Ümmetin Dağınıklığı: İç ve Dış Etkenler
İnsanlar fitnelerin karşısında bir imtihan içindedirler. Her ümmet-i Muhammed kendi nefis dairesiyle ve topluca bir mücadele verir. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur ki öyle bir zaman gelecek, ümmet türlü bela ve fitnelere düçar olacak. Sahabe sormuş: ‘Ya Resulallah, o zaman ümmet kalabalık olmayacak mı?’ Kalabalık olacaklar, fakat denizin üzerindeki köpük gibi olacaklar, yani ağırlıkları olmayacak.
Ümmet-i Muhammed’in en büyük problemlerinden biri budur. Hem iç etkenlerden hem dış etkenlerden dolayı dağınıklık vardır. İç etkenler kısır çekişmelerdir: ‘Senin şeyhini benim şeyhim döver, senin cemaatini benim cemaatim döver, siz dalalettesiniz biz hidayetteyiz.’ Bu ayrılıkları dış etkenler, deccaliyet ve şeytaniyet körüklemiştir. Bizi küçük küçük gruplara bölerken bir yandan da ırk olarak birbirimize düşürmüşlerdir.
Arapları bir kenara koymuşuz, düşman etmişiz. Kürtlerle kendi aramızda problem çıkarmışız. İran’a, Şia’ya, etraftaki herkese düşmanız. Bize göre en güzel İslam Türkiye’de yaşanıyor; ama Araplar da bize bakıp ‘Sizde İslam yok, kadınlarınız açık, içki serbest’ diyorlar. İslam ümmeti fiilen parçalanmış durumdadır.
Cemaat ve Grup Ayrılıkları
Nurcular bile kendi içlerinde yedi sekiz gruba bölünmüş: Yeni Asya, Azmelliler, Fethullah Hoca cemaati, Kırkıncı grubu ve daha niceleri. Hepsi de birbirine çatışıyor. Çoğalmak normaldir, ağaçtan filiz çıkar; on bin kişiyi tek bir noktada toplamak zordur. İnsanların görüşleri, gönülleri, muhabbetleri farklıdır, bu normaldir. Ama bunları birbirine düşman etmek yanlıştır. Aynı noktada, aynı istikamette hizmet ediliyorsa söylenecek söz yoktur; ancak herkes birbirinin altını oyuyor, birbirini küfürle itham ediyor.
Kardeşlik ve Birlik İhtiyacı
Beraber bir yol gittiğin, kardeşim dediğin kimseyi bir anlaşmazlıktan sonra düşman ediyorsun. Ağzına alınmayacak laflar, söylenmeyecek iftiralar, yapılmayacak hainlikler… Düşmanından bekleyeceğin şeyleri kardeşinden görüyorsun. Bu nefse paye vermekten kaynaklanıyor. Kim acz ve fakr yolunu tutarsa o yürür gider. Acz ve fakr hali olmayanlarda hep başa geçme hırsı vardır, lider olma arzusu vardır. Acz ve fakr hali olan insanda tekebbür olmaz, şatafat olmaz; öyle bir derviş görünür ki gariplerin, Allah’ı sevenlerin hepsi etrafında toplanır.
İslam Dünyasındaki Fitneler
Son yüz elli, iki yüz yıldır İslam dünyası üzerinde büyük fitneler kopmaktadır. Komünizm fırtınası, dinsizlik fırtınası, Yahudi fırtınası, Hristiyan Evanjelistlerin fırtınası, Amerikan-İngiliz-İsrail fırtınası… İslam dünyasını paramparça edip her gün kaderler dolusu kanını içiyorlar, yer altı zenginliklerini götürüyorlar, kültürlerinden koparıyorlar.
Afganistan’da bütün Müslümanlar destek çıktı; fakat arkasından başka bir plan ortaya çıktı. Rusya’yı yıkmak için Afganistan’daki mücadeleleri kullandılar, bir taşla birçok kuş vurdular. Sonra beraber mücadele edenler birbirlerini vurdular, kardeş kardeşi katletti. Çeçenistan’da da aynı şey yaşandı. Filistinliler kendi toprakları için mücadele ediyor ama tek cephe altında değiller; hepsi bölük pörçük.
