayret göstereceğiz. Kaderimiz neyse bilemeyiz, ama gayret göstereceğiz. Önümüzde ne var bilemeyiz, ama gayret göstereceğiz.


Rüya ile Amel Edilmez

Dervişin öyle halleri olur ki ertesi günkü olacak olan hadiseleri rüyasında görür. Bir ay, bir yıl, on yıl, yirmi yıl sonra olacak bir olayı rüyasında görür. Ve dervişlik hayatı boyunca tespit ettiğin bir şey vardır: Kim bu rüyalara göre amel etti, kim bu rüyalara göre kendisini konumlandırdı, o kimseler hep battı. Neden? Rüya ile amel edilmez. Anını yaşayacaksın.

Senin ertesi gün başına bir kaza, bir bela, bir musibet geleceğini rüyanda görürsün. Sen onu gördün diye evden dışarı çıkmazsan, o zaman aynı zamanda kadere de teslim değilsin. Senin başına kaza gelecekse gelecek; sen yola çık, kaza gelecekse gelsin. O zaman o rüyanın tecelliyatını gör: ‘Benim başıma kaza gelecekti, ben rüyamda gördüm’ de ve ona sabret. Allah sana lütfetmiş, göstermiş; sen ona sabret. Gayretini göster, sonuç ona aittir. O dilediğini dilediği gibi yapandır ve dilediğini yaptığından dolayı da sorumlu değildir.


Kötülükle Mücadele Farziyeti

Bugün bir adım atman gerekiyorsa bugün bir adım at, yarın on adım atman gerekiyorsa yarın on adım at. Sakın bazı ehl-i tasavvufun düştüğü hataya düşüp tembellik yapma; o neme lazımcılığı gösterme. Gayret et, çünkü Allah’ın Resulü dedi ki: ‘Hepiniz sorumlusunuz; emrinizin altında bulunanlardan.’ Sen hanımından sorumlusun, çocuklarından, yanında çalışanlardan, etrafındakilerden sorumlusun. Sorumluluğunu icra et; hanımına, çocuğuna, etrafındakilere Kur’an ve sünneti anlat.

Mümin bir kötülüğü gördüğünde mümkünse eliyle, o da mümkün değilse diliyle, o da mümkün değilse kalbiyle buğz ederek önlemeye çalışır. O zaman sen tecavüzü elinle durdurmaya çalış, mümkün değilse dilinle, mümkün değilse kalbinle buğz et. Biz bundan sorumluyuz.

Müslümanların Uyuşukluğu

Her gün her an dinimize hakaret ediliyor; Türkiye’den ses yok. Uyuşturulmuşuz, uyuşmuşuz. Ona rağmen o uyuşukluktan kurtulmak için mücadele etmiyoruz. Bir başıboşluk almış götürmüş bizi, bir kadercilik almış götürmüş bizi. Arabesk olmuşuz hepimiz: Gitmiş adamı vurmuş — ‘Ben kader kurbanıyım!’ Sana kim dedi adamı haksız yere vur diye? Hepimiz kader kurbanı olmuşuz.

Namusunu koruması insanın farzdır; namusunu korurken bir kimse ölürse şehittir. Malını koruması bir kimsenin farzdır; malını korurken ölürse şehittir. Dinini koruması bir kimsenin farzdır; dinini korurken ölürse şehittir. Bunlar kader kurbanı değildir; bunlar kaderin lütfudur.


Tüketim Boykotu ve Müslümanların Direniş Sorumluluğu

Yıllardan beri diyorum: Avrupa’dan gelen tüketim maddelerini almayı bırakın. Adamın peyniri, kıyafetleri hep Avrupa’dan olacak; alma kardeşim! Adam senin dinine sövüp duruyor. Alma; almasan ölmezsin. O kolayı içme, ölmezsin. O peyniri yemeyiver, ölmezsin. Git iki milyonluk bir kumaş al, diktir bir gömlek, gel; ölmezsin.

Kendi kendime hayal ediyorum: Yirmi milyon Müslüman bir ay hiçbir şey almayacak Avrupa’dan — her şey düzelecek. Bir ay almayacak; ‘Evde bazlama yapacağız, pirinci karıştıracağız, pilav yapacağız’ diyeceğiz. Pişir kuru fasulye, vur çanağını geç. Pişir mercimek, ye geç. Gitme markete! Bir de çoluk çocuğunu götürüyor; çocuk ‘Baba çikolata!’ diyor, alsa bir türlü almasa bir türlü.

Sokağa dökülmenize gerek yok. Telefonlarınızla dilekçe yazın, mektup gönderin, sessiz protesto edin, yürüyün. Bağırıp çağırmanıza gerek yok, olay çıkartmanıza gerek yok. Almayın kardeşim, okumayın. Adamın gazetesinde dinine küfrediliyor, en Müslüman’ı gene aynı gazeteyi alıyor. Ne verilmiş? Tencere veriyormuş. Batsın o tencere!

İmam Hatip Mezunlarına Yapılan Ayrımcılık

Ben diyorum kardeşim, o kariyer fırsatı açılırken bana söylediler: ‘İmam hatip mezunları müracaat etmesin.’ Bir tane imam hatip mezununun elinde bomba mı patladı? Bankaları soyanların hangisi imam hatip mezunu? Teröristlerin hangisi imam hatip mezunu? Bir tane PKK’lı terörist mi var imam hatip mezunu? Bu devletin, bu milletin mallarının altına bomba koyan, arabaları yakan, yollardaki taşları söken, mağazaları yağmalayan, camları indirenlerin hangisi imam hatip mezunu? Adamın korkusu yok, çekinmesi yok, saygısı da yok.


Kaynakça

  • Kur’an-ı Kerim, A’raf Suresi 7:23 — Hz. Âdem’in duası: ‘Rabbena zalemna enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhemna le nekunenne minel hasirin’
  • Sahih-i Muslim, Kitabu’l-İmare, Hadis No: 1829 — ‘Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz’ (Küllüküm râin hadisi)
  • Sahih-i Muslim, Kitabu’l-İman, Hadis No: 49 — ‘Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin’ (Münker hadisi)
  • Muhyiddin İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye — Mağaradaki derviş ve kervan kıssası (rızık ve gayret bahsi)
  • İmam Ebu Hanife, el-Fıkhu’l-Ekber — Kader bahsi: Mutlak kader ve mukayyet kader ayrımı
  • İmam Matüridî, Kitabü’t-Tevhid — Cüzi irade ve kadere iman meselesi, kaderiyye mezhebinin reddi
  • Hz. Ali (r.a.) — ‘Bütün sema demir kütlesi haline gelse, bütün arz taş haline gelse yine rızıktan endişeye düşmem’ sözü (Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya)
  • Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi 2:35-36 — Hz. Âdem’e yasak ağaca yaklaşmama emri ve cennetten çıkarılma kıssası