Türkiye ve Birlik Ruhu
Ben yirmi yıldan beri söylüyorum: Yarın gerçek bir tehdit geldiğinde, Amerika veya İngiltere basacak, memleketi zapt edecek. O zaman Türkiye’den o kadar çok çatlak ses çıkacak ki, kimisi ‘müttefik’ diyecek, kimisi ‘bırak böyle’ diyecek. Bu ayrılığı, bu gayreti insanları tek çatı altında toplayacak olan, önce kendi memleketleri için birleşmeleridir.
Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirmiş bir milletin torunlarıyız. Her şeyin yokluk içinde olduğu bir zamanda, haberleşmenin dahi mümkün olmadığı bir dönemde resmen kalben haberleşerek memleketin her tarafından cihat etmişler. Fransızı Antep’te ve Urfa’da, Rusu Kars’ta, Yunanlıyı Ege’de sürmüşler. Dedem anlatırdı: Yunan askeri geldiğinde işbirlikçileri tespit ettik, tek tek ayıkladık.
Niyet Temizliği ve Hac İbadeti
İslam dünyasında birleşmenin olabilmesi için önce İslam düşüncesi olacak, iman dert olacak. ‘Oturup çayımızı içer, tefekkür ederiz, rabıtamızda taşları pişman keseriz’ demekle olmuyor. Rabıtada neyin bu? Böyle bir rabıta yoktur. Şeyh Şamil’in dervişleri gidip düşmanla savaştılar; biz ise ‘düşündük’ deyip meydanda yokuz.
Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: ‘Herkes niyetine göre karşılığını alır.’ Hicret eden kimsenin niyeti Allah ve Resulü için ise hicretinin karşılığını alır. Niyeti bir kadına ulaşmak veya dünya kazancı ise onu bulur. Almanya’ya hicret edenler de böyleydi; niyetleri dünya olduğu için dünyaları güzel oldu ama aileler bozuldu.
Hac ve Niyet Bozukluğu
Bir adam Kâbe’de tavaf ederken kadınlara bakıyor. Dedim ona: ‘Tavaf, niyet, niyaz alır mı?’ Yani sen tavaf ederken kadına mı niyet ettin? O zaman kadını alırsın oradan. Beytullah’ın etrafında, bütün peygamberlerin, evliyanın, meleklerin nefesiyle dolanmış olan yerde kalkıp başka şeyler düşünüyorsun! Adamın niyeti has değil; o oraya başka niyetlerle gelmiş.
Koca koca şeyhler beş yıldızlı otellerde kalıyor, Harem-i Şerif’e yukarıdan bakıyorlar. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ‘El-fakru fahrî — fakirlik benim iftiharımdır, ben fakirlerle beraberim’ buyurmuş. Sen on bin dolarlık hacca gidiyorsun ama derviş olduğunu iddia ediyorsun. Bu vahdet böyle sağlanmaz.
İmana Hizmet Derdi
Birinci niyetimiz imana hizmet etmek olmalıdır. Diyeceğiz ki: ‘Böyle imana hizmet etmek için kendimi adadım, derdim budur.’ Eğer bunun için gece gündüz ağlamıyorsanız, kendinizi hesaba çekmiyorsanız, vallahi imanınız kemale gelmez. Bir kimsenin iman hizmeti derdi yoksa, bununla alakalı bir gayret ve çalışması yoksa, son nefesinde imanı tehlikededir.
Ama biz ne yapıyoruz? Borçlar, çocuklar, ev, araba derdi ile İslam’a hizmet için dertlenmeye zaman kalmıyor. ‘Sohbete geliyorum’ diye büyük mücahitlik sanıyoruz. Adam derse gelirken bile ev altüst oluyor: ‘Yemeği erken hazırla, özel araba lazım, özel çağrılma lazım.’ Dert almamış üzerine; iman hizmetiyle alakalı kendisinde bir sıkıntı yok.
Hile ve Hesaptan Arınma: Duanın Kabulü
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri buyurur ki: ‘Hile ve hesaptan oldun dua zamanı gelir.’ İnsan kendi içinde hep bir şeyi hesap eder. Niyet temiz olursa hesabın kalmaz. Hesabın yoksa içinde fitne de yoktur, yanlış düşünceler de yoktur. Hiç kimseye hile yapmıyorsun, tuzak kurmuyorsun; o zaman safiyete ulaşırsın. Safileştiğin zaman yapılan duayı Cenab-ı Hak kabul eder.
Ama içinde hesap varsa, kin varsa, kibir varsa, dünya sevgisi varsa, Allah o gönle tecelli etmez. Tecelli edeceği yer temiz olmalıdır. Tövbe etmiş, arınmış, paklanmış olmalıdır. İçindeki bu kirlerden arınmadan zikrullah oturmaz, marifet yaklaşmaz, dua kabul olmaz.
Hz. Âdem’in Tövbesi ve Tevhid Nuru
Hz. Âdem Aleyhisselam cennetten indirildikten sonra kırk yıl ‘Ya Rabbi, ben nefsime zulmettim, beni affet’ diye ağladı, dua etti. Allah ancak o zaman onu temizledi. Nefsini gördü, isyanını kabul etti, tövbesinde samimi oldu. Cenab-ı Hak Âdem’i yaratmadan önce kırk yıl güneşe karşı tutup pişirdi, sonra kendi ruhundan üfledi. Meleklere ‘Âdem’e secde edin’ buyurdu; Azazil hariç hepsi secde etti. Azazil ‘Ben ateşten yaratıldım, o topraktan; ona secde etmem’ dedi ve kovuldu.
Cenab-ı Hak Âdem’e kıyamete kadar gelecek bütün ilimleri öğretti, sonra meleklere ‘Gelin Âdem’e ne soracaksanız sorun’ buyurdu. Âdem tüm sorulara cevap verdi; çünkü esmâ-i ilâhiyyenin sırları kendisine talim ve terbiye edilmişti.
Tevhid Nuru Bitmez
Tevhid nuru kıyamete kadar bitmez, inkıtaya uğramaz. Allah’ın velayetiyle devam eder. Peygamberler insanları imtihan eden mihenk taşlarıdır; bir şeyin içine kimya atarsın, pasını çıkarır, bakırını çıkarır, özü kalır. İşte insanlar da bu imtihanlardan geçerek hakiki halleri ortaya çıkar. Bizim Peygamberimiz en üstün peygamberdir. Ebu Cehil, Peygamber gelmeden önce ‘Hikmetin Babası’ anlamında Ebü’l-Hakem diye tanınırdı; Muhammed Mustafa’ya düşmanlık edince Ebu Cehil oldu.
Tevhid nurunun da başlangıcı yoktur, sonu da olmayacaktır. Kim iman ediyorsa onun üzerinde bu tevhid nuru vardır. Ama kimisinde güneş gibi yanar, kimisinde floresan gibi; fark burasıdır. Allah bizi muhafaza eylesin.
Kaynakça ve Referanslar
Hadis-i Şerif Kaynakları
- “Ümmetim deniz köpüğü gibi olacak” hadisi — Ebû Dâvûd, Sünen, Kitâbü’l-Melâhim, No: 4297; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/278
- “Her kişi niyetine göre karşılığını alır” (Hicret hadisi) — Buhârî, Sahîh, Bed’ü’l-Vahy, No: 1; Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-İmâre, No: 1907
- “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi — Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, No: 112; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr
- “El-fakru fahrî” (Fakirlik benim iftiharımdır) rivayeti — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, No: 1835 (senedi tartışmalıdır)
- “Duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter” hadisi — Müslim, Sahîh, Mukaddime, No: 5
Kur’ân-ı Kerîm Referansları
- Hz. Âdem’in tövbesi: el-A’râf 7/23 — “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, bizi bağışlamazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz”
- Meleklerin Âdem’e secdesi: el-Bakara 2/34 — “Meleklere ‘Âdem’e secde edin’ dedik; İblîs hariç hepsi secde etti”
- İblîs’in kibrinden secde etmemesi: el-A’râf 7/12 — “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın”
- Esmânın talimi: el-Bakara 2/31 — “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti”
- Ümmetin birliği emri: Âl-i İmrân 3/103 — “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın”
Tasavvuf ve Diğer Kaynaklar
- Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî — “Hile ve hesaptan oldun dua zamanı gelir” sözü, Mesnevî-i Şerîf’ten mülhem bir ifade
- Şeyh Şâmil el-Dağıstânî — Kafkasya mücadelesinde dervişleriyle birlikte Ruslara karşı cihat etmiş Nakşibendî-Hâlidî şeyhi (1797-1871)
- Risâle-i Nûr hareketi ve Said Nursî — Bediüzzaman Said Nursî’nin (1878-1960) eserleri etrafında oluşan İslâmî hareket
- Ebu Cehil (Amr b. Hişâm) — Cahiliye döneminde Ebü’l-Hakem lakabıyla anılırken, Peygamber’e düşmanlığı sebebiyle Ebu Cehil (cehaletin babası) olarak adlandırılmıştır